YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
698112f641987
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 440
Dün : 48911
Bu ay : 107095
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48810408
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Amerika Birleşik Devletlerinde, İran'la ilişkiler konusunda etkin ve yetkin çevreler iki cepheye ayrılmış durumdadır:

  1- Başkan George Bush ve Büyük İsrail projesini savunanlar, İran'a yaptırım ve saldırı taraftarıdır.

  ABD Başkanı George W. Bush, yeni Irak stratejisinde İran'ın Irak'taki direniş gruplarına silah desteği verdiğini açıklamıştır. Bu konuşmadan sonra ABD askerleri Erbil'deki İran Konsolosluğu'nu basarak 5 İranlı diplomatı tutuklamıştır. Basra Körfezi'ndeki askeri yığınağına takviye yapan ABD'nin yakın bir gelecekte İran'a saldıracağı konuşulmaktadır.

 

  Irak'taki direnişi bir türlü kıramayan bir ABD'nin doğrudan kendi eliyle yeni bir cephe açmasının akla yatkın olmadığı açıktır.

  Bu nedenle İran, Türkiye üzerinden vurulmaya çalışılıyor!

  ABD'nin yeni stratejisinin özü: "İran'ın komşusu olan ülkelerle yeni bir zemin oluşturmak ve komşuları yoluyla İran'ı sıkıştırmaktır." Açıklanan stratejide yeni bir boyut var: Irak'a ve Irak'a komşu ülkelere hava savunma sistemi kurma girişimlerinden söz edilmiştir. Burada doğrudan herhangi bir ülke ismi verilmemiş, ancak ABD Dışişleri Bakanı Rice, Temsilciler Meclisi'nde yaptığı konuşmada 'Ortadoğu'da iki önemli müttefikimiz var. Bunlardan biri İsrail, diğeri ise Türkiye'dir' demiştir. Dolayısıyla yeni planda bahsi geçen hava savunma sisteminin ve patriotların nereye ve kime karşı konuşlandırılacağı sorusu akla gelmektedir. Her ne kadar bu soru doğrudan cevaplandırılmamış olsa da, Amerikan patriotları İsrail'in yanı sıra Türkiye'ye konuşlandırılacağı ve İran'a karşı kullanılacağı sezilmektedir.

  Hala, 01 Mart Tezkeresi'nin mahcubiyetini yaşayan AKP hükümetinin Amerikanın bu isteğine karşı çıkması imkânsızdır. Özellikle 2007'de Türkiye'de iki önemli seçimin yapılacak olması, ABD ile bu konuda ciddi pazarlıkların yaşanmasına yol açacak ve AKP yönetimi ABD stratejilerine mahkum davranacaktır. Burada asıl bilinmesi gereken şey şudur ki, Türkiye ile İran karşı karşıya getirilmeye çalışılmaktadır." Maalesef İngilizlerin: "Ahmedinecat'ın tavrını ve tutarlılığını test etmek üzere; yakalansın diye yem olarak karasularına gönderilen askerleri" tutuklayarak bu oltayı yutan… Üstelik ucuz kahramanlık havaları sonunda, geri adım atarak kararlılık ortaya koyamayan İran'ın bu görüntüsü, ABD ve yandaşlarının saldırı iştahını kabartmaktan başka bir işe yaramamıştır.

  2- Yeni Siyonist Cephe ise İran'la Uzlaşıyor!

  Ancak Bush'a karşı çıkan;

  – Zibigniev Brezinski (Başkan Carter'in Güvenlik Danışmanı)

  – Robert M. Gates ( Eski CIA Başkanı yeni Savunma Bakanı)

  – Madline Albright (Eski Dışişleri Bakanı)

  – Davit Albright (Bilim ve Güvenlik Enstitüsü Başkanı)

  – Peter Ackerman (Rockport Capital Genel Müdürü)

  – Bruce Hoffman (RAND Corporation Ofisi Direktörü)

  – Kissinger (Eski Dışişleri Bakanı)

  – Stephen B. Heintz (Rockfeller Brothers Fonu Başkanı)

  – George Soros (Ünlü spekülatör)

  Gibi Siyonist Yahudiler ise, İran'la işbirliğini ve olumlu ilişkiler geliştirmeyi savunmaktadır.

  Bu ekip, Başkan Bush'u ve onu destekleyen grubu: "Büyük İsrail hayali ve Amerikan hakimiyeti sevdasıyla; hem İsrail'i hem ABD'yi hem de Dünya Yahudilerini felakete sürüklemek ve maceraperestlikle suçlamaktadır.

  Ve yine ABD kongresinin, Bush'un Irak'a, 24 bin civarında yeni asker gönderme kararını, gereksiz ve tehlikeli sayan, ama bağlayıcılığı bulunmayan bir kanun tasarısını üst senatoya sevk etmesi de bu bağlamda önemli bir adımdır.

  Bu arada İsrail'de ikiye bölünmüş durumdadır. "Dünya zaten kontrolümüzde, daha ileri gidip başımızı belaya sokmayalım" diyen sinsi ve sözde barışçı Siyonistlerle, Büyük İsrail Krallığı peşinde koşan maceracı Siyonistler arasında kıyasıya bir mücadele yaşanmaktadır.         

