YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e4079eea680
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 8 7
Bugün : 3048
Dün : 59412
Bu ay : 1041733
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53186791
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

ERDOĞAN'IN RİYAKÂRLIĞI, RADİKAL İSLAMCILARIN SAHTEKÂRLIĞI!

Makam menfaat hırsıyla gömlek değiştirip davasına ve camiasına hıyanetten sıkılmayan

Amerikalı Yahudi ağabeylerinden aldığı garantiyle, ta cezaevinde iken

  • Türkiye'nin en büyük partisini kuracağı, başbakan olacağı ve hatta cumhurbaşkanı koltuğuna oturacağı kehanetinde bulunan

Recep T. Erdoğan şimdi kalmış Avrupa'da: "Cumhurbaşkanı olsan ne yazar, başbakan olsan ne yazar!" diyerek riyakarlık yapıyor.

Ama Tandoğan Mitinginin mesajı ve 15 Nisan'da İstanbuldaki, Yahudi örgütü AIPac'ın talimatıyla geri adım atıyor!

 

Cuma Protestocuları Nereye Saklandı?

Hatırlarsınız, bir zamanlar "Cuma Protestocuları" vardı..

Her Cuma cami dağılışında:

"Kahrolsun İsrail, Kahrolsun ABD"

"Kafir devlet, Zalim Hükümet"

"Başörtüye uzanan eller kırılsın"

"Gasbedilen hakkımız, söke söke alırız"

"Avrupa Birliği, Haçlının dirliği"

diye bağırıp dururlardı.

Şimdi bunlar hangi deliğe saklandı?

AKP gelince niye bunların sesi nefesi tıkandı?

Yoksa Asrı Saadet mi geldi?

Bozuk düzen mi değişti?

Avrupa Birliği mi mübarekleşti?

Başörtüsü sorunu mu halledildi?

İmam Hatip mağduriyeti mi giderildi?

Yoksa Amerika Irak'a huzur ve bereket mi getirdi?

Hayır, hiçbiri olmadı.. Sadece bunların sahtekarlığı, din istismarcılığı, Amerikan uşaklığı anlaşıldı..

Çünkü AKP'yi siyonist ve emperyalist güçler iktidara taşımıştı..

AKP'yi üzecek ve toplumu ürkütecek girişimler patronları tarafından yasaklanmıştı.

DAHA NELER ÇIKACAK NELER! 

Cumhurbaşkanlığı seçimleri yaklaştıkça tarafların birbirleri hakkında bugüne kadar duyulmamış, görülmemiş suçlamalarda bulunacaklarını daha önce yazmıştık!

Ve mücadelenin giderek "Belden aşağı vurma" taktiklerine dönüşeceğini belirterek bundan duyduğumuz rahatsızlığı dile getirmiştik!

Nitekim bu tür kampanyalar beklediğimizden de önce başladı!

Cumhurbaşkanlığı için ismi en çok geçen Recep Tayyip Erdoğan'la ilgili kasetler piyasaya sürülmeye başlandı bile!

Neymiş efendim?

Recep Tayyip Erdoğan bir söyleşisinde PKK lideri Öcalan'dan söz ederken "Sayın Öcalan" diye lafa başlamış!

Evet, bu sayın sözcüğü yüzünden pek çok PKK yandaşının başı dertte!

Hangi PKK yandaşı Öcalan'dan söz ederken "Sayın" diye lafa başlar ve liderlerine saygı gösterisinde(!) bulunursa, bu tavırlarından dolayı yargılanıyorlar ve ceza da alıyorlar.

"Suç ve suçluyu övme" gibi bir suç oluşuyor herhalde! [1]

DİYANETCİ PROF.LAR BÖYLE YAPARSA!

Eski Elazığ müftüsü, şimdi Diyanet İşleri Başkan Yardımcısı Prof. Fikret Karaman "Dünü ve bu günüyle Harput" konulu 2 cilt bir kitap yayınlatmıştı. Kitabın 2. cilt 9-23-84-89 sayfalarındaki "Müftü Mehmet Kemalettin Efendi" bölümlerini, merkez Tahtalı Cami imamı ilahiyatçı İsa Çiçek Hocaya hazırlatmıştı. Fırat Üniversitesi kütüphanesinin tozlu rafları içerisinde ciddi ve yorucu bir araştırma sonucu yapılan bu çalışmanın sonuçları, kitapta kendisi ve diğer bir Prof adına, sanki onlar yazmış gibi yayınlanmıştı.

