AÇILIM SENARYOLARINA
ERBAKAN’I BULAŞTIRMA SAHTEKÂRLIĞI[1]
Giriş
AKP iktidarının ve yandaş takımının, Cumhur İttifakı ortaklarının ve yazarlarının; “Barış ve Çözüm Süreci” dedikleri, Siyonizm’in Türkiye’yi çözme projelerine meşruiyet kazandırmak üzere “Erbakan Hoca da, bu maksatla APO ile görüşmeler yapmıştı!” yalanlarını; şimdi SP yönetim kadrolarının ve bazı eski-yeni İl Başkanlarının da dillendirmesi, eğer gaflet ve cehaletten kaynaklanıyorsa en azından AYIP’tır… Yok Cumhur İttifakı’nın ve bazı muhalefet kanadının hıyanetlerine bilerek katılıp katkı sunmak amaçlı ise, ülkemiz ve geleceğimiz adına büyük bir kayıptır ve bir hidayet kararmasıdır!..
Eylül 2013’te yazmıştık:
Erdoğan’ın açılım safsatasına meşruiyet kazandırmak için “Erbakan’ın da Apo ile görüşmeler yaptığı” iddiaları tam bir sahtekârlıktı.
KCK Eşbaşkanı Cemil Bayık ağzıyla şu yalanlar yayılmıştı:
“Bundan önce iki kere geri çekilme kararı aldık. İlki, Erbakan iktidara geldiğinde, yani 1996’da oldu. Erbakan, Kürt meselesi çözülmeden Türkiye’nin ilerleyemeyeceğini ve çok önemli sorunlarla karşılaşacağını çok iyi görmüş ve kavramıştı. Bu meselenin mutlaka çözülmesi gerektiğine inanıyordu. Ama bir yandan da korkuyordu. Çünkü o güne kadar kim Kürt sorununu çözmek istediyse, bunu hayatıyla ödemişti. Erbakan, mutlaka bir şeyler yapmak istiyordu.
Erbakan, Suriye devleti üzerinden üç tane mektup gönderdi. Biz de, aynı şekilde Suriye devleti üzerinden Erbakan’a cevaben mektup gönderdik. Bu girişimi çeşitli güçler fark ettiler ve engellemek için harekete geçtiler. 1996’da 6 Mayıs’ta Şam’da Öcalan’ı imha etmek için patlatılan o büyük bombanın esas nedeni buydu. Süreci sabote etmek, savaşı daha da derinleştirmek, amaç buydu.
Erbakan’a yönelik 28 Şubat’ın bir nedeni de bu muydu?
Elbette, bir nedeni değil, esas nedeni buydu. Burada birçok güç var. Bizim mücadelemiz üzerinden siyaset yapan, bundan çıkar elde etmek isteyen birçok güç var. Bunlar, önlemek istediler çözüm girişimini. O zaman şunu tartıştık. Madem Erbakan sorunu çözmek istiyor, bu çok önemli bir fırsattır. O zaman, silahlı güçlerimizi Türkiye sınırlarının dışına çıkarmayı çok ciddi olarak tartıştık. Böylece Erbakan’ın eli güçlenebilir, daha cesur adımlar atabilir, diye düşündük. Ama ne uluslararası alanda çözümden yana güçler vardı, ne de Türkiye toplumunda. Bu şartlarda bizim tek yanlı bir şekilde mesafe almamız mümkün görünmedi bize. Geri çekilme kararını bu nedenle uygulayamadık.”[2]
Böylece eli kanlı terörist başlarının sözleri tarihi tanık ve hukuki kanıt muamelesi görüyordu!
İsmail Nacar’ın Sapla Samanı Karıştırması ve Gerçeği Saptırması:
Bir zamanlar koyu ülkücü olan ve Gladyo’nun gizli güdümünde olduğu sonradan anlaşılan “Milliyetçi komando” teşkilatını kuran; üniversite tarih bölümünde okumuş, ama İslami konulara da ilgi duymuş birisi olan; haklı olduğu yanları bulunsa da, tasavvuf ve tarikat gerçeğine kökten düşmanlığının altında Malatya’da yaşayıp ölen rahmetli Sait Çekmegil’in etkisi sırıtan; ve bazı merkezlerin kendisine bilgi sızdırıp “reklâm ajansı” gibi kullandıkları anlaşılan; çok sığ ve sınırlı dini bilgisine rağmen, âlimlik ve bilgiçlik havası atan İSMAİL NACAR, bir TV kanalına çıkarılıp (Fatih Altaylı’ya) şunları söylüyordu:
“Sağ veya sol, her iktidar ABD’ye yaranmak ve yaslanmak ihtiyacını duymuştu. Ama Erbakan’da bu yoktu…” (Zaten bu milli, haysiyetli ve cesaretli tavrı yüzünden hedef tahtasına konmuştu.)
“ABD’nin PKK’yı tasfiyeye karar verdiği anlaşılıyordu. Ve bu konuda AKP’ye destek veriyordu.” (Doğru, çünkü PKK siyasallaştırılıp, Kandil’den Meclis’e taşınıyordu. Ve 2. İsrail olacak Büyük Kürdistan projesinde, BOP Eş Başkanı olarak Recep Bey ve ekibi, taşeron olarak kullanılıyordu.)
Ve İsmail Nacar: “AKP çok akıllı bir dış politika izliyor, içte ve dışta hayranlık kazanıyor” diyerek açıkça AKP yalakalığı ve tabi Siyonizm’in propagandasını yapıyordu. Sn. Nacar, bütün bu girişlerden ve “rüşvet-i kelâm” cinsinden sözlerinden sonra asıl içindekini kusuyor ve “Erbakan Hoca’yı Abdullah Öcalan’la görüşme imkânları arayan Başbakan” olarak göstermek için:
• Yanlışlarla doğruları harmanlıyor,
• Kendi yorumlarını yaşanmış gibi aktarıyor,
• Hayallerle hakikatleri karıştırıyordu.
“Bizi alıp Başbakan’a (Erbakan Hoca’ya) götürdüler. Biz; Ordu, MİT ve diğer ilgili devlet kurumlarıyla ve koalisyon ortağı (Tansu Çiller Hanım’la) konuşup ortak bir karar alınmış olarak, benden: “Öcalan’la devlet arasında aracı olmamın isteneceğini” beklerken, Erbakan dönüp:
‘Madem gelmişsin, onlarla görüşürsen söyle, derhal silahı bırakıp teslim olsunlar, yoksa çok pişman ve perişan olacaklar!’ anlamında şeyler söyleyince, şaşırıp kaldım…” itirafıyla İsmail Nacar; Başbakan Erbakan’ın ve devlet organlarının, “APO’ya özel elçi sıfatıyla ve gayri resmi özel arabulucu rolüyle” kendisinin muhatap olacağını umarken… Veya malum merkezler, onu bu yönde doldurup kurgulamışken… Erbakan Hoca’nın böylesine ferasetli ve haysiyetli tarzı ve devlet adamlığı tavrı karşısında hayal kırıklığına uğruyor ve haddini hatırlıyordu. Yani Hoca, dış güçlerin ve işbirlikçi çevrelerin hazırladığı basit ve fasit senaryoları, böyle bir manevrayla boşa çıkarıyordu!..
Şimdi aşağıdaki şu değerli ve derinlikli tespitleri bir kere daha okumamız gerekiyordu.
“Bir zamanlar bizim mahallenin en suya sabuna dokunmayan tutucu, içe kapanık, tutuk Risale-i Nur geleneğinden gelen badem bıyıklı Müslüman yazarlarımız şimdilerde en kopuk, en demokrat, en Amerikancı ve İsrailci yazarlarla birlikte, aynı masa etrafında duruyorlar. Bizim mahallenin entelektüel, şair, yazar ve sınırlı çevresi olan İslamcı dostlarımız, şimdi AB ve ABD uğruna kavgacı oldular. Onlar, takvadan hiç ödün vermezlerken, şimdi şaraplarla, zinacılarla bir masa etrafında, bir gazete ortamında, bir panelde, bir ekranda her türlü zırvalarına katlanabiliyorlar.