İsrail çalkalanıyor

  Lübnan'da yaşanan hezimetin sorumlusu gösterilen Olmert ve Peretz'in de istifa etmesi yönündeki çağrılar artarken, İsrail'de erken seçime gidilebileceği tartışması başlamıştı.

  İsrail Genelkurmay Başkanı Dan Halutz'un istifası, şok etkisi yapmış Başbakan Ehud Olmert de istifa etmeye çağrılmıştı. Evet İsrail moralmen yıkılmıştı ve Siyonist yöneticiler şaşkındı.

  Muhalefete göre Hizbullah örgütünü yok etmek ve iki rehine askeri kurtarmak hedeflerinden hiçbirine ulaşılamamasının sorumluluğu, iktidar tarafından da paylaşılmalıydı. Genelkurmay Başkanı Korgeneral Dan Halutz'a yöneltilen eleştirilerin başında, savaşta ağırlığı hava saldırılarına vermesi ve kara kuvvetlerinin sevkinde geç kalması geliyordu. Halutz'un istifasını verdiği Başbakan Olmert, istifayı büyük bir üzüntüyle kabul ettiğini ve Halutz gibi 40 yıldır ülkesine hizmet etmiş bir askerin aslında gitmesini istemediğini açıklamıştı.

  Lübnan Savaşı sonrasında ülkedeki siyasetçiler ve kabinedeki bakanlar ve hatta bazı ordu mensupları da Genelkurmay Başkanı Halutz'un istifası yönünde çağrılar yapmıştı. Savaştaki aksaklık ve hatalar için hem ordu içinde soruşturma yapılmış, hem de hükümetin savaşı yönetimini de kapsayacak, daha geniş çaplı bir soruşturma komisyonu kurulması kararlaştırılmıştı.

  Soruşturma komisyonunun raporunu Şubat ayında sunması beklenirken, Halutz raporu beklemeden istifa edip ayrılmıştı. Komisyon hazırladığı raporda, Başbakan Ehud Olmert ve Savunma Bakanı Amir Peretz`i de mercek altına almıştı. Bu gelişmeler sonrasında kaçırılan İsrailli askerlerin ailelerinden ve Lübnan Savaşı'nda hayatlarını kaybeden askerlerin yakınlarından da açıklamalar yapılmıştı. Aileler, Başbakan Olmert ve Savunma Bakanı Peretz'in de görevlerinden istifa etmesi gerektiğini belirtirken, Olmert ve Peretz'in yeni Genel Kurmay Başkanını seçme yetkilerinin olmadığını da ortaya atmıştı. Yahudi köşe yazarlarına ve siyasi gözlemcilere göre İsrail'de ortalık karışmıştı.

Yahudiler Başbakanlıktan çıkmıyor!

  Bu kritik süreçte Amerika, Avrupa ve İsrail Yahudilerinin AKP iktidarını adeta ablukaya aldıkları gözlenmişti.

  Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ABD'li Yahudilerle yaptığı ziyaretlerin ardından bu sefer Avrupalı Yahudilerle bir araya gelmişti. Erdoğan ile makamında görüşen Avrupa Yahudi Konseyi Başkanı Pierre Besnainou, kaçırılan İsrail askerinin serbest bırakılması için Filistinli yöneticilere baskı yapılmasını istemişti. Başbakanlık Merkez Bina'da yaklaşık 1.5 saat süren görüşmede, kamera ve fotoğraf çekimine izin verilmemişti. Başbakanlığa 407 model Peugeot marka araçla gelen Besnainou ile yapılan görüşmeye İstanbul Milletvekili Egemen Bağış da girmişti.

  Ve yine İsrail Polis Şefi Moshe Karadi, resmi ziyaretlerde bulunmak üzere o sırada Ankara'ya gelmişti. Karadi'yi, Esenboğa Havalimanı'nda İsrail'in Ankara Büyükelçisi Pinhas Avivi ile üst düzey emniyet yetkilileri karşılamış, Karadi'nin Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğü yetkilileri ile görüş alışverişinde bulunacağı söylenmişti.

  Recep T. Erdoğan'ın Riyad' daki Arap Zirvesi ve Suriye gezisi öncesi de; ABD'li İsrail'li ve Türkiye'deki Siyonistlerle bazı görüşmeler yaptığı yazılıp çizilmişti.

İran Modeli Geliyor!

  Zibigniev Brezinski ve yeni Pentagon patronu ABD Savunma Bakanı ve eski CIA Başkanı Robert M. Gates'in imzasıyla kitaplaşan; ve Profil yayınlarınca Sermin Karakale'nin çevirisiyle "İran'ın Zamanı Geldi" ismiyle yayınlanan; "İran'la olumlu ilişkiler kurmaktan, hatta İran'ı İslam dünyasına model yapmaktan yana olan ama özellikle Türkiye'nin de parçalanması için çalışan" çok üst düzey Siyonist Yahudilerce hazırlanan ve ABD yönetimine sunulan resmi ve sinsi rapordan bazı bölümleri dikkatlerinize sunmak istiyoruz:

  İran Orta Doğu'da krizin tam ortasında yer almaktadır. Afganistan ve Irak'la olan anlaşılması güç siyasi, kültürel ve ekonomik bağları-her iki ülkede halef hükümetler kurmak için Washington'la birlikte çalışan muhalefet hareketlerine uzun süredir karışıyor olması da buna dahildir-İran'ı her iki ülkenin savaş sonrası gelişiminde önemli bir aktör haline getirmektedir. Sahip olduğu doğal kaynakları-yaklaşık olarak dünyanın petrol rezervlerinin yüzde 11'ine ve ikinci en büyük doğal gaz yatağına sahiptir-İran'ı dünya ekonomisinin vazgeçilemez bir oyuncusu konumuna getirmektedir. Dünyanın en büyük Şii devleti ve yakın tarihin ilk dini devrimini gerçekleştirmiş ülke olarak statüsü, İslam yönetim ve hukuku konusundaki dogmatik tartışmaları büyük ölçüde etkilediği anlamına gelmektedir. Son olarak İran'ın anayasacılık geleneğiyle birlikte bir devlet olarak uzun tarihi, parlamenter rejim ve siyasi deneyimi bölgedeki her hangi bir ülkenin dahi demokratik düzene geçişinde değerli bir model oluşturabilir.

  Tarihi ve coğrafyası kadar Irak'la olan dini bağları dolayısıyla da, Irak'ın Saddam Hüseyin sonrası siyasi düzene geçişinde İran'ın önemli bir etkisi vardır ve bu etki gelecekte de devam edecektir.

  İran hükümetinin doğasında ve yapısında bir başka kapsamlı dönüşüm olmadan bunun tamamen sona ermeyeceğini öne sürmektedirler. Dahası, İran'daki son siyasi huzursuzluk ve Irak'taki rejim değişikliğinin bir özenmeye neden olması beklentisi, bu tür bir devrimin eli kulağında olduğu izlenimine neden olmuştur.

  İran'daki siyasi çalkantıların en önemli nedenlerinden biri, beklentileri ve siyasete bakış açıları devrim döneminde şekillenmiş olan yeni bir jenerasyonun geliyor olmasıdır. Gençler nüfusun yüzde 70'ini oluşturmaktadır ve yakın gelecekte ülkenin siyasi düzeninde söz sahibi olacak kişiler olarak yetiştirilmektedirler. Genel anlamda, genç İranlılar tahsilli ve iyi eğitimlidirler, sosyal ve kültürel alanda geniş özgürlük tanınmasını ve siyasi katılımı desteklemektedir.

  Ne var ki İran'ın kuşak değişimi ve hükümetin neden olduğu düş kırıklığı, uzun vadede kaçınılmaz olan daha demokratik bir siyasi düzene dönüşümün habercisidir.

  Tarihi ve çalkantılı komşuları göz önünde bulundurulduğunda, İran'ın nükleer tutkusu, tamamen mantıksız değildir ve stratejik hesaplar sergilemektedir.

Siyonistlerin raporu şöyle sürüyor: Bush yönetiminin Orta Doğu politikasının en önemli sorunu: Irak ve Afganistan'da istikrarın sağlanması ve İsrail-Filistin sorununun çözülmesidir. İran'ın her üç arenada da büyük bir etkisi bulunmaktadır, ve hem Washington'un amaçlarına destek olmak hem de bu amaçları baltalamak konusunda önemli bir potansiyele sahiptir.

  El-Kaide ile İran arasındaki işbirliği iddiaları, hiçbir delil olmaması nedeniyle ortada kalmıştır. Bazı raporlar el-Kaide ile bağlantılı militanların İranlı yetkililerle 1990'ların ortalarından beri doğrudan bağlantısı olduğunu belirtmektedir; ne var ki hiçbir ciddi rapor 11 Eylül saldırılarından önce elle tutulur bir iş birliğinin varlığını ortaya koymamaktadır.

  ABD ve İran arasındaki diyalog için; iki hükümet arasında mutlak bir uyumu beklemek gereksizdir. Washington tarih boyunca, aralarında SSCB'nin de bulunduğu, politika ve felsefeleri kendisininki ile taban tabana zıt birçok rejimle samimi ve yapıcı ilişkiler kurmuştur. Tanım itibarıyla diplomasi, uluslar arasındaki konuları ele alır. Bu nedenle iki hükümet arasındaki tüm farklılıklar buharlaşıp yok olana kadar Tahran ile bağlantıdan kaçınmak, makul olmadığı gibi gerçek dışıdır da.

  Suudi Arabistan ve Mısır gibi önder Arap ülkelerinin İsrail ile Filistin arasındaki barış sürecini destekleyip hızlandırması durumunda, İran büyük ihtimalle bu sürece rıza gösterecektir. Barış sürecine karşı İran'ın gösterdiği düşmanca tutum değişmez bir nitelik göstermeyecektir; bölgesel bir görüş birliğine radikal Filistin güçleri adına tek başına direniş göstermek Tahran'ın seçeceği bir yol olmayacaktır.

  Çalışma Kolu sonuç olarak, ABD ve İran arasındaki ekonomik ilişkilerin, iki ülke arasındaki diplomatik ilişkilerdeki gelişmeler üzerine kurulmasını öngörmektedir. ABD'li şirketlerle İran'ın nispeten küçük özel sektörü arasında ticaret izni gibi atılacak küçük adımlar, İran içerisinde uluslararası camiaya tam entegre olmuş bir hükümet için yeni fırsatlar getirecek güven-oluşturucu unsurlar olarak görülmelidir.

