ÖZGÜR ÖZEL CHP’SİNİN TUTARSIZLIĞI
VE
TÜRKİYE’DE SİYASETİN TIKANMASI
Özgür Özel’in adaylık ilanı mıydı?
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Cumhurbaşkanlığı adaylığına yeşil ışık mı yakmıştı? İstanbul Büyükşehir Belediyesine (İBB) yönelik yolsuzluk ve terör soruşturmalarının ardından partisince başlatılan mitingler kapsamında İstanbul’da Sultanbeyli Meydanı’nda partililere hitap eden Özel’in: “Buradan Erdoğan’a Türk siyaseti açısından dönüm noktası olacak bir çağrı yapıyorum. Bu milletten özür dilersen, ben bundan sonra siyasi mücadeleyi seninle sandıkta yapmaya varım. Baharda diyorsan baharda, yok iki ay sonra karda kışta diyorsan karda kışta sandığın gelmesine, aday olursan seninle yarışmaya, olamazsan seni emekli etmeye varım!” çağrısını nasıl okumak lazımdı?
Oysa, Özgür Özel daha önce pek çok kez aday olmayacağını açıklamıştı. Yaptığı konuşmalarda, “İki forvetim var” diyerek Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ı adaylık için ön plana çıkartmış, kendisini “teknik direktör” olarak tanıtmıştı.
Hatta Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından sık sık adaylık tartışmalarında da Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı ön plana çıkmıştı. Öte yandan Ankara kulislerinde CHP içerisinde Mansur Yavaş’ın adaylığına da sıcak bakılmadığı iddiaları dolaşmaktaydı. Birçok parti kurmayının, “CHP’nin doğal Cumhurbaşkanı adayı Genel Başkanıdır.” diyerek Yavaş’ı Cumhurbaşkanı adaylığı konusunda geri plana atmak istediği kulislere yansımıştı. Gözler, Özel’in bu açıklamalarının ardından sıkça adaylığı dile gelen Mansur Yavaş’a çevrilmiş durumdaydı.
Mansur Yavaş’ın Yavan Tavrı!
Ekrem İmamoğlu hakkında devam eden yargılamalar, verilen cezalar, siyasi yasak talepleri ve diploma tartışması sonrası olası adaylık için öne çıkan isim Özgür Özel olmuş durumdaydı. CHP’de bir yandan İBB iddianamesine odaklanılırken diğer yandan da adaylık tartışmaları başlamıştı.
Bu tartışmalar şu anda perde gerisinde yürürken öne çıkan iki isim, Özgür Özel ve Mansur Yavaş’tı. Daha önce söz konusu tartışmalara girmekten kaçınan Özgür Özel’in Sultanbeyli mitinginde Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yönelik “Ben bundan sonra siyasi mücadeleyi seninle sandıkta yapmaya varım. Önümüzdeki baharda da karda kışta da varım. Aday olursan seninle yarışmaya varım” sözleri adaylık için ilk açık sinyal olarak yorumlanmıştı.
CHP yönetiminin ise; adı adaylık için öne çıkan isimlerden olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş’tansa Özgür Özel’in adaylığına daha yakın olduğu anlaşılmaktaydı. Yavaş; daha önce Özel ve İmamoğlu tarafından gündeme getirilen parti içi ön seçime katılmamış, adaylık konusunun tartışılmasını erken bulduğunu açıklamıştı.
O tarihten bu yana ilgili tartışmaya zaman zaman “anket” yanıtı veren Yavaş, kendisini hedef alan soruşturma hamleleri sonrasında da öne çıkmaktan kaçınarak “hukuki” çerçevede açıklamalar yapmıştı.
Ancak bunlara rağmen Yavaş’ın seçimlerde aday olma isteği bilinen bir olaydı. İmamoğlu’nun adaylığının neredeyse olanaksız hale gelmesi, bazılarına göre Yavaş’ı en öne çıkan isim haline getirmiş durumdaydı. Buna karşın Yavaş’ın adaylığı konusunda CHP içinden net açıklamalar yapılmaktan ısrarla kaçınılmaktaydı. Burayı zorlayan aktörler ise zaman zaman İYİ Parti, zaman zaman ise Zafer Partisi olmaktaydı.
Son dönemde Yavaş dışında Özgür Özel’in ismi adaylık için ilk kez bu kadar öne çıkmıştı. Özgür Özel’in; CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olacağı CHP’ye yakın birçok gazeteci tarafından da dile getirilmeye başlanmıştı.