Şimdi soruyoruz:

  • 1- Bu bir ilim hırsızlığı ve bilgi gaspı değil midir?
  • 2- Bu konulara emek veren ve bu bilgileri üreten Hoca Efendilerin telif haklarına aykırı değil midir?
  • 3- Onların insanlık onuruna hakaret ve saygısızlık değil midir?
  • 4- Bu tavır aynı zamanda okuyucuları ve toplumu da aldatmak ve hilekarlık değil midir?
  • 5- Bu yaklaşım, Prof. etiketli bazı kişilere de, bilgi rüşveti dağıtmak, yağcılık ve yalakalık yapmak değil midir?
  • 6- Elazığ'da müftülük yapmış zevatla ilgili başka araştırma yapan kişilerin de bu gayretleri ayrıca başkalarına mal edilmiş ve kendilerinden hiç bahsedilmemiştir.

Müftüleri ve Diyanet Başkan vekilleri böyle yapınca, imamlar da geçmiş yıllarda, başkaları tarafından yazılan hutbelerin altına kendileri hazırlamış gibi imzalarını atıp okuma kolaycılığına girişmektedir.

Vatikan'dan icazetli, Amerikan himayeli Moon ve Mason tarikatlarından destekli Fetullahçı ekipten AKP'li Devlet Bakanı Mehmet Aydın gibilerin elinde Diyanet işte bu hale getirilmiştir.

FATİH'TEKİ ÖZEL TOPLANTI!

Fatih'teki bir evde gerçekleşen toplantıya İzmit, Sapanca ve İzmir'den gelenler de dahil toplam 65 "Hoca" katıldı.

Mahmut Ustaosmanoğlu çok hasta olduğu için toplantıya gelememişti.

Ama Erbakan onu ihmal etmemiş o günün öğleni ziyaret etmişti.

Mahmut Hoca'nın, o görüşmede Erbakan'ın çağrısına katılmayacak olanlara yönelik şöyle dediği konuşuluyor:

"Rahatsızlık gibi mazeret kabul edemeyiz. Cihat halinde mazeret olmaz."

Ancak, mazeret öne sürmeden de gelmeyen önemli isimler vardı.

Özellikle İstanbul'da en etkili Mahmut Hoca'nın üç kurmayının Kemal Efendi'nin, Hasan Hoca'nın, Mustafa Bilici Hoca'nın ve Abdullah Vanlıoğlu'nun katılmaması herkesi şaşırtmıştı.

Saadet Partisi çevresine göre gelenler arasında, Emin Saraç Hoca, Büyük Bayram Hoca, Mehmet Talu Hoca, Hikmet Hoca, Sapancalı Mehmet Hoca, Yusuf Hoca gibi etkili isimler vardı.

Erbakan, Türkiye'nin içinde bulunduğu kötü durumu ve AB sürecinin getirdiği ürkütücü boyutu anlattığı toplantıda; "basiret, hidayet ve feraset" gibi değerlerin önemli olduğunu vurgulayarak; "Yanınızdaki komşudan başlayarak, herkese gidin ve bu gerçekleri tebliğ edin" çağrısı yaptı.

Ancak Erbakan'ın bu arayışı hem dini cemaatlerde hem de siyaset kulislerinde fazla yankı bulmadı.

Çünkü, hâlâ dini cemaatlerin ve tarikatların ilgi odağında AK Parti vardı.[2]

İnsanın aklına şu soru takılıyor: Acaba bunlar, İslam'dan ve insanımızın her bakımdan huzura kavuşmasından mı yoksa Haçlı AB'nin ve Siyonist ABD'nin güdümündeki AKP iktidarının sunduğu şahsi ikbal ve imkanlardan mı yanadır?

Bir zamanlar Başbakanlık konutuna dört nala koşanlar şimdi dinimiz ve devletimizle ilgili bir çağrıya niye böylesine ilgisiz davranmaktadır?

Evet herkesin ayarı ortaya çıkmaktadır.