   Çalışma Kolu, ABD'nin en önemli endişelerini ele almak üzere İran ile seçici bir diyalog içerisine girilmesini savunmaktadır.

  Dolayısıyla İran rejimini yıkmak amaçlı ABD çabaları başarıyla sonuçlanacak gibi değildir; dış müdahale yoluyla rejim değişikliği de İran'ın politikalarıyla ilgili en önemli endişeleri çözemeyecektir. Son yıllardaki galeyanlar göstermektedir ki, İran halkının kendisi hükümetinin yapısını eninde sonunda iyileştirecektir. "

  Raporda şu sinsi tespit ve tavsiyeler yapılıyor:

  ABD'nin endişeleri, İran'ın faaliyetleri ve komşularına yönelik hedefleri üzerinde odaklanmıştır.

Evet, Tahran, komşularıyla tekrar oldukça yapıcı ilişkiler kurmuş ve uluslararası ticaret bağlantılarını artırmıştır.

Ama, Çalışma Kolu İran'ın her halükarda Bağdat'ta dengeli ve çoğulcu bir hükümeti teşvik etmede potansiyel olarak önemli bir rol oynayabileceği sonucuna varmıştır. İran, Irak ve Afganistan için yapıcı bir rol üstlenmeye ikna edilebilir konumdadır.

  Çalışma Kolu'nun vardığı sonuçların merkezinde: bölgesel istikrarı gerçekleştirmek, İran'ı nükleer silah üretiminden vazgeçirmek, güvenilir enerji kaynaklarını kontrol etmek, terör tehdidini dizginlemek ve Ortadoğu'nun tamamına hakim olan "demokrasi eksikliğine" hitap etmek için, Birleşik Devletler'in İran'la seçici bir ilişki içinde olması gerektiği anlayışı yer almaktadır. Bu nedenlerden ötürü, üyeler İran'a yeni bir stratejik yaklaşımı savunmaktadırlar."

  Çalışma Kolu, İran'la ilişki eksikliğinin, dünyanın bu kritik bölgesindeki ABD çıkarlarına zarar verdiği ve Tahran'la her iki tarafı ilgilendiren belirli alanlarda doğrudan diyalogun ilerletilmesi gerektiği sonucuna varmıştır.

  1- İran'la siyasi bir diyalog kurmak için, İran'ın nükleer hırsı ve bölgedeki ihtilaflara karışması gibi sorunların çözüme kavuşması beklenmemelidir. Bunun yerine, seçici bir siyasi ilişki sürecinin başlatılması, potansiyel olarak bu ayrılıklara hitap edecek bir yol sunulmaktadır.

  2- İran ve Birleşik Devletler arasındaki çözümlenmemiş ihtilaftan kapsamlı olarak çözüme kavuşturacak "büyük bir anlaşma" gerçekçi bir hedef değildir ve böyle bir hedefin peşinden gitmenin, Washington'un temel çıkarları açısından, yakın gelecekte bir gelişmeye vesile olması mümkün olmayacaktır.

  3- Tahran'a yönelik ABD politikaları cezai önlemler kadar teşvik edici unsurlar da taşımalıdır ve İran'ın milli duyguları okşanmalıdır.

  4- Birleşik Devletler, İran'da bir rejim değişikliğine dayanmadan demokrasiyi savunmalıdır, çünkü bu milliyetçi hassasiyeti uyandırarak, mevcut rejime karşı olanların dahi rejimi savunmaya geçmelerine neden olacaktır.

  ABD'nin İran'a askeri müdahalesi çok tehlikeli bulunuyor!

  ABD'nin İran'ın yanı başında Afganistan ve Irak'a askeri müdahalesinin bölgedeki jeopolitik görünümü değiştirdiğine inanmaktadır. Bu değişimler, hem Birleşik Devletler'e hem de İran'a, öncelikle bölgesel istikrar gibi ortak çıkarları içeren konular; ve terör ve nükleer silahların yayılması gibi zor konularda karşılıklı faydaya dayanan bir diyalogun başlatılması için yeni teşvik edici unsurlar sunabilir.

  Birleşik Devletler İran'a bölgesel istikrarı ilgilendiren belirli konularda doğrudan diyalog önermelidir. Bu, 11 Eylül saldırılarından sonraki on sekiz ay boyunca Tahran'la yürütülen Cenevre izleme müzakerelerinin yeniden başlatılmasını ve geliştirilmesini gerektirmektedir.

  Birleşik Devletler, Tahran tarafından gözaltına alınan El-Kaide üyelerinin statüsünü açıklığa kavuşturmak için İran'a baskı yapmalıdır ve İran hükümetinin yeni Irak ve Afgan hükümetlerine veya onlara yardımcı olan koalisyon güçlerine karşı şiddeti körüklemediğine dair bir güvence vermesi şartıyla güvenlik diyalogu olabileceğini açıkça belirtmelidir. Aynı zamanda Washington, Irak Halkın Mücahitleri Örgütü'nü tamamen dağıtmak ve Liderlerinin adalet önüne getirilmesini temin etmek için geçici Irak hükümetiyle birlikte çalışmalıdır.

