PALAVRA POLİTİKALARININ İFLASI
VE
DEVLETİN PARAZİTLERİ KUSMASI
AKP’nin kurucu akıl hocalarından Akit gazetesi eski yazarı Abdurrahman Dilipak’tan ilginç bir yazı!..
TERS KÖŞE (5 Haziran 2023):
“Fuhuş, uyuşturucu, marka ve lüks tutkusu derken, bizim ‘modern muhafazakârların’ (yani AKP yandaşlarının A.A.) geldiği nokta, dudaklarınızı uçuklatacak hale geldi. Su geçiren oje, abdeste mâni olmayan rujlarımız var artık. Helal likör, helal bira, helal şampanyalarımız var. Yakında helal etiketli rakı da çıkaracaklar.
Hani biz başkalarına benzemeyecektik? (Oysa 24 yıllık AKP iktidarlarında) Siyasilerimiz, bürokrasimiz, ahlâk zafiyeti içinde.
‘Bebeğin cinsiyetini tahmin partisi’ diye bir parti duydunuz mu siz? Bizimkilerde var. Hatta ‘After umre party’ bile var. Eskiden hac ve umreden dönenlerin evinde tebrik ziyaretleri olurdu, tebrike gelenlere tesbih ve seccade hediye edilirdi, ama bu işin bir adabı olurdu. Şimdi Rock müzik eşliğinde zikir party’si bile var artık.
Yatlarda ‘happy birthday party’ gibi rezaletler de var. Katılan kadınların hepsi tesettürlü tabii! Ramazan iftarını party’e dönüştürenler bile var, şatafat, müzik, kadınlı erkekli rengârenk giysiler içinde semazenlerle başlıyor.
Şimdi ‘Baby shower party’ çıkmış. Bekârlığa veda partisi adı altında fuhuşa özendirenler bile var. Tesettürlü ama, lüks, israf, ne istersen var. Artık bu işler için ajanslar var, altın kaplamalı pasta sunumlarına kadar, Körfez ülkelerindeki rezillikleri aratmayacak her şey var. Haram para cüzdanda durduğu gibi durmuyor.
Bu işlerin içinde siyasilerin, bürokratların yakınları, karıları var. Bunlar biliniyor. Yat partilerinde konken oynayan tesettürlü hanımlar var. Zaten başörtüsü; başörtüsü olmaktan çıktı, aksesuara dönüştü. Namazı spor, orucu diyet niyetine dönüştürmüşler. Hac da turizm olmuş. Zaten adı şimdiden belli, hac ve umre turizmi. Kurban da kebap bayramı olunca, bu iş tamamlanır.
Sakal bırak, başörtüsü tak, sonra onlar (Haçlı Batılılar ve sosyete soytarılar) ne yapıyorsa aynısını yap. Seremoni, ritüel, ikonalar, hepsi aynı. (Yani AKP, yandaş İslamcıları fikren ve fiilen Hristiyanlaştırmış durumda A.A.)
Bu gidişle Gay dergâhlarına az kaldı. Aşağılık kompleksi bizi mahvediyor. Sadece makam sahiplerinin değil, her seviyenin ayağı kayıyor. Yakında piercingli, tattoolu imamlar görürseniz şaşırmayın… Kimileri Lale Devri sosyetesinin yaptıklarını Osmanlı zannediyor, kimileri mevlidleri bile party’lere dönüştürüyor. Artık ilahiyatlarda bile namaz kılanlar yüzde 50’nin altına düşmüş bulunuyor… İnandığımız gibi yaşamayınca, yaşadığımız gibi inanmaya başladık. Bunun sorumlusu kim?” diye soran ve riyakârlık yapan Bay Abdurrahman Dilipak, bunun baş sorumlularından birisi de siz oluyorsunuz! Rahmetli Erbakan Hoca “Şu AKP, ekonomiyi bozup milleti aç bırakmak, İslam’ı ve ahlâkı yozlaştırmak ve Haçlı AB üzerinden Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmak üzere Siyonist-emperyalist odaklarca iktidara taşınmıştır” dediği zaman burun büküyordunuz… Şimdi AKP’nin yaklaşan yıkılışını görünce mi “Ben uyarmıştım!” rolüne soyunuyorsunuz?
Başka bir yazısında Abdurrahman Dilipak, AKP’lilere zehir zemberek şöyle sataşıyor gibi yapıyordu!
