AKP'nin duyarsızlığı
Türkiye borç batağına saplanmıştır.
Herhangi bir kaynak paketi açıklayamamış olan hükümet, 30 ay süre içerisinde iç borçları 140 katrilyon liradan 300 katrilyona dış borçları ise, 130 milyar dolardan 262 milyar dolara çıkartmıştır.
Türkiye BOP'un Sıçrama Tahtası yapılmıştır.
1 Eylül 2004'de bu amaçla ABD'ye ait savaş malzemesi için limanları ve havaalanları kullanıma açmıştır.
Dış Politika'da Çöküntü yaşanmaktadır.
Patrikhanenin Ekümenik sorunu, Ruhban okulu, Ermeni konusu Kıbrıs'ın tamamen elimizden çıkması Irak'taki işgalin doğurduğu kaos gibi olumsuz durumlar geleceğimizi karartmaktadır.
AKP' nin aymazlığı
İşçiye:
5 milyon işsiz var. Bir iş bulmuşsunuz daha ne istiyorsunuz?
İşsize:
İş aslanın ağzında taşı sık suyunu çıkar. Her şeyi niye bizden bekliyorsunuz?
Memura:
Meydanlar boş, hakkınızı arayın. Niye rahat durmuyorsunuz?
Çiftçiye:
Bu millet sürekli size mi bakacak? Bir kesimi sübvanse edelim diye diğerini mağdur edemeyiz. Gözünüzü toprak doyursun halinize şükretmiyorsunuz.
Başörtüsü Mağdurlarına:
"Bedel ödemeye hazır değilseniz, biz de hazır değiliz! Hem çok acele ediyorsunuz!.." şeklinde çıkışılmaktadır.
AKP'nin Vefasızlığı:
Başörtüsü mağduriyeti aynen devam ediyor.
Kuran kısıtlaması aynen sürüyor.
İmam Hatip ve meslek okulları yine sürünüyor!
Ahlaki erozyon, toplumun temelini kemiriyor!
Türkiye'de son iki yıl içinde 12 bin kilise – ev açıldı
34 bin kişi de din değiştirerek Hıristiyanlaştı.
Son bir yılda yabancılara 300 milyon metrekare arsa satıldı.
Kar eden kitler kapatıldı, stratejik kuruluşlar pazara çıkarıldı.
AKP üç yıldır güya iktidarda ama Türkiye'nin temel sorunları olan işsizlik, borçlar, adalet ve medya sorunları çözümsüz olarak aynen duruyor. Bu arada inşaat sektörü de yıllardır çalışıp canlanmadığı ve 'mesken meselesi' de çözülmediğinden, sorun adeta patlama noktasına geldi. Hükümet her konuda olduğu gibi mesken konusunda da morardığı için bu konuyu 'mortgage' ile çözecekmiş!?.
Türkiye'de neden mesken ve gecekondu sorunu vardır?
Her şeyden önce, seksen yıldır 'krediler yalnız büyük şehirlere verilmektedir. Halk Anadolu'da iş bulamamakta, büyük şehirlere göç etmekte ve bu şehirlerde devletin mutlu azınlıklara verdiği kredilerle kurulan fabrikalarda çalışmaktadır. Devlet, çarpık bir uygulama olarak İstanbul başta olmak üzere büyük şehirlerde 'fabrika' kurdurmakta ama bu fabrikalarda çalışanlara ise 'ev' değil, 'arsa' bile vermemektedir!..
Gariban vatandaş kendi kendine çözüm üretip başını sokacak bir yer yaptığında da engelleme gerekçesi hazırdır; tarihî sit alanı(l), doğal sit alanı(!), orman, yeşil alan, kamu arazisi(!), hazine arazisi(!),.. gibi birtakım uydurmalarla ruhsat verilmemektedir!.. Anadolu'da işsiz ve aç olduğu için halk İstanbul'dadır, Ankara'dadır, İzmir'dedir, Adana'dadır… Bu şehirlerin merkezlerinde değil ama varoşlarında zor ve sağlıksız şartlarda barınmak ve yaşamak için de gecekondu yapmakta, buralarda oturmaya razı olmaktadır… Evet, halk gecekondulardaki sefil hayata razı olmakta, böylece dış borçlarla kurulan fabrikaların çalışmasını sağlamaktadır… Halk olmasa, bu fabrikalar nasıl çalışacak, gereken emeği nereden bulacaktır?!.