EDEP, YA HU!

19 Mart 2007 tarihli Milli Gazete'nin haberinde, Çanakkale Zaferini anma münasebetiyle, Feshane'de yapılan toplantıda, "Erbakan Hoca'nın yanında görünmek, O'nun en sadık adamı izlenimini vermek ve Kameralara yakın poz çektirmek" için geç katıldığı toplantının en ön safına geçiyor, İl başkanının oturduğu koltuğa göz koyuyor, ama kimse yer vermeyince O'nun yanına sıkışıveriyor!… Nasılda yakışıyor! Ne demişler: "Utanmazsan, istediğini yap!…"

Şehitleri anma töreninde asker tepkisi

KKTC'DE KAYPAKLIK!

Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel BaşkanI Ferdi Sabit Soyer'e, CTP'nin pazar günü yapılan 21. kurultayında İstiklal Marşının okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak" tepki gösterdi.

Kıvrıkoğlu'nun, Soyer'e, "CTP kurultayında İstiklal Marşını neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız" dediği, Soyer'in de "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" karşılığını verdiği, Kıvrıkoğlu'nun da Soyer'e, "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı öğrenildi.

Tarihe "Kanlı Noel" olarak geçen 21 Aralık 1963'teki katliamda, eşi ve 3 çocuğu banyo küvetinde Rumlar tarafından öldürülen Emekli Tabip Tuğgeneral Nihat İlhan'ın onuruna önceki gece verilen davette, Korgeneral Kıvrıkoğlu ile Başbakan Soyer arasında "tokalaşma krizi" yaşandı. Kıvrıkoğlu, Soyer'in "elini sıkmayarak" kurultaydaki durumu protesto etti. Soyer, davette Korgeneral Kıvrıoğlu"nun yanına gelerek komutanın elini sıkmak istedi, Korgeneral Kıvrıkoğlu, Soyer'le tokalaşmayarak, CTP kurultayındaki durumu protesto etti.

Başbakanlık İnsan Hakları eski Başkanı Doç. Dr. Vahit Bıçakçı, AİHM'deki Leyla Şahin davasına ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı

AKP'NİN BAŞÖRTÜSÜNDEKİ İKİ YÜZÜ

Kritik dönemde Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı görevinde bulunan Doç. Dr. Vahit Bıçakçı, AİHM'de Leyla Şahin davası başta olmak üzere 2 yıl boyunca bulunduğu kurum ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Doç. Dr. Bıçakçı, Şahin'in başörtüsü davasında hükümetin iki taraflı davrandığını açıklayarak, "Bu konunun sorumlusu tamamen hükümettir. AİHM, sorumlu değildir" diye konuştu.

B.B. Partisinin Yeni Programında:

"POLİSİN YETKİLERİ GENİŞLETİLMELİ" deniyormuş..

"Emniyet ile kolluk kuvvetlerinin çekişmesine son verilmeli. AB yasaları yüzünden polisin suçla mücadele konusunda daralan yetkileri yeniden genişletilmeli. Hukuk içinde kalmak koşuluyla daha etkin bir mücadele yöntemi benimsenmeli" yazıyormuş…

Niye acaba?! Erhan Tuncel gibileri, Hrant Dink cinayetine karışan Merkez Yönetim Kurulu üyeleri ve il temsilcileri görevlerini yaparken yetki sıkıntısı mı çekiyormuş!..

ERDOĞAN'IN GÖZ ARDI EDEMEYECEĞİ BİR UYARI

Financial Times'ın başyazısı Erdoğan'a bir çağrı aslında: "Cumhurbaşkanlığı hevesine hayır deyin Bay Erdoğan" deniyor yazının başlığında. Yazının daha ilk paragrafında yapılan değerlendirme de net bir uyarı niteliğinde: "Eğer Erdoğan cumhurbaşkanı olursa bu hem partisi için, hem de ülkesi için talihsiz bir geri dönüş anlamına gelecektir. Bu karar Türkiye'nin gelecekteki yönünü etkileyeceği için çok önemlidir…" AKP'nin iktidara aday olduğu günden itibaren küresel sermayenin partisine ve Türkiye'ye bakışına büyük önem veren Başbakan Erdoğan'ın kolay göz ardı edemeyeceği bir uyarı yapıyor FT. Bakalım dışarıdan gelen bu uyarı ciddiye alınacak mı? [3]

AKP'LİLERİN BOZULAN AYARI

Haber üç-dört gün önce internet sitelerinde yer aldı!