Konu son dönemde CHP kulislerinin gündemi olmaktan çıkıp haber programlarına da yansımış durumdaydı. CHP’de bu tartışma çok öne çıkmasa da içeride Özel’in adaylığına yönelik ciddi bir hava oluşmaya başladığı, parti yönetiminin öne çıkan adayının Özel olacağı konuşulmaktaydı. Öte yandan İmamoğlu’nun da Yavaş’a karşın, sürecin başından bu yana yanında olan Özel’i tercih edeceği iddiaları vardı.
Öyle anlaşılıyor ki hem CHP’de hem AKP’de hem de diğer muhalefet mahfillerinde, hâlâ en korkulan aday Kemal Kılıçdaroğlu’ydu ve beklenmeyen bir sürpriz hepsinin ortak kuşkularıydı.
Bazı mahfillere göre; ABB Başkanı Mansur Yavaş’ın üzerinde de soruşturma baskısı olması nedeniyle Özel’in Genel Başkan olarak doğal aday olduğu vurgulanmaktaydı. Öte yandan kulislerde birçok parti kurmayının da “CHP’nin doğal Cumhurbaşkanı adayı Genel Başkanıdır” diyerek Özgür Özel’i aday olması için desteklediği konuşulmaktaydı.
Özgür Özel, Sultanbeyli mitinginde, bir nevi CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamıştı. Çünkü CHP’liler dahil her kesim artık Ekrem İmamoğlu’nun aday olamayacağını anlamıştı. Sn. Özgür Özel’i öne çıkaran mahfiller Mansur Yavaş’ı aday yapmayacağına göre, şimdilik Özgür Özel tek aday konumundaydı. Tabi Özgür Bey, sonuna kadar Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkacak, daha doğrusu onun mağduriyetini istismardan geri durmayacaktı.
Sultanbeyli mitinginde Özgür Özel’in önümüzdeki genel seçimlerde “başörtülü Milletvekili adayları” olacağını vurgulaması da, milli ve manevi değerlere duyarlı kesimlere bir mesajdı… Ancak CHP’yi bile toparlayamayan Özgür Özel’in Türkiye toplumunun yarısından fazlasını peşine takacağı pek ihtimal dahilinde sayılmazdı. Zaten CHP belediyelerinde patlayan lağımların AKP ve MHP bağlantılarına uzanmaması için çok özel ve özenli tedbirler alan mahfillerin bu planlarını nereye kadar uygulayacakları da tartışmalıydı.
4 bin sayfalık iddianameye göre “İmamoğlu Suç Örgütü’nün” bir aparatı gibi davranan Özgür Özel ve ekibinin, toplumdaki ve hatta parti kurumlarındaki ağırlık ve saygınlığı iyice yıpranmış durumdaydı. Hatta CHP’nin hâlâ tek vücut davranması bile Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiye kazandırdığı açılımların bir devamıydı.
CHP’den çok konuşulacak Hakan Fidan iddiası!
CHP Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda “Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın YÖK denkliği almadan Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine başladığını” açıklamıştı. Fidan’ın diplomasının şaibeli olduğunu iddia eden Tan, “Hangi ayrıcalık böyle bir duruma izin verebilir?” ifadelerini kullanmıştı.
İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun diplomasının İstanbul Üniversitesi tarafından iptal edilmesinin ardından Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın diplomasının da geçersiz olduğunu gündeme taşımıştı.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan, bu iddia hakkında sosyal medya hesabından yaptığı son paylaşımda “Kuşkularımızda ne yazık ki haklıymışız. Hakan Fidan, YÖK denkliği almadan Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimine başlamış” iddiasında bulunmuşlardı.
CHP’li Namık Tan, yaptığı paylaşımda; Fidan’ın diplomasının şaibeli olduğunu öne sürerek şu ifadeleri kullanmıştı:
“Dışişleri Bakanı Sayın Hakan Fidan’ın lisans eğitimi, denklik süreci ve Bilkent Üniversitesi’ne kabul koşulları hakkında kamuoyunda oluşan ciddi soru işaretlerini gidermek amacıyla, bundan yaklaşık 2 ay önce Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne kapsamlı bir soru önergesi vermiştik. Bu soru önergemizde, devletin en üst makamlarında görev yapanların eğitim geçmişlerinin hiçbir kuşkuya yer bırakmayacak biçimde açık olması gerektiğine, zira en küçük bir belirsizliğin bile kurumsal itibar meselesi olduğuna dikkat çekmiştik.