“Hani ‘bir topluluğa olan öfkemiz bile bizi onlar hakkında adaletsizliğe sevk etmeyecek’ idi! Hani ‘İşi bilene ve emaneti gözetene verecektik’, ehliyet ve liyakat ne oldu? Satınalmacılar, ihale komisyonu üyeleri, insan kaynakları müdürleri, ‘hamili kart yakınımdır’ benzeri şeyler yazan, ‘ehliyet ve liyakat’ hatırlatması yapmadan ‘işe adam’ değil, ‘adama iş’ ayarlayan ‘hoca efendiler’, bütün bunların hesabını vereceksiniz… (Ey AKP’li) Vakıf mütevellileri, partizanlar, ihale komisyoncuları, hemşericilik ayağına yatanlar, milletin vekâletine talip olup, şehrin emanetini alıp kendine vekâlet verenlere ihanet edenler, (derbeder olup gideceksiniz!..) Ey emanete hıyanet edenler, menfaatleri için 40 takla atan, yalan söyleyenler, Allah topunuzun belasını verecektir bekleyiniz!.. Ne zaman ‘biz zalimlerden olduk’ diyecek ve tevbe edeceksiniz? Allah’ın gazabı yakanıza yapıştıktan sonra mı pişmanlık göstereceksiniz?.. Vazgeçmeyecekseniz, yakın olan bir azabı bekleyin. Canınız cehenneme! Yakında nasıl bir yıkılışla yıkılacağınızı göreceksiniz!..”
(Birbirine karışan ve çirkefe bulaşan) Siyaset-MEDYA-İş Dünyası ve Bürokrasiyi ARINDIRMA imkânı var mı?
Her siyasi iktidar, kendi iş dünyası ya da zenginini oluşturacağına göre, demek ki siyasetin doğası böyledir. Ardından siyaseti de birilerinin finanse etmesi beklenir. Siyaset Kurumu ve Siyasiler, sadece iş dünyasının büyümesi, gelişmesi ve palazlanmasına aracılık etmezler; kamu kurumlarına, kendilerine yakın ehliyetsiz ve liyakatsiz, kifayetsiz muhteris tipleri yerleştirirler ve yüksek makamlara gelmesine de aracılık ederler.
• Özetle; Siyaset Kurumu, Basın-Medya Çalışanları, İş Dünyası ve Bürokrasi birbirlerinden karşılıklı olarak beslenirler.
• Siyaset kurumu ve siyasilerin tavassut ettiği, Basın-Medya Çalışanları, İş dünyası ve bürokratların giderek kirlendiği, temizlenmesi ve arınması gerektiği sürekli gündemdedir.
Peki, gerçekte, siyaset kurumu, basın-medya çalışanları, siyasiler, iş dünyası ve bürokrasinin tamamı kirli midir? Kenarda köşede kalmış, çarkın içine girmeyen, bir kenara atılmış ve itilmiş, Temiz ve Tertemiz Kalan Siyaset adamı, Basın-Medya çalışanları, İş dünyası ve Bürokratlara rastlamak mümkün değil midir?
Çok az da olsa bunlar vardır ve toplum olarak tamamen batma-çürüme-ahlâki yozlaşma ve yok olma durumuna gelmediysek, Temiz olan ve TEMİZ kalan siyasiler, Basın-Medya çalışanları, iş adamları ve bürokratlar sayesinde olduğunu söylemek lazımdır.
Siyasette, Basın-Medya içerisinde, Siyasilerde, İş dünyası ve Bürokraside; kamu malına ve tüyü bitmemiş yetim haklarına el uzatmak ve hırsızlığa aracılık yapmak suretiyle kirlenme yaşanmaktadır. Ama bu böyle gitmez; bütün bu çevrelerde arınma ve temizlenme mutlaka olacaktır. Toplumun; temiz kalanları, harama ve kire bulaşmamış olanları, her daim takdir edip sahip çıktığını hatırlatalım. Haram ve Kirli kazançla mutlu yaşanmaz. Haramzade ve Kirli kişiler ile yol alınmaz. Haramzade ve Kirli olanlar zamanla her yere SİRAYET eder; kanser gibi her kişi ve her kuruma metastaz yapacaktır.
Ama unutmayalım ki; Kadim Türk Devlet Aklı ve Devlet Yönetim çarkı (veya Allah’ın adalet kılıcı ve derin intikam kadroları), her gün 18 yaşındaki cevvaliyete ve 70 yaşındaki akıl, erdem, irade ve tecrübeye sahip durumdadır ve bu kirlenme ve çözülme sürecine de her halde el koyacaktır.
Evet, belki unutanlar; HATA-İHMAL ve İHANETLERİNE yenilerini katacaklardır. Harama ve KİRE bulanacak, Haram ve KİR kümeleri her yeri ve her kurumu kanser gibi kaplayacaktır. Zaten haram ve kir bulaşıcıdır. Cibilliyeti bozuk tipler önünde sonunda anlaşılır ve gerekli tedbirler alınır. DEVLETE ve MİLLETE karşı yapılan Hakaret ve İHANETİN bedeli ehlince bilinip durmaktadır. Devletin malına ve Milletin bekasına el uzatan tüm eller günü geldiğinde kırılacaktır.
Devletin sağlamış olduğu makam ve imkân çerçevesinde, yasal olmayan yollardan YIĞDIKLARI veya ÇALDIKLARI tüm dünyalıklarına el konulacaktır.
