Erdoğan AKP’sinin Hikâyesi:
FETO İLE YOLA ÇIKILDI; APO İLE YERE ÇAKILDI!..
Şahsi imkân ve iktidar uğruna malum ve mel’un odaklarla iş birliğine yanaşan, hatta Türkiye’yi de parçalamayı amaçlayan BOP Eşbaşkanlığına bile taşınan AKP’nin “Terörsüz Türkiye” kılıfıyla başlattığı süreç, aslında Türkiye Özerk Kürdistanı’na zemin hazırlama ve BÜYÜK İSRAİL’e kapı aralama aşamasıydı. Erbakan Hoca’ya ve Milli Görüş Davasına hıyanet karşılığı başlayan bu talihsiz maceranın özeti: “FETO ile yola çıkıldı; APO ile yere çakıldı!..” olacaktı. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti’nin tapusu sayılan LOZAN’ın yırtılıp SEVR’in hortlatılmasını amaçlayan bu gaflet, cehalet ve hatta hıyanet girişimi, asla sinsi ve Siyonist hedefine ulaşamayacaktı. “Tek Millet, Tek Devlet ve Tek Memleket…” esasına dayanan Türkiye Cumhuriyeti’nin üniter/ulus yapısını bozmaya kalkışanlar, elbette bir kere daha bozguna uğrayacaklardı. Bu arada LAİKLİK’i, “İslam’ı hayatın her alanından dışlamak ve Dine düşmanlık yapmak” şeklinde yorumlayıp yozlaştırmak isteyen ve Aziz Milletimizin birlik ve dirliğinin asıl mayası olan İslam’a kin ve nefret kusmak için Kemalizm sahtekârlığına sığınan Haçlı Batı uşaklarına ve Siyonizm’in gönüllü şakşakçılarına da asla pabuç bırakılmayacaktır. Gerçek bir Laikliğin, örnek bir Demokrasinin ve yüksek bir medeniyetin kurulacağı ADİL DÜZEN değişimi mutlaka ve inşaallah pek yakında yaşanacaktır.
Sözde Milli Dayanışma Komisyonu Raporundaki:
“Türklerin, Kürtlerin ve Arapların bölgede yaşayan diğer kardeş halklarla birlikte oluşturacağı doğal ittifak…” cümlesi Ulus Devletin ve Üniter Cumhuriyetin altına dinamit koyma kılıfıdır.
Aynı raporda:
“Türkiye Modeli olarak adlandırılan yaklaşımın kurucu ilkeleri, milli iradeye dayanan siyasal bir metin disiplini içinde kayda geçirilmektedir.” ifadeleri, “Türkiye Modeli” palavrasıyla Türk Milletini dağıtma planlarını yansıtmaktadır.
Raporda, çok kritik ve şeytani stratejik ifadeler yer almaktadır:
“Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra birbirinden kopartılan, aralarına tel örgüler çekilen halklar, artık yeniden birbirlerini daha yüksek sesle duymayı ve barış içinde yaşamayı hak etmektedir.” Yani “Vatanın işgalden kurtarılması, Lozan’la Türkiye’nin tapusunun alınması” halkları birbirinden koparmıştır! demeye çalışılmaktadır. Bu ifadeler Lozan’ı ve Cumhuriyet’i dışlayan safsatalardır.
Raporda yer alan Yeni Anayasa hazırlığı da şimdilik gizli tutulmaktadır.
“Yeni bir anayasa hazırlama konusu ise, komisyonumuzun görev alanında olmamakla birlikte, ülkemiz için tehir edilemez, yerine getirilmesi gereken ortak bir ödev ve sorumluluk olarak önümüzde durmaktadır.” İşte şimdilik saklanan bu yeni Anayasa ile PKK’lı Kürtlere özerklik yolu açılacak, Büyük İsrail’e zemin oluşturulacak ve BOP Eşbaşkanlığı görevi tamamlanmış olacaktır!
