YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6acbe401ef970
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 3 8 8
Bugün : 56471
Dün : 57276
Son 30 gün : 1728883
Toplam : 63247907
IP Adresiniz : 199.16.157.183

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

“KELİME VE SÖYLEMLER” ÜZERİNDEN YÜRÜTÜLEN
HAK BÂTIL MÜCADELESİNDE:
MİLLİ ÇÖZÜM’ün Kur’ani Tavrı ve Yeni Bir Dünya İnşası!

Bir TV programında ve yandaş takımınca başta “Terörsüz Türkiye” diye “ESA”ya uygun söylemlerin dibine kadar kullanıldığı bir ortamda, sözde entel ve akademisyen biri; “Batılı teorisyenler, Türkçesi ‘Eleştirel Söylem Analizi (ESA)’ olan bilimsel ve akademik bir teknik üzerinden siyasi söylem geliştiriyorlar ve toplumun algılarıyla oynayıp manipüle ediyorlar. Biz bu yöntemi yeni araştırmaya başladık ve bayağı bir mesafe katettik” demesi üzerine; cevap olarak bu ESA ve Medya Manipülasyonu üzerine bir inceleme yazısı yazmaya karar verdik. Çünkü o şahıs, bu ESA’nın yeni ortaya çıkmış bilimsel ve akademik bir teknik uygulama olduğunu sanıyor ve bilgiçlik taslıyordu… Halbuki Kur’an; “kelime, kavram, anlam, manipülasyon” gibi birçok benzeri konuda 1450 sene öncesinden bunların mânâlarını, ne amaçla, nasıl ve kimler tarafından kullanıldığını hem öğretiyor ve hem de bu gibilere karşı nasıl mücadele edileceğini ve hangi önlemler alınması gerektiğini öğütlüyordu.

Önce, Dilin Nötrsüzlüğü ve İktidar İlişkileri Nasıldır?

Dil; insanlığın iletişimini sağlayan pasif ve saydam bir araç yahut gerçekliği tarafsızca yansıtan bir ayna değildir. Aksine dil; toplumsal gerçekliği inşa eden, toplumsal güç dengelerini şekillendiren, iktidar ilişkilerini üreten, gizleyen veya meşrulaştıran dinamik bir aygıttır. Siyasal, iktisadi, teolojik ve sosyolojik alanlardaki her mücadele, en nihayetinde dilde ve söylem alanında bir meşruiyet kavgası olarak somutlaşıp ortaya çıkmaktadır. Bu bağlamda metinler, faillerin sadece düşüncelerini aktardıkları alanlar değil; iktidar mücadelelerinin fiilen yürütüldüğü stratejik alanlar olmaktadır.

Geleneksel dilbilimi, metni yalnızca gramer (dil bilgisi) ve sentaks (söz dizimi) düzeyinde ele alırken; 20. yüzyılın ikinci yarısında gelişen Eleştirel Söylem Analizi (ESA), dilsel yapıların arkasındaki örtük güç mekanizmalarını ve ideolojik ajandaları ifşa etmeyi amaçlayan disiplinlerarası (iki farklı akademik veya uzmanlık alanının bir araya gelmesiyle oluşan) bir yöntem olarak ortaya çıkmıştır. Ancak söylem boyutu yalnızca modern siyaset bilimi ve sosyolojinin konusu değildir. Bu durum aslında: İnsanlığın varoluşundan bu yana süregelen Hak-Bâtıl mücadelesinin, özü itibarıyla söylem ve algı ile yapılan mücadelesinin alanıdır. Kur’an-ı Kerim incelendiğinde, İlahi vahyin dildeki kavramsal çarpıtmaları, algı operasyonlarını, hakikati örten örtük söylemleri ve bilginin araçsallaştırılmasını; sistematik bir biçimde nasıl tek tek deşifre ettiği görülecektir.

Bu yazımızda; Eleştirel Söylem Analizi’nin metodolojik altyapısını, yöntemin bir kalkan veya kılıç olarak çift taraflı işlev ve işleyiş tarzını, Batı-merkezli hegemonik (baskıyla yönlendirici) söylemin; İslam dini, kültürü ve Müslümanlar hakkında ürettiği kalıplaşmış, taraflı yargıların analiz edilmesi ve Kur’an-ı Kerim’in algı yönetimlerine karşı geliştirdiği İlahi-sosyolojik uyarıları gibi konuları ele almaya çalışacağız.

A- Eleştirel Söylem Analizi’nin (ESA) Metodolojik ve Teorik Altyapısı

Eleştirel Söylem Analizi’nde söylem, sosyal bir pratik olarak tanımlanır. Normal söylem analizi “Metinde ne söyleniyor?” veya “Dil nasıl kullanılmış?” sorularına odaklanırken, Eleştirel Söylem Analizi’nde “Bu dil kullanımı aracılığıyla kimin çıkarı korunuyor?”, “Hangi güç ilişkileri doğallaştırılıyor?” ve “Kim susturuluyor?” sorularının peşine düşülür.

Eleştirel Söylem Analizi (ESA) en basit haliyle: “Sözlerin ve cümlelerin arkasındaki gizli niyet ve kasıtları, güç oyunlarını ve algı operasyonlarını yakalama sanatıdır.” diye tanımlanır. Günlük hayatta kelimeleri sadece bilgi vermek için kullanmayız. Kelimeler aynı zamanda insanları ikna etmek, birilerinin haklılığını veya haksızlığını belirlemek, ya da bir düşünceyi “normalleştirmek” için de kullanılır. ESA, işte bu arka planı inceler ve şunu yapar; kelimelerin maskesini düşürür: “Bu haberde ve analizde neden bu kelime seçilmiş de diğeri seçilmemiş?” sorusunu sorar. Böylece:

a- Gizli Taraflılığı Bulur: Kendini tarafsız gibi sunan gazete, televizyon, reklâm veya siyasetçi söylemlerindeki gizli yönlendirmeleri açığa çıkarır.

b- Sorumlunun Kim Olduğuna Bakar: Bir olumsuzluk anlatılırken olayın sorumlusu açıkça söyleniyor mu, yoksa cümleler edilgen kurularak (örneğin “zam yapıldı” denip zammı kimin yaptığı gizlenerek) üzeri mi örtülüyor, buna bakar.

Özetle; sıradan bir okuyucu bir metni okuduğunda “Burada ne anlatılıyor?” der. Eleştirel Söylem Analizi yapan biri ise “Bu metin beni neye inanmaya ikna etmeye çalışıyor ve bunu yaparken hangi sözcük hilelerini kullanıyor?” diye bakar.

Temel Özellikler olarak;

Kullanılan Dil İdeolojik Kaynaklıdır: Söylem asla tarafsız değildir. Sözcük seçimi, dilbilgisi yapıları ve cümle kurma biçimleri belirli bir dünya görüşünü yansıtır.

Tarihsel ve Bağlamsaldır: Metinler tek başına incelenmez; üretildikleri sosyo-politik, kültürel ve tarihsel bağlam içinde ele alınır.

Güç Odaklıdır: Medya, siyaset, hukuk ve eğitim gibi kurumların, dili kullanarak kitleleri nasıl etkilediğini ve hegemonya kurduğunu ortaya çıkarmayı amaçlar.

Toplumsal Dönüşüm Hesaplıdır: Sadece teorik bir analiz sunmaz; dildeki gizli ayrımcılığı, ırkçılığı, cinsiyetçiliği ve sınıf eşitsizliklerini ifşa ederek toplumsal farkındalık yaratmayı amaçlar.

ESA’nın Çağımızdaki Önemli Temsilcileri ve Yaklaşımları ise Şunlardır;

Norman Fairclough: ESA’nın kurucularındandır. Söylemi 3 boyutlu bir modelle inceler: 1- Metin (Dilbilgisel analiz), 2- Söylemsel Pratik (Metnin üretimi ve tüketimi) ve 3- Sosyal Pratik (Toplumsal ve kurumsal bağlam).

Teun A. van Dijk: “Söylem-Biliş-Toplum” üçlemesine odaklanır. İktidar sahiplerinin ve medyanın, insanların zihinsel modellerini söylem aracılığıyla nasıl yönlendirdiğini (sosyal biliş) araştırır.

Ruth Wodak: “Söylem-Tarihsel Yaklaşım”ı geliştirmiştir. Söylemin tarihsel arka planına ve kurumlar içindeki kimlik inşasına yoğunlaşır.

Norman Fairclough, Teun A. van Dijk ve Ruth Wodak gibi kuramcılar tarafından şekillendirilen bu yaklaşım, metnin mikro düzeydeki dilsel detayları ile toplumun makro düzeydeki sosyo-politik yapıları arasında kopmaz bir bağ oluşturur.

1- Norman Fairclough’un Üç Boyutlu Söylem Çerçevesi: Fairclough’un modeline göre herhangi bir söylemsel olay tek bir düzlemde incelenemez; birbiriyle iç içe geçmiş üç temel boyutta ele alınmalıdır:

• Metin Boyutu (Mikro Dilbilimsel Analiz):

Söz Dağarcığı ve Etiketleme: Aktörlerin hangi kavramlarla anıldığı. Örneğin bir grubun “özgürlük savaşçısı” mı, “isyancı” mı yoksa “terörist” olarak mı adlandırıldığı doğrudan ideolojik bir tercihtir.

Edilgen Yapı ve Suçluyu Silme: Olumsuz girişimlerde veya suç teşkil eden eylemlerde öznenin gizlenmesi hilekârlığı: “Zam yapıldı” veya “Filistinliler öldü” ifadelerinde olduğu gibi eylemin sorumlusunu buharlaştırarak faili hukuki ve vicdani sorumluluktan kurtarma yöntemi uygulanır.

Sentaks (Söz Dizimi) ve Kiplik (Olasılık-Zorunluluk): Cümle kurma sırası, eylemlerin kesinlik yahut zorunluluk derecesi üzerinden okuyucunun zihnini yönlendirme yapılır.

• Söylemsel Pratik Boyutu: Metnin üretim, dağıtım ve tüketim süreçlerini kapsar. Metni kimin kurguladığı, hangi medya kanallarıyla dolaşıma sokulduğu ve hedef kitlenin bu metni nasıl algıladığı incelenir.

Metinlerarasılık (Emsalleştirme): Bir metnin kendi iddiasını meşrulaştırmak için geçmişteki hangi metinlere, anayasal belgelere veya otorite sembollerine (örneğin; Magna Carta, John Locke veya İnsan Hakları Beyannamesi gibi vb.) atıfta bulunduğu çözümlenir.

• Toplumsal Pratik Boyutu (Makro İdeolojik Analiz): Metnin toplumdaki güç ilişkilerine ve hegemonik yapılara hizmet edip etmediği sorgulanır. Söylemin mevcut iktidar yapısını koruma (muhafazakâr işlev) veya yeni bir düzen inşa etme (devrimci/karşı-söylemsel işlev) rolü ortaya konur.

2- Teun A. van Dijk ve “Sosyo-Bilişsel” Söylem Modeli: Van Dijk, söylem ile toplumsal yapı arasına “zihinsel modelleri” yerleştirir. Ona göre iktidar sahipleri toplumu doğrudan yönetmezler; toplumun zihinsel modellerini medya ve söylem aracılığıyla inşa ederek yönetirler.

• “Biz” ve “Onlar” Karşıtlığı: Söylemde grubun “Biz” olumlu özellikleri öne çıkarılırken olumsuzlukları gizlenir; ötekileştirilen grubun “Onlar” olumsuz özellikleri abartılırken haklı gerekçeleri yok sayılır.

B- Bir Silah Olarak ESA: Dezenformasyon mu, Hakikat Arayışı mı?

ESA, doğuş amacı itibarıyla iktidarın dildeki hilelerini ifşa eden bir “kalkan” (savunma mekanizması) olsa da, bugün uygulanış biçimi ve araçsallaştırılması bakımından kendisi de gelişmiş bir “kılıç” olarak Bâtılın manipülasyon silahı haline gelmiş durumdadır.

1- Metinsel Kanıtlanabilirlik ve “Bilimsellik Maskesi”: ESA; gramer (dil bilgisi), sentaks (söz dizimi) ve retorik (ikna edici) gibi teknik dilbilim kavramlarını kullandığı için dışarıdan son derece nesnel, akademik ve bilimsel bir analizmiş gibi algılanır. Bir ideolojik yapının karşı tarafı “Siz yalancısınız” diyerek doğrudan hedef alması önyargı olarak etiketlenebilirken; “Bu metinde edilgen yapı ve aşırı genelleme kullanılarak algı inşa edilmektedir” şeklinde bir söylem geliştirilerek, iddiaya bilimsel bir zırh giydirilmeye çalışılır. Bu durum, analizi yapan kişiye kendi ideolojik niyet okumasını “nesnel bir hakikat” gibi sunma imkânı tanımaktadır.

Mesela; “Şirkette yaşanan küçülme doğrultusunda bazı pozisyonlar feshedilmiştir.” cümlesinde Bilimsel Maskeleme yapılarak haberde; doğrudan hedef almamak ve önyargı oluşturmamak için “işten çıkarıldı” demek yerine “pozisyonlar feshedilmiştir” şeklinde edilgen yapı kullanılarak öznesizleştirme tekniğiyle şirketin sorumluluğu örtbas edilmeye çalışılmıştır. Veya;

“Protestolarda bazı olumsuz görüntüler yaşandı.” cümlesinde; “bazı olumsuz görüntüler” ifadesiyle muğlaklaştırma ve aşırı bir genellemeyle; polisin sert müdahalesi söylemsel olarak görünmez kılınarak iktidar lehine meşruiyet üretimi hedeflenmiş olmaktadır.

2- Esneklik, Cımbızlama ve “Aşırı Okuma”: ESA’nın matematiksel veya laboratuvar düzeyinde kesin bir doğruluk formülü yoktur. Bir söylem analisti, sahip olduğu retorik beceriyle: Tarafsız bir metni belirli kelimeleri cımbızlayarak “gizli bir ırkçılık veya nefret söylemi” olarak sunabilir. Ya da manipülatif ve propaganda içeren bir metni “mağdurun sesini duyuran hakkaniyetli bir söylem” şeklinde de meşrulaştırabilir.

Örnek Olarak Nefret Söylemi Oluşturma: “Ülkemizin egemenliğine ve sınırlarına yönelik her türlü tecavüze anında, misliyle ve kararlılıkla yanıt verilecektir” şeklindeki haklı ve meşru bir bildiriyi, ESA’ya göre Söylemsel Manipülasyon yaparsak; analistler veya medya kuruluşları tarafından bu tarafsız ve her ülkenin anayasal hakkı olan “müdafaa” cümlesinden “misliyle yanıt” ve “kararlılık” ifadelerini cımbızlayarak; yerine “Bu açıklama küresel barışı tehdit ediyor” veya “Gizli bir Batı nefreti ve çatışma arzusu barındırıyor” şeklinde yayın yaparsanız, meşru savunma söylemi bir anda “nefret-saldırı söylemi” olarak kitlelere sunulmuş olunacaktır.

Yine sanki “mağduru koruyormuş” gibi bir eylemi meşrulaştırmak için ise: “Bölgemize ve müttefiklerimize yönelik muhtemel saldırıları önlemek, demokrasiyi korumak ve terör altyapısını bertaraf etmek amacıyla önleyici bir operasyon icra edilmiştir” şeklindeki bir açıklamada; “önlemek”, “demokrasiyi korumak” ve “müttefik güvenliği” kavramları öne çıkarılarak, sözde uluslararası hukuk ve başka bir devletin egemenliği ihlal edilmemiştir mesajı verilir. Böylece; bölgeye güç gösterisi olsun diye yapılan olay, kitlelere; “Mağdur edilen müttefiklerin hakkını koruyan, teröre karşı çaresiz kalan masumları savunan hakkaniyetli ve zorunlu bir müdahale” olarak meşrulaştırılarak sunulur.

3- Karşı-Söylem İnşası ve “Teşhis-Tedavi” İkilemi: ESA (Eleştirel Söylem Analizi) genellikle iki aşamalı işler:

a- Teşhis: Rakip veya hasım söylemin dildeki tutarsızlıkları, gizli amaçları ve manipülasyonları deşifre edilir.

b- Tedavi (İdeolojik Alternatif): Çürütülen söylemin yerine, analizi yapan yapının kendi ideolojik dogması veya toplumsal projesi yerleştirilir.

Mesela güncel bir örnek olarak; Dışbakanlar ve sözde İsrail’e tavır alan 12 Batılı ülkenin ortak açıklamalarında, aynı merkezden düğmeye basılmış gibi bölgedeki olayların sebebi olarak; söze İsrail devleti diye değil, İsrail hükümeti diye başlarlar. İsrail’deki eylemlerin tek suçlusu olarak da; “Netanyahu hükümetinin ve radikal birkaç Bakanının kendi siyasi ikbalini koruma çabası” diye sözde teşhis ve deşifre ederler. Yani bölgedeki olaylar Siyonist bir eylem değildir (!) Olayların tedavisi olarak da: “Sorun İsrail devleti ile değil, radikal iktidarladır. Çözüm, bu iktidarın gitmesi ve bölgesel/iki devletli dengenin kurulmasıdır.” diyerek, aslında “İsrail devletinin HAMAS’a karşı meşru bir savunma yaptığını ve bunun asla İsrail’in bu bölgeye geldiğinden beri tarihsel bir tutumu olmadığını” özenle empoze etmeye çalışırlar. Böylece işlenen suçun tüm günahını Netanyahu hükümetine yükleyerek İsrail’i aklamaya çalışırlarken, kendi bölgesel diplomasilerini ve karşı-söylemlerini “gerçekçi ve barışçıl” bir alternatifmiş gibi kitlelere benimsetmeye uğraşırlar.

İşte bu gibi süreçlerde ESA; tarafsız bir hakikat arayışı olmaktan çıkıp, karşı tarafın dezenformasyonunu çürütürken kendi ideolojik alternatifini kitlelere benimsetmenin rafine bir aracı haline gelir.

C- Kur’an’a Göre Hak-Bâtıl Mücadelesi, Temelde Bir Söylem ve Algı Mücadelesi Olmaktadır!

Kur’an’da; tam olarak bu mekanizmayı anlatan ve dille-kelimelerle Hakkın bâtılı nasıl yok ettiğini ve edeceğini vurgulayan çok çarpıcı bir ayet bulunmaktadır:

“Hayır, aksine; doğrusu Biz Hakkı Bâtılın tepesine fırlatırız, O da onun beynini parçalayarak mahvedip bitirir. (Kur’an’a, Resulüllah’a ve insan haklarına dayalı hayır ve huzur sisteminin ana hatlarını ve Siyonizm’in perde arkasını sadık kullarımızla topluma bildiririz, böylece inkârcı zalimleri deşifre edip deviririz. Ardından) Bir de bakarsın ki, o (bâtıl ve barbar rejimler, zalimler ve işbirlikçiler bir müddet sonra yıkılıp) yok olup gitmiştir. (Allah’a karşı; “sözünde durmaz, süper güçlerle başa çıkamaz” gibi zanlardan ve) nitelendirdiğiniz yakışıksız sıfatlardan dolayı yazıklar olsun size! [Not: Beyni parçalanan ve fikriyatı boşa çıkarılan bâtıl ve barbar sistemin, geri kalan görkemli gövdesinin çökmesi ve çözülmesi artık kolay ve kaçınılmaz olacaktır.]” (Enbiya: 18) Bu ve benzeri ayetlerde; Hak-Bâtıl mücadelesinin, kelimelerle Hakkı yerleştirmek üzerine kurulu olduğu anlatılır. Kur’an’da; “Hak” (gerçek, adalet, doğru) ile “Bâtıl” (yalan, algı, sahte olan) arasındaki savaşın çoğu zaman kılıçla değil, öncesinde ve sonrasında asıl kavramlarla ve kelimelerle yürütüldüğü anlatılır. Yine her dönemin müşriklerinin ve iktidar sahiplerinin toplumu manipüle etmek için nasıl kavramları değiştirip, toplumsal algıyı yönetmeye çalışacakları konusunda uyarılarda bulunup dikkatli olunması gerektiği hatırlatılır. Ve tabi; bu sahte bâtıl (kelime ve kavramlardan oluşan) söylemlerin “beyninin parçalanarak” (yanlış algıların çökertileceğini ve) hakikatin-Hakkın mutlaka inşa edileceğinin müjdesi de hatırlatılır.

Kur’an’da “Söylem ve Kelime” vurgularının toplum üzerindeki dönüştürücü gücüne ve kelimelerin Hakkı yerleştirme işlevine işaret eden İbrahim Suresi 24-25. ayetlerde “Güzel söz, kökü sabit, dalları gökte olan güzel bir ağaç gibidir” denilerek, doğru kelimelerin topluma nasıl kök saldığı ve hakikati aşıladığı benzetmesi yapılarak “Güzel ve Haklı Sözün Yanılsamayı Yıkmasına” çarpıcı bir örnektir.

Böylece Kur’an ayetleri; bâtılın her zaman inkârını gizlemek için başvurduğu ve kurduğu zihinsel ve söylemsel algı yöntemlerini, hakikati ifade eden doğru kelimelerle ve güçlü söylemlerle yıkıp yerine (yapılacak fikri cihad ile) Hakkı hak olarak yerleştirmek amacıyla indirilmiştir.

D- Efendimiz; “Dil-Toplum-Güç İlişkisini” 1450 Sene Öncesinde Kullanmıştı…

Eleştirel Söylem Analizi (ESA), 20. yüzyılın sonlarında gelişmiş modern bir akademik analiz yöntemi diye sunuladursun… Ancak; Peygamberimiz Hz. Muhammed (SAV) yaşadığı toplumda dilin gücünü, sözlerin arkasındaki gizli niyetleri ve toplumsal etkilerini analiz edip; dilin toplum üzerindeki yıkıcı veya inşa edici etkisini çok mükemmel kullanmış ve örnek sonuçlar almıştır.

Bunun pratik örnekleri ise şunlardır:

1- Dildeki Güç ve Eşitsizlik İfadelerini Dönüştürmesi (Dil Reformu): ESA’nın ana odak noktalarından biri, dilin; kölelik, sınıf farkı veya cinsiyet ayrımcılığı gibi eşitsizlikleri nasıl meşrulaştırdığıdır. Halbuki Efendimiz, toplumsal statüleri eşitlemek için dilsel kalıplara doğrudan müdahale etmiştir:

Kölelik Diline Müdahale: Dönemin toplumunda köle sahibi olanlar kölelerine “Kulum” (Abdi), köleler de sahiplerine “Rabbim/Efendim” (Rabbi) derdi. Efendimiz bu dilsel hiyerarşiyi yasaklayarak şu düzenlemeyi getirmiştir: “Hiç kimse ‘Kulum’ demesin, ‘Oğlum’, ‘Kızım’ veya ‘Genç kardeşim’ desin.”

Böylece: Dilin insan üzerindeki psikolojik baskısını tespit etmiş ve hâkimiyet oluşturan kelimeleri tedavülden kaldırarak toplumsal eşitliği dilde başlatmıştır.

2- İdeolojik Kelime Seçimlerini Değiştirmesi (Kavramsal Müdahale): Söylem analizi, güç sahiplerinin bazı kelimelere yüklediği anlamlarla kitleleri nasıl yönlendirdiğine bakar. Cahiliye Dönemi Arap toplumunda güç, kuvvet ve itibar “kabile adına savaşmak ve intikam almak” ile tanımlanıyordu.

“Yiğitlik-Güçlü Olmak” Tanımı: Efendimiz bir gün ashabına “Siz aranızda kimi pehlivan (güçlü) sayarsınız?” diye sordu. Onlar da “Güreşte herkesi yenen kişiyi” dediler. Bunun üzerine “Hayırlı ve güçlü kişi, güreşte başkasını yenen değil, öfkelendiğinde kendine hâkim olan kimsedir” buyurmuştur.

Böylece: Toplumda fiziki şiddeti meşrulaştıran “güçlü insan” söylemini yıkmış, kavramın içini ahlâki ve psikolojik bir anlamla yeniden doldurmuştur.

3- Kişiyi Hedef Almak Yerine Davranışı Eleştirmesi (Genelleme Söylemi): ESA’da metnin doğrudan kimi hedef aldığı ve sorumluluğun nasıl dağıtıldığı incelenir. Efendimiz ise toplumsal bir hatayı düzeltirken bireyleri topluluk önünde rezil etmemek ve savunma psikolojisine sokmamak için özel bir iletişim yöntemi kullanırdı:

İfade Biçimi: Biri bir yanlış yaptığında doğrudan o kişinin adını vermek yerine kürsüye çıkar, “İnsanlara ne oluyor ki şöyle şöyle yapıyorlar?” diyerek konuşurdu.

Böylece: İfadeyi şahsileştirmekten çıkarıp anonimleştirerek, dinleyicinin “savunma mekanizması” geliştirmesini engeller ve mesajın doğrudan davranışa odaklanmasını sağlardı.

4- Şiir ve Propagandanın Söylem Analizi: Dönemin Mekke ve Medine’sinde şiir; günümüzün medyası, televizyonu ve sosyal medyası gibi en güçlü propaganda aracıydı.

Söylem Savaşı: Mekkeli müşrikler Efendimiz hakkında “O bir şairdir”, “Sihirbazdır” diyerek Onun üzerindeki kamuoyu algısını kırmaya çalışıyorlardı. Efendimiz, bu dezenformasyon söylemine karşı Hassan bin Sabit gibi şairleri görevlendirerek karşı-söylem oluşturmuş ve medyanın gücünü toplumsal savunma için kullanmıştır.

Özetle: Efendimiz Hz. Muhammed (SAV), Eleştirel Söylem Analizi adı verilen ESA’nın bugün incelediği “dil-toplum-güç ilişkisi” dinamiğini 1450 sene öncesinde en üst düzeyde ele almış ve dili toplumsal değişimin ana kaldıracı olarak kullanmıştır.

E- Günümüzde; Batı-Merkezli Hegemonik Söylemlerine Karşılık, İslamiyet’in Kavramsal Çözümleme Yaklaşımı

Gelişmiş söylem analizi teknikleri ve ideolojik metin kurguları, modern dönemde küresel hegemonik güçler tarafından özellikle; İslami kavramlar, Doğu medeniyeti ve Müslüman toplumlar üzerinde son derece sistemli ve bilinçli bir biçimde uygulanmaktadır.

1- Metinsel Oryantalizm ve Kavramsal Bozulma: Geleneksel oryantalizm Doğu’yu “ilkel” olarak kodlarken, modern metinsel oryantalizm dildeki yan yana getirme tekniklerini kullanır.

• Sistematik Kavram Eşleştirmesi: Küresel medyada “İslam” kelimesi neredeyse hiçbir zaman yalnız bırakılmaz; yanına ısrarla “radikalizm”, “fanatizm”, “şiddet”, “terör” veya “çağ dışılık” kavramları eklenir. Bu sayede kişinin zihninde, bu iki kavram arasında sarsılmaz bir nörolojik ve söylemsel bağ kurulur.

• İslami Terimlerin Tahrifi: Kur’an-ı Kerim’de adalet, direniş ve gayret anlamı taşıyan Cihad kavramı; dilde “kafa kesme ve barbarlık” seviyesine indirgenmiş, İlahi adalet ve hukuk düzenini ifade eden Şeriat kavramı ise; yalnızca “fiziki cezalar ve kadın düşmanlığı” ile paranteze alınarak nötralize edilmiştir.

2- Aktörlerin Konumlandırılmasındaki Çifte Standart: Aynı şiddet eylemini gerçekleştiren faillerin küresel medyadaki temsil dili, ESA’nın söylemsel ajandasını net biçimde ortaya koymaktadır:

• Fail Müslüman Olduğunda: “İslamcı terörist 10 kişiyi katletti.” şeklinde, Din öne çıkarılıp İslam hedef alınır, eylem bireysel olmaktan çıkarılıp kolektif kimliğe mal edilerek, tüm Müslümanlar potansiyel tehdit kategorisine sokulur.

• Fail Batılı-Hristiyan Olduğunda: “Aşırı sağcı-psikolojik sorunları olan saldırgan dehşet saçtı.” şeklinde eylem tamamen bireyselleştirilir, failin dini aidiyeti tamamen gizlenir ve olay bir “yalnız kurt” parantezine alınır.

3- Bocalayan Doğulu Aydın ve Böylece “Kendi Medeniyetine Yabancılaşma” Durumu: Batı’nın anayasal gelenekleri modern çağın birer “kutsal insan hakları miladı” gibi sunulurken; Doğu’nun kendi tarihleri boyunca geliştirdikleri İslam temelli anayasal birikimleri, adalet ve yönetim kültürleri “folklorik kalıntılar” olarak ve çağ dışı diye yaftalanıp Batı merkezli veya modernleşmeci bir bakış açısıyla küçümsenerek değersizleştirilir. Bu durum, kendi medeniyet birikimine yabancılaşmış, zihinsel olarak sömürgeleştirilmiş ve kendi medeniyetine düşman bir aydın tipolojisinin doğmasına yol açmıştır.

F- Kur’an-ı Kerim’in Söylem Manipülasyonlarına ve Algı Yönetimine Yönelik İlahi Uyarıları

Kur’an-ı Kerim incelediğinde, İlahi vahyin insanlığı yalnızca ahlâki ilkelerle donatmadığını; aynı zamanda dildeki kavramsal tuzaklara, kirli bilgi manipülasyonlarına ve algı operasyonlarına karşı üst düzey bir “zihinsel ve söylemsel koruma kalkanı” geliştirdiği görülür.

1- Dildeki İki Anlamlılık ve Kavram Tuzağı: “Râinâ” Örneği: Medine döneminde bazı çevreler, Hz. Peygamberimize hitap ederken görünürde saygılı fakat örtük anlamda hakaret içeren kelime oyunlarına başvuruyorlardı. Bakara Suresi 104. ayeti ise bu söylemsel oyunu doğrudan deşifre etmiştir:

“Ey iman edenler! ‘Râinâ’ (Bizi güt) demeyin; ‘Unzurnâ’ (Bize bak/bizi gözet) deyin…” (Bakara: 104)

Söylemsel Analiz: “Râinâ” kelimesi Arapçada masumca “bizi gözet” anlamına gelirken, dildeki küçük bir bükülmeyle İbranicede hakaret anlamı taşıyan bir sese dönüşüyordu. Kur’an, Müslümanlara kavramlarını net seçmelerini; ucu açık, manipülasyona imkân tanıyan ve çift anlamlı söylemleri terk etmelerini emrederek bu algı oyununu bozmuştur.

2- Bilgi Üreticilerinin ve Haber Kaynağının Denetlenmesi: Söylem analizindeki “Metni kim üretti, hangi ajandayla-adamıyla dolaşıma soktu?” sorusu, Kur’an’da bir metodoloji ve inanç ilkesi olarak yer alır:

“Ey iman edenler, eğer bir fasık, (harama ve yalana meyilli şahıslar, oluşumlar ve yayın organları) size (kızdırıp kışkırtıcı veya oyalayıp aldatıcı) bir haber getirip (verirse), onu ‘etraflıca araştırın’ (her anlatılana hemen inanıp kanmayın). Yoksa bilmeden (ve yanlış yönlendirme sonucu), bir kavme (ve kesime) kötülükle sataşıp (haklarına tecavüz etmiş duruma düşersiniz) de ardından bu işlediklerinize pişman oluverirsiniz.” (Hucurât: 6)

Ayet, bilginin yalnızca muhtevasına (metne) değil, haberi dolaşıma sokan aktörün karakterine ve sosyo-politik konumuna (söylemsel pratiğe) odaklanmayı da emreder.

3- Bağlam Koparma, Cımbızlama ve Tahrifatın Deşifresi: Günümüz medya analizinde “cımbızlama” veya “bağlamından koparma” olarak bilinen yöntemler, Kur’an’da geçmiş toplulukların bilgin elitleri üzerinden şöyle ifşa edilir:

“Onlardan (Yahudi ve Hristiyanlardan ve Müslüman görünen münafıklardan) öyleleri vardır ki, siz onu(n söylediklerini ve okur göründüklerini) kitaptan (Allah’ın kelâmından) sanasınız (ve kutsal kurallar gibi sarılasınız) diye dillerini kitaba doğru eğip bükerler; (veya kitapta olanı eksik ve değişik söylerler, onlar sadece istismar ve suistimal peşindedirler.)…” (Âl-i İmrân: 78)

“Kimi Yahudiler, kelimeleri (Hakkın sözlerini) ‘konuldukları yerlerden’ (İlahi hedef ve hikmetlerinden) saptırıp (kaydırarak Hakk Dinde tahrifata girişirler. Kutsal Kitabın kelimelerine farklı ve aykırı manalar yüklerler)…” (Nisa: 46)

4- Kriz Dönemlerinde Asılsız Şayia ve Dezenformasyon Mücadelesi: Toplumda panik ve güvensizlik oluşturmak amacıyla kurgulanan haber akışlarına karşı Kur’an, Bilgi Yönetimi ve Kriz İletişimi modeli sunar:

“(Münafık ve marazlı insanlara) Onlara (İslami cihadla ve toplum huzuruyla ilgili) güven veya korkuya dair bir haber gelse, (yetkililere danışmadan) onu hemen yayarlar (rastgele konuşur ve yazarlar). Halbuki o (haberin yayılıp yayılmaması ve nasıl yorumlanması gerektiğini) Peygambere veya içlerindeki (yetkili ve bilgili) emir sahiplerine götürüp iletselerdi, aralarında istinbata=Kıyasla hüküm çıkarmaya ehil ve donanımlı (akıl ve anlayış erbabı) kimseler, onun ne olduğunu (İslami hareketi ve ümmeti ilgilendiren bu tür haber ve söylentilerin ne maksatla çıkarıldığını ve ne anlama geldiğini) bilip öğrenirlerdi…” (Nisa: 83)

Ayet, ham bilginin, yetkililere danışılmadan derhal dolaşıma sokulmasını yasaklamakta; bilginin eleştirel süzgeçten geçirilmesini ve uzman-yetkili zihinlerce analiz edilmesini şart koşmaktadır.

G- Algı Operatörlerine ve Söylem Korsanlarına Yönelik Kur’an’ın; Sert ve Tavizsiz Dil Kullandığı Anlaşılmaktadır.

Kur’an-ı Kerim, bireysel ahlâki hatalara ve günahlara karşı bağışlayıcı, şefkatli ve örtücü bir dil benimserken; toplumsal zihni zehirleyen, bilgi manipülasyonu yapan ve adaleti dille boğan odaklara karşı son derece sert, ifşa edici ve tavizsiz bir dil kullanır.

1- Söylem Operasyonlarını Yürüten Tarihsel ve Sosyolojik Aktörler

Kur’an’da söylem savaşlarını yürütenler üç temel grupta toplanır:

A- Münafıklar (İç Söylem Korsanları): Toplumun içinde yaşayıp dışarıdaki odaklara çalışan, yaldızlı sözlerle güven kazanıp arka planda kaos ve moral bozukluğu üreten tipler.

B- Statü ve Menfaatçi Bilgin Eliti (Ahbâr ve Ruhban): Bilgiyi ellerinde tutan, hakikati dünyalık menfaat için gizleyen veya egemen güçlerin meşruiyet aygıtı haline gelen akademisyen/din adamı sınıfı.

C- Müstekbirler (Maddi-Siyasi Güç Elitleri): Kurulu sömürü nizamını korumak için hakikat söylemini “çağ dışı, büyü-sihir, şiir, hayali masallar” diyerek etiketleyen oligarşik yapılar.

2- Kur’an’ın Sert İfadeleri ve Müthiş Benzetmeleri

• Bilgisini Makam ve Çıkar Karşılığı Sattığı İçin Hakikati Çarptıranlara:

“Kendilerine Tevrat yükletilip de (ilim sahibi olduktan) sonra, onu (Kitabullah’ın emirlerini, hikmet ve hükümleriyle gereği gibi sorumluluk) yüklenip yerine getirmemiş (ve İlahi buyruklara göre amel etmemiş) olanların durumu, koskoca kitaplar yükü taşıyan eşeğin durumu gibidir…” (Cum’a: 5)

Sosyolojik Karşılığı: Bilgiye ve teorik birikime sahip olduğu halde bunu egemen gücün emrine veren, söylemsel manipülasyon yapan bilginlerin düştüğü zihinsel aşağılaşma durumunu anlatır.

• İçi Boş, Ağdalı ve Yaldızlı Söylem Üreticilerine:

“(Ey Nebim!) Sen onları (münafıkları) gördüğün zaman, (düzgün ve bakımlı) endamları (zahiri kalıpları ve tavırları) Senin hoşuna gidip beğenini kazanmaktadır. Konuştukları zaman da onları dinlemeye (değer sanırsın. Oysa bunlar sözlerine, kıyafetlerine ve zahir görünüşlerine aşırı dikkat gösterip, suni ve sahte davranışlarla takva ve tarafsızlık numarası yapmakta ustalaşmışlardır. Aslında) Onlar sanki (sütun misali) dayandırılmış düzgün ahşap-kütükler gibi (şuursuz ve vicdansızdırlar. Bu kofluklarından ve korkularından dolayı da) Her çıkışı ve çağrıyı (her yaygarayı ve konuşulanı) kendileri aleyhlerine sanırlar. Onlar (sinsi ve tehlikeli) düşmandırlar, bu yüzden onlardan kaçınıp-sakının (münafıkları tanımaya çalışın ve onlara karşı tedbirli ve dikkatli olun). Allah onları kahretsin; nasıl da (Hakk’tan) çevriliyorlar ve dönekleşip duruyorlar. [Bakara: 204, 205, 206 bu ayetin izahıdır.]” (Münâfikun: 4)

Ayetin Sosyolojik Karşılığı: Dışarıdan bakıldığında son derece karizmatik, akademik, yetkin görünen ancak ürettikleri söylem, toplum için kof ve yıkıcı olan entelektüel görünümlü kişilere dikkat çekmektedir.

• Hakikati Gizleyen Söylem Aktörlerine:

“Allah’ın indirdiği Kitaptan (kendilerinin ve iktidar sahiplerinin işine gelmeyen) bir şeyi göz ardı edip saklayanlar (Allah’ın emir ve hükümlerini gündeme taşımayanlar) ve (buna karşılık) onunla değeri az (bir şeyi, dünya menfaatini) satın alanlar (böylece güç odaklarının ve iktidarların keyfine göre fetva uyduranlar var ya); onların (din istismarıyla kazanıp) yedikleri, karınlarındaki ateşten başkası değildir…” (Bakara: 174)

• Kamuoyunda Yalan Haber Yayan Dezenformasyonculara:

“Yemin olsun ki, eğer münafıklar ve kalplerinde hastalık bulunanlar ve şehirde (ülkede yalan haber ve yanıltıcı yorum yazarak) kışkırtıcılık yapanlar (bu fesatlıklarından) vazgeçmeyecek olurlarsa, mutlaka Seni onların karşısına dikeriz (ve galip getiririz,) sonra Seninle (pek az bir süre aynı ortamda) birlikte kalabilir (ve fesatlıklarını sürdürebilirler.)” Ahzâb Suresi 60. ayette geçen “Murcifûn” terimi; sosyolojik olarak toplumda asılsız şayia, kurgusal haber ve algı operasyonlarıyla toplumsal morali çökertmeye çalışan bilgi bozguncularını ifade eder. Kur’an, bu yapılar için en ağır toplumsal ve hukuki yaptırımları öngörür.

H- Sosyo-Psikolojik Gerçek: İnkârcılar ve Münafıklar Mert Değildirler, Kandırma ve Kıvırma Esaslıdırlar

Tarih boyunca güç, statü ve menfaat odakları doğrudan ve meşru yollarla mücadele edememişlerdir ve sürekli söylem oyunlarına ve sinsi manipülasyonlara başvurmaları sosyo-psikolojik bir gerçekliktir.

1- “Mertçe İfade” Mantığının Yıkılışı: Açıktan mücadele etmek (yani “Ben kendi menfaatim ve sömürü düzenim için savaşıyorum” demek) toplumsal vicdanda karşılık bulmaz. Bu nedenle gücü elinde tutan veya iktidar hırsı taşıyan yapılar, doğrudan hedefe saldırmak yerine dildeki kavramların içini boşaltarak hareket ederler.

2- Sızma ve Yaldızlı Kavram Sığınağı: Söylemsel manipülatörler hiçbir zaman topluma “Sizi sömürmeye geldik” demezler. Dün olduğu gibi bugün de işgaller, müdahaleler ve zihinsel yönlendirmeler “Demokrasi, Özgürlük, İnsan Hakları, Islah, Çağdaşlık” gibi evrensel ve itiraz edilmesi zor yaldızlı kavramların arkasına gizlenerek yapılır.

3- Yakalanma Anındaki “Kıvırma” Psikolojisinin Sırıtması: “Sadece İyilik İstemiştik”: Söylem tuzağı deşifre edildiğinde, manipülatörler hiçbir zaman mertçe suçlarını kabul etmezler. Sosyo-psikolojik olarak derhal savunma mekanizmaları işletilir: “Sözlerim bağlamından koparıldı!”, “Siz beni yanlış anladınız!”, “Bizim niyetimiz kötü değildi!” gibi sözler kullanılır. İşte Kur’an-ı Kerim bu tiplerin kriz anındaki psikolojik sığınağını Bakara Suresi 11. ayette açıklar: “Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde (tam bir pişkinlikle): ‘Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz’ demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir.” (Bakara: 11)

Özetle: Eleştirel Basiret ve Zihinsel Özgürleşme Metotları

Eleştirel Söylem Analizi (ESA), modern dünyada medyanın, siyasetin ve akademik söylemlerin arkasındaki gizli ajandaları anlamak bakımından önemli bir metodolojik araçtır. Ancak bu araç bugün bâtıl Haçlı Siyonist seküler, ideolojik veya hegemonik yapılar elinde yeni bir manipülasyon silahına dönüşmüştür.

Kur’an-ı Kerim’in ortaya koyduğu metodoloji ise; insanı pasif bir haber alıcısı yahut söylem kölesi olmaktan çıkarıp; basiretli, eleştirel, kaynağı sorgulayan, dildeki kavramlara sahip çıkan ve yaldızlı söylemlerin arkasındaki niyeti deşifre edebilen bir “zihinsel bağımsızlığa” davet edip Hakka bağlar.

Tarih boyunca mertçe mücadele edemeyenlerin başvurduğu sinsi söylem oyunlarına ve kalleşçe dezenformasyonlara karşı durabilmenin yolu; sürekli Kur’an-ı Kerim ile meşgul olup, hem modern analiz yöntemlerinin mantığını kavramak hem de Kur’an’ın; basiret ve ferasete dayalı ayetlerin uyarılarını dikkatle akıl süzgecinden geçirip tefekkür etmeyi bir zihinsel alışkanlık haline getirmektir. Dilin bir manipülasyon silahı olarak kullanıldığı çağımızda söylem analizi, yalnızca akademik bir çalışma alanı değil; aklı, ruhu, inancı ve toplumsal adaleti koruma amacı taşıyan Fikri bir Cihad mücadelesidir.

Halbuki; İslam âlimleri, belagat, fesahat ve usul-i fıkıh ilimleriyle zaten kelimelerin arkasındaki manaları ve lafız-mana ilişkisini yüzyıllar boyunca incelemişlerdir. Batı düşüncesi ise bunu 20. yüzyılda (kendi kitle iletişim araçlarının ve propagandanın artmasıyla) adını “Eleştirel Söylem Analizi” koyarak sanki yeniden keşfetmiş gibi ortaya sürmüşlerdir.

Dolayısıyla ortada sıfırdan yapılmış bir “buluş” söz konusu değildir; sözde modern dünyanın ihtiyaçlarına göre sistemleştirip sanki sıfırdan yeni bir şey bulmuşlar gibi adlandırılıp topluma sunulması hilesidir. Kur’an’ın, bu hakikati yüzyıllar öncesinden ortaya koymuş olması, Onun evrensel, her çağın sorunlarına her zaman cevap veren ve kesin-kalıcı çözümler üreten, zamansız derinliğini bir kez daha hem teyit hem de ispat etmektedir.

I- Peki; “ESA” ile Yapılan Söylem Savaşında, Üstad Ahmet Akgül’ün ve Milli Çözüm’ün Misyonu ve Vizyonu Ne Olmaktadır?

İşte Milli Çözüm Dergisi’nin yayın çizgisi; benimsediği üslup özelliği ve olaylara yaklaşım biçimi incelendiğinde, pratikte tam olarak “söylem deşifresi” ve “karşı-söylem” işlevi gören Fikri Cihad görevini yaptığı anlaşılacaktır.

Milli Çözüm Dergisi’nin bu alandaki yeri ve duruşu şu 3 temel noktayla özetlenebilir:

1- Olayların ve Şahısların “Arka Planı ve Gizli Hesabı” Okunur ve Çözümü yapılır.

Milli Çözüm Dergisi: Ulusal ve uluslararası siyasetteki açıklamaları, antlaşmaları veya medya anlatımlarını “göründüğü gibi” değil; arkasındaki küresel bâtıl güç odakları (Siyonizm, küresel sermaye, Haçlı-Emperyalist odaklar vb.) açısından teşhis edip deşifre etmeyi esas alarak, tedavinin ve kurtuluşun ancak Adil bir Düzen’in kurulmasıyla mümkün olacağını ilan ve ispat eder.

2- Net, Sert ve Doğrudan “Karşı-Söylem”le Kur’ani bir mücadele yürütür.

Milli Çözüm Dergisi: Analizlerinde, son derece ideolojik, sosyolojik, ekonomik ve siyasi olarak sert ve caydırıcı bir eleştirel söylem üretir.

• İktidarın, muhalefetin veya küresel aktörlerin kullandığı “Söylem Saldırıları” olan “Demokrasi”, “Özgürlük”, “Stratejik Ortaklık”, “İnsan Hakları”, “Kalkınma” veya “Ekonomik Reform” gibi süslü kavramların anlamlarını “Aldatmaca”, “Teslimiyetçilik”, “İşbirlikçilik” veya “Algı Operasyonu” olarak yeniden etiketler. Böylece onların kavramlarını; yeni anlamlarla niyetlerini ve kime hizmet ettiklerini deşifre ederek, maskelerini anında düşürür. Yani Erbakan Hocamızın; bir ses sanatçısının askerlik anısı üzerinden yaptığı harika bir benzetmeyle “Ey düşman, al sana bomba!” der gibi cıvık ve gıcık bir siyaset yapmaz, aksine karşı tarafı ikna edip susturacak veya caydıracak; hak ettiği dozda sert, net, ifşa edici bir dil ve üslup kullanır!..

3- Yani Milli Çözüm; Necmettin Erbakan Hocamızın “Şuur Hikmeti ve Siyonizm Deşifresi” Geleneğini Devam Ettiren Bir Bilinç Yapılanmasıdır!

Milli Çözüm’ün söylem analizi tarzı ve tekniği, kaynağını Batı taklitçisi ve küresel zulüm sistemi takipçisi akademiden değil; bizzat Kur’an’ın sarih ayetlerinden, sahih hadislerden ve Necmettin Erbakan Hocamızın öğüt ve öğretilerinden alır. Erbakan Hocamızın konuşmalarında sıklıkla yaptığı “Size bu konuyu böyle sunuyorlar ama aslında bu durum şuna hizmet ediyor!..” şeklindeki söylem çözme ve olayları anlama tekniği, Milli Çözüm Dergisi’nin ana yayın metodolojisidir.

Özetle: Milli Çözüm Dergisi eline mercek alıp cümlelerin dilbilgisel anatomisini çıkaran bir akademik Eleştirel Söylem Analizi (ESA) organı gibi davranmamaktadır. Aksine siyasi metinlerin, küresel projelerin ve medya manşetlerinin arkasındaki “gizli ajandayı” sezme ve deşifre etme gayreti ve kabiliyeti bakımından, halk tipi-siyasi bir “ELEŞTİREL SÖYLEM ÇÖZÜCÜSÜ” (ESÇ) gibi bir görevi yapmaktadır; sadece kulluk imtihanı ve Allah’ın rızasını kazanma amaçlı bir niyetle, gönüllü olarak hiçbir güç odağından ve hiçbir kınayıcının kınamasından korkmadan cesaretle ve Allah’a tevekkül ederek çabalamaktadır, ve bu kutlu amaçla bir araya gelmiş sadıklardan oluşan özel bir yapılanmadır.

5 2 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Osman ERAYDIN

Osman ERAYDIN

Abone Ol
Bildir
0 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...