  Birleşik Devletler ve uluslararası topluluğun diğer üyeleri nükleer soruna daha kalıcı bir çözüm sunacak bir anlaşmanın çerçevesini çizmek için İran ile birlikte çalışmalıdır. Bu tür bir anlaşma, İran'ın uranyum zenginleştirme ve diğer yakıt atıklarını değerlendirme olanaklarından tamamen feragat etmesi ve nükleer programının barışçıl niyetini teyit etmesi amacıyla genişletilmiş bir teminat olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nun Ek Protokolü'nü onaylayacağı teminatını içermelidir.

  Birleşik Devletler, Ortadoğu barış sürecinde aktif rol almalı ve önde gelen Arap devletlerini hem süreç açısından hem de kesin bir anlaşma sağlamak için samimi ve sağlam destek sağlamaları için taahhüt vermeye zorlamalıdır. Barışa yönelik bir ilerleme olmadığında, İran'ın İsrail karşıtı kışkırtıcılığı ve faaliyetleri gelişmektedir.

  Birleşik Devletler, İran halkı ve dünyanın geri kalanı arasında siyasi, kültürel ve ekonomik bağları genişletecek önlemler almalıdır. Bu amaçla ABD, İran'da devreye sokmak için sivil toplum kuruluşlarını yetkilendirmeli ve İran'ın Dünya Ticaret Örgütü ile katılım müzakereleri başvurusuna onay vermelidir.

ABD-İran Tarihindeki Önemli Günler şöyle sıralanıyor!

  1990-1991 İran, ABD'nin yürüttüğü Çöl Fırtınası Operasyonunda tarafsız kaldı.

  5 Mart 1995 Birleşik Devletler petrol şirketi Conoco, İran petrol sahalarının geliştirilmesi için 1 milyar dolarlık bir anlaşma imzaladı, bu anlaşma 1979 devriminden bu yana yapılmış bu tür ilk anlaşmaydı; Conoco bunun ardından Washington'daki hararetli muhalefetler nedeniyle anlaşmayı askıya aldı.

  4 Ağustos 1996 Başkan Clinton İran'ın enerji sektörüne bir yılda 20 milyon dolardan fazla "yatırım" yapan yabancı firmalara altı yaptırımdan oluşan bir menünün en az iki tanesini empoze eden İran-Libya yatırımları kanununu(ILSA) imzaladı.

  9 Ekim 1997 Birleşik Devletler Dış İşleri Bakanlığı Halkın Mucahitleri Örgütünü (MKO) yabancı bir terörist örgüt olarak ilan etti ve Birleşik Devletlerde bu örgüt için para toplama çalışmaları yürütülmesini yasakladı.

  8 Ocak 1998 Cumhurbaşkanı Hatemi CNN'de yayınlanan bir röportajında "Amerikalılarla diyalog" çağrısı yaptı.

  17 Haziran 1998 Birleşik Devletler Dış İşleri Bakanı Madeleine Albright, iki ülkenin daha iyi ilişkiler için bir "yol haritası" inşa etmesini teklif eden, İran'a ilişkin yeni bir politika açıkladı.

  21 Eylül 1998 Cumhurbaşkanı Hatemi, Birleşmiş Milletler Genel Meclisine hitap etti; Dış İşleri Bakanı Kemal Harrazi, Albright ile buluşacağı Afgan toplantısına katılmadı.

  28 Nisan 1999 Clinton yönetimi uyguladığı yaptırımları İran'a gıda ve ilaç satışına izin verecek şekilde gevşetti ve İran'ın işini kolaylaştırdı.

  Temmuz 1999 Tahran'da ve diğer birçok İran kentinde büyük protesto hareketleri patlak verdi; Birleşik Devletler öğrenci gösterilerinin baskı altında tutulmasını eleştiren bildiriler yayınladı.

  3 Aralık 1999 Birleşik Devletler hükümeti Boeing yedek parçalarının İran'a satışına izin verdi.

  17 Mart 2000 Dış İşleri Bakanı Albright Birleşik Devletler İran ilişkilerinde yeni bir başlangıç için çağrıda bulundu ve havyar, halı ve fıstık üzerindeki yaptırımları kaldırıldı.

  6-7 Eylül 2000 Başkan Clinton ve Dış İşleri Bakanı Albright, İran Cumhurbaşkanı Hatemi'nin New York'ta Birleşmiş Milletler Genel Meclisi hitaben yaptığı konuşmaya katıldı.

  15 Eylül 2000 Dış İşleri Bakanı Albright ile İran Dış İşleri Bakanı Afganistan'la ilgili müşterek bir Birleşmiş Milletler oturumuna katılma konusunda anlaştı.

  Eylül 2001 11 Eylül saldırılarından sonra, yakın tarihte ilk kez "Amerika'ya Ölüm" nameleri Tahran'da Cuma hutbelerinden çıkarıldı; hutbelerde terörist saldırılar lanetlendi; Tahran Belediye Başkanı New York Belediye Başkanı'na bir taziye mektubu gönderdi; birkaç yüz İranlı mum ışığında gece nöbeti için toplandı, ancak güvenlik kuvvetleri bu etkinliği dağıttı.

  12 Kasım 2001 İran Dış İşleri Bakanı ve Birleşik Devletler Dışişleri Bakanı Colin Powell Afganistan'la ilgili bir uluslararası oturumda buluştu ve emsali görülmemiş bir diplomatik öneri için el sıkıştı.