Bizim mahallenin; o saf, temiz, her kötülükten ürken, kul hakkına riayet eden, gerektiğinde parka ve postal giyen, halkın içinden gelen genç kuşağa şimdilerde Mercedes arabalar yetmedi, Audiler, Jeeplerle fink atmaktalar. Bizim mahallenin radikalleri ki, onlar, siyaseti şirk sayar, Milli Görüş’e hakaretle bakan yöneticilerini ve taraftarlarını küfürle suçlarken şimdi en Amerikancılarla kol kola, yan yanalar! Siyaseti bir ucundan yakalayarak bir yere tutunma çabasındalar.
Bir zamanlar; İsrail propagandacısı ve Amerikancı gazetelerin satır aralarında gezinerek onların hıyanet ve rezaletlerini deşifre edenler, bugün kendileri o gazetelerin şeytani rolünü üstlenmiş bulunuyorlar! Bırakın satır aralarını, köşe bucak her yerde, alttan alta İsrail uşaklığı ve Amerikancılık yapmaktalar. Eski Amerikancılarla yeni Amerikancıların göstermelik meydan savaşında toz duman birbirine karışmış, göz gözü görmüyor. Kimi gazetelerimiz bir zamanlar Ariel Şaron’un kanlı vampir dişlerini her gün gözlerimizin içine sokarlarken, aynı zulme devam eden İsrail yöneticilerinin gülümseyen yüzlerini göstermekten çekinmiyorlar. Kur’an’dan ayetlerle, Siyonizm’i ve İsrail emperyalizmini hatırlatan, onları açıklayan ve halkımızı coşturup peşlerinden koşturan çığırtkanların çocukları bugün onlara hizmet sunuyorlar.”[3]
Refah Partisi eski Milletvekili Fethullah Erbaş’ın çarpıtmaları:
“Kürt Açılımı”nın ilk kez kendi partileri döneminde başlatıldığını belirten, bu kapsamda RP Genel Başkanı Necmettin Erbakan Hoca’nın “aracılar vasıtasıyla Abdullah Öcalan’la görüştüğünü” söyleyen Fethullah Erbaş yanlış konuşmakta, Erbakan’ı karalamak için fırsat kollayan bazıları da bu konuyu çarpıtmaktadır.
PKK tarafından kaçırılan 8 askeri kurtarmak için 1996’da milletvekiliyken Zap’a giden Fethullah Erbaş’ın, Erbil’den yayın yapan Aknews ile İstanbul’da yaptığı söyleşide “ilk gayelerinin askerleri ailelerine kavuşturmak olduğunu, ardından diyalog süreci başlatıp örgütü dağdan indirmeyi hedeflediklerini” söylemesi ve;
“Biz, iktidara geldiğimiz ilk yılda açılımı planladık. Şimdiki iktidar yedi yıldır iktidarda ve yedi yıl sonra bu işe eğiliyor. Biz Doğru Yol Partisi (DYP) ile koalisyon yapmıştık. Hoca (Necmettin Erbakan) bir sene Başbakanlık yaptı ve düşürüldü. Hoca’nın birtakım planları vardı. Suriye’yle görüşüldü. Aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüşmeler de oldu. Öcalan önce makuldü. Sonra ne baskı gördü bilmiyorum, geri adım attı” şeklindeki sözleri de tamamen asılsızdı ve AKP’ye yaranmak ve meşruiyet kazandırmak amaçlı uydurduğu sırıtmaktaydı.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.
Erbakan Hoca: AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail’in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı. Hükümetin de bu oyuna geldiğini belirten Erbakan, “Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa’nın oyununa geliyorlar” diye uyarmıştı. Türkiye’nin çok kötü şartlar içine itildiğini, insanların ekonomik olarak zor günler geçirdiğini, siyaseten de bir çıkmazın içine sürüklendiğini, hükümetin dış güçlerin oyununa geldiğini ve Haim Nahum Doktrini’nin hayata geçirildiğini şöyle anlatmıştı:
“Siyonistler diyor ki: ‘Türkiye’yi İsrail’e bin yıldan beri vilayet yapmayı başaramadık. Beş sene Cihan Harbi’yle uğraştırdık. Ardından beş sene İstiklal Harbi’yle yıprattık, gene bunları yıkamadık. Öyleyse stratejimizi değiştiriyoruz.’ Türkiye’yi İsrail’e vilayet yapmak için harp yolunu bırakıp, zor, pahalı, meşakkatli yol yerine, ekonomik ve kolay olan şu yolu seçiyorlar. Nedir bu? ‘Türkiye’yi aç bırakacağız, işsiz bırakacağız, borca esir edip batıracağız, dininden uzaklaştıracağız, kamplara ayıracağız, sonra bunları birbiriyle çarpıştıracağız. Böylece güçsüz bırakıp İsrail’e vilayet yapacağız’ diyorlar. 80 senedir üzerimizde bu doktrin uygulanıyor. Bugün tatbik edilen politika budur. IMF, Türkiye’yi aç bırakıyor, işsiz bırakıyor, borca esir ediyor. Öbür taraftan Avrupa Uyum Komisyonu da bizi kendimizden uzaklaştırıyor ve bölüyor. Bunlarda yeterli devlet tecrübesi yok. Bunlar çoluk çocuk takımı. Avrupa’nın gözüne girmek için ‘Efendim, Avrupa bizim şimdi Kürt meselesi diye bir meselenin üzerinde çalışmamızı ve Sevr’e zemin hazırlamamızı istiyor’ diyemiyorlar. Bunun yerine kendilerini akıllı zannederek ‘Ahhh ey millet, siz ana acısını bilmezsiniz. Ey millet, bu terörü tarihe gömeceğiz’ diye halkı aldatacağını sanıyorlar. Bana bak yaaa, sen ağzındaki baklayı çıkarsana. ‘İlle Kürt meselesi diye, Türkiye’nin bölünmesini istiyorlar. Bu yolda çalışmamızı dayatıyorlar’ gerçeğini ortaya koysana! Bunlar dış güçlerin kışkırtması ve Haim Nahum planıdır. Türkiye’yi bölmek için oynanan oyunlardır. Böyle Türk-Kürt diye, ayrım diye bir meselemiz yok. Kürt-Türk birbirimizin kardeşiyiz. Tek bir milletiz, tek bir ümmetiz. Tarih boyunca da birbirimizle kardeş gibi yaşamışız. Avrupalı bizi bölmek için böyle şeyleri çıkartmak istiyor, alet olmamak lazım. Bu sebepten bütün memleket evlatlarının uyanık olması, dış güçlerin oyununa aldanmaması lazım. Yöneticilerin de bilhassa onlara alet olmamaları lazım.”
Oysa Fethullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:
Soru: Erbakan’ın tavrı ne oldu bu durumda?
F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme, partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim?”
Soru: Nasıl gittiniz o zaman?
F. Erbaş: “O sırada Doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak’ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak’a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak’a. Basın da orada tabii.”
Soru: Bu arada Demirel’le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela?
F. Erbaş: “Demirel, Belediye Başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: ‘Alo efendim.’ Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. ‘Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim.’ mealinde sözler söylüyor. Havaalanında Milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş’ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.”
Soru: Erbakan Hoca ne dedi?
F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis Başkanıydı, bana; ‘Derhal istifa edeceksin’ dedi. ‘Bir Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.’ İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu Milletvekilleri, batı vekilleri, hepsi bana mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Sadece Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: ‘Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın’ dedi. Tabi Adalet Bakanı, moral verince, nefes aldım.”
Soru: Partili arkadaşlarınız ne diyor bu duruma?
