ASELSAN Bilmecesi
Türkiye'nin savunma sanayi alanındaki ilk ve en büyük kuruluşu olan ASELSAN'da birbiri ardına meydana gelen esrarengiz ölümler bu önemli kuruluşun stratejik önemini bir kez daha gündeme taşıdı. 1974 barış harekatı sırasında Türkiye'ye uygulanan silah ambargosu sonrasında gündeme gelen ve 1975 yılında kurulan ASELSAN o günden bu yana elektronik savunma sistemleri konusunda dünyanın sayılı kuruluşlarından biri durumuna ulaşmıştı.
1979 yılında ilk üretimini ilk sırt ve tank telsizleri üreterek gerçekleştiren ASELSAN, bugün haberleşme cihazlarından, elektronik harp sistemlerine çok geniş bir yelpazede üretim ve çalışmalarını sürdürüyor. Çalışmalarını sessiz sedasız sürdüren ve önemli projelere imza atan ASELSAN'ın konumu kamuoyunu sarsan intiharlarla ile ilgili iddialarla gündeme taşınmıştı.
Ortadoğu'daki sıcak ortam ve Türkiye'nin ateş çemberi içinde yer alması nedeniyle ASELSAN'ın çalışmalarına ayrı bir önem kazandırıyor. Özellikle intihar eden ASELSAN mühendislerinin askeri projeler kapsamında çok gizli yürütülen çok önemli projeler üzerinde çalıştıkları iddiası bu intiharlarla ilgili şüpheleri arttırdı. Mühendislerin, Tank projesi, milli yazılım geliştirme projesi gibi projelerde çalıştığı ortaya çıktı. Bir internet sitesi'nin üç mühendisin, ABD ve İngiltere'nin uçak tanıma sistemi'ni devre dışı bırakan bir sistemi gerçekleştirmek üzere olduğu iddiası da ölümlerindeki şüpheleri arttırdı.
ASELSAN mühendislerinin şüpheli ölümleri ile ilgili iddialar gündemi sarsarken, kamuoyundaki tartışmaları sona erdirecek ciddi bir açıklama yapılamaması da dikkat çekti. Cumhurbaşkanlığı tartışmalarına kilitlenen Meclis'te bu iddialarla ilgili tek önerge Ankara milletvekili Mehmet Tomanbay'dan geldi. Tomanbay'ın bir ay önce konu ile ilgili verdiği soru önergesine henüz cevap gelmediği anlaşıldı.
ASELSAN'ın Üretimleri
1980'de ilk sırt ve tank telsizleri üretilerek müşterilerine teslim edildi.
1981'de ilk "el telsizi" ve Banka Alarm Sistemlerinin tasarımı hayata geçirildi.
1983 ilk ihracatını gerçekleştirdi.
1982-1985 yılları arasında ürün yelpazesini genişletti. Sahra telefonları, bilgisayar denetimli merkezi sistemler ve laser mesafe ölçme cihazları gibi yeni ürünler envanterine eklendi.
1986'da geliştirdiği Elektronik Harp ve Data Terminal cihazları ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücünü yükseltti.
1987 yılında ASELSAN Stinger Füze üretimi için 4 NATO ülkesinin katıldığı ortak projeye girdi.
1988 yılında ASELSAN ilk aviyonik cihazını üretti: F-16 uçakları için Ataletsel Seyrüsefer Sistemi (INS) AQAP-4 kalite belgesine sahip oldu ve MSB ile Elektronik İhtirakli Tapa sözleşmesini imza etti.
1989'da Pakistan'a ilk teknoloji transferi yapıldı. Pakistan'ın NRTC tesislerinde ASELSAN lisansı ile sahra telsiz imalatına geçildi.
1990'da ASELSAN Avrupa'nın Savunma Elektroniği firmaları arasında 47.liğe yükseldi. 1991'de ASELSAN faaliyet alanında yer alan projeler paralelinde 3 grup halinde reorganize edildi.