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun ortak raporu TBMM’nin internet sitesinden yayımlanmıştı
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nda okunarak oylanan ve 47 evet, 2 hayır ve 1 çekimser oyla kabul edilen “ortak rapor” internet sitesinden yayımlanmıştı. İnternette toplam 110 sayfa olarak yayımlanan raporun, 49. sayfasından sonrası “Ekler” bölümünden oluşmaktaydı. Raporun ekler kısmında her siyasi partinin daha önce komisyona sunduğu görüş ve önerilerini içeren raporları da yer almıştı.
Rapor, “İçindekiler” başlığından sonra Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’na başkanlık eden TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un 8 sayfalık “Takdim” yazısıyla başlamaktaydı. Numan Kurtulmuş takdiminde, Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun kuruluş amacı ve rapora ilişkin bilgi aktarırken “Yaptığımız çalışmalar, gelinen aşamayla sınırlı ve tamamlanmış bir süreç olarak değerlendirilemez. Komisyonumuzun sergilediği sağduyulu, kapsayıcı ve çözüm odaklı yaklaşım; yarının güçlü, etkili ve huzurlu Türkiye’sine uzanan sağlam bir çerçeve ortaya koymuştur. Komisyonumuz tarafından titizlikle hazırlanan rapor, bundan sonraki süreçte atılacak adımlara istikamet çizen ve ortak hedefler doğrultusunda yol gösteren kıymetli bir başvuru metni olma özelliğini taşımaktadır. Komisyon raporumuz bu anlamda bir nihayet değil, bilakis atılan ve atılacak kararlı adımların mihenk taşı olarak kabul edilmelidir” ifadeleri, asıl sinsi ve siyasi amaçların saklandığını ve Türkiye’nin önce fikren, sonra fiilen parçalanmasına kılıf hazırlandığını açığa vurmaktaydı.
“Sürece İlişkin Yasal Düzenlemeler” başlığında, “Kritik Eşik: Örgütün Silah Bırakması, Toplumsal Bütünleşmeyi Güçlendirecek Yasal Düzenlemeler yapılması, Örgüt Mensuplarının Durumunun netlik kazanması, Toplumsal Bütünleşmeye yol açılması, İzleme ve Raporlama Mekanizması, Süreçte Görev Alanlara Yasal Güvence Sağlanması” alt başlıkları sıralanmıştı.
“Demokratikleşme ile İlgili Öneriler” ana başlığı altında ise “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi Kararları, Yargılama ve İnfaza İlişkin Kurallar, Hak ve Özgürlüklerin Genişletilmesi ile İlgili Taslaklar ve Yerel Yönetimlerin güçlü kılınması” gibi gizemli konular vardı.
Raporun onaylanmasının ardından, PKK’nın KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanlığı’ndan rapora ve sürece dair açıklama yapılmıştı.
Komisyon raporunun “çok temel yanlış ve eksiklikler” içerdiği belirtilen açıklamada, “Raporda Kürt sorununun adı geçmemiştir. Bir sorunun adı konulmadan çözülmesi mümkün değildir” itirazları vardı.
Raporda, Kürt varlığı ve sorunundan söz edilmediği, her şeyin “terörizm parantezine sıkıştırılarak” eski anlayış ve politikanın devam ettirilmekte olduğu vurgulanmıştı. “Hareketimizin terörizmle damgalanmasını kabul etmiyoruz” denilerek kayıpları tek taraflı yansıtmanın doğru olmadığı hatırlatılmıştı.
“27 Şubat çağrısı üzerinden bir yıl geçmesine rağmen fazla ilerleme olmadıysa, bunun nedeni APO’nun özgür çalışır koşullara sahip olmamasıdır” denilen açıklamada, Öcalan’ın özgürlüğü için çağrı yapılmıştı. Bütün bunlar endişelerimizi haklı çıkarmaktaydı…
Açıklamanın devamında, “Raporda defalarca demokratikleşmeden söz ediliyor. Böylece sorunun kaynağı, Kürtlerin varlığının ve temel haklarının kabulünü sağlayacak olan demokratikleşmenin olmaması olarak kabul ediliyor. Kürt varlığı ve sorunu ortaya konulmadan nasıl demokratikleşme olacak? Kürtsüz demokratikleşme mi olacak? Raporun mantığı bunu ifade ediyor” sözleri yer almıştı.