  9 Nisan 2002 Dış İşleri Bakanı Powell Tahran'a Hizbullah'ın engellenmesi için ricada bulunduklarını doğruladı.

  Aralık 2003 Washington, Bam'da yaşanan depremin yaklaşık 30,000 kişinin ölmesine sebebiyet vermesinden sonra İran'a insani yardım gönderdi; ayrıca Birleşik Devletler özel desteğini kolaylaştırmak için uyguladığı yaptırımları gevşetti; Birleşik Devletler ve İran görevlileri yardımın gelişini koordine etmek için doğrudan görüşmeler yaptı.

İran'da Yahudi etkinliği hangi boyutlarda bulunuyor?

  İran'da nükleer çalışmaların merkezi olan İsfahan aslında Yahudilerin elinde bulunuyor. Buradan "İstanbul'u vuracak füzeler" ise Ortadoğu'nun metafizik kilitlerini açıyor. İşte o kodlar.

  Bölgedeki tüm ülkelerde bulunduğu gibi İran'da da Yahudiler yaşıyor. Ayrıca İran Yahudilerinin ülke içinde oldukça etkin konumları ve bizzat halihazırdaki İran iktidarı üzerinde olduğu kadar İsrail yönetimi üzerinde de etki sahibi oldukları biliniyor.

  Şu an İran'da 70 bin civarında Yahudi bulunuyor. Bunlar "İran Yahudisi" ismiyle anılıyor ve çoğu iyi biçimde kamufle ediliyor. Geçmişte çok daha fazla olan nüfusları, özellikle İslam devriminden sonra İsrail'e yaşanan göç nedeniyle belirttiğimiz rakama gerilemiş görünüyor.

  Bunlar ülkenin her yerinde değil, belli bölgelerde yoğunlaşmış durumdalar. İşte bu bölgelerin başında İsfahan geliyor. İsfahan, İran Yahudilerinin kalelerinden biri. Burada 2000'den fazla Yahudi ve 14 sinagog bulunuyor. Ancak bunlar "açık" olanlar. Çok miktarda Yahudinin gizli yaşadığı da sır değil. İranlı Yahudiler bu ülkede oldukça rahat ve özgür bir hayat sürüyorlar. Esasen İran iktidarının onlara bakışı da oldukça olumlu ve uyumlu. Kendi milletvekillerini kendileri seçiyor, özel okullarda İbranice öğreniyor, İran Ordusu'nda askerlik yapıyorlar.

  Yahudiler İran'ın kadim halkı sayılıyor!

  Esasen İran'ın "kadim" halkından sayılan Yahudilerin bölgesel tarihi 2700 yıl öncesine kadar uzanıyor. Babil'in işgalinden sonra buraya göç ettikleri söylenir. Yani o kadar eskiler. Bugün kamu kuruluşlarında çalışan Yahudiler var. Diğerleri de; serbest mesleklerde inşaat, ilaç, kumaş ticareti ve doktorluk yapıyorlar.

  Bu işin İran tarafı. Bir de İsrail tarafı var ki, o da çok farklı değil. İran Yahudilerinin etkinliği İsrail yönetiminde "çok etkili" denecek kadar yüksek! Devlet Başkanı, Başbakan, Dışişleri Bakanı hatta Genelkurmay Başkanı çıkarmış durumdalar. Halen benzer görevlerde bulunan İran Yahudileri bulunuyor.

  İsfahan'ın sırrı nereden geliyor?

  İşte bu nokta da İran'ın nükleer faaliyetleri nedeniyle uzun zamandır gündemde olan İsfahan'ın ismi İran Yahudileri ile birlikte geliyor. Getiren ise bu konularda "ince ayar" kalemiyle "kalın vuruşlar" yapan Hakan Yılmaz Çebi.

   "İran makasa girecek, Türkiye vurulacak" başlıklı yazıda meseleyi çözüyor!.. "…. İsfahan gizli Yahudiler için (lütfen bizdeki dönmeleri ve üslerini hatırlayın) stratejik bir üstür. Tıpkı Gürcü Yahudisi, Stalin'in Gürcistan'dan çıktığı 'o bölge' gibi kara büyüyü ve zihin kontrol çalışmalarını en güçlü tuttukları bölgedir. Ve sayıları 70 binden fazladır ve Molla rejimi içinde 'harika derecede' kamufle olmuş vaziyettedir."

  İran'ı Türkiye'ye kışkırtmak üzere kimler         kullanıyor?

 "İran'ın, Türkiye'ye karşı kışkırtılıp kullanılacak devlet kadrolarının gayri meşru her türlü ilişkisinin belgeleri Yahudilerin ve İsrail'in elindedir. Hatta İngiliz bankalarındaki hesapları bile!.. Bu yüzden de elleri sağlamdır. Tüm dünya İsrail-İran gerginliğini yanlış okuyor. Sözde İslam alemi içinde İran, Siyonizme karşı bayrak yapılırken karşımıza gizli İsrail ortağı ve kadim  Osmanlı düşmanı bir İran çıkarmaya hazırlanıyor!..

  Putin'i kim yönlendiriyor?

