YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980c0890714c
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 30135
Dün : 57744
Bu ay : 87879
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48791192
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

9 Kasım 2005 Milli Gazetedeki Yazısında İbrahim Tenekecinin "Kuşakların Üstatlarını ve İsmet Özel hayranlığını" dile getiren yazısı okuyunca, dostu Ahmet Hakan'ı hatırladık. Seçimler yaklaşıyor… (muş… Acaba kendisi ve Ahmet Hakan ağbisi de adaymıy mış…)

"Her şair kendi okuyucusunu sıfırdan oluşturur. Yine, her kuşak kendi şairini seçer. Ve her kuşağın "üstad" bildiği şair bir tanedir.

Mesela yetmiş kuşağı, yani bugün elli / altmış yaş arasında olanlar, şairleri olarak Necip Fazıl Kısakürek'i seçmişlerdir. Muhterem Hasan Aycın'dan Mustafa Miyasoğlu'na, Ali Haydar Haksal'dan İbrahim Balcı'ya kadar, bu kuşağın önemli isimleri Necip Fazıl'ı çok sever, sayar, en yukarıya onun ismini yazarlar. Hem şair, hem yazar olarak.

 

Seksen kuşağının şairi ve üstadı Sezai Karakoç'tur. Karakoç'un şiir ve yazıları, bu kuşak için çok önemli metinlerdir. Seksen kuşağının dikkat çeken isimlerine baktığımızda; mesela Necat Çavuş ve Şaban Abak'a, Ömer Erdem ve Ebubekir Eroğlu'na, bu şairlerin Karakoç çizgisinde olduklarını görürüz.

Doksan kuşağının "üstad" olarak seçtiği isim İsmet Özel'dir. İsmet Özel, yazı ve şiirleriyle, doksan kuşağını derinden etkilemiş, yönlendirmiştir. Dikkat edilirse, bu kuşağın kayda değer isimleri, İsmet Özel'in izini sürenlerdir. Dergilerde yayınlanan birçok şiirde İsmet Özel etkisi vardır. Yetmişli yıllarda yayınlanan şiirlerde Necip Fazıl, seksenli yıllarda yayınlanan şiirlerde Sezai Karakoç etkisinin olması gibi".

İlginçtir… Bu kişilerin ortak özellikleri, Milli Görüş hareketine ve şahsi manevisine, en sonunda hakaret ve hıyanet etmeleridir.

Acaba bunlara duyulan çok derin hürmet ve engin muhabbet yoksa Erbakan'a duyulan, ama erkekçe açığa vurulamayan gizli husumetin farklı bir tezahürü gibimidir?

Milli Görüş camiasına, en aşağı ve bayağı ifadelerle hakaretler yağdırıp ayrılan İsmet Özel hayranlığıyla Milli Görüş taraftarlığı aynı kişide nasıl birleşmektedir?

Ahmet Hakan dostluğuyla, Milli Gazete duyarlılığı nasıl aynı gönüle yerleşmektedir?!.

Hatırlarsanız Erbakan'a sataşarak kendisini, patronlarına pazarlayan Ahmet Hakan, İslami hassasiyetinden dolayı haşama ile denize giren kadınların ne kadar banal olduklarını ve yabani üzerine bir yazı yazmıştır.

Bu tipler kendi geçmişlerin ve gerçeklerini unutup, ekonomik ve sosyal anlamda bir santim sınıf atlayınca yolculuğa ilk başladıkları noktanın resmini hiç görmek istemezler. O resmi parçalamak, yok etmek ve küçümsemek için çırpınırlar.

Ahmet Hasan'ın "haşamalı" yazı da bir nevi "Ne oldum delisi" tarzındaydı…

Böylece, dönekliğin ilk kilometre taşı toprağa çakılmıştı.

Fakat Ertuğrul Özkök gibi deneyimli bir dönek (değişim geçirmeye karşı değiliz. Sol jargonlardan biraz ilerleyelim) kendi yaşadığı psikolojiyi Ahmet Hakan'ın da yaşamasını istemediğinden (operasyonunu ayrıntısını ileride yazarız) Mine Kırıkkanat'a bir orta yaptırıp, Ahmet Hakan'ı; halkı küçümseyen elit rolüyle ve parlatıp ve burjuvaya haddini bildiren çıkışlar İslami kesime "Ya hu bu Ahmet Hakan çok olgun ve dolgun bir adammış" dedirtip yeni bir "mürşit" inşa etmeye çalışmaktaydı…

Çünkü yeni bir İsmet Özel'e şiddetle ihtiyaç vardı!…?..

Şimdi bu bir kısım salon solcular (lütfen asılları alınmasın) kültür, siyaset, toplum, ekonomi gibi alanlarda monopol oluşturmak için yukarıdaki gibi senaryolar yazıyorlar.

Aslında Türkiye'de  sağ gelenekten gelmeyen bir kısım İslamcı (biz bunların çoğuna eyyamcı diyoruz) aydıncıkların burjuva, solcularıyla sosyo-psikolojik özdeşliği vardır.

Ortak Özellikler;

*Atatürk'ü beğenmezler, kafalarında muhayyel bir Atatürk imajı vardır.

*İslam-ı, Kur'an ve Sünnet çerçevesinde algılamakta isteksiz davranırlar.

*Halk onlar için hep; cahil, pis, aptal ve iğrençtir.

*Sınıf atladıkça şımarırlar. Bunlar Hz. Muhammed'in "Veda Hutbesi"nde belirttiği gibi "doğdu3ğu yatağı inkar edenler" dir.