‘Mücadelemizin dış güçlere dayandığı söylemi karalamadır’ çıkışı!
KCK açıklamasında, “Öte yandan 100 yıldır süren Kürt sorunu, Kürt halkının itirazları, direnişleri ve mücadelesi dış güçlere bağlanıyor. Özgürlük hareketimiz, halkımızın öz gücüne dayanarak ve zorluklar karşısında fedaice direnerek 52 yıldır mücadele etmektedir” iddiasına kalkışılmıştı. “Türkiye devletinin ise on yıllardır NATO üyeliğini kullanarak dış güçlerin desteğini aldığı ve Kürt hareketine karşı saldırı yürütmekte olduğu” ifade edilecek kadar küstahlaşılmıştı.
Açıklamada, “Bizim içimizdeki bazı unsurlar tarafından lider APO ve Hareketimizin kabul etmediği olaylar yapılmış olsa da, mücadelemiz en temiz ve onurlu özgürlük mücadelelerinden biri olarak tarihteki yerini almıştır” denilerek “hareketlerinin terörizmle damgalanmasını” kabul etmedikleri vurgulanmıştı. “Devletin askeri, polisi ya da bağlı milis güçleri tarafından işlenen on binlerce cinayet vardır” denilen açıklamada, kayıpları tek taraflı yansıtmanın doğru olmadığı savunulmaktaydı.
“‘Silahları bırakın eve dönün’ demek onur kırıcı bir yaklaşımdır!..” küstahlığı…
“Bundan sonraki siyasi hayatımızın ve mücadele stratejimizin, demokratik siyaset temelinde olacağını söylüyoruz. APO da siyasi hayatını demokratik siyaset yürüterek sürdürmek istediğini vurgulamıştır. Bizler herhangi bireyler değiliz. Silah kuşanmış gerillalar da eve dönmeyi düşünen bireyler değildir. Silahları bırakın eve dönün demek, onur kırıcı bir yaklaşımdır” iddiasında bulunmuşlardı.
KCK (Kürdistan Topluluklar Birliği=Koma Civakên Kurdistanê) Açıklamasındaki:
“Lider APO’nun ortaya koyduğu bir paradigma, demokratik siyaset ve demokratik entegrasyon anlayışı, bunun örgütlenme modeli ve çalışma tarzı vardır. Bu temelde özgür demokratik siyasi mücadele yapılabilecek midir? Yoksa şu andaki Türkiye gibi demokratik siyaset yapan ve Kürt sorununun çözümü için demokratik mücadele edenlerin suçlu görülüp cezaevine atılacağı bir siyasal ortama niye gidilsin? Dolayısıyla silahların tümden bırakılıp Türkiye’ye dönülmesi, düşünce ve örgütlenme özgürlüğü temelinde engelsiz demokratik siyaset yapılmasının güvenceye alınması ve demokratik entegrasyonla Kürt sorunun çözümünün gerçekleşeceğinin ortaya konulmasıyla mümkün olur.” ifadeleri, ülkemiz ve geleceğimiz üzerinde nasıl bir tuzak tezgâhlandığının kanıtıydı.
Hayret, ABD’li Siyonist stratejistler Graham E. Fuller ve Henri J. Barkey’in yazdığı, Türkçe çevirisinin de yapıldığı “Türkiye’nin Kürt Meselesi” kitabındaki şeytani önerileriyle bu komisyon raporundaki tavsiyeler neredeyse aynıydı!..
1- “Tarihsel Arka Plan: Osmanlı’dan Cumhuriyet’e” Bölümünde:
• Osmanlı döneminde Kürtlerin yerel özerklikle varlığını sürdürdüğü, merkezi yapının nispeten gevşek olduğu yalanı tarihi gerçek gibi anlatılır.