Devlet, hükümet ve belediyeler, ülke fabrikalarının emek ihtiyacını karşılamak üzere gecekonduda yaşamaya razı olan vatandaşlarına her gün teşekkür edeceğine, orada ev hanımlığı yapmaya ve çocuk yetiştirmeye razı olan anaların ellerini (memur ve zabıtalar aracılığıyla her gün öpeceğine; acımadan bu mütevazı gecekondu evlerini her fırsatta başlarına yıkıyor!,.
Türkiye'ye kredi verenler Türkiye'yi borçlandırmak istiyorlar ama borcunu ödeyemez hâle getirmek için o kredilerin verimli şekilde değerlendirilip çalıştırılmasını istemiyorlar. Fabrikalar açtırıyor ama o fabrikaların işçilerinin 'mesken' ihtiyacını karşılamayarak adeta buralardan kovuyor/ ki, Türkiye iflas etsin ve Osmanlılar gibi yıkılsın!.. Hükümetler çıkarttıkları kanunlarla belediyelerin ellerini bağlamış; arsa ürettirmiyor, toplu konut yaptırmıyor, inşaat ruhsatını verdirmiyor, şehrin sağlıklı yapılaşmasını önlüyor!.,
R. Tayyip Erdoğan da başbakan olunca, eski bir belediye başkanı olduğu için, Türkiye'yi de öyle yöneteceğini zannediyor… Halbuki, kendisi İstanbul Büyük-şehir Belediye Başkanı olduğu dönemde, eski belediye başkanlarının yaptığı gibi o da kaçak inşaatlara göz yumdu; ruhsatsız yapılan gecekondu evlere veya apartmanlara elektrik ve su verdi… Bu arada KIP-TAŞ, başlangıçta birkaç bin konutu halkın ihtiyacını karşılayacak şekilde ucuzca yaptı. O dönemde Sayın Tayyip Erdoğan ile yaptığım bir görüşmede; 'Bak, ben kısa zamanda EJPTAŞ'ta binlerce konut yaptım, sen Akevler'de yıllardır kaç tane yapabildin?' demişti. 'Bana İstanbul Büyükşehir imkânlarını ver, her gün binlerce konut üreteyim.' dediğimde, susup kaldı!.. Zaten KIPTAŞ da birkaç yıl sonra ve özellikle günümüzde, halkın 'mesken' ihtiyacını karşılayan değil de, sadece zenginlere 'lüks konut' üreten bir yapıya büründü!.. Sayın Erdoğan şimdi başbakandır. Eskiden elinde sadece KİPTAŞ vardı; şimdi KİPTAŞ ile birlikte TOKİ/Toplu Konut İdaresi, Türkiye'nin bütün hazine arazileri ve başta hükümet gücü olmak üzere nice kredi imkânları vardır… Aradan bunca zaman geçti… Ülkemizin 'mesken meselesi' konusunda karşımıza çıka çıka insana 'yine mi yabancılar?' dedirtecek cinsten yabancı menşeli bir 'mortgage' çıktı!..
Başbakan Erdoğan, geçtiğimiz yıl sonunda yani sadece birkaç ay önce 'mesken meselesi' için, daha doğrusu 'gecekondu sorunu' için bir çözüm buldu ve belediye başkanlarına hitaben haykırdı (Eylül 2004 Gazeteler ve televizyonlar): "Acımayın, yıkın!.."
'Acımayın, yıkın!' Bu iki kelimeyi duyduğumda, eski dostum ve RP İstanbul yönetimindeki yakın çalışma arkadaşım 'reis' ile ilgili son ümit kırıntılarım da aynen o gecekondular gibi- yıkıldı.
