Diyalogcular, duydunuz mu?
Hollandalı Milletvekili Geert Wilders, İslamiyet, Kur'an-ı Kerim ve Hz. Muhammed hakkında öylesine ipe sapa gelmez iddialarda bulunmuş ki insan okudukça tüyleri diken diken oluyor!
Wilders'in bu açıklaması bizim diyalog meraklılarının suratına şamar gibi yapışacak cinsten!
Hollandalı milletvekili Geert Wilders, Kur'an-ı Kerim'i okuduğunu ifade ediyor ve yarısının yırtılıp atılması gerektiğini iddia ediyor!
Özellikle Hollanda'da yaşamak isteyen Müslümanların böyle yapması gerektiğini savunuyor!
Çünkü Kur'an-ı Kerim'in bir kısmında korkunç(!) şeyler varmış!
Hz. Muhammed hayatta olsaymış ve Hollanda'da yaşıyor olsaymış, O'nu Hollanda'dan kovarmış! Müslümanlar imamlara kulak asmamalıymış!..
Wilders'in bu sözlerini okurken aklımıza Mekke müşrikleri düştü!
Onlar da Hz. Muhammed'e karşı böyle kaba ve terbiyesizce davranmamışlar mıydı?
Demek ki müşrikler hiç değişmiyor! 1400 yıl öncesi ile 1400 yıl sonrası hiç fark etmiyor! Aynı kin, aynı nefret ve aynı düşmanlık sürüyor!
Münasebetsiz Hollandalı bütün insanlığın saadet ve selametini hedefleyen Kur'an'ın yarısının yırtılıp atılmasını isteyebiliyor!
Âlemlere rahmet olarak gönderilen İslam'ı aşağılayabiliyor!
Ve İslam Peygamberi için ağza alınmayacak şeyler söyleyebiliyor!
Ne yalan söyleyelim münasebetsiz Hollandalı Milletvekili Wilders'in bu sözlerine şaşırmadık! Adam kendi inancına ve dinine göre konuşuyor!
Gerçek yüzünü ortaya koyuyor!
Bizim asıl şaştığımız ve ne yapmak istediklerini bir türlü anlayamadıklarımız ise, bu tür adamlarla diyalog kurma yarışı yapanlar!.
"Üç büyük din" diye yola çıkanlar!
Yahu adamlar açıkça dinimize, imanımıza, kitabımıza ve peygamberimize ağız dolusu hakaretlerde bulunuyorlar. Bunlar ile nasıl diyalog kurulur?
Yüce Kitabımız bize "Siz onların dinine girmedikçe onlar sizi kabul etmezler" demiyor mu?14
'İran Devrimi Örnek Devrimdir'
•Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan "İran devrimi örnek devrimdir." Dedi. Bu söz hangi vesileyle söylendi? Eski MGK Gn. Sek. Org. Tuncer Kılıç Paşanın da katıldığı İran İslâm Devrimi'nin 28. yıldönümü Ankara'da İran Büyükelçiliği'nin verdiği resepsiyonla kutlandı. Resepsiyona katılan Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan bu vesileyle İran İslâm Devrimi'nin büyük bir devrim olduğunu belirtti ve özetle:
Ben her resepsiyona gidecek vakit bulamıyorum. Ama bu özel bir resepsiyondur.
Çünkü İran Devrimi büyük bir devrimdir. Bu devrimi idrak etmek lazımdır. Sömürgeleşmeye, ezilmeye karşı insanların hakkını koruma devrimidir. Örnek bir devrimdir.
Bugün vesilesi ile tüm İranlı kardeşlerimizin devrimini kutluyorum.
Hayırlı olsun. İranlı kardeşlerimize sevgilerimizi sunuyorum.
İran'daki bu devrim bütün dünyadaki saadetin çekirdeği olacaktır inşallah."
Bu büyük devrimi idrak etme meselesi çok önemlidir.
•Beş Bin Yıllık Yakınlık
Batılılar, önce İspanya/Endülüs üzerinden İslâmiyet ile tanıştıktan sonra Arapçadan Lâtinceye yaptıkları çevirilerle uygarlaşmaya başladılar. Bu arada Bağdat'ta da Nasturiler aracılığıyla Yunan felsefesi klasikleri Arapçaya çevrilmişti. Batı önce Yunan felsefe klasiklerini Arapçadan Lâtinceye çevirdi. Sonra Osmanlılardan dolayı Batı'ya göç eden Bizans alimleri Yunancadan Lâtinceye çevriler yaptılar.