F. Erbaş: “Grup toplantısında bir milletvekili çıktı kürsüye. ‘İçimizdeki Lawrence’lar böyle böyle yapıyor.’ (Bekir Sobacı demişti.) 158 kişinin büyük kısmı sessizdi. İstifa baskıları geliyor. Kaçacak delik arıyorum. Türkiye’den gideyim. Almanya ziyareti çıktı o arada. Çıktım gittim. On gün sonra Fethullah Erbaş kaçtı diye yazı yazmış bir gazete.”
O gün bunları itiraf eden Fethullah Erbaş’ın bugün “Erbakan Hoca aracılar vasıtasıyla Öcalan’la görüştü” demesi açıkça iftiradır ve kendi kendisini yalanlamadır. Bu arada Şevket Kazan’ın sinsi niyetini ve gizli mahiyetini de açığa vurmaktadır.
Öcalan’la Erdoğan’ın Siyonist patronları aynıydı!
Abdullah Öcalan bir lafıyla PKK’yı ayağa kaldırdı. Türkiye’ye geri dönüşü başlattı. Kürt açılımına ivme kazandırdı. Ayrıca Açılımda, gerçek patronun kim olduğunu herkese ispatladı. “DTP’nin (o günkü BDP’nin) Erdoğan’a, Öcalan ile konuşulması gerektiğini” boşa söylemediğini âdeta ispat eder gibi davrandı. Şimdi ümitler arttı. “Acaba PKK gerçekten Kandil’i bırakacak mı?” soruları giderek yaygınlaştı. Öcalan, “PKK benden sorulur ve benim dediğim olur. Son sözü ben söylerim” demeyi başardı. DTP (yani BDP), Kürt açılımı konuşulurken kendilerinin değil asıl muhatap olarak Abdullah Öcalan’ın alınması gerektiğini söylerken bazılarını kızdırmışlardı. Öcalan da sanki partinin bu yaklaşımının çok doğru olduğunu göstermek ister gibi davrandı. Bir mesajıyla Kürt açılımına önemli bir destek sağladı. Bu durum açıkça Öcalan’la Erdoğan’ın aynı odaklardan talimat aldıklarını ortaya koymaktaydı.
AKP Hükümetinin DTP’ye (o günkü BDP’ye) verdiği garantinin perde arkası!
Dolaylı, dolaysız, yazılı, sözlü, imzalı, mühürsüz, artık emin olduğumuz bir başka gerçek vardı: Apo ile devletten birileri görüşüyordu ve bu milletten uzun zaman gizleniyordu. Hükümetten gelen açıklamalar ile Apo’nun dağdakilere çağrısı üst üste düşüyor ve bundan bir sonuç çıkıyordu. Hükümet Kürt açılımını özünde Apo ile birlikte yürütüyordu. DTP’nin (BDP’nin) arkasında Apo vardı. Hükümet, Apo ile DTP (BDP) üzerinden konuşuyordu. Dağdakiler 2009’da Habur Sınır Kapısı’na gelmeden önce, İçişleri Bakanı Beşir Atalay DTP’ye (BDP’ye) güvence veriyor: “Merak etmeyin, gelenler tutuklanmayacak” diyordu!? Bu tek başına bir Bakanın verdiği söz değil, Devlet sözü oluyordu. Bu söz pratiğe geçiriliyor ve Terörle Mücadele Yasası uygulanmıyordu. Yani: 1- Dört günlük gözaltı süresi kaldırılıyor. 2- Kolluk güçleri devreden çıkıyor, ifadeleri doğrudan savcılar alıyordu.
Çok sayıda DTP yöneticisine göre onlara verilen diğer söz: “Gelenler pişmanlık yasasından yararlanmayacak. Doğrudan serbest bırakılacak” deniyordu. Açılım planının bir sonraki aşaması için bir DTP’li: “Gelenler serbest bırakılırsa, dağdan inişin daha hızlı olacağını” söylüyordu. Bu da DTP-İmralı-Kandil üçgeninden hükümete verilen söz oluyordu.
Açılımın ilk adımları, PKK’lılara affın başlangıcıydı. Ya Kandil’deki lider kadrosu? Onlara da Norveç, siyasi sığınma hakkı tanıyacağına söz veriyordu. Bu da, açılıma AB sözü ve garantisi sayılmıştı. Yani işin aslı, PKK’yı meşrulaştırma süreci yaşanmaktaydı. Kandil’den gelenleri güya sorgulayıp serbest bırakan savcılar ve yargıçlar, gerçekten ilgili konulara ve vicdani kanaatlerine göre karar verecek kadar bağımsız mıydı? Bunların bu yönde karar vereceklerini AKP ve DTP yetkilileri, daha önceden nasıl biliyor ve birbirlerine garanti veriyorlardı? Yoksa hukuk ve hukukçular, iktidarın ve etkili odakların “kitabına uydurma” araçları mıydı? Bu soruların yanıtlarını arayan ve kafaları karışan halkımız haksız mıydı?
Patron dış odaklardı, Apo da AKP de piyonluk yapmaktaydı!..
1995 CIA raporunda: “Türkiye, dünya devletleri arasında en fazla çökme riskine sahip ülke” gösteriliyordu. Nokta dergisinin haberine göre:
“Türkiye’nin Güneydoğu’sundaki Kürt sorununun çözümü, ABD’nin önerdiği federalizmle mümkündür” deniyordu. O sırada Paul Henze, Türk basınına verdiği demeçlerde, “Sevr’in gereği Türkiye’de federasyonlar oluşmasını” öneriyordu. 1996 yılında İngilizlerin meşhur futbol dergisi World Soccer, Dünya Kupası Fikstürlerinde “Kürdistan Milli Takımı”na yer veriyordu. Oysa böyle bir ülke bulunmuyordu. Anadolu Ajansı’nın haberine göre 2001 yılında Kuzey Irak’ta PKK ile ASALA gizli bir görüşme yapıyordu. Ermeni teröristleri, ASALA Başkanı Simon Zakaryan ve siyasi büro şefi Vazgen Petrosyan temsil ediyordu. ASALA’cılar PKK’nın Türkiye’ye yönelik saldırıları durdurmalarından rahatsız olduklarını ve terörü yeniden başlatmamaları halinde bütün dünyada yalnız ve yardımsız bırakılacaklarını söylüyordu.
APO, 2003 yılında avukatları aracılığıyla şu yol haritasını açıklıyordu:
1- Kürtçe yayın ve eğitime ve Kürt kimliğinin resmen tesciline yönelik demokratik adımların atılması ve gerekli yasaların çıkarılması
2- Koruculuğun kaldırılması
3- Dağdakilerin ve sürgündekilerin dönüşüne imkân sağlanması
4- Kürtlerin ve PKK’nın demokratik ve siyasi haklarının tanınması
Yani bu açılımlar Siyonist mutfaklarda pişiriliyor, AKP’lilere sadece servis garsonluğu düşüyordu. Ama siyasi rant geliri yani garsonluk bahşişi paylaşılamıyordu!
Otuz dört kişi dağdan inince, Amerikan taparlar bu başarıyı(!) bölüşemiyordu. Bir taraf “Bu doğrudan doğruya AKP iktidarının başarısıdır” diye böbürlenirken öbür taraf “Hadi oradan, bu bizzat Öcalan’ın talimatıdır” diyordu! Yıllardır asgari müştereklerde bir türlü buluşamayan taraflar öyle anlaşılıyor ki bu defa da başarının(!) kime ait olduğu konusunda fikir birliğine varamayarak yeniden birbirlerine düşmüş görünüyordu. İnsanların dağdan inmeye karar vermelerini, yanlışlık ve haksızlıklarını fark edip normal hayatlarına devam etmelerini kuşkusuz herkes istiyordu. Ancak, otuz dört kişi dağdan inince olayı böylesine büyütüp, hemen başarıya(!) sahip çıkma yarışına kalkışmak da mide bulandırıyordu. Özellikle de bunu iktidarın bir başarısı(!) olarak takdim gayretkeşliği içine girenlerin tavrı bir aşağılık kompleksini yansıtıyordu. İmralı sakini, kimlerin dağdan ineceği konusunda âdeta tek tek isim sayarken kalkıp “Bu doğrudan doğruya hükümetin başarısıdır” demek ne kadar inandırıcı oluyordu?
