Get Adobe Flash player

ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün3955
mod_vvisit_counterDün5897
mod_vvisit_counterBu Hafta3955
mod_vvisit_counterGeçen hafta39454
mod_vvisit_counterBu Ay166821
mod_vvisit_counterGeçen Ay136049
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar15347154

IP'niz: 34.204.176.125
Bugün: 25 May 2020

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 11641176

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

 ADIL DUZEN 150x
 INSANIN YOZLASMASI 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINLARI

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0532 335 08 50

 

Reklam
Reklam

Erbakan Hocamızın Rüya Âleminde; NÂS SURESİ TEFSİRİ VE ÖĞÜTLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 28
ZayıfMükemmel 

 

Erbakan Hocamızın Rüya Âleminde;

NÂS SURESİ TEFSİRİ VE ÖĞÜTLERİ

        

FATMA BETÜL ERİŞKİN / KONYA / 15.03.2020

          

Rüyamda; çeşit çeşit meyve ağaçlarının olduğu büyük bir bahçede oluyorum. Ağaçların çoğu çiçek açmış. Şeftali, erik, kayısı; akla gelebilecek her türlü meyve ağaçları bulunuyor. Çiçeklere hayranlıkla bakarak ilerliyorum. İleride, merdivene çıkmış ve henüz çiçek açmamış ağaçları budayan bir Zatı görüyorum. O Zata doğru yaklaşıp selam veriyorum. Yüzlerini bana dönünce o Zatın Aziz Erbakan Hocamız olduklarını görüyorum ve hasretle bakakalıyorum. Erbakan Hocamız: “Bak, bu bahçeye bile bahar, sırasıyla geliyor. Bahçeye girdiğin yerdeki ağaçlar çiçek açmıştı. Ama buradakiler henüz yeni budanıyorlar. Sırası gelen budanacak, sırası gelen çiçek açacak, sırası gelen meyveye duracak, sırası gelenin meyvesi yenecek, sonra yine sararıp solacak, ölecek ve yine gelecek ilkbaharda mahşer misali sırasıyla yeniden diriltilip yine çiçeğe duracak. Hayatın işleyişi bu şekildedir. Kıyamete kadar bu şekilde devam edecek. Bazen içine giren kurtlar bu ağaçları kemirecek. Bazı ağaçlar ufak tefek ilaçlama işlemiyle kurtlardan temizlenecek. Allah ne kadar emrettiyse o kadar meyve verecek ve yine ne kadarının yenmesine müsaade ettiyse o kadarı yenecek. Ağaçlar da tıpkı insanlar gibi, değil mi? Önce fidan oluyor, zamanla bolca meyve veren bir ağaç oluyor. Sonra yavaş yavaş kurtlanıyor. Şeytan da, çeşitli vesveseleriyle insana kurt gibi musallat oluyor. İnsan; bazen kendi içindeki iman gücüyle, bazen dışarıdan Bizim müdahalemizle, bazen de kardeşlerinin uyarı ve tavsiyeleriyle kendine dikkat ediyor, tövbe ediyor. Ağaçların ilaçlanması ve kurtlarından kurtulması gibi, şeytandan ve vesveselerinden de kurtuluyor.