Evet; çözüm üretmeyip sadece yapılanları 'acımadan yıkın' diyen hükümetlere ve belediyelere rağmen, Türk Milleti yani halk, kendine has dayanma, dayanışma, direnç gösterme ve her şeye rağmen çözüm üretme gücüyle, yıllardır 'gecekondularda' yaşamaya razı olarak sanayileşmeyi ve kalkınmayı başardı. Şimdilerde sadece İstanbul'un dörtte üçü gecekondudur; yani ruhsatsızdır; yani en az sekiz milyon insan buralarda barınmaktadır… Sayın Erdoğan'ın birkaç ay önce haykırdığı talimatı belediyeler dinleseler ve bunları yıkmaya başlasalar, -yıkamazlar çünkü mevzuat müsait değildir- sekiz milyon insanı ne yapacaklardır?!. Marmara Denizi'ne dökemezler, çünkü deniz kirlenir!..
"Acımayın, yıkın!.." Bu insafsızca söylenmiş bir sözdür… Biz belediyelerle görüşüp mesken meselesini, gecekondu sorununu, kaçak inşaatları çözme yollarını gösterirken, ANAP'tan transfer başkan yardımcıları talimat veriyor ve diyorlar ki; 'konut kooperatifleriyle ilgilenmeyin!..'
Sonra da Türkiye'nin yarısını denize dökmeye kalkışıyorlar!..[1]
Başörtüsünde çözüme hiç bu kadar yaklaşılmamıştı. Ama AKP samimiyetsiz!
Orgeneral Büyükanıt, Erzurum'da ilginç bir açıklama yaparak başörtüsü meselesine yeni bir boyut kazandırdı. ‘Türban ile eşarp arasındaki çizginin korunması gerektiğine dikkat çeken' Kara Kuvvetleri Komutanı, mezuniyet töreninde yaşanan hadiseyi iletişim kopukluğuna bağladı.
Ve ardından ekledi: ‘Eşarba kimse bir şey diyemez.' Büyükanıt'ın bu cümlesi Sabah Gazetesi'ne 17 Haziran'da manşet oldu. Gazete alt başlık olarak ‘Büyükanıt'tan Erzurum'daki başörtüsü olayına tepki: Türbanda sınırlar çizilmeli' cümlesini veriyordu.
Bir gün sonraki Milliyet, eşarp-türban meselesine bir başka açılım getiriyordu. ‘Örtünmede kırmızı çizgi' manşetiyle verilen haber, aynen şu spotla izah ediliyordu: ‘Genelkurmay Başkanı Özkök'ün geçen yıl çektirdiği fotoğraf ve Kara Kuvvetleri Komutanı Büyükanıt'ın, ‘Eşarba kimse bir şey diyemez.' sözü, TSK'nın her örtünme biçimini irtica kapsamında görmediğini ortaya koydu.'
Milliyet Gazetesi, haberini güçlendirebilmek için manşetinde iki fotoğrafa yer vermiş. Büyük fotoğrafta Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, başörtülü bir şehit annesi ile resim çektirmişti. Aynı fotoğraf karesinde Genelkurmay 2. Başkanı İlker Başbuğ da yer alıyordu. Milliyet'in ‘boneli şehit annesi' diye tanıttığı annenin ellerinde çiçekler, yüzünde mahzun bir mutluluk vardı…
Manşetin ikinci fotoğraf altı yazısında ‘Büyükanıt, kızının mezuniyet törenine giden başı eşarplı annenin üniversiteye alınmasının doğru olduğunu söyledi.' Milliyet, fotoğrafın altına ‘Eşarpta da sorun yok' başlığını atmış.
Milliyet'in nihaî yorumunu aynen aktarıyorum: ‘Genelkurmay ölçütleri: Bu iki fotoğraf, TSK'nın örtünme konusundaki ölçütlerine açıklık getirdi. Gözlemcilere göre, Genelkurmay siyasî simge olarak gördüğü türbana karşı tavır alırken, Anadolu halkının geleneksel başörtüsüyle boneye hoşgörülü bir tutum yansıttı.'