• Türkiye’de 19. yüzyılda merkezileşme politikalarıyla Kürt bölgelerinin kontrol altına alınmasının ilk gerilimleri doğurduğu yalanı aktarılır.
• Cumhuriyet’in kuruluşuyla birlikte tek kimlikli (Türk ulus-devleti) anlayışın dayatıldığı ve Kürt kimliğinin resmî olarak tanınmadığı vurgulanır.
• 1925 Şeyh Said İsyanı ve sonraki ayaklanmaların güvenlik perspektifiyle bastırıldığı ve Kürtlerin Türk olmaya zorlandığı hatırlatılıp kışkırtılır.
2- “Kürt Milliyetçiliğinin Gelişimi” Bölümünde:
• Irak, Suriye ve İran’daki Kürtlerin varlığı, meselenin bölgesel bir karakter taşımasına ve Türkiye Kürtleriyle iş birliği yapılmasına sebebiyet verdiği,
• ABD ve Avrupa Birliği’nin Kürtlerle ilgili insan hakları ve azınlık hakları konusundaki baskılarının Türkiye’yi reformlara yönelttiği,
• Körfez Savaşı sonrası Irak’ın kuzeyindeki gelişmelerin Barzani Özerk Bölgesinin Türkiye’yi etkilediği anlatılır.
• Bu arada, Türk halkının üniter-ulus devlet konusunda çok hassas olduğu dikkate alınarak yumuşak ve örtülü ifadeler kullanılması hatırlatılır…
3- “Çözüm Önerileri” Bölümünde:
• Kürtlere geniş kültürel hakların tanınması,
• Kürtçe üzerindeki yasakların kaldırılması ve eğitim dili yapılması,
• Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve özerklik sağlanması,
• Demokratikleşme ve ifade özgürlüğünün genişletilmesi, ilgili yasaların çıkarılması,
• Bölgeye özel ekonomik kalkınma yatırımlarının artırılması tespit ve tavsiyeleri yapılır.
Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun teklif ve tavsiyeleriyle Siyonist Graham E. Fuller’in tespit ve önerilerinin bu kadar benzeşmesi herhalde tesadüf olamazdı!..
DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu” tarafından onaylanan ortak rapor ve sürece dair açıklamaları hıyanet planının gizli kodlarını açığa vurmaktaydı!
Kürt sorununun “terör sorunu” değil; “demokrasi, özgürlük, dil ve kimlik sorunu” olduğunu savunan Bakırhan, “Bizim başlattığımız süreç Kürt’ün kendisini inkâr edeceği bir süreç değildir. Yurttaşlık tanımının kesinlikle değişmesi gerekir. Türkiye’nin bütün renklerine uygun bir yurttaşlık tanımı getirilmelidir!”
Raporda katıldıkları gibi katılmadıkları maddeler de olduğunu söyleyen Bakırhan, raporun Kürt meselesinin çözümü değil, başlangıcı olduğunu belirtti. “Rapordaki yasal önerileri bir an önce Meclis’in yasallaştırıp, hayata geçirmesi gerekiyor” demiştir.
Öte yandan Bakırhan, açlık sınırının altında kalan asgari ücreti de Kürt sorununa bağlayarak şu örtülü tehditlerden sakınmamıştı:
“Türkiye bugün emekçisine doyacak kadar ücret veremiyorsa, asgari ücret diye geçinebileceği kadar; çocuklarını okula göndereceği, karnını doyuracağı kadar ücret veremiyorsa sebebi Kürt meselesindeki çözümsüzlüktür.” Bu ifadeler aynı zamanda İsrail ve Batı hesabına terörle Türkiye’yi boğmaya çalıştıklarının itirafıdır!
“Emekçisine doyacak ücret veremiyorsa sebebi Kürt meselesindeki çözümsüzlük” küstahlığı!
