Farklı Din ve Kökenden, Milyarların Ortak ve Bâtıl Dini:
CAHİLİYE AHLÂKI VE TOPLUM TAPARLIK
Yeryüzünde yaşayanların çoğunluğunu, kendileri farkında olmadıkları halde etkisi altına almış bâtıl bir din vardır. Bu, kendini açıkça tanıtmayan, gizli bir cahiliye ahlâkı ve şeytan kurallarıdır. Adı bile konmamıştır. Fakat insanların hareket ve tavırlarını, düşüncelerini kontrolü altına alır. Pek çok kimse şuurunda dahi olmadan hayatı boyunca bu dinin kurallarını uygulamakta, bu cahili dinin emir ve yasaklarına göre yaşamaktadır. Bu din; Müslümanlık, Hristiyanlık, Musevilik veya Putperestlik ya da Komünistlikten farklıdır. Bu dine uyan kimseler sorulduğunda belki, “Ben Müslümanım” ya da “Ben Hristiyanım” diyebilirler. Bazı kişiler de dinsiz hatta ateist de olabilirler. Fakat her biri, aslında bu cahili dinin ve şeytani sistemin mensuplarıdır.
Bu din, kendisine bağlananlara hedef olarak “saygın adam olma”yı amaçlatır. “Saygın adam olmak”, bu cahili dinin değer yargılarını benimseyip öne çıkarmak, kurallarını, yasaklarını ve davranış biçimlerini uygulamak, karakter özelliklerini üzerinde taşımak anlamındadır. Toplumda kabul görmek, rağbet edilmek, belirli bir yere gelebilmek için saygın adam olmak şarttır. Bu din sonuç olarak “saygın adam olma”nın kurallarıdır. Bu cahili adamlık dini, insanları samimiyetsizliğe, yapmacık ve zorlama tavırlara alıştırır. Bu dine tâbi olan kimseler, çoğunlukla içlerinden geldiği gibi rahat ve doğal davranamazlar. İçinde bulundukları ortama uygun olduğunu düşündükleri davranış biçimlerini, konuşma kalıplarını, yüz ifadelerini kullanır, hemen her durumda rol yaparlar. Buna karşın, kendilerinin son derece doğal ve normal bir yaşam sürdüklerini sanmaktadırlar.
Bu din, sonuçta, kendine karşı bile samimi olamayan, yapmacık, sahte bir kişiliğe sahip insan modelleri çoğaltır. Çünkü içinde bulundukları bâtıl sistemin bir din olduğundan habersiz kalabalıklardır. Tâbi oldukları sistemi, “hayatın gerçek düsturları, değişmez kuralları” olarak görmeyi de bir erdem zannedip durmaktadırlar.
Oysa, İslam’ın temel şartlarından biri samimiyet ve doğallıktır. Bir insanın İslam’ı yaşaması ve dolayısıyla gerçek mutluluk ve kurtuluşa ulaşması, ancak Allah’a, kendine ve diğer insanlara karşı son derece samimi olmasıyla mümkün olacaktır. Çünkü iman, ancak samimiyet zemini üzerine kurulacaktır. Cahili adamlık dininin etkisinden kurtulmak içinse, öncelikle bu bâtıl ve bozuk dini teşhis ve tarif etmek lazımdır.
Hak Dine Karşı; “Cahili Adamlık Dini” Sapkınlığı!
Kur’an’da inkâr edenlerin de bozuk ve bâtıl bir dinin mensubu oldukları gerçeği çeşitli ayetlerde vurgulanır. Örneğin Firavun, Hz. Musa hakkında kavmini şöyle uyarmıştır:
“Firavun: ‘Bırakın beni, Musa’yı öldüreyim (diye ele geçireyim) de o (gitsin) Rabbine yalvarıp-yakarıversin (bakalım kendisini kurtarabilecek mi?) Çünkü ben, (onun) sizin dininizi (mevcut hayat sisteminizi) değiştirmesinden, ya da yeryüzünü (ülkemizi) fesada vermesinden korkuyorum’ diyerek (halkı kışkırtıvermişti).” (Mü’min: 26)
Buraya kadar da anlaşılacağı gibi her insanın bir dini vardır. Allah’ın dinine uymayanlar, hatta kendini ateist veya komünist olarak tanıtanlar bile, gerçekte “dinsiz” olmayıp, sadece bâtıl bir dinin mensubudurlar. Bu dinlerin bir kısmı, günümüzde “din” olarak tanımlanmıyor olabilir. Ancak Kur’an’da belirtildiği gibi hepsi de bozuk ve bâtıl birer dindirler. Örneğin Marksizm de bir anlamda bâtıl bir dindir. Çünkü bu ideoloji, bir kısım insanların “gittikleri yol”dur. Marksistler, Marx’ın ürettiği düşünce sistemini benimsemiş, onun düşünce yöntemini kabul etmişlerdir. Dünyayı onun koyduğu kıstaslara göre değerlendirirler. Nasıl var olduklarını ve ölümün ne olduğunu da Marx’ın (ve Engels’in) bilim dışı mantıklarına dayanarak açıklarlar. Kısacası Marksizm’e inanmışlardır ve hayatlarını da ona göre yönlendirir, olayları ona göre değerlendirirler.
Marksizm sadece bir örnektir. Ona benzer yüzlerce farklı din (yani felsefe, düşünce sistemi vs.) sayılabilir. Marksizm’e tamamen zıt olan ideolojiler de birer dindir. Tabii tüm bu dinler, “bâtıl” dinlerdir ve temelde insanları Allah’ın yolundan saptırmak amacıyla üretilmişlerdir.
Burada vurgulanması gereken asıl önemli nokta şudur: Dünya üzerinde, ideolojisi, felsefesi, dünya görüşü ne olursa olsun ya da isterse hiç olmasın, Hak dinden uzaklaşmış kişilerin istisnasız tâbi oldukları tek bir ortak bâtıl din vardır. Bu din de girişte ifade ettiğimiz ve ana hatlarını belirttiğimiz “adamlık dini”dir. Ve şeytanın, insanları Hak dinden saptırma ve uzaklaştırma çabasında kullandığı en sinsi ve en etkili silahlarından biridir.
Cahiliye mantığına göre “Adam olmak”, Müslüman olmanın, Allah’a inanmanın, güzel ahlâklı olmanın, hatta insan olmanın dışında apayrı bir kavramdır. Allah’ın Kur’an’da tarif ettiği ve Resulüllah’ın bize öğrettiği tavır ve ahlâkın bu dinde kesinlikle yeri bulunmamaktadır. Zaten adamlık dini, Kur’an ahlâkının gerçek anlamda yaşanmadığı ortamlarda doğmakta ve uygulanmaktadır. Genelde toplumda hayranlık beslenen, özenilen, üstün görülen kişiler adamlık dinini çok iyi öğrenmiş ve bu bâtıl sistemi bütün kurallarıyla uygulayan insanlardır.
Burada, Kur’an’da tavsiye edilen temel ahlâk prensiplerini ve adamlık dininin bunlara tamamen ters olan çürük mantığını vurgulamakta yarar vardır. Kur’an’da tüm insanların Allah’a karşı sorumlu olduğu vurgulanır. Buna göre, insan yalnızca Allah’ı razı etmekle yükümlüdür ve başka insanların takdiri ya da beğenisi peşinde koşmamalıdır. Kur’an ahlâkını yaşayan bir mü’min; “Allah, kuluna (özellikle Kendi yolunda olanlara) kâfi değil midir? (Ey Resulüm!) Seni (ve ümmetini) Allah’tan başkalarıyla (canlı ve cansız putlarla ve süper güç ordularıyla) korkutuyorlar…” (Zümer: 36), “… yol gösterici ve yardımcı olarak Rabbin yeterlidir.” (Furkan: 31) ayetlerine göre düşünür ve yaşar. Tüm hayatı Rabbimizi hoşnut edebilme amacına odaklıdır.
“(İşte bu nimet ve faziletlere erişecek mü’minler) Adaklarını (ve her türlü anlaşmalarını) yerine getirenler ve şerri yaygın olan bir günden korkup (kötülükten çekinenlerdir). Kendileri, ona duydukları sevgiye (ihtiyaç ve ilgiye) rağmen yiyeceklerini yoksula, yetime ve esire yedirenler (onların ihtiyaçlarını giderenlerdir. Samimi ve seviyeli mü’minler, iyilik ettikleri kimselere:) ‘Biz sizin (midenizi, beyninizi ve kalbinizi) sadece ve yalnız Allah’ın vechi (Cemâline ve rızasına erişmek) için doyuruyoruz. Sizden (bu iyilik ve ilgimiz sebebiyle) bir karşılık da, (hatta) bir teşekkür bile istemiyoruz. (Gayemiz Rabbimiz ve ahirettir’ diyenlerdir.) ‘Çünkü Biz, (herkesin kendi başının çaresine bakacağı ve korkudan dehşete kapılacağı) o asık suratlı zorlu bir gün (ahiret ve hesap) nedeniyle Rabbimizden korkan (kimseleriz).’” (İnsan: 7-10) gibi ayetlerden de anlaşıldığı üzere, mü’minlerin diğer insanlardan medet umma, onlardan karşılık bekleme gibi bir tavırları yoktur. Bu, mü’mine çok güçlü ve sağlam bir karakter kazandırır. Mü’min her ortamda, herkesin karşısında doğru olanı, yani Allah’ın emirlerini uygulayandır. Ne kimseden takdir bekler ne de kimseden çekinip korkmaktadır. Yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu aramaktadır. Nitekim Allah Kur’an’da, mü’minleri “…Allah yolunda cihad edip (çaba harcayan) ve (gerçekleri savunmak hususunda hiçbir) kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk (ve ekip)…” (Maide: 54) olarak tanımlamaktadır.
Çünkü mü’min, kendisine isabet eden her türlü nimet (bu mülk, iktidar, makam vs. olabilir) ya da sıkıntının (insanlar tarafından kınanmak, saldırıya uğramak, sürülmek, yoksul kalmak, hapsedilmek vs. olabilir) Allah’tan geldiğinin ve tüm bunların kendisini eğitmek ve denemek için yaratılmış birer “imtihan” olduğunun farkındadır.
Buna karşılık adamlık dini, Allah’ı gereği gibi takdir edip tanımayan, Allah’ın hoşnutluğu yerine insanların hoşnutluğunu arayan, ahiret yaşamı yerine dünyadan medet uman insanların dinidir. Bu şeytani dinde, insanlar birbirlerine yaranma yarışındadır. Diğer insanları hoşnut kılmak, diğer insanların beğenisini kazanmak, toplumda “statü” sahibi olmak, hayatın belki de en önemli amacıdır.
Bundan dolayı da, mü’min tavrının tam aksine, adamlık dininin mensupları olaylar ve insanlara göre değişen bir tavır ve karaktere sahip olurlar. Bir başka deyişle, adamlık dini bir “ayar-uyar” dini olmaktadır. Yerine, zamanına, kişisine, olayına göre tavır, bakış ve ses ayarları lazımdır. Samimiyet ve doğallık bu bâtıl dinde yeri olmayan kavramlardır. Bu sapkın inanca göre toplumda her cinsin, yaşın, olayın adamı içinde bulunduğu duruma, sahip olduğu “statü”ye göre farklı tavırlar göstermelidir.
Cahili Adamlık Dinindeki Ortak Psikoloji ve Davranış Kuralları
Adamlık dininin yaşam felsefesi ve kuralları, Kur’an ahlâkının tamamen tersi olan bir inanıştan kaynaklanır. Bu inanış; kişinin tüm yaşantısına hâkim olan, toplumda da doğal ve geçerli sayılan bir yaklaşımdır. Kur’an’ın pek çok yerinde kötü ahlâk modeli olarak tarif edilen tavır ve hareketler, adamlık dinini yaşayanlar tarafından meziyet olarak algılanıp uygulanır.
Bu din, kuralcılığın hâkim olduğu bir hayat tarzıdır. Toplum, büyük kısmı atalarından miras kalmış birtakım kurallara sahiptir. Bu kurallar ise, “…Gerçekten biz, atalarımızı (hangi) ümmet (din) üzerinde bulduk ise, doğrusu biz de, (şimdi) onların izlerine (eserlerine) uymuş kimseleriz…” (Zuhruf: 23) diyen inkârcı toplumlara benzer şekilde, adeta İlahi bir hüküm gibi korunmaktadır.
1- Yapmacık Tavır ve Davranışları
İslam dinindeki samimiyet, doğallık ve içtenlik yerine adamlık dininde, samimiyetten tamamen uzak, her biri özel olarak ayarlanan ve zaman içinde kişinin karakterinin bir parçası halini alan suni tavırlar ve cahili davranışlar vardır.
Mesaj Verme Çabaları
Adamlık dininde, duyguların çoğu zaman konuşma yoluyla değil de, bakış ve tavırlarla ifade edilmesi esastır. Bunun sebebi, kişinin hissettiği birçok duyguyu açıkça belli etmeyi gururuna yedirememesidir. Bu yüzden duygularını ima yollu tavır ve davranışlarla belli eder. Avami lisanda “trip atma” şeklinde ifade edilen bu davranış bozuklukları, adamlık dini insanının temel kişilik yapısını oluşturur. Kızma, bozulma, kıskanma, özenme, hayranlık gibi hisler kimi zaman böyle dolaylı şekillerde dışa vurulur.
Sinirlenince kapıları çarparak kapatma, kızdığını belli edecek bakışlar atma, hiç cevap vermeden yoluna devam etme, sinirlendiğini belli etmek için ses tonunu mümkün olduğunca kısık tutarak konuşma adamlık dini insanının dışavurum tavırlarından bazılarıdır. Genelde açık ve samimi bir üslup yerine ima yollu anlatımlar tercih edilir.
Üstünlük Gösterisi ve Aşağılama Tavrı
Adamlık dininin mensupları, gün içinde sürekli olarak birbirlerine karşı üstünlük elde etmeye çalışır, ellerinden geldiğince karşı tarafı ezmeye uğraşırlar. Çünkü ancak karşı tarafı ezdikleri takdirde yükseleceklerini sanırlar.
Sinirli ve aksi görünme, çok meşgul olduğu ve kimseye tahammül edemediği izlenimi verme gibi tavırlar, genellikle işyeri sahibi veya üst makamdaki kişiler tarafından kendi altlarında çalışanlara karşı gösterilir. Karşı tarafı adam yerine koymadığını belli eden tavırlar göstermek de adamlık dininde makbul sayılan davranış biçimlerindendir. Toplum içinde konuşurken yalnızca belli kişileri muhatap alarak onlara bakarak konuşmak, belli kişileri adeta o ortamda yok saymak adamlık dininin aşağılama tavırlarındandır. Karşısındaki ile ilgisi olduğunu bildiği bir konuyu sırf onu muhatap almıyor görünmek için ona bakmadan yanındakilere anlatmak da sık sık yapılan hareketlerdendir.
İlgi Çekmeye Uğraşmak
Toplu ortamlarda insanların ilgisini çekebilmek, varlığını hissettirmek, kendini kanıtlamak maksadıyla başvurulan yapmacık tavır ve davranışların en belirginlerini şöyle sıralayabiliriz:
Bulunduğu ortama aykırı tavır ve davranışlarla farklı görünmeye, kendine özel bir hava vermeye çalışmak, neşeli samimi bir ortamda ciddi ve ağır takılmak, az konuşmak ya da ciddi, konsantre olunması gereken bir ortamda laubali hareketler yapmak… Olaylara normalden fazla tepkiler vererek veya aşırı tepkisiz davranarak ilgi çekmeye çalışmak… İçinde fırtınalar koptuğu halde bir olayı son derece olgun karşılamış gibi davranmak… Ani tavır değişiklikleri göstermek, gülerken birden anlamsız bir şekilde ciddileşmek veya sakinken aniden taşkın hareketler yapmaya başlamak, ani kahkahalar atmak… Normal konuşurken bir anda abartılı bir üsluba geçmek, örneğin ses tonunu yükseltmek ya da aşırı kısık bir sesle konuşmaya başlamak…
2- Konuşma Bozuklukları
Konuşma; insanların fikir, düşünce ve duygularını, istek ve arzularını dış dünyaya aktarmalarına, birbirleri arasında geniş çaplı iletişim kurmalarına yardımcı olur. Oysa adamlık dininde konuşma, bu temel amaçlarının dışına taşarak adamlık dini insanının çarpık psikolojisinin bir dışa vurum aracı haline gelmiştir. Adamlık dini insanının bütün kompleksleri, kişilik bozuklukları, psikolojik problemleri, ruhsal sapmaları konuşması sırasında ortaya dökülür.
Yapmacık ve Samimiyetsiz Konuşmalar
Adamlık dini bir “kalıplar” dinidir. İnsan bu kalıpları benimsediği ve uyguladığı müddetçe toplum içinde benimsenir ve rağbet görür. İnsan ilişkilerinde çok önemli bir yer tutan konuşmanın da bu bâtıl dinde kendine özgü sayısız kalıpları vardır. Adamlık dininde konuşmalar ortam ve duruma göre bu kalıplardan uygun olanlarının seçilip ardı ardına getirilmesiyle oluşur. Kişinin sarf ettiği sözleri gerçekten hissedip hissetmediği hiç önemli değildir. Adamlık dini insanı, hissettikleri dışa vurduklarından farklı olduğu için -diğer bir deyimle içi dışı bir olmadığı için- bir anlamda “ikiyüzlü”lüğün tarifi içine girer. Normal bir insan için ikiyüzlülük her ne kadar utanılacak bir durum olsa da adamlık dinini yaşayan bir kişi utanılacak bir duruma düştüğünün farkında değildir.
Kişi adamlık dininde, nefret ettiği halde seviyor görünmeyi, sevdiği halde ilgisiz görünmeyi, umursamadığı halde saygı göstermeyi, üzülmediği halde üzülmüş gibi, sevinmediği halde sevinmiş gibi davranmayı, içinden gelmediği halde gülüp kahkaha atmayı ya da ağlamayı, hiç etkilenmediği halde çok şaşırmış görünmeyi öğrenir. Şartların gerektirdiğine göre de bu öğrendiklerini uygular.
Boş ve Amaçsız Konuşmalar
Adamlık dininin konuşmalarındaki en belirgin özellik, konuşmaların boş ve amaçsız olmasıdır. Halkın %90’dan fazla bir kesiminde, “laf olsun diye, konuşmak olsun diye konuşmak” adeta istemsiz bir davranış haline gelmiştir. Sonuca götürmeyecek, kalıplaşmış beylik konular bu boş konuşmaların temelini teşkil eder. Bu tür konuşmaların konu içeriği çok geniştir. Halk arasında, avami lisanla, “geyik muhabbeti” olarak da tanımlanan bu konuşmalar adamlık dini insanının gündelik yaşamında önemli bir yer işgal eder. Konuşmaların fazla değişmeyen klasik açılışları vardır: “Dünyanın hiçbir yerinde yok…”, “Avrupalı bunu yapmaz…”, “24 saatte…” diye başlayan konuşmalar, “beni başa getirecekler…”, “biz adam olmayız…”, “onların hepsi benim yanımda yetişti…” şeklindeki konuşmalar uzar, genişler, konudan konuya atlanır. Bilinen veya bilinmeyen her türlü konuda fikir beyan etmeye yönelik konuşmalar da en çok rağbet görenlerdendir. Hiçbir sonuca bağlanamayan, bağlansa da hiçbir fayda getirmeyen bu tip konuşmalar genelde karşı tarafa fikir, düşünce, yorum sahibi olduğunu hissettirme kompleksinden kaynaklanır.
Çözümsüz ve Hikmetsiz Konuşmalar
Adamlık dininde gerçekten konuşulup halledilmesi gereken konular bile karmaşa ve çözümsüzlüğe sürüklenir. Çok kısa sürede çözülebilecek meseleler saatlerce uzatılır. Konuşmalar karşılıklı iddialaşma, inatlaşma ve kişilik gösterisine dönüşür. İş toplantıları, arkadaş toplantıları, apartman toplantıları hep bu tür görüntülere sahne olur. Hikmetsizlik, konuşmaların her anına işler. Konuları özlü, hikmetli, akılcı bir biçimde dile getirmek mümkün değildir. Çünkü hikmet ancak, Allah’ın dileyip seçtiği kullarına verdiği bir üstünlüktür.
Düşüncesiz ve Dengesiz Konuşmalar
Patavatsızlık, düşüncesiz konuşma şekillerinden biridir. Yanlış anlaşılmaya müsait sözler sarf etmek, lafın ucunun nereye varacağını hesaplayamamak, konuşurken çeşitli potlar kırmak bu sınıfa girer. Çoğu zaman kasıtlı bir aşağılama ya da alay etme amacı olmadığı halde bilinçsizce sarf edilen sözlerle insanları rencide etmek adamlık dini insanına mahsus bir davranıştır. Toplu ortamlarda, orada bulunan kimselerin çeşitli maddi veya fiziksel kusur, eksiklik ya da özürlerini dikkate almadan, gerek de olmadığı halde, bu konuları gündeme getirmek o kişiler için taciz edici olabilir. Örneğin saçları dökük ya da boyu kısa veya maddi durumu kötü olan bir insanın yanında bu özellikleriyle ilgili yersiz konular açmayı, küçük düşürücü espriler yapmayı adamlık saymaktadır.
3- Cahiliye Dininde Arkadaş Seçme Kriter ve Kuralları
İslam dininde dost seçerken de tek ölçü o kişinin ahlâkıdır. Adamlık dininde ise arkadaş seçme ölçüsü yine çok farklıdır. Her kültürün kendisine has birtakım kuralları vardır. Örneğin “entel” çevreden olan bir kişi kendisine arkadaş seçerken mutlaka kendi kültürüne uygun biri olmasına özen gösterir. Bunun için de önce dış görünüşüne bakar. Temiz, düzgün, ütülü, klasik giyimli biri yerine serkeş giyimli, boynuna fular bağlayan, ayağında kalın büyük botlar olan, temizliğine özen göstermemiş, gümüş takılı, keçi sakallı veya mor ojeli biriyle arkadaşlık kurmayı tercih eder. Çünkü adamlık dininde genellikle bu görünümün yansıttığı belirli bir kültür vardır. Dünyayı umursamayan, ahlâki değerlere önem vermeyen, insanlara değer vermeyen, kimsenin kendisine karışamayacağını ve kimseye karşı sorumlu olmadığını düşünen bâtıl bir hayat görüşüdür bu.
Bir de dostluk ölçüsünü karşısındakinin sadece maddi durumuna bakarak belirleyen çevreler vardır. Bu adamlık dini çevrelerinde; karşıdaki kişinin konuşulacak, fikri alınacak, arkadaşlık kurulacak bir insan olup olmadığını anlamak için önce kıyafetlerini fiyatlarına göre teker teker değerlendirmek gerekir. Ceketinin, ayakkabılarının, çantasının, parfümünün, kol saatinin, gömleğinin hatta çoraplarının bile markası son derece önemlidir. Kıyafetlerden sonra eğer görülebilecek bir yerdeyse arabası olup olmadığını öğrenmek, eğer arabası varsa markasını öğrenebilmek önemli olur. Bunlar ilk adım için gereken koşullardır. İkinci adımda ise bu kişinin ailesiyle ilgili bilgi edinmek gerekir.
Bu nedenle cahiliye toplumunda genellikle farklı sosyal sınıflardan gelmiş, maddi durumları birbirine benzemeyen insanlardan oluşan bir arkadaş grubu görmeniz mümkün olmaz. Zenginler mutlaka zenginlerle, orta halliler orta halli insanlarla, kültürlüler kültürlülerle, fakir olanlar ise kendilerine benzer insanlarla dostluk kurarlar.
Oysa Kur’an ahlâkına göre dostluk ve arkadaşlığın tek ölçüsü vardır; kişinin samimiyeti, güzel ahlâkı, Allah sevgisi ve korkusu. Mü’minler arasında kimin mal varlığının ne kadar olduğunun, kimin hangi okuldan mezun olduğunun, kimin hangi meslekte olduğunun, kimin hangi semtte oturduğunun hiçbir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü mü’minlerin dostluğu, bu dünyevi değerlerin hiçbir öneminin olmadığı, asıl yurt olan ahirete göre ayarlıdır. Bir mü’minin diğer mü’mine olan sevgisinin ve şefkatinin asıl kaynağı ise, Allah’ın o mü’mindeki tecellisi, coşkulu bir Allah sevgisi ve içli bir Allah korkusudur.
4- Fırsatçılık ve Çıkarcılık
Kur’an’ı yol gösterici olarak kabul eden bir insanın en belirgin özelliklerinden biri, son derece fedakâr oluşudur. Çünkü böyle bir kişi tüm mülkün Allah’a ait olduğunu ve O’nun rızasını aramak için kendisine emanet olarak verildiğini, dolayısıyla Rabbimizin gösterdiği şekilde hayır yolunda harcaması (infak etmesi) gerektiğini bilir. Bu harcama, yani infak, İslam’ın en temel ibadetlerinden biridir.
Mü’minlerin, sahip oldukları malları ellerinden geldiği ölçüde infak etmeleri, yani Allah’ın Kur’an’da saydığı kimselere “… (Zaruri ihtiyaçlarını karşılayamayan) Fakirler, (iş bulamayan ve engelleri sebebiyle çalışma yeteneği bulunmayan) düşkünler, (ortak bütçeden verilmek üzere kamu hizmeti) işinde görevli kimseler, (örtülü ödenek bütçesinden) kalpleri (İslamiyet’e ve devlete) ısındırılmak istenenler, köleler (hapisten ve esaretten kurtulmak isteyenler), borcunu ödeyemeyenler, Allah yolunda (cihad edenler, savunma giderleri) ve yolculukta (muhtaç düşmüşler) için…” (Tevbe: 60) vermeleri gerekir. Allah’ın rızası için yapılacak olan bu ibadet, mü’minler için büyük zevk, neşe ve huzur kaynağıdır. Kur’an’da farklı ayetlerde bu ibadetin önemi vurgulanır.
İnsanları Kontrol Altına Alma ve Kendine Bağlama Psikolojisi ve Yansımaları
Cahili adamlık dininde ayakta kalabilmek, hayatını sürdürebilmek için dışarıya karşı kendini olduğundan daha farklı göstermek, ne kadar önemli ve gerekliyse, karşı tarafı kendi istediği şekle sokmak, onu kontrolü ve hâkimiyeti altına almak, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek de aynı derecede önemlidir. Buna kısaca “adam bağlamak” adı verilir. Adam bağlamanın kendine göre teknik ve taktikleri vardır ve adamlık dininde öne geçmenin yollarından biri de adam bağlama sanatındaki ustalıktan geçer. Adam bağlama, adamlık dininde o derece önemli bir konudur ki, özel olarak sırf bu konuda akıl veren pek çok kitap yazılmıştır.
5- Yancılık
Cahili adamlık dininin ortaya çıkardığı çirkin insan karakterlerinden biri de yancı karakteridir. Yancıların en belirgin özelliği, aslında zengin olmadıkları halde zengin gibi yaşamaları, satın alacak güçleri olmadığı halde pahalı kıyafetler giymeleri, iyi evlerde oturmaları, aileleri ekonomik olarak zor durumda olduğu halde kendilerinin zengin bir çevrede yaşamalarıdır. Yancılar bu olanaklara, kendilerine hedef seçtikleri bir insanın “sırtından geçinerek” sahip olurlar. Kendilerine dost edindikleri bu insanın parasından, çevresinden, olanaklarından, evinden, arabasından ve sahip olduğu her türlü imkândan faydalanarak hayatlarını sürdürürler. Bunun karşılığında ise yancılığını yaptıkları insanın her türlü ayak işini yapma, onu övme, nefsini tatmin etme, kendisine olan güvenini sağlama gibi görevleri vardır.
Eğer çevrenize dikkatlice bakarsanız toplum içinde hemen her zengin veya ünlü kişinin yanında bir tane yancıya rastlanacaktır. Aslında her ikisi de aynı tarz giyinmelerine, aynı üslupla konuşmalarına rağmen hangisinin yancı, hangisinin yancılık yapılan kişi olduğu hemen anlaşılacaktır. Çünkü yancılar genellikle aşağılanan, azarlanan, hizmet eden, karşı tarafı sürekli öven, konuşmalarını tasdikleyen, isteklerini yerine getiren, ilgilenen, üstüne düşen kişiler olmaktadır. Diğeri ise övülen, istekleri yerine getirilen, sözleri tasdik edilen ve aşağılayan taraftır.
Yancının en büyük görevi yanındakini eğlendirmek, neşelendirmek, kendine olan güvenini ayakta tutmaktır. Kendisini çirkin hissettiği zamanlarda onu güzel olduğuna inandırmak, morali bozuk olduğunda dengesini sağlamak, espri yaptığında gülmek, dertlerini dinlemek, ona çözümler üretmek veya kimsenin saygı duymadığı bu insana saygı göstererek onu tatmin etmeye çalışmaktır!
6- Adamlık Dininde Kavgacı Tavırlar
Cahili “Adam olmanın” gereklerinden biri de kavgacı bir karaktere sahip olmaktır. Çünkü kavgada yenen taraf olmak adamlık dininde çok önemli bir itibar meselesi sanılır. Adamlık dinine göre galip taraf olmak aklın, gücün veya karakterin üstünlüğüne alâmet sayılmaktadır. Yenilen taraf olmak ise zayıflık alâmetidir. Bu nedenle insanlar herhangi fiziksel bir kavga ya da tartışma ortamında haksız da olsalar mutlaka üstün gelmek için ellerinden geleni yaparlar. Kavganın bir diğer önemi ise şahsiyet belirtisi olarak kabul edilmesidir. Bir insan eğer hoşuna gitmeyen bir durumda karşısındakine tavır alabiliyorsa adamlık dinine göre bu, onun güçlü bir karaktere sahip olduğunu gösterir. Dolayısıyla dini yaşamayan insanlar arasında sık sık kavga sahnelerine rastlamak mümkündür.
7- Kof Delikanlı Ruhu Taşımak!
Cahili adamlık dininin erkekleri arasında yaygın olan ortak bir kişilik yapısı vardır: “Delikanlılık”.
Erkeklerde ergenlik çağıyla başlayan ve genellikle orta yaş sınırlarına kadar devam eden delikanlılık ruhu kişinin tavır ve davranışlarını büyük ölçüde etkiler. Temel vasfını “delikanlılık” olarak tanımlayan bu kitlenin ortak tavır ve davranış biçimleri vardır.
Kendine göre çeşitli prensipleri olan bu kişilik yapısının ileri safhalarında olayın bir felsefe ve ahlâk sistemi haline geldiği görülür. Kendine göre sözde doğruları, yanlışları ve erdemleri olan bir delikanlı karakteri vardır. Bu sisteme göre arkadaşının, komşunun, mahallenin kızlarına bakmak büyük ahlâksızlıktır. Fakat tanımadığı birine yapıldığında bu hareket çapkınlık, delikanlılıktır. Yakınlarının, mahallenin kadınlarına ve kızlarına karşı da göstermelik bir koruma ve kollama mantığı vardır. Lafa gelince, doğruluk, dürüstlük ya da kendi tanımlarıyla “harbilik” delikanlılığın değişmez düsturudur, ama yolunu bulur, kalıbına uydurulursa her türlü sahtekârlığı yapmak uyanıklık olarak takdir görür.
8- Yanlış Saygı Anlayışı
Adamlık dininin sahip olduğu yanlış saygı anlayışına geçmeden önce, Kur’an’da bildirilen saygı anlayışına bakmak gerekir. Kur’an’da bildirildiği gibi, bir mü’min, öncelikle Allah’a karşı büyük bir saygı içindedir.
Âl-i İmrân Suresi’nin, 199. ayetinde, “… Allah’a derin saygı gösterenler olarak inananlar”dan söz edilir. Enbiya Suresi’nin, 90. ayetinde ise Peygamberlerden söz edilirken, “…Gerçekten onlar (bütün peygamberler) hayırlarda yarışırlardı, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak Bize dua ederlerdi. Bize derin ve gönülden saygı gösterirlerdi.” denir. Mü’minun Suresi 57. ayetinde de yine mü’minler için “Rablerine olan haşyetlerinden dolayı saygıyla korkanlar” ifadesi kullanılır. Saygı, başka ayetlerde de Allah’a duyulan içli korkunun (haşyet) bir parçası olarak kullanılmaktadır.
Dolayısıyla mü’minin sahip olduğu saygı hissinin kaynağı, Allah’a duyduğu saygıdır. Diğer insanlara göstereceği saygı da, bu asıl saygının bir yansımasıdır. Mü’min, Allah’a saygı duyduğu için, O’na itaat eden, O’nun rızasını kazanmaya çalışan diğer insanlara, yani tüm mü’minlere de saygı duyar. Saygıya layık olmayanlara, yani Allah’a isyan eden, O’nun rızasına aykırı hareket eden, Allah’ı tanımayan inkârcılara ise kalben saygı duymaz. Bu insanlara da nezaketle ve güzel sözle davranır, ancak içten bir saygı duyması mümkün olmaz.
Ancak elbette, adamlık dinindeki saygı anlayışı Kur’an’da tarif edilen bu gerçek saygı kavramından tamamen uzaktır. Mü’minlerdeki saygı, daha önce de belirttiğimiz gibi, temeli Allah’a olan saygıdan kaynaklanan içten ve samimi bir duygudur. Adamlık dininde ise, yüzeysel, belli kalıplara oturtulmuş, tamamen şekilci ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan riyakâr davranış biçimleri olarak kendisini gösterir.
Adamlık dinine göre “saygı” göstermek, yerine göre nazik davranmak ve çeşitli ortamlara göre kurallaştırılmış söz ve hareket kalıplarını suni bir tarzda uygulamaktır. Saygı; kişinin toplumda bir yer edinmesine yardımcı olan, ortamına ve kişisine göre şekli, süresi değişen ve katlanılması gerektiğine inanılan bir tavır farklılığı olarak ortaya çıkmaktadır!
Adamlık Dininde “Liseli” Anlayışı ve “Üniversiteli” Havası!
Okumak, yararlı ve başarılı bir meslek sahibi olmak elbette doğru ve değerli bir çabadır; ama kutsal bir amaç değil, toplumsal bir araçtır. Yüce Yaratıcı’nın rızasını ve halkın hatırını amaçlamayan tüm çabalar, nefsani ve şeytani sonuçlar doğuracaktır.
Cahili adamlık dininin en belirgin özelliklerinden biri olan makam ve mevki hırsı -ki Kur’an’da dünya hayatı için “kendi aranızda bir övünmedir…” (Hadid: 20) diye bildirilmiştir- ilk olarak lise döneminde güçlü bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Bu dönemde öğrenciler arasında bir rekabet ortamı oluşmaktadır. Derste ve not almada rekabeti öğrenen kişi bunu ileriki hayatında karşısına çıkacak konularda da uygulamaya başlayacaktır. Rakip olunan konularda birbirini ezmek son derece normal karşılanır, ancak aynı kişilerle ortak menfaatler söz konusu olduğunda birbirini kollamak da aynı şekilde doğal sayılır. Örneğin okul dışındaki ortama karşı ortak bir birlik ruhu oluşur, fakat sınıflar arasında veya sınıftaki gruplar arasında amansız bir rekabet yaşanır.
Adamlık dininin, insanları menfaatlere göre sınıflandırma alışkanlığı da lise döneminde olgunlaşır. Liselerde en çok göze çarpan manzara, ortak menfaat gruplarıdır. Bunlar genelde aynı gelir seviyesine mensup aile çocuklarının veya aynı sosyo-kültürel çevrelerden gelen öğrencilerin veya çalışkan olanların ya da avami deyimle “fırlama” olanların bir araya gelmesiyle oluşan gruplardır. Sınıfın tamamıyla ancak diğer sınıflara veya hocalara karşı birleşmeye rastlanır.
Cahili adamlık dininde makbul olan tavırlar, Kur’an’da gösterilen güzel ahlâk örnekleri (tevazu, dürüstlük, Allah’a teslimiyet gibi) değil, fırsatçılık, “bitirimlik”, kibir gibi ahlâk bozukluklarıdır. Bu çarpık mantık da ilk olarak lise döneminde gelişmeye başlamaktadır. Liselerde, genelde popüler olan, takdir gören kişi, zenginliği, güzelliği ya da “fırlamalığı”yla öne çıkanlardır. Bu kişilerin yürüyüşleri, giyim tarzları, konuşma üslupları, el hareketleri bütün okulda moda olur ve taklide çalışılır. Her dönemde liselerin kendine has yürüyüş, gülüş, kıyafet stilleri vardır. Umursamaz bir hava, küstah ve etrafı önemsemeyen bir yüz ifadesi, tek omuzda çanta, sallanarak ağır ve umursuz bir yürüyüş klasik tavırlardır. Yüksek sesle kahkaha atma ve küfürlü konuşma da bir karakter göstergesi sanılır. Arkadaş gruplarında konuşulan konular da genelde aynıdır. Kızlar; beğendikleri kişilerden, giyimden ve makyajdan bahsederken; erkekler arasında, kızlar, kıyafet, maç, hocalar ve dersler konuşulan konuları oluşturmaktadır.
Bu ortamda; kötü ahlâk özellikleri güzel görülmeye başlanırken, iyi özellikler de kötülenmeye başlanır. Tevazu, kalenderlik, dürüstlük gibi tavırlar itici gelmeye başlar. Çalışkanlık da sadece okul içi ilişkide anlamlıdır. Okulda not alma, ders çalıştırma gibi sebepler bazı çalışkan ama asosyal tiplerle arkadaş olma zorunluluğu doğurmaktadır. Arkadaş seçiminde kendisini en çok eğlendirecek kişiyi bulmaya çalışılır.
Karşıt cinsler arasındaki ilişkiler, birbirinden istifade etmeye dayalıdır. Erkekler, samimi olma bahanesiyle sürekli, kızlara el şakaları yaparlar. Kendi arkadaş çevreleri içinde en itibar kazandıracak kızlarla görülmek için fırsat kollanır. Kızlar için de sınıfın en zengini, en yakışıklısı ile “çıkmak”, arkadaşları içinde ayrı bir övünç kaynağı olacaktır. Kızlarla erkeklerin oluşturduğu grubun içinde eş değiştirmelere de rastlanır. Birbirlerinden sıkıldıkları zaman ayrılıp diğerinin eski arkadaşıyla “çıkmaya” başlanır. Ayrıldığının arkasından da çoğunlukla kötü konuşulmaktadır.
Adamlık dininin en önemli vasıflarından biri olan insanların rızasını arama da, yine lise yıllarında yoğunlaşır. Öğrencilerde kendini ispat etme çabası yaygındır. Öğrenciler, sürekli olarak, hocalarına, arkadaşlarına, ailelerine, kendilerini beğendirmeye çalışırlar. Bunların hepsini ayrı ayrı hoşnut etmeleri gerektiği için çok çeşitli karakterlere bürünürler. Bu nedenle oldukça çarpık bir şahsiyet gelişir, adamlık dininin kişiye ve ortama göre karakter değiştirme özelliği bu dönemde kazanılır. Kişinin karakterini belirlemede kendi iradesi değil çevresinin ondan beklediği yapı geçerlidir. Herkes ve her yerden ayrı bir talep geldiği için; itidalsiz, istikrarsız bir ahlâk geliştirir. Bu, kuşkusuz; yalnızca Allah’a kulluk eden, yalnızca O’nun rızasını arayan, yalnızca O’nu hoşnut etmeye çalışan ve bu nedenle de son derece sağlam ve istikrarlı bir karaktere sahip olan mü’min ahlâkının tam zıddıdır.
Öğrencilerin kendi aralarındaki farklı tiplemelere cahili adamlık dininin çeşitli versiyonlarında rastlanılır. Bunlar, yine öğrencilerin kendi aralarında taktıkları şu isimler altında sıralanır:
“Fırlama” Tip: Bunların en büyük özellikleri her şeye karşı umursuz ve cesur “takılmaları”dır. Her konuşma, olay ve ortamda aykırı olmalarıyla tanınırlar. Hocalara kafa tutar, sürekli herkesle alay eder, kendilerine aşırı güvenir, sürekli espri yaparlar. Bu tipler, aslında genelde duygusal ve ezik olurlar, bu ezikliklerini sivri ve uç hareketlerle kapatmaya çalışırlar. Dışarıya duygusallıklarını asla belli etmezler, kaba konuşmalar yapar ve duygusuz gibi görünmeye çalışırlar. Sınıfın kendilerinden beklediği tavrı göstermeleri gerektiği için asla korktuklarını ve üzüldüklerini belli etmezler. Genelde partilere, davetlere bu tipler mutlaka davet edilirler, çünkü bunlar herkesin gülmesini, eğlenmesini sağlayan tiplerdir.
“Bunalım” Tip: Sürekli sıkıntılı, hiçbir ortama uyum sağlayamayan, karamsar tiplerdir. Sürekli olarak her şeyden şikâyet eden bir yapıları vardır. Hiçbir şeyi beğenmez ve herkese bir kusur bulurlar. İçlerine kapalı ve düşüncelerini açığa vurmayan bu kişilerin genelde arkadaş çevreleri pek yoktur. Eğlendirici bir yönleri de olmadığı için bu tiplere rağbet olmaz.
“Ukala” Tip: Bunlar genelde aileleri zengin olan tiplerdir. Her yerde ve her durumda zenginlikleriyle ön plana çıkmak isterler. Kavgalarda, sınıf geçme durumlarında, konuşmalarda ailelerini öne sürerek işin içinden sıyrılma yolunu benimserler. Şahsiyetlerini ailelerinin servetinde arayan tiplerdir.
“İnek” Tip: Kendilerini çeşitli fiziksel eksikliklerinden ötürü arkadaşlarından aşağı görürler. Bu açıklarını kapatmak için özellikle bilgilerini göstererek ve derslerine ağırlık vererek sivrilmeye çalışırlar. Bazen özel konular üzerinde uzmanlaşarak dikkat çekmeye çalışırlar. Motosikletler, sinema, elektronik, bilgisayar, koleksiyonculuk, vs. gibi. Her ortamda bu konular hakkında konu açmak ve bilgilerini gösterebilmek için fırsat kollarlar.
Adamlık Dininde “Flört” Sapkınlığı
Lise döneminde başlayan ya da bu dönemden bir süre sonra devreye giren bir diğer cahili adamlık dini kültürü ise flört psikolojisidir. Flört dönemi, çıkarcı ve bencil bir biçimde yetiştirilen genç kadın ve erkeklerin çarpık bir kadın-erkek ilişkisi kurmaya başladıkları ve bir sonraki aşama olan çarpık evlilik anlayışına hazırlandıkları dönemdir.
Bir kıza kendisiyle flört etmesini ya da yaygın deyimle “çıkmasını” teklif eden bir erkek, hareket tarzı, konuşma üslubu, sıkıntıları, kaprisleri, gezilen yerleri ve yakınlaşma tarzıyla, tümüyle belirlenmiş bir paket programı karşı tarafa teklif ediyor demektir. Bu programın, karşılıklı güvensizliğe dayalı, uygulandığında her iki tarafı da küçük düşürecek, şahsiyetlerini kaybettirecek bir yapısı vardır. Bu ilişki modeli, yıllardır insanlar arasında temel kaidelerini koruyarak, sadece zamanın şartlarına göre gidilen yer ve kıyafetler, üslup ve tavırlar farklılaştırılarak uygulanır.
Flört dönemi yaşanırken iki tarafın da içinde bulunduğu ruh hali, kafa yapısı, olaylara bakış açısı aynıdır. Zaten böyle bir dönemin yaşanabilmesi için ilk şart bu dönemin gerektirdiği ruh hali içinde olmaktır. Normal bir ruh hali içinde bu sistemin gerektirdiği tavırları takınmak imkânsızdır. Bu özel psikoloji, iki tarafın da sadece duygularının hâkim olduğu, aklın ve ahlâki değer yargılarının geçerli olmadığı bir ortamda yaşanabilir.
Bu birbirleriyle beraber olmak isteyen iki kişinin tanışma, karşılaşma, konuşmaya ve buluşmaya başlama şekilleri hep aynı tarzda gerçekleşir:
Kız (veya erkek) beğendiği kişiyle tanışmak için belirli ortamlarda bulunmaya başlar. Önce bir davette, okulda ya da yazlık yerde bir kişiyi belirler. Ona gözükecek şekilde etrafında dolaşmaya, dikkat çekici kahkahalar atmaya başlar, grubuna girmeye ve arkadaşlarıyla tanışmaya çalışır. Bunları yaparken özellikle beğendiği kıza (veya erkeğe) karşı ilgisini hissettirmemesi şarttır ama, gerçekte bütün dikkati onun üzerindedir.
Tanışma gerçekleştikten sonra ilk bakılan özellikleri fiziksel görünüm ve zenginliktir. Arabasının markası, oturduğu muhit, gittiği yazlık yer, okuduğu okul, babasının işi, kıyafetlerinin markası, taktığı takılar, aşağı yukarı ilk tanışmada onun hakkında ilgilenip ilgilenmeme açısından bir fikir verir. Bütün bunlar kafada bir değerlendirmeye tâbi tutulur ve kâr-zarar hesabı yapılarak karşı tarafla çıkıp çıkmama kararı verilir.
Evet cahili adamlık dininin kuralları içinde yaşanan ve Allah rızasından uzak olan bir kadın-erkek ilişkisinin umut, hayal ve beklentiler açısından, uzaktan süslü, güzel görülen bir seraptan farkı bulunmamaktadır. Ancak işin gerçeğiyle karşılaşıldığı zaman bu beklenti ve hayallerin boş, değersiz, sıkıntı ve gerilimlerle dolu olduğu anlaşılır. Çünkü tarif edilen modelde, insanlar fıtratlarına aykırı bir şekilde yaşamaktadırlar. Gerçekte insan; Kur’an’da bildirilen güzel ahlâktan ve bu ahlâkın kendisine gösterilmesinden hoşnut olacaktır. Aksi bir tavır, söz ve hareket bu fıtrata aykırı olduğu için her insanı sıkar, rahatsız eder. Örneğin Kur’an’da bildirilen sevgide; merhamet, güven ve hoşgörü bulunmaktadır. Adamlık dininde hâkim olan ilişkide ise, kıskançlık, merhametsizlik ve genellikle saygısızlık da bulunmaktadır.
Bu bozuk tavır, özenilmesi gereken değil, aksine kaçınılması gereken bir sevgi anlayışıdır. Allah’ın insanları yarattığı fıtrat üzerine hareket etmek, merhamet göstermek ve sevgi beslemek doğru olanıdır.

İnsanlığın büyük bir kısmını fark ettirmeden etkisi altına alan, açıkça isimlendirilmekten özellikle kaçınılan “Cahiliye Ahlakı ve Topluma Taparlık” dini, hayranlık uyandıran bir üslupla makalede tanıtılmaktadır.
Bu dinin, Allah’ın rızasını aramak yerine; insanlara, temel hedef olarak toplumun beğenisini kazanmayı ve “saygın adam” statüsüne ulaşmayı amaçlattığı anlaşılmaktadır.
İslam’ın temel şartı olan samimiyet ve doğallığın tam aksine, bu sistemin insanları yapmacık ve zorlama tavırlara, sürekli rol yapmaya ve iç dünyasıyla örtüşmeyen ikiyüzlü bir karakter sergilemeye ittiği de anlaşılmaktadır.
Dünyanın farklı yerlerinde birbirinden farklı din ve kültürdeki insanların, sanki birbiriyle tanışıyormuş gibi aynı bozuk ahlakı sergilemelerinin tek nedeni, tabiki herkese aynı kötülükleri fısıldayan şeytandır. İşte şeytanın adı konulmamış bu ortak din aslında şeytanın dinidir.
Dünyanın her yerinde geçerli adı konul konulmamış batıl dinden kurtulmanın tek yolu, her düşünce ve amelimizin merkezine Allah’ın rızasını yerleştirmektir.
Siyonist Deccal’in dünya hayatında cennet diye yutturup cehennemi yaşattığı din; Adamlık Dini!
Adamlık Dinine mensup insanlar, daha dünyada iken cennet zannedilen cehennem hayatını yaşamaktadırlar!
Dünya üzerinde, ideolojisi, felsefesi, dünya görüşü ne olursa olsun ya da isterse hiç olmasın, Hak dinden uzaklaşmış kişilerin istisnasız tâbi oldukları tek bir ortak bâtıl din vardır. Adamlık Dini!
Adamlık Dini; Şeytanın, insanları Hak dinden saptırma ve uzaklaştırma çabasında kullandığı en sinsi ve en etkili silahlarından biridir. Kendini açıkça tanıtmayan, gizli bir cahiliye ahlâkı ve şeytan kurallarıdır.
Adamlık Dini; kendisine bağlananlara hedef olarak “saygın adam olma”yı amaçlatır.
Bu cahili adamlık dini, insanları samimiyetsizliğe, yapmacık ve zorlama tavırlara alıştırır. Bu dine tâbi olan kimseler, çoğunlukla içlerinden geldiği gibi rahat ve doğal davranamazlar. İçinde bulundukları ortama uygun olduğunu düşündükleri davranış biçimlerini, konuşma kalıplarını, yüz ifadelerini kullanır, hemen her durumda rol yaparlar. Buna karşın, kendilerinin son derece doğal ve normal bir yaşam sürdüklerini sanmaktadırlar.
Bu din, sonuçta, kendine karşı bile samimi olamayan, yapmacık, sahte bir kişiliğe sahip insan modelleri çoğaltır. Çünkü içinde bulundukları bâtıl sistemin bir din olduğundan habersiz kalabalıklardır. Tâbi oldukları sistemi, “hayatın gerçek düsturları, değişmez kuralları” olarak görmeyi de bir erdem zannedip durmaktadırlar.
Ebû Hureyre Radıyallahu Anh’den rivayet edildiğine göre Resûlullah Sallallahu Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:
“Hiçbir peygamberin ümmetine Deccâl hakkında söylemediği bir şeyi size haber vereyim mi? Onun bir gözü kördür. Yanında cennete ve cehenneme benzeyen bir şey olacaktır. ONUN CENNET DEDİĞİ ŞEY, CENNET DEĞİL CEHENNEMDİR.” (Riyazus Salihin, 1822 Nolu Hadis Buhârî, Enbiyâ 3; Fiten 26; Müslim, Fiten 109)
KIYMETLİ BİR KİTABIN MAKALE VERSİYONU
(Yalnızca Gençleri Değil Her Yaşı İlgilendiriyor)
Çok değerli olan bu yazının başlarında, konunun tanımlaması var. Fakat insan somut örnekler arıyor. Ve evet yazının ilk çeyreğinde örnekler başlıyor:
“Dünyanın hiçbir yerinde yok…”, “Avrupalı bunu yapmaz…”, “24 saatte…” diye başlayan konuşmalar, “beni başa getirecekler…”, “biz adam olmayız…”, “onların hepsi benim yanımda yetişti…”
Yarısından sonuna kadar ise: fırlama tip, inek tip ve bunalım tipler ile çıkarcılık, kavgacılık, özenticilik, kuvvet-taparlık ve şiddet yanlılığına kadar pek çok yanlışlık güzelce örülmüş.
Yazarlarımıza saygılarımızla.
Öncelikle böyle bir yazıyı bizlerin istifadesine sunan değerli yazara çok teşekkür ederiz. İnsan fıtratının değişip kendisi dışında bir kişiliğe dönüşüp nasıl yozlaştığının, insanın içini dışına döken mükemmel tespitlerdir. Herkesin kendisinde bir parça bu hasletlerden bulunduğunun farkına varıp eksik yönlerimizi gidermek olması gereken olgunluk seviyesine ulaşmak için önce iyi insan olmanın gerektirdiği davranışlar sergilenmelidir. Bugünkü toplumun kanayan yarası adamlık dini çok güzel ifade edilmiştir. Aslında toplumun nasıl sistamatik bir şekilde Ahlaki ve manevi değerlerden koparıldığının siyonist plan ve projelerin toplumu ne hale getirdiğinin resmidir.
Özetle ; gizli ve yaygın bâtıl adamlık dinini fark etmek, teşhis etmek ve ondan kurtulmak; yerine, Kur’an ahlâkını ve samimiyeti ön planda tutmak gereklidir. Toplumun “adamlık” diye yücelttiği yapmacık, çıkarcı ve samimiyetsiz yaşam tarzının aslında bâtıl bir din olduğunu gerçek kurtuluşun ise yalnızca Allah’ın rızasını merkeze alan İslam ahlâkında bulunduğunu öğreten kitaplar dolusu bilgi birikimin en kısa halidir.
Rabbim hepimizi bu hasletlerden kurtarsın. İnsani Kamil olgunluk seviyesine ulaştırsın.
İşin aslı ve özü Samimiyet tir.
İnsan hayatı boyunca hâl ve davranışlarında; düşünce ve kararlarında içindeki vicdanından(Rahmanî) gelen sesi mi, yoksa nefsinden(Şeytanî) gelen sesi mi dinleyip tercih ettiğine göre hayatını şekillendirmektedir. Bu da onun samimi bir mü’min mi yaksa yapmacık tavırlı riyakar bir insan mı olduğunu göstermektedir…
Bu nedenle Sen yüzünü (ve yönünü) tam bir teslimiyetle Hakk Din’e çevir; Allah’ın (beşer tabiatına uygun olarak gönderdiği) Fıtrat Dinine (ve İslam düzenine) dön ki, (Cenab-ı Hakk) insanları ona göre (fıtrat dinine, doğal ve sosyal dengelere uygun şekilde) yaratmıştır. Allah’ın yaratması (ve kanun koyması) değiştirilemez. (Çünkü fıtrat esaslarına aykırılık felaketlere yol açacaktır.) İşte dimdik ayakta duran (Hakk) Din budur. Fakat insanların çoğu (gerçeği) bilmezler (ve öğrenmek istemezler, bu yüzden hidayetten mahrum kalmışlardır).
-Rum Suresi 30-
Hayat bir olgunlaşma sürecidir. Rabbimiz kendisine yaklaştırmak ve böylece olgunlaştırmak için bizleri çeşitli varlık ve yokluklarla dener, imtihan eder. İnsan-ı kamil yolculuğunda çelikleştirir, hatta çeliğe bile sertleştirip mukavemet katan ısıl işleme tabi tutar, kıymetlendirir. Dayanıklı bir çelik yapar ki her şartta istenilen sonucu versin, hedefe de ulaşsın.
Eğer insan başına gelenle veya verilen nimetle Allah’a daha çok yöneliyorsa, bunlar kişiyi Allah’a yakınlaştırıyorsa, aradan sebepleri çıkarabilmiş ve gelenin Allah’tan kendisine bizzat yaşattırıldığını anlamışsa hayat imtihanını anlamış, yaratılış sırrını çözmüştür. Bu olgunluktaki kişinin huzuru cennet huzurudur. Dünya yansa bir kibrit de o kişi çalar, paçasına dünyadan birşey bulaştırmaz.
Ancak bu hayatı temel ve ilkel içgüdüsel duygular (yemek, içmek, yalakalıkla kazanım elde etmek, övülmek, mal-makam sahibi olup böbürlenmek ve kibirlenmek, imtihanı mal makam olanı kıskanmak, başkalarının başarılarına haset etmek, kin beslemek, bencillikle herşeyi kendine çıkarına göre yorumlamak, gıybet etmek, iftira atmak, empati kuramamak vs.) seviyesinde yaşamak hayvana yaraşır. Adamlık dini hayatı ilkel seviyede sadece hayvani duygularla algılamak ve yaşamaktır.
Rabbim insan olgunluğuna ulaşanlardan eylesin, istikametten ayırmasın ve kıyamdan geri bırakmasın.
İslam’ın temel şartlarından biri samimiyet ve doğallıktır. Bir insanın İslam’ı yaşaması ve dolayısıyla gerçek mutluluk ve kurtuluşa ulaşması, ancak Allah’a, kendine ve diğer insanlara karşı son derece samimi olmasıyla mümkün olacağı, çünkü iman, ancak samimiyet zemini üzerine kurulabileceği ve cahili adamlık dininin etkisinden kurtulmak içinse, öncelikle bu bâtıl ve bozuk dini teşhis etmek gerektiği için kaleme alınan makalemiz son derece doyurucu ve etkileyici bir belağat ile kaleme alınmış… Kıymetli yazara şükranlarımı arzediyorum.
Yerlerin göklerin sahibi her şeyi yoktan var eden Yüce Allah’ın Rızasını mı, yoksa makalede de tanımı ve içeriği net bir şekilde yapıldığı gibi adamlık dini denilen Cahiliye Ahlakı ve Toplum Taparlık dininin gereği olan yani Yüce Allah’ın Yarattığı İnsanların Rızasını mı kazanmak gerekli konusuna gerçekten son derece tefekküre boğarak, aklı selim üzere okuyan biri bu makaleden yanlışlıklarını çirkinliklerini tedavi etmek için gayret ve çaba göstermemesi elde değil. Tekrar teşekkür ediyorum.
Cahili adamlık dininde ayakta kalabilmek, hayatını sürdürebilmek için dışarıya karşı kendini olduğundan daha farklı göstermek, ne kadar önemli ve gerekliyse, karşı tarafı kendi istediği şekle sokmak, onu kontrolü ve hâkimiyeti altına almak, kendi istediği doğrultuda yönlendirmek de aynı derecede önemli olduğunu ve buna kısaca ADAM BAĞLAMAK da denildiğini öğreniyoruz. Adam bağlamanın kendine göre teknik ve taktikleri olduğu ve adamlık dininde öne geçmenin yollarından biri de adam bağlama sanatındaki ustalıktan geçtiğini öğrendik. Bu husus günümüzde neredeyse her çevrede sıkça karşılaştığımız bir hadise malum.
Ve yine önemine binaen, mü’minlerdeki saygı, temeli Allah’a olan saygıdan kaynaklanan içten ve samimi bir duygudur. Adamlık dininde ise, yüzeysel, belli kalıplara oturtulmuş, tamamen şekilci ve karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan riyakâr davranış biçimleri olarak kendisini gösterdiğini öğrendik.
Üstadımızın bir hikmetli sözlerinde buyurdukları gibi: ” Yalana alışanlar doğrulara inanmazlar. Rekabet hatta husumet içinde olduklarına bile adil ve insaflı davranamayanlar, vicdani dürüstlüğe ulaşamazlar. ” gerçeğini ruhlarımıza nakış nakış işlendiği bir makaleydi. İyi ki varsın Milli Çözüm.
Özellikle diziler ve filmler vasıtasıyla siyonizm sinemasının toplumlara dayattığı tiplemeleri ve hastalıkları tüm detayları ile aktaran bu makale için Milli Çözüm’e teşekkür ediyoruz.
Hepimiz içerisine diziler, filmler, yayınlar vasıtasıyla irili ufaklı yerleştirilen bu adamlık dininin tezahürlerinden kurtulmayı yüce Allah bizlere nasip etsin.
Milli Çözüm içerisinde yer almak, milli çözümcü olmak, sadıklarından olmak, meal ve siyer okumak, Adil Düzen ve bütün insanlığın saadeti için çalışmakla bu hastalıklardan (ve adam dininin tezahürlerinden) kurtulmak Yüce Allah’ın nasibiyle mümkündür.
Makaleyi okuduktan sonra farkediyorum ki yaklaşık 20 yıldır dizi-film izleyen bir insan olarak oluşturulan tiplemelerin, toplumun önüne sunulan bütün karakterlerin bu adamlık dininin farklı tiplemelerine ait olduğu apaçık görülüyor.
AYNA OLMAK…
Öyle bir makale ki “hiç üzerime alınmadım” dersek, baştan kaybedenlerin arasında buluruz kendimizi.
Milli Çözüm bizlere;
En yakınlarımızın, eşimizin, akrabamızın, dostumuzun söyleyemediği gerçekleri hatalarımızı, noksanlarımızı, günahlarımızı, kötü niyetlerimizi “ayna” tutarak görmemizi sağlıyor. İmtihanın geri kalanı ise tabiki bizlere düşüyor.
Mü’min ise; önce hatasını kabul etmeli, düşünmeli ardından ise samimi bir tövbe ile aynı yanlışları yapmamak için bütün gücüyle çalışmalıdır.
Nefsimizi yendiğimiz kadar özgürüz. Nefsimize esir olduğumuz kadar tutsak..
Rabbim ders, ibret alanlardan eylesin.
Zira “sevdiğini ispatlamak, sevdiğine benzemektir.”
Bu kadar emeğe karşı yaptığımız her nankörlük, kendi ayağımıza dolanacaktır.
Kurtulamadığımız her nefsi davranış kendi ayağımıza çelme takacaktır.
Rabbım vicdanımızı ve ayağımızı kaydırmasın, amin..
Çok faydalı bir makale olmuş Allah razı olsun. Kaçınılması gereken bir cahiliye ahlakını kaleme almışsınız. Belki çevremiz de de gördüğümüz ve karakter olarak adlandırdığımız bu ahlak, aslında kaçınılması gereken bir şeytan kuralıymış. Makalenin bu kısmı konuyu kısaca özetlemiş. Kur’an’ın bize öğrettiği sevgi anlayışının güzelliği ve adamlık dininin ise tam aksine çirkinliği burada anlatılmış.
“Örneğin Kur’an’da bildirilen sevgide; merhamet, güven ve hoşgörü bulunmaktadır.
Adamlık dininde hâkim olan ilişkide ise, kıskançlık, merhametsizlik ve genellikle saygısızlık da bulunmaktadır.
Bu bozuk tavır, özenilmesi gereken değil, aksine kaçınılması gereken bir sevgi anlayışıdır. Allah’ın insanları yarattığı fıtrat üzerine hareket etmek, merhamet göstermek ve sevgi beslemek doğru olanıdır.”
Rabbim bizleri Kuran Ahlakıyla ahlaklındırsın inşallah. Selam ve Dua ile..
Dünyada hemen hemen tüm toplumlarda huzursuzluk, cinnet geçirme, anarşi ve terör vs. artmış durumdadır. İnsanlık rahat yüzü görmemektedir. Bütün bu huzursuzluklar; insanoğlunun yaratılışına aykırı davranış ve görüşleri benimsemesi yada benimsettirilmesi dolayısıyla oluşmaktadır. Bu açıdan bakıldığında makale insanlığın çok temel bir sorununu ele almış bulunmaktadır. Dolayısıyla öncelikle büyük bir teşekkürü hak etmektedir.
Burada şu soruyu sormak gerekir. Toplumlardaki artan huzursuzluklardan kimler beslenir?
Diğer insanları kendisine köle olarak yaratılmış hayvanlar olarak gören Siyonizm için anarşi, terör ve aklı selimin suç saydığı tüm unsurlar toplumları sömürme amacını gerçekleştirmede en kullanılır araçlardır. İnsanlığın bu tür bir bataklıklara saplanmasını da ancak fıtrata ters akıl yapısı oluşturarak sağlayabilirler. İşte makalede geçen adamlık dini oluşumu ve toplumlara bir kültür emperyalizmi olarak uygulanması insanları yaratılışa uygun davranış ve duygulardan uzaklaştırdığı için yukarıda saydığımız bir çok kötülüğün oluşmasına zemin hazırlamaktadır.
Örneğin; dinimize göre olgun insan davranışlarından olan cömertliğin zıddı olan cimrilik, fıtrata ters ve şeytanın insanı yönlendirdiği bir davranış biçimidir. Efendimiz (sav) bir hadisi şeriflerinde ” Cimrilikten de sakının. Zira cimrilik sizden önce yaşayan insanları, birbirini boğazlamaya ve dokunulmaz haklarını çiğnemeye götürmek suretiyle perişan etmiştir.” buyuruyor.
Makalede samimiyetten uzak fakat sahte samimiyet ve saygınlık davranışlarını sergileyen tiplemeler gayet birbirleriyle ilişkili ve bizlere ayna tutacak şekilde verilmiştir. Makale bizlere fıtratımıza ters davranışların aslında bizi bilerek ya da farkına varmadan nasıl da siyonizmin kölesi yapacağına dair bir ayna tutmuş bulunmaktadır. Çünkü kendisine dahi yalan söyleyebilen, yapmacık tavırlar sergileyen topluma bir fayda sunamadığı gibi bencil ve ihtiraslı olacağından zarar verir veya zarar vermek isteyenlerin güdümünde olur. Bu da Siyonistlerin, emperyalistlerin aradığı bir insan ve bu insanlardan oluşan toplum tipidir.