Öcalan Hz.leri (!): “Falan, filan; bir de şunlar dağdan insinler” diye emretmemiş olsaydı, PKK’lıların Erdoğan’ın çağrısına uyacaklarını söylemek kargaları bile güldürüyordu.
Milli Gazete kaçkını, o süreçte AKP yalakası ve Apo şakşakçısı Yeni Şafak yazarı Hakan Albayrak, “Gelenleri pişman etmeyelim” yazısında şunları söylüyordu:
“Gerçekten olmuyor böyle. ‘Dağdan iniyorum, teslim oluyorum’ diyen PKK’lıyı bile terörist diye anmamak lazım. Hatta, bu barış sürecinde, dağdaki PKK’lılar hakkında konuşurken/yazarken bile daha dikkatli bir dil kullanmak lazım. Barış istemiyor muyuz? Yeni bir sayfa açmak istemiyor muyuz? İstiyorsak, bunu belli edelim. Gelenleri geldiklerine pişman etmeyelim. Gelmeyi düşünenleri gelmekten vazgeçirmeyelim. Bugünlerde Türkiye yine büyük bir imtihandan geçiyor. Bu imtihanı hep beraber başarıyla verebilirsek, dağlarda güller açacak inşaallah. Mahmur Kampı’ndan gelen vatandaşlarımıza ve barışa bir şans tanımak için dağdan inip teslim olma ferasetini, basiretini, cesaretini gösteren PKK’lılara ‘Hoş geldiniz’ diyorum. Yakınlarının, akrabalarının gözü aydın.”[4]
Peki, ey kalpleri karanlık, kalemleri kiralık sahtekârlar! Milli Çözüm Ekibini; “Ergenekon Terör Örgütünün Dinci Kanadı” diye suçlayıp sataşırken niye hiç sıkılıp sakınmıyordunuz?
Bülent Arınç’ın yılışık yaklaşımı
Dönemin Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, 2009 Ekim’inde Şırnak Valiliğini ziyaretinin ardından Belediye Başkanı Ramazan Uysal’ı makamında ziyaret etmiş ve belediyeler arasında ayrım yapmadığını ve DTP’li bir Belediye Başkanının da halkın seçtiği Belediye Başkanı olduğunu söylemişti. Bülent Arınç, Türkiye’ye Irak’tan gelenler arasında bulunanlardan birinin macerasını okuduğunda çok üzüldüğünü şöyle belirtmişti:
”Küçük çocuğu 1 yaşındayken ailesini terk edip dağa çıkan bir kadının hikâyesi… Bunlar Türkiye’de yaşandı. Artık yaşanmasın. Bütün arzumuz budur. Herkes çocuğuna kavuşsun. Herkes evinde eşiyle, ailesiyle özgürlük içerisinde, huzur içerisinde, birlik, bütünlük içinde olsun. Amacımız budur. Akan kan devam etmesin. Akan kan, gözyaşı dursun. Aynı dava, aynı çizgi yolunda birlikte kardeş olarak bin yılımızı geçirdiğimiz insanımıza karşı elbette kucağımızı açmak zorundayız. Çanakkale Harbi’nde Diyarbakırlı Mehmet’in kolunda Manisalı Ahmet can vermişse ve bugün kucak kucağa yatıyorsa, bu bizim bin yıllık, belki daha fazla birlikteliğimizin en önemli göstergesidir.”
O süreçte Bakan olan Arınç, şu anda Anayasanın bir veya iki maddesini bile değiştirmenin mümkün olmadığını, bir anayasa değişikliğine karşı çıkıldığını, oysa anayasayı demokratik ve özgürlükçü bir gözle elden geçirmek gerektiğini belirterek, şunları söylüyordu: ”Bunu biz yapamazsak başkası yapacak. Bugün yapılmazsa yarın mutlaka yapılacak. Çünkü bu elbise maalesef artık bu Türkiye’yi sıkıyor. İnsan elbisesinin içinde rahat etmek ister. Hep yasaklarla bu iş olmaz. Bütün demokratik ülkelerde özgürlük esastır, yasaklar istisnaidir. Bizde yasaklar saymakla bitmiyor, özgürlük ara ki bulasın. Böyle şey olmaz. Bunlar ileride olacak, mutlaka olması lazım. Şu gün geldiğimiz noktayı biri 10 sene evvel söylese, ‘Sen rüya mı görüyorsun kardeşim?’ derlerdi. 20 sene evvel biri söylese, ‘bu adam aklını kaçırmış!’ derlerdi.”
Evet, Bay Bülent Arınç, siz “Tek çare demokratik özerklik!” diyen DTP (BDP) ve “Demokratik Federalizm” hedefleyen PKK’nın Türkiye’yi parçalamasına taşeronluk yaptığınız için, hem aklınızı hem ayarınızı kaçırmışsınız ve tabi sonuçlarına da katlanacaksınız! Kürt açılımına “ahlâk ve şefkat” katan Bay Bülent Arınç, 23 Ekim 2009 günü, katil İsrail’in Ankara Büyükelçisi Gabi Levi’yi bir saat ağırlayarak, “Siyonist vahşetini gösteren Ayrılık dizisindeki bazı rahatsız edici sahnelerin TRT tarafından makaslanacağı” vaadinde bulunmanız da Milli Görüş gömleğini soyunduktan sonraki ayarınızı ve sahte kahramanlık damarınızı açığa vurmaktaydı. Çünkü Siyonist Gabi Levi “oldukça tatmin olmuş ve memnun kalıp umduğunu fazlasıyla bulmuş” olarak yanınızdan ayrılmıştı.
1860 yılında Suriye’den Alanya’ya kaçan Kripto Sabatay Ahmet Neşşar’ın (Denizli Milletvekili Ahmet Uğur Neşşar’ın dedeleri mi?) kızı Raziye’nin, Bergama dönmelerine gelin gitmesiyle doğan kızı Sevdiye Hanım’ın nesi olduğunu, Bülent Arınç’a sormak lazımdı. Bu Bergama Yahudileri, İsrail Büyükelçisi Levi’nin ve CHP Manisa Milletvekili Mason Şahin Mengü’nün de ortak akrabaları mıydı!? Ve Sn. Bülent Arınç’ın oğlunun düğününe İsrail Büyükelçisi Levi’nin şeref konuğu gibi katılması, acaba derin bir akrabalık bağı mıydı, yoksa sadece siyasi bir gönül yakınlığı mıydı?[5]
Bütün bunlar bize şu ayeti hatırlatmıştı:
“(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.” (Bakara: 14)
- www.millicozum.com – 25.09.2013
- Vatan – 14.08.2013
- Milli Gazete / Ali Haydar Haksal
- http://www.milligorusportal.com/newreply.php?do=newreply&noquote=1&p=337389#_ftn1
- Bak: http://www.turkishnews.com – 11.08.2013

İŞBİRLİKÇİ MÜNAFIKLARIN SONU?
Aynı merkezden yönetilen işbirlikçilerin, istismar ve sahtekarlıklarının hesabı elbette sorulacaktı. Türkiye’yi bölme planın son aşamasını tezgahlayanlar, tarihi bir inkilap ile yıkılacakları günler çok yakındı.
Bu münafıkların içini dışına döken, Milli Çözüm’ün kaleminin karşısında, havlu atmayan şarlatan kalmış mıydı!?
Siyonizm’in ve işbirlikçilerinin hazırladıkları sinsi senaryolar, bütün dünyanın hayretle izleyeceği manevralar ile başlarına geçirilecekti.
“Akdeniz İsrail’e mezar olacak, ABD karton misali parçalanacak ve diğer Emperyalistler ise teslime mecbur bırakılacaktı!”