   "…Ayrıca özellikle Rusya'nın 'asrın tilkisi Putin' üzerinden İran'a desteğinin arkasında acaba hangi belletmenleri vardır? Putin, bir "metafizik istihbaratçısıdır". Dünyanın hemen hemen bütün liderlerini cebinden çıkaracak gizli bilgilere sahip birisidir ve bu konuda sürekli olarak kendini yeniliyor!.."

  Lokomotif makasla yer değiştiriyor!

   "Lütfen, 'İsrail A planı' üzerinde biraz kafa yorun ve 'makas atma' deyimine biraz çalışın… 10 bin km'lik dümdüz bir yolun 70 cm'lik bir rayla makas atılarak koskoca bir treni ve içindekileri nasıl başka bir yola çevirdiğini bilmeyen yoktur.

   "Ferdi ve münferit global dünya '70 cm lik makaslarla' yönlendiriliyor. Nice toplum veya cemaat liderleri binlerce kilometreyi bu '70 cm lik makaslara' girerek heba etmişlerdir!!! İran İsrail eliyle makasa sokulacak Türkiye, İstanbul'dan vurulacak!.." planları yapılıyor.19

  Ama başka "makasçı"lar, bu lokomotifi İsrail'e yönlendirebilir..

İran'ı savaşa hazırlıklı olmaya sevk eden dış baskılar molla rejimini resmen ayakta tutuyor. Şeytan, büyük yıkım savaşından önce rejim yıkılmasın diye dua ediyor. BM'in başlattığı ambargo, dünyanın güvenlik sisteminin çöktüğünün bir kanıtı. İsrail'in Filistin'e tecavüzüne karşı onlarca karar alan ve uygulatamayan BM, Irak savaşına onay vermediği halde Washington'a laf dinletememişti. ABD, NATO üyesi Türkiye'nin altını Kürt kartı ile oyarak NATO'nun işlevsiz hale gelmesine ve güven bunalımının derinleşmesine hizmet ediyor. Mahmur operasyonu gibi düdüklü tencerenin havasını almak için yapılan göstermelik operasyonlar, Amerikalıların Avusturya Glock marka silah fabrikasından 200 bin adet silah alıp, neden Irak'a soktuğunu açıklamaya yetmiyor. Kerkük hastanesinde yatan PKK elebaşılar Murat Karayılan ve Osman Öcalan'ı terörist sayıp neden başlarına çuval geçirmediklerini ve Ankara'nın iade teklifini neden geri çevirdiklerini, açıklamaya da yetmiyor. Bu silahların 30 bininin PKK'nın eline geçtiğinin istihbaratını alan MİT Müsteşarı Emre Taner, geçtiğimiz aylarda 'kara göründü, ulus devletçiliğimiz tehlikede' derken, 40 yıllık bir uzman olarak Kürt sorununu kontrol politikamızın iflas ettiğini ve ülkemizi bölmeye çalışan asıl tehlikenin müttefiklerimiz ABD ve İsrail olduğunu açığa vuruyor rolüyle, Siyonist dünya düzeninin bir parçası ve piyonu olmamız gerektiğini vurguluyordu. Sözün özü: Uluslararası güvenlik kurumları laçkalaşmıştı. Türkiye kendi çıkarlarını korumak için bağımsız politikalar uygulamak zorunda. Şeytanlarla dans, oyun bitti. Fille yatağa girdik ve ezildik. Kürdistan kuruldu ve süratle geliştirilerek cazibe merkezi haline getirildi. Bölgeyi ihya etmezsek bölüneceğiz. Şeytana inat, asker, sivil herkes hatamızı artık kabul etmeliyiz.

  İşte bunun için diyoruz ki, Türkiye'ye düşen; ülkemiz, bölgemiz ve İslam alemi aleyhine kullanmak üzere kışkırtan Siyonist ve emperyalist oyunları bozmak üzere, İran'a barış ve işbirliği elini uzatmaktır. Erbakan Hoca'nın D-8'ler oluşumuna önce İran'ı katmayı başarması bu amaçladır ve tarihi bir adımdır. Aksi halde, AKP gibi işbirlikçi iktidarların İsrail planlarına taşeronluk hevesleri, büyük felaketlere davetiye çıkarmaktır.

[1] http://www.iyibilgi.com/

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

AHMET AKGÜL KİMDİR?

