SN. ERDOĞAN’IN GEÇMİŞTE
SİYONİST BARONLARLA İRTİBATLARI
VE
ABRAHAM FOXMAN’LA BULUŞMALARI
Abraham Henry Foxman; merkezi ABD’de bulunan, Yahudilerin kurduğu “İftira ve İnkârla Mücadele Birliği” (ADL)’nin (Daha doğrusu; Siyonizm’in şeytani amaçlarını ve sömürü çarklarını açığa vuranları susturma derneği) Başkanlığını yapan, çağımızdaki Siyonist Yahudilerin önde gelenlerinden sayılan Amerikalı bir avukattır. 1 Mayıs 1940 (79 yaşında) Sovyetler Birliği doğumlu olup, -bu Rus Yahudileri sonradan Amerika’ya taşınmışlardır- New York Üniversitesi Hukuk Fakültesini bitiren Abraham Foxman, zamanla “Gizli Dünya Devleti” olarak tanımlanan Siyonist organizasyonlarda en üst görevlere taşınmıştır.
Bizi ilgilendiren en önemli tarafı ise; Sn. Erdoğan ve ekibinin, Erbakan’dan koparılıp AKP’yi oluşturma ve bunları iktidara taşıma operasyonlarında başrol oynamasıdır.
Sn. Tayyip Erdoğan, “AKP’yi kurmadan önce Pensilvanya’ya gidip Fetullah ile buluştuğunu” yalanlasa da, Siyonist önder Abraham Foxman ile İstanbul’da görüştüklerini inkâra kalkışamazdı. Sn. Tayyip Erdoğan’ın AKP’yi kurmadan önce, arkadaşları ile ABD’ye gidip kulis yaptığı konusunda basında onlarca haber yayımlanmıştı. Zaten Abdullah Gül ile beraber Sn. Erdoğan’ın; Dünya Yahudi Cemaatinin önderi ADL Başkanı Abraham Foxman ile İstanbul’da gizli görüşmeleri kesinlik kazanmıştı ve bu buluşmayı 2001 yılında Star Gazetesinde, sağlam bilgi kaynaklarıyla birlikte Sabahattin Önkibar yazmıştı. Bu nedenle Tayyip Bey’in; “yerliyim, milliyim, dolar lobisi, üst-akıl, kahrolsun İsrail!” söylemleri samimiyetten uzaktır ve halkımızı avutmaya yönelik kof sloganlardır. Üstelik “Fetullah Gülen’in de aynı Abraham’ın ve Siyonist odakların hizmetkârı olduğu artık ortak kanıdır.” tespitlerine hiç kimse itiraza kalkışmamıştır.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisine “Cesaret Ödülü” takan, sonra geri verilip verilmediği hâlâ tartışılan Musevi temsilcisi ile görüşmeleri üzerinde dikkatle durulmadan, AKP iktidarının perde arkasını anlamak imkânsızdır!
Hatırlayalım; Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın, 2016 Mart’ındaki Washington temasları “sürprizlerle” doluydu. Erdoğan’ın temasları kapsamında en ilgi çekenlerden biri de, ABD’deki Musevi Lobisi ile görüşmesi olmuştu. Cumhurbaşkanlığı tarafından hazırlanan, “Erdoğan’ın görüşeceği Musevi lobisi temsilcileri” listesinde, kendisinin çok yakından tanıdığı bir isim de vardı. Erdoğan’a önce “Musevi Cesaret Ödülü” takan, daha sonra yoğun itirazlar üzerine bu ödülü geri gönderip göndermediği tartışılan bu kişi Anti Defamation League (ADL) temsilcisi Abraham Foxman oluyordu. Siyonist Yahudilerin kurduğu İftira ve İnkârla Mücadele Birliği’nin (ADL) Başkanı Abraham Henry Foxman’dı. Foxman, Erdoğan’ın “Musevi Cesaret Ödülü”nü 2003 yılında elinden aldığı Siyonist Yahudi olmaktaydı. Yine Mart 2014’te, Erdoğan’ın Siyonizm karşıtı söylemleri nedeniyle “dehşete düştüm” diyen ve ödülü geri isteyen kişi de Foxman’dı ama bu ödülün geri verilip verilmediği hâlâ tartışılmaktaydı.
30 Mart 2016 tarihinde: T.C Cumhurbaşkanlığı Dışişleri Başkanlığı şu açıklamayı yapmıştı:
Sayın Cumhurbaşkanımızın ABD ziyaretleri vesilesiyle kabul edeceği saptanan Musevi kuruluş temsilcileri şunlardı:
1. Abraham Foxman Anti Defamation League (ADL)
Siyonist Lider Abraham Foxman’ın, Erdoğan ve FETÖ İrtibatı!
11 Eylül’de New York’ta yıkılan İkiz Kulelerin olduğu bölgeye, içinde camii de bulunan bir İslami merkez yapılmasına, ABD’nin büyük Yahudi örgütü ADL (Anti-Defamation League-İftira ve Karalama ile Mücadele Birliği) karşı çıkmıştı. Bunun üzerine Newsweek Dergisi’nin Genel Yayın Yönetmeni Fareed Zakaria, ADL’nin kendisine 5 yıl önce verdiği ödülü geri yollamış ve kendisine verilen plaketin yanı sıra, 10 bin dolarlık parayı da postalamıştı. Üstelik derginin son sayısında yazdığı yazıyla bu tutarlı tavrına sahip çıkmıştı. Bu protesto, çoğu Amerikalının alışık olmadığı bir tavırdı. Çünkü Zakaria gibi; dünyada itibarlı bir dergi sayılan Newsweek’in başında bulunan, önemli haber kanalı CNN’de program yapan, Washington Post’ta köşe yazarı olan bir ismin, Yahudi cemaatinin etkili olduğu Amerikan medyasında böylesine bir tepki vermesi şaşırtıcıydı. Çünkü Zakaria kaybedecek çok şeyi olan birisi konumundaydı.
Nitekim, Zakaria’nın bu onurlu tavrı vicdan sahibi hemen herkes tarafından saygıyla karşılanmıştı. ADL Başkanı Foxman da Zakaria’nın bu estetik protestosuna kibar bir cevap vermek zorunda kalmıştı. Yahudi örgütlerine karşı reaksiyoner duruşu ile bilinen ve hele İslamcı geçinen bir kısım medya bu haberi neden atlamıştı? Olayı neden görmezden geliyor gibi davranmıştı? Örneğin; Newsweek’i Türkçe’ye kazandıran ve bu sayede Zakaria’yı Türk okuyucusu ile buluşturan Habertürk için, bu konunun hiç mi haber değeri bulunmamıştı? Ancak eminiz ki konuyu haberleştirmeyenler birilerinin bu satırları yazacağını da anlamışlardı.
ADL-Erdoğan İrtibat ve Gizli İttifakı!