İçişleri eski Bakanı Meral Akşener defalarca iddia etti ve dedi ki: ‘Başörtüsü konusunda Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri İlhan Kılıç ile müsteşarım Teoman Ünüsan üzerinden anlaştık. Birden ne oldu? Karayolu ile hacca gitme meselesi gündeme taşındı ve çalışmamız ortada kaldı.' Akşener'in iddialarına herhangi bir tekzip gelmedi. Meral Hanım doğru söylüyor, asker olmadan başörtüsü çözülemez. İşte o fırsatta doğdu ama AKP samimiyetsiz ve cesaretsiz.
Bu yabancı sermaye ile cari açık kapatılamaz!
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Hükümetin ekonomi politikalarını eleştirerek, yabancı sermayenin, cari açığı kapatmaya yetmeyeceğini, itiraf etti. Şener, yabancı sermayenin gelirin yurtiçinde yaratıldığı sektörlerde yoğunlaştığına dikkat çekerek, Türkiye'de yaratılan gelirin bu yolla yurtdışına aktarılacağına işaret etti ve ‘Bu şekilde cari açık kapanmaz' kriz bile olur dedi. Şener, yabancı sermayenin grossmarket-perakende, elektrik üretim-dağıtımı, bankacılık ve telekom-iletişim gibi "gelirin yurtiçinde yaratıldığı" dört sektörde yoğunlaşma eğilimi içinde olduğunu belirtti. Devlet Bakanı Şener, "Arjantin'de yaşanan ekonomik krizler de bu yolla ortaya çıktı" dedi. Şener'in dikkat çektiği ‘Arjantinleşme tehlikesi'ne aylardır Millî Gazete olarak vurgu yapıyoruz. Arjantin, 1994'te 9.3 milyar dolarlık yabancı sermaye çekerken, 1994-95'te gelen dış şokla krize girmişti.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Abdüllatif Şener, Hükümetin ekonomi politikalarının, cari açığı kapatmaya yetmeyeceğini, Milliyet'e verdiği röportajda itiraf etti. Şener, yabancı sermayenin gelirin yurtiçinde yaratıldığı sektörlerde yoğunlaştığına dikkat çekerek, Türkiye'de yaratılan gelirin bu yolla yurtdışına aktarılacağına işaret etti ve ‘Bu şekilde cari açık kapanmaz, kriz bile olur' dedi.
Şener, yabancı sermayenin grossmarket-perakende, elektrik üretim-dağıtımı, bankacılık ve telekom-iletişim gibi "gelirin yurtiçinde yaratıldığı" dört sektörde yoğunlaşma eğilimi içinde olduğunu belirterek şöyle konuştu: "Bu sektörlerin ortak özelliği, yaratılan gelir yada tasarrufların yurtiçinde üretiliyor olmasıdır. Ne bankacılık, ne enerji, ne de söz konusu ettiğimiz diğer sektörlerde dış âlemden sağlanan ihracat geliri yoktur. Teknoloji ve sabit sermaye transferi de söz konusu değildir. Yapı değişmezse yabancılar yurtiçinde üretilen gelir yada tasarrufu alarak kendi merkezlerine aktaracaktır."
Şener, yabancı sermayeyle ilgili saptamalara Türkiye'nin önde gelen büyük banka ve holdingleriyle yaptığı özel görüşmeler sonrasında ulaştığını belirterek, "Bu durumda cari açık da ilelebet kapatılamaz" diye konuştu. Yabancı sermaye – kriz ilişkisiyle ilgili görüşlerini hükümet dahil her zeminde dile getirdiğini kaydeden Şener, "Arjantin'de yaşanan ekonomik krizler de bu yolla ortaya çıktı" dedi.
Şener, yabancı sermaye beklentisinin moda şeklinde kavrandığını ifade ederken, "Ben şimdiden uyarıyorum. Ama bu görüşlere karşı kimse bana ne ‘evet' ne de ‘hayır' yanıtı verebiliyor. Yabancı sermayeye yasal sınır gerekiyor. Kimse tehlikenin farkında değil" dedi.
Arjantin'de ne oldu?
Arjantin, 1994'te 9.3 milyar dolarlık yabancı sermaye çekerken, bu rakamın 3.1 milyar dolarını doğrudan yabancı sermaye yatırımları oluşturuyordu. 1994-95'te gelen dış şok Arjantin'i krize soktu. Yabancı yatırımlar ve ihracat, 1996 ve 1997'de artarken ekonomi aynı yıllarda yüzde 6.1 ve 8.2 oranlarında büyüdü. Ancak Arjantin, 1998'de tekrar şiddetli bir durgunluk içine girdi. Bankalar, milli petrol şirketleri, ulaştırma, madencilik gibi pek çok alanda yabancı sermaye yatırımları gerçekleşirken, Arjantin 2001 yılında 141 milyar dolarlık borcunu ödeyemeyeceğini açıkladı.
AKP, İmralı'da PKK'yı tekrar canlandırdı!
Radikal'den Neşe Düzel, Aylık Kürt dergisi Esmer'in yazarlarından Enver Sezgin'le konuşmuş Sezgin özetle şu ilginç tespitlerde bulunuyor: "Bugün yaşanan bir savaş değildir, bir 'savaş oyunu'dur. Sadece genel af için ve PKK'nın muhatap kabul edilmesi için bir savaş sürdürülemez. Demokratik Toplum Hareketi ve DEHAP'ın şiddete karşı çıkması gerek. Yasal siyaset yapıyorsanız şiddetten uzak duracaksınız… Bu savaş 1999'da bitti. Bunu bitiren de Abdullah Öcalan'dır. Aslında dağdaki insanlar da yorgun düştü. Askeri bakımdan yenildiler. Liderlerinin yakalanmasıyla gerilemeleri arttı. Uzun yıllardır dağda olan bu insanların artık bir biçimde dağdan inmesi gerekiyor: PKK'nın şuanki temel talebi, Öcalan'ın muhatap kabul edilmesidir. Diğer talepleri de Öcalan'ın tecridine son verilmesi, dağdakilere genel af çıkarılmasıdır. Dolayısıyla bugün yaşanan bir savaş değildir, bir "savaş oyunu"dur. Abdullah Öcalan, cezaevinde PKK'yı kurdu… Öcalan'ın avukat görüşmeleri zaten eskiden de banda alınıyordu. Askerler tarafından kamerayla kaydediliyordu ve Genel Kurmay gibi gerekli yerlere gönderiliyordu. Demek ki bu görüntüler hükümete gitmiyordu ki, hükümet yeni bir yasa çıkardı ve şimdi Öcalan konusunda Adalet Bakanlığı da devreye girdi… Kürtler, kürt sorununun şiddet yoluyla çözülmesinden yana değiller. Kürt halkının büyük çoğunluğu bu şiddet eylemlerini tasvip etmiyor. Çünkü silahlı eylemlerin en çok kendisine zarar verdiğini bizzat yaşadı ve gördü kürt halkı bir daha da o günleri yaşamak istemiyor.
Şüpheli ilişkiler
– Sayın Başbakan Erdoğan, şu kısacık başbakanlığına 100'den fazla yurtdışı ziyareti sığdırabilmiş
Düşünüyorum da, acaba, İngiltere Başbakanına bu kadar bir sürede böyle bir ziyaret trafiği yaptırabilmeleri için, İngiliz dışişleri bakanlığı ne kadar hazırlık yapar? Dışişlerinden tanıdığım bir arkadaşım, "en az 5 yıllık hazırlık yaparlar'" dedi. Bir de başka örnek verdi; "1990'lı yılların basında Alman Başbakanı Helmut Kohl, böyle bir mekik diplomasisi yapmıştı ve sonunda iki Almanya'yı barışçı bir şekilde birleştirmeyi başarabilmişti." Almanlar, böyle bir olayın hazırlıklarını ise, II. Dünya Savaşından beri yapıyorlarmış! Zamanı gelince düğmeye bastılar ve bingo Birleşik Alman Cumhuriyeti.
Peki bizim başbakanımız Sn. Erdoğan ne elde etti? Hiç! Her gittiği yerdeki barış çanlarını devirdiği de cabası. Kıbrıs gitti. Ermenistan taviz istiyor. Bölgesel, etnik, dini birliktelik olmaz dîye İslam dünyasını ve Türk Cumhuriyetlerini itti. AB de O'nu elinin tersi ile itti. ABD ise kendisini "ölümcül ev ödevleri" ile imtihan ediyor!
Meşhur bîr ifadedir. "Diplomasi, yazılanları okuyup; yazılmak istenenleri anlama sanatıdır." Şimdi, sizlere birbirinden bağımsız bir dizi ilişki/olay takdim edeyim, sizler de "ev ödevi olarak" bunların arasında mantıklı bir ilişki kurun.
– ABD'nin öncülüğünde, Fas'tan Endonezya'ya kadar BOP kisvesi altında Filistin merkezli BİP gerçekleştiriliyor. Sn. Tayyip Erdoğan da Yemen Devlet Başkanı ve İtalyan Başbakanı ile birlikte BOP'un eş başkanıdır.
– BOP çerçevesinde Afganistan ve Irak işgal edildi. Milyonlarca insanın canına malına ve ırzına mal oldu. Bütün bölgemiz tehdit altındadır.
– 1990'lı yıllarda "özelleştirilecek" olmasına rağmen Türk Telekom' a (TT) muazzam yatırımlar yaptırıldı ve TT "bölgenin beyni" haline geldi. 1990'lı yılların ortalarında, yatırım programını da hesaba katarak TT' ye yaklaşık 40 milyar dolar değer biçiliyordu. Ama 6 milyara satılmıştır.
– Sn. Tayyip Erdoğan. "Devlet terörü uyguluyor" dediği İsrail'i ziyaret etmiş, özür dilemiş ve kutsal Yahudi ateşini yakmıştır.
– Sn. Erdoğan ABD'de Bush ile görüştü. "BOP' un eş başkanıyım" dedi. ABD'yi sevdiklerini ve sevdireceklerini ifade etti. Bush ise, BOP' u hızlandıran adam diye kendisini kucaklamıştır.
– Sn. Erdoğan, ABD dönüşü, tam seçim sırasında Lübnan'a gitti (16 Haziran 2005). " Orada BOP' u anlattım" dedi. Lübnan'da kendisini Hariri ailesi ağırlamıştır. Saad Hariri' nin seçim çalışmalarına da katılmıştır.
– Hariri ailesinin sahip olduğu, Amerikalıların, İngilizlerin, İtalyanların, ve İsraillilerin de içinde bulunduğu Oger Telecom, Türk Telekom ihalesine teklif verdi (24 Haziran 2004). Ve sonunda Telekom bunlara satılmıştır.
– Bankalarda hazır 2 milyar dolar kuru parası olan ve yılda en az 2.5 milyar dolar kâr eden Türk Telekom'u 6.5 milyar dolara Hariri ailesi aldı. Ödemeyi taksitle yapacaklardır. Yani 4 yıllık kazancı karşılığı Telekomu bedavaya kapatmışlardır.
– Bağımsız stratejistler, BOP'un telekominikasyon alt yapısının hazır olduğunu açıklamışlardır. Yani Telekom Büyük İsrail‘e aktarılmıştır.
Ve Akdenizdeki son kalemiz Kıbrıs'ın elimizden çıkmasını sağlayan AB gümrük ek protokolü Tayip tarafından imzalanmıştır.[2]
[1] Milli Gazete / R.Nuri Erol
[2] Milli Gazete / 10.Temmuz.2005 / M. Gündoğan

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…
5375 Yıllık Siyonist Sömürü Düzeni, Kafirler ve Münafık Mücrimler istemese de yıkılacak , Tüm insanlığın…
Öncelikle belirtelim ki; Yahudiyi tanımadan dünyada olup bitenleri anlamak mümkün değildir. Makale bu anlamda çok…
Galiba tarihte hep böyle olmuş; Hakk uğruna mücadele edenler yalnız kalmışlar. Ne kadar kafir, münafık,…