Önce de söylediğimiz gibi; şeytanın gücü sizin içinize girmesine müsaade ettiğiniz kadardır. Sizin, “Bana dokun, bana bulaş, bende güçlen, beni kuşat” dediğiniz kadardır. Bu şeytanın gücü, sizin Nâs Suresinden uzak duruşunuz kadardır!” buyurdular. Ben: “Nâs Suresi mi Aziz Hocam? Yani bugün Nâs Suresini mi işleyeceğiz? Ben, Felak ve Nâs Surelerini birlikte işledik sanmıştım!” dedim. Erbakan Hocamız gülümsediler ve: “Felak ve Nâs, arka arkaya inmiş surelerdir. Manevi koruma sureleri oldukları için birbirlerine benzerler, fakat sakınılması, korunması öğütlenen şeyler itibarıyla birbirlerinden farklıdır. Aynı olan şey, sığınılacak, korunma istenecek makam olan Allah’tır. Ama istersen sureyi direkt geçelim!” buyurdular gülerek. Ben: “Aziz Hocam, siz beni affedin, kusuruma bakmayın. Beyin yorucu, korkutucu ve her güne değişik imtihan ve sorunların yayıldığı günlerden geçiyoruz. Kafam çok dağınık, beni affedin. Lütfen buyurun. Bu sure bize ışık, aydınlanma ve kurtuluş olsun inşaallah!” dedim. Erbakan Hocamız: “Tam da o sebeple bu sureye ve benzer surelere bu günlerde daha çok sarılmalı, daha çok önem ve özen göstermeliyiz. Sana, surenin başında bir kolay yol, kolay bir adres vereyim mi? Sıkıntılı zamanlarda “Gul” ile başlayan dört sureyi, yani Gul ya eyyühel Kâfirûn, Gul hüva Allahü Ahed, Gul euzü birabbil Felak ve Nâs surelerini çokça oku, çokça düşün, çokça Allah’a sığın. Böylece kolaylıkla maddi-manevi her türlü kötülüklerden muhafaza ol. Daima sıhhat ve afiyette ol, şifa bul, dünyada rahat et, yetmez; son nefesini de kolaylık ve huzurla ver. Ruhun bedeninden kolayca ayrılsın. Ağacın kurtlardan arındığı gibi, vücudun şeytan ve cinlerin şerrinden kurtulsun. Vesvesesiz, korkusuz yaşa, vesvesesiz, korkusuz uyu, vesvesesiz, korkusuz uyan ve vesvesesiz, korkusuz öl… Ukbe Bin Amr (RA) anlatır: “Bir zamanlar Efendimizle bir yolculuktayken, şiddetli bir fırtınaya tutulduk. Sanki gök yıkılacak, ağaçlar dibinden sökülüp savrulacak ve yer yarılacaktı. Efendimiz, Felak ve Nâs Surelerini okudular ve bana: “Ey Ukbe! Her türlü belâ ve sıkıntıdan bu iki sureye sarılarak Allah’a sığın. Zira Allah’a, hiçbir kul bunlardan daha faziletli bir şey ile sığınamaz!” buyurdular.” dedi.

“Rahman ve Rahim Olan Allah'ın Adıyla

1- De ki: “İnsanların Rabbine sığınırım,

2- İnsanların Malikine (ve Melikine yani gerçek sahibine ve yöneticisine avuç açıp yakarırım),

3- İnsanların İlahına (Rızası aranan, Kanun koyan, İbadete layık ve müstahak olan ve ancak Kendisinden Yardım umulan tek ve gerçek Mevlâ’sının hükmüne ve rahmetine sarılırım),

4- Kalplere, sinsice (küfür ve kötülük tohumları ve) şüphe duyguları eken ve bunu sürekli tekrar eden vesvesecilerin şerrinden (sakınırım).

5- Ki o (pusuya yatıp, şeytani heves ve dürtüleri kışkırtmak üzere) insanların göğüslerine (gönüllerine) vesvese vermekte (zihinlerine şüphe ve fitne düşürmektedir, devamlı ve farklı şekilde içlerine kuşku ve kuruntu üflemektedir).

6- Gerek cinnlerden, gerekse insanlardan (olan her) hannas'tan (yani; hem cinn olarak enerji boyutundaki, hem de insan suretindeki safsatacılardan; kalpleri İblisin karargâhı olmuş: Ahlâk fesatçısı, günah fetvacısı, münakaşa ve kavga fırsatçısı vesveseci şeytanlardan Allah'a sığınırım.)”