Uzaktan ve hatta açık öğretim veren bir kurumdan alındığı iddia edilen lisans eğitiminin içeriğine, diploma olarak sunulan belgedeki tutarsızlıklara ve Yükseköğretim Kurulu’nun hangi ölçütlerle denklik verdiğine ilişkin kuşkuların giderilmesi gerekliliğine dikkat çekmiş; tüm bu soruların yanıtlanması için konuyu Yüce Meclis aracılığıyla yürütmenin dikkatine sunmuştuk. Soru önergemize sonunda bir yanıt verildi. Bu yanıt, aylar süren sessizliğin ardından geldiği halde, sorularımızın büyük kısmı aydınlatılmadan bırakıldı. Buna karşın, paylaşılan sınırlı bilgiler bile kuşkularımızda hiç de haksız olmadığımızı ne yazık ki ortaya koyuyor.
Yükseköğretim Kurulu’nun açıklamasına göre Sayın Fidan, 1994-1997 yıllarında, yani yalnızca 3 yıl boyunca lisans programına kayıtlıymış. Peki ama, Türkiye’de standart bir lisans eğitimi 4 yıl sürerken, Hakan Fidan’ın 3 yıllık lisans eğitimi nasıl olup da tam bir lisans diplomasına denk sayılabiliyor?
Söz konusu programın kaç kredilik bir müfredatı kapsadığı, hangi derslerden oluştuğu ve nasıl bir akademik içerikle yürütüldüğü belirsizliğini koruyor. Oysa soru önergemizde, bu hususların açıklığa kavuşturulması için transkriptin ve ilgili akademik belgelerin kamuoyuyla paylaşılmasını özellikle talep etmiştik. Sayın Fidan’ın lisans eğitimini yalnızca 3 yılda tamamladığı dikkate alındığında, bu transkript verilerinin açıklanması artık sadece idari bir tercih değil, kamu vicdanı ve kurumsal şeffaflık açısından zorunluluk haline gelmiştir.
Dahası, yanıt metninde Fidan’ın 1997–1999 yılları arasında Bilkent Üniversitesi’nde yüksek lisans yaptığı belirtiliyor. Ancak YÖK tarafından verilen denklik belgesi 1998 tarihli. Bu durum açıkça gösteriyor ki Fidan, lisans denkliği alınmadan yüksek lisans eğitimine başlamış. Hangi düzenleme, hangi ayrıcalık böyle bir duruma izin verebilir?
Soru önergemize verilen yanıt, kuşkularımızın haklılığını ortaya koymakla kalmadı, yanıtlanması gereken yeni sorular doğurdu. Liyakat yerine imtiyazın, şeffaflık yerine suskunluğun tercih edildiği bir anlayışla karşı karşıyayız. Bu mesele, devletin kurumsal yapısında liyakat, eşitlik ve şeffaflık ilkelerinin nasıl aşındığını açık biçimde gösteriyor.
Hariciye, bu ülkenin en köklü kurumlarından biridir; gücünü ayrıcalıklardan değil; bilgiden, ehliyetten ve ciddiyetten alır. Cumhuriyetin itibarı ve bekası, kişilere tanınan istisnalarla değil, herkese eşit uygulanan kurallarla korunur. Biz bu süreci bir biyografi tartışması olarak değil, devletin meşruiyetini ve kamu vicdanını ilgilendiren bir sınav olarak görüyoruz. Hakan Fidan’ı, eğitimi hakkındaki bu şaibeleri gidermek için inisiyatif almaya çağırıyoruz. Biz her hâlükârda bu ibretlik meselenin takipçisi olmaya devam edeceğiz.”
Cumhurbaşkanı’nın İsrail’e: “Tekrar Soykırıma Dönülmesinin Bedeli Ağır Olur!” Çıkışı Havada Kalmaktaydı!
Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan, Gazze’de yürürlüğe giren ateşkes anlaşmasıyla iki yıl sonra ilk kez yüzlerin güldüğünü söylerken Gazze hâlâ kan ağlamaktaydı. İsrail’e uyarıda da bulunan Erdoğan’ın, “Tekrar soykırım ortamına dönülmesinin bedeli çok ağır olacaktır.” sözleri Kuduz Siyonistleri durdurmamıştı.
“Gazze’de Kalıcı Barışa Giden Yolun Kapıları Aralandı” mı?