Batı Uygarlığı Böyle Doğdu.
Batlılar uygarlaşırken İslâmiyet'ten öğrendiklerini gizleyip kapatmak amacıyla yaptıklarına "Rönesans" dediler. Uygarlığın Yunanistan'da başladığını ileri sürerek, Müslümanlardan ileri olduklarını iddia ettiler. Sonra öğrenildi ki, Yunanlılar da medeniyeti Mısır ve Mezopotamya'daki Sümerlerden almışlar. Bu sefer de asıl uygarlığın Mezopotamya ve Mısır'da doğduğunu öğrendiler.
Günümüzde artık kesin olarak anlaşılmıştır ki, ilk medeniyet Mezopotamya/Irak'ta Sümerler tarafından kurulmuştur, yani Hazreti Nuh medeniyetidir.
Sümerlilerin dili Türkçeye yakın dildir. İlk uygarlığı Türkler kurmuşlardır. Hazreti İbrahim de Azeri babadan doğmuş bir Sümerli idi. Mezopotamya'daki "Hak ve adalet uygarlığı"ndan sonra Mısır'da Firavunlar "kuvvet ve zulmet uygarlığı" doğmuştur. İran ve Anadolu'da ise Mezopotamya/Sümer uygarlığı devam etmiştir. İran'da Elamlar, Anadolu/Türkiye'de Hattiler/Hititler kendi ülkelerinde Sümer uygarlığını devam ettirmişlerdir.
Bundan dolayı İranlılarla olan yakınlığımız beş bin yıllara dayanır.
•İslâm Uygarlığı Medine'de Kurulmuştu.
O ekol Medine ulemasına dayanıyordu. Muaviye ile ilgili çıkan ihtilafta Halife Hazreti Ali Irak/Kufe'ye gitmişti. Irak Sümerlerin ülkesi idi. Abbasiler üç bin yıllık uygarlığın üzerinde oturdu. Hazreti Ali'nin soyundan gelen İmam Cafer Medine ekolüne karşı Irak ekolünü geliştirdi. Elamlılar uygarlığı Sümerlilerden aldılar ama hiçbir zaman mağlup olmadılar. Onların kültürleri Araplardan daha ilerideydi. İranlılar İslâmiyet'i kabul ettiler ama kültürleri ile Abbasilere karşı direndiler. Ebu Hanife de Abbasi yönetimine karşı direndi ve sonunda şehit edildi.
İmam Cafer ekolünün talebelerinden olan Ebu Hanife daha sonra "Sünni Hanefi Mezhebi"ni kurdu. İran'da ise Ebu Hanife'nin hocası İmam Cafer'in adı ile "Caferî Mezhebi" kuruldu. Yani, gerek Hanefilik ve gerekse Caferilik Medine ekolüne karşı gelişmiş biri Sünni diğeri Şii iki mezheptir. Türkler Medine ekolünü değil, Caferi ekolünün Hanefi kolunu benimsediler. Böylece kendilerini İranlıların kültürlerinden korudular. Batı mezhebi olan Malikiler ile Hambeliler ayrıldılar. İmamı Şafii ise bunları birleştirmeye çalışmıştır. Başlangıçta Medine ekolünde ise de, daha sonra Abbasilerin yanında yer alarak Irak ekolüne yaklaşmıştır.
Türkler ile İranlılar o kadar birbirine yakın ve iç içedirler ki, Selçukluların devlet dili Arapça değil Farsça idi. Mevlana da Mesnevi'sini Farsça yazmıştır. İranlılar ile Osmanlılar arasında asırlar öncesinde bir barış imzalanmış ve o zamandan beri aramızda herhangi bir savaş ve hudut çatışması olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Türkiye'yi ilk ziyaret eden devlet adamı İran Şahı olmuştur.
Batılılar son yüzyıllarda Türkler ile İranlıları birbirinden uzaklaştırmak, hatta savaştırmak için sürekli faaliyettedirler. Bu arada XX. yüzyılın sonlarında İran'da İslâmî bir devrim olmuştur.