'International Defense" dergisinin yaptığı sıralamada dünyadaki savunma sanayii firmaları arasında 127. oldu ve çevre ödülü verildi.
1992‘de "Radar sistemleri" ASELSAN'ın ürün yelpazesine dahil edildi.
1993'te ASELSAN Akyurt tesislerinin "Elektro-Optik Teknoloji Merkezi" konumuna getirilmesi işlemi başlatıldı. Aynı yıl ASELSAN ISO-9001 kalite belgesi elde etti.
1994'te ASELSAN'ın sahip olduğu kalite belgesi AQAP-1 olarak yenilendi; Have-Quick telsiz üretim programına girişildi.
1995'te ASELSAN mühendisleri Cep Telefonlarının tasarımını tamamladı. İhracat yapılan ülke sayısı 19'a erişmişti.
Silahlı Kuvvetlerimize en yeni teknolojili haberleşme sistemi sağlayacak TASMUS sözleşmesi gerçekleşti.
ASELSAN mühendislerince tasarımlanarak 1997'de piyasaya sürülen ASELSAN 1919 Cep Telefonu ile Türkiye, GSM cep telefonu geliştiren ilk 9 ülke arasına yükselmişti.
1998 yılı ASELSAN'ın birçok yeni cihazını üreterek teslim ettiği bir yıl oldu. Termal kameralar, termal silah dürbünü ve termal görüş cihazları ile hedef koordinat belirleme cihazları TSK'nın hizmetine sunuldu. Köprü ve otoyol geçişlerini önemli ölçüde rahatlatacak "Otomatik Geçiş Sistemi" tasarımı tamamlandı ve üretimine geçildi. Telsiz Genel Müdürlüğü ihtiyacı için "Milli Monitor Sistemi" sözleşmesi imzalandı. ASELSAN, LN-93 Ataletsel Seyrüsefer Sistemi üretimi için Amerikan Hükümetinden "Onaylı Üretici" belgesi gelmişti.
1999 yılı ASELSAN tasarımı cihazların başarılarının bir kez daha kanıtlandığı bir yıl oldu. ASELSAN cihazları çeşitli yurtdışı ihalelerde kalite, performans ve fiyat olarak en önde yer aldı. ASELSAN tasarımı "Kaideye Monteli Stinger Sistemi" atış testlerinde yüzde 100 başarı elde edildi. Yeni model cep telefonunun tasarımı tamamlanarak Avrupa tip onayı alındı. TSK ile önemli yeni projelerin sözleşmesi imzalandı. Bunlar arasında Hava Savunma Erken İkaz ve Komuta Kontrol Sistemi Projesini, MILSIS Elektronik Harp ve X-Band Uydu Haberleşme Sistemi Projeleri sayılabilirdi.
ABD mahkûmiyetimiz bitmeyecek mi?
Cevabını Türkiye'de hiçbir yetkilinin maalesef veremeyeceğini bildiğimiz soru şu: "ABD'ye mahkumiyet politikası" sona ermeyecek mi? Böyle bir umudumuz hiç mi olmayacak?
ABD yönetimi, Temsilciler Meclisi üyelerinin önüne bir rapor koymuş. Raporda özetle söylenen şu:
– Ermeni tasarısını kabul ederseniz, bunun faturası ABD'ye çok ağır olur. Eğer sözde Ermeni soykırımıyla ilgili tasarı kabul edilirse, ABD'nin kaybedecekleri şunlar:
– Türkiye yeni nesil savaş uçağı JSF projesinin ortağı. 106 uçak alacaklar, rakam 10 milyar dolar.
– Türkiye, 1.65 milyar dolara 30 yeni F-16 alacak. 200'den fazla F-16 da, 1.6 milyar dolar karşılığında modernize ediliyor.
– 2007'de 1.3 milyar dolara hava savunma sistemi alacaklar. Patriot PAC III, en şanslı aday.