Sonuçta anlaşma imzalandı ve Gazze’de kalıcı barışa giden yolun kapıları aralandı. Tüm zorluklara rağmen bunu çok önemli buluyoruz çünkü biz, ‘Artık kan akmasın.’ diyoruz. Biz, ‘Çocuklar açlıktan ölmesin.’ diyoruz. Biz, ‘Filistinli analar yavrularının beyaz kefenlerine sarılmasın.’ diyoruz. Ne yapıyorsak sadece ve sadece bunun için yapıyoruz. Bizim barıştan, istikrardan ve bölgemizde huzurun hâkim kılınmasından başka bir arzumuz yok. Bundan sonra önemli olan, anlaşmanın harfiyen uygulanmasıdır. Biz, inşaallah uygulama sürecinde de elimizi taşın altına koyacağız. Mısır’ın El-Ariş Limanı’nda bekleyen gemilerimizdeki insani yardımları hızla Gazze’ye ulaştıracağız. Havalar soğumadan Gazze halkına ne kadar çok yardım ulaştırabilirsek o kadar güzel bir iş yapmış olacağız.” diyen Erdoğan, sözde barış anlaşmasından sonra İsrail’in 2 bin masum Filistinliyi katlettiğinin farkında mıydı? Kuduz Siyonistler Batı Şeria’nın yarısını gasbettiklerini açıklamışlardı. Gazze’nin deniz kıyısının; Trump’ın, sayfiye kenti yapılacağını ve o bölgeye Filistinlilerin giremeyeceklerini duyurmuşlardı. Sn. Erdoğan da dahil, garantör kahramanlar bu hıyanetlerin suç ortakları mıydı? Evet Milli Çözüm’ün bütün uyarıları tek tek çıkmaktaydı…
“Küresel Sumud Filosu’na İsrail tarafından yapılan müdahale araştırılsın!” önergesi bile AKP ve MHP oylarıyla reddedilmiş durumdaydı!
Küresel Sumud Filosu’na İsrail tarafından yapılan müdahalenin araştırılması ve ambargonun kaldırılması için SP’nin teklif ettikleri genel görüşme önerisinin AKP ve MHP oylarıyla reddedilmesi bunların ayarını ortaya koymaktaydı.
Mısır’dan Şeytani Talep: ‘ABD Askerleri Gazze’ye Konuşlansın!’
Mısır, Trump’ın ateşkes planı kapsamında Gazze’de kurulacak barış gücüne ABD askerlerinin liderlik etmesi gerektiğini açıklamıştı. HAMAS’ın ‘Türk askerinin Gazze’de konuşlanması’ isteği ve İsrail’in bu durumu sert bir dille reddetmesine çözüm arayan Kahire, bu öneriyi İsrail’in çekilmesi sürecinde denge unsuru olarak sunmaktaydı.
Mısır’ın, ABD’ye Donald Trump’ın ateşkes planında öngörülen uluslararası barış gücünün hayata geçmesi için Amerikan askerlerinin Gazze’ye konuşlanması gerektiğini açıklaması, münafıklığın ve ABD uşaklığının ilanıydı. Kahire yönetimi, planın 20 maddelik çerçevesinde kurulacak Gazze Uluslararası İstikrar Gücü’nün 1982’de Sina Yarımadası’na konuşlandırılan Çok Uluslu Güç ve Gözlemciler modeline göre şekillenmesi gerektiğini savunmaktaydı. Mısır, Gazze’de asayişi sağlayacak ve bölgede polis ve askeri güç görevi görecek uluslararası gücün ABD askerleri tarafından kurulması gerektiğini açıklamıştı. Oysa böyle bir durumda, Gazze ABD ordusunun kontrolüne bırakılmış olacaktı.
Türk askeri Gazze’de konuşlanacak mıydı?
Trump’ın planına göre Gazze’de güvenliği Arap ve Müslüman ülkelerden oluşan bir kuvvet sağlayacaktı. Ancak İngiltere merkezli The Middle East Eye’a konuşan HAMAS kaynaklarına göre Filistinli örgüt, güvenliğin sağlanması için Gazze’de Türk askerlerinin bulunmasında ısrarlıydı. Netanyahu ise Türk askerlerinin Gazze’de bulunmasına net bir dille karşı çıkmıştı. Erdoğan iktidarının cılız tavrına karşı orta yol olarak gördüğü bir öneriyle gelen Mısır, bu sebeple ABD askerlerinin Gazze’de konuşlanması önerisini ortaya atmıştı.
İspanya, Gazze’deki soykırımından dolayı İsrail’e karşı 9 maddelik yaptırım kararı almıştı!