“Türkiye bugün emekçisine doyacak kadar ücret veremiyorsa, asgari ücret diye geçinebileceği kadar; çocuklarını okula göndereceği, karnını doyuracağı kadar ücret veremiyorsa sebebi Kürt meselesindeki çözümsüzlüktür” iddiasında bulunan Bakırhan sözlerini şöyle devam ettirdi:
“Kürt dilini konuşmasın diye boşu boşuna milyarlarca dolar harcandı. İşte Sayın Öcalan’ın başlattığı Barış ve Demokratik Toplum Süreci aslında başarıya ulaşırsa en başta ezilenler, emekçiler ve emekliler insanca yaşayacakları koşullara kavuşacaktır. Onun için Cumhuriyetin ikinci yüzyılında Kürtler olmalı, Kürtlerin dili, kimliği ve kültürü yasal ve hukuki bir güvenceye kavuşmalıdır diyoruz. Kuruluşunda, kurtuluşunda Kürt’ü kardeş gören ama kurulduktan, kurtulduktan sonra Kürt’ü öteki gören, 100 yıl sonra terör parantezi, güvenlik parantezi içerisine alan bu aklı biz tanımıyoruz. Bu akıl yanlıştır. Bu akıl doğru yolda gitmiyor.” diyen Tuncay Bakırhan’a göre: “Kürt’ün diline, kimliğine yeni bir hukuki düzenleme yapılmalıdır!”
Kürt kimliğinin tanınması ve resmiyet kazanması gerektiğini vurgulayan Bakırhan, “Bunun mücadelesini yürütüyoruz. Kardeşlik hukukunun gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. Madem kardeşsek, bizim farklı bir dilimiz var. O dilimizi yaşatmamız, o dilimizde eğitim görmemiz, kültürümüzü geliştirmemiz, çocuğumuzun, gelecek nesillerimizin kendi dilini öğrenmesi ve dilinde eğitim görmesi gerekiyor” diyen Bakırhan da biliyor ki, Kürtçenin resmi eğitim dili olması, Özerk Kürdistan kurulmasının ilk kapısıdır!
PKK hangi hukuka göre silahı bırakacaktı?
Abdullah Öcalan’ın çağrı yaptığını ama hâlâ yasanın yapılmadığını söyleyen Bakırhan, “Ya Allah aşkına, silah bırak dediğin insan hangi hukuka göre silahı bırakacak? Nereye gidecek? Silahı bırak ama ülkeye gelemezsin. Silahı bırak ama ailene gidemezsin. Silahı bırak ama yerinde buharlaş. Böyle bir dünya var mı ya?” diye çıkışmıştı.
Evet, Rudaw Türkçe’nin (@rudawturkce) haberine göre; Erbil Valisi Omid Xoşnav, Kürt halkına ve davasına verdiği kararlı destekten dolayı ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’ın heykelinin başkent Erbil’de yapılacağını açıklamıştı. Zaten bölgede 50 dönüm arazi üzerinde Büyükelçilik projesiyle ABD, Büyük İsrail’in Karargâh merkezi yani Armageddon’un komuta merkezi yapmayı planlamaktaydı.
Açıklanan Komisyon Raporu; Yeni Devlet Kurma Hazırlığıydı!
Raporda, “Ortak tarih, kültür ve medeniyet iddiamızın sonucu, kaçınılmaz şekilde huzura ve müşterek çıkarlara dayalı ortak gelecek irademizdir.” diyor. Öncelikle Türk Milleti’nde tarih birliği, dil birliği, ülkü birliği, devlet birliği, vatan birliği, kader birliği, tasada birlik, kıvançta birlik, afete koşarken birlik… Aklınıza gelen her konuda birlik vardır. (Ve bu kutlu birliğin ve dirliğin asıl mayası da İSLAM’dır.) Ancak, bu birlik ifadelerinin yerine “ortaklık” kelimesini koyarsanız; tarih ortaklığı, dil ortaklığı, ülkü ortaklığı, devlet ortaklığı, vatan ortaklığı, kader ortaklığı, tasada ortaklık, kıvançta ortaklık, afete koşarken ortaklık… demeye kalkışırsanız ülkeyi de milleti de parçalarsınız!..