Çünkü, her türlü Haramlardan ve Kirli kazançlardan arınmak şarttır; aksi halde HELAK yakındır.
ESKİLER ve EKSİLERLE, HARAMZADELER ve KİRLİ ekiplerle YENİ ve ADİL bir DÜZEN ve asil bir SİSTEM kurulamaz! Hainlerle ve işbirlikçilerle YENİ bir DÖNEM ve DEVİR başlayamaz!
Ancak TEMİZ olanlarla, selim bir akıl ve vicdan taşıyanlarla yeni bir SİSTEM ve DÜZEN kurulabilir, yeni bir DEVİR ve DÖNEM başlayabilir, başlayacaktır!..
Yani kutlu bir Kurucu İrade ve Kuvay-i Milliye Ruhunu temsil edenlerin önderliğinde, siyaset kurumu, iş dünyası ve bürokrasideki RESTORASYON süreci ile Büyük ve Güçlü Türkiye yolculuğu başlayacaktır.
DEVLET, YENİ DÖNEME yönelik; Siyaset dairesinde, Siyasilerde, Basın-Medya çerçevesinde, İş Dünyası ve Bürokraside, gerekli tüm önlemleri Beka uğruna almak zorundadır ve Devlet; KİRE BULANMIŞ HARAMZADE tipler ile mutlaka HESAPLAŞACAKTIR. Hesaplaşma olmadan Helalleşme olamayacaktır. Devletin hesaplaşma ve helalleşme sistemi, ehline malum konulardır.
“Allah; ihmal etmez, imhal eder (intikam için erteler)” hikmetince, Devlet de İhmal Etmez! Sadece Mühlet Verir! unutmayınız…
Devlet yönetim sistematiğinin gereği; Millete ait işlerin bir nizam ve denetim çarkı çerçevesinde yürütülebilmesi için tüm kamu kurum ve kuruluşlarında, hiyerarşi mutlaka olmalıdır! Peki, çalışanlar arasında böyle bir hiyerarşi olması gerekirken, devletin yapılan tüm işlerinde, kanun ve yasaya uygunluk olmalı mıdır? Yoksa makama gelen her kişi kendi düzenini veya kendi Mafya kanunlarını mı koymalıdır?
Devlet olmanın manasını bilenler için bunun yanıtı açıktır. Devlet; kurumlar, kanunlar, yasalar, yönetmelik ve adalet kuralları ile ayakta kalır. Peki, Devlet yönetiminde yasa, yönetmelik ve tüzüğe uymamanın cezası, neler olmalıdır? Ya da Devlet yönetiminde, yasa-kural ve yönetmeliklere uymayanlara yönelik bir ARINMA olacak mıdır?
Devletin tüm işlerinde; kanun ve kurallara kesinlikle uyulmalıdır! Devlette, kanun, yasa, düzen ve nizamın olmadığı durumlarda ise sisteme kaos hâkim olacaktır! Kaos, başıbozukluk anlamındadır. Artık Türk Devlet Aklı, kaosa fırsat tanımayacaktır. Devlet, kimsenin babasının ÇİFTLİĞİ sanılmamalıdır! Devletin bütün makam ve görevleri sadece asil millete hizmet etmek için vardır! Devletin makamları, fantezi üretme ve keyfi saltanat sürme yerleri olursa, kıyamet yakındır!
“Nasıl olsa Devlet görmüyor, duymuyor ve yaptığımız yanımıza kâr kalıyor!” şeklinde kuruntulara kapılanlar olacaktır! Farkında olmadan bazıları haddini aşacaktır! Devlet böyle bir durumda sadece UYUR ROLÜ yapmaktadır! Devlet, gerektiğinde ölü taklidi yapar! İhanet içinde olanlar, zanneder ki; Devlet yok ve çöktü!.. Şımardıkça şımarır! Sonra bunlar kendilerini tanrılaştırır!.. Ve sonrası intikam ve yıkımdır! Devlet; adalet, yasa ve töre ile ayakta kalır! Devlet, acele etmez! Devlet, devlet ve millete karşı yapılan tüm ihmal ve hataları erteleyip yarına bırakabilir, fakat kimsenin yanına bırakmayacaktır!
Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır. Gerçeklerin önünde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır! Kadim Devlet Aklı ve İlahi Adalet çarkı, kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır!
Devlet; sadece bazı belediyelerde değil, genel yönetimde de; devletin ve milletin malına, özellikle de tüyü bitmemiş yetim hakkına el uzatan ve yolsuzluk yapan haramzadelerden, elbette hesabını soracaktır ve her hain ve zalim mutlaka cezasını bulacaktır! Başka türlü arınma olmayacaktır! Arınma olmadan da temize çıkılamayacaktır!