Zakaria’nın protesto ettiği Yahudi Örgütü ADL, bilindiği gibi 2005 yılında Erdoğan’a “üstün cesaret ödülü” vermişti. Örgütün 104 yıllık tarihinde bu ödüle layık bulunan tek Müslüman kişi Başbakan Erdoğan idi. İsrail ile yaşanan kriz sonrası Türkiye kamuoyunda yükselen “ödülü iade et” çağrılarını bile, Sn. Erdoğan’ın ağırdan alması ilginçti. CHP Milletvekili Ali İhsan Köktürk, Başbakan Erdoğan’a verdiği soru önergesinde şunları söylemişti: “İsrail devletinin 1948 yılında kurulmasına omuz veren ABD ve İngiliz devlet adamlarına bile bu ödül verilmemişti. Şimdi böyle bir madalyayı boynunuzda taşıyarak, İsrail’in Gazze’ye yardım götüren Türk yurttaşlarına karşı giriştiği saldırıyı kınayan sözleriniz ve girişimleriniz inandırıcı görülmemektedir.”
ADL’nin Fetullah Gülen Merakı!
CIA elemanı ve FETÖ başı Fetullah Gülen de, 1997 yılında ABD’de ADL Başkanı Abraham Foxman ile buluşmuşlardı. Foxman, Gülen’den İslam’da hoşgörü konusu ile ilgili bir kitap yazması ricasını aktarmıştı. Bu kitabı ADL, İngilizceye çevirerek dağıtmış, kısacası kitabın sponsorluğunu yapmışlardı.
Oysa Cemaatin Gazetesi Zaman, daha önce 20 Kasım 1992 günü ADL için şunları yazmıştı:
“İngiliz Farmasonluğu’nun Yahudi kolu olan B’nai B’rith’in etkisi altındaki ADL (Anti Defamation League) 1913 yılında kurulmuş bir dernektir. ADL adeta, Amerikan mafyasının halkla ilişkiler bürosu gibidir… Kurdukları Denizaşırı Yatırımcılar Servisi adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli parayı aklama gibi işleri yürütmektedir. İşgal altındaki Filistin topraklarında ve Kudüs’ün Hristiyan ve Müslüman bölgesinde, geniş arazilerin kanunsuz alım satımının ortaya çıkarıldığı emlak skandalı da yine işin içinde ADL’nin varlığını göstermiştir. ADL, Amerika içinde, FBI kanallı muhtelif operasyonlarla ilişkisini sürdürmektedir. FBI ise kongre tarafından suçlandığı zaman, suçu daima ADL’nin üzerine yıkıvermektedir.
ADL’nin bilinen cinayetleri ise şunlardır: 15 Ağustos 1985’te Kafkasyalı Müslüman lider Tscherim Sobzocov, evinin önünde bombalı saldırı sonucu katledilmişti. Musevi iken Hak din olan İslam’a dönüş yapan Prof. İsmail Raci Faruki ve eşi, 1985’in Ramazan’ında sabaha karşı evlerinde bıçaklanarak öldürülmüşlerdi. Gandhi ve Palme suikastlarının arkasında da ADL’yi görmekteyiz… ADL, tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını; Amerikan Hükümeti Adalet Bakanlığı’na bağlı Özel Soruşturmalar Ofisi’nde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Tel Aviv’de görevlendirmektedir. İsrail Devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail Gizli Servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini aralıksız sürdürmektedir ve İsrail mafyasıyla da yakın bağlantılar içerisindedir. Aynı ADL, Sharon grubu ihtilaflı bölgelerde satın aldıkları evlerde militan Yahudileri yetiştirmektedir.”
Ama bunların kaypaklık ve münafıklığına bakınız ki; 10 Mart 1998’de aynı Zaman Gazetesi ADL’nin Fetullah Gülen’in kitabını bastıracağını şöyle haber yapmıştı:
“Üç gündür Türkiye’de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Başbakan Mesut Yılmaz, Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Hikmet Çetin ve Dışişleri Bakanı İsmail Cem’den sonra Fetullah Gülen ile görüştü. 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye’de bulunan 59 kişilik (AYÖBK) Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı Heyeti, Fetullah Gülen’in Türkiye’deki ve yurtdışındaki çabalarını, önümüzdeki yüzyılın barış asrı olması açısından önemsediklerini ve söz konusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler. Bu görüşmede; Gülen’in, ABD’nin en etkili Yahudi Lobisi olan ADL’nin (Anti Defamation League) teklifiyle hazırladığı hoşgörü ve diyalogla ilgili kitap da gündeme geldi. Gülen, İngilizce olarak hazırlanan kitap üzerindeki çalışmalarının tamamlanmak üzere olduğunu, bittiğinde insanların hizmetine sunacağını söyledi. Kitap, ADL tarafından basılarak dünyanın dört bir yanında dağıtılacak.”
“İşte ADL ile Türkiye’deki dinci münafıkların ve sözde İslamcı iktidarın romantik ilişkileri böyle kurulmaktaydı. Sanırız gururlu ve nazik de olsa bir protesto haberi Türkiye’deki din istismarcılarından hiç çıkmayacaktı” diyenler haklıydı.
Tayyip Erdoğan’la Abdullah Gül’ün Siyonist Foxman’la görüşmelerini, Sabahattin Önkibar da 20 Temmuz 2019 Youtube Kanalındaki Konuşmasında Şöyle Aktarmıştı:
Bütün siyaset adamlarının, sorarsanız bir davası vardır. Herkes kendinin dava adamı olduğunu savunmaktadır. Ama maalesef konjonktüre göre bu siyasilerin davaları değişikliğe uğramaktadır, şartlar farklılaşınca onların davası da değişip durmaktadır. Öyle olmasa Sn. Devlet Bahçeli, üç dört sene önce Tayyip Erdoğan’ı PKK’dan daha tehlikeli bulurken ve bunu dava olarak topluma sunarken şimdi; Tayyip Erdoğan Devletin bekası için olmazsa olmaz demeye kalkışır mıydı?