– Türk ordusu, PKK'ya karşı mücadelede kullanmak için 52 helikopter alacak.
– Türkiye, Irak'tan PKK sızmalarına karşı 21-26 milyon dolar değerinde zeplin alacak.
İnsanın aklına ister istemez şu sorular geliyor:
– ABD, Ermeni konusunu özellikle mi her yıl ısıtıp ısıtıp gündeme getiriyor. Bu yapay bahane ile mi bize bir şeyler satıp milyar dolarları cebine indiriyor?
– Sırf bu kirli ama kazançlı çarkın dönmesi için, Amerika'daki Ermeni diasporasını da el altından her yıl kışkırtıyor olamaz mı Beyaz Saray?
– PKK terörüne karşı aldığımız silah ve mühimmata ödenen para, ABD'ye ilaç gibi geliyorsa.. Amerika, PKK'nın yok olmasını niçin istesin? Bu yüzden mi PKK sorunu gündeme geldiğinde hep kayış atıyorlar?
– PKK ile mücadele amacıyla silah ve mühimmat alımlarımızı toptan yapsak, parayı da peşin ödesek, Amerika PKK'yı yok etmek için hemen düğmeye basar mı?[1]
İsrail'in İşi mi? İran'ın eski Savunma Bakan Yardımcısı ve Devrim Muhafızları komutanı Ali Rıza Asgeri'nin gizli nükleer sırlar ve Hizbullah'la ilgili bilgilerle İstanbul'da ortadan kaybolmasıyla başlayan istihbarat savaşı yeni bir boyut kazandı. Ortadoğu'da amaçlarını gerçekleştirmek isteyen ABD ve İsrail ikilisi her türlü operasyonu mübah görüyor. Ali Rıza Asgeri olayı çözülmeden Batılı istihbarat örgütleri Albay Emir Muhammed Şirazi ve Tümgeneral Muhammed Sultani adlı iki İranlı komutanı daha kaçırdı. Büyük İsrail'i gerçekleştirmek için çalışan Siyonistler, bölgede yıllardır kendi çıkarlarına hizmet edecek şekilde sürekli operasyon yapıyorlar. ASELSAN'da esrarengiz ölümlerin Nedenleri? İranlı üst düzey yetkililer bir bir kaçırılırken, ASELSAN'ın da çok önemli projelere imza atan üç mühendisin arka arkaya intihar ettiği haberleri ortaya çıktı. "Milli Savaş Yazılım" projesinde çalışan bu üç mühendisin intihar ettiğine kimse inanmıyor. Makine Mühendisi Hüseyin Başbilen'in ölmeden önce yeni bir tank üretim projesinde çalıştığı öğrenildi. ASELSAN'da üç yıldır görev yapan elektrik mühendisi Alim Ün tabancayla intihar ediyor. Ve son olarak iki yıldır ASELSAN'da görev yapan 26 yaşındaki Evrim Yançeken Ankara'daki evinin 6'ncı katından atlayarak intihar ediyor. Türkiye'nin en gizli askeri/teknolojik çalışmalarının yapıldığı yer olan ASELSAN'da çalışan bu üç mühendisin ölümlerinde derin kuşkular olduğu ve bu ölümlerin arkasında da CIA-MOSSAD'ın parmağı olabileceği uzmanlar tarafından sık sık dile getiriliyor. Hulusi Sayın ve Selen'de MOSSAD Marifeti ABD ve İsrail'in bölgede gerçekleştirmeye çalıştığı planlarını açık eden üst düzey askeri komutanlar CIA ve MOSSAD'ın harekete geçmesine neden oldu. Türk askeri yetkilileri, suların bulanmaya başladığını, İsrail'in kendi planlarını gerçekleştirebilmek için Türkiye'yi bir araç olarak kullandığını görüyorlardı. Korgeneral Hulusi Sayın ve Korgeneral İbrahim Selen, bunları açıkça dile