Mesela aile ortaklığı demiyoruz. Onun adı aile birliğidir. Ve aile milletin prototipidir. Bir yastıkta kocayın diye dua ettiğimiz kadın ve erkek ortaklık kurmuyorlar. Bakınız; aileye ortaklık diye bakanlar çok çabuk boşanıyorlar!.. Peki, niçin millet ortaklığına zorlanıyoruz?
Raporun üçüncü bölümü ilginç cümlelerle ilerliyor, bakınız:
“Türkler ve Kürtler aynı coğrafyanın sahipleri, aynı ülkenin yurttaşları, aynı inancın mensupları, aynı medeniyet ve kültürün varisleri, birlikte var olmuş kardeş ve kaderdaş halklardır.” deniyor ve “aynı”lığı değil, ayrılığı ve farklılığı öne çıkaran bir yaklaşım sergileniyor. Ve daha tehlikelisi milletin tarifi çarpıtılıyor. “Halkların kardeşliğine” ve “halkların bileşkesine” evrilecek gibi görünüyor. Bunun da ilk dört maddeye dokunmadan yapılması tasarlanıyor!..
Değiştirilmeye çalışılan tarih ve hukuk
“Tarihî sürekliliğin merkezinde yer alan kavram, kardeşlik hukukudur. Bu yaklaşım, farklılıkları çatışma gerekçesine dönüştüren söylemlere kapı aralamayan; aksine farklılıkları ortak hayatın zenginliği olarak kabul eden bir toplumsal dengeyi hedeflemektedir.” ifadeleri, milli yapımızı tahrife yöneliyor.
Bir sonraki paragraftaki, “Bu coğrafyanın Türk, Kürt, Arap, Alevi, Sünni ve diğer tüm kesimleri, on yıllar boyunca süregelen acıların ve çatışmaların tekrarına rıza göstermemektedir.” cümlesinin kendi sinsi ve Siyonist tezleri için kurgulandığı sırıtıyor. Tarihi çarpıtıp farklılaştırıyorlar. Bizim tarihimizde böyle bir kayıt yok. Bu coğrafyada kimse “on yıllarca” çatışmadı. Ayrılıkçı terör örgütü dışında uzun yıllar devam eden bir durum yok. Bu cümle Türk Milleti’ne bühtandır.
Aynı bölümden bir paragraf daha: “Sorunların kalıcı çözümü için eşitlik, demokratik katılım, yerel kalkınma, kültürel saygı ve sosyal adalet gibi alanlarda atılacak adımlar, kardeşliği güçlendiren ve ayrıştırıcı senaryoları boşa düşüren zeminleri üretecektir.” deniyor.
Oysa bunların hepsi de bizim anayasa ve yasalarımızda olan hususlar. Anayasamızda vatandaşların birey olarak eşitliği gayet açık. O zaman eşitlikten kastedilen ne, kimler arasında sağlanacak? Elbette hep saydıkları “Türk, Kürt, Arap… Sünni, Alevi” arasında. Bireyler zaten eşit olduğuna göre, demek ki grupların eşitliğine geçilmesi, özel statülü özerklikler getirilmesi planlanıyor!..
Bu düşüncelerini desteklemek için kurdukları bir cümle daha: “Nitekim gönül coğrafyamızdaki komşularımızın ve kardeş halkların yüzünü Türkiye’ye dönmesi; demokratik kapasitesi güçlü, kalkınma imkânları geniş, tarihî ve kültürel bağları derin ülkemizin artan çekim gücünü göstermektedir.”
Yeni PKK açılım sürecini kamufle edebilmek için şuur altına, “Türkiye olarak büyüyeceğiz, eski coğrafyalarda Suriye ve Irak’ta etkin konuma geleceğiz. Bu şekilde hızla gelişip yeni Osmanlı’yı dirilteceğiz!” safsatalarını şırınga ediyorlar. Daha doğrusu İsrail’e eyalet olma görevlerini gizliyorlar.[1]
Türkiye; Cumhur İttifakı kafasıyla, yaklaşan küresel fırtınayı atlatamazdı.