İspanya Başbakanı Pedro Sanchez, İsrail’in Gazze’de işlediği soykırıma karşı 9 maddelik yaptırım kararı açıklamıştı. Sanchez, Madrid’deki Başbakanlık binasında (Moncloa Sarayı) soru almadan İsrail’e karşı aldıkları önlemleri sıralamıştı.
“İsrail’in Gazze’de yaptıkları bir savunma değildir, savunmasız bir halkı yok etmektir.” diyen Sanchez, “İspanya olarak tek başımıza İsrail’in saldırılarını durduramayız. Atom bombamız, uçak gemilerimiz, büyük petrol yataklarımız yok ama bu İsrail’i durdurmayı denemeyi bırakacağımız anlamına gelmiyor.” şeklinde konuşmuşlardı.
Birleşmiş Milletler (BM) kayıtlarına göre, İsrail’in son iki yıldır Gazze ve Batı Şeria’daki saldırılarında 83 binden fazla kişiyi öldürdüğünü, 25 bin 900’den fazla yaralı olduğunu, 450 bin kişinin açlık sorunu yaşadığını ve yarısı reşit olmayan 2 milyon kadar kişinin yerinden edildiğini hatırlatan Sanchez, “İsrail’in soykırım yaptığını” açıkça ortaya koymuşlardı.
İsrail’i durdurmanın tek başına İspanya’nın elinde olan bir şey olmadığını, ancak son iki yılda gerek insani yardımlarla gerekse siyasi ve hukuki adımlarla kalıcı ateşkes için girişimler yaptıklarını vurgulayan Sanchez, “İspanya, Gazze’deki soykırımı durdurmak ve Filistin halkına destek için hemen yürürlüğe girecek 9 ek eylem kararı aldı.” açıklamasını yapmıştı.
Sanchez, İsrail’e uygulanacak 9 maddelik yaptırımdan ilkinin silah ambargosu olacağını belirterek, “Ekim 2023’ten beri fiilen yürürlükte olan İsrail’e yönelik silah ambargosunu yasal olarak pekiştiren bir kraliyet kararnamesinin acilen onaylanması olacak. Bu kraliyet kararnamesi, İsrail’e silah, mühimmat ve askeri teçhizat alım-satımını yasal ve kalıcı olarak yasaklayacak.” ifadelerini kullanmıştı.[1]
Ayrıca, İsrail silahlı kuvvetlerine yakıt taşıyan gemilerin İspanya limanlarından geçişinin ve İsrail’e yönelik savunma malzemesi taşıyan tüm uçakların İspanya deniz ve hava yolundan geçişinin yasakladığını duyuran Sanchez, “Gazze Şeridi’nde; soykırım, insan hakları ihlalleri ve savaş suçlarına doğrudan katılan tüm kişilerin İspanya’ya girişi de yasaklanacak.” uyarısında bulunmuşlardı. Bu yaptırımın, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ve tüm hükümet üyelerini de kapsayacağı vurgulanmıştı.
İspanya’nın İsrail’e uygulama kararı aldığı diğer yaptırımlar arasında, İsraillilerin gasbettiği Filistin topraklarından ürün ithalatının yasaklanması, bu topraklarda ikamet eden İspanyol vatandaşlarına yönelik konsolosluk hizmetlerinin kısıtlanması, Filistin Devleti ile işbirliğinin artırılması, Refah Sınır Kapısı’ndaki AB yardım misyonunda ve bir dizi projede personel sayısının artırılması, BM Yakın Doğu’daki Filistinli Mültecilere Yardım ve Bayındırlık Ajansı’na (UNRWA) yapılan katkının 10 milyon avro artırılması ve Gazze’ye yönelik insani yardım ve işbirliğinin 150 milyon avroya çıkarılması da yer almıştı.
Ne diyelim, Hristiyan İspanya kadar bile olamayan Müslüman Liderler utansınlardı!
- AA – 09.09.2025

TUTARSIZLIK = KILIÇDAROĞLU KORKUSU!.. ÇÜNKÜ KILIÇDAROĞLU MİLLİ MUTABAKAT TARAFTARIYDI!…
Özgür Özel CHP’sinde evet bir tutarsızlık hakimdi ve bu tutarsızlık iyice aşikâr olmuştu… Bu tutarsızlık; İmamoğlu isminden , Yavaş isminden ve şimdide Özgür Özel ismine kayması anlaşılıyor ki makaledeki şu gerçeğe dayanmaktaydı : “… Öyle anlaşılıyor ki hem CHP’de hem AKP’de hem de diğer muhalefet mahfillerinde, hâlâ en korkulan aday Kemal Kılıçdaroğlu’ydu ve beklenmeyen bir sürpriz hepsinin ortak kuşkularıydı. “
Ve bu korkunun gereği olarak da yine makalede ifade ettiği şekliyle: “… Özgür Özel, Sultanbeyli mitinginde, bir nevi CHP’nin Cumhurbaşkanı adayı olduğunu açıklamıştı. Çünkü CHP’liler dahil her kesim artık Ekrem İmamoğlu’nun aday olamayacağını anlamıştı. Sn. Özgür Özel’i öne çıkaran mahfiller Mansur Yavaş’ı aday yapmayacağına göre, şimdilik Özgür Özel tek aday konumundaydı. Tabi Özgür Bey, sonuna kadar Ekrem İmamoğlu’na sahip çıkacak, daha doğrusu onun mağduriyetini istismardan geri durmayacaktı.”