Ve yine, mesela Bülent Arınç diye bir siyasi figür vardır. Tanınan bilinen Bülent Arınç, dava adamı olarak kendini lanse edip durmaktadır. Ama Bülent Arınç’taki savrulma çok ilginç boyutlardadır. Bakın; Sn. Abdullah Gül’ün babası vefat ettiğinde Bülent Arınç o cenaze namazına katılamamış, bir gün sonra gitmeyi tercih buyurmuşlardı. Niye biliyor musunuz? Tayyip Erdoğan’la karşılaşmamak için böyle davranmıştı. O ara Tayyip Erdoğan’la adeta kanlı bıçaklıydılar. Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç için; “o adam” diyordu. Bülent Arınç da Tayyip Erdoğan’ı gıyabında yerden yere vuruyordu. Derken birdenbire, Cumhurbaşkanlığı yüksek istişare kurulu üyesi yapıldı. Aynı Bülent Arınç, bu sefer Tayyip Erdoğan’a “mert, civan delikanlı” demeye başladı. Neden mi? Damadı; “FETÖ”cülükten hapiste olan, FETÖ imamı diye içeri atılan damadı, alelacele tahliye edilip kurtarılmıştı. Dahası; oğlu AKP’den milletvekili yapılmıştı. Sayın Arınç’la Sayın Erdoğan’ı barıştırmak için birilerini devreye sokmuşlardı. O barış sürecinden sonra da bütün bunlar yaşanmıştı. Arınç’ın damadı hapisten çıktı, oğlu mebus yapıldı, kendisi de aylık 18 bin liralık saray danışmanı atandı!.. Arınç’ın da davası ve iddiası birdenbire askıya alındı…
Tayyip Erdoğan’a gelince Tayyip Erdoğan 90’lı yıllarda hatırlayalım; sadece 90’lı yıllarda değil, 70’li yıllarda, 80’li yıllarda da nasıldı, bir bakalım… Ta 2001 senesine kadar Tayyip Erdoğan Milli Görüş Davası’nın cengâveri sayılmaktaydı. Evet militanıydı. Kayıtlarda vardı… Peki, sonra; sonra 2001 senesinde çıktı dedi ki: “Milli Görüş gömleğimizi çıkardık!” Ne oldu şimdi? Çünkü onun davası; makamı, çıkarı ve havasıydı!.. Ve Sn. Erdoğan Avrupa Birliği davasının mücahidi olup çıkmıştı. Oysa senelerce Avrupa Birliği’ne karşı çıkmıştı. Evet, bu yeni davasına öylesine bağlanmıştı ki Kıbrıs Davası’nın gerçek kahramanı Rauf Denktaş’ı karşısına almış “yes be annem” kampanyaları başlatmıştı. Kıbrıslı Rumlarla birleştirmek için bunları yapmıştı. Evet, sadece Avrupa Birliği olsa iyi, bir ara Barış Hikâyesi ile PKK ile açılıma yanaşmış, onu davası yapmıştı. Barış Davası! Aynı şekilde Fetullah ile kol kola girerek Menzil Yoldaşlığı yapmış, onun davulunu çalmıştı. Sonradan PKK’ya cephe almış, Fetullah’a hücuma başlamıştı…
Şimdi asıl konumuza gelelim; Erbakan’ın neden ağlatıldığına!? Erbakan öyle ağlak bir karakter değildi, siyasette hiç görülmüş duyulmuş şey değildi. Ama Erbakan’ın hüngür hüngür ağladığının dolaylı olarak tanığıyım. Osman Yumakoğulları, Milli Görüş Hareketi’nin önde gelen isimlerinden sayılırdı ve Erbakan’a çok çok yakındı. O bir gün bana geldi, bütün bunları kendisi anlattı. Bana: “Sen Hocamı hüngür hüngür ağlattın” deyince şaşırdım. “Hayırdır, neden?” diye sorunca; bana “2001 yılında, Tayyip Erdoğan’la ADL Başkanı Abraham Foxman’ın İstanbul’daki gizli buluşmalarını yazdığımı” hatırlattı.
Bu olay şöyle yaşanmıştı:
“Yıl 2001. Evet, AKP henüz kurulma aşamasındaydı, ama kurulmamıştı. O günlerde 2001’in başları, bana bir bilgi ulaştı. Tayyip Erdoğan ile Abdullah Gül İstanbul’da çok çok önemli ve esrarengiz biri ile buluşacaklardı. (Bilgiyi aktaran) araştırın diye uyardı. Ben o zaman Cem Uzan’ın Star grubunda çalışmaktayım. Hemen İstanbul’da ne yapabilirim, nasıl öğrenebilirim? diye düşünmeye başladım. Aklıma hemen, Emniyet İstihbaratta çalışan bir yetkili geldi; çünkü Emniyet İstihbaratının İstanbul’daki önemli yabancıları bilmesi lazımdı. Emniyet İstihbarattaki o ismi aradım. “Önemli bir isim İstanbul’da yarın Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül ile buluşacaklar. Ne olur, o ismin kimliğini öğren, nerede buluşacaklar, kaçta buluşacaklar? Bunları bilmem lazım” dedim. Sağ olsun o süreç, DSP-MHP-ANAP dönemi, bizim etkili olduğumuz dönemdi. Bürokraside dostlarımızın olduğu dönemdi. Dolayısıyla bir gazeteci olarak bana, eksik olmasın anında Emniyet İstihbarattan: “Evet” dediler; Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, yarın filan yerde şu saatte çok çok çok önemli bir isimle böyle bir görüşmeyi yapacaklar” haberi geldi. Doğrulattım ve ertesi gün o görüşme gerçekleşti sevgili seyircilerim. Tabi bu, sansasyonel bir buluşmaydı, sansasyonel bir görüşme idi. Ben de oturdum, bunu köşemde yazdım. O zaman Star Genel Yayın Koordinatörü sevgili Yılmaz Özdil idi. Haberleri o yerleştirirdi sayfaya. Benim yazıyı tam sayfa manşet yaptı. Star da o günlerde bir milyon satıyordu. Cem Uzan dönemi, Star çok etkiliydi. Hakikaten kıyametler koptu, öylesine kıyametler koptu ki, Tayyip Erdoğan beni aradı. Tayyip Erdoğan’la biz tabi tanışıyoruz, görüşüyoruz. O güne kadar benim defalarca programıma geldi. Hatta Star TV’de, Star Televizyondaki programıma bile geldi. Daha önce Tayyip Erdoğan TGRT’de programlarıma geldi. Yani diyaloğumuz vardı. Telefonda bana:
“Sebo beni mahvettin.” dedi. “Ya”, dedim; “yaptığım haber yalan mı?”
“Yalan değil ama sen benim hemşerimsin, yazmaman lazımdı” diye sızlandı.