Türkiye ve İran'ın Dünyaya Etkileri
Millî Selâmet Partisi olarak Cumhuriyet Halk Partisi ile MSP-CHP Koalisyonu yaptığımızda, Humeyni Bursa'da sürgünde bulunuyordu. O sayede solcularla işbirliği yapılabileceğini öğrendi ve İran'da onlarla birleşerek devrim yaptı. İran devrimi bilahare Rus lider Gorbaçov tarafından örnek alındı ve Rusya'da ateizm sona erdirildi. Sonra dünya solcuları da din düşmanlığı yapmaktan vazgeçtiler.
Demek ki bu bakımdan da Türkiye ile İran dünyaya ortak etki yapmışlardır.
Humeyni tarihte benzeri olmayan bir devrim yapmıştır. Halkımız bunu iyi bilmeli, idrak etmeli ve Batılıların aramızı açmak için yaptıkları fitnelere kulak vermemelidir. İdrak etmeye devam ediyoruz.
1.İran İslâm devriminden önce inkılâplar hep dine karşı yapılır, iktidara gelenler cami ve kiliselere saldırırlardı. Oysa İran'daki devrim dindarların dinsizlere karşı yaptıkları bir devrimdir ve bu ilktir.
2.İran devriminden evvel devrimler eşkıyalar tarafından silahla yapılır, sonra da devrim yapanlar birbirlerini yerlerdi. Oysa İran'da halk sokağa dökülmüş ama asla silah kullanılmamıştır. Tam tersine silahsız halka bombalar yağdırılmış ve onbinlerce insan şehit edilmiştir. Ama sonunda silahsız güç zalim silahlıyı yenmiştir. Bu da yenidir ve halk devrimidir.
3.Humeyni'nin en büyük bir diğer başarısı, Sünni-Şii çatışmasını sona erdirmesidir. Şiilere Sünnilerin arkasında namaz kılmalarını emretmiş ve ülkesine davet ettiği kimseleri ayırmamıştır. Bu toplantılara bizzat katılıp bu beraberliklere şahit olanlardan da öyle olduğunu çok dinlemişimdir.
4.Dördüncü büyük başarı, Humeyni'nin bin yıldan fazla zamandır uyutulan Şii halkını uyandırmasıdır. O zamanki yöneticiler 12. imamı katletmişler ve bunu gizleyerek bir daha gelecektir deyip Şiilerin siyaset yapmalarını önlemişlerdir. Bu inanış o kadar kökleşmiştir ki, bugün dahi buna inanmaktadırlar. Çünkü bu inanış Şiileri Sünnilere teslimde kendilerini mazur göstermiştir. Humeyni bu batıl inanışa dokunamamıştır ama 'Naibi İmam' adı altında onları yeniden siyaset sahnesine sokmuştur. Bu da Humeyni'nin İslâm âlemine büyük hizmetidir. Çünkü böylece Batı sömürüsüne karşı İslâm âlemi büyük bir güç kazanmıştır.
Allah'ın Humeyni'nin İslâm devrimi yönetimine defalarca nasıl yardım ettiğini hatırlayalım.
Önce Şah'ı devirmekte yardım etmiştir.
Sonra isyan eden solcuları mağlup etmekte yardım etmiştir.
Asıl Batı Saddam ile sekiz yıl boyunca saldırırken yardım etmiş ve Saddam'ı/Batı'yı yenmiştir.
İran yönetimi Tahran'daki ABD elçiliğine el koyduğunda, ABD helikopterlerinden oluşan Fil ordusunu çöldeki ebabil kuşları ile helâk etmiştir.