Nâs Suresi adını, her ayetin sonunda ısrarla tekrarlanan “nâs” kelimesinden alır. Nâs, insan demektir. Kendisini insan sayan, “ben insanım” diyen herkes, bu surenin muhatabıdır. O halde ey insan, seni bu sureden, bu surenin sakınmanı emrettiği şeylerden kaçmanı, sakınmanı engelleyen şey nedir?

“O kara topraktan, sabah aydınlığı gibi parlayan duygulu insanlar yetiştirene… Onları terbiye edip, bütün işlerini düzenleyerek yoluna koyan ve tavırdan tavıra, halden hale, olgunlaştırarak, akıl ve anlayış vererek bütün mahlûkat içinde seçkin bir halde, hemcinsiyle birlikte bir arada yaşayabilecek duruma getirene ve getirmekte bulunana… Bir şekilde Rablık kavramını öğreterek Kendi varlığını sezdirip Hak ve hayır yolunda, Hak ve hayır uğrunda çalışma yolunu gösteren Mevlâ’ya; faydaları ihsan edip zararları giderene sığınırım.” Bu şekilde de ki, şeytanın vesvesesinden kurtulmuş olasın.

Allah, bütün varlıkların Rabbidir. Ama burada, sadece insanların Rabbi olduğunu zikreder. Âlemde mahlûkatın en şereflisi insandır. Bu sureyi okuyup, muhatap olan kul, Allah’ın her işini terbiye eden olduğu idrakiyle; her türlü şeytanın vesvesesinden âlemlerin Rabbine sığınır. Allah; Rabbi olduğunu duyurduğu insanın Maliki ve Ma’budu da olduğunu beyan etmek için, mealen “insanların Melikine, insanların İlahına…” diye buyurur. Yani, “De ki; insanın sahibine, her işini çekip çevirene sığınırım. Bir terbiyeyle yetiştirilen akıl kabiliyetleri, insanlık yönleri açılmaya başlayan insanı; hükmü altında tutarak bütün yetenek ve güçlerini hayır düzeniyle kemâle doğru yönlendirmek üzere İlim ve Hikmetinin gereği emir ve yasaklarla yöneten Hükümdara sığınırım!” de. O Hükümdar ki; dilediğini izzet sahibi kılma, dilediğini alçaltma kudretini elinde bulundurandır.

Allah’ın terbiyesi, yetki sahiplerinin, emri altındakileri eğitmesine benzemez. Her şeyden önce O, kulların maddi-manevi bütün varlığının kesin ve mutlak sahibidir. Tam bir hükmetme yetkisi vardır.

Melik; emir ve yasaklarla insan topluluğunu yöneten kişidir. Bu yönetme, akıl sahibi varlıklar için söz konusudur. Eşyanın meliki denilmez. Yönetilenler, bütün insanlar olunca, kanun ve buyruklarıyla onların Yöneticisi, Maliki ve Hâkimi de Allah’tan başkası değildir.

“Sığınırım, insanların İlahına!” Yüce Allah’ın, kullarının Meliki olması, diğer sultanlar gibi, sadece onları hükmü altına alıp, işlerini düzenlemesi, onları yönetmesi ve himaye altına alıp korumasından ibaret değildir. O’nun Melikliği, yani Sahipliği ve Hâkimiyeti, insanların İlahı olması yönüyledir. Bu İlahlık, kullar üzerinde tam bir yetkiyi gerektirir. Yapıp ettikleri sınırlı olan meliklerin aksine, O’nun Melikliği, diriltme, öldürme, varlık âlemine getirme ve yok etme gibi her türlü tasarrufa Kâdir olmayı gerektiren İlahlık üzerine tesis edilmiştir; Ma’budiyet yoluyladır. O dilediğini yapar!