Dedim ki; “Ya, ben gazeteciyim, yani haber yalansa ben senden özür de dilerim, tekzip de yayınlarım.” Hayır, haber yalan değil, yalanlayamam. Zaten yalanlama imkânları yoktu. Çünkü ben yalanlayamamaları için bütün önlemleri, tedbirleri almıştım. Kabul etmek zorunda kaldılar. Diyeceksiniz ki “ya iyi anladık da arkadaş, kiminle görüştü, o sansasyonel isim kim?” Açıklıyorum; o sansasyonel isim Dünya Yahudi Konseyi Başkanı, ADL Başkanı Abraham Foxman idi. Evet, AKP kurulurken belli ki ondan vize mi aldılar, istişare mi ettiler?.. Böyle basına kapalı, gizli-kapalı kapılar ardından saatler süren bir görüşme yaptılar. Gizlice buluştular ve bu görüşmeyi ben afişe edince, o gün bugündür Tayyip Erdoğan’ın bana kırılmasının, bana mesafe koymasının, bana kızgınlığının-kırgınlığının, kin duymasının sebebi bu haberdir sevgili seyirciler. Başka hiçbir şey değil. Oysa o bir Cumhurbaşkanı-Başbakan, ben bir gazeteciyim, başka ne olabilir ki. Bu haberi yazdım diye Tayyip Erdoğan’ın öyle bir kin tutma tarafı var; bana o gün bir kızdı, tam kızdı. Ben de o günden bugüne çizgimde hiçbir kırıklık yapmadan, 2001’den bugüne, AKP’ye muhalefetimi yani bazıları gibi dönem dönem değil; kurulmadan, kuruluş günlerinden bugüne; siyasal İslam’ın Türkiye için virüs olduğunu, sadece Türkiye için değil dinimiz İslam için de tehdit olduğunu vurgulaya geldim. Çünkü bakın siyasal İslamcı iktidar, bugün insanları dinden soğutuyor, çocuklarımızı “deist” yani dinsiz yapıyor. Artık sadece Allah’a inanıyor, dine inanmıyor. “İslam bu ise, ben Müslüman değilim” diyor evlatlarımız. AKP’ye bakıyor, iktidara bakıyor, Fetullah’a bakıyor; “İslam bu ise ben değilim” diyor. Ben bunu 2001’den beri söyleye geldim. Tabii bu haberim olağanüstü akis yaptı.
Osman Yumakoğulları’nın Erbakan’la İlgili Anlattıkları
İşte bu haberden birkaç gün sonra Osman Yumakoğulları Star Gazetesi Ankara bürosuna geldi. Randevu istedi. Buyrun, hoş geldiniz dedim. Çayını kahvesini söyledim. Bana: “Sabahattin Bey, siz Hocamı; Sayın Erbakan’ı hüngür hüngür ağlattınız!” deyince şaşırdım.
“Hayırdır” dedim “nasıl ağlatmışım?” diye sorunca hadiseyi şöyle aktardı: “Senin Recep T. Erdoğan’la Abdullah Gül’ün, Foxman’la görüşmesini haberleştirdiğin o yazın Star Gazetesinde çıkınca ben de yanındaydım. Erbakan Hocama önce telefon ettiler; Efendim gazeteleri gördünüz mü? diye. Getirin gazeteleri talimatını verdim. O ara gazeteler içeri girdi, bir tek ben vardım yanında”.
“Sebahattin Bey bir şey yazmış Star’da, ben de bakmamıştım gazetelere” deyip Star Gazetesini açtı baktı, baktı baktı… Rengi gitti, gözündeki ışık gitti. Birdenbire ağlamaya, hıçkırmaya başladı. Ama nasıl bir ağlamak, nasıl bir hıçkırık… Hocam neredeyse titreyerek ve yüksek sesle ve ağlamaya başladı. Bunu duyan merhume Nermin Hanım koşarak içeri girdi ve paniğe kapıldı. Onlar da ben de Hocamı zar zor kendine getirdik. Uzun bir süre de kendine gelemedi. Sakinleşince, “Hocam, ne oldu?” diye sordum, Erbakan Hocam bana dönerek: “Ben bunların ahiretine ağlıyorum. (Fani dünya için baki hayatlarına nasıl kıydıklarına yanıyorum.) Bunlar bunun hesabını nasıl verecekler?!” (diye düşünüyorum) “Allah’ım! Allah’ım! Allah’ım!” diyerek ağlamışlardı.[1]
Tabi burada, Sabahattin Önkibar’ın bir saptamasını, daha doğrusu saptırmasını da düzeltmemiz lazımdı: Bütün din istismarcısı parti ve iktidarları “Siyasal İslamcılar!” kategorisine alması ve Erbakan’ı da bunlara katması, eğer cahillikten kaynaklanmıyorsa kasıtlı bir iftiraydı. Çünkü Erbakan; asla ne “İslamcı” ne de “din istismarcısı” olmamıştı. O Kur’an’ın ve Resulüllah’ın öğretilerine tam inanan ve uygulamaya çalışan samimi bir Müslümandı. Yok eğer, İslam’ı; sadece gelenek ve görenek dini ve bir aksesuar malzemesi olarak görmek, pek çok hükümlerini gereksiz ve geçersiz sayıp hayatın dışına itmek istiyorlarsa, bu gizli bir inkârcılık, yani münafıklıktır. Şayet Erbakan; Din istismarcılığı yapan ve Siyonist odakların hatırına Milli çıkarlarımızdan taviz vermeye yanaşan biri olsaydı, 28 Şubat tezgâhına muhatap olmazdı. Zaten AKP; 28 Şubat’ın gayrimeşru meyvesi konumundaydı. Bu yazar ve yorumcuların, görünüşte Recep T. Erdoğan’ın yanlışlarına karşı çıkarken, gerçekte onu parlatan Abraham Foxman’ların uydurdukları kavramlarla İslam’a sataşmaları ise en azından ayıptır.
Sahi, Sn. Erdoğan’ın yanlışları ve haksızlıkları bahanesiyle ve “Siyasal İslam!” safsatasıyla dinimize ve mü’minlere sataşmak için fırsat kollayan bu fesatçı yazar-yorumcu takımı, neden acaba Siyasal İslamcı bu iktidarın ahlâki ve ailevi yapımızı tahribe çalışan ve LGBT’lilere sınırsız haklar tanıyan, AB dayatması ve Siyonist sermaye finanslı İstanbul Sözleşmesi’ne hiç karşı çıkmazlardı? Yoksa LGBT’lilere karşı olunca “Siyasal İslamcı” sayılmaktan mı korkulmaktaydı?
Ahmet Davutoğlu’nun “Davultozu” Çıkışları
Ahmet Davutoğlu bir programa katılıp şunları aktarmıştı:
“Bir ülkenin en dinamik gücü düşünce özgürlüğüdür. (Erdoğan iktidarında) Otosansürün en yoğun olduğu bir dönemden geçiyoruz…
Anayasa paketi ile ilgili bazı kaygılarımı ifade edebilmek için televizyon kanallarına girişimde bulundum, hiç kimse olumlu cevap veremedi. Bunun üzerine bir gazete ile mülakat yaptım. Mülakat çıktığında hayretler içerisinde kaldım, en temel kaygılarım yer almamıştı, çıkarılmıştı… Maalesef, ki hepsi bize saygı duyan gazeteciler, “durumu biliyorsunuz, bizi mazur görün” diye dert yanmışlardı.
Erdoğan’ın benden isteği “Başbakan gibi görün ama başbakan gibi olma” (Yani uzaktan kumandalı robot gibi davran!) idi… Oysa yasama güçlendirilmeli, yargı bağımsızlığı teminat altına alınmalıdır.
AKP’nin MHP ile girdiği ittifak ilişkilerine karşı çıktığımı ilk günden beri söyledim, Erdoğan’a da aktardım.”
Ahmet Davutoğlu, bu itiraflarını; Rusya’nın Sputnik haber ajansıbünyesindeki RS FM’de program yapan Yavuz Oğhan‘ın YouTube’daki, “Bi De Bunu İzle” isimli programında aktarmıştı. Yavuz Oğhan, Akif Beki ve İsmail Saymaz‘ın sorularını saatlerce yanıtlamıştı. Ama Yavuz Oğhan’ın dört yıldır başarıyla sürdürdüğü ‘Bi De Bunu Dinle’ ile Akif Beki ve İsmail Saymaz’la iki yıldır yaptıkları ‘Söylemesi Bizden’ programı hemen yayından kaldırılmıştı. Üçü de kendilerini bir anda kapının önünde bulmuşlardı. Bu talimatın Moskova‘dan geldiği konuşulmaktaydı. Rusya‘nın resmi haber ajansı olan Sputnik, anlaşılan, Tayyip Erdoğan’ın eleştirildiği bir programla çizmeden yukarı çıkılmasına razı olmamıştı” diye sızlanan Hasan Cemal bir zamanlar Tayyip Bey’in “Ağabeyi” konumundaydı.
Recep T. Erdoğan’a, İlluminati’nin Kralı Rothschild’ler Büyük Destek mi Sağlamıştı?
Kimilerine göre dünyayı yönettiği söylenen İlluminati’nin en büyük destekçilerinden birinin ünlü Rothschild ailesi olduğu konusunda herkes fikir birliği ediyordu. Peki, bu ailenin AKP ve Erdoğan’la yakın teması nereden geliyordu?
Rothschild Yatırım Bankası AKP iktidarı döneminde (2000’li yılların ortalarında) Türkiye’de bir şube açmıştı. Banka 2005–2007 yılları arasında Türkiye’deki özelleştirme ve şirket evliliklerine ilişkin yaptığı operasyonlarla adını duyurmaya başlamış ve bu süre zarfında 15,3 milyar Euroluk bir işlem hacmine imza atarak, bu alandaki rakiplerine çok büyük bir fark atmıştı. Rothschild Yatırım Bankası’nın Türkiye operasyonlarının başında, 2007 yılından bu yana Yönetim Kurulu Başkanı olarak Dr. Yılmaz Argüden bulunmaktaydı. Ve Argüden’in web sitesinde Rothschild Bankası ile AKP hükümeti arasındaki ilişkileri anlatan çok ilginç bir bölüm yer almaktaydı.
Bay Yılmaz Argüden bu bilgi notunda; Rothschild Bankasının, Türk hükümetinin, General Electric gibi yabancı yatırımcı şirketlerin ve bazı “seçkin” Türk ailelerinin danışmanı olduğunu gururla açıklamıştı. Bu Rothschild’in Türkiye pazarında ilgi duyduğu alanlar ise şunlardı:
a) Erdoğan’ın ikide bir böbürlenerek söylediği Nükleer Santralin finansmanını,
b) Türkiye’deki bor vb. maden yataklarını,
c) Kıymetli arazileri ve arsalarımızı (Atatürk Orman Çiftliği dâhil 2018’de Rothschild’in Türkiye’de büyük bir arazi kapattığı ortaya çıkmıştı. Bunun da özellikle İstanbul’a yeni yapılan havaalanı ile Kanal İstanbul bölgelerinde olduğu yazılıp konuşulmaktaydı.)
Sonuç olarak: Yeni şirket ortaklıklarını[2] ve yabancıların yatırımlarını kolaylaştırma yoluyla Erdoğan iktidarına dolaylı destek mi sağlanmaktaydı?
Peki Rothschild Ailesi Bu Paraları Nasıl Kazanmıştı?
Ailenin Avrupa’da tanınmaya başlaması 1744′te döviz değişimiyle uğraşan, Hesse Prensi ile ticaret yapan (1710 doğumlu) Yahudi Amschel Moses Rothschild‘in oğlu olan Mayer Amschel Rothschild’in Frankfurt, Almanya’da doğumuyla başladı. Frankfurt’un Judengasse denilen Yahudi gettosunda doğan Mayer, bir finans kurumu kurdu ve iş yapmaları için 5 oğlunu farklı Avrupa şehirlerine yollayarak etki alanını arttırmayı başardı.
Rothschild’lerin ün ve zenginlik kazanmaları Napolyon’un İngiltere ile yaptığı savaş ile başladı. Savaşta İngiltere’ye mal kaçıran ve birlikleri finanse eden Rothschild’ler, bu dönemde bir yandan savaşı finanse ederken diğer yandan da hükümetlere yüksek faizle borç vermeye başladı. Savaşın sona ermesini ve Napolyon’un kaybettiği haberini, kurdukları geniş istihbarat ağı sayesinde ilk olarak Rothschild’ler öğrenmiş olmaktaydı. Rothschild’ler Londra borsasında elinde bulunan bütün hisseleri satmaya başladı. Bu da Napolyon’un savaşı kazandığı izlenimini doğurmayı başardı. Bunun üzerine herkes de Rothschild’leri izleyerek hisselerini satmaya başladı. Rothschild’ler, bir yandan da bu hisseleri toplattı. Ertesi gün Napolyon’un savaşı kaybettiği haberi alınmıştı. Rothschild’ler bu bilgi sayesinde bir gecede büyük bir servet yığmışlardı. Ayrıca Rothschild’ler, İspanya’da bulunan İngiliz Ordusu’nu finanse etmek amacıyla, kardeşleri sayesinde Fransa’dan altın da taşımışlardı. Bu çabaları Rothschild’lere “İngiliz Hazinesinin Temsilcisi” unvanını kazandırmıştı. Ayrıca bu sayede Rothschild ailesi üyeleri İngiliz meclisine girmiş ve “baron” unvanı almışlardı. Savaşın sonunda ise Rothschild ailesi Fransa’ya borç vermeye başlamıştı.
Avrupa’da birçok hükümeti yüksek faizli borca bağlayan Rothschild’ler, savaşlar sayesinde Uzakdoğu ile de tanışmıştı. Bu dönemde Çin’de ticaret yapan İngiliz tüccarlar, Çin İmparatorluğu ile ters düşmelerinin ardından, İngiliz Kraliyetinin desteğini almak için Rothschild’lere başvurmuşlardı. İngiliz Kraliyetini ikna etmeyi başaran Rothschild’ler “Afyon Savaşı”nı (uyuşturucu kaçakçılığını) da finanse etme kararı almıştı. Çin’in mağlubiyeti ile biten savaşın ardından Rothschild ailesi, İngiliz hâkimiyetine geçen Hong Kong’un kontrolüne de yardımlarının karşılığı sahip olmuşlardı. Burada kurdukları HSBC (Hong Kong Shangai Bank Corporation) sadece Rothschild’lerin para baronluğunun Dünya üzerinde tescillenmesini sağlamamış, aynı zamanda afyon ve uyuşturucu ticareti de Rothschild’lerin eline geçmiş olmaktaydı.