Devlet asla ihmal etmez sadece tehir eder ve yularını uzatır!.. Her seçim bir vazgeçiş olduğuna göre halk da imtihandadır…
HARAM ve İHANET dolu İblis ve İblis çocuklarının yoluna mı uymaktadır? Yoksa ADALET-HAKKANİYET ve HELAL-Rahmani olan TEMİZLERİN yolunu mu tutmaktadır?
Evet, her seçiş bir vazgeçiş sayılır. Neleri seçiyor ve nelerden vazgeçiyoruz? sorusunu yanıtlamak zamanıdır.[1] Her seçişin tabii ki bir BEDELİ-HESABI ve CEZASI, mutlaka olacaktır!
Bilal Erdoğan’ın “Cumhurbaşkanımızı Biraz Daha Güçlü Kılsaydık, İsrail Soykırım Yapamazdı; (Onu Tam Yetkilerle Donatmayarak) Cumhurbaşkanımızın Gücünü, Enerjisini Azalttık!” Safsatası!
Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep T. Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan, “Cumhurbaşkanımızın kıymeti anlaşılacak elbette ama geç anlaşılmasaydı daha iyi olurdu. Şu 23 yılın ortalarında bir yerde bile, Cumhurbaşkanımızın arkasında daha güçlü dursaydık, bugün biz çok daha güçlü olurduk. Biz Cumhurbaşkanımızı biraz daha güçlü kılsaydık (yani daha geniş yetkilerle donatsaydık) şu İsrail, şu soykırımı yapamazdı. Ama biz âdeta bu içimizdeki fitnelerle, bu içimizdeki kaypaklarla, bu içimizdeki hainlere verdiğimiz primlerle Cumhurbaşkanımızın gücünü, enerjisini azalttık. Bu ülkenin yurt dışındaki gücünü, enerjisini azalttık. Çok daha güçlü olabilirdik” sözleriyle âdeta saçmalamıştı. Çünkü şu anda yeryüzünde babasından daha geniş yetkilere sahip kaç kral vardı?
Yoksa şehzade Bilal, babasından sonra kendisinin veliaht ilan edilmesiyle ilgili bir yasa taslağını mı arzulamaktaydı?
Erzincanlı Sanayici ve İş İnsanları Derneği’nin (ERSİAD) ev sahipliğinde “Türkiye Yüzyılında Erzincanlı İş İnsanlarının Misyonu” programı hazırlanmıştı. Programda konuşan Bilal Erdoğan, Türkiye’nin 25 sene önce 67 milyon nüfusa sahip olduğunu, milli gelirin de 200 milyar dolar olduğunu anımsatarak, “Geldiğimiz nokta ne oldu? 86 milyonluk Türkiye, milli gelir 1,5 trilyon dolar. Yedi kattan fazla büyümüş bir Türkiye” diye hava atmıştı. İyi de dış borcumuzun 1,5 trilyon dolara çıktığını ve Türkiye’nin bir nevi esir alındığını niye hatırlatmamıştı?
“Cumhurbaşkanımız uluslararası sistemde en saygı duyulan lider” ise niye 7 milyonluk kuduz İsrail, Gazze barışına garantör olan Sn. Erdoğan’ı hiç takmamaktaydı?
“Kişi başına milli gelirin 3 bin dolarlardan bu sene itibarıyla 18 bin dolara çıkacağı” palavrasını aktaran Bilal Erdoğan’a sormak lazımdı:
“Bu palavranıza göre, 3 çocuklu ve 5 nüfuslu bir ailenin ortalama yıllık gelirinin 18 bin dolardan toplam 4,5 milyon geliri olması lazımdı. Oysa asgari ücretliler bunun 50’de birini dahi alamıyorlardı. Bu yalan palavralarınızla yakında batacaksınız!”
“FETÖ’cü hain alçak kimseleri” siz başımıza bela sardınız!
Bilal Erdoğan, ekonomik imkânlar artınca ülke siyasetinin de dünyadaki tesirinin arttığı havaları atmıştı, “Milletçe bu duygunun arkasına hakkıyla geçmiyoruz. Bugün hâlâ üç-beş kıytırık FETÖ’cü kaçtıkları, gittikleri ihanet merkezlerinden, hâlâ Türkiye’de kamuoyunu sosyal medya üzerinden karıştırabiliyor. Hâlâ abuk sabuk, yalan, iftira dedikodularını Türkiye kamuoyuna yayabiliyor. Bunların FETÖ’cü olduğu belli, bunların hain olduğu belli, bunların alçak olduğu belli. Neden hâlâ onların haberlerine itimat edebilen, onların haberlerini yayabilen insanlar var?” ifadelerini kullanmıştı. İyi de bu FETÖ’yü başımıza bela edenler de sizler olmadınız mı?
Türkiye’deki doğurganlık hızı endişe verici boyutlardaydı!