Hem CHP, hem AKP ve hem de diğer muhalefet mahfillerinin korkusu yerindeydi… Hatırlayınız Milli Çözüm makale yazmıştı ve yazılan çıkacaktı. MİLLİ ÇÖZÜM yazıyorsa kirli güçlerin ve işbirlikçilerinin ödü bilmem nerelerine karışıyordu. Neydi o yazı : “KEMAL KILIÇDAROĞLU HAKLIYDI VE KAZANACAKTI!.. Makale için: https://www.millicozum.com/mc/2025/eylul-2025/kemal-kilicdaroglu-hakliydi-ve-kazanacakti-2/
Ve aynı zamanda üç yıl önce Milli Çözüm’ ün kaleme aldığı şu makaleyi de yeniden hatırlamakta yarar görüyorum:
KILIÇDAROĞLU’NUN ADAYLIĞINA KARŞI ÇIKANLARI İYİ TANIYIN!
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/kilicdaroglunun-adayligina-karsi-cikanlari-iyi-taniyin/
Çaresi yok; şuan tüm partiler “Terörsüz Türkiye ” planı altında kirli güçlere taşeronluk yapmaktalardı. Ülkemiz için 50 bin şehit verdiğimiz PKK terörünün kurucusu Öcalan’ı, Milli İradenin tecelligâhı olan Yüce Meclis’e, katilin davet edildiği ve ayağına kadar gidip yalvarırcasına kurtarıcı apo vasfına sokulup Büyük İsrail Projesine hizmetkârlık yapanlara hadlerinin bildirilmesi ancak MİLLİ ÇÖZÜMLÜ MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİNİN kurulmasıyla mümkündür. İnşaallah rabbimiz bunu biranevvel bizlere lütfeder ve Türkiye merkezli YENİ BİR DÜNYA’nın kurulduğu ADİL DÜZEN MEDENİYETİYLE 8 milyar insanlık alemi huzura ve onura ulaşırız!…
Özgür Özel “lağım kimdeyse devletimizce araştırılsın, tüm lağımlar ortaya çıkarılsın” diye gerçek bir kampanya başlatmak yerine “bizim pisimiz temiz kampanyası” yürütmekteydi. Acaba eğer CHP’de başlayan yolsuzluk davaları AKP ve MHP’ye uzanır korkusuyla mı böyle davranmaktaydı? Kılıçdaroğlu ise tüm yolsuzluklara vurgu yaparak, haksızın arkasında durulmaması gerektiği şeklinde devlet adamı sorumluluyla siyaset yapıyordu.
Ancak başka çaresi yoktu, temiz eller operasyonu çürümüş bürokrasimize gerekliydi ve sakince yapılması devletimizin ve milletimizin bekası için zaruriydi.
Öte yandan İsrail’in ateşkes sonrası 3.000 masum sivil daha katletmesiyle Hamas trump anlaşması kapsamında garantör devletlere defalarca sorumluluklarını hatırlatmasına rağmen işbirlikçilerce duymazsan geliniyordu. Sumud filosu ile tüm dünyada siyonizme karşı bilenmiş ve patlamaya hazır bomba gibi tepki gösteren halkların gazı mı alınmıştı? Çünkü o günden beri ciddi olan gayretler azalmıştı. Uyanık olunmalı ve enerji doğru kanelize edilmeliydi.