Rothschild’ler, Almanya’da da sanayi devrimi sonrası birçok şirketin kuruluşunu finanse ediyorlardı. Ayrıca bir yandan da Amerika’ya geçerek altın için yerli katliamlar yapmışlardı. Amerika kıtasının yeraltı zenginliklerini keşfeden Rothschild’ler ilgilerini altına yoğunlaştırmıştı. Osmanlı topraklarının çözülmeye başlamasıyla birlikte, Rothschild’ler iki koldan Ortadoğu’ya saldırmaya başlamıştı. Rothschild’lerin Ortadoğu’ya sızmalarının en büyük amacı; İsrail’i kurmak yanında bölgedeki petrol yataklarıydı. Ayrıca diğer taraftan da Filistin topraklarının satın alınması için 2 milyon Sterlinlik bir fon oluşturmuşlardı. Böylece Filistin topraklarının en verimli yerleri Yahudilerin eline geçmeye başlamıştı.
2. Dünya Savaşı’nda Rothschild’ler Hitler’e de sermaye oluşturmuşlardı. 1. Dünya Savaşı’ndan sonra ekonomik anlamda adeta yerle bir olan Almanya’nın yeniden inşası da Amerikalı finans çevrelerine kalmıştı; ki bunlar Rothschild’lerin Amerika’daki uzantılarıydı.
Rusya’daki sosyalist ve komünist hareketi finanse ve organize eden de bunlardı. Ülkeler kapitalist-komünist, halklar sağcı-solcu diye kamplaşıp boğuşurken, hepsinin yuları Siyonist odakların elinde bulunacaktı. Böylece Hitler’in inanılmaz yükselişine zemin hazırlanmıştı. Hitler’in savaştan önceki yıllarda inanılmaz savunma harcamaları ve büyüyen askeri gücü Rothschild hanedanlığının yardımı ile sağlanmıştı. Ayrıca başka kişiler tarafından bu sayede İsrail’in kuruluşuna bir zemin hazırlandığı, Afrika’da ise elmaslar için iç savaşları kışkırttığı bilinip durmaktaydı. Rothschild ailesinin Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılmasında da çok büyük rol oynadığı kanıtlanmıştı.[3]
Berat Albayrak ve Jared Kushner: İki Damadın “İyi Hâl Kâğıdı” Açmazı
Hem ABD hem de Türkiye, diplomaside damatları ön plana çıkaran iki ülke konumundaydı. ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Ortadoğu’da barışın! (aslında ABD-İsrail planının) hayata geçirilmesi için Suudi Arabistan’dan sonra Türkiye’ye uğramıştı. Kushner, söz konusu planla birlikte kayınpederi Trump’ın çok özel bir mesajını da beraberinde getirip Erdoğan’a sunmuşlardı. (Aslında yapılan görüşme diplomatik temayüllere aykırıydı. Çünkü Kushner, Erdoğan’ın muhatabı sayılmazdı.)
Türkiye’de “Kushner ile Erdoğan üç saatlik görüşmede neyin pazarlığını yaptılar?” tartışması süredursun, ABD’de Trump’ın damadının, gerekli güvenlik soruşturmalarından torpile rağmen geçemediği konuşulmaktaydı. Güya ABD istihbaratı, Kushner’i yabancı bir ülkeye angaje olduğu için (İsrail tabii ki) “temiz kâğıdı”nı vermek hususunda ağırdan almaktaydı. (Oysa bu tavır, damadı üzerinden Trump’ı Siyonist Lobiler nazarında kıymetlendirme hesaplıydı. Ayrıca Amerikan halkını da yatıştırma amaçlıydı.) Buna karşın Trump’ın baskısıyla “çok gizli” belgelere ulaşımı sağlanmış, ancak damadın kozmik bilgilerle ilgili iyi hâl kâğıdı bir türlü alınamamıştı. Özetle, Jared Kushner, temiz kâğıdı olmadan diplomatik girişimlerini sürdürüyorlardı.
Gelelim Erdoğan’ın damadı Berat Albayrak’a…
Berat Bey’in de geçmişinde FETÖ okullarından mezun olmaktan tutun da Çalık Holding’de çalıştığı dönemde, Kuzey Irak’tan yasa dışı yollarla alınan petrolün transferindeki payına kadar… Enerji Bakanı olduğu dönemde yandaşların nemalandırılmasından ABD mahkemelerindeki dosyalarda yer alan şaibeli ilişkilerine kadar “iyi hâl kâğıdı” almasına engel faaliyetleri vardı. Ve inanın Berat Albayrak Erdoğan’ın damadı olmasa, dar kapsamlı bir güvenlik soruşturmasını bile geçemeyeceği konuşulmaktaydı.
Maalesef, ABD ile Türkiye arasındaki diplomasi temiz kâğıdı alamamış iki damatla yürütülmeye çalışılmaktaydı.[4]
Ve Gelelim Bugünkü Duruma:
• Siyonist ve terörist İsrail’in bütün işgal, katliam ve barbarlığına… Ve kamuoyunda yapılan onca baskıya rağmen, Sn. Erdoğan’ın İsrail ile imzaladığı NORMALLEŞME (yani arayı düzeltme ve ilişkileri geliştirme) anlaşmasını hâlâ iptale yanaşmaması…
• Kıbrıs’ı ve Akdeniz’in kaynaklarını paylaşmak ve Türkiye’yi dışlamak ve kuşatmak üzere; Yunanistan, Kıbrıs Rum Kesimi, İsrail ve ABD ortak ekonomik ve askeri anlaşmalar imzaladığında; Sn. Erdoğan Yunanistan ve Kıbrıs Rumlarına sert çıkışlar yaptığı halde, İsrail teröristini bir sefer olsun ağzına almaması…
• Görünüşte AB dayatması olduğu halde, gerçekte Siyonist odakların finansörlüğünü yaptığı LGBT (eş cinseller ve lezbiyenler gibi sapıkların) haklarını sağlama ve koruma amaçlı, malum ve mel’un İstanbul Sözleşmesi’ni 2011’de imzalayıp, 2014’te yürürlüğe sokan; hatta halkın haklı tepkisini törpülemek için “E canım Allah kanunu değil ya, gerekirse vazgeçeriz!..” demesine rağmen, bu rezaletle ilgili düzenlemeleri uyum yasaları diye tek tek kanunlaştırıp, kural ve kurumlarını yaygınlaştıran Sn. Erdoğan’ın, ahlâki ve ailevi yapımızın temeline dinamit koyan bu anlaşmayı bir türlü askıya almaması…
Acaba nasıl yorumlanmalıydı ve hangi hikmete dayandırılmalıydı? Bu talihsiz tavırlarının Siyonist baronlarla eski irtibatıyla bir bağlantısı var mıydı?