Dünyada 12 bin 512 nükleer savaş başlığı vardı!..
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) 2023 raporuna göre, dünyada 12 bin 512 nükleer savaş başlığı bulunmaktaydı.
Rusya, 5 bin 889 nükleer savaş başlığıyla, nükleer güce sahip ülkeler arasında ilk sırada yer alırken, 5 bin 244 başlıkla ABD ve 410 nükleer başlıkla Çin vardı. Fransa’nın 290, İngiltere’nin 225, Pakistan’ın 170, Hindistan’ın 164, İsrail’in 90, Kuzey Kore’nin ise tahminlere göre 30 nükleer savaş başlığı hazırdı.
ABD ve Rusya’nın; nükleer savaş başlıklarını, füze, uçak ve denizaltı fırlatma sistemlerini ve nükleer silah üretim tesislerini yenilemek ve modernize etmek için kapsamlı programlara sahip olduğu saptanmıştı. Çin’in Ocak 2022’de 350 olduğu düşünülen nükleer savaş başlıklarının sayısı, Ocak 2023’te 410’a yükseldi. Çin’in nükleer gücü tam olarak bilinmezken, rapordaki değerlendirmelerin önemli kısmı ABD Savunma Bakanlığının verilerine dayandırılmıştı. ABD’nin İran’a saldırısının, 3. Dünya Savaşı’na yol açacağından kuşku duyulmaktaydı…
Kuzey Komşularımızda Büyük Bir Yangın Vardı!
Dört yıldır süren Rusya-Ukrayna savaşında, NATO verilerine göre Rusya’nın asker ve sivil insan kaybı 1 milyon 200 bine ulaşmıştı. Her iki tarafın toplam insan kaybı ise 2 milyonu aşmıştı.
Her iki tarafın; binlerce tank, yüzlerce uçak ve helikopter kaybı vardı. Ayrıca Rusya’nın 140 bin, Ukrayna’nın 150 bin İHA ve SİHA’sı düşürülmüş durumdaydı.
İsrail’in dikenli telleri Türkiye’den yola çıkmıştı!
Türkiye, işgalci İsrail’e dikenli tel ihracatında 2026 Ocak ayında son bir yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştı. Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre işgalden beri Türkiye yaklaşık 10 milyon TL değerinde dikenli teli işgalcilere yollamıştı.
Türkiye’nin İsrail’e yaptığı ihracatta çarpıcı bir veri ortaya çıkmıştı. TÜİK verilerine göre Türkiye, 7 Ekim 2023’ten beri de İsrail’e dikenli tel ihracatı yapmaktaydı. Hatta öyle ki 2024 Ocak ayı demir/çelikten dikenli teller; çit yapmada kullanılacak türde çember veya yalın kat düz tel ihracatında 2023 yılının en yüksek ihracatından (Haziran 135 bin 567 dolar) daha fazlaydı. 2024 Ocak ayında Türkiye’nin İsrail’e dikenli tel ihracatı 196 bin 540 dolardı.
HAMAS Bu Telleri Keserek Operasyonu Yapmıştı
7 Ekim 2023 Aksa Tufanı Operasyonu’nu yapan HAMAS, işgal edilen topraklara girmek için işte bu dikenli telleri kesip sızmıştı. 2021 yılında İsrail, Gazze Şeridi boyunca uzanan ve yer altında beton bir bariyer içeren 40 mil uzunluğundaki “akıllı çit” adını verdiği dikenli metal tellerin tamamlandığını açıklamıştı. Proje, HAMAS’ın 2014 savaşında İsrail güçlerine saldırmak için yer altı tünellerini kullanmasının ardından 2016 yılında kamuoyuyla paylaşılmıştı.
İşte bu gerçekler ışığında diyoruz ki; Türkiye, AKP iktidarıyla ve Cumhur İttifakı’yla bu hıyanet tuzaklarından kurtulamazdı.
- 23 Şubat 2026 – Hakan Paksoy

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…