21. yüzyılda hedeflerine ulaşması için, siyonizmin ana vazifesi Akp iktidarını uzun süre ayakta tutmasıdır. Geçen 24 yıl da bunu gösteriyor. Ülkemizin maddi ve manevi açıdan şu an ki çökmüş durumuna getirilmiş olmasına rağmen akp iktidarı hâlâ ayakta tutuluyorsa bu da ana muhalefetin(chp,mhp) de iktidarı dizayn eden dış güçler tarafından kontrol edildiğinin göstergesidir…
Aziz Erbakan Hocamızın “bunların arasında fark yok” buyurduğu, Ahmet Akgül hocamızın herkes en net şekilde anlasın diye “Akp ile Chp’nin 40 aynısını” ortaya koyduğu vaka hala geçerliliğini koruyor. Ülkenin Gazi Meclisi resmen ülkenin en büyük düşmanına gitmek için oylama yapıyor, ülkenin sokakları suça teslim edilmiş bir halde can çekişiyor, ahlak denen kavram tamamen ortadan kalkmayı bekliyor, ekonomik şartlar bıçağı kemiğin içinden geçiriyor ama ülkenin ana muhalefet partisi tutturduğu türküye devam edip tıkanan siyaseti daha da kaosa doğru sürüklüyor. Neden? Çünkü bunlar batıl tarafın ekibidir… Çünkü bunlardan çözüm beklenilemez… Çözüm ancak Adil Düzen’le olacaktır da ondan!..
Özgür Özel, hapishanede bulunan İBB başkanı Ekrem İmamoğlunun yaptığı mitinglerle sesinini duyurmaya çalışıyormuş gibi görünürken bir yandanda acaba İamaoğlunun kadrolarını tasfiye edip partide rakipsiz mi kalmaya çalışmaktadır. Son zamanda Milli söylemleri nedeni ile ayak oyunlarıyla dış güçler tarafından organize bir şekilde Kemal Kılıçtaroğlu tasfiye edilmiştir. Şimdi ise Özgür Özel AKP’nin tahribatlarına sert bir şekilde muhalefet etmek yerine tabanının gazını alacak hamasi söylemler peşindedir. İktidar ise bir şekilde yolsuzluk yapan Belediye başkanlarını kendi belediyesine geçirerek sorgulamaların AKP belediyelerine geçmemesi için dümen uydurmaya çalışmaktadır. Ancak ne yaparsalar yapsınlar İlahi adalet mutlaka tecelli edecek FETÖ olayındaki gibi artık durumu idare edemeyecek ve sorgulamalar başlayacaktır. Filistin konusunda duruşu olmayan hükümetin İspanyanın göstermelik bile olsa tavrı karşısında yüzleri hiç kızarmamaktadır. Kukla müslüman liderleri masada buluşturan Mısır ise Trump’a hizmetkarlılığını sunmaktaydı. Asıl amaçları Gazzeyi boşaltıp İsraile yeni yerleşim alanları açmaktı. Bunu ise Özgürlük söylemleriyle halkları uyutmaktalardı. Aklı selim fikir sahipleri ise bu ucuz ve bayağı oyunu Milli Çözüm ışığı sayesinde görmekteydi. Anlayana Özgür Filistin bahane BOP hizmetkarlığı şahane…
Öyle anlaşılıyor ki hem CHP’de hem AKP’de hem de diğer muhalefet mahfillerinde, hâlâ en korkulan aday Kemal Kılıçdaroğlu’ydu ve beklenmeyen bir sürpriz hepsinin ortak kuşkularıydı.
Siyonist merkezlerin Türkiye’yi gütme değneğinin iki ucu olan AKP ve CHP, birbirinden farklı ve birbirine aykırı değildi, temelde aynıydı!
İşbirlikçilerin siyasi kavga ve kargaşalarının nedeni birbirlerinden farklı ve aykırı oldukları için değil; birbirlerine karşı hasetlikleri, fesatlıkları, hıyanetleri, kıskançlıkları, ihtirasları ve iktidar mücadeleleri yüzündendi.
İşbirlikçilerin birbirleri aleyhine söylediklerini, “Tencere dibin kara seninki benden kara” atasözü özetlemekteydi.
İşbirlikçiler, birbirlerinin mağduriyetlerini bile istismardan geri durmamaktaydı.
İşbirlikçilerin korkaklıkları, kaypaklıkları ve kolaycılıkları yüzünden hepsinin boyunlarına zillet, esaret ve eziyet halkası geçirilmiştir.
İspanya, İsrail’e karşı yaptırımlar uygulama kararı almıştı.
Hıristiyan İspanya kadar bile olamayan Müslüman Liderler utansınlardı!