Rab ismi; “Rabbüd dar”; ev sahibi, “Rabbül mal”; mal sahibi gibi ifadelerden anlaşılacağı üzere, Allah’tan başkaları için de kullanılabilir. Melik ismi, daha özel olmakla birlikte, o da insanlar için de kullanılabilir. Fakat Cenab-ı Hak’tan başka hiç kimse, hiçbir şey için İlahlık söz konusu bile olamaz. Aksini iddia ve ifade etmek şirktir. La ilahe illallah, Allah’tan başka İlah yoktur hakikatinden dolayı, İlah ismi ve ifadesi sadece Allah’a mahsustur. Allah’ın kuluna bu şekilde Kendisine sığınmasını emretmesi, hiç şüphesiz çok değerli bir va’addir. Ve Kendisine sığınan kimseyi muhakkak koruyacağına alâmettir. Kendisinden Allah’a sığınılacak şey, insanoğluna düşmanlığıyla tanınan şeytandır. Şeytanın şerrinden Allah’a sığınmanın açıkça söylenmesi, O’nun, Kendisine samimiyetle sığınan kulunu şeytanın tasallutundan koruyacağına bir işarettir. Rabbimiz bu durumu Hicr Suresi 42’nci ayetinde bize açıklar: “(Ey şeytan!) “Şüphesiz kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün (fitne ve imtihan aracı olman dışında bir hükmün) yoktur.”

Cenab-ı Hak, Zatını; insanın Rabbi, Maliki ve Ma’budu olmakla tarif buyurmuştur. Bu, insana şeref bahşeden bir ifadedir. İnsan için Allah’ın terbiyesi altında olmak, O’nun kulu ve mülkü altında olmak ve O’nu Ma’bud bilip kullukta sebat etmekten büyük bir şeref olamaz. Rabbimiz, sığınmayla emrettikten sonra, kimin şerrinden sığınılacağını da beyan etmek üzere, surenin devamında mealen şöyle buyurur: “O, sinsice vesvese veren şeytanın şerrinden. O ki insanların sinelerine kötü düşünceler fısıldar!” Burada bahsedilen “vesvas”; gizli seda, fısıltı, ses manasındadır. Kavram olarak, zihinde irade dışı beliren, kişiyi kötü veya faydasız düşünce ve davranışa sürükleyen, kaynağı belirsiz fikir, şüphe ve kuruntu demektir. Vesvese şeklinde dile yerleşmiş bulunan vesvası, duymadığı için, duymanın mümkün olmadığı gizli ses olarak tarif edebiliriz. Bu ses, genel olarak insanı kötü, din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iş ve yönlendirme olarak hissedilir. Önce de söyledik, Ayet-i Kerimede vesvasla kastedilen, şeytandır. Çünkü şeytanın âdeti, daima işitilmez derecede gizli ama kalbin anlayabileceği sözlerle insanları yanlışa sevk etmek olduğundan, şeytana vesvas denilmiştir. Şeytanın yaptığı işle isimlendirilmesi, yani vesveseci değil de vesvas veya vesvese olarak tarif edilmesi, sürekli vesvese verdiği için sanki vesvesenin bizzat kendisi oluşundandır. Şeytan bu vesveseyi genellikle Allah’ın rahmetiyle kandırarak yani, daha önünde uzun yıllar olduğunu vehmettirerek yapar. Ayette şeytanın “hannas” sıfatı da söylenir. Hannas; Allah’ı anmaktan uzak durarak gaflet içinde boğulup kaybolan kimse demek olup, şeytanın vasıflarındandır. Diğer bir mana ile, bu vasıftaki şeytan manasına hannas, kalbi boş bulunca oraya dolmaya çalışan, kalp Allah’ı zikredince sinip kaçan demektir.