INTRODUCTION OF USTADH AHMET AKGÜL

رسالة تعريفية لمعلمنا أحمد أكجول

قبل مؤتمر النظام العادل في جامعة قيرغيزستان أراباييف، والذي حضرناه، قدم أحد المحاضرين أستاذنا أحمد أكجول على النحو التالي: أحمد أكجول موجود في تركيا؛ إنه عالم ومثقف نادر جدًا يجمع بين المبادئ الإسلامية والمتطلبات الإنسانية، وفكر أتاتورك في التغيير والقومية الإيجابية والتوازن الاجتماعي. ألف حوالي 100 كتاب، بعضها في 3 مجلدات، وجميعها أعمال فريدة وأصيلة. 10 من الكتب؛ تمت ترجمته إلى الإنجليزية والروسية واليابانية والفارسية والفرنسية والعربية. البروفيسور الراحل، أحد رؤساء وزراء تركيا الأسطوريين. دكتور. ويعتبر من أكثر الطلاب المميزين وأتباع نجم الدين أربكان.
لقد حضر المؤتمرات العلمية في جميع أنحاء تركيا وأوروبا والجغرافيا الإسلامية منذ ما يقرب من 40 عامًا. إنه رجل حكيم تنبأ وشرح التطورات المهمة في تركيا ومنطقته والعالم قبل عقود، وتعرض للعديد من المشاكل والهجمات لهذا السبب، لكنه كان دائما على حق في النهاية. وهو رئيس تحرير مجلة الحل الوطني، التي يتابعها عن كثب كبار البيروقراطيين العسكريين والمدنيين، وأساتذة الجامعات، والكتاب والمعلقين المهمين، ومسؤولي الدولة في تركيا. ضد الأنظمة الرأسمالية والاشتراكية والليبرالية في العالم؛ فهو يحتوي على الجوانب الجيدة والمفيدة لجميعها، لكنه يترك الجوانب السيئة والضارة؛ سيدنا، الذي أعد ودافع عن برامج النظام العادل الأصلية القائمة على العقل والعلم والتاريخ والضمير والقرآن، يبلغ من العمر 74 عامًا وأب لخمسة أطفال. لا يتقاضى إتاوات أبدًا عن أي من كتبه أو مجلاته أو مقالاته أو مؤتمراته، ويعيش حياة متواضعة بعيدًا عن الترف والراحة، ويغطي نفقات كل ذلك بحوالي 40 من الرفاق المتطوعين والمخلصين في سبيل الله. المعلم الذي يدافع عن "حرمة التبشير بالعلم" وبالتالي لا يدين بالشكر لأي مركز أو حكومة. باستثناء ما يقرب من 105 من أعمال أستاذنا، حتى الأحزاب والحكومات تظل غير مبالية؛ الدين والأخلاق في المرحلة الابتدائية: 4-5، المرحلة المتوسطة: 1-2-3، المرحلة الثانوية: 1-2-3-4 والجامعة: 1-2-3، وفقاً للحقائق العلمية وجوهر الإسلام. ولكن بغض النظر عن أي طائفة، فقد أعد كتب العلم. خلال أحاديثهم المميزة جداً، كتلاميذه ومتابعيه المخلصين: "كيف أعددتم هذه (100) كتاباً يزيد عن مائة، كيف رتبتم وقتكم؟" أجاب أستاذنا أحمد أكجول على أسئلتنا كالتالي، ليكون قدوة وتشجيعًا لنا:



1- منذ ما يقرب من 60 عامًا، باستثناء الأمراض الخطيرة والصعوبات الكبيرة؛ ولم أؤجل عمل اليوم إلى الغد، كما أنني لم أحاول تأجيل عمل الصباح إلى الظهر أو عمل الظهر إلى المساء. لأنه لا ينبغي لي أن أضيع رأس مال حياتي المحدود في مساعي فارغة ومجانية يسميها القرآن الإلغاء ويحرمها

 

2- حتى لو كان شخصًا لديه معرفة وخبرة في موضوع ما، حتى لو كان أصغر منا كثيرًا... حتى لو كان شخصًا عاديًا وبسيطًا، فأنا لا أشعر بالإهانة أبدًا عند الاستماع إليه أو تعلم شيء ما، لأن أكبر عائق أمام التعلم والحصول على العلم هو الكبرياء والكبر

-3ما حصلنا عليه؛ حاولت أن أقرأ وأفهم كتابات وكتب الجميع، محليًا أو أجنبيًا، يساريًا أو يمينيًا، أعرفه أو لا أعرفه، أحبه أو أكرهه.
4- كنت أسجل المعلومات التي تعلمتها وأجد أهميتها منها أو مما سمعته في البرامج والمؤتمرات التليفزيونية، ولم أتردد قط في كتابتها ونقلها بذكر أصحابها
5- من خلال الوقوع في الرغبات والاعتراضات التعسفية من أقرب أقاربي ورفاقي وأعضاء الحزب وذوي المناصب ذات النفوذ والكفاءة... أو من منطلق حرصي على راحتي ومصالحي الشخصية، لم أخفي أبدًا الحقيقة التي قالها لي يجدها العقل والضمير نافعة ومفيدة، ولم أصعب فهمها بتغليفها بأغلفة مختلفة
6- كل الأشخاص الذين التقينا بهم في أي مناسبة وأصبحنا قريبين بما يكفي لتناول كوب من الشاي أو السفر لمدة ساعة على متن الطائرة؛ حاولت مساعدتهم على اكتساب وزيادة وعيهم الأخلاقي والضميري وكرامتهم، وخاصة سلامهم الروحي والعالمي. بمعنى آخر، كنت أهدف إلى أن أكون مفيداً له، وليس أن أستفيد من منصبه وفرصه ومجاملاته.
7- ولعل ذلك يعتبر ثمرة ومعجزة للأهداف والجهود المخلصة... وطبعا بفضل الله تعالى وفضله لا بد من قراءة كتاب ما يقارب 700 صفحة بسرعة في ساعة أو ساعتين. وتهنئة هذا الكتاب وانتقاده عمدا، والحمد لله أن إنتاج ملاحظات من 10 صفحات أصبح أسهل بالنسبة لنا.
أطيب التحيات…

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...