Bilal Erdoğan, Türkiye’de doğurganlık hızının 1,5’in altına düştüğünü belirterek, “Normalde 2,1 olsa nüfusun yaş ortalamasını koruyorsunuz. 1,5’in altına düşmek demek Türkiye’nin hızla yaşlanması demek. Türkiye’de 10-15 yıl önce birinci sınıftaki öğrenci sayısı 1,5 milyonun üzerindeydi. Bugün 930 bin, inanabiliyor musunuz? Düşmesi ne demek biliyor musunuz? 2100 yılında Türkiye’nin nüfusunun 50 milyonun altına düşmesi demek. O zaman 10 milyarlık dünyada 50 milyonluk Türkiye ne kadar tesirli olabilir? Ne kadar güçlü olabilir? Bu sadece ekonomik mesele değil” diye dert yanmıştı. Yahu aile kurumunun altını oyan; faiz, fuhuş, kumar sistemiyle toplumu kısırlaştıran AKP iktidarı olduğuna göre, siz hâlâ hiç utanmadan nasıl babanıza daha geniş yetkiler istiyorsunuz?
Sahte Çürük Raporu Alarak Askerlikten Kaçan AKP’li Vatana Duyarsızların Başında Bilal Erdoğan Vardı!
İşte Onlardan Bazıları:
AKP Kurucusu Recep T. ERDOĞAN’ın oğlu Ahmet Burak ERDOĞAN,
AKP Kurucusu Recep T. ERDOĞAN’ın oğlu Necmettin Bilal ERDOĞAN,
AKP Kurucusu Recep T. ERDOĞAN’ın damadı Berat ALBAYRAK,
AKP Kurucusu Ahmet DAVUTOĞLU’nun damadı Mehmet Talha TOPÇU,
AKP Kurucusu Bülent ARINÇ’ın oğlu Ahmet Mücahit ARINÇ,
AKP Kurucusu Binali YILDIRIM’ın yeğeni Süleyman VURAL,
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk ÇELİK’in oğlu Enes ÇELİK,
Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris GÜLLÜCE’nin yeğeni Yusuf Peyami ŞAMLI,
Dışişleri Bakanı Mevlüt ÇAVUŞOĞLU’nun yeğeni Osman ÇAVUŞOĞLU,
Eski Bakan Muammer GÜLER’in yeğeni Mahmut Hakan GÜLER,
Eski Bakan Zafer ÇAĞLAYAN’ın yeğeni Ahmet Bahadır ÇAĞLAYAN,
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay KILIÇ’ın eniştesi Egemen DÖVEN,
Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi EKER’in yeğeni Nedim EKER,
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin CANİKLİ’nin yeğeni Kerim CANİKLİ,
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin CANİKLİ’nin yeğeni Oğuzhan Mustafa TARHAN,
Gümrük ve Ticaret Bakanı Nurettin CANİKLİ’nin yeğeni Yasin CANİKLİ,
Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK’in yeğeni Ömer Faruk ŞİMŞEK,
Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI’nın oğlu İbrahim Can AVCI,
Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI’nın yeğeni Abdullah Emre YÖNLÜER,
Milli Savunma Bakanı İsmet YILMAZ’ın yeğeni İbrahim Can YILMAZ,
Milli Savunma Bakanı İsmet YILMAZ’ın yeğeni Tarık Eren YILMAZ,
Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel EROĞLU’nun oğlu Mehmed EROĞLU.
Sahte Raporla Askerlikten Kaytaran AKP’li Belediye Başkanlarının Akrabaları:
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih GÖKÇEK’in yeğeni Ömer Hakan AĞAN,
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir TOPBAŞ’ın oğlu Mustafa Ömer TOPBAŞ,
Kocaeli Büyükşehir Belediye Başkanı İbrahim KARAOSMANOĞLU’nun oğlu Abdulhalim KARAOSMANOĞLU,
Malatya Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet ÇAKIR’ın oğlu Emre ÇAKIR,
Sakarya Büyükşehir Belediye Başkanı Zeki TOÇOĞLU’nun oğlu Gani TOÇOĞLU.
Not: Elimizde böyle sahte raporla askerlikten kaytaran ve vatani duyarlılığı olmayan yüzlerce AKP’li isim vardı! Yahu kutsal vatani görevinden kaçmak için, sahte sağlık raporları alan duyarsız ve ayarsız insanların, bir de kalkıp ucuz ve uyuz kahramanlık taslamaları mide bulandırıcıydı!
- https://ahmetunver.com.tr

“ESKİLER ve EKSİLERLE, HARAMZADELER ve KİRLİ ekiplerle YENİ ve ADİL bir DÜZEN ve asil bir SİSTEM kurulamaz! Hainlerle ve işbirlikçilerle YENİ bir DÖNEM ve DEVİR başlayamaz!
Ancak TEMİZ olanlarla, selim bir akıl ve vicdan taşıyanlarla yeni bir SİSTEM ve DÜZEN kurulabilir, yeni bir DEVİR ve DÖNEM başlayabilir, başlayacaktır!..