Kıblesi AB olanlara sormak lazımdı:
İstismar ettiğiniz Erbakan Hoca;
Siyonizm’i etkisiz hale getirecek kadrolar, teknolojik silahlar ve projeler hazırlayıp, gerektiği zaman “her biri kendi sahnesini” aldığı gün sonunuz nasıl olacaktı?
İ*rail i Dost Edinenler!
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamıştı.
İnsan bir düşünmeli, herkes ben Hak tarafında mıyım yoksa batıl tarafta mıyım? diye… Zalimin planlarının peşinden gidiyorsan elbette batıl taraftasın… Akp yıllardır zalimin peşinden gitti, taraftarları
-Baştakilerin bir bildiği vardır dediler.. Yok Vallahi bir bildikleri yok… BOP başkanıyız, israil dostuyuz diyorlar daha ne desinler… Bizim Saadet Partisinden de bazı tutarsızları peşlerine takıyorlar… İnsan bunlara inanması için kör olması lazım.. Rabbimiz de elbette imtihan sürecinde seçiyor, eliyor… Rabbimiz imtihanı kazananlardan eylesin inşaAllah… Amiin
FETULLAH ERBAŞIN İTİRAFLARI;
Oysa Fethullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:
F. ERBAŞ ,SÜLEYMAN DEMİREL İLE TELEFON ÜZERİNDEN GÖRÜŞÜYOR.!! SÜLEYMAN DEMİREL F. ERBAŞIN “GÖZLERİNDEN ÖPÜYORUM” DİYOR,
ERBAKAN HOCAMIZ, F. ERBAŞA:” Derhal istifa edeceksin’ dedi. ‘Bir Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz”Diyor..
BU SORUMSUZ VE ŞUURSUZ CA YAPTİĞİ GÖRÜŞMEYİ,ERBAKAN HOCAMIZI OGÜN SIKINTIYA UĞRATAN F. ERBAŞI ,GÖZÜNDEN ÖPEN S. DEMİREL.!?
ERBAŞI,
PARİTE TEK TESELLİ EDEN İSE ŞEVKET KAZAN.!!
BUGÜN Kİ SPTEŞKİLAT MENSUPLARINA HATIRLATALIR…
Devletlerin rengi, milletlerin mayası değişiyor. Kadim bir İman ve İslam coğrafyasının, sınır hatları ve farklılıkları üzerinden binlerce yıllık değerleri, tek tek yıkılıyor.. Batı medeniyeti, ilhamını aldığı Siyonist ve Evengelist sapkın bir inancın, taşeronu olarak her türlü kirli kumpası, coğrafyamızın ortasında kurguluyor, adım adım hayata geçiriyor..
AKP İktidarı, 2004 yılından itibaren beş bin’e yakın sorti ile Siyonist Amerikan uçuşlarına, Türk hava koridorlarını açarak, Irak’ın üç parçaya ayrılmasında en büyük rolü oynamıştır. Bu Durumu, dilleriyle de ikrar ederek Harward Üniversitesinde yaptıkları konuşmada,
Türkiye olarak Amerikanın, Irak’ta başarılı olmasını samimiyetle arzu ediyoruz ve ÇOK YÖNLÜ DESTEK VERİYORUZ, ifadelerini kullanarak, bugün Birleşik Devletlerin sadık aparatı olan Pyd, Ypg, Pkk, ve daha nice yapay örgüte alan açacak adımlar atmışlardır..
Ve yine yukarıdaki konuşmalarında,
“TÜRKİYE HİÇBİR ZAMAN İSRAİLİN YAŞAMA HAKKINI TEHDİT EDEN HİÇ BİR OLUŞUMA RAZI OLMAYACAKTIR” diyerek bugünlerin işaretini aslında vermişlerdi.. Zira defalarca farklı ortamlarda ifade ettikleri, BOP eşbaşkanlığı projesinin, sadık bir görevlisi olduğunu tüm dünyaya duyurmuşlardı..
Gelinen noktada;
Kuzey Irak’ta Yahudi Barzanistanının kurulması!
Hâlâ bir mezhep ve etnik unsur çatışmasının, Irak’ta pamuk ipliğine sarılı olması!
Şam’a 40 km mesafedeki Golan tepelerinin eteklerine en az 50 bin Yahudi Siyonist yerleşimcinin yerleştirilmesi ve buna Türk hükümeti ile sürekli temas halinde olan Şara hükümetinin zerre kadar bir sözlü tepki dahi vermemesi!
Şara isimli Yahudi beslemesi ve uluslararası sahada aranan(!) bir teröristin, Suriye’ye devlet başkanı ilan edilmesi!
Sınır hattımızdaki mayınlı sahaların temizlenerek, ülkemizin güney şehirlerini sosyolojik, psikolojik baskı altına alarak, ülke ve millet güvenliğinin tehlikeye atılması!
Amerika’nın ve İsrail’in artık Suriye topraklarına yerleşerek Türkiye ile açıktan sınır komşusu haline gelmeleri.!
Bütün bu gelişen ve adım adım yerleşik bir hal durumuna geçen olaylar, kararlar ve çatışmalar zincirinin ,baş aktörü malesef Türkiyenin başına bela edilen Akp İktidarı ve yürüttüğü “çok yönlü (Siyonist projelere dönük) politikalardır.
Devlet aklının bir ürünü olan Devlet Planlama Teşkilatları sadece, devletin eğitim, tarım ve ekonomi politikalarıyla değil, aynı zamanda Savunma, Sınır ve Dış Politika sahasında da en bağımsız, en gerçekçi, en milli, en akılcı, kararları alan ve uygulayan kurumlardı..
Malesef DPT yi kaldıran da Akp İktidarlarıydı.
Rabbimizden, artık devletimizin egemenlik sahalarını hakkıyla koruyacak, bölgemizde “kazılmak istenen Siyonist hendek” planlarını suya düşürüp, Batı’nın sömürü ve işgal planlarını bertaraf edecek bir Adil Düzen devranının başlamasını niyaz ediyoruz…
Rahman ve Rahim Allahın Adıyla
Biz Kitapta (Levh-i Mahfuz’da -kader programında-, olacakları önceden bildiğimizden) İsrailoğullarına şu hükmü verip (kararlaştırdık): “Muhakkak siz yer(yüzün)de iki defa (çok yaygın ve azgın bir fesatlıkla) bozgunculuk çıkaracaksınız ve muhakkak büyük bir kibirleniş-yükselişle böbürlenip şımaracaksınız. (Ekonomik, askeri ve siyasi gücü ele geçirecek ve bölgeye hükümran olacaksınız. Ne var ki bununla şımaracak; haksızlığa ve ahlâksızlığa başlayacaksınız.)”
Nitekim (bunlardan) ilk vaid (birinci azgınlığınızı cezalandırma vakti) geldiği zaman güç ve şiddet sahibi kullarımızı (İslam kaynaklarında Buhtunnasr, Batılılarca Nabukadnezar denen komutanı ve ordularını) üzerinize gönderdik de sizi evlerin aralarına kadar girip araştırıp (buldular, yurtlarınızı ve zulüm saltanatlarınızı yıktılar). Bu yerine getirilmesi gereken bir sözdü (ve tarihte aynen gerçekleşmiş bulunmaktaydı.)
Sonra size tekrar “güç ve kuvvet sağlayıp onların (insanların) üzerine geri döndürmüş olacağız”, size mallar ve çocuklarla destek çıkacağız, (karşılıksız dolarla ve masonik organizasyonlarla Siyonist sömürü saltanatını kuracaksınız) ve sizin cemaat ve teşkilatınızı da (etkinleştirip) çoğaltacağız. (Örneğin, BM ve NATO gibi kuruluşları güdümünüze alıp söz sahibi olacak ve kötü amaçlarınız için kullanmaya kalkışacaksınız!..)