Bu makaleyi sesli olarak dinleyebilirsiniz:
{mp3}snerdoganvegecmistekisiyonistbaronlar{/mp3}
[1] Bak: https://www.youtube.com/watch?v=i_8QnAr6gCw&feature=youtu.be
[2] 19/12/2017 – https://jöntürk.net/tayyip-erdogana-illuminatinin-krali-rothschilddan-buyuk-destek
[3] (Kaynak: British Museum.London)
[4] 01/03/2019 / https://jonturk.net/

Bu deliller elbet bir gün kullanılır…
Akp ve RTE’ nin İsrail’le normalleşme anlaşması imzalamasına “Hudeybiye”, Yahudi cesaret ödülünü alıp geri vermemesine “onlardan gözükme, idare etme ve yönlendirme stratejisi” olarak keramet dizenlere bu kavi deliller bile yetmiyor malesef.
Ancak bu kadar delil boşa tutulmuyor elbet. Gün gelir dosyalar masaya dizilir. Adalet karşısında hesap görülür, sonra ahirette ebedi hesapla devam edilir…
Bir Sinan; Bir de Süleyman Gerek…
Yıllar önce Milli Gazete’de okumuştum:
[b]Gömlekten Dona-Haşemadan Şorta…[/b]
İki dönem AK Parti vekilliği yapmış birinin şu sözde espirili ifadeleri aslına bunların özetiydi:
-Sizin Saadetçiler bize gömleği değiştirdiler diyordu ya!
-Evet…
-Yanlış…
-Biz o zaman sadece gömleği değil donu bile değiştirmiştik!
-Nasıl yani!
-Biliyorsun ilk milletvekili seçildiğimizde bizi Kızılcahamam‘da kampa aldılar. Eğitim kampına. Nasıl davranacağımızı, nasıl oturup kalkacağımızı, nasıl giyineceğimizi anlatıyorlar. İşte o kampta, bir gün otelin havuzuna indim. Tabii eski alışkanlıklarla altımızda haşema var. Tam havuza dalmak üzereyim. Telaşla bir arkadaş yanıma geldi:
Dedi ki;
– Ya sen ne yapıyorsun, ne bu halin?
– Ne var ki halimde?
– Haşema giymişsin!
– Ne olmuş?… Ben 40 yıldır haşema giyiyorum.
– Olmaz! Sen bizi medyaya malzeme yapıp, Milli Görüş‘ün devamı olmaktan kapattıracak mısın?
– Ne yapmalıyım peki?
– Gidip değiştireceksin. Haşemayı çıkarıp yerine şort giyeceksin!
[b]“Yaaa… Gördüğün gibi, biz o zaman sadece gömleği değil donu bile değiştirmiştik. Sizin haberiniz yok.”[/b]
(https://www.milligazete.com.tr/haber/1089622/erdogan-beklenen-mehdiydi)
…
Hükûmet ile Hikmet müşterektir
Vezir olan hakîm olmak gerektir
demiş arifler. Yani;
Hükûmet ile hikmet aynı kökten gelir.
Yönetici olan kimsenin Ehl-i Hikmet olması gerekir.
Aziz Erbakan Hocamızın da deyimiyle: Bu işler öyle çoluk çocuk işi değildi. Bunlar; 18 yılda memleketi ateş çukurunun kenarına getirdiler. Bu 18 yılda da, tabii yaş ilerledi, büyüdüler, kocaman(!) adamlar(!) oldular, artık çoluk çocuk değiller haliyle ama işte;
Hakk Davamızı bölerek; Ümmet-i Muhammed’e tarih boyunca görülmedik zulümlerin işlenmesine vesile olarak bu zulümlere ortak oldular ve büyük vebal altına girdiler. İyi de bu fasit zihniyetle, ülke nasıl düze çıkacaktı?!…
…
“Hadi gel yıkalım şu Süleymaniye’yi desen,
İki kazma kürek, iki de ırgat gerek,
Ancak hadi gel yapalım şunu geri desen,
Bir Sinan, bir de Süleyman gerek.”
Dörtlük M. Akif’e ait olsa da;
Aziz Erbakan Hocam; “Şu Tayyiple Abdullah gitti Siyonizm kazmasına sap oldular.” diyerek keramet göstermişti…
Şimdi bu gömleksiz ve dahî donsuzların; dış güçlerden aldıkları: “Türkiye’yi parçalama-yıkma” görevleri sebebiyle, ülkeyi getirdikleri ateş çukurunun kenarından, nasıl kurtaracağız?!
Elbette ve kesinlikle; Önce Allah’ın İzniyle;
Mimar Sinan misali; Erbakan Hocanın İlmi projeleri;
ve O’nun projelerini uygulayacak Kanuni Süleyman misali
Ahmet Akgül Hocanın, HİKMETLİ basireti, feraseti, ve dirayeti olmadan kurtuluş mümkün gözükmemektedir.
Evet;
Kurtuluşun kapısını Milli Çözüm tutmuştur.
Anahtarı; Ahmet Hocadadır…
Artık aklı olan gelsin, gelmeyen de acı sonunu gözlesin.
Zira biz de gözlemekteyiz…
Gizli Dünya Devletini Deşifre Eden ve Onu Etkisiz kılıp Hakka Dayalı Adil Bir Düzen Kurmayı Hedefleyen Alt yapısını oluşturan TEK KİŞİ Prof. Dr. N. ERBAKANDIR – Tamama Erdirecek resmiyet kazandıracak olan ise Milli Görüşün Tek Temsilcisi Milli Çözüm ve Üs
İnsanlığı manen ve maddeten sömüren Siyonizmi, Atatürk’ten Sonra Tek Birisi Deşifre Etmiş ve Kuvvete Dayalı Bu Sömürü Sistemini Etkisiz Kılacak Yerine Adil Bir Düzen Kurmayı Amaçlamış Altyapısını hazırlamış o Tek kişi Aziz Erbakan Hocamızdır!.. Ve devam ettiricisi, tamama erdirecek olan ve resmiyet kazandıracak olan Milli Görüşün Tek Temsilcisi Milli Çözüm ve Üstad Ahmet Akgül Hocamız Olacak inşaallah!..
2. Dünya savaşından sonra BM,DÜNYA BANKASI, İMF kuruldu. Kuvvet zoruyla Filistin’e İsrail yerleştirildi. Sözde insanlık huzur barış ve saadet bulacak dıye yaygara yapılmıştı o günlerde.. Ama tabi ki sadece yaygaradan ibaretti bunlar.. 1989′ da Kominizmin iflası ve Sovyet’ lerin dağılmasına kadar soğuk harp devam etti.