O günden bu güne haberle ilgili bir yalanlama bekledik!

Hiçbir yerde haberle ilgili bir yalanlamaya rastlamadık!

Ve bir yalanlama olmadığı için de yazmaya karar verdik.

Efendim söz konusu haber AKP'li Salih Kapusuz ile ilgili bir haber!

Bu habere göre AKP'li Kapusuz, TBMM'de CHP'li milletvekilleri ile şakalaşmış!

"Beni seçin, Çankaya'da rakınızı için" diye şaka(!) yapmış!

CHP'liler "Ama senin sakalın var" diye itiraz edince de "Seçilirsem keserim" diye yine şaka(!) yapmış!

Hatta "Şimdi kesersem "Köşk için sakalından vazgeçti" derler" ama "seçilince kesersem "Köşk'e saygısını gösterdi" derler "diye şakasını(!) sürdürmüş!

İMAM HATİP OKULU CEZAEVİ

Karabük-Eskipazar. İşin en trajikomik ve acınası olan, yazımıza başlık yaptığımız İmam Hatip lisesi konusu. Bu, daha önce Millî Gazete'de haber olmuş. Fakat bu haber bölgede tepki bile görmüş. Nedenine gelince. İmam Hatip Lisesi'nin binası İlim Yayma Cemiyeti tarafından zamanında yapılmış. 28 Şubat sürecinde bilinen nedenlerden ötürü okul kapanmış ve bina boş kalmış. Okul binası ise karşı çıkılmasına rağmen Akepe iktidarı binayı yarı kapalı cezaevi yapmış. Saadet Partisi İl Başkanlığı konunun üzerine gidiyor ve bu haber oluyor. İlçe halkının tepkisi ise "buraya bir istihdam alanı açıldı, hapishanede üç beş kişi ekmek sahibi oldu, ne diye buna karşı çıkıyorsunuz" oluyor. Okul yerine istihdam alanı olsun için Hapishane açıyor. Tabii bu Türkiye'nin iş ve ekonomi tablosunu da gösteriyor.

Bir eğitim kurumu kapanıyor, çocuklarına dini eğitim vermek isteyen aileler mahrum ediliyor. Dahası bir eğitim kurumu kapanıyor, yerine bir hapishane açılıyor, gençlere istihdam alanı açılıyor diye ilçe halkı sevinebiliyor.

Gerek üretici esnaf, yani zanaatkârlar gerekse satıcı esnaf ekonomik olarak bir darboğazda.

Gözlerimiz mi? İnsanlar siyasal olarak boşta. Henüz karar veremeyenler olduğu gibi, artık toplu olarak karar verenler de var. Bizi asıl sevindiren de bu oldu. Çok iyi izlenimlerle döndük. Allah çalışanların karşılığını veriyor. Benim bildiğim bu.

KOŞAR ADIM ‘MEDENİYETLER ÇATIŞMASI'NA

7 Mart akşamı Amerikan Girişim Enstitüsü (AEI), "Irving Kristol" ödülünü Princeton Üniversitesi'nden Prof. Bernard Lewis'e verdi. Batılı oryantalistlerin "merci-i taklit"i Lewis'in konuşmasının başlığı "Avrupa ve İslam."

Lewis İslam ile Hıristiyanlığın dünyaya egemen olmak için 1400 yıldır çatıştıklarını, günümüzde bu çatışmayı sürdürmek isteyen Hıristiyanların azınlıkta kaldığını, ama radikal İslami hareketlerin giderek güçlendiğini söylüyor. 11 Eylül saldırılarını "savaşı düşmanın alanına taşıma" olarak tanımlayan Lewis, Avrupa'ya yönelik "üçüncü saldırı dalgası"nın başladığı iddiasında. Ona göre saldırı iki yolla yapılıyor: Terör ve göç. Lewis şöyle diyor: "Onların bazı açık avantajları var. Şevk ve imana sahipler ki Batı ülkelerinin çoğunda bunlar ya yok ya da çok zayıf. Onlar davalarında haklı olduklarına inanıp kendilerine güvenirken bizler zamanımızı kendimize iftira atıp birbirimizi aşağılamakla geçiriyoruz. Onlarda sadakat ve disiplin ve belki de her şeyden önemlisi kalabalık bir nüfus var. Nüfus artışı ve göçü birlikte ele alırsak, en azından bazı Avrupa kentleri ve hatta ülkelerinde bariz bir şekilde çoğunluk haline geleceklerini kestirebiliriz."

Lewis'in sözleri şunun için çok önemli: Siyasi kimliğimiz, duruşumuz, dine bakışımız ne olursa olsun, bizi hâlâ Samuel Huntington'un çizdiği medeniyetler çatışması perspektifi içerisinde, potansiyel düşman bir medeniyetin unsuru olarak görenler Batı'da çok etkili konumdalar.[4]

Türkiye'de yaklaşık 14 milyon kişi ruh hastalıklarına yakalanma riski altında

‘OYNATMAYA' AZ KALMIŞ(!)

İzmir'in Karaburun ilçesinde Millî Eğitim Müdürlüğü tarafından, Mordoğan beldesinde "Ruh Sağlığı" konulu bir konferans düzenlendi. Konferansa konuşmacı olarak Türkiye Psikiyatri Derneği İzmir Şubesi İkinci Başkanı ve Dokuz Eylül "Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim dalında görevli uzman psikiyatrist Dr. Halis Ulaş katıldı.

Uz. Dr. Ulaş, Türkiye'de yaklaşık 14 milyon kişinin ruh hastalıklarına yakalanma riski altında olduğunu söyledi.

Herhangi bir psikiyatri hastalığının Türkiye'de görülme ihtimalinin yaklaşık yüzde 20 olduğunu belirten Ulaş, "Bilimsel araştırma sonuçları ele alındığında, ülkemizde her 5 kişiden birinin yaşamının bir döneminde ruh hastalıklarına yakalanması söz konusu olacaktır. Son yıllarda büyük şehirlerdeki güvenlik problemleri, yaşam stresi, şiddet olgusu ve sosyoekonomik olumsuzluklar, ruh hastalıklarında artışa sebep olmaktadır" dedi.

Dr. Halis Ulaş, yoksullukla ruh hastalıkları arasında ilişki bulunduğunu, gelir seviyesi düşük toplum kesimlerinde görülme oranının arttığını kaydederek, "Yoksulluğun ve sosyoekonomik olumsuzlukların büyük oranda görüldüğü ülkelerde ruh hastalıklarının da buna paralel olarak arttığı dikkat çekmiştir.[5]

ALMANYA'DA İSLAM KARŞITI PARTİ KURULACAK

Almanya'da yazar ve terör uzmanı olarak tanınan İslam düşmanı Udo Ulfkotte'nin, 2008 yılında Hamburg kentinde yapılacak eyalet meclisi seçimlerine, yeni kuracağı İslam karşıtı "Anti-İslam" partisiyle katılacağı bildirildi. Alman Die Welt gazetesinin internet sitesinde yer alan haberde, Ulfkotte'nin Hamburg'ta eski aşırı muhafazakar Schill Partisi mensubu eyalet İçişleri Bakanı Dirk Nockermann'ın kurduğu Merkez Partisiyle birleşme çalışmaları için görüşeceği belirtildi.

Altona semtinin Belediye Meclisi Üyesi Filiz Demirel ise konuyla ilgili açıklamasında, kurulması düşünülen partinin, halkı tümüyle ayrımcılığa sürükleyeceğini belirterek, şunları söyledi: "Anti-İslam partisi kurma düşüncesi sadece bu ülkede yaşayan göçmenlerin temel hakları olan din özgürlüğünü kısıtlamak değil, halkı göçmenlere karşı kışkırtmak, ayrımcılığa sürüklemektir ve anayasaya da aykırıdır."

TESETTÜRLÜ MÜSLÜMAN İNGİLİZ KADIN GAZETECİ: YVONNE RİDLEY 

 Yvonne Ridley, Müslümanlığı seçmiş, tesettürlü bir İngiliz kadın gazetecidir. Feministtir, Daily Mirror, News of the World, The Observer, Sunday Express gibi büyük, güçlü ve ünlü medya kuruluşlarında hizmet görmüştür. Müslüman oluşu çok ilginçtir. 11 Eylül hadisesinden sonra Londra'dan Pakistan'a uçar, Afganistan'la ilgili bir röportaj yapmak istemektedir. Vize almak için yaptığı üç başvuru reddedilir. O da sınırı kaçak olarak geçmeye karar verir. Afgan kadınlarının giysisi olan bir burkaya bürünür ve talihsizlik eseri, burkanın altında gizlediği kamerasını düşürür. Hem de bir taliban neferinin gözleri önünde… Yakalanır ve hücreye atılır. Burada on gün kalır. Ziyaretine gelen bir hoca ona Müslüman olmasını teklif eder. Yvonne Ridley bu teklifi kabul etmez ama serbest bırakılırsa Kur'ân'ı okuyacağına ve İslâm'ı inceleyeceğine söz verir. Serbest bırakılır. İngiltere'ye döner dönmez verdiği sözü tutar ve Kur'ân'ı okumaya başlar. Kiliseye devam eden ve ibadetlerini yapan bir Hıristiyan olarak, İslâm'ı daha modern, daha güncel bulur. Taliban hücresindeki tutukluluğundan iki buçuk sene sonra Hz. Muhammed'in getirdiği dine geçer.

Feminist bir İngiliz kadını olarak, Kur'ân'ı, Kitab-ı Mukaddes'ten daha liberal bulduğu için Müslümanlığı kabul ettiğini söylemektedir. "Müslüman kadınlar haklarını bilmiyorlar…" iddiasındadır.

Niçin tesettür kıyafetine girdiği konusuna gelince:

"Tesettür Kur'ân'da yazılıdır, farzdır, Müslüman bir kadın örtünmekle yükümlüdür. Bir dine mensup olan kişi, o dinin gereklerinin bir kısmını alıp, bir kısmını terk edemez. Örtünmeyen, tesettüre girmeyen Müslüman kadınları yargılamıyorum ve onları tenkit etmiyorum. Seçimlerini yapmışlardır…" demektedir.

Yvonne Ridley 2003'te altı ay kadar el-Cezire (Al-Jazire) televizyonunda çalışır, sonra işine son verilir. Washington, tesettürlü İngiliz kadının araştırmalarından pek hoşlanmamıştır…

İngiltere'ye döndükten sonra Respect adlı siyasî partiyi kurar.[6]

MARDİN'DE CAMİ KİLİSE YAPILDI

Mehmet Elkatmış'ın himayesinde, AB desteği ile Mardin Midyat Bardakçı köyü camisi kilise yapılıyor. Üstelik tek bir Hıristiyan bulunmayan köyde, ayrıca boş bir kilise de bulunuyor.

ŞEHİT KANIYLA ALINAN TOPRAKLAR İSRAİL'E SATILIYOR!

TEMA Vakfı Onursal Başkanı Hayrettin Karaca, Kütahya'ya yaptığı ziyarette AKP hükümetini eleştirdi. Tarım arazilerinin satışına hız veren hükümete tepki gösteren Karaca, bu satışların özellikle Güneydoğu'da hızlandığını ve buralarda İsrail'in toprak satın aldığını söyledi. Karaca, "Neden Karadeniz, Ege veya Marmara bölgesinde toprak satışı hızlı değil de Güneydoğu'da bu kadar hızlı? Bu durum bazı art niyetleri gündeme getiriyor" dedi.

Karaca, "Şehit kanlarıyla alınan bu topraklarımızı parayla satamazsınız. Ancak sizler ‘paşalar gibi satarım' diyorsunuz. Nereye kadar satacaksınız?" diyerek hükümetin bu konudaki politikasını eleştirdi. Karaca, toprak satışlarının önüne geçmek ve dur demek için mücadele vereceğini ve bu mücadeleye sokaktaki insanların ve sivil toplum kuruluşlarının sessiz kalmaması gerektiğini belirtti. Karaca, AKP hükümetinin aklını başına alması gerektiğini kaydederek, "Bu vatan bizim. Başka gidecek yerimiz yok. Bu vebalin altından kalkamazsınız" şeklinde konuştu. Karaca ayrıca, AKP hükümetinin borçların artması nedeniyle toprak satışına bu kadar hız verdiğini söyledi.

FİLİSTİNLİ ÜVEY EVLAT!

İran'ın "karışma" demesine rağmen esir 15 İngiliz askeri için seferber olan AKP Hükümeti, Siyonist İsrail'in tutsak ettiği Filistinli bakan ve milletvekilleri için kılını kıpırdatmıyor.

İsrail tarafından haftalardır esir tutulan 42 Filistinli Bakan ve Milletvekili İsrail zindanlarında mahkûm olarak tutulurken hiçbir girişimde bulunmayan AKP hükümeti, söz İngiliz askerlerine gelince pervane olmaya başladı.

Çifte standart

42 Filistinli Bakan ve Milletvekili İsrail tarafından zindanlarda esir tutuluyor. AKP hükümeti aylardır bu konuya duyarsız ve konuyla ilgili açıklama bile yapmaktan kaçınıyor. Filistinli tutsak vekillerin eşleri Türkiye'de çalmadık kapı bırakmadı. Onların yardım çığlığını duyan olmadı. Nezir Ahmed Abdulcevvad'ın 14 yaşındaki oğlu Üseyyid Abdulcevvad annesinin ağlamaktan gözpınarlarının kuruduğunu ve kendisinin de babasını çok özlediğini söyledi.

KURS MASKELİ MİSYONERLİK

Rize Valisi Kasım Esen, Pazar ilçesine ücretsiz İngilizce eğitimi vermek amacıyla gitmiş gibi görünen bazı kişilerin, İngilizce eğitimi sırasında kursiyerlere dini bilgiler de verdikleri belirlenince ilgili makamlarca inceleme başlatıldığını söyledi.

Esen, ABD vatandaşı 3 kişinin, bir vakfın Pazar şubesinde misyonerlik faaliyetleri yaptıkları yönünde duyum alınması üzerine emniyet, jandarma ve savcılık tarafından inceleme başlatıldığını belirtti.

Söz konusu kişilerin ilçeye ücretsiz İngilizce eğitimi vermek amacıyla gitmiş gibi göründüklerini ifade eden Esen, "Ancak İngilizce eğitimi sırasında kursiyerlere dini bilgiler de verdikleri belirlendi. Bunun üzerine de ilgili makamlarca gerekli inceleme başlatıldı" dedi.

'İRTİCA TEHDİDİ VAR' DEDİ MENDERES'İ HATIRLATTI 

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, diğer muhalefet liderlerinin aksine, laiklik için özgürlüklerin kısıtlanmasını isteyen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer ile askerin irtica çıkışına destek verdi.

Benzer uyarıları iki yıldır yaptığını ve herkesi göreve çağırdığını belirten Baykal, iktidara yüklendi. 'İrtica tehdidi' açıklamalarına bütünüyle katıldığını vurgulayan CHP lideri, hükümetin, laikliği içine sindiremediğini iddia etti. Baykal, Türkiye'nin ilk kez 'bu kadar açık ve resmi bir şekilde laikliği içine sindiremeyen kadrolar' tarafından yönetildiğini öne sürerek, "Celal Bayar, Adnan Menderes döneminden günümüze kadar siyaset adamları geldi, geçti. Ama bugünkü yönetim kadar Cumhuriyet'e ve Cumhuriyet'in laiklik özüne bilerek, sistemli şekilde karşı çıkma anlayışı içinde bir kadro Türkiye'ye gelmedi." dedi. Deniz Baykal'ın bir yandan, "Darbe arayışı, demokrasiyi askıya alma girişimi yok." derken, bir yandan da Menderes'i hatırlatması dikkat çekti.

ÇANKAYA SENARYOLARI UYGULANIR MI!

Sezer'in erken seçim istemesi "derin" geçinenler arasında bir süredir konuşulan bazı senaryoları ciddiye almayı gerektiriyor. En çarpıcı olanı, Sezer'in Meclis'i feshedip erken seçimi zorlayacağı' yolundaki muz cumhuriyeti senaryosudur.

Olabilir mi? Böyle bir işin yapılabileceği ülkeyiz. Türkiye Cumhuriyeti, bırakınız 'hukuk devleti' olmayı, devlet bile değildir. Oldum olası hukuka en büyük darbeyi daima hukukçuların vurduğu bir cinnet, şirret ve zulmet coğrafyasındayız… Laiklik maskesi altında milletin değerleri ve yaşayışı ile çatışan kökten Batıcı, kabuktan solcu, yürekten İslam düşmanı birtakım seçkinler, 'fethedilmiş kaleyi kaybetme' telaşı içinde her türlü mantıki, ahlaki ve hukuki ilkeyi imha etmeye hazırdırlar…

Senaryoya göre Erdoğan Çankaya için kararlılığını gösterdiği an bu bombalar patlatılacak, böylece hükümet büsbütün sarsılacak, 28 Şubat'taki gibi patır patır istifalar görülecek… Sezer de böyle bir ortamda Meclis'i feshedip erken seçimi kaçınılmaz hale getirecek. AKP'nin Anayasa Mahkemesi nezdinde itirazı da hiçbir şekilde sonuç vermeyecek… [7]

MİSYONLERLERDEN AKP'YE: ‘HÜKÜMETİMİZİ DESTEKLİYORUZ!'

Ankara'da yüzbinlerce insanın ismini ve adresini tespit ederek, posta kutularına mektup gönderen misyonlerler AKP Hükümeti'ni desteklediklerini ifade ediyorlar. Misyonler, adeta AKP Hükümeti'nin AB Uyum Yasaları ile önlerini açmasından dolayı minnet borcunu ödercesine, daha mektubun ilk satırlarında, "Türkiye'nin laik hükümetinin yanında olduğumuzu, onu desteklediğimizi ve onu değiştirmek gibi bir arzumuz olmadığını bildirmek istiyoruz" ifadelerine yer veriyorlar.

AB, LİMANLAR VE FİL

Bizim limanlar konusu bir file giydirilmeye çalışılan pantolonun ucundan farksız. Ucundan limanları açsak, file pantolonu giydirebiliriz sanılıyor. Velev ki, pantolonu giydirsek diğer iki bacağın açıkta kalacağını görmüyor gibiyiz. Kör müyüz de pantolonun küçüklüğünü fark etmiyoruz, yoksa fil mi umduğumuzdan daha büyük bilemiyoruz. Terziye kızıp duruyoruz, pantolonu yanlış dikmiş diye. Üstelik de olayın diğer boyutunu atlamış görünüyoruz. Fil pantolon giydiğinde fillikten, pantolon da pantolonluktan çıkacak ilgilenmiyoruz. Bu da bizim stilimiz işte! Ya olacak, ya olacak felsefesinin hayata geçmiş biçimi… Fili sürekli çomakla dürtenler, huzursuzlandıranlar bu kadar çok olduğu müddetçe, ne pantolon ne gömlek ne de pelerin giydirmek mümkün değildir. O fil, etrafındaki herkesi tepmeden, akıl başa devşirilse yeridir.[8]

İSRAİL VE BATI…

İsrail devleti, tarihsel bir doğrunun üstüne yalan ve şiddetle bir tarih inşa etti. Ve aynı Batı, kendi günahını Filistin'in üstüne boca ederek, ne BM kararı uygulatabildi, ne de bizzat beslediği İsrail nükleer cehennemini mevzu yapabildi. Kukla yaratırken sözde, kuklanın kuklası oldu… İran'ın nükleer silah yapma ihtimalini büyük tehlike sayanların dilinde İsrail'in nükleer tehdidine dair bir "sitem" dahi yok. Üstelik, İran uluslararası denetime açık; şımarık İsrail ise denetime tabi değil.[9]


[1] 22.03.2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete

[2] 22.03.2007 / Mahmut Övür / Sabah

[3] 28.3.2007 / Osman Ulagay / Milliyet

[4] 26.32007 / Ruşen Çakır / Vatan

[5] (Cihan)

[6] 27.03.2007 / Mehmet Şevket Eygi / Milli Gazete

[7] 14.12.2006 / Ömer Lütfi Mete / Tercüman

[8] 14.12.2006 / Deniz Ülke Arıboğan / Akşam

[9] 14.12.2006 / Umur Talu / Sabah

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...