Yani kutlu bir Kurucu İrade ve Kuvay-i Milliye Ruhunu temsil edenlerin önderliğinde, siyaset kurumu, iş dünyası ve bürokrasideki RESTORASYON süreci ile Büyük ve Güçlü Türkiye yolculuğu başlayacaktır.”
Tüm insanlığı bunalımdan şüphesiz Adil Bir Düzeni bilen kurtaracaktır. Yani sorunları Kur’an, sünnet ve insan eksenli çözümler üretebilen insanlığı adalate, saadete eriştirecektir. Yani insanlık temiz, adil, vicdan ehli, feraset sahibi, bilge liderini hasretle beklemekte.
Önünde sonunda geçici süre başta olan Batıl ve avenesi çökmeye yıkılmaya her daim mahkumdur ve Hakk da her daim hakim olacaktır…
Devran Milli Çözüm’ündür!
Çatlasanız da, patlasanız da, kin ve hasedinizden kıvranıp dursanız da… Beklenen ve müjdelenen zafer ve şeref MİLLİ ÇÖZÜM’e ait olacaktır!..
İşte bizzat Aziz Erbakan Hocamızın o tarihi ve talihli hatırlatmaları:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
““Nasıl olsa Devlet görmüyor, duymuyor ve yaptığımız yanımıza kâr kalıyor!” şeklinde kuruntulara kapılanlar olacaktır! Farkında olmadan bazıları haddini aşacaktır! Devlet böyle bir durumda sadece UYUR ROLÜ yapmaktadır! Devlet, gerektiğinde ölü taklidi yapar! İhanet içinde olanlar, zanneder ki; Devlet yok ve çöktü!.. Şımardıkça şımarır! Sonra bunlar kendilerini tanrılaştırır!.. Ve sonrası intikam ve yıkımdır! Devlet; adalet, yasa ve töre ile ayakta kalır! Devlet, acele etmez! Devlet, devlet ve millete karşı yapılan tüm ihmal ve hataları erteleyip yarına bırakabilir, fakat kimsenin yanına bırakmayacaktır!
Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır. Gerçeklerin önünde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır! Kadim Devlet Aklı ve İlahi Adalet çarkı, kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır!”
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/palavra-politikalarinin-iflasi-ve-devletin-parazitleri-kusmasi/
Her bir cümlesi ayrı ayrı ders yapılması gereken bir muazzam bir makaledir. Şunu anlıyoruz ki, binlerce yıllık devlet geleneğine sahipseniz hiç bir şeyi unutmazsınız, yapılan iyilikleri de kötülükleri de, karşılığının verilmesi gereken zamanı büyük bir sabırla beklersiniz ve gerekeni yaparsınız, zerre gözünüzü kırpmadan çünki, tüyü bitmemiş yetimin hakkı vardır birilerinde ve o hakkı söke söke alır ve sahibine iade edersiniz.
Abdurrahman dilipakın itirafları.!?
Bilal Erdoğan’ın, Dilek ve temennileri.!?
Bilal Erdoğan nın açiklaması
sanki; TBMM de Akp nin 24 yıldır 3 millet vekili ile devam ettikleri ,Muhalefet partisi sözcüsü gibi konuşması.!! ve bu konuşmaya Cumhur ittifakından da hiç bir yanıt gelmemesi, hatta Yandaş sivil toplum kuruluşlarındanda ses çıkmaması.. Tam bir Narkoz etkisi.!
İktidarın vermiş olduğu güç ile, Devletin imkanları nı kullanarak
Akp zihniyetinin narkozu ,
Halkımızın çoğu , 24 yıldır Narkozlanmış durumda (özellikle Akp tabanı)
Narkozu verenlere de,Gerçek olayları görmesin duymasınlar diye, Yandaş yöneticilerinin sözcüsü konumunda olanları ,cesaretleri için “pudra şekerine” İten bir zihniyet, ve buna karşılık hunharca gösteriş budalası,şaşalı bir hayat, azgınca bir yaşam biçimine geçmiş durumdalar.. A.A
Münafıklığın neden kâfirlikten daha alçak olduğunu bu makale ile bir kez daha anlıyoruz.
Dini istismar ederek, din düşmanlarından daha fazla,
Milliyetçiliği istismar ederek de faşistlerden daha fazla ülkeye maddi ve manevi zarar ancak bu kadar verilebilirdi…
Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır!
Kadim Türk devlet aklını ve devlet yönetim çarkını veya Allah’ın adalet kılıcı ve derin intikam kadrolarını unutanlar!
Devlet yok ve çöktü zannedip, şımardıkça şımarmakta ve ihanetlerinin yanına kar kalacağını zannetmektedirler.
“Nasıl olsa Devlet görmüyor, duymuyor ve yaptığımız yanımıza kâr kalıyor!” şeklinde kuruntulara kapılıp hadlerini aşmaktadırlar.