İşte (böyle bir durumda) şayet iyilik (ve adalet) ederseniz, kendi nefsinize (ve menfaatinize) iyilik olacaktır. Yok, eğer kötülük (ve zulüm) ederseniz, o da kendi aleyhinize (sonuçlar doğuracaktır. Ama siz maalesef yine zulüm ve kötülük yoluna sapacak, elinizdeki ve emrinizdeki imkân ve iktidarları Siyonist hayallerinizi ve şeytani niyetinizi gerçekleştirmek için korkunç bir haksızlık ve ahlâksızlık yolunda kullanacaksınız. Dünya’yı savaş ve soygun alanına çevirecek ve insanları birbirine kırdıracaksınız.) Arkasından bu sonuncu (sapkınlık ve şımarıklığınızı cezalandırma) zamanı gelince, (size öyle Mü’min ve Mücahit kullarımızı göndereceğiz ki) yüzlerinizi kötüleştirsinler (servet ve saltanatınızı yıkıp sizi dize getirsinler, yüzlerinizi yere sürdürsünler) ve ilk kez girdikleri (Buhtunnasr veya Hz. Ömer döneminde Kudüs’ü fethettikleri) gibi tekrar yine Mescid’i (Aksa’ya) girsinler ve ele geçirdikleri (hainleri, katilleri ve mel’ânet merkezleri)ni mahvu perişan etsinler. (Böylece Siyonist saltanatınıza son versinler ve İsrail denen beşeriyet bünyesindeki kanser urunu kesip temizlesinler. Ey Beni İsrail, bu Allah’ın va’adi ve tehdididir ki, mutlaka yaşayacaksınız!)
(İsra Suresi :4-7)
Bizden söylemesi!..
Açılım sahtekarlığı sonunda tutanların elinde kalacak pimi çekilmiş bomba gibiydi.
Şimdiden bazıları kendilerini sağlama almak için “Erbakan da böyle yapmıştı” sahtekarlığına bürünse de Milli Çözüm peşinen uyarmış, yapılacak her türlü ihanetin mutlaka bedelinin ödetileceği haberini vermişti.
Ayrıca Mikroskobik bakışla Milli Görüş içerisindeki bu ihanete katkı sunanları yıllar önce deşifre ettiği gibi günümüzde de ortaya koymakta ve parti ayrımı yapmadan DEVLET aklı yaklaşımıyla uyarmaktaydı.
SAADET PARTİLİ YETKİLİLER AÇILIM SÜRECİNE DESTEK VERDİKLERİNİ AÇIKLAMAKTALAR. 28 ARALIK TARİHİNDEKİ ELAZIĞ İL KONGRESİNE KATILAN MUSTAFA YILMAZ konuşmasında “Çözüm Sürecini desteklediklerini, ancak bu konuda Cumhur İttifakının tavrını samimi bulmadıkları” İFADE ETMİŞ. NASIL BÖYLE BİR İFADE KULLANBİLİRLER. HİÇ Mİ ERBAKAN HOCAYI DİNLEMEDİNİZ. NE DEĞİŞTİ DÜNDEN BUGÜNE. OYUN AYNI OYUN PLAN AYNI PLAN. BUGÜN SONA DOĞRU YAKLAŞTILAR. KUZEY IRAKTA BARZANİSTANI KURDULAR, SURİYEDE ROJAVAYI KURDULAR GERİYE KALDI BİZİM ÜLKEMİZİN DOĞU VE GÜNEYDOĞUSU. BUNUDA AÇLİMLA HALLETME YOLUNDALAR. 2006 DA ÇIKARILAN İKİZ YASALARIDA BOŞUNA ÇIKARMADILAR. BÖYLE BİR OYUNA PLANA PROJEYE NASIL DESTEK VERİRSİNİZ. BİLMİYORSANIZ BİLENE SORUN.MİLLİ ÇÖZÜM OKUYUN. MİLLİ ÇÖZÜMDEN BESLENİN. MİLLİ ÇÖZÜM EŞİTTİR ERBAKAN HOCANIN GÖRÜŞÜ DEMEKTİR. ERBAKAN HOCA OLSA NE YAPARDI DİYE DÜŞÜNÜYORSAN MİLLİ ÇÖZÜMÜ TAKİP ET, SİYONİZMİN OYUNUNA GELME.
SAADET PARTİLİ YETKİLİLERİN ERBAKAN HOCAMIZIN DAHA ÖNCEKİ AÇILIM SÜRECİ İLE BUYURDUKLARI “Erbakan Hoca: AKP hükümetinin Kürt açılımını, İsrail’in oyunu olarak değerlendirip, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu, bütün memleket evlatlarının da bu konuda uyanık olması gerektiği çağrısını yapmıştı.” AÇIKLAMALARINDAN HABERDAR DEĞİLLER MİYDİ.
Bakara 42
Hakkı bâtıl ile karıştırıp (gerçeği) örtmeyin ve (güç odaklarından korkarak veya menfaat umarak) Hakkı gizlemeyin. (Kaldı ki) Siz (gerçeği) biliyorsunuz. (İşinize gelmediği için üzerini örtüyorsunuz. Öyle ise bile bile Hakkı bâtıl ile karıştırıp yozlaştırmayın ve Hakkı saklayıp saptırmaya çalışmayın.)
https://www.mealikerim.com/2/bakara/42
Bakara 120
Sen onların milletlerine (Siyonist ve emperyalist emellerine ve zulüm düzenlerine) tâbi olmadıkça Yahudi ve Hristiyanlar, kesinlikle Senden (ve Ümmet-i Muhammed’den) asla razı olacak (memnun kalacak) değillerdir. (Eğer Yahudi ve Hristiyanların zalim takımı, Müslüman bilinen kimselerden razıysa ve yardımcı oluyorlarsa, anlayın ki bunlar, kendilerinin güdümüne girmişlerdir.) De ki: Şüphesiz (tek) kurtuluş ve huzur yolu, Allah’ın yoludur (Peygamberin sünneti ve sistemidir). Eğer Sana gelen bunca ilimden (ve Kur’ani haber ve hükümlerden) sonra onların (yani Siyonist ve emperyalist odaklara yanaşanların) hevâlarına (ve şeytani arzularına) uyacak olursan, (artık) Senin için Allah (tarafın)dan ne bir dost, ne de bir yardımcı kalıverir.
https://www.mealikerim.com/2/bakara/120
Erbakan Hocamızı açılım senaryolarına bulaştırma sahtekârlığı yapanlar!
Milli Görüş Harekâtı içerisinde yer alıp, Siyonist işbirlikçilerinin sunduğu basit makam ve menfaat hatırına Hakk davalarına ve sadakat iddialarına dönüp hıyanet ettiklerinden hidayetleri kararmaktadır!
Önce Milli Görüşçü iken sonra dünyalık makam ve menfaat karşılığında Siyonist işbirlikçilerine tavize yanaşmakta, Erbakan Hocamıza ve Milli Görüş’e hıyanet ederek Siyonizm’in zulüm düzenine taşeronluk yapmaya başlamaktadırlar.
Erbakan Hocamızı açılım senaryolarına bulaştırma sahtekârlığı yapmaktadırlar!
Erbakan Hocamız Altınoluk’taki Cuma sonrası selamlaşma sohbetinde; “Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu” vurgulamasına rağmen…
Siyonist mutfaklarda pişirilen, Siyonist işbirlikçisi garsonlar tarafından servis edilen, açılım senaryolarının masa temizliğini yapıp bahşiş toplama peşine düşmektedirler.
Bütün bunları yaparken de hala Milli Görüşçü olduklarını iddia etmektedirler.
Milli Çözüm’ün bu tarihi uyarılarını hemen dikkate alıp, Siyonizm’in zulüm düzenine taşeronluk yapmaktan vazgeçmeniz lazımdır!
Erbakan Hocamızın ve Milli Çözüm’ün bütün bu uyarılarına rağmen hala, Kürt açılımındaki asıl amacın Türkiye’yi İsrail’in vilayeti yapmak olduğunu biliyor da savunuyorsanız sizler hainsiniz, yok bilmiyorsanız ve bilmediğinizi de bilmiyorsanız artık sizlerin hidayeti kararmış demektir, artık sizlere söylenecek sözler beyhudedir!