Ayette geçen “Sudur” kelimesi, “sadr” kelimesinin çoğuludur. İnsanların göğüs bölgesi demekse de, zikir mahalli olması hasebiyle, kalp anlamında kullanılır. Sadr, kalbin sahası ve evidir. Bütün varidat, düşünce, önce sadr’da toplanır, oradan kalbe girer. O yüzden sadr, ana giriş kapısıyla ev arasındaki avluya benzer. İrade ve emirler de kalpten, önce sadra çıkar, sonra uzuvlara dağılır. İşte şeytan, kalbin sahası olan sadra girer. Kalbe sokmak istediklerini oradan sokar. Yani sadrlara vesvese verir. Bu vesveseler oradan kalplere geçer. İnsan, Rabbini hatırlayınca, şeytan geri çekilir. Ama Rabbini unuttuğu zaman, ona vesvese verir. Ayette şeytanın vesvese verdiği yer olarak kalbin değil sadrın zikredilmiş olması önemlidir. Çünkü şeytanın vücutta durduğu yer göğüstür, kalbin içi değildir. Göğüs kalbin kafesidir. Şeytan oradan kalbe girebilmek için sürekli hamleler yapar. Oysa kalp, Yüce Rabbin evidir. İmanın kalesidir. Şeytan, kalbi bütünüyle hâkimiyeti altına alamaz. Göğüsten, kalbin etrafını sarar, oraya vesvese atmak için fırsat kollar. Eğer kalbi tam istila eder, hâkimiyet kurarsa, kalbini böyle ele geçirdiği kimsenin imanını bozar.

Zamanın birinde evliyadan birisi, Allah’tan, şeytanın insana nasıl yaklaştığını, nasıl vesvese verip kandırdığını kendisine göstermesini ister. Rabbimiz ona, insanın yapısını şeffaf bir surette gösterir. Veli Zat bakar ki, bu şeffaf varlığın iki omuzunun arasında kuş yuvası gibi bir ben vardır. Hannas olan şeytan, fil hortumu gibi bir hortumla, pis bir hayvan suretinde gelip insanın her yerini yoklamaya başlar. Nihayet, iki omuzu arasına gelip, kalp istikametine doğru hortumunu uzatır ve vesvese verir. O sırada insan, Allah’ı zikredince, şeytan insanın arkasına saklanır. Zaten hannas diye isimlendirilmesinin sebebi de, kalpte zikrin nuru hâsıl olunca sırtını dönüp kaçmasıdır. Efendimiz, bir İlahi sırdan dolayı, iki omzu arasına hacamat yaptırırlardı, kalbin arkasına kaçıp saklanan şeytanın hacamat yoluyla vücuttan atılmasını söyler ve tavsiye buyururlar. Cebrail de bu uygulamayı, şeytanın vesvese verirken kullandığı maddeyi zayıflatmak ve çözeltme alanını daraltmak için tavsiye etmiştir. Çünkü onun vesvesesi, kan gibi, insanın içinde dolaşır. Efendimizin Nübüvvet Mührünün iki omzu arasında olması da şeytanın vesvesesinden korunmuş olduğuna işarettir.” buyurdular.

Sonra Erbakan Hocamız, mübarek sağ ellerinin tüm parmaklarını birleştirip büzdüler ve devamla: “Şimdi, bu sureyi okuyup, Allah’ı zikredip iman tahtası denen yere, göğüs kafesinin üzerine ufak ufak vur, şeytan buradan kaçsın; sen ve imanın rahatlasın! Şeytan kaçınca, okuduğunun, zikrinin, imanının ve huzurunun mutluluğu, önce beynine, sonra tüm vücudunun kılcal damarlarına dağılsın. Dağılsın ki, bir daha sana bulaşmaya yol bulamasın.

Şeytanın vesvesesi çok çeşitlidir. Önce, kalpteki imanı yok etmek ister. Sonra bu imanı bozmak ister. Buna gücü yetmezse, onu kulluk vazifesinden geri bırakmaya çalışır. Eğer bundan alıkoyamazsa, yaptığı ibadet ve taatlarda gösteriş yapmaya sevk eder. Böylece onların hayrını boşa çıkarmak ister. Eğer kul bundan kurtulursa, bu defa şeytan ona, kendisini beğenmesini, amelini güzel ve yeterli bulup gözünde büyütmesini ister.