Devlet, acele etmez!
Devlet, devlete ve millete karşı yapılan tüm ihmal ve hataları erteleyip yarına bırakabilir, fakat kimsenin yanına bırakmayacaktır!
DEVLETE ve MİLLETE karşı yapılan Hakaret ve İHANETİN bedeli ehlince bilinip durmaktadır…
Devletin malına ve Milletin bekasına el uzatan tüm eller günü geldiğinde kırılacaktır…
Devletin sağlamış olduğu makam ve imkân çerçevesinde, yasal olmayan yollardan YIĞDIKLARI veya ÇALDIKLARI tüm dünyalıklarına el konulacaktır…
Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır.
Gerçeklerin önünde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır!
Kadim Devlet Aklı ve İlahi Adalet çarkı, kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır!
ESKİLER ve EKSİLERLE, HARAMZADELER ve KİRLİ ekiplerle YENİ ve ADİL bir DÜZEN ve asil bir SİSTEM kurulamaz!
Hainlerle ve işbirlikçilerle YENİ bir DÖNEM ve DEVİR başlayamaz!
Ancak TEMİZ olanlarla, selim bir akıl ve vicdan taşıyanlarla yeni bir SİSTEM ve DÜZEN kurulabilir, yeni bir DEVİR ve DÖNEM başlayabilir, başlayacaktır!..
Yani kutlu bir Kurucu İrade ve Kuvay-i Milliye Ruhunu temsil edenlerin önderliğinde, siyaset kurumu, iş dünyası ve bürokrasideki RESTORASYON süreci ile Büyük ve Güçlü Türkiye yolculuğu başlayacaktır.
Haramın faizin boğazdan geçmesi böyle bir şey işte kanı, karakteri bozuyor. 24 yıllık akp iktidarının özeti budur. Sözün bittiği yerdeyiz, helak bekliyoruz ama dua ediyoruz ya Rabbi içimizdeki bu azıtmışlar, yoldan çıkmışlar yüzünden bizi de helak etme…
Bu makale toplumun 24 yılda geldiği noktanın sosyoloji fotoğrafıdır.
Artık ne bedel ödenecekse ödensin ama bu yüz kızartıcı düzen son bulsun…
Boğazdan geçen haram, kana karıştı bir bir,
Faizle beslendi vicdan, çürüdü akıl ve fikir.
Yirmi dört yıl sustu adalet, eğildi her bir omur,
Altınla örtüldü günah, çamura battı onur.
Minber suskun, meydan sağır, hakikat zincirli,
Doğruyu söyleyenler sürgün, yalanlar itibarlı.
Bir lokma helal unutan, saraylarda hükümran,
Halkın duası titrek, gök kapalı, yer duman.
Ya Rab, bedel ne ise razıyız artık buna,
Yeter ki bu yüz karası düzen düşsün toprağa
Azmışların ateşiyle, yakma masumun canını,
Helak gelirken ayır, suçluyla mazlumun adını.
Kurulsun Adil düzen, kökü arşa uzanan,
Ne zamana mahkum olsun, ne saltanata kanan.
Bir çağ değil, ilel ebed bir iz olsun,
İnsan düzene değil, düzen Hakk’a kul olsun.
“Allah; ihmal etmez, imhal eder (intikam için erteler)” hikmetince, Devlet de İhmal Etmez! Sadece Mühlet Verir! unutmayınız…
“Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır. Gerçeklerin önünde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır! Kadim Devlet Aklı ve İlahi Adalet çarkı, kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır!”
Devlet asla ihmal etmez sadece tehir eder ve yularını uzatır!.. Her seçim bir vazgeçiş olduğuna göre halk da imtihandadır…
HARAM ve İHANET dolu İblis ve İblis çocuklarının yoluna mı uymaktadır? Yoksa ADALET-HAKKANİYET ve HELAL-Rahmani olan TEMİZLERİN yolunu mu tutmaktadır?
Evet, her seçiş bir vazgeçiş sayılır. Neleri seçiyor ve nelerden vazgeçiyoruz? sorusunu yanıtlamak zamanıdır.[1] Her seçişin tabii ki bir BEDELİ-HESABI ve CEZASI, mutlaka olacaktır!”
