ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün173
mod_vvisit_counterDün1785
mod_vvisit_counterBu Hafta6759
mod_vvisit_counterGeçen hafta16665
mod_vvisit_counterBu Ay10688
mod_vvisit_counterGeçen Ay67493
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar19018918

IP'niz: 44.192.94.86
Bugün: 07 Tem 2022

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 13043184

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek'le Röportaj

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 6
ZayıfMükemmel 

 

ANKARA YILDIRIM BEYAZIT ÜNİVERSİTESİ

İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi

Çok değerli ve duyarlı Hocamız, Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek Beyefendinin, Milli Çözüm Dergimiz için yanıtladığı sorular ve çok ilmi ve önemli bir röportaj:

        

Milli Çözüm Dergisinden Nevzat Gündüz: Hocam; dinimizde “Tecdid” yenileyici ve öze dönücü ıslah ve irşat hareketlerinin gereği ve bununla ilgili hadis-i şeriflerin işaret ve beşaretleri konusunda bizleri aydınlatır mısınız?

Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek: Bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Öncelikle şunun bilinmesi gerekir: İslam ümmetinin tarih boyunca gelişen ve değişen şartlar, gelişmeler, bilimsel açılımlar ve düşünsel derinlikler muvacehesinde İslam’ı anlamanın, anlatmanın, hazır hale getirmenin ve temellendirmenin adıdır tecdit. Tecdit tarihî süreç içerisinde ilmî, amelî, ahlakî, itikadî ve siyasî alanların hangisinde İslam’ın ana mefkûresinde bir yıpranma, zedelenme, aşınma, yanlış anlaşılma ve inhirafa doğru sapma varsa onu restore etme, İslam’ın asaletini koruyarak tamir etme, zihinleri meşgul eden problemlere cevap verme, inhirafları giderme, o alana bir canlılık kazandırma ve yeniden bir heyecan katmadır. Örneğin; Emevî iktidarı döneminde başta ırkçılık olmak üzere adam kayırma, kamu malını özel kişilere verme gibi yanlış siyasî uygulamalar nedeniyle İslam ümmetinin siyasî yapılanmasında ve siyasî uygulamalarında çok sıkıntılar ve problemler baş göstermişti. Ömer b. Abdülaziz’in adil, hakkaniyetli ve merhametli siyasetiyle İslam’ın siyasal yapılanmasındaki sıkıntılar önlenmiş oldu. Birinci müceddit kabul edilen Ömer b. Abdülaziz’in siyasî tecdit hareketiyle o sıkıntılar giderildi ve İslam ümmeti rahat bir nefes aldı. Yine bir müceddit kabul edilen Gazali (ö. 505) felsefenin istilasına uğrayan ve inançta önemli bir sapma yaşayan birçok Müslüman için düşünsel, bilimsel ve ameli sapmaların giderilmesine vesile oldu. Dolayısıyla tecdit İslam’ın asaletini bozmadan, Kitap ve Sünnetin ruhundan kopmadan ve reformist saplantılara düşmeden İslam’ı güncellemenin ve çağın ilcaatı doğrultusunda okumanın adıdır. Bu itibarla tecdit; İslam ve Müslümanlar için dinamizmdir, heyecandır, zindeliktir, çağın meydan okuyuşlarına karşı duruştur, cevaptır, arınma ve çağın kirlerinden arıtmadır. Tecdidi bu şekilde okumak gerekir. Tecdit asla reform değildir ve dinin asaletine dokunma değildir. Asaletini ve salahiyetini çağın yeni ilmî ve siyasî gelişmeleri doğrultusunda yeniden okuyup değerlendirmek ve başkasına da göstermektir.

Şunu unutmamak gerekir: Bazı âlimlerin de ifade ettiği gibi; her çağdaki tecdit sadece bir alanda değil kimi zaman da birden fazla alanda ve bazen de lokal bir alanda da olabilmektedir. Konu uzundur, bununla iktifa edelim.

          

Milli Çözüm Dergisi: İslam tarihindeki tecdit hareketlerini ve önder şahsiyetlerini, genel bir özetlemek ve örneklendirmek icap etse, kimleri hatırlamalıyız?

Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek: İkinci sorunuzun cevabına gelince; İslam tarihinde ilk müceddit kabul edilen Ömer b. Abdülaziz’dir. Ömer b. Abdülaziz, İslam ümmetinin ilk (talihsiz) günleri sayılan o dönemde siyasî alanda çok büyük bir yıpranma söz konusuydu (bu nedenle) onu onardı. İmam Şafii ikinci müceddit kabul edilmektedir. O da o gün için Müslümanlar açısından büyük bir tehlike arz eden ehl-i hadis ve ehl-i re’y arasındaki ihtilafları önemli ölçüde önleme hususunda büyük bir tehlikeyi önledi. Yine birer müceddit kabul edilen Gazali (ö. 505) ve Razî (ö. 606) İslam âlemini itikadî ve ilmî manada felsefenin etkisinden büyük ölçüde kurtardılar. Diğer mücedditlerden her biri sosyo-kültürel ve siyasal manada birçok badirenin atlatılmasına vesile olmuşlardır. Ayrıca şunu da unutmamak gerekir ki, bir asırda birden fazla alanda birden fazla müceddit gelmiş de olabilir. İkinci önemli husus; tarihin isimlerini kaydettiği mücedditler sadece öne çıkanlardır. Bunların dışında da birden fazla alanda birçok müceddit gelmiştir. Ayrıca her bir müceddidin yaşadığı dönemin siyasal, sosyal, ilmî, ahlâkî ve itikadı şartlarının tamamını bilmiyoruz. Tarih bunları tam olarak bize aktarmamaktadır. Biz sadece çok uzaktan bakabiliyor ve değerlendirebiliyoruz. Bu çerçevede kanaat-i naçizanem şudur ki, İmam Hasan el Benna, üstad Sait Nursi ve Necmeddin Erbakan Hocamız birer müceddittiler.

          

Milli Çözüm Dergisi: Rahmetli Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hocamızı, Tecdit bağlamında hangi konumda saymak ve yararlanmak gerektiği hususundaki kıymetli görüşlerinizi açıklar mısınız?

Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek: Üçüncü sorunuza yanıt olarak; Erbakan Hoca toplumun kıymetini bilmediği nadir tarihi şahsiyetlerden biridir. O, (hem) lokal (hem global) olarak İslam’ın siyasî mefkûresinde önemli, anlamlı ve acil yapılması gereken bir tecdit hareketini üstlendi. O, modern seküler çağın meydan okuyuşlarına İslam’ın siyasal cevaplarıyla karşılık verdi. O, çok farklı bilge bir kişilikti. O; İslami ilimle modern bilimi, O; hikmetle siyaseti, modern organizasyonla cihadı birleştirdi. O; onca siyasi meşguliyetle beraber ibadeti ve Allah’ı tezekkür etmeyi (zikri), O; onca nimet içinde iktisatlı ve kanaatkâr yaşamayı birlikte devam ettirebildi. Onun koruma müdürü şunu bizzat anlattı: Başbakan yardımcısı iken öğle saatlerinde herkes en lüks yemekleri yerken, O çoğu kez kendi cebinden aldığı bir domates, bir biber, yüz gram kaşar veya beyaz peynir ile çeyrek ekmekle yetinirdi. Yine aynı zatın beyanıyla: O; gittiği yerlerde Hilton gibi, Sheraton Hotel gibi otellerde değil, devlet misafirhanelerinde kalırdı. İşin daha ilginç tarafı şuydu; Hoca bütün bunları yaparken bu yaşayışını dışarıya bir reklam vasıtası etmeden yapıyor olmasıydı. İşin hazin tarafı da memleketin dindarlarının büyük bir bölümü maalesef kartel medyanın kötü etkisinde kalarak ve de grup taassuplarından da kurtulmayarak Hoca’yı hep yanlış anlattılar. O günkü kartel medyası belli odaklardan talimat alarak Hoca’yı günde 25 defa reklam için namaz kılan biri olarak tanıttılar. Oysa Hoca hem abitti, hem zakirdi, hem şâkirdi. Onun tecdidi icra ettiği en önemli alan İslam siyasetini toplumun gündemine sokması ve siyasî sorumluluk bilinci olan bir nesli yetiştirmesi, İslam’ın siyasî mefkûresini devlet ve adalet bilincini yeniden ihya etmesiydi. Evet rahmetli Hoca bir beşerdi. Elbette bazı hataları olabilirdi. Ancak Hoca’yı ayrıcalıklı kılan; Onun ileri görüşlülüğü, çağı çok iyi tanıması, bütün dünya Müslümanlarının derdiyle dertlenmesi, olaylara bilgece yaklaşması, modern dönemde İslam’ın en büyük düşmanları olan Siyonizm ve onun kolları olan kapitalizm, Komünizm gibi akımları çok iyi tanıması ve en şiddetli ve sıkıntılı anlarda bile itidalini bozmamasıydı. Keza İslami hayatından taviz vermemesi ve sürekli zikirle ve kulluk bilinciyle meşgul olmasıydı. Onun Koruma Müdürü anlatır: Onun yanında ilk göreve başladığımda Onun başkasından farklı olarak, bize selam vermesini ve de sürekli bir şeyler okumasını anlamamıştım. Çünkü bunlar alışık olmadığım hususlardır. Sonra Hoca’nın yalnız kalınca hep zikirle meşgul olduğunu anladım. Dolayısıyla Hoca zikirle fikri, fikirle şükrü, şükürle ihlas ve sabrı birleştirdi. Sonra Hoca’da müthiş bir planlama, teşkilatlanma, öngörüye sahip olma ve inatla hedefe odaklanma azmi vardı. O, o azmini hiç yitirmedi. Onun azmi, sabrı, samimiyeti, geniş ufku, cihad ruhu, çağı tanıma kabiliyeti, İslam ümmetinin dertleriyle dertlenmesi, ırkçılıktan uzak durarak kardeşlik ve ümmet ruhunu diriltmesi, Kitap ve Sünnete bağlılığı, ümmetin manevi önderlerine saygıda kusur etmemesi, düşmanları iyi keşfetme yeteneği ve özellikle teşkilatçılığı ve teşkilatçılıktaki dikkat ve duyarlılığı tüm nesiller için gıpta edilecek çok önemli bazı özellikleridir.