Şeytan insanı altı mertebeyle kötülüğe davet eder.

1- Küfür ve Şirk; Allah ve Resulüne düşmanlıktır. Bu, şeytanın kuldan istediği ilk şeydir. Eğer bunda başarılı olamazsa huzursuz olur. Ama başarılı olursa insandan başka bir şey istemeyecektir.

2- Bid’at; Bid’at iblise günahlardan daha hoş gelir. Çünkü günahlardan tövbe edip, o günahlara bir daha yaklaşmazsa, insan o günahları hiç işlememiş gibi olur. Bid’at sahibiyse, bid’atını sahih ve kendisini salih görür. O yüzden tövbe etmeye gerek görmeyecektir.

3- Bütün çeşitleriyle büyük günahlar; kebair sayılan kötü amellerdir.

4- Küçük günahlar; oysa birçok küçük günah bir araya geldiğinde veya birisi alışkanlık edinildiğinde büyür. Küçük odunların tutuşturduğu büyük bir ateş gibi sahibini helak edecektir.

5- Mübahlar; sevabı da, günahı da olmayan davranışlardır. Çünkü salih amel dururken, mübahlarla sürekli meşguliyet, pek çok sevabın kaçırılmasına sebep oluverir.

6- Daha faziletli amellerin sevaplarından mahrum etmek için fazileti az olan amellerle meşgul etmektir.

Şeytan, vesvese verendir dedik. Bu vesvesenin aslı ve neticesi de 10 şeyden kaynaklanır.

a- Fani ve fena şeylere hırs; bunu, tevekkül ve kanaat ile yok et!

b- Tûl-i emel = (Çok uzun ve lüzumsuz heves ve hayallere gömülmek); bunu, ecelin aniden geleceğini düşünerek yok et!

c- Dünyevi makam ve menfaatlere kapılıvermek; bunu, her nimetin bir gün mutlaka elden gideceğini ve hesabının uzun süreceğini düşünerek yok et!

d- Haset; bunu da Allah’ın adil olduğunu, hiçbir kuluna haksızlık yapmayacağını idrak edip, taksimine rıza göstererek yok et!

e- Çeşitli bela ve musibetlere sızlanıvermek; bunu, üzerindeki nimet ve afiyetleri görerek yok et!

f- Gurur ve kibir; bunu, acziyet ve zafiyetini bilerek ve tevazu ile yok et!

g- Mü’minlerin izzet ve şerefini hafife alıp küçümsemek; bunu, tüm mü’minlere saygı ve hürmet göstererek yok et!

h- Şöhret, hürmet ve övülme sevgisi; bunu, ihlasla yok et!

ı- Büyüklük ve yükselme arzusu; bunu, huşû ile ve kendini küçülterek yok et!

i- Cimrilik ve pintilik; bunu, cömertlik ve eli bol olmakla yok et!

Ne dedik? Şeytanın gücü senin onun güçlü olmasına fırsat verdiğin kadardır. O halde şeytanın vesvesesinden kurtulmak için; Allah’ı çokça zikret, şeytanı bırak, Allah’a sığın ve Nâs Suresini çokça oku, öğren, yaşa, öğret…

Unutma; şeytan, cinlerden de olur, insanlardan da. İkisinin de şerrinden Allah’a sığınmak gerekir. Kaldı ki insan şeytanının vesvesesi daha büyük ve tehlikelidir. Cinlerin vesvesesi gizli ve zihni tırmalayan vehimler şeklinde kalbe gelir. Euzu Besmele ve istiazeyle ve Allah’ı çokça zikretmekle de başarısız olur ve çeker gider. İnsanların vesvesesiyse böyle değildir. Çünkü insan, insandan daha çok etkilenir. İnsanların verdiği vesveseler, din hakkında kalplere attıkları şüpheler, bozuk fikirler, insanlar hakkında kötü düşünceler ve bunlara benzer, insanın maneviyatını zehirleyen şeylerdir.