Yeni Çözüm Sürecine (Türkiye’yi dağıtma senaryosunun son sahnesine) Merhum Erbakan Hocamızın istismar edilerek geçmişteki yüksek Devlet Adamlığına ve yüksek siyasetlerine alenen atılan iftira ve çarpıtmalara en başta Sp’li yetkililerin ,Yrp ‘li yetkililerin ve Fatih Erbakan olmak üzere Milli Görüşçü tabanın karşı çıkıp gerçeği haykırması gerekirken bu kesimlerden ses çıkmamıştı.
Bunun iki sebebi olabilirdi. Birincisi bu kesimler Erbakan Hocamızı kamil manada anlayamamış ve onun mücadelesinin zafere ulaşacağına tam iman etmemişlerdi. İkincisi ise bildikleri halde istismar edilmesine göz yummuşlardı. Buda şu manaya gelirdi; ”Yeterki meclise girelim milletvekili bakan belediye başkanı olalım, gerekirse Cumhur İttifakı ile ortak oluruz, gerekirse Bilderberg çi Babacanla aynı yola yürürüz” manası çıkmaktaydı.
Evet Hak davalar’da Zafere olan inancın körelmesi yada bir takım Dünyalık beklenti içine girenler maalesef yoldan sapmaya başlamaktaydı.
Şu halde yine ve yeniden Erbakan Hocamıza atılan iftira atanlara ve istismarcılara en yüksek perdeden gerekçe ve delilleriyle tokat gibi cevabı Milli Çözüm vermekteydi. Ayrıca özellikle son zamanlarda Sp’li yetkililerin Yeni Yol çatısı altında Bilderberg’çilerle, Davudoğluy’la hiçbir hayırlı hizmet yapılamayacağı açıkken ve hatta Cumhur İttifakına Arıkan tarafından yeşil ışık yakılırken Milli Görüş tabanının Milli Çözüm’ün uyarılarını ciddiye alıp kulak vermekten başka çaresi yoktu.
Bu aldanışlar artık mazeret olmaktan çıkmıştı. Er yada geç Allah nurunu tamamlayacak Erbakan Projeleri hayata geçecekti. Şu an Erbakan’ın üzerine beton dökmeye çalışan Siyonizmin’mi yoksa Erbakan’ın Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya dertlisi Milli Çözüm’ün mü safında olduğumuzu belirleyip safımızı belli etme zamanıydı.
Dış faktörlerle beslenen ve tetiklenen bir hastalığı tedavi etmek için nasıl bu dış faktörleri etkisiz hale getirmek gerekirse, dışardan beslenen (CIA-MOSSAD) bir terör örgütünü de bitirmek için kendisini besleyen damarları koparmak lazım gelir. Hem samimi hem stratejik olan da budur. Erbakan hocamız işte hiçbir iktidarın yapmadığını yapmış terörün hem iç hem dış sebeplerini çok kısa bir süre de ortadan kaldırmıştır.
Erbakan Hocamız, bölgede Irak bölgesel kürt yönetimini ve terör örgütünü besleyen ve halkımız tarafından çekiç güç olarak bilinen ABD-NATO operasyonlarının (Operation Provide Confort ve Operation Northern Watch) ilkini bitirmiş ikincisinin ise kapsamını işlevsiz hale getirecek kadar daraltmıştır. Bunu yaparken ABD seçimlerini dahi kullanmış çok kısa bir zaman içerisinde hem PKK nın ana damarlarından birini kesmiş hem de Irak’ın işgalini geciktirmiştir. (Irak AKP desteği ile işgal edilmiştir.) Bunların hepsini 9 aylık iktidarı süresine sığdıran kahraman mücahit Erbakan hem siyonistleri dumur etmiş hem işbirlikçileri şaşkına çevirmiştir. ( Zaten bir çoğu da ne olduğunu bence anlamamıştır. ) Ek olarak bölgeye yatırımları da sürdürmüş, açtığı fabrikalarla terörün insan kaynağını da etkisiz hale getirmiştir.
Yani hocamızın dediği bu iş çoluk çocuk işi değil Erbakan hocamız gibi büyük dehaların ve devlet adamlarının işidir. Zaten bu yüzden sadece Erbakan yapabilmiştir.
Şimdi ise bu iktidarın, yalakası diğer parti yöneticilerinin ve yazar takımının Erbakan hocamız gibi bir yiğidi açılım sahtekarlığına bulaştırma çabaları tam bir ahlaksızlık ve kansızlık örneğidir. Bunun da cezasını inşallah tez zamanda çekeceklerdir.
Necmettin Erbakan Hocamız Ayvalıburun Camii’nde kıldığı Cuma namazı sonrasında, kamelyada oturup geleneksel cuma sohbetinde vatandaşlarla sohbet ederken Erbakan, Türkiye´nin 75 milyon nüfusuyla tek bir millet olduğunu vurguladı,
Kürt açılımı konusunda bir program yok. Bunun lafı yapılıp duruyor, bir. İkincisi de; biz 75 milyonluk tek bir milletiz. Bizim içimizde böyle bir ayrılık olmaz. Bizim böyle bir meselemiz yok. Böyle bir ayrım söz konusu değildir. Çünkü, biz her şeyden önce müslümanız. Müslümanlıkta ırkçılık yoktur. Müslümanlar birbirinin kardeşidir. Hepsi tek bir ümmettir, aralarından bir fark yoktur. Bundan dolayı böyle bir meselenin orta yere çıkartılması, sünni bir iştir. Bizim tarihimize, ananemize uymaz” demişti.Erbakan Hocamız Nedim Şenerin programında bugünkü AKP Yi kuran kurduran tanzim eden siyonizm’dir. BOP eş başkanlığını kabul eden R.T.Erdoğan lı AKP ülkemizi önce Kürdistan arkasından ise İsrail’e vilayet ettirmenin çalışmalarını yürütmektedir. Kendi ihanetlerini Erbakan ismi üzerinden iftira atarak kamufle ettirmeye çalışmaktalardır. İşbirlikçi AKP medya gücünü ve bürokrasi gücünü kullanmaktadır. Ancak Erbakan savunucusu Milli Çözümü hesaba katmadan yapılan iftiralar kendi başlarına dönmektedir. Yükseklere tükürenler kendi yüzlerine bulaşacağını bilmeleri gerekir. Milli Çözüm varken size rahat yok..! Erbakan ismi leke tutmaz ve temiz kalacaktır. Bu uğurda herşeyi göze alan samimi sadıkların duası kirli emellerinizin önünü tıkayacaktır..!
Hadis şerifte; “Müminin ferasetinden korkun o baktığı zaman Allah’ın nuruyla bakar.” İşte bu makale bu hadisin mükemmel yorumlarından birisidir. 13 yıl önceden o günkü ve şuanki tehlikeleri görüp bu şekilde uyaran bir tek Milli Çözüm vardı.
Birinci çözüm süreci denilen dönemden kat be kat daha tehlikeli ve sinsi bir dönemi yaşıyoruz. Bölge şartları hiç bir zaman şimdiki gibi böyle bir sürece şimdiki kadar hazır değildi. Türkiye içeride bununla uğraşırken bölge etrafımızda meydana gelen olaylara maalesef iktidar seyirci kalmakta izlemekteydi. Ülkemin içeriden ve dışarıdan kuşatılmışlıktan biran evvel kurtulması lazımdı. Bunun içinde Türkiye’nin geleceği için en büyük tehlike olan bu Cumhur ittifakından kurtulması lazımdı.
AHİRET HAYRET ALEMİ AMA MİLLİ ÇÖZÜM’Ü TAKİP EDENLER VE SADIK TAKİPÇİSİ OLANLAR İÇİN BU İŞ ÖYLE DEĞİL!.. ÇÜNKÜ MİLLİ ÇÖZÜM OLAYLARI DOĞRU OKUMAYI VE SORUMLULUKLARINI KUŞANMAYI BİLDİĞİ İÇİN YANILMIYOR YANILTMIYOR VE YANILTILAMIYOR!..