        

Milli Çözüm Dergisi: Muhterem Hocam, ıslahat ile içtihat arasındaki bağlantıya ve değişmeyen mutlak doğruları esas alarak, değişen ve gelişen şartlara uygun yeni kurum ve kurallar oluşturma ihtiyacına… Ve Rahmetli Mehmet Akif Ersoy’un “İslam’ı çağın idrakine söyletme” arzusu ve amacına yönelik çabaların önemini ve özellikli prensiplerini, lütfen vurgular mısınız?

Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek: Dördüncü sorunun cevabı aslında yukarıda anlattıklarımızdan anlaşılmakla birlikte şunları eklememiz mümkün:

Rahmetli Hoca Asrın ilcaatı/dayatmaları karşısında yeni bir mücadele tarzını geliştirdi (içtihat)… Buna mebni olarak yeni bir eylem planını (ıslahat) ortaya koydu. Hocamız çağın kibrini, küfrünü ve İslam’a karşı ceberrut tavrını ve toplumları ve nesilleri esir alan putlaştırılmış masiyet ve mulhiyat kültürünü, özellikle Müslümanları derinden etkileyen ve onları siyasî müstekbirlerin siyasî kobayları haline getiren fakirlik, cehalet, ihtilaf, taassup gibi hastalıklarını iyi biliyordu ve bunları ortadan kaldırmanın en önemli vasıtasının siyasî erki elde tutmak olduğunu iyi biliyordu. Bunun için bütün mesaisini buna harcadı ve bu siyasî şuuru çok önemsedi. O, bazı aşırı hareketlerin Müslümanlara çok zarar vereceğini görüyordu. Bunun için mücadele ve mücahedesini siyasi parti adı altında yasal bir zeminde sürdürdü. Hoca çok yüksek düzeyde siyasi bir basiret ve ferasete sahipti. Onun için en önemli şey dava için verilen mücahede ve mücadelenin sürdürülmesiydi. Ancak O, mücadelesini hem lokal düzeyde hem de küresel düzeyde sürdürüyordu ve kurduğu D-8 bunun en canlı şahidiydi.

        

Milli Çözüm Dergisi: Erbakan Hocamızın “Adil Düzen” programlarını nasıl anlamalı ve topluma (özellikle ilim erbabına) nasıl anlatmalıyız?

Erbakan Hocamızın:

• İslam Birleşmiş Milletler Teşkilatı

• İslam Ortak Pazarı

• İslam Ortak Dinarı

• İslam Savunma Paktı

• İslam İlim ve Kültür Dayanışma Vakfı gibi evrensel projelerinin ve tarihi D-8 girişiminin İslami ve İnsani temellerine ve hedeflerine sahip çıkılması konusundaki tavsiye ve temennileriniz neler olacaktır?