Sayın Bilal Erdoğan’a hatırlatmakta fayda vardı. 96-97 Yıllarında Necmettin Erbakan Başbakanken, üstelik koalisyon hükümeti idi, üstelik 28 şubatlar dönemindeyken, İsrail, Filistine tek bir mermi dahi sıkamamıştı, tek bir Filistinli kardeşimizin burnu dahi kanamamıştı, yetmez 21 şubat 1997 de 28 şubattan bir hafta önce Filistin El Halil bölgesine Türk Askeri gönderilmişti. Tüm bunlar geniş yetkilerle yapılmamıştı, İmanla yapılmıştı imanla İmanla…
Bugün Gazze’nin Filistin’in Doğu Türkistan’ın Sudan’ın hali ortadır. Tüm mazlum Müslüman kardeşlerimiz kurtuluş için Erbakan Gibi Bir liderin gelmesini dört gözle beklemektedirler. Bugün Erbakan Hocamıza, O’nun plan program ve projelerine sahip çıkan tek Milli Çözüm ve Üstad Ahmet Akgül Hocamız kalmıştır. Bu günleri 1980 yılından gören Erbakan Hocamız şu tarihi sözleri TRT ekranlarından haykırmıştı;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve Yeni Bir Devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
YENİ BİR DEVRİN BAŞLAMASI İLE İNŞALLAH, TÜRKİYE VE TÜM İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK ÇARESİ ADİL DÜZEN’E DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH.
Sâffât Suresi 171-172-173 ayetlerinde Rabbimiz şöyle buyurmaktadır;
Andolsun, (peygamber ve Hakka rehber olarak) gönderilen kullarımıza (şu) sözümüz geçmiştir (ve tarafımızdan şu garantiyi vermişizdir): Elbette onlar; mutlaka kendilerine yardım edilecek (nusret verilecek ve zafere eriştirilecekler)dir. Ve hiç şüphesiz; Bizim askerlerimiz (ve desteklediklerimiz) elbette galip gelecek (zalimlerin ve kâfirlerin düzenlerini devirecek)lerdir.
https://www.mealikerim.com/37/saffat
Hakikat ve Adalet bir gün mutlaka ve inşaallah pek yakında ortaya çıkacaktır. Gerçeklerin önünde sonunda gün yüzüne çıkmak gibi bir özelliği vardır! Kadim Devlet Aklı ve İlahi Adalet çarkı, kimsenin yaptığı hata ve ihaneti, yanına ve yarına bırakmayacaktır!
YARINA KALMAZ!
Herkes unutsa da, münafıklar bu geçmişi bu yakın tarihi unutturmaya çalışsa da..
Milli Çözüm unutturmayacak! Bir gün bütün bunların hesabının sorulacağı kutlu vakte kadar hazır bulunacak!..
ÇÜRÜMÜŞLÜK HER YERDE!..
Adamlık lafta, söz yerlerde
Gençlik boşlukta, edep dillerde
Bir elinde sigara, alkol diğerinde
Bozuldu dünya, çürümüşlük her yerde
Zina zulüm aşikâr, adalet nerede
Doldu sahtekar, dürüstlük nerede
Makama taparlar, şuur nerede
Haram kazanırlar, çürümüşlük her yerde
Filistin Arakan, akar kan gözlerde
Suriye Sudan, burukluk gönüllerde
Doğu Türkistan, destansı türkülerde
Doğudan batıdan, çürümüşlük her yerde
Diğer bütün basın medya kuruluşlarının devletimize olan güveni sarsmaya yönelik yayınlar – algılar oluşturduğu bu dönemde, milletimizin devletimize ve kadim Türk devlet geleneklerine olan inancını ve güvenini arttıran (adeta tazeleyen) Milli Çözüm dergisine sonsuz şükranlarımı sunuyorum. Milli Çözüm (zaten defalarca bunu kanıtlamıştır) yine tek gerçek milli yayın olduğunu bir kez daha biz okuyucularına da göstermiştir.
Ümit, devlete ve millete inanç gibi kavramların ne kadar önemli olduğunu milli mücadelemiz bizlere göstermiştir. Herkesin inancını kaybettiği o dönemlerde Mustafa Kemal milletine ve kadim Türk geleneklerine olan inancını sağlam tutmuş ve bu inancı ile Türkiye Cumhuriyetini kurmuştur. Bu gerçeklere göz önüne alındığında bu yazı tarihi bir misyon taşımaktadır. Allah üstadımızdan razı olsun.
“Allah; ihmal etmez, imhal eder (intikam için erteler)” hikmetince, Devlet de İhmal Etmez! Sadece Mühlet Verir! unutmayınız…
“Nasıl olsa Devlet görmüyor, duymuyor ve yaptığımız yanımıza kâr kalıyor!” şeklinde kuruntulara kapılanlar olacaktır! Farkında olmadan bazıları haddini aşacaktır! Devlet böyle bir durumda sadece UYUR ROLÜ yapmaktadır! Devlet, gerektiğinde ölü taklidi yapar! İhanet içinde olanlar, zanneder ki; Devlet yok ve çöktü!.. Şımardıkça şımarır! Sonra bunlar kendilerini tanrılaştırır!.. Ve sonrası intikam ve yıkımdır! Devlet; adalet, yasa ve töre ile ayakta kalır! Devlet, acele etmez! Devlet, devlet ve millete karşı yapılan tüm ihmal ve hataları erteleyip yarına bırakabilir, fakat kimsenin yanına bırakmayacaktır