MEKKE MUTABAKATI MIYDI; SUUDİ AMERİKA MIYDI?
“Mekke Mutabakatı” mı, Özel ABD-İsrail Tatbikatı mı?
Pakistanlı Paşalardan Husiler’e Uyuz Çıkış: “Kutsal mekânlarımızı koruyacağız!”
Suudi Arabistan Mekke’ye yönelik uyduruk İHA saldırıları bahanesiyle Yemen’deki İran destekli Husiler’i sorumlu tutarken, Pakistan’dan dikkat çeken bir açıklama yapılmıştı. Pakistan Savunma Bakanı Havace Asif, Türkiye’nin de imza attığı Mekke Ortak Savunma Anlaşması’nı hatırlatmıştı. “Ortada bir anlaşma olmasa bile, şayet kutsal mekânlarımız saldırıya uğrarsa, onları korumak adına ebedi bir anlaşmayla yükümlüyüz. Allah’ın Evi ve Medine-i Münevvere; buraları korumak bizim dini vazifelerimiz arasındadır!..” (17 Eylül 2026 Gazeteler) diye horozlananlar, acaba Kuduz İsrail’in kutsal Kudüs katliamlarına karşı niye suskunlardı?
“Mekke’ye İHA Saldırıları” Yalandı!
Suudi Arabistan liderliğindeki Arap Koalisyonu Sözcüsü Tuğgeneral Turki el-Maliki, Kraliyet Hava Savunma Güçlerinin 15 Eylül 2026’da Husiler tarafından fırlatılan bir İHA’yı Mekke’deki yasaklı hava sahasına girmeden tespit ettiğini, İHA’nın kentin güneyinde engellenerek imha edildiğini açıklamıştı… Husiler’in Askeri Sözcüsü Yahya Seri ise yaptığı açıklamada, Mekke’nin hedef alındığına ilişkin iddiaların kesinlikle gerçeği yansıtmadığını hatırlatmıştı. Yahya Seri, Suudi Arabistan’a yönelik operasyonlarında sadece petrol tesisleri ve askeri üsleri hedef aldıklarını, kutsal mekânları hedef dışı tutan bir strateji uyguladıklarını vurgulamıştı.
Suudi Amerika’daki silah depolarına ve üs alanlarına yönelik saldırıları MEKKE’ye ve KÂBE’ye yapılmış gibi gösterip İran’a sataşmak ve İsrail-ABD’nin işini kolaylaştırmak isteyen bu ucuz KAHRAMANLAR, neden 3 yıldır Kutsal Kudüs ve civarındaki Filistin’de soykırım uygulayan, resmi 100.000, gerçekte 300.000 cana kıyan ve Gazze’yi tamamen yıkan kuduz İsrail’e karşı, niçin ciddi ve cesaretli hiçbir adım atmamışlardı. Riyakârlık ve münafıklığın böylesine hiç rastlanmamıştı!
Kaldı ki Husiler tarafından atıldığı iddia edilen İHA’ların, İran ile Mekke Mutabakatı’nı (NATO’nun İslamcı kanadını) vuruşturmak isteyen ABD ve İsrail tarafından kasıtlı olarak havalandırılmadığını kim kanıtlayacaktı? Biz Milli Çözüm Dergisi olarak aylardır bu tuzağa dikkat çekip, ilgilileri ve yetkilileri uyarmıştık!..
Suudi Arabistan’la İsrail arasında diplomatik ilişkiler bulunmadığı halde; Suudi Arabistan üst düzey bir askeri temsilcisini İsrail ve ABD güdümlü bir özel toplantıya yollamıştı. Toplantıdan sızan bir istihbarat daha vardı… Dışişleri Bakanlığı’nın Instagram sayfasından ilginç bir paylaşım yapılmıştı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın 13-14 Eylül 2026 günleri Şam’a yaptığı ziyaretin görüntüleri enteresandı.
Bazı Kişilere Giden 21 Eylül 2026 New York Davetiyesinin Sırrı
O günlerde Ankara’da ve New York’ta bazı kişilerin önünde bir davetiye vardı. 21 Eylül akşamı New York’ta, Cipriani’nin dev salonunda “Türk-Amerikan ilişkilerinin 100’üncü yılı dolayısıyla bir toplantı yapılacaktı.” Davet eden ev sahipleri şunlardı: Amerikan Ticaret Odası, Türk Amerikan İş Konseyi… Bir de New Yorklu bir çift. Louise ve Hamdi Ulukaya.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu davete katılıp katılmayacağı konusunda henüz resmî bir açıklama yoktu, ama tahminlere göre katılacaktı. Tabii Türk-Amerikan ilişkilerinin 100’üncü yılı olunca şu soru da akla takılmıştı: ABD Başkanı Trump da katılacak mıydı? Katılırsa, Mekke Anlaşması sonrasında ilk buluşmaları olacaktı. Dolayısıyla Cumhurbaşkanı 20 Eylül’den itibaren New York’ta bulunacaktı… Bu arada BM Genel Kurulu’nda yapılacak hamasi konuşmalar bize Bakara Suresi 14. ayetini hatırlatmıştı: “(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren iş birliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.”
Biz bu ziyareti beklerken 6 jet; İsrail ve Türkiye’nin iki adım ötesinde tatbikat yapmıştı!
Biz bu Şam ve New York ziyaretlerini tartışırken, aynı bölgeden son 2 hafta içinde çok önemli iki istihbarat alınmıştı. Ağustos ayının son haftasında Mısır semalarında 6 jet uçağı saptanmıştı. Hava kontrolü yapan askeri istihbarat kuruluşları için tam anlamıyla sürpriz bir olaydı. Çünkü Mısır hava sahasında uçan 6 jet bu bölgede ilk defa görülen savaş uçağı tipleriydi. “J-16” adı verilen uçaklardı. Bunlar Çin Hava Kuvvetleri’ne ait, en yeni nesil savaş uçaklarıydı.
Uçakların altısı da ağır silahlar taşımaktaydı. Bu uçakların giriş nedeni de enteresandı: Mısır’la birlikte ortak tatbikat yapılmaktaydı… Ve bu tatbikat İsrail’in bir adım ötesinde yapılmıştı. Tabi ki bizim de iki adım ötemizde bulunmaktaydı. Çin Hava Kuvvetleri ilk defa bu kadar uzak bir bölgeye de uçmuşlardı. Peki Çin uçakları 6 bin kilometrelik mesafeyi uçarak nasıl ulaşmışlardı? İki yolla… Ya yol boyunca YY-20 Çin yapımı tanker uçaklarla, ya da Pakistan’ın Karaçi şehrine inip yakıt ikmali yapmışlardı. Yani bizim “Mekke Anlaşması müttefikimizden” birinin topraklarına konmuşlardı…
Çin ve Mısır, Batılı Bir Uçakla İlk Gerçek İt Dalaşı Tatbikatı Yapmışlardı!..
6 Çin uçağı bu manevra sırasında kendileri açısından çok önemli bir de eğitim yapmıştı. Fransız yapımı Rafale uçakları ile karşılıklı savaş tatbikatı imkânı bulmuşlardı. Yani NATO üyesi ülkelerin envanterinde olan bir uçakla karşı karşıya savaş tatbikatı yapılmıştı. Bunu da Mısır Hava Kuvvetleri’nin elindeki Rafale’lerle gerçekleştirmiş oldular. Kısaca 6 Çin J-16 uçağın pilotları evlerine, bu gerçek “İt dalaşından” topladıkları bilgilerle dönüyorlardı.
Tatbikat Devam Ederken 1 Eylül 2026 Gecesi Kahire’ye İnen Çin Devlet Başkanıydı!
Tatbikat devam ederken 1 Eylül gecesi ilginç bir şey daha yaşanmıştı. Çin Devlet Başkanı Xi Jinping o gece resmî ziyaret için Kahire’ye ayak basmıştı. Böylece askeri ayağından sonra bu olayın siyasi ayağı da tamamlanmıştı. Tanık olduğumuz bu olayın anlamı şuydu: Çin artık, hem siyasi hem askeri olarak Doğu Akdeniz’e konuşlanmış durumdaydı!
Tam bu sırada duyulan en vahim haber ise; güya Mekke’ye yakın hedeflerin Husiler’ce vurulmaya başlanmasıydı!..
Bu haber, bütün dengeleri değiştirebilecek bir olaydı. Güya Husiler Mekke’ye çok yakın hedefleri vurmaya başlamıştı! Sanki Husiler resmen en kutsal bölgelere saldırmışlardı!.. Peki bu yalan ve kışkırtıcı olayları kimler tezgâhlamaktaydı?
İngiltere ve Hollanda vatandaşlarına: “Acil durumlara ve kriz ortamına karşı hazırlık yapın!” çağrısı
Her iki ülkede yayınlanan resmi rapor ve uyarılarla, yaklaşan bir kriz anına hazırlıklı bulunmak üzere zaruri ihtiyaç maddelerinin depolanması ve olası saldırılara karşı tedbirli olunması konusunda uyarılar yapılmıştı. Yoksa yeni bir dünya savaşı ve enerji krizi ortamı mı yaşanacaktı?[1]
Palavraya bakın: “Mekke Anlaşması’nı imzalayanların üçüne birden saldırı sayılırmış!”
İran yanlısı vesayet savaşçıları olarak tanımlanan Husiler bu füzeleri resmen “Mekke Mutabakatı’nın kalbine” atmış sayılırmış. Mekke Mutabakatı ilk ciddi sınavı ile karşı karşıyaymış. Anlaşmanın şartları tam olarak açıklanmadı ama bütün başkentlerde şu bilgi yayılmıştı: Müttefiklerden birine yapılacak saldırı ötekine de yapılmış sayılacaktı!?
Aynı gün Almanya’nın bir kayak merkezinden gelen gizli toplantı istihbaratı Siyonist tezgâhı açığa vurmaktaydı:
İşte tam böyle bir süreçte (15 Eylül 2026 tarihinde) Almanya’nın gözlerden uzak bir kayak merkezinden bomba gibi bir istihbarat alınmıştı. Bu kayak merkezinde, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından kapalı bir askeri toplantı yapılmıştı. O da ilk bakışta normal bir askeri toplantı gibi dursa da istihbarat biraz derinleşince ortaya bambaşka bir tablo çıkmıştı.
Suudi ve İsrail askerleri kayak merkezinde aynı masadaydı!?
Katılanlar çok enteresandı. Toplantıya İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Suudi Arabistan’ın askeri liderliği ve ABD CENTCOM Komutanı Amiral Brad Cooper ile birlikte Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Bahreyn, Kuveyt, Ürdün ve Mısır’ın üst düzey askeri temsilcileri katılmıştı. Görüşmenin ana başlıkları şunlardı: İran Savaşı, bölgesel güvenlik ve Husiler’in Suudi Arabistan’a saldırıları. Bu resmen, ABD’nin organize ettiği çok taraflı ve gizli/kapalı bir askeri toplantıydı.
Toplantıdan sızan “İbrahim” istihbaratı ve Siyonizm’e destek dayatmasıydı!..
En önemli yanı ise şuydu: Suudi Arabistan’la İsrail arasında diplomatik ilişkiler bulunmadığı halde Suudi Arabistan üst düzey bir askeri temsilcisini buraya yollamıştı. Toplantıdan sızan bir istihbarat daha vardı. ABD, Suudi Arabistan’a “Bir an önce İsrail ile ‘İbrahim Anlaşmaları’na katıl” mesajı veriliyordu ve kayak merkezindeki bu toplantıda bu baskısını iyice arttırmıştı.
“Mekke Anlaşması’nın üyesi Suudi Amerika’ya İbrahim Anlaşması dayatması!
Türkiye bu masada yoktu ama bizi çok ilgilendirecek bir konu masadaydı. Mekke Anlaşması’na imza atan bir ülkeye “Sen de İbrahim Anlaşmaları’na katıl” dayatması yapılmıştı. Bu durumda; Husiler’e karşı ortak bir güç oluşturulduğu takdirde Mekke Anlaşması’nın öteki iki üyesi, Türkiye ve Pakistan ne yapacaktı? Trump aynı baskıyı, yani İbrahim Anlaşması’na girmesi telkinini Suriye Devlet Başkanı El Şara’ya da yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın önce New York sonra Şam ziyareti öncesinde Ortadoğu’dan ve bir kayak merkezinden gelen hayati derecede önemli üç istihbarat bunlardı. Üstelik herkese açık bilgilerdi.”[2]
Bu arada, Akdeniz’de ve Kıbrıs’ın çevresinde, birkaç ayda bir tekrarlanan İsrail-Yunanistan ortak deniz ve hava tatbikatları ise “sadece sembolik anlam taşımaktaymış ve Türkiye’ye karşı hasımlık amacından uzakmış!?”
Öcalan; PKK Partisi Genel Başkanı Makamındaydı ve Türkiye Siyasetinin En Önemli Aktörleri Arasındaydı!..
Terör Elebaşısı Cemil Bayık’ın: “Öcalan özgür bırakılmadan silah bırakmayız ve Türkiye’ye dönmeyiz!” şantajı!..