Prof. Dr. Mehmet Halil Çiçek: Beşinci sorunun cevabı olarak; Rahmetli (Erbakan) Hoca’nın ajandasında olup Müslüman uluslar arenasında dile getirdiği bu paktlar, hem Hoca’nın ne kadar ileri görüşlü olduğunu, hem Hoca’nın İslam’ın derdiyle ne kadar alâkadar bulunduğunu, hem de yeni yetişecek Müslüman genç siyasetçilere yol göstermek arzusunu ifade etmektedir. O, Müslümanları ekonomik borçtan ve bağımlılıktan kurtarmak için İslam Ortak Pazarı’nı, ve uluslararası iktisadî dengelerde Müslümanların bir özgül ağırlığını oluşturmak için İslam Dinarı’nı ve öte taraftan Müslümanların beynelmilel siyasî gücünü oluşturmak için İslam Paktı’nı kurmak istedi. Müslümanların sanayide, ekonomide ve diğer birçok alanda birbirlerinden istifade etmelerini, birikim ve tecrübelerini paylaşmalarını ve aktif bir işbirliği imkânını elde etmeleri için D-8’leri kurdu. Ama ne yazık ki hem içeride hem de dışarıda Hoca’nın siyasî mefkûresi ve özellikle İslam ümmetinin kalkınması için hayata geçirmek istediği kalkınma hamlesi anlaşılmadı. (Bunun olumlu sonuçlarını anlayan malum güçler ve işbirlikçi çevrelerce bu yüzden hedef alındı.)

Erbakan Hoca, İslam ümmetinin 20. ve 21. asırda Müslümanların çokça muhtaç olduğu lider bir şahsiyetti. Zira O, hüsnü siret ile hüsnü sureti, (yüz güzelliği ve öz temizliği) tevazu ile ciddiyeti, gayretle sabrı, nezaketle izzet-i nefsi, zikirle fikri, fikirle şükrü, cihadla ilmi, siyasetle ibadeti, ileri görüşlülük ile tedbirli olmayı hep kendinde toplayan nadir Müslüman Şahsiyetlerden biriydi. Acizane kanaatimce; eğer Hoca’ya bir veya iki iktidar dönemi verilip “Ne yapabiliyorsan yap!” denilseydi; O, Türkiye’yi o kısa süre içinde Almanya ve Japonya’nın seviyesine ulaştırırdı. Ancak ne yazık ki, birtakım odaklar hep Ona ayak bağı oldular, hiç serbest bir hareket alanı vermediler. Haliyle Müslümanlar ve ülke kaybetti.

O asla düşmanlarının gazına gelmedi, O her zaman hikmetle davranmayı bildi ve bilgece kararlar almayı başardı. Bu hikmetli kararları sayesinde Müslümanları birçok badireden kurtardı. O; çağdaş dönem şuurlu neslin, hikmetli ve irfan sahibi bir mimarıydı. Rabbim makamını âli, mekanını cenneti’l-firdevs kılsın. Amin

        

Milli Çözüm Dergisi: Ahmet Akgül Hocamızın; “İslam’ın iman ve ibadet esasları; Ahirete inanan ve sonsuz saadete ulaşmaya çalışan Müslümanların dünyevi onur ve uhrevi kurtuluş kaynağıdır. Ancak, İslam’ın hukuki, ahlâki ve vicdani prensipleri ise, farklı Din ve düşünceden bütün insanlığın huzur ve hürriyet kapısıdır. Bu nedenle Adil Düzen sadece Müslümanların değil, tüm insanlığın ihtiyacıdır ve halihazırda yegâne ilmi ve evrensel programdır” tespitlerine katılır mısınız? Bu konuda daha aydınlatıcı ve açıklayıcı kanaatlerinizi, lütfen bizimle paylaşır mısınız?

        

Nevzat Gündüz: Değerli Hocam, bize vakit ayırdığınız ve kıymetli bilgi ve kanaatlerinizi aktardığınız için, kalbi teşekkürlerimizi ve hürmetlerimizi sunar, Yüce Rabbimizden ilmi hizmetlerinizde başarılar, ayrıca şahsi hayatınızda sağlık ve mutluluklar dileriz. En içten saygılarımızla…


Bu yazarin diger makaleleri

  Yurt Gazetesi Başyazarı İsmet Orhan’ın İSLAM GICIKLIĞI VE KIŞKIRTICILIĞI        Yurt Gazetesi...
Devami
Mahir Kaynak, Mine Şenocaklı ile Vatan Gazetesinde 19.20.21 Ocak 2009...
Devami
Yıllar önce Davos’ta konuşulan ve büyük sükse yapan “One Minute”...
Devami
Soner Yalçın, Beyaz Türkleri (Efendi-1) den sonra, Beyaz Müslümanları (Efendi-2)...
Devami
  TBMM; NDI ve TDV "TBMM Başkanlığı sivil toplum örgütleri...
Devami
  Dış Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun: “Ulusalcılıkla hesaplaştıklarını” söylemesi, kendi tahribatlarını meşrulaştırmaya...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 93

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR