EFENDİM
Kara sevda mıdır nedir?
Gören sanır divanedir
Gayri hepsi bahanedir.
Efendim özledim seni…!
Nerye baksam Sen gördüğüm…
Dilim dönmez, çün kördüğüm.
Vuslat bana bayram düğün
Cananım, özledim seni!
Bilmem ki bu hayret midir?
Kesret içre vahdet midir?
Bu aşk mıdır, hasret midir?
Sultanım, özledim seni…!
Zehir oldu suyum aşım
Hüzün, devamlı yoldaşım
Bunalıma düştü başım
Efendim, özledim seni…!
Kalbte iman başta tacım
Cananım sana muhtacım
Sende her derde ilacım
Efendim, özledim seni…!
Bağışla suçum, günahım
Güldür yüzüm, dinsin ahım…
Emîrim, Sultanım, Şahım.
Efendim, özledim seni…!
Ümidim var bir gün elbet
Bizlere de gelir nöbet
Vuslat olur ilelebet
Ah yarim özledim seni!
Baştan aklım alan dilber.
Beni derde salan dilber
Böyle mecnun kılan dilber
Cananım özledim seni!
Ahmedin, kulun kölendir.
Yolunda bin kez ölendir
Vuslatın bayram şölendir
Sultanım, özledim seni!

Ahmedin, kulun kölendir. Yolunda bin kez ölendir. Vuslatın bayram şölendir. Sultanım, özledim seni!
Sen kokmayan gülü neyleyim, efendim
Neyleyim sensiz baharı?
Sen doğmayan günü neyleyim,
Neyleyim davansız ben dünyayı?
Tenine değdiğini hissetmediğim yağmuru istemem,
meltemi istemem.
Seni hatırlatacaksa parlasın yıldızlar,
Sana yanmayan yıldızı semalarda istemem.
Bülbüller söyleyecekse seni söylesin,
Senden okumayan bülbül olsa dinlemem.
Özlemim sen olacaksan yansın yüreğim, tükenmesin gayretim
Sılası sen olmayan gurbeti istemem, sana varmayan yolu istemem.
Bir ateş yakacaksa beni kalbimden,
Senin aşkının ateşi yaksın,
Senden gayrı başka bir aşkla kül olursa kalbim,
Bu kalbi istemem, ateşi istemem, koru istemem, meşgaleyi istemem
Seni göremediğim vahalar halkın olsun,
Ben senin çölünü isterim, suyu istemem.
Sana çıkacaksa durmaz yürürüm,
Sonu sen çıkmayan yönü istemem, yolu istemem.
Ben gönüllü bir köleyim, kulağımda küpem.
Kalbini fethedecekse geçerim bin sina’yı birden.
Yoksa neyime?
Bu fethi istemem, Yeni Bir Dünyayı istemem.
Ben Milli Çözümüm, karşısındayım gelmiş geçmiş en büyük zalimin Siyonizmin.
Adamışım kendimi yüzünde bir tebessüm için.
Gül yüzünü güldürmeyen cihanın sultanlığını istemem.
Ben bir garip erim, yazdığım sensin, yandığım sen.
Senden gayrı bir aşka ben kalemi istemem, kağıdı istemem.
Ben senin davanın neferiyim, sensin benim efendim.
Senden gayrı, senden başka efendi istemem, sevgili istemem, aşkı istemem…
(Kutsal aşkın sahibi olan sultanların, tarihten gelen mesajlarıyla…)
Âşığın Dili Gönlüdür
Efendim!…
Sen gideli …
Dîde giryân…
Sîne püryân …
Ruh üryân…
Akıl ziyân ..
Hâne vîrân…
Neferinden geriye kalan..
Şu beş para etmez kuru can…
Bazan şifa istenmezmiş
Hasta tabibe aşık oldumu, istemez elbet şifayı..
Güzel
Sır düğümü ahımda
Bu gönül dergahımda
Sensizliğin ateşi
Alev olur ruhumba
Yanıp kül olmak güzel
Sararıp solmak güzel
Hasretle dolmak güzel
Bu sevdanın bağrında
Ölümsüzlük uğrunda
Yaşamak ölmek güzel
‘’SEVGİNİN BAŞI YANGIN SONU İSE ÖLÜMDÜR’’
Anlatıldığına göre Hallac-ı Mansur’u 80 gün hapsetmişler. İmam Şibli bir gün ziyaretine gitmiş ve ey Mansur, Muhabbet nedir diye sormuş. Mansur bu soruyu bana bugün değil yarın sor demiş. Ertesi gün olunca Mansur’u zindandan çıkarırlar ve üzerinde boynunu vurmak üzere yaygı yayarlar, bu sırada İmam Şibli çıka gelerek karşısına dikilir. Bu anda Mansur ona seslenir, ey Şibli SEVGİNİN BAŞI YANGIN, SONU İSE ÖLÜMDÜR.der.
Hallac-ı Mansur’un nazarında Allah’tan başka her şeyin batıl olduğuna kesin kanaat gelince ve yalnız Allah’ın hak olduğunu bilince , hak isminin onun kendi adı olduğunu unutmuş ve sen kimsin sorusuna muhatap olunca ben hakkım diye cevap verdiği söylenir.
Anlatıldığına göre sahici muhabbet, şu 3 davranışta belli olur:
1- Aşık, sevdiğinin sözünü diğerlerinin sözlerine tercih eder.
2- Aşık, sevgilisi ile oturup kalkmayı başkaları ile bir arada olmaya tercih eder.
3- Yine aşık, sevgilisinin rızasını kazanmayı, başkalarının hoşnutluğunu elde etmeye tercih eder.
Söylendiğine göre aşk perdeyi yırtmak ve sırları keşfetmektir. Kendinden geçerek unutacak kadar ilahi bir aşk hali ise zikrin lezzetine varıldığı anda ruhun, arzunun taşkınlığına katlanamamasıdır, öyle ki, bu hali yaşayan kimsenin azalarından biri kesilse hiç bir şey duymaz…
Milli Çözümde yayınlanan şiirlerde gördüğümüz ortak özellik manevi tecrübe ve birikim , hakiki aşk samimiyet ihlas sonucu kalpten dökülen nağmeler olması hasebiyle okuyucusuna etki ve tesir etmede 40 yılda bir arpa boyu mesafeyi çok çok kısa zamanda kazandıran muhteşem ısmarlama ilhamlar….Rabbim istifade edenlerden eylesin bizleri …
Selam Olsun
Hadis-i Şeriflerde:Hakk katında en büyük amelin Allah için sevmek ve O’nun için bugzetmek olduğu anlatılmış,
Hakkı gerçekten tanımanın yolu “İnsa-ı Kamil”i tanımaktan geçtiği bildirilmiştir!..
-Onu gerçekten tanıyan,özlem ve hasretten divaneye dönmüştür;
-Aşık,Gözünü nereye çevirse hep O’nu ve nişanelerini,isim ve sıfatlarının tecellilerini görür,böyle anda dil düğümlenir gönül diliyle anlaşılır.
-Varlık evreninin bu çokluğu Hakk’ın vahdetinin yoludurd!
-Bu şuura erenlerin dunya ile irtibatı zayıflar,yüzünden hüzün yüreğinden’hüsn’ eksik olmaz.
-İman onun en büyük dayanağı,süsü;Hakka mutaçlık bilinci en yüksek sığınağı,en şifalı ilacıdır!…
-Günah yüküyle yüklü sırtlara Sultan’ın merhameti ‘ah’ile inleyeni bahtiyar kılar.
-Hakka sadakatla bağlı hakikat erleri VUSLAT iklimini yaşamaya dünyadayken başlar, Ukba da sonsuzluğa ererler!..
-Tecelli tahtının Sultanı olan Zat-ı Aziz ,hakikat gözlüğüyle bakanların aklını başından alıp mecuna çevirir..
Gerçek sadık Hakka köleliği, Alemin sultanlığına tercih eden;o uğurda can vermeyi cana minnet sayan O’nun Rızasını en ulu bayram bilendir!..
Tüm bu gerceklerin okulu Milli Çözüm’e ve de Mürebbii Mübarekesine selam olsun!..