TÜRKİYE HER YÖNDEN KUŞATILMAKTAYDI
VE
MİLLİ DUYARLILIK AYAĞA KALKMALIYDI!
AKP’de Barzani Rahatsızlığı!
AKP Sözcüsü Ömer Çelik, Barzani’nin Şırnak ziyaretine silahlı korumalarıyla gelmesiyle ilgili İçişleri Bakanlığının soruşturma başlattığını belirtmişti. Çelik, “Barzani’nin Bahçeli’ye yönelik sözleri kabul edilemez. Bu açıklamanın düzeltilmesi lazım” demişti.
• Barzani’nin ofisi, Sayın Bahçeli ile ilgili saygısız mesaj vermiştir. “Irkçı faşist” gibi ifadeler söylenmiştir. Bu kabul edilemez ve mutlaka düzeltilmesi gerekir.
• Barzani’nin silahlı korumalarının verdiği görüntü nahoştu, İçişleri Bakanlığı soruşturma yürütmektedir.
• İçişleri Bakanlığı: Cizre’de düzenlenen bir sempozyumla ilgili ‘uzun namlulu silahlı koruma görüntülerinin’ kamuoyuna yansımasıyla birlikte, bu konuyla ilgili inceleme başlatılmış, sonrasında da konuyla ilgili 2 müfettiş görevlendirilmiştir.
Ömer Çelik’in, Habertürk canlı yayınında Erbakan Hocamızla ilgili çarpıtmaları!
“Geçmiş zamanlarda da, bizim iktidarımızdan önce de terörle mücadele yapılırken, terör örgütü mensuplarının silah bırakması, teslim olması, topluma kazandırılması konusunda bir sürü yasal düzenlemeler yapılmış. O zamanki MGK’ya katılan büyüklerimiz, doğrudan terörle mücadeleyi bizzat veren askeri heyetin tekliflerinin çok sayıda toplantılara getirildiğini söyler. Türkiye burada bir çerçeve çizmeye çalışmış. Çeşitli kereler çeşitli denemeler olmuş. Rahmetli Özal zamanında olmuş, rahmetli Erbakan’ın girişimlerinden bahsedilir.”
24 yıllık iktidar partisi sözcüsünün “Öyle bahsedilir… Şöyle söylenir…” gibi asılsız itham ve iddialarla değil, gerçek ve geçerli belgelerle konuşması gerekir. Rahmetli Erbakan Hocamızı, bu “Terörsüz Türkiye” safsatasına ve ülkemizi parçalama hazırlıklarına alet etmeye kalkışmaları tam bir istismarcılık örneğidir.
Öcalan’dan Darbe Uyarısı!
AKP’li eski vekil Şamil Tayyar, TV100’de katıldığı Talat Atilla’nın programında terörist başı Öcalan’ın yeni süreçle ilgili ‘Eğer başarılı olmazsa MHP içinde Devlet Bey’e darbe yapılacak’ dediğini iddia etmişti. Oysa Öcalan; MHP’den ve Devlet Bahçeli’den bahsetmemiş, sadece “Darbe endişesini” dile getirmişti. Meclis’teki “Terörsüz Türkiye” komisyonu adına terörist başı Abdullah Öcalan ile görüşmek için AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız ve DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Koçyiğit Kasım 2025 sonu İmralı Adası’na gitmişlerdi.
Görüşme sonrası açıklama yapan DEM Partili Koçyiğit, Öcalan’ın; süreci “tarihi” olarak niteleyip, 27 Şubat çağrısının devlet katında da bir mutabakata dayandığını söylemişti. DEM’li Koçyiğit, Öcalan’ın “Bu sefer mutlaka başarmak gerektiğini, aksi halde darbe mekaniğinin devreye girebileceğini” dile getirdiğini belirtmişti.
“Süreç başarılı olmazsa Bahçeli’ye darbe yapılacak” çarpıtması!
DEM Partili Koçyiğit’in açıklamalarının ardından bir Öcalan çıkışı da AKP eski Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’dan gelmiş, Tayyar çarpıtma bir yorumla “Öcalan’ın, İmralı Heyeti’ne ‘Süreç başarılı olmazsa MHP içinde Devlet Bey’e darbe yapılacak’” dediğini iddia etmişti.
İsrail ve ABD, Erbil’e mi Taşınmıştı?
Dünyanın en büyük konsolosluğunu burnumuzun dibine inşa eden soykırımcı İsrail’in suç ortağı ABD, bölgemizde daha fazla kan ve gözyaşı dökmeye mi hazırlanmaktaydı!
ABD Dışişleri Bakanlığı, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Erbil’de dünyanın en büyük konsolosluğunu inşa edip, açılışını yapmıştı. Yapılan bina, konsolosluktan çok âdeta küçük bir Amerika’yı andırmaktaydı. Bu yeni yerleşim yerinde Bakanlıklar ve devlet daireleri bulunurken, Başkonsolosluk yerleşkesinin toplam maliyeti ise 796,1 milyon dolar olarak açıklanmıştı.
Bu kale yerleşkede; Dışişleri, Savunma, Adalet ve Ticaret Bakanlıklarının temsilcilikleri bulunacaktı!
“NCC Projesi” olarak adlandırılan yeni konsolosluk kompleksi, Erbil şehir merkezinin yaklaşık 13 kilometre kuzeydoğusunda, 50 dönümlük bir arazi üzerine yapılmıştı. Bölgesel yönetim ve ABD ile imzalanan anlaşmalar uyarınca, arazi ABD’ye bedelsiz olarak bağışlanmıştı. Erbil’deki yeni konsolosluk, ABD hükümet kurumlarının bölgedeki varlığını destekleyen önemli bir merkez olarak tasarlanmıştı. Yerleşkede; Dışişleri, Savunma, Adalet ve Ticaret Bakanlıklarının yanı sıra USAID, Nüfus, Mülteciler ve Göç Bürosu gibi kurumların personeli görev yapacaktı. Yeni yerleşkede personel sayısı da artırılmıştı.
Personel aileleri için yeni konutlar yapılacaktı!
Yerleşkede, ofislerin yanı sıra çalışanların barınma ihtiyaçları için de geniş imkânlar sunulmaktaydı. Personeller ve aileleri için 150 yatak kapasiteli 104 konut inşası tamamlanacaktı. Kısa süreli görevliler için otel konseptinde 25 geçici konutta 30 yatak yapılmıştı.
Deniz Piyadeleri Güvenlik Muhafızları ve destek ekipleri için de 15 yataklı özel yaşam alanı da konsolosluk yerleşkesinde yer almaktaydı. Diplomatik Güvenlik birimleri için de ek çalışma ve barınma alanları yapılacak, ihtiyaca göre bu konut sayısı ve yatak kapasiteleri artırılacaktı.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından paylaşılan raporda yer alan bu bilgiler kamuoyuna açıklananlardı, bir de açıklanmayan kısımlarının olduğunu da hatırlatmamız lazımdı. Yoksa, kendi topraklarında bir Kürdistan oluşumuna karşı çıkacak Türkiye’ye karşı yeni bir saldırı hazırlığı mıydı?
28 futbol sahası genişliğinde bir saldırı karargâhıydı!
Konsolosluğun temeli 6 Temmuz 2018’de atılmıştı. 206 bin metrekare genişliğindeki kompleks 28 futbol sahası kadar alanı kapsamaktaydı. Eski ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Barbara Leaf, ülkesinin Erbil’deki en büyük konsolosluğunun açılmasının, Washington’ın Kürdistan Bölgesi’ne ve ortak tarihlerine olan bağlılığının açık bir mesajı olduğunu vurgulamıştı. Yani, Barzani Kürdistanı yeni bir İsrail ve ABD konumundaydı.
İsrail’den Gürcistan’a Gizemli Savunma Sevkiyatı
İsrail’in; Rafael tarafından üretilen SPYDER hava savunma sistemlerini Gürcistan’a teslim ettiği anlaşılmıştı.
Ukrayna’nın Antonov Airlines şirketi tarafından işletilen bir An-124 ağır nakliye uçağı, 28 Kasım 2025’te İsrail’in Ben Gurion Havalimanı’na iniş yapmıştı. Mevcut uçuş verilerine göre uçak, İsrail’e Birleşik Arap Emirlikleri’nden kalkmıştı. Uçak yerdeyken, An-124’e Rafael Advanced Defense Systems’in SPYDER hava savunma sistemiyle ilişkili konteynerleri ve donanımları almıştı. İsrail’deki duraklama sırasında herhangi bir ekipman boşaltılmamış ve yetkililer kargo hakkında kamuya net bir açıklama yapmamıştı.
Uçuş verilerine göre Gürcistan’a doğru yol alınmıştı!
Ben Gurion Havalimanı’ndan ayrıldıktan sonra uçağın, halka açık transponder verilerine göre Tiflis yönünde uçuşuna devam ettiği anlaşılmıştı. UR-82008 olarak tanımlanan ilgili uçak, Antonov Airlines tarafından işletilen az sayıdaki faal An-124’ten biri olarak biliniyor. Bu tip uçaklar çoğunlukla büyük boyutlu askeri kargo, insani lojistik ve hükümet yönlendirmeli nakliye görevlerinde kullanılmaktaydı.
Bölgesel gözlemcilere göre, sevkiyatın muhtemel alıcısının Gürcistan olabileceği üzerinde durulmaktaydı. Bazı analistler, operasyonun 2008 savunma iş birliği çerçevesinin devamına bağlı olabileceğini hatırlatmıştı. Bu çerçeve, İsrail ile hava savunma sistemlerini içeren önceki anlaşmaları kapsamaktaydı.
11 Kasım 2025’te düşen Askeri Uçağımızı bu sistemlerle mi vurmuşlardı?
Rafael tarafından tasarlanıp üretilen SPYDER ailesi; uçakları, helikopterleri, İHA’ları ve hassas güdümlü mühimmatları önleyebilen, mobil ve hızlı reaksiyonlu karadan havaya füze sistemlerini barındırmaktaydı. Sistem, genellikle insansız hava aracı ve füze tehdidi altındaki bölgelerde hava savunma ağlarını güçlendirmek amacıyla konuşlandırılmaktaydı. Gürcü makamları ve Rafael firması; kargonun kapsamı veya mevcut bir tedarik anlaşması kapsamında olup olmadığı konusunda açıklama yapmamıştı. İsrail’in geçmişte aktif çatışmalara dahil ülkelerle belirli savunma ihracatlarına yönelik kısıtlamalar uyguladığı bilindiği için operasyon etrafındaki belirsizlikler kafa karıştırıcıydı.
ABD’nin Ortadoğu’ya Saldırı Filosu Konuşlandırması!
ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM), ABD’nin Ortadoğu’ya ilk tek yönlü saldırı insansız hava aracı (İHA) filosunu konuşlandırdığını ve filonun ‘Akrep Saldırı Görev Gücü’ (TFSS) tarafından kullanılacağını açıklamıştı. TFSS gücünün, CENTCOM görev bölgesinde bulunan ‘Düşük Maliyetli İnsansız Muharebe Saldırı Sistemi (LUCAS)’ İHA filo sistemlerini kullanacağı vurgulanmıştı.
Türkiye’ye yönelik ‘Caydırıcı bir unsur’ hazırlığı mıydı?
Açıklamada, LUCAS filosunun otonom tasarlandığı ve geniş menzilli olduğu kaydedilerek, İHA’ların mancınık, roket destekli fırlatıcı ve mobil platformlara konuşlandırılabildiği aktarılmıştı. CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper, yaptığı açıklamada, yeni görev gücünün “inovasyonun caydırıcı bir unsur olarak kullanılması” için gerekli koşulları oluşturduğunu hatırlatmıştı.
Cooper, “Uzman savaşçılarımızı son teknoloji dron yetenekleriyle daha hızlı donatmak, ABD askeri yeniliğini ve gücünü sergiliyor, kötü niyetli kişileri de caydırıyor” ifadelerini kullanmıştı. ABD merkezli “Defense Scoop” web sitesinde silahlı, otonom teknolojili ve düşük maliyetli İHA konuşlandırmalarının askeri çatışmalarda belirleyici unsur haline geldiği aktarılmıştı.
İsmi verilmeyen savunma yetkilisi, web sitesine yaptığı açıklamada, TFSS sistemlerinin CENTCOM sorumluluk alanında ve “oldukça az uyarı ve hazırlık zamanıyla” kullanılabileceğini açıklamıştı. LUCAS dronu, ABD merkezli ileri insansız sistemler geliştirme şirketi SpektreWorks tarafından geliştiriliyor. CNN’e göre, her bir LUCAS dronu yaklaşık 35 bin dolara mal olmaktaydı. Özetle, Türkiye her yönden kuşatılmaktaydı!..
Hakan Fidan’ın itirafıyla; Karadeniz de karıştırılmaktaydı!
Brüksel’de düzenlenen NATO Dışişleri Bakanları Toplantısı’na katılan Bakan Fidan, Karadeniz’de gemilere yönelik saldırılara ilişkin “Özellikle Karadeniz’e şu anda son yapılan saldırılar seyir güvenliğini tehdit ediyor. Savaşın coğrafyası giderek yaygınlaşıyor.” ifadelerini kullanmıştı. Dışişleri Bakanı Fidan, “Rusya ve Ukrayna arasındaki barış görüşmeleri için Türkiye’den daha uygun bir yer bulunmadığını” da hatırlatmıştı.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “Kiminle konuşursam konuşayım GKRY’den (Güney Kıbrıs Rum Yönetimi) şikâyet ediyorlar. Yani şöyle bir sıkıntı var. Avrupa Birliği ve Türkiye 400 milyondan fazla insanın kaderini ilgilendiren, sinerji alanının (Güney Kıbrıslı) bir grup insan tarafından rehin alınması büyük sorunlara yol açacaktır!” uyarısında bulunmuşlardı.
ABD’den Venezuela’ya “Türkiye” İmalı Tehdit Küstahlığı!
ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, ABD yönetiminin Venezuela’ya yönelik tehditlerini artırmıştı. ABD medyasında, Venezuela’da ABD müdahalesiyle olası bir darbe senaryosunda, Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun Türkiye’ye sürgün edilebileceğine ilişkin bir iddianın gündeme taşınmasının ardından Graham, “Bu mevsimde Türkiye ve İran’ın çok güzel olduğunu duydum!” ifadelerini kullanacak kadar küstahlaşmıştı. Acaba Türkiye, Amerika’nın sürgün sahası mıydı?
Siyonist Senatör Lindsey Graham; Türkiye imasıyla tehditler yağdırmıştı:
“Başkan Trump’ın, arka bahçemizde yer alan ‘uyuşturucu hilafeti’ ülkeleriyle ve tabi başta Venezuela olmak üzere, mücadele konusundaki kararlılığını gerçekten takdir ediyor ve buna saygı duyuyorum. On yılı aşkın bir süredir Maduro, Amerika’yı zehirleyen bir narko-terörist devleti kontrol ediyor ve Hizbullah gibi uluslararası terör örgütleriyle ittifaklar kuruyor. ABD mahkemelerinde uyuşturucu kaçakçılığından suçlanmış, gayrimeşru bir lider ve Venezuela’daki kontrolünü bir korku saltanatıyla sürdürüyor. Başkan Trump’ın bu çılgınlığı Venezuela’da sona erdirmeye yönelik güçlü kararlılığı, sayısız Amerikalının hayatını kurtaracak ve Venezuela’nın güzel halkına yeni bir yaşam fırsatı verecektir. Bu mevsimde Türkiye ve İran’ın çok güzel olduğunu duyuyorum…”
Washington Post’un haberinde, ismi belirtilmeyen bir ABD yetkilisinin, “Türkiye, Maduro için mükemmel bir yer. Erdoğan’a güveniyor ve Erdoğan’ın Trump ile iyi ilişkileri var. Bu senaryolar düşünülüyor ve üzerinde çalışılıyor” ifadelerine yer verilmişti. Haberde ayrıca, olası bir sürgün planında Türkiye’nin Maduro için güvenli bir ülke olabileceği; ABD’nin de böyle bir senaryoda Maduro’nun Türkiye’ye giderse iade edilmeyeceğine dair garanti vermeyi değerlendirdiği belirtilmişti.
Vatikan’ın Türkiye Çıkarması ve Papa’nın Siyonizm Hizmetkârlığı!
“Papa’nın bu Türkiye ziyareti baştan başa mesajlarla yüklü olup, maksat ve gaye olarak Türkiye’nin dinî ve milli bütünlüğüne yönelik birçok tehlike taşımaktadır. Kimileri bu ziyaretin ‘Türkiye’yi tanıtmak için büyük bir fırsat olduğunu’ söyleyecek kadar alçalmıştı. Bazıları bunun ‘turizme ve ekonomiye sağlayacağı katkıdan’ bahsediyorlardı. Hatta bazıları da yeni Papa’nın ilk ziyaretini Türkiye’ye yapmasının ayrıcalığından (!) ve bu ziyarette Türkiye’den bütün dünyaya Gazze mesajı ulaştırılacağından dem vuruyorlardı…
Açık ve net olarak söylüyorum; bu yorumları yapanlar:
• Ya dünyada neler olup bittiğini bilmeyen; bâtıl dinlerin, barbar ideolojilerin dünya siyasetine vurduğu damgadan habersiz olan cahillerdir,
• Ya ahmaklık derecesine varmış bir saflık içindeki kimselerdir,
• Veyahut da Papa’nın ziyaretindeki asıl maksadı gizlemeye çalışan ikiyüzlü münafık ve kiralık tiplerdir.”
Peki bu ziyaretteki asıl maksat ve amaçlar nelerdi?
Bunu anlayabilmek için Katolik Hristiyanlıkta Papalık misyonunu, Papa’nın görevlerini ve de Vatikan’ın İslam dünyasına ve Türkiye’ye bakışını bilmek icap eder. Esasen başında Papa’nın bulunduğu Vatikan, bir buçuk milyarlık Hristiyan nüfusa hitap eden, toprak yönünden küçük, fakat etki yönünden büyük, onların algılamasına göre bir “tanrı devleti”dir. Tabii ki buradaki tanrıdan maksat, Hristiyanlıktaki teslis akidesi, yani Baba, Oğul ve Kutsal Ruh’tan oluşan üçlü ilah sistemidir.
Vatikan Devleti bu haliyle dinî görünümü arkasında ideolojik bir maksat taşır, siyasi bir yol izler. Buna göre bu devletin başı olan Papa’nın bütün söz ve fiilleri de bu ideolojiye hizmet eder, yani Papa esasen siyasi bir figürdür.
Vatikan’a göre Papa sürekli barışa çağırır. Ancak bu barıştan maksat, Hristiyanlığın bütün dünyayı içine alan siyasi hâkimiyetidir.
Yine Vatikan’a göre Papa, tanrı ile insanlar arasında bir köprü rolündedir. Bir köprü olarak vazifesi güya insanları kurtuluşa erdirmektir. O bakımdan Papa simge olarak köprü ile temsil edilir. Nitekim Papa’nın Türkiye ziyareti sırasında Vatikan’ın internet sitesinde, bir köprüden ok gibi yukarıya uzatılmış bir haç işareti resmi görülecektir. Bazı yorumcular bu köprünün İstanbul Köprüsü olduğunu söylemişlerdir. Hâlbuki burada asıl mesaj, Papa’nın temsil ettiği emperyalist misyonla ilgilidir. Bununla beraber bu köprünün Vatikan’ın İstanbul üzerindeki hesapları şeklinde yorumlanması da yerindedir. Köprü aynı zamanda dünya çapında masonik bir sembol olarak da kullanılmaktadır. Bu da Vatikan’ın küresel (Siyonist) güçlerle beraber hareket ettiğine bir delil sayılır.
Muharref Hristiyanlığın dünya hâkimiyeti için çalışan (ve Siyonizm’in kontrolüne alınan Dinî) bir devletin siyasi ve ideolojik liderinin Türkiye ziyaretinin, Türkiye’nin tanıtımına hizmet edeceğini düşünmek ve söylemek kadar büyük bir saflık ve hatta ahmaklık olabilir mi?
Gerek Avrupa gerekse Amerika’da; Anadolu coğrafyamıza özel bir önem atfedilir. Ve bu topraklar “tanrının yürüdüğü topraklar” olarak nitelendirilir. Kim bilir, belki de bu adlandırmanın arkasında Hz. İsa’nın getirdiği tevhid dinine teslisi sokan Aziz Pavlus’un Anadolu’daki (Hatay, Tarsus, Isparta Yalvaç, İzmir hattındaki) misyonerlik seyahati gizlidir.
Papalık; dünya çapında büyük bir siyasi nüfusu yanında çok etkin bir ekonomik güce de sahiptir. Onun için bu ziyareti küreselci güçlerin temsilcisi olarak yaptığı da söylenebilir.
Amaç; Hristiyanlığı tek din olarak dünyaya hâkim kılma hedefidir. Bu cümleye istinaden; Asya’nın Hristiyanlaştırılması hedefi doğrultusunda, Batı’ya sınır olması yönüyle Türkiye pilot bölge seçilmiş ve “kutsal vatan” diye tarif edilmiştir. Tabiidir ki mukaddes kabul edilen böyle bir coğrafyanın hâkimiyetlerine alınmak istenmesi, onlar açısından büyük bir öneme sahiptir. Hristiyan dünyasının Anadolu’nun birçok noktasında güya kutsal mekân ihdas ettikleri bilinmektedir. Bunlardan biri de İznik’tir. İstanbul ve İzmir de çok önemlidir. Keza, güya İncil’de geçtiği iddia edilen yedi büyük kilise de Türkiye sınırları içindedir.
Yakın geçmişte Moon Tarikatını kuran Güney Koreli bir papazın, Hristiyanlığı Güney Kore’de %40 oranında yayma başarısını gösterdiği bilinmektedir. Buna biz de şahit olduk. Bir seyahatimiz esnasında uçakla Güney Kore’nin üstünden geçerken, bize, görülen devasa binaların hep kilise olduğunu söylediler. Yani aslen Hristiyan olmayan bir coğrafyanın, bu yöndeki faaliyetlerle Hristiyanlaştırılması tarihte defalarca örneği görülmüş bir hadisedir. Ve bu manada misyonerlerin “Kutsal Anadolu toprakları kâfir Türklerin işgali altındadır, mutlaka kurtarılmalıdır.” şeklinde bir hedefe kilitlendikleri yaygın bir kanaat olduğu bilinmektedir.
Anadolu toprakları üzerindeki maksat ve ideolojik hedefler bu kadar aleni bir şekilde ortadayken, Papa’nın Türkiye’ye gelişini basite alarak bunu turistik bir ziyaret olarak nitelendirmek, bu ziyaretin altında yatan karanlık hedefleri görememek veya kasten örtbas etmek anlamına gelmektedir.
Konuyu daha iyi anlayabilmek için Vatikan’ın Türkiye’ye nasıl baktığına da değinelim:
1- Yukarıda ifade edildiği üzere Hristiyanlığın dünya hâkimiyetine giden yolda en önemli eşik, Asya’nın Hristiyanlaşmasıdır. Burada da en kritik nokta Avrupa’nın komşusu olan Türkiye’den başlanmasıdır. Türkiye’nin Müslüman Türk kimliğinden uzaklaşarak Batı’yla entegre olması amaçlanmıştır (AB’ye giriş, buna altyapı aşamasıdır) ve projeler buna göre hazırlanmaktadır.
2- Vatikan kaynakları Asya’nın Hristiyanlaştırılması hedefini “milenyum” kelimesiyle anlatmaktadır. Papa II. Jean Paul de “2000 yılı mesajı”nda, bunu bütün dünyaya şöyle açıklamıştı:
“Birinci bin yılda Avrupa Hristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yılda ise Asya’yı Hristiyanlaştıralım.”
3- Hristiyanlığın Vatikan merkezli misyonerlik faaliyetleri tarih boyunca devam etmiş ve fakat bundan istenilen netice alınamamıştır. Bu sebeple 1962-65 yılları arasında Vatikan’da 800 kardinal bir araya gelerek yeni bir proje geliştirmişler, buna da “Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü Projesi” adını vermişlerdir. Bu sebeple biz bu projeye “modern misyonerlik” diyebiliriz.
İşte yakın geçmişte yaşadığımız FETÖ hareketi esasen dinlerarası diyalogla başlamıştır. 15 Temmuz 2016 kalkışmasına kadar varan bu sürecin aslında Siyonist odaklar kışkırtmalı bir Vatikan fitnesi olduğunu burada bir kere daha hatırlatmak isteriz.
Buradan hareketle diyebiliriz ki Papa’nın Türkiye ziyaretinde temel maksatlardan biri, dinlerarası diyaloğu yaygınlaştırmaktır. Nitekim Ankara’daki ilahi konserinin tam bir dinlerarası diyalog programına dönüşmesi de bunun ispatıdır.
Bu ziyaretin bir diğer maksadının Bizans’ı hortlatmak olduğu da unutulmamalıdır. Zira Vatikan’ın Anadolu’da hâkimiyet kurabilmek adına ortaya bir devlet otoritesi koyma mecburiyeti vardır. Bu otoriteyi temsilen, halen Patrik Bartholomeos’un üstlendiği ekümenizm hedefi kamuoyu tarafından bilinmektedir. Vatikan’ı temsilen gelen Papa’nın Patrik Bartholomeos ile buluşması ve birlikte ortak bildiri yayınlamaları, Bizans’ı hortlatmak hedefinin müşahhas bir ispatı olarak anlaşılmalıdır. Bu konuya ilerleyen yazılarımızda tekrar temas edilecektir.
Burada bir hizmetin hakkını verme adına, Rahmetli Erbakan Hocamızın, geçmiş yıllarda Türkiye’ye gelmesi konuşulan o dönemki Papa’nın gelişini engellemek için söylediği şu sözleri önemine binaen aktarmak istiyorum:
“Papa’ya, Türkiye’ye gelme diyoruz. Çünkü Papa, Türkiye’ye Bizans’ı hortlatmaya geliyor. Papa, BOP’un dinî temsilcisi olarak geliyor. Papa, Türkiye’ye insani hislere sahip olarak Türk halkına saygı göstermek için gelmiyor. Tam tersine Türk halkını hiçe sayarak Bizans’ı hortlatmaya geliyor.”[1]
Tekrar vurgulayalım ki; Papa, Büyük İsrail hesabına Türkiye’yi parçalama programı kapsamında bu ziyaretleri yapmaktadır. Yani Hristiyan Birliği kılıfıyla Türkiye’yi parçalayıp Siyonizm’in dünya hâkimiyetine zemin hazırlamakla görevli bir figürandır!
Sonuç: Neler Oluyor!!!? diye soranlara kulak kabartmalıydı!..
1- Suriye’nin kuzeyinde PKK devleti, güneyinde HTŞ devleti yapılandırıldı.
2- Türkiye’ye saldıran PKK’lılar Suriye PKK’sına katıldı.
3- D. Bahçeli, zaten Türkiye’de terörle hedeflerini gerçekleştirip şimdi siyasetle sonuç alma aşamasına gelen PKK’nın terörü bırakması karşılığında APO’ya umut hakkı verilmesi çağrısını yaptı.
4- Yeni Anayasa için Meclis’te uydurma komisyon hazırlandı.
5- CHP programından “TÜRK” kelimesi çıkarıldı. (Sonra bir kez eklendi.)
6- Papa İznik’e uğradı. Fener Rum Başpiskoposluğunu ekümen ilan edip ayrıldı.
7- Barzani, üniformalı silahlı Peşmergelerle Şırnak’a çıkarma yaptı.
8- ABD Büyükelçisi “Osmanlı millet düzenine dönmemizi” hatırlattı. (Yani Büyük Ortadoğu Projesi’ne, Yeni Osmanlı kılıfı sarılacaktı.)
9- Dur bakalım sırada ne vardı?
Soru: Sizce bütün bunlar arasında bir ilişki yok muydu?[2]

Burada bir hizmetin hakkını verme adına, Rahmetli Erbakan Hocamızın, geçmiş yıllarda Türkiye’ye gelmesi konuşulan o dönemki Papa’nın gelişini engellemek için söylediği şu sözleri önemine binaen aktarmak istiyorum:
“Papa’ya, Türkiye’ye gelme diyoruz. Çünkü Papa, Türkiye’ye Bizans’ı hortlatmaya geliyor. Papa, BOP’un dinî temsilcisi olarak geliyor. Papa, Türkiye’ye insani hislere sahip olarak Türk halkına saygı göstermek için gelmiyor. Tam tersine Türk halkını hiçe sayarak Bizans’ı hortlatmaya geliyor.”
Aslında makalenin sonunda özetlenen maddeler, tüm makalenin özetidir; Büyük Orta Doğu Projesi’nin bir ütopya olmadığının, aksine küresel ve bölgesel reel politikalar ile hızlandırıldığının ispatıdır. Ülkemizin dört bir tarafının kuşatıldığının, Büyük Orta Doğu Projesi için cepheler açıldığının ve son aşama için iç siyasetin dizayn edildiğinin uyarısıdır.
Doğuda bir kürt devletinin, Kıbrıs adasında bir federe devletin, İstanbul’da ise ekümenik özerk bölgenin zeminlerinin hazırlanması ve hızlandırılmasının, ütopik bir iddia olmadığının göstergesidir.
Bütün bunlara imkan sağlayan iktidarın, Büyük Orta Doğu Projesi’nin eş başkanlığını yaptığının göstergesidir.
Ve artık sabırlar tükenmekte ve vicdanlar bu kadar ihaneti kaldıramamaktadır. Kırmızı Trump okyanus ötesinden Madurro üzerinden iran ve Türkiye’yi hedef göstermekte, İslama en büyük zarar ılımlı islamla verilmekte ve dün papa-Fetö eliyle yapılan bu ihanet bugün papa-iktidar eliyle yapılmaktadır. Nasıl ki ezan siyasi bir simgeyse, Anadolu da İslamın kalesi ve siyasi simgesidir.
Bir sonraki aşamada, ikinci bir Kurtuluş mücadelesini verilmesi ve Kuvayı Milliye ruhuyla milli bir mutabakat hükümeti kurularak adil düzene geçilmesi kaçınılmazdır.
Makalede vurgulanan bağımsızlığımızı tehdit eden çok önemli hadiseler yaşanırken; iktidarın ve yandaşların Yeni Osmanlıcılık safsatası tarihteki meşhur ”Titanik” gemisinin batışı süresince gemideki müzisyenlerin caz yapmasını aklımıza getirdi. Cennet Vatanımız dört bir yandan ekonomik, sosyolojik ahlaki ve askeri yönden çembere alınmışken yetki sahipleri bir nevi sazla cazla (boş vaatler ve günü kurtarmaya yönelik palavralarla) Milletimizi oyalamaktaydı.
Türkiye her yönden kuşatılmaktayken Milli duyarlılık ayağa kalkmalıydı!
Milli Çözüm’ün bu tarihi çağrısına uyulmalıydı!
Evet, Milli duyarlılık hemen ayağa kalkmalıydı!
İngiliz gavuru Churchill kadar bile milli duyarlılık taşımayanlara, yine İngiliz gavurunun sözleriyle uyarı:
“Eğer kan dökmeden kolayca kazanabileceğiniz bir şey için haklı olduğunuz halde savaşmazsanız; zaferinizin kesin ve çok maliyetli olmayacağı bir durumda savaşmazsanız; tüm olasılıklar aleyhinize olduğunda ve hayatta kalma şansınız çok az olduğunda savaşmak zorunda kalacağınız bir an gelebilir.
Daha da kötü bir durum olabilir.
Zafer umudu olmasa bile savaşmak zorunda kalabilirsiniz, çünkü köle olarak yaşamaktansa ölmek daha iyidir.” (Churchill)
Güneş Doğmadan, Karanlık Kaybolmazdı! HAKK GELMEDEN, BÂTIL YIKILMAZDI!
SİYONİZM BİR TAKIM PLANLAR YAPMIŞ VE PLANLARINI TIKIR TIKIR İŞLETMEKTE NE YAZIK Kİ. MAKALEYİ OKUDUĞUM ZAMAN AŞAĞIDAKİ AYETİ KERİMELER AKLIMA GELDİ.
İbrahim 42
(Ey insan!) Sakın sanma ki; Allah zalimlerin yaptıklarından gafil (habersiz ve ilgisiz)dir. Sadece onları, gözlerin dehşetle döneceği (korku ve şaşkınlıktan bakışlarına baygınlık geleceği) bir güne kadar ertelemektedir.
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/42
İbrahim 46
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar kurdular (ve kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları ve programları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/46
İbrahim 47
Sakın ha, Allah’ı; elçilerine (ve Hakk davetçilerine) verdiği sözden (ve zafer va’adinden) dönecek sanma(yın). Gerçekten Allah Azîz’dir, İntikam sahibidir. (Ey zalimler ve hainler, sizin de zulüm ve hıyanetlerinizin hesabını soracak, saltanatınızı yıkacaktır.)
https://www.mealikerim.com/14/ibrahim/47
ALLAHIN İZZET VE İNAYETİYLE İNŞALLAH AZİZ ERBAKAN HOCAMIZIN 1980 YILINDA BUYURDUKLARI SÖZÜN GERÇEKLEŞMESİ İLE TÜRKİYE’NİN VE BÜTÜN İNSANLIĞIN KURTULUŞUNUN TEK ÇARESİ ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA KURULACAKTIR.
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin Erbakan
(TRT Basın Toplantısı, Yazarlar soruyor – Nisan 1980)
Türkiye’miz içeriden ve dışarıdan tamamen uzak kuşatılmıştır. Birinci dünya savaşı sonraki dönemden daha vahim bir hal üzerindeyiz. Atatürk’ün gençliğe hitabesindeki hatırlattığı durumları şuanda fazlası ile yaşamaktayız. Gençliğe hitabenin son cümlesinden yine bu durumdan kendi imkanlarımızla kurtulacağız, nasıl ki kurtuluş savaşında Kuva-i Milliye ruhuyla yeniden Milli Şuura sahip vatan evlatlarının ayağa kalkıp Milli Mutabakat hükümetine geçişiyle ve devamında ise Rahmetli Erbakan Hocamızın Nisan 1980 TRT yaptığı “Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; Türkiye’nin kurtuluşu Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inan bir hükümetin kurulması ve yeni bir devrin başlaması mümkündür.” diyerek ülkemin kurtuluş çaresini yıllar öncesinden Aziz Erbakan Hıcamız haberdar ediyordu.
İyi ki varsın Milli Çözüm!…
Ülkemizi, Bölgemizi ve tüm insanlığı içine alan Siyonist ve Emperyalist zulüm ve sömürü şebekesinin plan ve projelerini yıllar öncesinden görüp uyararak ve bu lanetli kavmin şerrinden korunma yollarını göstererek ve siyonizmin tüm sistemlerini çökertip etkisiz bırakarak tüm insanlığı huzur ve saadete götürecek Erbakan imzalı Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya programını bizlere ve tüm insanlığa deklere eden Millî Çözüm e müteşekkiriz…
Evet makalemizin manşetinde de ifade edildiği üzere ülkemiz dört bir yandan kuşatılmış vaziyette… Çünkü Türkiye merkezli Yeni Bir Dünyanın kurulacağını, bizler ve zalim güçler yani Siyonistlerde farkında bu yüzden 8 milyarlık insanlık aleminin saadetine vesile olacak her türlü hazırlığı ama her türlü hazırlığı başta Bilge ve Yiğit ve aynı zamanda Süper bir beyne sahip Şahsiyet olmak üzere, teknoloji harikalarımız olmak üzere ve yeni bir dünyanın temelleri olan komple zihniyet değişimi yaşandığı andan itibaren ne zalim güçler etkili bir güze sahip olarak kalabilecek ne de insanlığı madden ve manen inim inim inleten sistem ve düzenleri hüküm sürebileceğinden, başta ülkemizde sonra İslam Ülkelerinde ve tüm dünyada hüküm sürecek olan Adil Düzen Projeleri hazır bir şekilde beklemekte… Milli Çözümlü Milli Bir Mutabakatla gerçekleştirilecek olan YENİ BİR DÜNYA kurulumu; Milli demokratik aslına sadık kalıp bir restorasyonla sahte seçim oyunlarını, particiliğe dayalı basit ve çağdaş topluluk kavgalarını, medya denilen manipülasyon tezgahlarını ve işbirlikçi rantiyeci sermaye sınıfını da terbiye edecek şekilde milli iradenin tecellisi olacaktır.
Türkiyemiz yaşadığı bu toz duman ortamını ancak ve önce Adil , asil ve asri yeni bir düzen kurucu ruha sahip, milli ve cesaretli bir hamle yaparak aşabilecektir ve aşmalıdır.
İnşaallah Milli Çözüm’ün yine ifadesiyle ; TARİHİ HER ZAMAN KÖTÜLER DEĞİL, BU SEFER DE İYİLER VE MİLLİLER YAZACAĞINA EMİNİZ VE TAHMİNİMİZ TEMENNİMİZ ODUR Kİ; BU KUTLU VE MUTLU DEĞİŞİM DE OLDUKÇA YAKINDIR!.. İNŞAALLAH.
Sorulara ekleyelim:
Ülkemize davet ettiğimiz Libya Genel Kurmay başkanının uçağı düşürülüp topraklarımızda suikaste uğramışken…
Deccal ve Katil Netenyahu-İsrail Yunanistan Güney Kıbrıs birlikte bölgede başka bir aktöre (Türkiye) imparatorluk kurdurmayacağı tehditini yaparken…
Yabancı ülkelerin dronları hava sahamızı bir bir işgal ederken ve göz göre göre üstümüzde keşif yapılırken…
Barzani Türkiye çıkartması yaparken…
Papa Emine Hanım tarafından İznik’e davet edilirken…
ABD AKP’ye ihtiyacı olan meşruiyeti vermişken… Ankara büyükelçisi her konuda müstemleke valisi gibi Türkiyemize duracağımız yeri belirlerken…
AKP ve neredeyse tüm muhalefet abd’den aldığı meşruiyetle yeniden olmayan azınlık sorununu azdırıp ülkeyi iç savaşa sürüklerken…
Trump Netanyahu’ya; Tayyip’le aram iyi, tanıyorum, İsrail’e saldırmaz , korkma diye teyid verirken…
MAKALENİN SON CÜMLESİ: BÜTÜN BUNLAR RASTLANTI OLABİLİR MİYDİ?
Aziz Erbakan Hocamızın Haim Nahum planını anlatırken bahsettiği 7 maddeden biri neydi??? “Yumuşak lokma yapacaksın”. İşte milletimizi yumuşak lokma haline getirmenin bir yolu da olayları milletimize hiç bir şey olmuyormuş gibi, normal olaylarmış gibi aktarmaktır. Bu açıdan baktığımızda Papa’nın ziyaretini turistik gezi gibi anlatanlar aynı Firavunun sihirbazları gibi halkın gözünü başka yöne çevirmeyi amaçlıyorlar. Millet olan biteni gerçek manasıyla görmesin diye. Adamlar son darbeyi vuracakları zaman millet zaten sersemlemiş olacak ve direnci kalmayacak. Adamlar bir yönden değil her yönden hazırlıklarını yapmaktalar Büyük Ortadoğu Projesini gerçekleştirmek için. Aziz Erbakan Hocamız “bir konu Suriye olursa bilin ki hedef Türkiye’dir” dememiş miydi…. Şimdi Suriye’nin her tarafı kontrollerini altına alacak dizaynı yapıyorlar. Komşularımızda üslerini, denizlerdeki savaş filolarını düşündüğümüz zaman bu adamlar herhalde keyf olsun diye bu kadar yatırım yapmıyorlar.
Ayrıca terörsüz Türkiye süreci deyip yapılanlara meşruiyet kazandırmak için Erbakan Hocamızı günahlarına ortak etmeye çalışmaları da milletimizi yapılanların iyi bir şey olduğuna inandırma gayretinden başka bir şey değildir. Oysa Erbakan Hocamızın terör konusunda ne söylediği ve ne yaptığı açık açık ortadır. Hocamız; bir kere Kürt Meselesi diye bir meselemiz yok demiştir. Önce buradan başlamak lazım.
(Erbakan hocamızın 2009 yılında söylediği “sen 41 uçak gemisi yaparsın o 80 tane yapar, biz uçak gemisi yapacağımıza onun yaptığı füzeyi havada kontrol altına alacağız, geri Amerikan gemisinin üstüne düşüreceğiz” cümleleri akıllara kazınmıştır. Allah’ın rahmeti ve bereketi ile üretilen nitelikli teknolojiler bir şeyleri sayıca fazla yapmaktan çok daha üstündür.)
yöneticiler taht kavgaları ve iç hesaplaşmalar vasıtasıyla ile milletimizi oyalamakta bürokratlarımız koltuk sevdaları ile kafa sulandırmaktadır. Milletimiz bir an önce uyanmalı, işbirlikçi hainler hususunda gerekli tavrı göstermeli, Milli vicdan ve duyarlılık ayağa kalkmalıdır.
AKP’yi iş başında tutmak, Siyonizmin, 20. Haçlı Seferi‘ni başarıya ulaştırmak için ana vazifesidir! (Necmettin ERBAKAN) Bu bağlamda papanın ziyaretide bu hizmetin daha doğrusu ihanetin açık delilidir. Ekümenlik hedeflerini bir bir gerçekleştiren papalık Arkasında siyonist akıl hocalarının BOP planlarına hizmet etmektedir. Bunları ise AKP gibi işbirlikçi hükümetler eliyle yapmaktadır.
Erbakan Hocamız;
* “Sadece İslam’ın değil, tüm insanlığın gerçek düşmanı Siyonizm’dir. Siyonizm hayal değil, bir gerçektir. İlk önce şu gerçeği unutma. Ortada bir timsah var. Siyonizm timsahı. Bunun üst çenesi ABD, alt çenesi AB, kuyruğu da İsrail’dir.”
* “1990’da 20. Haçlı Seferi başlarken bu kararı aldılar. Çeneleri ayarlardılar. ABD ile AB arasında uyum sağladılar. Sonra NATO’yu, İslam’a taarruz gücü haline çevirdiler.”
Ülkemizin etrafı işgal öncesi yeni cepheler açılarak zayıf düşürecek zafiyetler gösterilmekteydi.
Ülkeyi bu puslu karanlık ortamdan aydınlığa çıkaracak yeni Kuvayı Milliye ruhunu dirilten Milli Çözüm önderliğinde kurulacak Milli Mutabakat hükümetine acil olarak ihtiyaç duyulmaktaydı. Ve İnşaAllah çok yakın gelecekte beklenen ve özlenen gelişmeler olacak tarihe şanlı zafer şarkılarının söyleneceği aydınlık yarınlara kavuşacağız.
Ve Aziz Erbakan Hocamızın söylediği şu sözü tekrar hatırlatıyoruz:
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; Türkiye’nin kurtuluşu; Milli Çözüm’e inanmış bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması, Milli Çözüm’e inanmış bir hükümetin kurulması ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür.( Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Basın Toplantısı Yazarlar Soruyor – Nisan 1980)
Evet, Türkiye her yönden kuşatılmış durumdadır. PKK tehdidi, ABD’nin Orta Doğu’ya saldırı filoları konuşlandırması, Vatikan merkezli hamleler gibi tehlikeli ve birçok köklü sorunlardan kurtulmanın yolu, Erbakan’ca bir duruş sergilemekten geçmektedir.
Bu gerçeği birçok kesim dile getirir; ancak samimiyet, Erbakan Hocamız hakkındaki çarpıtmalara karşı durup onun projelerini savunma ve gündeme taşıma aşamasında ortaya çıkar. Makaleden de anlaşılacağı üzere, bunu gerçekten dert edinenler yalnızca Erbakan sadığı ve gerçek Takipçisidir!..
TÜRKİYE KUŞATILIYOR!
Ülkemiz her yönden kuşatılırken Apo katilinin Cumhur İttifakına yaptığı uyarı dikkat çekmektedi.
Görüşme sonrası açıklama yapan DEM Partili Koçyiğit, Öcalan’ın; süreci “tarihi” olarak niteleyip, 27 Şubat çağrısının devlet katında da bir mutabakata dayandığını söylemişti. DEM’li Koçyiğit, Öcalan’ın “ Bu sefer mutlaka başarmak gerektiğini, aksi halde darbe mekaniğinin devreye girebileceğini” dile getirdiğini belirtmişti.
Siyonist uşağı Apo katilinin;
BOP Projesi Eş Başkanlığı ve Küresel – Emperyalist takımın yoldaşlığını yaptıklarını itiraf eden Cumhur İttifakına uyarılarını nasıl anlamak lazımdı!?
Siyonizm tarafından dayatılan “Terörsüz Türkiye” kılıflı “Yeni Çözüm Süreci” ve “Anayasa Değişikliği” ülkemizin yarısının bölünmesini amaçlayan BOP’un
(Büyük İsrail Projesinin) son ayağıydı.
Milli Çözüm defalarca ilgili yerlere hatırlatmıştı.
Öcalan bütün Türkiye’nin gözü önünde iktidar ve ortağına “Darbe Sopasını” göstermekteydi. İktidar yandaşlarının ise konuyla alakalı sadece çarptırma yapması, “gereken mesaj, yerine ulaştı” olarak mı okumalıyım?
Peki bu tehlikeli sürece karşı çıkmayan başta CHP olmak üzere diğer muhalefet partileri hangi odaklardan, niçin korkup pusmaktaydı?
Bu hıyanet projelerine Erbakan Hocamızı alet etmeye çalışanların sonu bakalım nasıl olacaktı..
Vatan toprakları ayağımızın altından kaymıştı. Bu siyasi kadrolar, yozlaşmış kurumlar ve her noktası çürümüş sistem ile ülkemizi kurtarmak imkansızdı.
Milli duyarlık sahipleri, bulunduğumuz şartların 19 Mayıstan çok daha kritik bir hal aldığını anlamıştı!?
Tek çare ise;
Bütün Millicilerin, Milli Duyarlılığının ayağa kalkması..
Milli Çözüm – Milli Mütabakat Hükümetinin iş başına geçmesidir.
“Zafer inananlarındır ve zafer yakındır!”
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
Devleti ve milleti her yönden bir sarmal içine alan, ancak birbiriyle bir bağıntısı bulunmayan(!) olaylar ve gelişmeler zincirinin, nereye ulanmak istendiğini anlamak için;
Hem milletin hem devletin varoluş kodlarını anlayan BİLGİ, en temel şartlardandır..
Bu bilgi, TECRÜBE ile mutlaka tekamüle ulaşmalıdır. Tecrübesi ve başarıya dayalı bir deneyimi bulunmayan bilginin sonu hüsrandır yıkımdır.!
Doğru ile yanlışı, hak ile batılı birbirinden ayıran en temel Allah vergilerinden birisi HİDAYET nurudur.. Bu nurdan hakkıyla istifade edemeyen bir zihniyetin insanlığa ve İslama yapacağı hiç bir hayır olamaz..
Neyin doğruya neyin yanlışa götüreceğini, milletin ve Devletin hayrına hangi adımların atılıp nasıl sonuçlar alınacağını sezip görebilme yetisi ise FERASETTİR..
Bütün bu iradeyi kullanabilme, doğru kararlar alabilme ve alınan kararları uygulama kararlılığını ortaya koyma iradesi ise DİRAYET olarak tanımlanmıştır…
Ve şüphesiz tarihin, coğrafyanın ve bölgenin en önemli devletini ve milletini her türlü dış güdümden koruyup kollamak, bölgesel ve küresel huzuru, güveni sağlayacak köklü çözümler, planlar, proğramlar ve uluslararası alternatifler ortaya koymak ise, ŞUUR ve VİZYON gibi muazzam bir devlet donanımını şart koşmaktadır..
Bir devleti ve milleti hakkıyla idare edip yürütecek bir zihniyetin, bu özelliklerden bir tanesinden bile mahrum olması, o milleti Allah korusun ne büyük yıkımlara maruz bırakacaktır..
Milli Çözüm takipçileri olarak ne istediğimizi, ne yapmamız gerektiğini, ne olduğumuzu, ne olmamız gerektiğini, mevcut halimizi ve geleceğimizi ciddiyetle anlayıp, görüp, şuurla ve imanla kendimizi yeniden inşa etmek mecburiyetindeyiz.!
Aksi takdirde gelecek nesillerin lanetinden hiç kimse kurtulamayacaktır.