Unutma; Kur’an-ı Kerim’i okumaya başlarken, kovulmuş şeytandan Allah’a sığınmamız emredilir. Aynı şekilde, Kur’an-ı Kerim’in bitişi de, iki sığınma suresini okuyarak yapılır. Başlarken Euzu Besmeleyle şeytandan Allah’a sığınılır. Biterken yine şeytan, cin ve şeytanlaşmış insanların şerrinden Felak ve Nâs Sureleriyle Allah’a sığınılır.

Nâs Suresinde geçen ilk “nâs” kelimesi; cenin ve çocuklar gibi terbiyeye muhtaç olanlar içindir.

İkinci “nâs” kelimesi; siyasete ve adil yönetime muhtaç olan gençler ve orta yaşlılar içindir.

Üçüncü “nâs” kelimesi ise; sırf Allah’a yönelmiş olan ibadet ediciler ve yetişkinleri ifade için kullanılmıştır.

Özetleyecek olursak; Enes bin Malik demiştir ki: “Bir Yahudi, Resulüllah’a bir şeyler yaptı. Bundan dolayı O’na çokça acı isabet etti. Sahabeler, O’nun yanına gelince O’na bir şeylerin olduğunu anladılar. Cebrail, Efendimize Muavvizeteyn Surelerini indirdi. Efendimiz, bu iki sureyle Allah’a sığındı. Bundan sonra da sıhhat ve afiyet buldu.” İşte Nâs Suresinde;

Sinsice kötülüğe sürükleyen cinlerin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılması gerektiği öğretilir.

Yönetilenler, insanlar olunca; kanunlarıyla, buyruk ve yasaklarıyla, onların Yöneticisi, Malik ve Hâkiminin de Allah’tan başkası olamayacağı öğretilir.

Ma’bud diye çevirdiğimiz İlah’tan maksadın, ibadete layık olan Allah’ın sadece Kendisi olduğu öğretilir.

Allah’ın, bütün mahlûkatın Rabbi olduğu halde, Nâs Suresinde insanların Rabbi olduğunun defaatle vurgulanması, insanın mahlûkatın en şereflisi olduğunu gösterir.

İnsanın; Rabbinin, Hükümdarının, İlahının sadece Allah olduğu ve yalnızca O’na sığınması, O’na tapması, O’nun hükümranlığını kabul etmesi gerektiği öğretilir.

Vesvesenin, insanı genel olarak kötü din ve ahlâk dışı davranışlara yönelten bir iç itilme olduğu öğretilir.

Vesvesenin bir diğer kaynağının, kişinin nefsi olduğu öğretilir.

“Cin ve insanların şerrinden Allah’a sığınılmasının gerektiği” emriyle, bize içimizden gelen arzu, duygu ve düşünceler karşısında uyanık olmayı, bunları akıl, vicdan ve dini değerler süzgecinden geçirmek gerektiği öğretilir.

Şeytanın, Âdemoğlunun kan damarlarında dolaştığı öğretilir.

İnsanı, doğru yoldan saptıran en tehlikeli şeytanın, insan şeytanları olduğu, bunların gerçeklik ve değer ölçülerini kaybetmiş, kendilerini nefsani haz ve arzularının akıntısına kaptırmış, bu manada şeytanın esiri olmuş insanlar olduğu, bunların insana suret-i Hak’tan görünerek yaklaştığı ve insanı sonu hüsranla biten davranışlara yönelttiği öğretilir.