*Kapitalizmin ve emperyalizmin sokak süpürgecileridir.

*Aydın takınırlar, ama "parayı verene pezevenklik yaparım mantığı ile hareket ettiklerinden makyajları çabuk dökülmektedir.

*Bu tür sahte İslamcılar (eyyamcılar) ve salon solcular kendi toplumlarına, kültürlerine, devletlerine, tarihlerine yabancılaştıklarından "küresel" ve "yerel baronlar" bunları, Halklarını yabancılaştırmak, ve aşağılamak için taşeron olarak kullanabilmektedir.

*Aydınımsı solcu; (Asıllarını tenzih ederek) yani küresel baronların papyonlu ve entel duruşlu köleleri ise arasında halka şirin görünmek için başörtüsü, inanç özgürlüğü, fakirlik hakkında yazılar kaleme alarak geçici demokrat rolü üstlenmektedir.

*Devlete şirin görünmek için de resmi ideolojiyi ve çağdaşlaşmayı kendilerince formüle edip bir de Atatürk yağcılığı çekerek (arkadan hançerlemek üzere de bir yandan mevziler hazırlayıp) poz verilmektedir. Bazı İslamcıları yerin dibine batırarak resmi ideolojiye selam gönderirler.

*Bir yandan da ne olur ne olmaz bir "proleter", pardon "paraya ihtilali" olabilir diye de "varoşlar", "ötekiler", "sokak çocukları edebiyatı" yaparak toplumsal ve hümanist duyarlılıklarını (beş yıldızlı makam odalarından) dile getirmektedirler.

Aydınımsı İslamcılar da, bunların benzerliklerini biraz daha değişik yaparlar. Bunlar da aydınımsı solcular gibi eleştirel İslami yaklaşımları ile küresel baronların çağdaş duruşlu kölelerinin yeşilimtırak renklerini dışa vururlar.

Ahmet Hakan Coşkun gibi Müslüman halkın giyim ve davranışlarından ne kadar utandıklarını ve ortaya dökülen hiç de estetik olmayan tabloyu ne kadar kınadıklarını yazarak; kurulu ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasal sisteme selam dururlar.

Düzenin derebeylerine şirin görünmek için de yine kıyafet, başörtüsü, İslam anlayışı gibi konularda Müslüman halkın cehaletinden dem vururlar. Ben artık Recep Tayyip gibi zenci(!) yim, yani değiştim havasına girilir. Ki bu istismarın üzeri en kaymaklı bölümdür. Sonra Atatürk yaşasaydı edebiyatı başlar. Ya da açık oturumlarda sömürgeci + light Atatürk bakışlı köşe yazarları öne çıkarılarak "Atatürkçülüğe selam, yola devam" edilir.

Bu arada sokakla ve halkla irtibatı koparmamak için de din ve düşünce hürriyeti başörtüsü ve İmam Hatip mağduriyetini dile getirilir. Böylelikle pis, cahil ve iğrenç (!) halkın oyları ve gönülleri alınır. Sonra çokbilmiş bir defa ile kollar kavuşturularak "entel" resimler verilir. Ya da Başbakan'ın uçağından ayakta "artistik pozlar" yansıtılır.

Bütün bunlar aslında bizim toplumumuzun trajedisidir. Ne olacağına bir türlü karar verememişlerin ansiklopediler dolduracak ibretli hikayesidir.

"Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana" cümlesinin acıklı türevleridir.

Ne Ertuğrul Özkök'e ve Ahmet Hakan'a ne de Mine Kırıkkanat'a (soyadıyla müsemma) kızmayalım.

Bunlar ılık suya atılan kurbağalardır. İdealler ölüp de istismarcılık ve patronlara yağcılık başlayınca ancak böyle yazılır.

Bu bağlamda yukarıdakileri mazur görebilirsiniz.

Türk insanını Büyükşehirlere döken, 1950 yılından sonraki dönemin aydınları, bürokratları ve toplumsal önderleri (Ertuğrul Özkök gibi 68 kuşağının temsilcileri) sahillerdeki ve kent merkezlerindeki nahoş görüntülerin sorumluları değil midir?

Beyler! Bu dram hepimizin, sorumluluk hepimizin, maalesef sonuç da hepimizin.

Dökün eteğinizdeki taşları!

28 Şubat'çılar, toplum ve siyaset mühendisliği yapıyor diye kızıyordunuz ve bir kısmınız destekliyordunuz.

Şimdi Siz de 28 şubatçılar gibi Siyonist mütahitlere mühendislik yapıyorsunuz.[1]

 

ŞİİR

Şairlere dava, ilke, sormak ayıpmış..

Onların şerefi, lafı, kala kalaycılıktır!…

Entel olmamak, ne de, büyük kayıpmış…

Huyları halkı hor görmek alaycılıktır!…

Biraz İslamcı Takınır, biraz eyyamcı

Bazen Nazım Hikmet'cidir, bazen Hayyamcı

Çoğu riyakar tavırtı, yalan beyancı

Kaypaklıktır yükten kaçmak, kolaycılıktır!…

Edebiyat malzemesi, İslam bunlara

Kimi Hanlara özenir, kimi Hunlara

Para şöhret için koşar, mason moonlara

Layla'da sema, Londra da, halaycılıktır!…


[1] Sesar / 6. Temmuz 2005 / Olabilemez Bir girişim

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Hakan EKMEKÇİ

Hakan EKMEKÇİ

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...