getiriyorlardı. Bu her iki generalimiz de kendilerine düzenlenen suikastlarla öldürüldüler. Türkiye'de konuşlanmış durumda bulunan Çekiç Güç Kuvvetleri'nin Türkiye'den ayrılması gerektiğini açıklayan ve ABD'nin Kuzey Irak'ta oluşturmaya çalıştığı Kürt Devleti'nin Türkiye'nin zararına olduğunu söyleyen Orgeneral Eşref Bitlis 17 Ocak 1993'de uçağının düşmesi sonucu öldü. Genelkurmay, olayın teknik bir arızadan meydana geldiğini açıkladı, ancak kamuoyunda sabotaj ihtimali üzerinde ağırlıkla duruldu. Ölmeden önce Jandarma Genel Komutanı görevini sürdüren Bitlis, 17 Aralık 1992'de Çekiç Güç'e bağlı Amerikan savaş uçakları, kendilerine bildirildiği halde Irak'ın Selahattin kentine gitmekte olan Bitlis'in helikopterine taciz uçuşu yaptılar ve helikopterini inişe zorladılar. Yine aynı dönemde ABD'nin planlarını ortaya çıkaran Bitlis, ABD büyükelçiliği tarafından birkaç defa Hükümete şikayet edildi. Yine meçhul bir cinayete kurban giden Binbaşı Cem Ersever'in de Eşref Bitlis ile yakın bir ilişki içinde olduğu biliniyordu. General Bahtiyar Aydın suikastı İsrail'in oyunlarından söz etmeye başlayan Tuğgeneral Bahtiyar Aydın da uzun yaşayamadı. Lice'de Kanas marka profesyonel suikast tüfeği ile açılan ateş sonucu yaşamını yitirdi. Yine bölgede halkın birbiriyle kaynaşmasına neden olan, ekilen kin ve nefret tohumlarını ortadan kaldırmaya çalışan Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan da düzenlenen suikast sonucu öldürüldü. |
İttihatçı Nuri Paşa ve Sütlüce Silah Fabrikası'ndaki Patlamanın Sebebi?
Mason ve dönme ittihatçılardan Enver, Cemal, Talat üçlüsü'nden Enver Paşa'nın kardeşiydi.
1918 yılında Kafkas Türk İslam Ordusu'nun komutanı olarak Azerbaycan'da savaştı.
Azerbaycan fatihi olarak ün yapan Nuri Paşa Atatürk'ün şaibeli ölümü sonrası, sabataist cunta tarafından Cumhurbaşkanı yapılan İsmet İnönü affıyla yurda döndükten sonra Sütlüce'de ilk silah ve patlayıcı fabrikasını kurar. Bir süre sonra 1948 yılında Arap-İsrail savaşı patlak verir. Nuri Paşa silah satışı anlaşması yapmak üzere İsrail'le savaş halindeki Mısır'a gider.
Mısır'dan külliyetli miktarda silah ve cephane siparişi alır.
İlk büyük anlaşmayı yapmanın verdiği mutlulukla fabrikaya gelir.
Mısır'dan dönüşünün ertesi günüdür.
Fabrika'ya girer. Ancak kısa bir süre sonra Fabrika'da korkunç bir patlama gerçekleşir. Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk silah ve cephane fabrikası havaya uçar.
Nuri Paşa da dahil olmak üzere fabrika'daki bütün işçiler hayatını kaybeder.
Cesetleri paramparça olur." [2]
İki İranlı komutanın kaçırılma hikâyesi!
Ali Rıza Asgeri olayı çözülmeden Batılı istihbarat örgütleri iki İranlı komutanı daha kaçırdı. Kaçırılan yeni isimler de önemli ve üst düzey komutan. ABD-İran arasındaki casusuk krizi giderek yayılıyor ve bu yüzyıla damgasını vuracak istihbarat operasyonu olarak öne çıkıyor.
