YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6ac179d7ba11f
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 3 5 7
Bugün : 1281
Dün : 56575
Son 30 gün : 1674395
Toplam : 62805289
IP Adresiniz : 192.133.77.15

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

HAMAS'I YALNIZ BIRAKAN HAM KAHRAMANLAR!

Londra’da Yahudi-Kürt Konferansı: Soykırım Savunucusu İsrailli Akademisyene ‘Kürtlerin Anası’ İltifatı!

İngiltere’nin başkenti Londra’da 6-7 Eylül 2026 tarihlerinde düzenlenen Uluslararası Yahudi-Kürt Konferansı’nda, İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın gönderdiği video mesaj dikkat çekmişti. Sa’ar, İsrail’in Yahudiler ile Kürtler arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini desteklediğini belirtmişti. Öte yandan, konferansta Gazze’ye yönelik tartışmalı açıklamalarıyla gündeme gelen soykırım savunucusu İsrailli akademisyen Ofra Bengio’ya ‘Kürtlerin anası’ diye iltifat edilmişti.[1]

Siyonist Sa’ar’dan “siyasi bağımsızlık” mesajı

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar da konferansa video mesaj göndermişti. Yahudi Sa’ar mesajında; Kürtlerin; Türkiye, İran, Irak ve Suriye olmak üzere dört ülkede yaşayan bir halk olduğuna işaret ederek bugüne kadar siyasi bağımsızlığa ulaşamadıklarını söyleyip Kürtlere devlet vaadini yinelemişti. Şimdi sormak lazımdı; bu dış güçlerin de desteklediği “Terörsüz Türkiye” süreci, Kürdistan projesinin bir kılıfı değil miydi?

Londra’dan Verilen Mesaj: Kürtler İsrail’in Yeni Stratejik Muhatabı Olacaklardı!

Londra’da 6–7 Eylül 2026’da düzenlenen Yahudi-Kürt Konferansı’na İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa’ar’ın gönderdiği video mesajı, ilk bakışta bir konferans selamlaması gibi görülebilirdi. Ancak Ortadoğu’nun bugünkü güç dengeleri içinde bu mesajın sembolik değerinin ötesinde sinsi ve Siyonist bir anlam taşıdığı kesindi. Siyonist Sa’ar’ın, konuşmasında Kürtlerin; Türkiye, İran, Irak ve Suriye’de yaşayan büyük bir halk olduğunu, ancak henüz siyasi bağımsızlığa ulaşamadıklarını vurgulaması Türkiye’nin parçalanmaya hazırlandığının ifadesiydi.

Almanya’dan İsrail’le Savunma Ortaklığı![2]

Berlin Hükümeti “Almanya’yı muhtemel saldırılardan korumak için” İsrail’le Savunma İşbirliği kararı almıştı. İki ülkenin yürütecekleri ortak projelerle “Sabotaj Önleme Kalkanı” ve “İHA’lara Müdahale Programı” oluşturacakları açıklanmıştı. Herhalde bu tedbirleri öncelikle Rusya’ya karşıydı. Kur’an’a inanan bir mü’min olarak, Siyonist Yahudilerle ve İsrail’le yapılan hiçbir anlaşmaya güven duyulamazdı.

“(Yahudiler) Ne zaman bir ahitte bulundularsa (kiminle anlaşma yaptılarsa), içlerinden bir bölümü onu bozmadı mı? Doğrusu, onların çoğu iman etmez (sapkınlardır). Ne zaman onlara Allah katından, (kendi) yanlarındakini doğrulayan (onları Hakka ve hayra çağıran) bir elçi gelse, kitap verilenlerden birtakımı, sanki bilmiyorlarmış gibi Allah’ın Kitabını arkalarına atıp (aykırı davranmışlardır).” (Bakara: 100-101)

