YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697ffcef17687
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 7856
Dün : 57744
Bu ay : 65600
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48768913
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Sn. Süleyman Karagülle, www.akevler.org sitesinde MİLLİ ÇÖZÜM Dergimizle ilgili bir takım saptamalarda bulunurken, bazı çarpıtma ve saptırmalara girişmesi hayret vericidir. Kendileri, “çağımızın sorunlarına; ilmi, insani ve Kur’ani çözümler üretme yeteneği, gayreti ve yöntemleri” konusundaki çalışmalarıyla, üstat kabul ettiğimiz şahsiyetlerden birisidir. Böylesine yüksek bir ilmi zekavet sahibinin siyasi hizmet ve kuvvet hususundaki gabavet ve yüzeyselliği anlaşılır gibi değildir. Üstat, ilmi mukayese ve muhakeme alanında, askeri tabirle, 12’den vurup tam isabet sağlarken, siyasi marifet ve küfre karşı kuvvet hazırlama (Enfal: 60) konusunda ise genellikle karavana sıkması, yani aynı insanda bu denli zıtlıkların buluşması, bir mucize gibidir ve sadece, ezeli nasip (takdir ve taksim) kavramlarıyla izah edilebilir.

Gelin önce bu yazıyı dikkat ve ibretle okuyalım:

“Ahmet Akgül ile eski tanışıklığımız vardır. Sait Çekmegil, Mehmet Erol, Ali Kemal Belviranlı gibi kendi özel çalışmaları ile Anadolu fikriyatının merkezi olmuşlardır. Yani ne bin sene önceki içtihatları ezbere aktaran medrese âlimlerine, ne de yüz sene evvelki Batı’yı anlamadan anlatan diplomalı okul hocalarına benzemeyen bu kişiler yeni dünyayı anlatıyorlardı. Yazdığı Erbakan kitabı ile bu çalışmasındaki gayretini görmekteyiz.

Bana bu kitabı getiren Metin Toprak Milli Çözüm dergisini de getirdi.

Millî Çözüm dergisinin gerek görünüşü gerekse içeriği ile Türkiye’nin en iyi dergisi olduğunu daha önce de yazmıştım. Ne var ki dergi ısrarla İslâmî olmayan üslup kullanmakta ve küçük kalma gayretinde olmaktadır. Hakkı tavsiye kabilinden bu makalemi yazıyorum. Sabrı tavsiye içinde olacaklarından eminim.

Türkiye’nin Millî Çözüm dergisine ihtiyacı vardır. Bunu siz başarabilirsiniz. Ancak bazı yenilikler yapılmalıdır.

a)         Milli Çözüm dergisi haftalık dergi hâline getirilmelidir. İslâmiyet’te aylık ibadet yoktur, haftalık ve yıllık ibadet vardır. Kur’an’dan istidlâl edilmeyen hiçbir şey yapılmamalıdır.

b)         Millî Çözüm dergisi 32 sahifeye indirilmeli, fiyatı da 2 TL olmalıdır. Kapak kendisinden olabilir, ayrıca kapağı olmaz.

c)         Millî Çözüm yalnız abonelere verilmelidir. Abone kampanyası ile dergi sayısı haftalık bir milyon adede çıkarılmalıdır.

d)         Milli Çözüm dergisinde her görüşe yer verilmeli ve bunun için konuk yazarların yazıları da yayınlanmalıdır.

Milli Çözüm dergisinin millî olması için Kur’an’ın şu âyetlerine kulak verilmelidir.

1)         “Onlar her söze kulak verirler en iyisine uyarlar.” (39 Zümer 18) Âyette geçen ‘kavl’ kelimesi hükümler içeren sözlerdir. İnsanlar mukavelelerle birbirlerine bağlanırlar. Her kavle kulak vermek demek, her öneriyi değerlendirmek demektir. Dergide her söyleyene değil her yeni söze yer verilmelidir. Dikkat edilsin, her söyleyene kulak verirler anlamında değil, her söylenene denmektedir. Yanlış-doğru her görüş ve iddia yer almalıdır.

2)         “Dostluk ve iyilikte yardımlaşın, kötülük ve düşmanlıkta yardımlaşmayın.” (5 Maide 2) Burada da iyilerle yardımlaşın demiyor, iyilikte yardımlaşın diyor. Adam kötü olabilir, ama iyi, iş yapıyorsa yardımlaşılmalıdır. Adam iyi olabilir, ama kötü iş yapıyorsa uzak dururuz.

3)         “Siz onları seversiniz, onlar sizi sevmez.” (3 Ali İmran 119) Biz kötülerle değil, kötülükle mücadele ederiz. Bütün insanları sevdiğimiz için onları kötülükten kurtarmak için çalışırız. Cihadımız kötülükleri önlemek içindir.

4)         “İnsanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmediniz.” (4 Nisa 58) “Yakınlınız da olsa sizi adaletten ayırmasın” (Bir kimsenin yaptıkları hakkında beyanda bulunmak şehadet etmedir. Hükmetmektir. İyi veya doğru yaptıklarını doğrulayacağız. Yapana değil yapılana bakacağız. Kötü veya yanlış yaptıklarını yapmayacağız. Yapana bakmayacağız.

Bunlar benim sözlerim değildir. Bunlar Kur’an’ın benim anladığım mealleridir. Siz de okuyun, başka bir şey anlayacağınızı sanmıyorum.

Bu âyetlerin emrine uyularak Millî Çözüm dergisi tevbe etmelidir, istiğfar etmelidir. Ve bu âyetlere aykırı yazıları yazmaktan vazgeçmelidir. Bunlar nelerdir?

1)         Mustafa Kemal hata etmez biri olarak tanrılaştırılmamalıdır. Her yaptığı kötüdür diyerek deccallaştırılmamalıdır. Kimseye hakaret etmemeliyiz, Mustafa Kemal’e de etmemeliyiz. İsmet İnönü İstiklâl Savaşımızın dört büyük komutanından biridir, onlar kadar İstiklâl Savaşımıza katkısı vardır. İsmet İnönü İstiklâl Savaşı’ndan sonra Türkiye devletinin oluşmasında herkesten fazla emeği ve etkisi olan kimsedir. Onu kötülemek ve ona hakaret etmekten vazgeçilmelidir. Yanlışları tarafsız olarak gösterilmelidir.

2)         Bediüzzaman çağımızı aydınlatmış İslâm âlimlerinden biridir. Onlar nebilerin hizmetlerini yapmaktadırlar. Fethullah Gülen de Erbakan kadar İslâmiyet’e hizmet eden kimsedir. Herkesin hatası vardır. Nur cemaatine karşı cephe alınmamalıdır. Yanlışları ve hataları göstertmek ayrıdır, onalar saldırmak ayrı şeydir. Bir cemaatin içinde biri bir yanlış yapabilir, o yanlışı bütün cemaate yüklemememiz gerekir.

3)         AK Parti Milli Görüşün yerlere dökülen oylarını toplayarak bozulmuş (değişmiş) bir şekilde de olsa bu görüşü götüren bir kuruluştur. Kendisinden beklenilenleri yapamamaktadır. Hataları vardır. Uyarmak görevimizdir. Ama ona karşı cephe almamız yanlıştır. Biz hazırlanalım ve gelelim, onlar kendiliğinden gider. Onların gitmesi ile hak gelmez. Recai Kutan’ın veya Numan Kurtuluş’un R. Tayyip Erdoğan’dan veya Abdullah Gül’den daha iyi yapacaklarını iddia etmek gaflettir. Bu düzende değil Erbakan, Hazreti Musa gelse, Hazreti Muhammed gelse, bundan başkasını yapamaz.

4)         Bizden olmayanlara cephe almak yanlıştır. Biz herkesle diyalog içinde olacağız. Bize selam verenin selamını alacağız. (4 Nisa 94) Takiyye yapıyorsun, münafıklık yapıyorsun demeyeceğiz. Kur’an der ki, “Selâmı ilka edene mü’min değilsin demeyin.” (4 Nisa 94) Barışanla korkmadan barışacağız. (8 Enfal 62) Akrabanız olsa da yanlı söylemeyin. (8 Enfal 61) .

SÜLEYMAN KARAGÜLLE”

Şimdi: Sn. Süleyman Karagülle gibi ilim ehlinin ve günümüzdeki ilahiyatçı-Hoca ekibinin bizce en büyük gafletlerinden birisi, Kur’anı Kerimin özellikle, önemle ve öncelikle vurgulayıp uyardığı “Münafık” tipleri ve günümüzdeki örneklerini ve hıyanetlerini anlama ve topluma tanıtma noktasındaki gevşeklikleri, cesaret eksiklikleri ve hatta “ketmetme-gizleyip es geçme” mesuliyetleridir. (Bak: Bakara: 159-160-174)

Oysa Kitabı Mübinin bir nevi özü ve özeti konumundaki Fatiha’dan sonra, Kur’anı Kerim’in üç türlü insanı tanıtarak başlaması dikkat çekicidir. Evet Bakara suresinin, ilk beş ayeti Mü’minleri, sonra iki ayeti kafirleri, ardından on ayeti münafıkları tarif ve tavsif etmektedir. Çünkü, hem kendi nefsimizin-halimizin bu üç insan karakterinden hangisine yakın olduğunu bilip düzeltmek, hem de çevremizdeki, ülkemizdeki ve yeryüzündeki önemli aktörlerin gerçek mahiyetini fark edip tedbirli hareket etmek için bu üç insan tipini, mutlaka tanımamız gerekmektedir.

Elbette, Bakara suresi; imani, ahlaki, hukuki, iktisadi, askeri ve siyasi konularda bizlere çok önemli prensipler ve öğütler vaaz eden ayetleri de içermektedir. Üstelik, Medine’de inmiş “Medeni” bir sure-i celiledir. Sadece “Amenerrasulü” diye meşhur olan son kısmı Miraçta ve doğrudan vahyedilmiştir.

Lütfen dikkat buyurun: Bakara suresi, ilk beş ayetle mü’mini, iki ayetle kafiri ve “10 ayetle Münafıkı tanıttıktan sonra (17-21) (26-27) (40-61) (74-105) (108-118) ayetleri Yahudilerin (Beni İsrail’in) tarih boyunca münafıklık huy ve hasletlerini…

(135-158) ayetleri, Ehli Kitabın (Yahudi ve Hristiyanların ve Kuran yerine kaim kılınan kitapları esas alan Müslüman toplulukların) Münafıklık adet ve işaretlerini; (204-206) (211-215) (165-180) ayetleri ise Müslümanların arasındaki Münafıklık hallerini, hile ve hıyanetlerini bildirmektedir.

Yani Bakara Suresi, genellikle insan psikolojisini ve özellikle Münafık profilini, bütün ayrıntılarıyla haber vermektedir.

Bakara (246-252) ayetlerinde anlatılan Tallut-Calut olayı ve yine (67-73) ayetlerinde aktarılan Bakara (sığır) olayı da, Münafıkları tanıma yöntemlerinin canlı örneklerinin hikâyeleridir.

Ve kanaatimizce, bu sureye “Bakara-sığır” ismi verilmesi sadece bu olay sebebiyle değil;

Sürekli zorluktan ve sorumluluktan kaçıp kaytaran, kolaycılığa ve bedavacılığa yatkın olan, şahsi rahatına ve menfaatine tapınan, “kalabalık sürülerin ve gaflet dürtülerinin”, aslında “çifte ve sabana koşulmaya yanaşmayan, kuyulardan su dolabı ve yük arabası taşımayan, yani boyundurluk ve disiplinden kaçan, sade midesinin ve şehvetinin peşinde koşan başı boş tosun” (Bak: Bakara: 71) lara benzediği içindir.

Özelde Bakara suresinde, genelde Kur’anı Kerimin bütününde anlatılan asıl tehlikeli münafıklık, “Konuşunca yalan katan, verdiği sözde durmayan, emanete hıyanette bulunan ve kızdırılınca rakiplerini suçlamakta aşırılığa kaçan” şeklindeki hadisi şerifte haber verilen “ameli münafıklık” değil;

·                     Kâfir sistemlerin ve zalim güçlerin himayesini, İslamın cihat sonucu erişilecek Adil Düzenine tercih ederek emperyalist-siyonist merkezlerle (Yahudi ve Hristiyan kesimlerle) işbirliğine girişmeleri (Bak: Maide: 51-52 / Nisa: 60-63)

·                     Riya için başka ibadetleri ve hayır hizmetlerini fazlasıyla yaptıkları halde, hakkı hakim kılmak ve zulüm saltanatını yıkmak için kurulan cihad hareketinden kaytarıvermeleri, hatta aleyhine dönmeleri ve kösteklemeleri

·                     Ve cihadla bağlantılı olarak infak, yani maddi fedakârlık gayret ve mesuliyetinden yan çizmeleri ve göstermelik harcama ve yatırımlara yönelmeleri şeklinde zuhur eden “itikadi Münafıklık” özelliğidir.

Çünkü “nifak”la “infak” arasında doğrudan, ama ters orantılı bir ilişki gözlenir ve aynı kelime kökünden türetilmiştir. (Bak: Bakara: İnfak (260-274) cihad: (190-19) (216-218) ayetleri.

Maide suresi 2. Ayetindeki ilgili kısmı “Dostluk ve iyilikle yardımlaşın, kötülük ve düşmanlıkla yardımlaşmayın” yerine “iyilik ve takvada (düşmandan ve tehlikelerden sakınmada) yardımlaşın; günah ve düşmanlıkta (aşırılıkta) yardımlaşmayın” şeklinde anlamak daha münasiptir. Ancak bu ayetteki “iyilerle değil, kendileri kötü bile olsalar iyi (hayra ve yararlı) iş yapanlarla yardımlaşın” hükmünü AKP’ye ve Fetullah Gülen’e teşmil etmek mümkün ve münasip değildir. Çünkü bunlar:

“Ey iman edenler, Yahudi ve Hristiyanları dostlar (velileri, yöneticiler, rehberler) edinmeyin… Sizden kim onları dost edinip (şeytani kurum ve kurallarına tabi ve taraftar olursa), şüphesiz (artık) onlardandır (Maide:51) ayetinin apaçık muhataplarıdır. 52. Ayetteki, marazlı münafıkların mazeret ve meziyetlerini de aynen üzerlerinde taşımaktadır.

“Şeytanlarıyla halvet olunca; “Biz şüphesiz (asıl) sizinle beraberiz (hizmetinize amadeyiz). Biz (Müslüman kesimleri sadece aldatıp oyalıyoruz ve) alay ediyoruz” (Bakara:14) ayetini:

“Yahudi Lobileriyle baş başa kalınca”

“ABD yöneticileriyle gizlice buluşunca”

“AB temsilcileriyle, özel konularla ilgili gizli komutlar alınca” şeklinde anladığımızda, bunların durumu daha net ortaya çıkmaktadır. (Ayrıca Bak: Meryem: 44-45 ve 48)

Kaldı ki, ne Recep T. Erdoğan ve iktidarının ve ne de Fetullahcıların niyetlerini ve şahsiyetlerini sorgulayıp suçlamıyoruz. Çünkü bizce gayb olan gizli mahiyetlerini bilmiyoruz. Bunların açıkça, İslama ve insanlığa aykırı davranışlarını, kâfir ve zalimlere dostluklarını ve istismarlarını hatırlatıyoruz.

Bu tiplere karşı kullandığımız dil ise Kur’anı Kerim’in şu emrine göredir.

“Ey Nebiy, inkarcılarla ve münafıklarla cihad et ve onlara karşı katı ve caydırıcı davran!” (Tevbe:73)..

“… Ki onlar İslamlıklarından sonra inkâra (küfre ve nankörlüğe) sapmışlardır. (ve bu taviz ve hıyanetleriyle) asla erişip ulaşamayacakları bir şeye (şeytani şöhret ve hükümete) kalkışmışlardır…” (Tevbe:74) ayetlerindeki “veğluz aleyhim” emri: Münafıklara gayet mert, net ve sert davranılmasını, hile ve hıyanetlerinin açığa vurulmasını gerekir kılmaktadır.

Bunun gibi: “inkârcılarla münafıklarla cihad et” emri de, bunların tanınan ve malum olan insanlar olduklarını, öyle uzaklarda ve uzayda değil; aramızda, teşkilatlarımızda, cemaatimizde ve yanı başımızda yaşadıklarını beyan buyurmaktadır.

Yoksa Kur’an’ın, asla anlaşılmayan ve ulaşılmayan kimselerle cihadı emretmesi muhaldir.

Fetullah Gülen’cilerin ve AKP’li yöneticilerin, şayet kâfirleri ve düşman cepheyi oyalama, aldatma ve bu yolla inancımıza ve insanımıza hizmet fırsatı sağlama gibi gizli bir niyetleri olabileceği iddia edilirse, onlara yanıtımız:

Öyle ise, bu kişi ve kesimlerin, Kur’an’ın apaçık hüküm ve haberlerine göre kalbi marazlı ve münafık kimseler olduklarını yazmamız, kendilerine zarar değil, yarar sağlayacaktır. Çünkü Yahudi ve Hristiyan (Siyonist ve emperyalist) odaklar katında işlerini kolaylaştıracaktır.

“Kitap ehliyle, en güzel olan bir tarzın dışındaki (katı ve kavgacı bir tavırla) mücadele etmeyin” (Ankebut: 46) ayeti de

1- Hem “zulmedenleri hariç” şartına bağlıdır.      

2- Hem de, mutedil ve mütedeyyin ehli kitap’la, Münafıklar tamamen farklıdır.

Yoksa Sn. Süleyman karagülle, Milli Çözümün sivri dilini tenkit ederek; AKP’cilerin ve Fetullah Gülencilerin Siyonist merkezlerle gizli ilişkilerini ve kirli işbirliklerini saklayıp aklamaya ve bu malum ve mel’un odaklara yaranmaya mı çalışmaktadır?

Sn. Süleyman Karagülle’nin sadece tevbe değil, tecdidi iman gerektiren;

“Bu düzende değil Erbakan, Hz. Musa ve Hz. Muhammed de gelse, bundan (R.Tayyip Erdoğan’ın icraatından) başkasını yapamaz” iddia ve safsatalarına gelince:

Önce, yapmak ve başarmak ayrıdır, ama haklı ve hayırlı olanı yapmaya uğraşmak ise farklıdır. Bizim kul olarak görevimiz; dinen, vicdanen, aklen ve ahlaken değerli ve gerekli (doğru) olanı yapmaya başlamaktır; başarı ise sadece Allah’tandır ve bizim sorumluluk sahamız dışındadır.

Sn. Karagülle, şimdi soruyoruz, Hz. Musa ve Hz. Muhammed (AS) gelseler; haşa:

·                     Recep T. Erdoğan gibi BOP ve BİP (Büyük İsrail projesinin) eş başkanı olarak siyonizme taşeronluk mu yapacaklardı?

·                     Faizci ve rantiyeci IMF’nin programlarına tabi olup, milletin emeğini ve alınterini mi sağdıracaklardı?

·                     Zinayı suç olmaktan ve cezalandırılmaktan çıkarıp, eşcinsel derneklerini ve faaliyetlerini serbest mi bırakacaklardı?

·                     Siyonist güdümlü Haçlı organizesi olan AB’ye katılmak için mi çırpınacaklardı?

·                     Küreselleşme yalanıyla, Siyonist sömürü sermayesine kölelik için mi çalışacaklardı?

Kaldı ki, hiçbir peygamber ve müceddit (Yenileyici önder), öyle her bakımdan uygun ve olgun bir düzende, sadece yürüyen adalet ve selamet çarkını döndürmek; yani, hazır bir huzur ortamını sürdürmek için değil, bozuk ve batıl bir sistemi devirip değiştirmek, zalim ve barbar yönetimlere son verip adil bir düzeni yerleştirmek üzere, davet ve cihatla: fikri, siyasi ve ilmi inkılabla görevli kılınmışlardır.

Recep T. Erdoğan takımı ve Fetullahcılar ise, belki insanlık tarihindeki en vahşi zulüm ve sömürü düzenini sürdüren çağdaş Firavun ve Karunlara uşaklık ve eş başkanlık aşağılığına razı olmuşlardır. Bizim tenkit ettiğimiz bu bayağı tavır ve davranışlarıdır. Gizli niyetleri ve gerçek mahiyetleri ise bizce gaybtır ve onun hesabını Allah soracaktır.

Şimdi merak ediyoruz, Sn. Süleyman Karagülle:

“Yahudi ve Hristiyanlarla, Siyonist ve emperyalist odaklarla, zalim ve kafir kuruluşlarla resmen ve alenen işbirliğine girişen ve bu hıyanetleri karşılığı kendilerini madalyalar verilen kimselerin bu açıkça ve alçakça suçlarını, ispatı mümkün olmayan zan ve iddialara sığınarak, güya gizli-kapalı bazı mazeret ve hizmetleri hatırına bağışlamak, acaba hangi hukuk ve ahlak kuralına uymaktadır?

Zaten münafıklığın bir alameti de: Gizli ve meçhul “hikmet”ler üreterek, açık ve malum “hüküm”lerin askıya alınmasıdır.

Gerçekten çok yazık ve ayıp!

Oysa Erbakan Hoca, hem de %50’lik değil, %20’lik bir parlamenterle yaptığı Refah-Yol koalisyonuyla ve 1 yılı bile doldurmayan bir süre zarfında:

·                     PKK destekçisi ve fitne merkezi Çekiç Güç’ün mecburen bölgeden defolmasını sağlamış.

·                     Denk bütçe yaparak her sınıftan insanımıza rahat nefes aldırmış

·                     Havuz sistemiyle, ülkeyi borç dilenmekten kurtarmış

·                     D-8’ler gibi son dört asırdır hüküm süren siyonizme rağmen ilk evrensel oluşumu kurmayı başarmıştır.

AKP iktidarı ve Fetullahçılarla Erbakan’ı bir tutmak, hangi iz’an ve insafla bağdaşır?

“Fetullah Gülen de Erbakan kadar İslamiyete hizmet eden kimsedir” sözleriniz ise, ne Fetullah Güleni paklamaya, ne de Erbakan Hoca’yı karalamaya yeterli olmayacaktır, sadece sizin anlayış ve ayarınızı yansıtacaktır.

“Sen onların Milletine tabi olmadıkça, Yahudi ve Hristiyanlar kesinlikle senden razı (memnun ve hoşnut) olmayacaklardır. Deki: “Şüphesiz hüda (tek ve gerçek doğru yol) Allah’ın yoludur. Eğer, sana gelen bu ilimden (Kurani hüküm ve hedeflerden) sonra, onların heva (ve sapıklıklarına) uyacak olursan, (artık) senin için Allah’tan ne bir dost vardır, ne bir yardımcı (bulunacaktır)” (Bakara: 120)

Ayeti, mefhum-u mühalifiyle:

·                     Şayet Siyonist ve emperyalist odaklar sizden ve işlerinizden memnun kalıyor ve madalya takıyorsa..

·                     Irak’ta, Afganistan’da ve Filistin topraklarında milyonlarca mazlum Müslümanın katline öncülük eden Siyonist patronlar, sözde İslami oluşum ve okullarınıza, diplomatik, psikolojik ve ekonomik destek sağlıyorsa…

·                     Eğer, Masonik mihraklar, uluslar arası konferans ve kongrelerde, sizi öne çıkarıyor ve örnek gösteriyorlarsa…

Ve üstelik aynı merkezler, eğer her vesile ile Erbakan’ın partilerini, hükümetlerini ve projelerini yürütmemek için çırpınıyorlarsa

O takdirde siz (zahiri sıfat olarak her kim iseniz):

·                     İslam dinine ve insanlık davasına hıyanete kalkışmış

·                     Yahudi ve Hristiyanların (Siyonist ve emperyalist odakların) Milletlerine -ırkçı ve zalim düzenlerine- hizmet karşılığı, makam ve menfaatle kandırılıp kiralanmış bir münafıksınız…(Ayrıca bak: Bakara: 105 -135 -146)

“Nur cemaatına karşı cephe alınmamalıdır” tespitiniz, bizim onlara cephe aldığımızı ima etmek içinse, yalan ve yanlıştır. Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin sadık bir talebesi ve Risale-i Nur’un samimi bir takipçisiyiz. Ama Nurları, masonluğa ve zulüm iktidarlarına alet ve istismar etmeye kalkışanları uyarmak ve ayırmak ise görevimizdir.

Son olarak:

“Mustafa Kemal’i hata etmez biri olarak tanrılaştırmak” iddianız da, yine kasıtlı ve alakasız bir itham ve iftiradır.

Asıl amacımız, sadece, tanrılaştırmak veya Deccalleştirmek isteyen, sözde dindar veya din düşmanı istismarcıların elinden Onu kurtarmaktır.

700 sayfaya yaklaşan “Bizim Atatürk” Kitabımız, Musafa Kemal’in, deha çapındaki askeri kabiliyetleri, siyasi-stratejik marifetleri ve milli meziyetleri yanında, Onun şahsi zafiyetlerini ve eksiklerini de samimiyet ve cesaretle anlatan tek eser konumundadır.

Bu konuyu, münafıklarla ilgili Maide: 41 ve Nur suresinin 47-50 arası ayetleriyle bağlamak istiyoruz.

“Ey resul! Kalpleri (İslamın adalet ahkamına ve ahiret hayatına) inanmadığı halde, ağızlarıyla “Biz inandık (sadık ve seçkin Müslümanlarız)” diyen (ve bazı yaldızlı söylem ve eylemleriyle bu sahte iddialarını ispatlamaya yeltenen Münafıklarla); Yahudilerden (olup aslında), küfür içinde çaba harcayan (şeytan taifesi) sakın seni mahzun (ve me’yus) etmesin…” (Maide: 41)

“Onlar derler ki: Allah’a ve resulüne iman ettik ve itaat ettik!” “(Ama) aralarında hükmetmesi için Allah’a ve resulüne (İslamın Adil Düzenine) davet edildikleri zaman, onlardan bir fıkra (bölük, parti) hemen yüz çevirirler (ve çeşitli mazeretler üretmeye girişirler” (Nur: 47-48)

“Eğer Hak (Kurani hüküm) olnların lehinde (rahatlarına ve menfaatlarına uygun biçimde) ise ona boyun eğerek gelip (teslimiyet ve takva gösterişi yaparlar)

(Araştırın) Bunların kalplerinde hastalık mı var? Yoksa (Kurandan) kuşkuya (ve küffardan menfaat ummaya mı) kapıldılar? Yoksa Allah ve Resulünün kendilerine haksızlık yapacağından mı korkup (uzaklaştılar)?

Hayır, onlar zalim (ve hain) kimseler (olduklarından böyle davranırlar)”(Nur: 49-50)

Sonuç:

“Gerçek şu ki: Sen sevdiğini ve istediğini hidayete erdiremezsin. Ancak Allah, dilediğine hidayet verir. O, hidayete erecek (iyi niyet, gayret ve karakterde) olanları daha iyi bilir.

“(İslami hüküm ve hakikatler işlerine gelmeyen inkarcılar ve münafıklar) dediler ki: eğer seninle birlikte hidayete (aynen ve alenen) uyacak olursak; yerimizden ve yurdumuzdan (Batıl ve zalim düzen içindeki saygın konumumuzdan) çekilip kopartılırız.” (Kasas: 56-57)

Yaşar Nuri, Öz(beyaz) Türk mü?

İsrail Jarusselam Post’un Türkçe versiyonu olduğu her türlü haber ve yorumunda sırıtan HABER TÜRK Gazetesinin 3 Mart 2009 sayısında, Yaşar Nuri Öztürk; “Okuyabilmek” başlıklı yazısını, yine “doğrularla yanlışları karıştırma” yöntemiyle, şöyle bitiriyordu:

“Yani herkesin (Kur’anı) kendi dilindeki tercümesinden, anlayarak okuması lazımdır. Arap alfabesinin harflerini iyi telaffuz etme hüneri kazanmayı, Kur’an okumak sanma gafletinin aşılması lazımdır.”

Bu tespitlerinde kesinlikle haklıydı ve çok yaygın ve de saygın bir manevi maraza parmak basmaktaydı.

Ama, Yaşar Nuri, şu sözleriyle de, asıl zehirini kusmaktaydı:

“Bütün bunların gerçekleşmesi için de, Kur’an üzerindeki Arapçı hurafe tasallutuyla Washington’cu Brükselci işbirliği tasallutunun kaldırılması kaçınılmazdır.”..

Bu son cümlenin ikinci yarısı, yani işbirlikçi “ılımlı İslam” saptaması da doğruydu ve evet ciddi bir yaraydı.

Ancak Sn. Yaşar Nuri, “Kur’an üzerindeki “ARAPCI HURAFE” gibi kapalı ama kapsamlı bir kavramla, dinimizin temel dayanağı olan Kur’an ayetlerini ve hadisi şerifleri bize nakleden, üstelik bizzat Kur’anın ve Resullahın diliyle övülme şerefine erişen mübarek ve muhterem zevatın saygınlığını sıfırlamak ve böylece nakil kaynaklarını kurutarak Kur’anı keyfi yorumlamak ve yozlaştırma fırsatı yakalamak mı istiyorsun?

Acaba “Arapcı Hurafe” diye;

Hz. Peygamber Efendimizin öğretilerini mi?

Sahabe-i Kiram Hazretlerinin nakillerini mi?

Tabiinin ve Selefi Salihinin ilmi kanaatlerini mi?

Birçoğu Arap olan müctehidlerin, muhaddislerin ve müfessirlerin bütün eserlerini ve fikirlerini mi kastediyorsun?

Emevi hanedanı ve saltanatı içinde bile elbette zalimler, hainler vardı ama Hz. Osman da, Ömer Bin Abdülaziz de Emeviydi… Yani onların hepsini bir tutup kötülemenin, ne Kur’anen, ne vicdanen mümkün ve münasip olmadığını bilmiyor musun?

Bu Dini bize ulaştıranlar Araptı. Ayetleri ve sahih hadisleri bize aktaranlar Araptı. Yoksa Sen yüce dinimizin temel kaynağı ve dayanağı olan ayeti kerimeler ve hadisi şerifler üzerinde, bir şüphe ve endişe bulutu oluşturmak için mi çırpınıyorsun?

Değil bir ilim adamının ve ilahiyatçının, değil iz’an ve insaf sahibi bir müslümanın, hatta vicdanı bozulmamış gâvur bir insanın bile; İslamın canlı aktarıcılarını, Kur’anın ve Resulüllahın ilk muhataplarını da içine alacak böylesi karalayıcı ve kapsayıcı ifade ithamlara kalkışması mümkün değildir. Sadece sabataist ve Yahudi dönme(z)lerin kafalarına ve kanlarına nakşedilen, gizli ve kirli öğretilerin esiri bir Siyonist uşağı bunları yapabilir.

Asrısaadetten günümüze, Araplar içinde de kâfirler ve zalimler çıkmıştır, bundan sonra da çıkacaktır. Geçmişte Haricilik, günümüzde Vehhabilik ve Binladincilik gibi batıl ve bağnaz fırkalar da Araplar arasında yayılmıştır. Ama aynı tipler Farisiler ve Türkler arasında da zuhur etmiştir, zaten edebilir ve bu tabiidir.

Ancak Kur’anı Kerimde “Beni İsrail” ve “Yahudi” olarak, yüzlerce ayette fitne ve fesatlıklarına özellikle dikkat çekilen ve tarihte kalmışlar dışında halen yaşayan tek kavim olduğu bilinen; kutsal Kitaplar ve Peygamberler diliyle lanetlenen, bugün de İslamın ve insanlığın başına bela kesilen şu Siyonist şeytan taifesinin, İslami meşrep ve mezheplere nasıl nüfuz ettiklerine, hangi hıyanetleri işlediklerine niye hiç değinmiyorsun?

Sen Allah’tan korkmuyor, Müslüman halkımızdan utanmıyor musun?

Hepsini toplasan, bir kasabayı bile doldurmayacak; sabataist kırıntıları, komünist artıkları ve sahte Kemalist sığıntıları dışında yazdıklarınıza, konuşup kustuklarınıza inanan ve ciddiye alan kaldı mı sanıyorsun?

Kendi soyunu ve boyunu niye açıklamıyorsun?

Magazin malzemesi olacak kadar ayağa düşmüş huyunu ve suyunu niye anlatmıyorsun?

Böylece “Haber Türk”ün ayarını ve amacını da ortaya koymuş oluyorsun!

Yoksa Sn. Yaşar Nuri, gerçekten Öz(Beyaz)Türk olduğunuza mı güveniyorsun?

Ey Yaşar Nuri, “Kur’an üzerindeki Arapça Hurafe tasallutu” saptamanız ve saptırmanızla:

1. Irkçı ve çağdışı bir yaklaşımla doğrudan bir Arap düşmanlığı yapmaktasınız.

2. Çok sinsi ve tehlikeli bir yöntemle, Dinimizin temel kaynaklarına ve Resülüllaha ulaşma yollarını tıkamaya uğraşmakla, dolaylı bir İslam düşmanlığına kalkışmaktasınız.

3. Aziz Milletimizin asli mayası olan İslam inancının nakil kaynakları ve ilk kahramanları üzerinde şüphe bulutları oluşturarak, “Türk İslamı, Anadolu İslamı” gibi uyduruk ama cazibeli kılıflar altında, aynı zamanda Türk düşmanlığı yaptığınızı da ortaya koymaktasınız. Böylece Haim Nahum planına, yani Türkleri resmen ve ismen değil ama, fikren ve fiilen İslamdan uzaklaştırma tuzağına katkıda bulunmaktasınız.

Bu arada Muhterem Süleyman Karagülle’den bir istirhamımız olacak.

Yaşar Nuri Öztürk’ün yeni piyasaya çıkan Haber Türk Gazetesindeki ilgili yazısını, ayrıca 18. Sayfadaki yazı dizisini ve devamını okuyup, bu zata “İslami bir cevap” nasıl yazılır? Bunu göstermesini, İslam ve İnsanlık adına bekliyoruz.

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Ufuk EFE

Ufuk EFE

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...