Şimdiki atom enerjisi savaşında da Allah'ın onları galip getireceğini bekliyor ve dua ediyoruz…15
İran Düşmanı Yasa
Gerekçeden: "Türkiye ile ABD arasındaki mevcut işbirliği, 50 yıllık ittifak ilişkisinin yarattığı sağlam zemin, günümüz koşullarının doğurduğu çıkar ve amaç birliği…" Yasadan" "Kitle imha silahlarını temin etmeye çalıştığından kuşkulanılan ülkelerin… Yayılmaya karşı savunma ve caydırma amaçlı etkin önlemlerin alınmasına…"
Türkiye Cumhuriyeti ile ABD Hükümeti arasında Kitle imha Silahlarının Yayılmasının Önlenmesine İlişkin işbirliği Anlaşması", 24 Ocak 2007'de TBMM'de kabul edildi. Yasa üç açıdan önemli. Birincisi bu yasa ile AKP, BOP'ta eşbaşkanlık görevini bir kere daha itiraf etti, pekiştirdi. İkincisi yasanın açık hedefi İran. Zira Türkiye bu yasayla, İran'a dönük ABD planlarında koçbaşı yapılmak isteniyor. Yasa, bunun itirafı niteliğinde. Üçüncü önemli noktaysa, CHP'nin AKP ile birlikte davranıp bu yasaya örtülü desteğini esirgememesi; sözde muhalif, özde ise destekçi görünmesi.
Yasanın Gerekçesi "ABD'yle İşbirliği"
Gerek TBMM Dışişleri Komisyonu tarafından hazırlanan Komisyon Raporu'nda gerekse yasa gerekçesi kısmında ifade edilen şu cümle, çarpıcı:
"Türkiye ile Amerika Birleşik Devletleri arasındaki mevcut işbirliği, 50 yıllık ittifak ilişkisinin yarattığı sağlam zemin, günümüz koşullarının doğurduğu çıkar ve amaç birliği, diğer alanlarda olduğu gibi asimetrik tehditlere karşı verilen mücadelede de birlikte hareket etmemizi gerekli kılmaktadır."
Yasanın Hedefi İran
Yasanın gerekçesinde yer alan şu ifade, bu yasanın açık hedefinin İran olduğunu gösteriyor: "Kitle imha silahlarını temin etmeye çalıştığından kuşkulanılan ülkelerin, yayılmanın önlenmesine ilişkin küresel ve bölgesel düzenlemelere katılımlarının sağlanmasına yönelik çabalar da desteklenmektedir. Bunun yanı sıra, yayılmaya karşı savunma ve caydırma amaçlı etkin önlemlerin alınmasına yönelik çalışmalara da katkı yapılmaktadır. Söz konusu anlaşma, bu alanda sarf edilen çabalara destek ve kolaylık sağlayacaktır."
Bu ifadeyle, yasanın söz konusu ülkelere karşı savunma ve caydırma amaçlı etkin önlemlerin alınmasına katkı sağlayacağı da belirtiliyor. Bu ifade, yasanın ABD'nin 11 Eylül sonrası geliştirdiği "önleyici vuruş doktrini" çerçevesinde çıkarıldığını kanıtlıyor.
Yasa ile Türkiye-ABD arasında İran'a karşı düşmanlık, yasal ve bağlayıcı bir zemine çekilmek isteniyor.
CHP'nin Muhalefeti İran Düşmanlığına Değil
Yasanın onaylanması sürecinde CHP'nin takındığı tavır da dikkate değer. TBMM Dışişleri Komisyonu'nun CHP'li üyeleri, ABD Büyükelçiliği'ni ziyaret ettiler ve yasayla ilgili görüşmelerde bulundular. Bu görüşmelerde, yasanın İran düşmanlığında Türkiye'yi ABD ile buluşturacak özüne karşı çıkılmadı, uygulamaya ilişkin bazı küçük değişiklikler talep edildi ve CHP'li vekillerin ifadelerine göre ABD Büyükelçisi de bu değişikliklere, teknik ayrıntılar olması nedeniyle olur verdi. Yasanın TBMM'de kabul edildiği gün, tasarı hakkında söz alan CHP'li vekil Onur Öymen, CHP'nin yasaya aslında destek vermek istediğini, ancak ABD Elçisi'nin İran'a dönük düşmanlık projesinde ciddi bir aksama yaratmayacağını düşünerek bazı değişiklikleri kabul etmesine rağmen, AKP'nin bunları tasarıya yansıtmadığını, bu nedenle de ret oyu vereceklerini ifade etti. Onur Öymen'in ifadesiyle: "Ve biz, belki de olumlu oy vereceğimiz bir anlaşmaya, şimdi sırf bu inat yüzünden olumsuz oy vermek zorunda kalıyoruz."16
Savaş ve Çatışmaların İki Kaynağı: Irkçılık ve Sömürü
Irkçılık, bir kavmin kendini biyolojik olarak üstün görmesi ve diğer insanları ise aşağılaması; hak etmediği halde nimet paylaşımında payını ve kendilerinden olmayanların külfetini artırma anlayışını yansıtır.