Ahiret aleminde; dünyada nicelerinin evliya olarak sandıklarımızın eşkiya, eşkiya olarak sandıklarımızın ise evliya olduklarının görüldüğü hayret alemi diye tarif edilir. Günümüzde bu söz, çok daha anlaşılır kabul edilir vaziyete gelmiştir. herkesin ayarı ayrıntısı dünyada iken ortaya çıkmakta ve tescil edilmekte. Makaledeki hadiseleri okuyunca bu çok daha iyi anlaşılmakta.
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/bopun-son-asamasi-terorsuz-turkiye-masaliyla-ozerk-kurdistana-hukuki-zemin-hazirlanmasi-ve-spli-yeni-yolun-bu-hiyanete-ortak-yapilmasi/#comment-39787
Üste linkini verdiğim yerde yazıyor: Necati AKGÜL Bey’in 28 Aralık 2025 tarihinde başından geçen bir hadiseyi anlatıyor şöyle ki:
28 Aralık 2025 tarihinde yapılan Elazığ İl Divan Toplantısında konuşmacı olarak katılan Saadet Partisi Tanıtma ve Medya İşlerinden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Yılmaz, konuşmasında:
“Çözüm Sürecini desteklediklerini, ancak bu konuda Cumhur İttifakının tavrını samimi bulmadıklarını” ifade etmişti.
Konuşma bitince bir şekilde Mustafa Yılmaz’ın yanına giderek:
“Erbakan Hocamızın Çözüm Süreci ile ilgili; Türkiye’yi bölüp İsrail’e vilayet yapmak projesi olduğuna dair açık ve net beyanlarına rağmen, siz nasıl olur da hala “Çözüm Süreci” diye hıyanet projelerini desteklediğinizi söylüyorsunuz?” diyerek soru sordum.
Sorum karşısında Mustafa Yılmaz, konuşmasındaki “Çözüm Sürecini desteklediklerini, ancak bu konuda Cumhur İttifakının tavrını samimi bulmadıkları” cümlelerini tekrar edince, sert bir şekilde “Erbakan Hocamızı AÇILIM SENARYOLARI gibi hıyanet projelerine bulaştırmayın” diyerek oradan ayrıldım. Diye sözlerini bitiriyor Necati Akgül Bey.
Bu hadiseden de anlaşılıyor ki evet SAADET PARTİSİ yetkilileri, Siyonizm’in Türkiye’yi çözme projelerine meşruiyet kazandırma görevlisi olduklarını tescillemekteler.
Yine yakın zamanda geçtiğimiz bir kaç hafta önce başka bir örnek daha :
https://www.millicozum.com/mc/ozel-yazilar/25-aralik-2025-regaib-gecesi-programina-telefonla-katilan-ahmet-hocamizin-milli-cozum-ekibiyle-soylesisi/
Linkini verdiğim buradaki olayda da “SAADET, Milli Görüş’ten Kopmakta mıydı?” başlıklı yazıda : SAADET PARTİSİ Genel Başkanı Konya’ya bir toplantı için geliyor. Ona bir soru yöneltilmeye çalışırken ki yaşanan durumlar… Saadet Partisi Genel Başkanı’nın ve diğer yetkililerin, “Ali Babacan’ın Siyonist odakların adamı ve Bilderberg’in müdavimi olduklarını, Ahmet Davutoğlu’nun da aynı karanlık merkezlerle irtibatlarını biliyor oldukları halde ve Milli Görüş’ü bu tıynetsiz tiplerin peşine takmakla (YENİYOL GRUBU ADI ALTINDA) Erbakan’ın üzerine ve kutlu projelerine beton dökme gayretlileri oldukları bu şekilde de açığa çıkmıştı.
Makalede hatırlatılan şu ayeti kerimeyi bir kere daha buradan hatırlatmayı yararlı buluyorum:
BAKARA SURESİ 14. AYET
“(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.”
(BAK: http://www.mealikerim.com/2/bakara/14 )
İYİ Kİ MİLLİ ÇÖZÜM VAR!..
2013’te kaleme alınan bu satırlar, sanki bugün yazılmış gibi güncelliğini koruyor!
Erbakan Hocamızın en sadık takipçisi olmak ve projelerine gerçek manada bilmek işte tam olarak budur. Zirve ferasetin kaynağı, bu eşsiz sadakatin bir tezahürüdür.
“Kürt Açılımı’nın ilk kez Erbakan Hoca döneminde başlatıldığı” yalanı ve iftirası, ancak bu kadar mükemmel bir şekilde çürütülebilirdi.
Erbakan’a sadakat; maddi mirasına sahip olmakla veya partisinde koltuk sahibi olmak değilmiş! Bilakis; Milli Görüş’ü yozlaştırma ve Erbakan gerçeğinin üzerini ‘betonla kapatma’ operasyonlarına karşı çıkmakla oluyormuş.
YAZI, FETHULLAH ERBAŞ KAYNAKLI “MİLLİ GÖRÜŞ PKK İLE GÖRÜŞTÜ” İFTİRASINA YILLAR ÖNCE VERİLMİŞ CEVAP TEKRARINI DA İÇERİYOR.
Milli Çözüm’ün yine haklı çıktığı, Şevket Kazan detayına dikkat:
“…Oysa Fethullah Erbaş 6.11.2006 tarih ve 622 sayılı Aksiyon dergisindeki Fatih Uğur’la röportajında Kuzey Irak’a Hoca’dan ve parti kurmaylarından habersiz gittiğini açıklamıştı:
Soru: Erbakan’ın tavrı ne oldu bu durumda?
F. Erbaş: “O hadisede Hoca’nın hiçbir şeyi (bilgisi ve haberi) olmadı. Partide yönetici değil, sadece milletvekiliydim. PKK ile görüşme, partinin yıpranmasına sebep olacaktı. Hoca hiç bırakır mı gideyim?”
Soru: Nasıl gittiniz o zaman?
F. Erbaş: “O sırada Doğu bölgesinin sorumlusuydum. Şırnak’ta il başkanı seçimi vardı. Oraya giderken aileler yine geldiler. Valla, dedim, ben Şırnak’a gideceğim, sizinle ilgilenemem. Onlar benden önce gitmişler Şırnak’a. Basın da orada tabii.”
Soru: Bu arada Demirel’le ilginç bir telefon görüşmeniz var. Sonradan sizin için Demirel gönderdi deniyor mesela?
F. Erbaş: “Demirel, Belediye Başkanlığımdan beri beni biliyor. Ama telefonla konuşacak kadar samimiyetimiz yok. Telefonun düğmelerinden birine bastık: ‘Alo efendim.’ Tabii ahize dışarıya ses veriyor. Yanlış basmışız. Demirel, ailelerden bahsediyor. ‘Gözlerinden öperim, ilgilenmişsin. Teşekkür ederim.’ mealinde sözler söylüyor. Havaalanında Milletvekilleri şahit oldu konuşmaya. Hadise gelişince herkes, Erbaş’ı zaten Demirel görevlendirmişti, dedi.”
Soru: Erbakan Hoca ne dedi?
F. Erbaş: “O zaman Mustafa Kalemli Meclis Başkanıydı, bana; ‘Derhal istifa edeceksin’ dedi. ‘Bir Türk parlamenterinin terör örgütüyle temasta olmasını biz kabul edemeyiz. Seninle aynı çatı altında olmak istemeyiz.’ İyi dedim, ses etmedim. Geldik partiye. Doğu Milletvekilleri, batı vekilleri, hepsi bana mesafeli duruyor. Aramızda duvar var sanki. Sadece Şevket Bey (Kazan) gelip beni yukarı çıkardı ve bu zor durumdan kurtardı. Bana: ‘Kimseyle konuşmayacaksın. Beyanat vermeyeceksin. Sen kötü bir şey yapmadın’ dedi. Tabi Adalet Bakanı, moral verince, nefes aldım…”