Ya Adil Düzene geçilecek, veya bugünkü adi ve Siyonist sömürü sistemleri insanlığı ezecektir!…
“CHP’nin marazlı masonik takımı Kılıçdaroğlu’na karşıydı. Çünkü Kılıçdaroğlu, “Kirli, kiralık ve münafık cephenin” değil, “Milli ve duyarlı cephenin” yanındaydı. “
“Cumhur İttifakı da, doğrudan değil ama, dolaylı biçimde Özgür Özel’den yanaydı!.. Çünkü Sn. Kılıçdaroğlu MİLLİ MUTABAKAT amaçlıydı…”
YUKARIDAKİ CÜMLELER ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZIN 7 EYLÜL TARİHLİ “KEMAL KILIÇDAROĞLU HAKLIYDI VE KAZANACAKTI!..” MAKALESİNDEN ALINTIDIR. ARTIK OYUNLARIN PLANLARIN BOŞA ÇIKACAĞI, BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN KURULACAĞI YENİ BİR DÖNEM YAKLAŞMIŞ BULUNMAKTA. İNANIYORUZ Kİ KEMAL KILIÇDAROĞLU HAKLIYDI VE KAZANACAKTI. MİLLİ ÇÖZÜM MİLLİ MUTABAKAT HÜKÜMETİ KURULACAK GEREK ÜLKEMİZ GEREK BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNİN TEK İLACI ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR İNŞALLAH.
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/kemal-kilicdaroglu-hakliydi-ve-kazanacakti-3/
***
GAZZE İLE İLGİLİ İSRAİLE YAPTIRIM KARARLARI ALAN İSPANYAYA HELAL OLSUN. RABBİM HİDAYET NASİP EYLESİN. BİZİM DİNDAR İKTİDARIMIZ EN AZINDAN İSPANYA KADAR ADIM ATSA İSRAİL ADIM ATAMAZ. GAZZEDE; 1974 KIBRIS HAREKATINI YAPAN ERBAKAN HOCAMIZIN ATTIĞI ADIMLARI ATACAK LİDERLERE İHTİYAC VAR. İSRAİLLE TİCARETİ BİLE KESEMEYENLER GAZZENİN KURTULUŞUNU SAĞLAYAMAZLAR. ERBAKANCA DURUŞ SERGİLEYECEK, ONUN PLAN PROGRAM VE HEDEFLERİNİN TEK TAKİPÇİSİ TEK SAVUNUCUSU ÜSTAD AHMET AKGÜL HOCAMIZDIR MİLLİ ÇÖZÜMDÜR. O SEBEPTEN ÖTÜRÜDÜR Kİ AZİZ ERBAKAN HOCAMIZ 1980 YILINDA;
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Anlaşılan amaç Özel’i bir şekilde aday yaptırıp tekrar kolaylıkla iktidarı sürdürmek. Tabi bu hizmet! falan için değil, hesabı ötelemek için. Ancak Mevlanın da bir hesabı vardır.
Sn. Kılıçdaroğlu’na önlem olarak getirilen Özgür Özel, CHP’nin Kılıçdaroğlu ile başlayan ve olumlu yönde gelişen halkla bütünleşme tavrını tekrardan geri noktalara götürmekteydi. Cılız stratejileri kendi tabanını dahi paramparça etmişken nasıl Cumhurbaşkanı adayı olacaktı. Bu durum apaçık erken bir seçim senaryosunda halkı yine AKP’nin kucağına atmaktan başka birşey olamazdı. Anlaşılan BOP hedefleri çerçevesinde herkes görevini yerine getirmeye çalışıyor, AKP’yi bir dönem daha yönetimde tutarak Sevr’in uygulanmasını, büyük İsrail’in kurulmasını hızlandırmaya çalışıyorlardı.
Zaten Türkiye’de bunlar olurken Siyonist İsrail ateşkese rağmen filistinlileri katletmeye devam ediyor, Batı Şeria’yı ilhak politikasını sürdürüyordu… Ne yazık ki Garantör devletlerde BOP’un garantilenmesine devam ediyorlardı…
Muhalefet partisinin söylemlerinin kime hangi gruba yaradığına bakması gerekmez mi? Ne diyelim…
Müslüman ülkelerin yöneticileri ancak kınama yapıyorlar. Fakat insanlık vicdanı dile geldi ve İspanya devlet olarak birşeyler yaparken bazı Müslüman olmayan ülkelerde de halk hükümetlerini Gazze tarafında davranmaya zorluyor. Müslüman ülkelerde ise halk sadece kahrolsun İsrail diye bağırıyor, fakat hükümetlerini zorlayacak hiçbir etki oluşturmuyor. Hükümetler de ne üsleri kapatıyor ne de ticareti durduruyor.