Sömürü ise aynı şekilde nimet külfet paylaşımında zorla veya hile ile elde edilen siyasi ve iktisadi gücü kullanarak başkalarına ait olan değerlere el koymayı ifade eder. Sömürü, bir bakıma ırkçılıktan kaynaklanır. Bir kavmin haksız yere kendi güç ve imkânlarını artırarak başkaları üzerinde tahakküm kurması da ırkçılığa yol açar. Bu anlayış "Menfi Milliyetçiliğe" ortam hazırlamıştır.
Başkalarına haksızlık yapmadan kendi halkını düşünmek ve halkının haksızlıklara uğramasını engellemek ırkçılık değildir. "Müspet milliyetçiliktir". Eğer her ülke kendi ulusunun haklarını korur, başkalarını sömürmez ve kendisinin sömürülmesini engeller ise, bu müspet milliyetçiktir. Bu anlayış hem ülkede, hem de küresel düzeyde barış ve dayanışmayı sağlar. Menfi milliyetçilik ise toplumsal birliği ırk üstünlüğüne dayandırmakta, kendi ırkını üstün görmekte; başkalarını aşağılamak ve sömürmektir.
Müspet Milliyetçilik Dayanışmaya Ortam Hazırlar
İnsanları, akıllarını kullanarak Allah'a inanmaya davet eden Hz. İbrahim, inanç, düşünce, söylem ve eylem birliğine dayanan bir toplumu oluşturmada öncü oldu. Kur'an'da "Milleti Hanif" kavramı ile ifade edilen bu anlayış, müspet milliyetçiliğin dayanağıdır. Bu anlayışa göre her fert kendi inancı, kendi düşüncesine göre karar vermelidir. İnsanın elinde tercih özgürlüğü alınarak başkalarının görüş ve düşüncelerinin baskı ve zorla kabul ettirilmesi yanlıştır.
İnsan fıtratına aykırıdır.
Toplumlar da ortak inancı, ortak dünya görüşü ve değer ölçülerinin etrafında organize olmalıdırlar. Bir toplumun veya bir grubun görüş ve düşüncelerinin başka toplumlara zorla ve baskı ile benimsetilmeye çalışılması sosyal dayanışmayı azaltır, çatışmalar ve savaşlara yol açar.
Müspet milliyetçilik ülkede barış ve dayanışmaya ortam hazırlar. Çünkü bu anlayışa göre esas olan çatışma ve kavga değil; barış ve dayanışmadır. Bu anlayışa göre farklılık çatışma için değil, tanışma ve yardımlaşma içindir. Kur'an bu husus açık bir şekilde açıklamaktadır: "Ey insanlar, biz sizi bir erkek ve bir dişiden (Hz. Âdem ve Hz. Havva) yarattık. Birbirinizi tanımanız için, sizi kavimlere ve kabilelere ayırdık. Allah katında en üstün olanınız takvada en üstün olanınızdır. Şüphesiz Allah (her şeyi) bilir, (her şeyden) haberdardır"17 Takva, Tevhide ve adalete uygun ilkelere göre hareket ederek kendini Allah'ın azap ve gazabından korumayı ifade eder. Bu Kur'ani ölçüye göre üstünlük ırsi değildir. Kesbidir. Yani insanlar, mensup olduğu aile veya kabileye bağlılığın ifade eden ırki farklılıklarından dolayı üstün değildir. Tevhid ve adalete esas alan inanç, düşünme, söylem ve eylemleri ile ilimde doğrunun yayılması, ahlâki konularda iyi ve güzeli öne çıkartmalarında, iktisatta faydalı ve yararlı üretimi artırmalarında ve siyasette ise adaleti tesis etmeye yönelik gayretlerinden kaynaklanır.