“Onlardan öylesi de vardır ki: “Rabbimiz, bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik (ver) ve bizi ateşin azabından koru” diyerek (yalvarmakta ve dengeli davranmaktadır).” (Bakara Suresi: 201’inci ayet)

“(Mutlu mü’minlerin) Oradaki duaları: “Allah'ım, Sen ne Yücesin” yakarışıdır ve oradaki dirlik temennileri: “Selam”dır; bunların davalarının ve dualarının sonu da: “Gerçekten, hamd âlemlerin Rabbi olan Allah'ındır” (olacaktır).” Yunus Suresi: 10’uncu ayetleri bize kurtuluş ve huzur yollarını göstermektedir.

İki ayrı Hadiste Efendimiz şöyle buyururlar: “O halde akşama ve sabaha eriştiğin vakit, İhlas, Kâfirûn, Nâs ve Felak Surelerini, en az üçer kez oku. Bunlar her türlü şerre karşılık sana yeter. Hattâ, her kim Cuma vakti bu 4 sureyi 3-5-7-11 (sayısı Allah’ın size nasip edeceği ve sizin ihtiyacınız olan kadardır) okursa, bir dahaki Cuma vaktine kadar kendisi, çoluk çocuğu, malı-mülkü, şehri, ülkesi muhafaza edilir, kötülüklerden korunur!”

Tam da en çok ihtiyaç duyduğunuz bu zamanda, bolca dua ve koruma ayetlerine sarılın ki Allah sizleri korusun, esirgesin, maddi-manevi rahatlıklar ve huzur lütfetsin ve iman saadeti versin inşaallah!” buyurdular. O esnada uyandım.

        

Yorum: Medrese, mektep ve tekkelerde yıllar boyu ders alarak bile zor öğrenilecek Kur’ani hikmet ve hakikatleri, bize Aziz Erbakan Hocamızın bir rüya tefsiriyle öğreten Yüce Rabbimize sonsuz şükürler ediyoruz. Bu İlahi emirleri, dikkatle ve defaatle okuyup anlamaya ve titizlikle uygulamaya muvaffak kılınmamızı diliyorum. Milli Çözüm’ün sadık talebesi ve takipçisi olmanın ne büyük şans ve fırsat olduğunu bir kez daha anlıyoruz. Cenab-ı Hakka bizi nankörlerden, kadir kıymet bilmezlerden etmemesi için yalvarıyoruz. Bu arada, bu olgunluk prensipleri ve sonsuzluk müjdeleri olan öğretilerin bize ulaşmasına vesile olan Fatma Betül kardeşimize de tebrik ve teşekkürlerimizi iletiyoruz. Ve, haydi, Bismillah diyerek ve ailecek tekrar okuyoruz inşaallah…

 

 


Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:


Bu yazarin diger makaleleri

HER AN, KİM? (ŞİİR)
  HER AN, KİM?        İmtihandır, bu dünya Sana mekir, kuran kim… Her şey...
Devami
KÜÇÜK VE DÜŞÜK ADAMLAR!
Siyonist güçler kullanacak ya Masonik medya sürekli parlatıyor… Bazen fırçalıyor Bazen cilalıyor.. O zavallı...
Devami
BAHAR GELDİ, ERBAKAN GEÇTİ!
Karakış gibi, Kara bir devir, dondurdu yüreklerimizi… Tufana tutulmuştuk. Gözlerimiz dondu, kulaklarımız dondu Ve...
Devami
HER GÜN OKUNUR!
Her şey Senin eserin, hepsi kusursuz Varlıklarda vahdetin, mührün okunur! Hem, Rahmetin...
Devami
KUSURUM YÜZÜME VURANA RAHMET!
  Yağcılık, yalaklık; riya istemem Kusurum yüzüme, vurana rahmet! Hak için hayırda, yarışır...
Devami
FANİYE ALDANMA, BAKİ’Yİ ARA! (ŞİİR)
  FANİYE ALDANMA, BAKİ’Yİ ARA!        Gereğince iste, malı makamı Faniden uzaklaş, Baki’yi...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 166

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR