YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
698032779d35b
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 10937
Dün : 57744
Bu ay : 68681
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48771994
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Eski koyu şeriatçı şimdi PKK uşağı BDP’li Altan Tan CNN Türk Televizyonunda, MHP’yi kastederek, “Erbakan, eli kanlı katillerle seçim ittifakı yaptığı için o partiden ayrıldığını” böbürlenerek anlatmıştı. Oysa şimdi kendisi on binlerce bebek, çocuk, kadın masum insanın katillerinin himayesine sığınmaktan utanmamıştı. Hem “Yıllarca PKK’ya hizmet etmiş ve zahmet çekmiş insanlar varken neden seni İmralı görüşmelerine özellikle kattılar?” diye sormak lazımdı. Çünkü bu heyetleri hazırlayan malum merkezler, kendi has adamları dışında, öyle herkese güven duymazlardı. Acaba Altan Tan’ı dinsiz ve komünist Öcalan’ın postacılığı şerefine, İslami geleneğinden dolayı mı, yoksa genlerinin hatırına mı layık bulmuşlardı. Evet, Siyonist Yahudiler nazarında Erbakan’a sataşmak kadar hiçbir tavır puan kazandırmazdı.

Almanya’nın Bremen kentine giden MHP İzmir Milletvekili ve Meclis Grup Başkan Vekili Oktay Vural Mercedes işçileri için düzenlenen seminere katılmıştı. 200 dolayında Türk işçinin hazır bulunduğu seminerde konuşan Vural, Türkiye’deki siyasi gelişmeler hakkında bilgi aktarmış, sonunda soru cevap bölümü yapılmıştı. Bu bölümde bir gurbetçinin ayağa kalkarak Oktay Vural’a Abdullah Öcalan yakalandığında iktidarda siz vardınız, neden asmadınız?sorusu üzerine, çantasından bir kitapçık çıkarıp bazı bölümler okuyan Vural, “Öcalan’ın idamına 1997 yılında Tansu Çiller ile Necmettin Erbakan’ın İnsan Hakları Mahkemesi’yle yaptığı 11 nolu protokolünün engel olduğu” iddiasını ortaya atmıştı.

Vural şu açıklamayı yapmıştı “15 Şubat 1999 tarihinde terörist başı Türkiye’ye getirildi. Zaman zaman Başbakan diyor ya, sizin elinize getirildi de siz asmadınız. Öcalan 31 Mayıs 1999’da 2 nolu Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. 29 Haziran’da ölüm cezasıyla cezalandırıldı. Yargıtay 9’uncu ceza dairesi de 25 Kasım 1999’da idam cezasını oy birliğiyle onadı. Bundan önce Sayın Tansu Çiller ve Sayın Erbakan tarafından 11 nolu protokol imzalandı. 11 nolu protokolle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkı tanıdı ve bizim iç hukukumuzun bir parçası halini aldı. Bu bireysel başvuru yapanlar hakkında icrai faaliyetine girmeden önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı beklenmesi lazımdı. Bu protokol 1997 yılında imzalandı. Bu protokolle terörist başı mahkemeye başvurma hakkı elde etti ve bunu kullandı. Mahkemede davayı kabul etti ve idam cezasının infaz edilmemesi için adım atılmasını hatırlattı. Uluslararası sözleşme imzalamışsın, yargı yetkisini tanımışsın, mahkemede diyor ki ben bu yetkiyi kullanıncaya kadar idamı uygulama. Bu protokolde sayın Abdullah Gül’ün de imzası var. Bir mahkeme süreci peki ne yapacağız?”

Oktay Vural’ın bu asılsız iddialarını ve çarpıtmalarını, Sabataist hınçlarına sosyalistlik kılıfı geçiren Odatv. (11.01.2013) hemen dört elle sarılmış ve Erbakan’ı suçlama fırsatı yakalamış olmanın şeytani heyecanıyla gerçekmiş gibi yazıp yayınlamıştı. Oysa aşağıda tek tek tarihi seyri ve belgeleriyle ispatladığımız gibi, Oktay Vural’ın bahsettiği 11. Nolu protokolün hazırlanması, imzalanmasında Refah-Yol iktidarının hiçbir ilgisi bulunmamaktaydı. Kendi sorumluluklarından kurtulmak ve suçluluk psikolojisini bastırmak için başkalarına saldırmak ve gerçekleri saptırmak… Ve hele hele, her bahane ile Erbakan’a sataşmak ve onu kötülemeye çalışmak, maalesef solcu, sağcı ve din istismarcısı kesimlerin ve Sabataist-Masonik merkezlerin marazlı tavrıydı.

Her şeyden önce:

1-İnancımız açısından, Kur’an’ın kesin hükümleriyle karara bağlanan (Bak: Bakara Suresi ayet 178-179) Hz. Peygamber Efendimizin sünneti (uygulamaları) ve tüm İslam âlimlerinin icma ve ittifakıyla, lüzumlu ve yararlı bulunan “İdam-kısas” cezasını, gereksiz ve geçersiz saymak ve kaldırılmasına çalışmak küfür ve inkârcılıktır.

2-Siyasi ve sosyolojik olarak ta, bir devletin ağırlık ve saygınlığı ancak, canileri ve anarşistleri hizaya sokacak idam gibi caydırıcı cezaların uygulanmasına bağlıdır. Bu nedenle, hem inancına, hem de devletimizin birlik ve bekasına canı gönülden bağlı olan Rahmetli Erbakan Hoca’yı, böylesi isnat ve iftiralarla töhmet altına almak, insafsızlıktır.

Birilerinin kendi partilerini aklayıp parlatmaları ve propagandasını yapmaları hatırına, bir takım mazeret ve mecburiyetlere sığınmaları ayrıdır ve bunun değerlendirilmesini halkımız yapacaktır. Ama kendilerini temize çıkarmak için, Erbakan gibi Milli ve haysiyetli bir şahsiyete çamur sıçratmak, Haçlı emperyalizmin bir kuruluşu olan AB’ye karşı D-8 gibi tek ve gerçek alternatif projeler geliştiren bir lidere böylesine isnatlar yakıştırmak, en azından ayıptır. AKP’nin talan ve tahribatlarına, Milli birlik ve dirliğimizi yıkıcı atılımlarına karşı, vatanseverlerin ve vicdan ehlinin mutlaka el ve gönül birliği yapması gereken bir ortamda, bu gibi itham ve isnatlarla hiçbir yere varılamayacaktır.

Kaldı ki;

06 Nisan 2001’de, yine New York’ta “U.S. – Turkish Relations in The 21st Century” (21. Yüzyılda Birleşik Devletler- Türk İlişkileri CFR) toplantısı yapılmıştır.

Bu toplantıda TBMM’den Mehmet Ali İrtemçelik (ANAP MV, Eski İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı), Abdullah Gül (FP MV, TBMM Dışişleri Komisyonu ‘DK’ üyesi), Kamran İnan (ANAP MV, TBMM DK Başkanı), Tahir Köse (DSP MV, SHP-DYP Hükümeti Eski Sanayi ve Ticaret Bakanı), Oktay Vural (MHP MV, TBMM DK üyesi), Ayfer Yılmaz (DYP MV, SHP-DYP Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanı, Eski Hazine Müsteşar Yrd.) konuşmacı olarak birlikte bulunmuşlardır. Bu toplantıya Erbakan’dan habersiz katılan Abdullah Gül daha sonra Milli Görüş’ten ayrılıp Recep T. Erdoğan’la AKP’yi kuracaktır. Yani ABD’nin derin devleti Siyonist Yahudi lobilerinin güdümündeki CFR toplantısında Oktay Vural ile bugünkü AKP’liler yan yana ve kol koladır.

Şimdi söz konusu sözleşme ve protokollerin tarihi seyrine bir göz atalım.

A)Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi(AİHS)

Sözleşme Avrupa Konseyi tarafından hazırlanmıştır. Tam adı, “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesi”dir. Sözleşme 04.11.1950 tarihinde Roma’da kabul edilmiştir. Yürürlüğe giriş tarihi 03.09.1953’tür.

Türkiye Sözleşmeyi, 04.11.1950 tarihinde imzalamış ve 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Kanunun ve Sözleşmenin Resmi Gazete’de yayım tarihi, 19.03.1954’tür. Sözleşme’nin onay belgesi 18.05.1954 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine depo edilmiştir. Bu tarih Sözleşmenin Türkiye bakımından yürürlüğe girdiği tarih olmaktadır.

Sözleşmede düzenlenen ve kenar başlıkları 01.11.1998 tarihinde yürürlüğe giren 11 Numaralı Protokol’ün hükümleri doğrultusunda Sözleşme metnine işlenen haklar ve özgürlükler şunlardır:

1-Yaşam hakkı (madde-2), İşkence yasağı (madde-3), Kölelik ve zorla çalıştırma yasağı (madde-4), Özgürlük ve güvenlik hakkı (madde-5), Adil yargılanma hakkı (madde-6), Kanunsuz ceza olmaz (madde-7), Özel ve aile hayatına saygı hakkı (madde-8), Düşünce, vicdan ve din özgürlüğü (madde-9), İfade özgürlüğü (madde-10), Dernek kurma ve toplantı özgürlüğü (madde-11), Evlenme hakkı (madde- 12), Etkili başvuru hakkı (madde-13), Ayrımcılık yasağı (madde-14).

B)Sözleşmeye ek Protokollerde düzenlenen haklar ve özgürlükler

1) Protokol No.1 20.03.1952 tarihinde Paris’te kabul edilmiş, 18.05.1954 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Protokol’ü AİHS ile birlikte 10.03.1954 tarih ve 6366 sayılı kanun ile onaylamıştır. Protokol’de üç hak düzenlenmektedir. Bu haklar şu şekildedir: 1.Mülkiyetin korunması 2.Eğitim hakkı, 3.Serbest seçimlere hak, Türkiye eğitim hakkını düzenleyen 1/2. maddeye, Tevhidi Tedrisat Kanununun hükümlerini ihlal etmeyeceği doğrultusunda çekince koymuştur.

2)Protokol No.2; Bu Protokol, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine, Bakanlar Komitesinin istemi üzerine tavsiye görüşü verme yetkisi tanıyan bir protokoldür. Strasburg’da 06.05.1963 tarihinde imzalanmış ve 21.09.1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye 13.07.1967 tarih ve 900 sayılı kanunla onaylamıştır. (RG.24.07.1967) Bakanlar Kurulunun bu onayı uygun bulmasına dair kararı da, Resmi Gazetenin 06.02.1968 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Türkiye onay belgesini 25.03.1968 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine depo etmiş ve Protokol Türkiye bakımından 21.09.1970 tarihi itibariyle yürürlüğe girmiştir. 11 No’lu protokolün kabulü ile birlikte 2 No’lu protokol yoluyla Sözleşmede yapılan değişikliklerin yerine 11 No’lu protokol hükümleri geçmiştir.

3)Protokol No.3; Bu Protokol Sözleşmenin 29, 30 ve 34. maddelerini değiştiren bir protokoldür. Strasburg’da 06.5.963 tarihinde imzalanmış, 21.09.1970 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Ancak 11 No’lu protokol hükümleri 3 No’lu Protokol hükümlerinin yerini almıştır. Türkiye 3 No’lu Protokolü 13.07.1967 tarih ve 901 sayılı Kanun ile onaylamıştır. Onay Kanunu Resmi Gazetenin 24.07.1967 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Onay belgesi 25.03.1968 tarihinde Avrupa Konseyi Genel Sekreterliği’ne depo edilmiştir. Protokol Türkiye bakımından 21.09.1970 tarihinden itibaren yürürlüğe girmiştir.

4)Protokol No.4, Strasburg’da 16.09.1963 tarihinde imzaya açıldı ve 02.05.1968 tarihinde yürürlüğe girdi. Kenar başlıkları 11 No’lu Protokol ile düzenlenmiştir. Türkiye Protokol’ü 19.10.1992 tarihinde imzalamıştır. Protokol, 23.02.1994 tarih ve 3975 sayılı Kanun ile onaylanmış ve Kanun Resmi Gazete’nin 26.02.1994 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Protokol’ün Türkçe çevirisi bakanlar Kurulu’nun bu onaylamayı uygun bulduğuna dair 09.06.1994 tarih ve 94/5749 sayılı kararının eki olarak yayımlanmıştır. Ancak Türkiye onay belgesini Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine depo etmemiştir. Dolayısıyla prosedür tamamlanmamıştır. Ancak yasayla kabul edildiği için iç hukuk bakımından protokol hükümleri hukuksal sonuçlar doğurmaya elverişlidir. Protokol’de düzenlenen haklar ve özgürlükler şunlardır:

1.Borçtan ötürü hapis yasağı 2.Seyahat özgürlüğü 3.Vatandaşların sınır dışı edilmesi yasağı 4.Yabancıların toplu olarak sınır dışı edilmesi yasağı

5)Protokol No.5 Protokol Strasburg’da 20.01.1966 tarihinde imzaya açıldı ve 20.12.1971 tarihinde yürürlüğe girdi. Sözleşmenin 22. ve 40. maddelerini değiştiren bir Protokol’dür. Ancak bu Protokol ile yapılan değişikliklerin yerini 11 No’lu Protokol hükümleri almıştır. Türkiye Protokol’ü 14.05.1971 tarihinde imzalamış ve Bakanlar Kurulunun 29.9.1971 tarihli, 7/3211 sayılı kararıyla onaylamıştır. Bu karar 30.01.1971 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanmıştır. Onay belgesi, 20.12.1971 tarihinde Avrupa Konseyi genel sekreterliğine depo edilmiştir.

6)Protokol No.6; Protokol, Strasburg’da 28.04.1983 tarihinde imzaya açılmış ve 01.03.1985 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye 6 Numaralı Protokolü 15/01/2003 tarihinde imzalamıştır. Türkiye 26.06.2003 tarihli 4913 Sayılı ölüm cezasını ortadan kaldıran kanunu çıkarmış ve Kanun Resmi Gazete’nin 01.07.2003 tarihli sayısında yayımlanmıştır.

Protokol Bakanlar Kurulu’nun 15/08/2003 tarih ve 2003/6069 sayılı kararı ile onaylanmıştır. Protokol onay belgesinin Avrupa Konseyi genel Sekreterliğine depo edilmesiyle Türkiye bakımından 01/12/2003 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır. Protokol yaşam hakkının korunmasıyla ilgilidir.

 7)Protokol No.7; 7 No’lu Protokol Strasburg’da 22.11.1984 tarihinde imzalanmış ve 01.11.1988 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Kenar başlıkları 11 No’lu Protokol’e göre düzenlenmiştir. Türkiye Protokol’ü 14.03.1985 tarihinde imzalamıştır. Protokol’de düzenlenen hak ve özgürlükler şunlardır:

1.Yabancıların sınır dışı edilmesine ilişkin usuli güvenceler 2.Ceza davalarında temyiz hakkı 3.Haksız mahkûmiyetten ötürü tazminat 4.İkinci kez yargılanmama ya da cezalandırılmama hakkı 5.Eşler arasında eşitlik

8)Protokol No.8; Protokol Viyana’da 19.03.1985 tarihinde imzaya açılmış ve 01.01.1990 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Sözleşme’nin 20,21,23,28,29,30,31,34,40,41 ve 43. maddelerinde değişiklik yapmıştır. Ancak 11 No’lu Protokol hükümleri bu değişikliklerin yerine geçmiştir. Türkiye 04.02.1986 tarihinde Protokol’ü imzalamıştır. Protokol’ü, 12.04.1989 tarih ve 3526 sayılı Kanun ile onaylamıştır (RG 20.04.1989). Onaylamanın uygun bulunduğuna dair Bakanlar Kurulu’nun 23.06.1989 tarih ve 89/14295 sayılı kararı Resmi Gazete’nin 29.08.1989 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Onay belgesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterliğine 19.09.1989 tarihinde depo edilmiş ve Protokol yürürlüğe girdiği 01.01.1990 tarihinden itibaren Türkiye bakımından da yürürlüğe girmiştir.

9)Protokol No.9; Protokol Roma’da 06.11.1990 tarihinde imzalanmış, 01.10.1994 tarihinde yürürlüğe girmiş ve 11 No’lu Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle ortadan kalkmıştır. Sözleşmenin 31,44,45 ve 48. maddelerinde değişiklik getirmekteydi. Türkiye Protokol’ü 06.11.1990 tarihinde imzalamıştı.

10)Protokol No.10; Protokol, Strasburg’da 25.03.1992 tarihinde kabul edilmiş ancak Sözleşmenin tarafı olan tüm ülkeler tarafından kabul edilmediği için yürürlüğe girmemiştir. Protokol, 32. maddede değişiklik öngörmekteydi. Bu düzenleme 11 No’lu Protokol ile gerçekleşmiştir.

11)Protokol No.11; BU Protokol, 11.05.1994 tarihinde Strasburg’da imzalanmış ve 01.11.1998 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye 11.05.1994 tarihinde imzalamıştır. Onay belgesi Avrupa Konseyi Genel Sekreterine 10.07.1997 tarihinde depo edilmiştir. (yani Refah-Yol iktidarının yıkılışından 40 gün sonra Avrupa Konseyi Sekreterliğine gönderilmiştir. Çünkü Erbakan hükümeti 28 Haziran 1996 da kurulmuş 30 Haziran 1997 de sona ermiştir.) Protokol Türkiye bakımından yürürlük tarihi olan 01.11.1998 tarihinden itibaren yürürlüktedir. Protokol, Sözleşme maddelerinde (19 ila 56. maddeler) ve bazı protokollerde, denetim sistemlerinde değişiklikler yapmıştır. Yukarıda yazdığımız Sözleşme ve Protokollerdeki hak listeleri “madde kenar başlıkları” adıyla 11 No’lu Protokolde yer almaktadır.

12)Protokol No.12, Roma’da 04.11.2000 tarihinde imzaya açılmıştır. Türkiye 18.04.2001 tarihinde imzalamış ancak henüz (29.04.2011 tarihi itibariyle) onaylamamıştır. Protokol ayrımcılık yasağını düzenlemektedir.

“Madde 1-Genel ayrımcılık yasağı1.Yasayla düzenlenen herhangi bir haktan yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal ya da başka görüş, ulusal ya da toplumsal köken, bir ulusal azınlığa mensup olma, mülkiyet, doğum ya da diğer statüler gibi herhangi bir temelde ayrımcılık yapılmaksızın, güvence altına alınacaktır.

2.Hiç kimse, herhangi bir kamu makamı tarafından paragraf 1’de belirtilen herhangi bir temelde ayrımcılığa tabi tutulmayacaktır.”

13)Protokol No.13 Protokol Vilnius’ta 03.05.2002 tarihinde imzaya açılmıştır. Türkiye 09/01/2004 tarihinde imzalamış, 16/10/2005 Tarih ve 5409 Sayılı “İnsan Haklarını ve Temel Özgürlükleri Koruma Sözleşmesine Ek, Ölüm Cezasının Her Koşulda Kaldırılmasına Dair 13 No’lu Protokolün Onaylanmasının Uygun Bulunduğu Hakkında Kanun”u çıkarmıştır (RG 12/10/2005). Bakanlar Kurulunun 17/11/2005 Tarih ve 2005/96849 sayılı kararı ile bu protokolün onaylanması kararlaştırılmıştır. Türkiye bakımından 13 No’lu Protokol 01/06/2006 tarihinden itibaren yürürlük kazanmıştır.

“Madde 1.Ölüm cezasının kaldırılması:Ölüm cezası kaldırılmıştır. Hiç kimse ölüm cezasına çarptırılmayacaktır ya da bu cezasının infazı yapılmayacaktır”

14)Protokol No.14 Protokol 13.05.2004 tarihinde imzaya açılmış ve 01.06.2010 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Türkiye Protokol’ü 06.10.2004 tarihinde imzalamıştır. Protokolün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair 5512 sayılı Kanun 01.06.2006 tarihinde kabul edilmiş ve Resmi Gazetenin 8 Ağustos 2006 tarihli sayısında yayımlanmıştır. Protokol Sözleşmenin denetim sisteminde değişiklikler öngörmektedir.

*Yukarıdaki metnin hazırlanmasında büyük ölçüde Prof. Dr. Mehmet Semih Gemalmaz’ın Boğaziçi Üniversitesi Yayınevi tarafından yayımlanan “İnsan Hakları Belgeleri I” adlı kitabından yararlanılmıştır.[1]

Hürriyet gazetesinin 19.12.1999’da “Apo için şok karar” başlıklı haberinde;

AVRUPA İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) başvurarak, idam kararına tedbir koyduran ve yargılamanın yenilenmesini istemeye hazırlanan Abdullah Öcalan’a, Anayasa Mahkemesi şoku geldiği yazılıyordu.

Yüksek Mahkeme’nin, Türkiye Birleşik Komünist Partisi’nin (TBKP), AİHM kararına dayanarak, ‘‘Yargılamanın yenilenmesi ve kapatma kararının kaldırılması’’ talebini oybirliği ile reddettiği ortaya çıktı. 16 Şubat tarihli 1999/2 sayılı kararda, ‘‘AİHM kararı yargılamanın yenilenmesi için yeni kanıt sayılamaz’’ kaydı yer alıyordu.

Anayasa Mahkemesi, uluslararası mahkemenin TBKP ile ilgili kararını Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’na (CMUK) göre değerlendirmişti. Anayasa’nın 153. maddesine göre yasama, yürütme, yargıyı bağlayan bu kararda, ‘‘Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararları CMUK’un 327. maddesi kapsamında yargılamanın yenilenmesini gerektiren yeni bir olgu ya da kanıt niteliğinde değildir’’ deniliyordu.

Abdullah ÖCALAN’a verilen idam cezasına karşı ihtiyati tedbir kararı alan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM), şimdiye kadar verdiği kararlar Türkiye’ye pahalıya patlıyordu. Türkiye, AİHM kararları nedeniyle 45 olayda toplam 2 milyon 200 bin dolar (yaklaşık 3.96 trilyon lira) tazminat ödemek zorunda kalıyordu.

AİHM, temyiz mercii değil

Ayrıca Adalet Bakanı Hikmet Sami Türk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) bir temyiz mercii olmadığını vurguluyordu. Türk ‘AİHM Öcalan’ın yeniden yargılanmasına karar verirse ne olur?’ sorusu üzerine şunları söylüyordu: ‘‘AİHM’nin verebileceği karar hiçbir zaman bu davanın tekrar görülmesi biçiminde olmaz. Mahkeme adil bir yargılama yapılmadığı sonucuna varırsa, tazminat ödemesiyle ilgili olabilir. Esas itibarıyla de adil yargılama hakkından yararlanmadığı gerekçesine dayanılarak böyle bir sonuca varılabilir.’’

Yine Hürriyet gazetesinin Emin Çölaşan 26.11.1999 tarihli yazısında;

Nedir bu AİHM? Doğrusunu isterseniz ben de iyi bilenlerden değilim. Strasburg’da bu işin uzmanı gazeteci arkadaşım Zeynel Lüle’den aldığım bilgileri size iletmek istiyorum. Zeynel şöyle diyordu:

‘‘Apo’nun yakalanmasının hemen ardından avukatları AİHM’ye başvurdular. Gerekçeleri işkence göreceği, adil yargılanmayacağı idi. Mahkeme ihtiyati tedbir kararı aldı ve Türkiye’ye nasıl yakalandığı, yargı süreci, hatta sağlık durumuyla ilgili sorular sormaya başladı. O kadar ayrıntıya girildi ki, kabız olup olmadığı bile soruldu ve biz bunlara tek tek yanıt vermek durumunda kaldık. Şimdi idam kararının onanması sonrasında mahkeme yine devreye girecek ve ‘Biz karar verinceye kadar idam etmeyin’ diyecek. Bu süreç yaklaşık iki yıl sürecek. AİHM bu aşamada her şeyi inceleyecek. Örneğin, yargı sürecinin adil olup olmadığını belirleyecek.

Ama biz bu süreçte onu asarsak, Türkiye’ye ‘Yanlış yaptınız, bizim kararımızdan önce asmamanız gerekirdi’ diyemez. Bunun tek yaptırımı para cezasıdır… Çünkü biz belli konulardaki anlaşmalara çekince koymuşuz ve imza atmamışız.’’

Şimdi Ecevit’in bu konuda gündeme AİHM’yi niçin getirdiği daha iyi anlaşılıyordu. Buradan çıkan sonuç şuydu:

Türkiye, bu mahkemenin kararı ortaya çıkmadan önce Apo’yu asmayacak ve zaman kazanacaktı. Bu aşamada dış ilişkilerimiz açısından zaman kazanmak önemli sayılmıştı. Çünkü Avrupa Birliği’ne aday üyeliğimiz kapıdaydı. Böylece Ecevit, hem iç tribünlere, hem de dış tribünlere oynamaktaydı.

Türkiye’de idam cezası ne zaman kaldırıldı?

Türkiye’de idam cezası en son 1984 yılında uygulandı. 9 Ağustos 2002 tarih ve 4771 sayılı kanun ile (Avrupa Birliği 3. Uyum Paketi) idam cezası barış zamanında kaldırıldı. Hemen arkasından Türkiye Kasım 2003’te 6 nolu ek protokolü onayladı. Nihayet, 14 Temmuz 2004 tarih ve 5218 sayılı kanunla Türkiye idam cezasını her koşulda mutlak olarak kaldırdı. Arkasından Şubat 2006’da 13 sayılı ek protokolü onayladı.

Türkiye’de idam cezasının kaldırılmasının Abdullah Öcalan davası ile yakın ilişkisi vardı. Öcalan’a verilen idam cezası Yargıtay tarafından 29 Haziran 1999’da onaylanmasıyla kesinleşti. Ancak Başbakanlık kararı TBMM’ye göndermediğinden, kararın uygulanması için gereken kanun çıkmadı. Dolayısıyla uygulama ertelenmiş oldu. Bu arada Öcalan’ın avukatları 16 Şubat 1999’da AİHM’ye başvurdu.

Kasım 1999’da AİHM’nin 1. Dairesi ihtiyati tedbir kararı verdi. Kararda, AİHM’nin davayı inceleyebilmesini sağlayabilmek amacıyla idam cezasının uygulanmaması öngörülüyordu. Türkiye karara uymayı kabul etti.

AİHM’nin Büyük Dairesi 12 Mayıs 2005’te kararını açıkladığında Türkiye idam cezasını kaldırmış, 6 nolu protokolü onaylamış, 13 nolu protokolü ise imzalamıştı.

İdam dosyası Başbakanlık’ta 2 yıl bekletildi

57’inci Hükümette MHP milletvekili olan şimdi ise Büyük Birlik Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini sürdüren Avukat Edip Özbaş da Terörist başının idam dosyası, 57’inci Hükümetin koalisyon ortağı olan üç siyasi parti liderinin 10 Ocak 2000 tarihinde imzaladığı kararla, AİHM’nin infaz ile ilgili ihtiyati tedbir kararı gerekçe gösterilerek iki yıl boyunca Başbakanlık’ta bekletildiği itirafını yapmıştı. O dönem, henüz değişiklik yapılmadığından idam cezası TCK’da vardı. Apo idamdan kurtarılmamıştı ama dosyası da bir türlü Meclis’e yollanmamıştı. Bu nedenle bir Meclis soruşturma önergesi hazırladım. Başta Tansu Çiller olmak üzere diğer muhalif partiler de bana destek vereceklerini beyan ettiler. Şahsen MHP’den en az 70 arkadaşımın imzalayacağını düşünüyordum önergeyi. Bu hem eski Başbakan Bülent Ecevit’in Yüce Divan’a sevkini hem de terörist başının idamını sağlayacak bir girişimdi.

Bu Meclis soruşturma önergesinden MHP Yetkililerinin haberi var mıydı?

Edip Özbaş: Önergeyi gizli hazırladığımı sanıyordum ancak imzaya açmadan önce Devlet Bahçeli’nin haberi olmuştu. Çin seyahatine çıkmadan önce, bir milletvekilini benim evime göndererek, “İyi gelişmeler olacak. Önergeyi sakın imzaya açmasın” diye uyarıyordu. Önergemi imzaya açtığım saatlerde, Devlet Bahçeli de Çin Seddi’nden bir beyanat vermeye başlıyordu. Benim hazırladığım önergenin içeriğini okuyarak, “Öcalan’ın idam dosyası derhal Meclis’e sevk edilecek” diyordu. Bu açıklama koalisyon ortağı olan Ecevit ya da Yılmaz’ı uyarmak değil, tam tersine benim hazırladığım önergenin önünü kesmeyi amaçlıyordu. Çünkü Bahçeli’nin açıklamasının ardından önergeye imza atacağını söyleyen diğer siyasi parti liderleri, “Bahçeli ile Edip Özbaş aynı paralelde. Bu önerge Bahçeli’nin bir siyasi manevrası olabilir mi?” diyerek önergeme imza atmaktan çekiniyordu. Çiller benim MHP’den istifa ederek DYP’ye geçmem durumumda imza atacaklarını söylerken, Abdullah Gül de “yürütme kurulunda görüşmeden imza atamayız” diyordu. Böylece soruşturma önergesine imza toplanamıyordu.

57’inci hükümet zamanında AB’ye ve diğer küresel kuşatmalara mukavemet gösteremeyen MHP, tam aksine AB uyum yasaları, ikiz yasalar adı altında pek çok adım atıyor ve merdivenin ilk üç basamağını çıkmış oluyordu. 9’uncu uyum paketine kadar olan diğer adımları da daha sonraki hükümetler atıyordu. MHP, şu anda karşı çıktığı ve onursuz davranış olarak nitelendirdiği, AB’nin talimatıyla TBMM gündemine taşınan ve idamın önündeki engelleri kaldıran Uyum Yasalarının altına imza atıyordu.

Yani, TBMM’de sadece şov mu yapıldı?

Edip Özbaş: 03 Kasım 2002 seçimlerinin öncesinde, Bahçeli Şevket Bülent Yahnici’ye Ankara Cumhuriyet Savcılığı’na hitaben bir dilekçe yazdırıyordu. Dilekçede, Ecevit’in kanunu ihlal ettiği ve yargılanması gerektiği talep ediliyordu. Ancak önergeye kesinlikle imza atmayan bir hukukçu, bir Başbakan’ın Savcılık marifetiyle yargılanamayacağını elbette biliyordu. MHP ve Bahçeli, kendi yanlışlarını örtebilmek için şov yapıyordu.

İdam cezası 2002 Ağustos’unda, imzalanan AB 3’üncü uyum paketi ile kaldırılıyordu. O günlerde TBMM Genel Kurulunda neler yaşanıyordu?

Edip Özbaş: İdam cezası 2002 Ağustos’unda, imzalanan AB 3’üncü uyum paketi ile kaldırıldı. 8 Ağustos’taki TBMM Genel Kurulu’ndaki oylamada güya idama karşı çıkan ve şov yapan MHP, aslında idamın kaldırılması için uğraştı. Şöyle ki Genel Kurul’daki oylamadan hemen önce Adalet Komisyonu’nda bir görüşme yapıldı. Komisyonda DYP Milletvekili Sevgi Esen bir önerge vererek, “idam kaldırılsın ama bu hükümde Öcalan istisna tutulsun” teklifini yaptı. MHP, bu önergenin sunulduğu Adalet Komisyonu toplantısına kendi üyelerinin katılmaması yönünde karar aldı. Dolayısıyla önerge kabul edilmedi. Ama Genel Kurul’da tüm MHP milletvekilleri ellerini kaldırarak ’idam kaldırılmasın’ şovu yaptı. Ve Öcalan idamdan kurtuldu.[2]

Bütün bu belge ve bilgileri, Erbakan Hocaya yöneltilen iddia ve iftiraların, nasıl haksız ve dayanaksız olduğuna açık ve kesin bir örnek olsun diye yazdık. Çünkü Siyonist dış güçleri ve işbirlikçi çevreleri ürküten, Türkiye’yi yeni ve adil bir medeniyet merkezi yapacak ilmi ve milli projeler üreten yegâne lider, Rahmetli Erbakan’dı. Onun, olumlu ve onurlu girişim ve prensiplerine, kutlu ve mutlu hedeflerine bugün de, gelecekte de ihtiyaç vardı; İslam ve insanlık adına bunlara sahip çıkılması lazımdı. Kısacası Erbakan Devrimi’nin temelleri sağlam atılmıştı ama henüz tamamlanmamıştı ve zafere ulaşması yakındı!



Hüsnü Öndül / Avukat / 29 Nisan 2011 – Ankara

Yeniçağ / 04 03 2007

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...