ABD İranlı subayları kaçırırken, onlarla işbirliği yaparken ya da satın alırken Tahran'ın şu ana kadar sessizliğini koruması daha da dikkat çekici. İsrail, yurtdışı personelini İran istihbaratının misillemelerine karşı uyarırken İran tarafında henüz bu yönde bir çıkış olmadı. Asgeri'nin kaçırılması hem Türkiye'yi zan altında bırakmış hem de İstanbul'u bu istihbarat operasyonlarının merkezi haline getirmişti. Eski Savunma Bakanı'nın kaçırılması dünya genelinde tartışmalara konu olurken, akıbeti hakkında hâlâ net bir bilgiye ulaşılamadı. Kaçtı mı, işbirliği mi yaptı, kaçırıldı mı, nereye götürüldü, hangi üste tutuluyor, neden İstanbul'a gelmişti, gerçekte ne tür bilgilere sahipti, ABD-İsrail kaynaklarının iddia ettiği ölçüde gizli bilgilere sahip miydi.. Bunların hiç biri netleşmiş değil. Yaşayıp yaşamadığı bile bilinmiyor. Ne İran gerçekleri açıklıyor, ne Türkiye olayla ilgili bilgi paylaşıyor ne de ABD-İsrail kaynakları spekülasyonların ötesine geçip kamuoyunu bilgilendiriyor. Şimdi yeni bir durum çıktı ortaya. Asgeri'den sonra yine önemli isimlerden oluşan başka İranlılar da kaçırıldı. Yine ABD, yine İsrail istihbaratı sorumlu tutuluyor. Kaçırılanlar, tahmin edeceğiniz gibi, hiç de sıradan isimler değil. Biri Emir Muhammed Şirazi adında bir albay. Diğeri ise Muhammed Sultani adında bir Tümgeneral. Asgeri Savunma Bakan Yardımcılığı yapmış bir kişiydi. Son iki ismin kimliğine ilişkin net bilgiler yok henüz. Bu kişilerin Asgeri olayından sonra kaçırıldığı söyleniyor. İran yönetimi, Asgeri şokunu atlatamadan yeni şoklarla karşı karşıya kaldı. Ordu hiyerarşisi içinde çok önemli isimler, yüksek rütbeli subaylar birer birer ortadan kayboluyor. Bu kişiler ya ABD/İngiliz/İsrail istihbaratıyla işbirliği yapıyor ya da gerçekten bu ülkeler tarafından kaçırılıyor. Bu durumda, İranlı generallerin güvende olduğundan söz etmek de elbette zor. İşbirliği yapmıyor, kaçırılıyorlarsa, daha üst düzey isimlerin hayatları tehlikede demektir. Bir tümgenerali kaçıranlar İran ordusunun en hassas birimlerine müdahale edebilir, komutanları öldürebilir demektir. |
Asgeri'nin dışında İran Silahlı Kuvvetleri hiyerarşisi içinde yer alan çok önemli isimlerin birer birer kaçırılması önümüzdeki dönemde benzer operasyonların devam edeceğine dair öngörüleri pekiştirir nitelikte. İran'la ABD ve müttefikleri arasındaki Soğuk Savaş dönemini aratmayacak bu istihbarat oyununun sonunun nereye varacağını kestirmek elbette zor ama ABD'nin şu halde bile Tahran rejimini zora sokacak kazanımlar içinde olduğu ortada.
Tahran'a göre ABD ve İsrail'in elinde bir liste var. Dolayısıyla yakın dönemde benzer yeni olaylarla karşılaşacağız. Peki Tahran buna karşı ne yapacakı Şu ana kadar etkili bir karşı operasyon olmadı. Ne Irak içinde, ne de bölgede ABD/İsrail varlıklarına yönelik tehdit edici bir girişim olmadı. Ancak İran ordusu, ABD ve müttefiklerini "aptalca" bir saldırı yapması durumunda İran'ın karşı saldırısıyla şaşkına uğrayacakları konusunda uyarırken yine İranlı çevreler, istedikleri anda dünyanın her yanında ABD ve İsraillileri kaçıracak insan gücüne sahip olduklarını söylüyor.