Dünyada ekonomik bakımdan fakir ülkeler daha fakir, zengin ülkeler daha zengin oldu. Gerek ülkeler arasında gerekse ülkelerin içinde gelir dağılımları gittikçe bozuldu. Açların işsizlerin sayısı gittikçe arttı. Milyonlarca insan enflasyon ve pahalılıktan dolayı her geçen gün artan geçim sıkıntısı ile ızdırap çekmeye devam etti ediyor…
Aziz ERBAKAN Hocamızın ifade buyurdukları gibi ; insan vücudu dışarıdan bakıldığı zaman bir deri ile kaplanmıştır. Ancak bu deriyi kaldırıp altına baktığımız zaman , kemik, adale, damar , sinir sistemi başta olmak üzere vücudun içinde birçok organların çeşitli sistemlerin çeşitli fonksiyonların cereyan ettiğini görürüz. Alttaki bu yapıyı bilmeden ne teşhis olur ne de tedavi olur…
Aynen bunun gibi bugünkü dünya olaylarının doğru bir teşhisini ve buna dayanarak da doğru bir tedavisini yapabilmek için, aynı şekilde bugünkü dünyanın anatomisini bilmemiz gerekmektedir.
Bugün herhangi bir kimsenin bir yerden bir yere gidebilmesi için alacak olduğu uçak bileti IATA nın kontrolundedir. Biletin ücretinin %9 unu IATA firmasına ödemez isen o uçak meydan kalkış yapamıyor. Yok arkadaş ben yahudiye para kazandırmak istemiyorum gemiyle gidecem dersen oraya da LYOD adında bir firma kurmuş orada da %9 almadan gemi hareket edemiyor… Bir ülkeden başka bir ülkeye para transfer etmek istesek örneğin akredif yapacak olsak %1 alıyor, eft yapılacak olsa başka ülkeye muhabir banka koymuş araya o muhabir bankaya yine komisyon ödemeden karşı hesaba para aktarılamıyor..
Bu olayları böyle bir bir hatta saatlerce saymak mümkün. Spordan tiyatroya sanattan üniversitelere sanayiden ticarete hukuktan istihbarat teşkilatlarına kadar pek çok şey işte o komisyonları vermeye mecbur bırakan GİZLİ DÜNYA DEVLETİ dediğimiz siyonist kuruluşlar kontolunde malesef.
İşte Cumhuriyet tarihinde Atatürk’ten sonra bu gerçeği [b]TEK BİRİSİ DEŞİFRE ETTİ.[/b] BU SİSTEMİ BU YANLIŞ DÜZENİ HAKSIZLIĞI ADALETSİLİĞİ İNSANLARIN HAKKINI SÖMÜREN BU SİSTEMİN SAHİPLERİ OLAN SİYONİSTLERİ (Roschilt- Rockefeller-Agnelli-Mitsubişhi – 13LER MECLİSİ-33LER MECLİSİ-300LER MECLİSİ Gibi Şahıslar, CFR, ADL AJL, CIA , MOSSAD, BM, B’NAI B’RITH, BİLDERBERG, ROTARY , LIONS, DINER, YMCA, MASONLAR, – Zaten siyonistler doların arka yüzündeki piramidin 13 kademesinde bu teşkilatların resmini koymuşlar) 50 YIL BOYUNCA İÇİNİ DIŞINI DEŞİFRE ETTİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ. Bu siyonist güçler 5785 yıldır Büyük israil hedefine kitlenmişler arzı mevud topraklarına hakim olup yeryüzünde kendilerinin efendi olduğunu herkesin onlara köle olduğunu hakim kılmak için çalıştıklarını ERBAKAN HOCAMIZ sayesinde öğrendik . Eğer bu 5785 yıllık kuvvete dayalı bu yapının düzenini yıkıp hakka dayalı bir ADİL DÜZEN kurulmaz ise bu 8 milyar insanlık bu bir avuç ırkçı emperyalistlere köle olmaktan kurtulamayacağını anlayan ERBAKAN Hocamız hedefini bu yöne her çalışmasını her hazırlığını bu kuvvete dayalı yapıyı çökertmeye adamıştır. Çünkü ”YA BÜTÜN BİR DÜNYAYI DEĞİŞTİRECEK ADİL DÜZEN KURARSINIZ , YA DA BİR KASABA DA BİLE BAŞARILI OLAMAZSINIZ İŞ YAPTIRMAZLAR” diyerek yeni bir dünya kurmayı hedeflemiş ve altyapısını kurmayı başarmıştır.. İnşaallah bu yeni bir dünyanın kurulmasını tamama erdirecek siyonizmi tarihin çöplüğüne gömecek olan Aziz Erbakan Hocamızın sadık talebesi olan ve Milli Görüş’ün tek temsilcisi Milli Çözüm ve şahsi manevisi olan Üstad Ahmet AKGÜL Hocamız eliyle gerçekleşecek olan günlerinarefesinde olduğumuz şu günlerde fetih için çabalayıp gayret gösterenlerden olmak niyazıyla!…
Saygılarımla.
Hayat İki Çizgi
Hayat iki çizgi, Hak- batıl
Tercih senin, istediğine katıl
Maksat dünya, buysa muradın
Verdi Rahman, tas tamam…
İmtihan cilvesi, mühlet verilir
Tercihiyle kişi, imtihan edilir
Hedefinse zulmu def, zalimi ıslah
Açılır yollar inayetle, fersah fersah…
Ya Rabbi inayet et, İmanımız kurtattır
Lutfu ikramınla, uhuvvetle yaşattır.
Deccalizmi, elimizle kahırlattır
Adil Düzen Sistemin, bizlerle yapılandır…
Amin Amin Amin…
ÖLECEKSİN!
Ey insanlık, unutma öleceksin
Bir gün kabre gireceksin
Yaptıklarının hesabını vereceksin
Ya cennete, yada cehenneme gireceksin
Onaltı yıl oldun iktidar
Makamlar, paralar ve saraylar
Seni barındırdı Siyonist odaklar
İşleri bitince, tek tek geri alacaklar
Bak Piyoncan hazırlık yapıyor
Davultozu açıktan meydan okuyor
Gül, perde arkasından destek veriyor
Yani anlayacağın saltanat bitiyor
İzleyin Akp hızla dağılıyor
İhanet edenler, ihanete uğruyor
Erbakan’a yanlış, karşılıksız kalmıyor
Hainler için, yolun sonu görünüyor
Ömür bitmez diye diye, tükendi hayat
Sahte vatan millet sözlerin, artık bayat
Kabul etmez günah yükünü, asil at
Ümmet perişan, sen uyuyormusun rahat
Milli Çözüm olmazsa, meydan size kalır
Kürdistan kurulur, ülke parçalanır
BOP hedefi için, hazırlıklar hızlanır
Batı dört koldan, vatanıma saldırır
Kurulacak Adil Düzen, kurtulacak insanlık
Yok olacak adi sistem, kurtulacak insanlık
Milli Görüş bereketiyle, kurtulacak insanlık
Milli Çözüm reçeteleriyle, kurtulacak insanlık