Bu arada, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın, “Türkiye ve bölge ülkelerinin; ABD’nin İran’a yönelik saldırılarına perde arkasından destek verdiği” iddiası son derece kafa karıştırıcıydı. Öncelikle bu iddia ile ilgili yetkili makamlardan bir an önce açıklama yapılması lazımdı. Türkiye, komşularına yönelik saldırıların bir parçası olamazdı, bölgemizi ateşe sürükleyen hiçbir senaryoya açık ya da örtülü destek çıkamazdı. Emperyalizm ve Siyonizm’in bölgemiz üzerindeki savaş, zulüm ve işgal planlarının açıkça ortaya çıktığı bir dönemde ABD’ye destek vermek; ne reel politikayla, ne devlet aklıyla ne de aziz milletimizin şanlı tarihi sorumluluğuyla bağdaşırdı. İktidara açıkça soruyoruz: JD Vance’ın açıklamalarına karşı yalanlama yapacak mısınız? Eğer sükût ile ikrar edecekseniz; Türkiye adına ABD’ye hangi taahhütlerde bulunmuşlardı? Milletimizden gizlenen bir iş birliği söz konusu ise bu açığa çıkarılmalıydı! Türkiye’nin dış politikası Washington’un çıkarlarına göre mi ayarlanmaktaydı? İktidar, bu vahim iddia karşısında sessiz kalmamalı; milletimize derhal ve hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde açıklamalar yapmalıydı.”[3]

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Filistin’deyiz, Gazze’deyiz!” Sözlerine Filistinli Gazetecinin Cevabı:

“Evet, Gazze’desiniz!..

Onun için videolarda gördüğümüz gibi Gazze’deki mücahitler, en gelişmiş ve en etkili silahlarla savaşmaktadır!? Evet, siz Gazze’desiniz… Bu yüzden dünyanın özgür insanları, on binlerce kilometre uzaktan, Batı’dan deniz yoluyla Gazze’ye ulaşmak zorunda kalıyorlar; oysa Gazze, size denizlerinizden sadece 11 saat uzaklıktadır!.. Sanki; Gazze’de hiçbir şehir, canlı yayında ve gözlerinizin önünde yerle bir edilmemiştir! Çünkü siz varsınız orada!..

Sanki; Gazze’de 19 bin çocuk, canlı yayında vahşice öldürülmemiştir! Herhalde; Gazze’de olduğunuz için kimse onu yapamadı!.. Gazze’de 10 bin kadın, canlı yayında acımasızca yok edilmemiştir! Asla siz varken bunu yapan olamaz değil mi?

Sanki; Gazze’de tıbbi malzeme ve ilaç eksikliği %80 oranında değildir! Çünkü siz götürmektesiniz her şeyi!.. Gazze’de 48 bin çocuk yetim bırakılmamıştır sanki!.. Dünyanın gözü önünde!.. Gazze’deki hastaneler, en kritik operasyonları gerçekleştirmeye ve sağlık hizmetlerini en iyi şekilde sunmaya devam etmektedir! Çünkü varlığınızla bunlar yapılır tabi ki!..

Gazze’de yüzlerce çocuk ve yetişkin açlık nedeniyle ölmemiştir! Ölemez!.. Yüzlerce kişi de, bir ekmek parçasını almak için hayatlarından edilmemiştir!.. Çünkü siz Gazzelisiniz!..

Ve siz de demediniz mi ki “Mescid-i Aksa bizim için kırmızı çizgidir”? İşte bu yüzden son günlerde işgal soysuzları, Siyonist gruplar ve Siyonist bakanlar, Aksa’ya en çok sayıda kirli ayaklarıyla basamadılar sanki!? Sizin varlığınızın korkusundandı herhalde!..

Artık lütfen, Gazze’de değil, vicdanınızda bile karşılığı olmayan bu tür söylemlerden vazgeçin! Vazgeçin ki size karşı kalan saygı ve sevgi kırıntıları da hepten yok olmasın! “Yapamadım ve zamanında büyük konuşmuşum. Gelin elimi tutun, bu utancı hep birlikte silelim” itirafını dile getirmekten sakınmayın… Allah için yeter!.. Yeter artık!..”[4]

Trump’ın Damadı Yahudi Kushner, Gazze Dosyasını Netanyahu’ya Bıraktı

İsrail uzmanı Adil Şedid, “Jared Kushner’ın son açıklamalarının, Gazze’deki ateşkes anlaşmasından vazgeçilmesi ve yeniden imar sürecinin iptali anlamına geldiğini” belirtti.

Adil Şedid, Şihab ajansına yaptığı değerlendirmede, ABD’nin İsrail’deki siyasi süreçlerle ilgilendiğini ve seçim atmosferinin İsraillileri “bazı yönlerden daha az rasyonel” kıldığını belirten Kushner’ın ifadelerinin, bölgenin yeniden imarına dair tüm umutları kararttığını ve ufku kapattığını söyledi. Yakın gelecekte imar sürecinin başlayacağına yönelik herhangi bir işaret bulunmadığına dikkat çekti.

Kushner’ın tutumunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya; ABD onayı ve koruması altında serbest hareket etme imkânı tanıdığını vurgulayan Şedid, Netanyahu’nun Gazze’de izlediği politikalar nedeniyle somut bir hesap verme süreciyle karşılaşmayacağını ifade etti. Şedid, Kushner’ın yansıttığı Amerikan yaklaşımının İsrail hükümetine yönelik açık kısıtlamalar içermediğini ve Gazze dosyasının yönetimini doğrudan Netanyahu’ya devrettiğini bildirdi.

Uzmana göre bu durum, Gazze halkına siyasi ya da insani bir çözüm getirmediği gibi, bölgenin geleceğini İsrail seçimlerine bağlayarak Filistinlilere hiçbir güvence verilmediğini ve İsrail ordusuna sahada manevra alanını genişlettiğini söyledi.[5] Böylece, Mısır’daki (Ekim – 2025) Gazze Zirvesi’nde barış garantörleri arasında bulunan Sn. R. T. Erdoğan’ın, ne ateşkes yapılacağı beklentilerinin, ne kalıcı barış ümitlerinin hepsinin fos çıktığının resmi ifadesiydi.

Fransa, Birleşik Krallık, Kanada, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda, Norveç, Polonya, Portekiz ve İsveç Dışişleri Bakanlarının İki Devletli Çözüme İlişkin Bildirisi

1- İsrail Hükümetinin Batı Şeria’daki eylemleri, iki devletli çözüm imkânını zayıflatma yönündedir. Durum, yerleşimci şiddetinin ve yerleşimlerin genişlemesinin görülmemiş seviyelere ulaşmasıyla hızla kötüleşmektedir; bu çerçevede E1 yerleşim projesi için ihale ilanlarının yayımlanması kararı kabul edilemez niteliktedir.

2- Bugün Fransa, Birleşik Krallık, Kanada, Danimarka, İspanya, Finlandiya, İrlanda, İzlanda, Norveç, Polonya, Portekiz ve İsveç; uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerle mal ticaretine yönelik ulusal kısıtlamalar getirme ve/veya bu yöndeki Avrupa kısıtlamalarını destekleme niyetlerini teyit etmektedir.

3- Hep birlikte, iki devletli çözümün korunması gerektiğine kâniyiz ve bir yıl önce kabul edilen New York Bildirisi’nde yer alan ilkeler temelinde adil ve kalıcı bir barış yönünde harekete geçme niyetindeyiz. Filistin topraklarının ilhakına ve Filistin nüfusunun zorla yerinden edilmesine yol açacak her türlü eyleme kararlılıkla karşı gelmekteyiz.

4- İsrail Hükümeti, yerleşimlerin ve sivil idari yetkilerin genişlemesine derhal son vermelidir, şiddet uygulayan yerleşimcilerin hesap vermesini temin etmelidir.

5- İsrail’in meşru güvenlik çıkarlarını kabul ediyoruz ve HAMAS’ın 7 Ekim’de işlediği, Holokost’tan bu yana en ağır antisemit katliamı teşkil eden terör saldırısını bir kez daha kınadığımızı belirtiriz… Antisemitizmle, nerede ortaya çıkarsa çıksın mücadele etme kararlılığımızı teyit ederiz. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin ilgili kararlarına uygun olarak, İsrail ile egemen, demokratik ve yaşayabilir bir Filistin Devleti’nin karşılıklı tanıma temelinde, güvenli ve uluslararası alanda tanınmış sınırlar içinde yan yana barış ve güvenlik içinde yaşamasını sağlayacak iki devletli çözümü kayıtsız şartsız destekleriz.

Bu bildiri, sözde İslam ülkeleri yöneticilerinden daha duyarlı ve tutarlı bir tavır olsa da, içerisinde çok sinsi ve Siyonist hedefler barındırmaktadır.

Kuşkularımız:

A- Bu bildiride, arada çaktırmadan 5. madde ile HAMAS’ın 7 Ekim operasyonlarını “Holokost’tan bu yana en ağır antisemit katliamı teşkil eden terör saldırısı” olarak resmi ağızdan ilan etmesi tam bir şeytaniyettir.

B- Bir diğer husus ise: “Uluslararası hukuka göre yasa dışı olan yerleşimlerle mal ticaretine yönelik ulusal kısıtlamalar getirme veya bu yöndeki Avrupa kısıtlamalarını destekleme niyetlerini teyit etmekteyiz.” Burada yasa dışı olan yerleşimler kavramı sanki “uluslararası hukuka uygun yerleşimler ayrıdır” manasını gizlemektedir. Bu kalıp, BMGK 2334 (2016) ve UAD’nin 19 Temmuz 2024 istişari görüşüne dayanır. Her ikisi de sivil nüfusun 1967 sonrası işgal toprağına yerleştirilmesini Cenevre IV md. 49/6 ihlali sayar.

Ama bu hususu yuvarlak ve sisli açıklamalarla geçiştirmek tehlikelidir. Zira İsrail’in 1980 Doğu Kudüs, 1981 Golan ve sonrasındaki parçalı işgallerini hak görmektedir… İşin özü; bir anlaşmada kalemi tutan ellerden biri İngiliz (diğerleri Haçlı hainler) ise olaya şüphe ile yaklaşmanız gerekir…

Hasidik Yahudiler Videosu 69 Milyon İzlenen Ruhi Çenet’ten Filistin İçin Yardım Çağrısı!

Ruhi Çenet’in “Hasidik Yahudileri” konu alan son belgeseli dünya çapında büyük yankı uyandırmıştı. İki haftada 69 milyon izlenmeye ulaşan video, Çenet ve ekibini de yeni bir rekora taşımıştı. Günlerdir sosyal medyanın gündeminden düşmeyen Çenet ise gördüğü yoğun ilginin ardından dikkat çeken bir açıklama yapmıştı. Kendisi hakkında oluşan övgü gündemini bir kenara bırakarak dikkatlerin Filistin’e yoğunlaşması için takipçilerine yardım çağrısında bulunması, Din simsarlarına ve Filistin istismarcılarına örnek olmalıydı.

Ruhi Çenet’in New York’taki Hasidik Yahudi topluluğunun arasına girerek çektiği belgesel, dünyada en çok konuşulan içeriklerinden birisi olmayı başarmıştı.

Türkiye sınırlarını aşan video, dünya çapında milyonlarca kişiye ulaşmıştı. Dünyanın farklı noktalarındaki sıra dışı yaşamları ve dışarıya kapalı toplulukları yerinde görüntülediği belgeselleriyle tanıdığımız Ruhi Çenet, son videosunda rotasını New York’a çevirmiş durumdaydı. Çenet ve ekibi, dış dünyaya büyük ölçüde kapalı bir yaşam sürdüren “Hasidik Yahudiler” arasında 48 saat birlikte yaşamıştı. Yaklaşık 40 dakikalık belgeselde topluluğun gündelik yaşamından dini kurallarına, aile yapısından eğitim ortamına kadar pek çok başlık ele alınmıştı. Fakat video ilerledikçe konu yalnızca ‘kapalı bir topluluğun yaşam biçimini görmek’ olmaktan çıkmıştı. Belgeselde ABD’deki sosyal yardım programlarından topluluğun İsrail’le kurduğu bağlara kadar dikkat çeken pek çok konuya parmak basılması, videonun özellikle sosyal medyada büyük bir tartışmanın merkezine oturmasına yol açmıştı.

Belgeselin ardından en çok merak edilen konulardan biri de Çenet’in görüntülediği Hasidik Yahudilerin, Siyonizm ve Filistin konusundaki tavrıydı. Çenet bunun üzerine yaptığı açıklamada belgeselde yer verdikleri grubun Chabad-Lubavitch topluluğu olduğunu vurgulayıp bu topluluğu ‘ileri düzeyde Siyonist’ ve ‘İsrail yanlısı’ olarak tanımlamıştı. Tüm bu tartışmalar videoya olan ilgiyi de katlamıştı. Sosyal medyada belgeselden kesitler günlerce dolaşırken Ruhi Çenet’in adı da gündemde üst sıralara fırlamıştı. Aradan yalnızca iki hafta geçtiğinde ise ortaya inanılmaz bir rakam çıkmıştı.

Ruhi Çenet, Hasidik Yahudilerin Chabad topluluğuna odaklandığı belgeselin yalnızca iki haftada 69 milyon kez izlendiğini açıklamıştı!

Kendi adına rekor kırdığını söyleyen Çenet’in asıl dikkat çekmek istediği nokta ise milyonlarca izlenme oranı olmamıştı. Bu belgeselin ulaştığı devasa kitleye rağmen Çenet’in rahatsız olduğu asıl başka bir durum vardı. Bu belgeselin yarattığı etkileşimin ardından toplumun bazı kesimleri tarafından kendisinin fazlasıyla ‘kahramanlaştırıldığını’ düşündüğünü açıklayan Çenet’e göre sosyal medyada oluşan mizah akımları, eski görüntülerin bağlamından koparılarak yeniden paylaşılması ve kendisinin olduğundan fazla yüceltilme çabaları çok daha önemli bir gerçeğin önüne geçmeye başlamıştı. Bunun üzerine Çenet, elde ettiği görünürlüğü bu kez bambaşka bir konu için kullanma kararı almıştı: Gündeminde Gazze vardı.

69 milyonluk rekoru kutlamak yerine gözleri Filistin’e çeviren Ruhi Çenet, “Bu izlenmelerin bir anlamı olsun” diyerek takipçilerine, Filistin’e yardım çağrısında bulunmuşlardı!

Çenet, Gazze’de iki milyondan fazla insanın çok dar bir alanda yaşam mücadelesi verdiğine dikkat çekerek, sosyal medyada belgesel etrafında oluşan büyük enerjinin buraya yönlendirilmesi çağrısı yapmıştı. Son günlerde kendisi hakkında üretilen içeriklere de değinen Çenet, ‘Ne mizah akımının, ne sahte Amerika karıştı görüntülerinin, ne de benim abartılmamın bu Gazzeli mağdurlara hiçbir faydası yok’ sözleriyle asıl dikkat çekmek istediği noktayı anlatmıştı.

Ardından milyonlarca kişiye ulaşan belgeselin yarattığı ilginin bir karşılığı olması gerektiğini vurgulamıştı:

‘Eğer bu kadar büyük bir ilginin, milyonlarca görüntülenmenin ve sosyal medyada oluşan bu enerjinin bir anlamı olacaksa size çağrım şudur. Filistin’de kaderine terk edilmiş ve yardıma muhtaç yüz binlerce insan var.’ Kimilerinin evini, kimilerinin ailesini, kimilerinin ise geleceğini kaybettiğini belirterek Gazzeli çocukların sesinin yeterince duyulmadığını hatırlatmıştı.

Hasidik Yahudilerin Sinsi ve Siyonist Amaçları!

ABD’nin göbeğinde; teknoloji ortamına, kadına ve dış dünyaya kapalı bir yaşam vardı; Ruhi Çenet, New York Hasidiklerinin kendi mahkemelerinden özel ambulans ağlarına, haham odaklı hiyerarşilerinden Şabat ritüellerine uzanan gizemli dünyasını belgelemeyi başarmıştı.

New York Ortasında “Özerk” Bir Yaşam

Yaklaşık 100.000 kişilik nüfusa sahip olan bu topluluk, New York’un Brooklyn (Williamsburg ve Crown Heights) bölgesinde adeta özerk bir yapı kurmuşlardı. Shmira adı verilen sivil güvenlik kadroları, Hatzalah adını verdikleri özel ambulans ağları ve iç anlaşmazlıkları çözen Bet Din (dini mahkeme kurumları) ile kendi hiyerarşik düzenlerini sürdürüyorlardı. Eski bir haham eşi olan ve topluluktan ayrılan Beatrice Weber’in aktardığına göre, üyelerin aralarındaki hukuki veya kişisel sorunları resmî devlet makamlarından önce hahama bildirmeleri lazımdı.

Çok çocuklu yapıları nedeniyle Amerikan devletinin sosyal yardım imkânlarından üst düzeyde faydalanan ailelerde; gıda yardımı, çocuk teşvik paraları ve sağlık sigortası gibi kamu desteklerinin toplam değeri 10 kişilik bir aile için yıllık 100.000 doları aşmaktaydı. Mahallede küresel zincir restoranlar, markalar veya reklâm panoları yer almıyor; Hasidikler yalnızca kendi ürettikleri markaları ve mahalle mağazalarını tercih ediyorlardı. Bunun arkasında ise “Yahudi kardeşimizin yerine niye başka birine hayır verelim ki?” felsefesi yatmaktaydı.

Hasidiklerin İbadet ve İnanç Esasları

Topluluğun ana merkezindeki sinagogda yüzlerce genç, sabahın erken saatlerinden geceye kadar dünyevi içeriklerden arındırılmış bir dini eğitim alıyorlardı. Eğitim tamamen Tevrat, Talmud ve Hasidik felsefesi üzerine kurulmaktaydı. İbadet sırasında yüzlerini Kudüs’e dönen topluluk üyeleri, Doğu Kudüs’te bulunan Müslümanların ilk kıblesi Mescid-i Aksa’nın yerine Süleyman Mabedi’nin (Üçüncü Tapınak) inşa edilmesi için dua ediyorlardı. Dua esnasında gövdenin öne arkaya sallanması ise ibadete odaklanma ve adanmışlığı yansıtmaktaydı. 2024 yılında sinagogun altında bulunan tünel/geçit yapısı hakkında konuşan Başhaham ise bunun kaçak bir tünelden ziyade iki bina arasındaki duvarın izinsiz kırılarak birleştirilmesi olduğu yalanına sığınmıştı.

Tevrat’ın “Çoğalın ve yeryüzüne yayılın” emrini esas alan Hasidikler, aile başına ortalama 10-15 çocuk sahibi oluyorlardı. Bu durum, topluluğu dünyada nüfusu en hızlı artan gruplardan biri haline getiriyor ve nüfuslarını her 20 yılda bir, yaklaşık iki katına çıkarıyorlardı. Sinsi Siyonist amaçları ise; Kuduz İsrail’in tüm dünyaya hâkimiyet kurması ve bütün insanlığın Yahudilere köle yapılmasıydı!..

4.6 13 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abone Ol
Bildir
2 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

“Yahudilerin yaşantısını konu alan bir video, dünya genelinde milyonlarca kez izlenmiştir. Tüm dünya, nefret dolu gözlem ve yorumlarla bu paylaşımlara ortak olmuştur. Hamas ve Gazzeli Müslümanlar, tüm dünyada siyonistleri ifşa etmiş; bir gün onlardan hesap soracak olanlar geldiğinde, halkların buna razı ve destekçi olacak bir bilince ulaşmasını sağlamışlardır.

Bu durum göstermektedir ki temsil, tebliğden çok daha etkili ve nitelikli bir sonuç doğurmuştur. Böylece sadece edebiyat yapanlar ile bizzat icraatta bulunanların farkı bir kez daha açıkça ortaya çıkmıştır.”

Kurt ile yiyip, kuzu ile ağlayan sahtekarları okuyunca, Milli Çözüm dergimizde 2020 yılında yayınlanan Sahte Kahramanlar şiiri aklıma geldi. Gün geçtikçe anlamı daha derinleşmesi nedeniyle tam da bu yazıda paylaşılmasının ve istifade edilmesinin kıymeti çok büyük…

Her Asırda Sıkça Rastlanan

İSLAM SÜFYANI, SAHTE KAHRAMANLAR!

           

Ne Hak bir davaz var, ne dürüst tarzız
Kaytarıp dönersiz, köçek misiniz…
Belli değil yoluz, haramız farzız
Hep yalan palavra, gerçek misiniz…
         
İslam istismarın, kıblen AB’dir
Dinin demokratur, New York Kâbe’dir
Unutma her zulmet, nura gebedir
Müslümana tuzak, göcek misiniz…
         
Derdiz dünya; ahret, etmezsin tasa
Çürüttü imanız, kasa ve masa
Kopenhag kriter, Helsinki yasa
Kanun mu, nizam mı; ölçek misiniz…
       
Hıyanet erbabı, dava küfranı
Kahraman kılıklı, İslam Süfyanı
Riyakâr sahtekâr, sardı sofranı
Nifakları örten, leçek misiniz…
         
Vitrinlik bir artist, “düzgün kof kütük”
Ağzı kalabalık, vicdanı güdük
Hidayet kararmış, ahlâkı düşük
Hiç mısır tutmayan, pürçek misiniz…
         
Mü’min rolü oynar, mason şatocu
Dindarlık taslıyor, oysa NATO’cu
Şimdi inkâr eder, dünkü FETO’cu
Arınç mı, Numan mı; Gökçek misiniz…
         
Siyonist şebeke, çevrende çember
Haçlının pisliği, san miskü amber
Ne Allah kaygız var, ne de Peygamber
Kendini dev sanan, böcek misiniz…
           
Fetvacı bel’am’ı, kolay tavlarsız
Erbakan Hocaya, gizli havlarsız
Makam menfaatle, mü’min avlarsız 
Çok cazip zehirli, çiçek misiniz…
         
Ortaya konuştum, kime uyarsa
Gönül gözü görür, kulak duyarsa
Yakında kargalar, gözüz oyarsa
Şahin rolü yapan, çimçek misiniz…
           

1- Göcek: Azgın Katır semerlerinin arkasında bulunan ve ip takılan çengel.

2- Leçek: Bir çeşit başörtüsü.

3- Kur’an’da anlatılan münafık vasfı. (Münafikun: 4. ayet)

4- Pürçek: Bazı bitkilerin püskülleri.

5- Çimçek: Serçe cinsinden bir kuş.

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
2
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...