Başka iddialar da var: Mesela; 16 Mart Cuma günü İran'dan İstanbul'a beş İranlı'nın daha yola çıkarıldığı, 17 Mart gecesi saat 24.00'te Türkiye'ye giriş yaptığı, 18 Mart'ta saat 21.00 civarında CIA ve Mossad elemanlarına teslim edildiği ve ABD'ye götürüldüğü gibi. Tahran'ın kaçırıldığını söylediği Albay Emir Muhammed Şirazi ile Tümgeneral Muhammed Sultani de bu beş kişi içinde miydi? Yoksa iki subayın dışında beş önemli kişi daha mı kaçırıldı? Eğer öyleyse büyük bir fırtına kopacak demektir! [3]
İran'a müdahale ihtimali ve PKK desteği
Irak'ta beklenen sonucun elde edilmemesi ve gelişmelerin İran'ın elini güçlendirmesi İsrail'in rahatsızlığını artırdı. Hatta Neocon'lar Irak'taki başarısızlığı İran'a müdahalenin gerekçesi olarak göstermeye başladı. Çünkü Şii hilali etkisinin İsrail'i ciddi biçimde tehdit ettiği gündeme geldi.
Burada Türkiye açısından önemli olan nokta, Amerika'nın İran'a yönelik bir operasyonda kullanacağı muhtemel iş ortaklarının kimliğinde yatıyor. Marksist örgütlerle işbirliğinden çekinmeyen Amerikan yönetiminin İran'ın kuzeydoğusundaki Kürtlerle, yani PKK yandaşlarıyla görüştüğü iddiaları gündeme geldi.
PKK bugün için elindeki gücü bölgede egemenlik iddiasındaki ülkelerin kullanımına sunmaya açık görünüyor. Kuzey Irak'taki PKK varlığı ve Amerika'nın bu konuda elinden bir şey gelmediğini söylemesi gerçeğine bu açıdan bakmakta da yarar var.[4]
ABD Saddam'ı, mumla aranır hale getirdi!
Elektrik ve suyun bulunmadığı, her gün onlarca insanın öldüğü Irak'ta halk, BM ambargosuna rağmen belirli bir refah düzeyini koruyabilen Saddam'ı arıyor.
BBC ve bazı Amerikan gazete ve televizyonlarının yaptığı anketler, her beş Iraklıdan birinin ABD'ye ve Irak'taki güçlerine güvendiğini, Iraklıların yüzde 78'ininse bu güçlerin varlığına karşı çıktığını ifade ederken, halkın yüzde 70'i de ABD işgalinin şartların daha da kötüleşmesinden başka bir sonuç vermediğini belirtiyor…
Yaşananlar Irak'ın kötü gerçeğini bütün ölçüleriyle yansıtıyor. Zira güvenlik ve elektrik yok, sağlık hizmetleri epey kötü durumda, cesetler caddeleri dolduruyor, bomba yüklü araçlar Iraklılar için 'günlük ekmek' gibi oldu adeta. İşgalden önce ABD'nin BM tabelası ve Güvenlik Konseyi kararları altında dayattığı ambargoya rağmen Irak güvenliydi, elektrik ve temiz su vardı, sağlık ve eğitim hizmetleri yeterliydi.
Her gün yüzlerce Iraklı ülkelerinden kaçıyor ve BM'ye göre dört milyondan fazla Iraklı mülteci konumuna düştü. Mültecilerin yarısı komşu ülkelere ve özellikle de Ürdün ve Suriye'ye gitti, diğer yarısıysa güvenli bir yer aramak için Irak içinde farklı bölgelere taşındı.
Bush'un yeni stratejisi Bağdat bölgesinde güvenliği dayatmak için 20 bin ek Amerikan askerinin gönderilmesine dayanıyor ancak bu stratejinin akıbeti de önceki güvenlik planlarından daha iyi olmayacak…
İsrail ve lobisi nefret ettirdi!
New York Times'da Nicholas Kristoff'un da yazdığı gibi, ABD'de Demokratlar, Bush'un her adımına karşı çıkıyorlar; İsrail'i bağrına basması dışında. Barrack Obama, Hillary Clinton gibi başkan aday adayları da İsrail'e toz kondurmamaya özen gösteriyorlar.
Dün Ariel Şaron Washington'dan gelen bu kayıtsız şartsız desteğe güvenerek fütursuzca hareket etti, bugün Ehud Olmert aynısını yapıyor. Örneğin İsrail'in önde gelen insan hakları örgütü B'Tselem'e göre geçen yıl İsrail tarafında 17 sivil, 6 asker; Filistinlilerdense en az yarısı sivil ve 141'i küçük yaşta olmak üzere 660 kişi öldürüldü. Buna rağmen Bush yönetimi sadece Filistinlileri suçluyor… Kendisi de Musevi asıllı olan Cohen'e göre Avrupa Musevilerine Müslüman ve kısmen Hıristiyan Arapların ortasında bir millet yaratma fikri bir savaş ve terör yüzyılı üretmişti…
Şimdi bayrağı George Soros devraldı. "Dindar bir Yahudi değilim, ama İsrail'in varlığını sürdürmesini istiyorum" diyen ünlü para sihirbazı, New York Review of Books adlı derginin 12 Nisan sayısında çıkacak olan uzun yazısında, İsrail ve Amerikan yönetimlerini ve AIPAC başta olmak üzere İsrail lobisini bombardımana tutuyor.
Pakistan Hedef mi Seçildi?
Bir yanda çatışmalar yaşanırken diğer yanda ülke dev protesto gösterilerine sahne oluyor. Ayrıca Pakistan polisi muhaliflere karşı terör estiriyor. Hatırlayacak olursak, ABD Başkanı Bush'un Pakistan'ı ziyaretinin ve İslamabad yönetimini, sürekli olarak Afganistan'daki direnişçilere karşı mücadele etmemekle suçlamasının ardından ülkede gerginlik tırmanmaya başlamıştı.
Pakistan'da, 2007 Mart ayında patlak veren çatışmalarda can kaybı sayısı 200'e yükseldi. Pakistanlı yetkililer, çatışmalarda 78 Özbek gerilla ile 28 aşiret savaşçısının öldüğünü, bu kişilerden büyük bölümünün önceki gün hayatını kaybettiğini açıkladı.
Pakistanlı yetkililere göre, çatışmalar, yerel aşiret liderlerinden molla Nazir'in yabancı gerillaların ülkeden çıkarılması amacıyla Özbek Tahir Yuldaçev'e bağlıgerillaların silahsızlandırılması emri vermesinin ardından patlamıştı.
Afganistan'ın kukla Başkan'ı Karzai ile Pakistan Devlet Başkanı Müşerref'in birlikte sürpriz Türkiye ziyaretinde de yine bir şeytan parmağı aranmalıydı.
[1] 23.3.2007 / Şakir Süter / Akşam
[2] 22.03.2007 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[3] 20.03.2007 / İbrahim Karagül / Y. Şafak
[4] 20.3.2007 / Ergun Babahan / Sabah

ASELSAN Mühendislerini İsrail mi Öldürdü?
http://www.olay53.com/haber/f16-lar-havalanamayacak-18376.htm
İsrail’in Rakibi Türk Teknolojisini Kim Engelliyor?
http://www.acikistihbarat.com/Haberler.asp?haber=8948
BU CİNAYETLERİN ÜZERİ KAPATILAMAZ
http://www.yenidenergenekon.com/44-ilginc-olumler-ve-yapilmak-istenenler/
http://www.yenidenergenekon.com/55-cinayetlerin-uzeri-kapatilamaz/