Bu anlayışa sahip olan toplum, hak ve özgürlüklerini koruyan ve adil olan devletine sahip çıkar. Dahili ve harici tehlikelere karşı korur. Toplumun bireyleri arasında sevgi ve dayanışma artar. Selçuklu ve Osmanlı Devleti bu anlayışa göre kurulmuşlardı. Farklı toplumları ve inanç mensuplarını coğrafyamızda barış içinde yaşamalarına ortam hazırlamışlardı. Kudüs Müslümanların yönetiminde hep barış şehri olmuştu. Yahudiler ve Hıristiyanlar bu şehirde birlikte barış içinde yaşadılar.
Savaş ve Çatışmaların Kaynağı Irkçılık ve Sömürüdür
Irki üstünlüğü esas alan menfi milliyetçilik baskı ve sömürüye yol açtığı için çatışma ve savaşlara ortam hazırlamıştır. Firavunlar üstünlüklerini baskı ve korku ile sürdürmüşlerdi. Eski Yunan sitelerindeki oligarşi imtiyazlı konumunu baskı ve korku ile devam ettirmişti. Romalı despotlar kendilerini ırk olarak üstün görmekte ve ayrıcalıklara sahip olduklarına inanırlardı. Bu üstünlüğü baskı ve dayatmayla sürekli kılmışlar, diğer toplumları sömürmüşler, savaş ve çatışmalarla gayelerine ulaşmaya çalışmışlardır.
Niçin coğrafyamız, son yüzyıl boyunca savaş ve çatışmalara sahne olmuştur? Çünkü ırkçılık ve sömürüye dayanan yönetimler bu bölgeyi yönetmeye kalkıştılar. Bu zihniyete sahip olanlar insanlık tarihi boyunca gittikleri her yerde savaş ve çatışmalara ortam hazırlamışlardır. Irkçılık Arap kavmini param parça etmedi mi? Almanya'yı ve İtalya'yı felakete sürüklemedi mi?
XIX. Yüzyılda ve XX. Yüzyılın başında coğrafyamızın sınırlarını yapay olarak değiştiren ve işgal eden İngiltere'de ırkçı ve sömürgeci anlayışa sahip olan bir yönetim vardı. Bu yönetim toplumları çatıştırarak sömürme alanında uzmanlaşmıştı. Bu zihniyet, kaynaklarımızı, özellikle petrolümüzü sömürmek için coğrafyamıza çatışma, savaş, gözyaşı, yoksulluk ve sefalet getirdi.
Bugün bölgemizi sınırlarını değiştirmeye çalışan ABD'de İngiltere'nin geçen yüzyıllardaki ırkçı-sömürgeci birikiminden faydalanmış ırkçı bir grup, Amerikan halkına rağmen hile ve yalanla yönetimi ele geçirmiştir. Bu yönetim bölgemize hiçbir zaman barış ve demokrasi getirmez. Çatışma ve savaşları sürekli kılarak belli şirketlerin sömürüsüne ortam hazırlamaktadır. İsrail ırk üstünlüğüne dayanan ve diğer ırkları köleleştirmeyi esas alan bir ideoloji sahip olan bir azınlık tarafından yönetilmektedir. Bu azınlık Firavuni geleneğe dayalı olarak organize olmuş bu ırkçı-sömürgeci anlayışla coğrafyamızı savaş ve çatışma alanına dönüştürmüştür.
Filistin Cumhurbaşkanı, İsrail'in başbakanı ve ABD'nin dışişleri bakanının basın karşısında yapay gülümsemelerle el sıkışmaları coğrafyamıza barış getiremez. Bu coğrafyanın yedi bin yıllık tarihinde ırkçı ve sömürü zihniyet her zaman savaş ve çatışmalara yol açmıştır. Bu zihniyetin acı ve ıstırabını en çok yaşayanlar İsrailoğulları olmuştur.
Coğrafyamıza barış ve dayanışmayı ancak Osmanlı Devleti'nin dayandığı Tevhid ve adalete dayanan Milleti Hanif ( Milleti İbrahim) anlayışı getirdi ve getirecektir. Çünkü bu anlayışta farklılık, çatışma için değil birlik ve dayanışma içindir.18
[1] 16.02.2007 Zeki Ceyhan Milli Gazete
[1] 20-21.02.2007 R. Nuri Erol Milli Gazete
[1] 18.02.2007 Deniz Yalçın Aydınlık
[1] Hucurât:: 13
[1] 23.02.2007 / Prof. Dr. Arif Ersoy / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…