KCK Eş Başkanı Cemil Bayık, sürece ilişkin yaptığı konuşmasında, “Öcalan özgür bırakılmadan silah bırakmayacaklarını ve Türkiye’ye dönmeye başlamayacaklarını” açıklamıştı. Sürecin ilerlemesi için siyasi ve hukuki alanda somut adımlar atılması gerektiğini belirten Bayık, kendisinin de İmralı’ya giderek Öcalan’la görüşmesi gerektiğini savunmuşlardı. Bayık, Mazlum Abdi’nin ise Suriye Devlet Başkanı Colani’nin danışmanlığı görevini kabul etmemesi gerektiğini savunmuşlardı.
Bayık, Kandil’de yayın yapan Nuçe TV’ye verdiği röportajda çözüm sürecine ilişkin değerlendirmeler yapmıştı. Silah bırakma ve Türkiye’ye dönüş için demokratik siyaset yürütme hakkının tanınması ve siyasi-hukuki alanda somut adımlar atılması gerektiğini savunan Bayık, sürecin yalnızca silah bırakmaya indirgenemeyeceğini vurgulamıştı.
Bayık, Çözüm Süreci kapsamında silahsızlanma süreci ve örgüt mensuplarının Türkiye’ye dönüşüyle ilgili yaptığı değerlendirmesinde, “Öcalan özgür olmadan silah bırakmayacaklarını ve Türkiye’ye dönmeyeceklerini” belirterek, şunları hatırlatmıştı:
“APO özgür olmazsa silahları bırakmayız ve Türkiye’ye gitmeyiz. Eğer silah bırakacaksak demokratik siyaset faaliyeti yürütme hakkımızın olması gerekiyor. Aynı zamanda yasaların değiştirilmesi gerekiyor. Türk hukukunda Kürtler yok. Değişiklik yapılmazsa Kürtlerin her türlü baskı altına alınması ve yok edilmeye çalışılması devam edecektir. Türkiye bu zihniyetle devam ederse zarar görecektir. Türkiye devletine güvenimiz yok ve kuşkuyla yaklaşıyoruz. Kayyımlar devam ediyor. Şimdiye kadar siyasi tutuklular serbest bırakılmadı. Aralarında birçok hasta da bulunuyor. Cezaevlerinin boşaltılması gerekiyor. Terör listesinden de şimdiye kadar kimse çıkarılmadı. Eski siyasetten değişen bir şey yok. Bundan kaynaklı kaygılar var. Bu kaygıların ortadan kalkması için somut adımların atılması gerek. Her şeyi silah bırakmaya sıkıştıran bir anlayış var.”
The Atlantic’ten tarihi itiraf: “Amerikan Çağı sona ermiş durumdadır!” (18 Eylül 2026)
ABD’nin en köklü fikir ve siyaset dergilerinden The Atlantic, ABD’nin küresel hâkimiyet döneminin bittiğini yazmıştı. Derginin yayımladığı son makalede, İran Savaşı’yla birlikte “Amerikan Çağı sona erdi!” ifadesi yer almıştı.
Amerika Birleşik Devletleri’nde (ABD) 1857 yılından bu yana yayımlanan, ülkenin en köklü siyaset ve fikir dergilerinden The Atlantic, çarpıcı bir makale yayımlamıştı. Phillips Payson O’Brien imzalı makalede, doğrudan “Amerikan Çağı sona erdi!” başlığı kullanılmıştı. “Küresel hâkimiyet dönemi, gözlerimizin önünde sona erdi.” denilen makalede, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından kurulan Amerikan üstünlüğünün İran Savaşı’yla birlikte tarihsel bir kırılma noktasına ulaştığı vurgulanmıştı.
İran’a Yenilen Kof Kahraman!
Amerikan Çağı’nın bir gün sona ermesinin kaçınılmaz olduğunu belirten O’Brien, “Şaşırtıcı olan ise o anın ne kadar aniden gelmiş olmasıdır.” ABD’nin askerî gücünün yıllarca dünyanın en gelişmiş savaş araçlarına, iyi eğitimli personele, küresel üs ve lojistik ağı ile dünyanın dört bir yanındaki askerî ve diplomatik ortaklıklara dayandığı konuşulurken son altı ayda Amerika’nın gücünün; ucuz füze ve insansız hava araçlarıyla silahlanmış, baskıcı ve ekonomik açıdan durgun bir rejim olan İran’ı yenmeye yetmediği ortaya çıkmıştır!” ifadelerini kullanmıştı.
Erbakan Hocamızın ifadesiyle “Uçurumdan aşağıya yuvarlanan ABD tırına binenler ahmaklıklarını anladıklarında iş işten geçmiş olacaktı!..”
Anlaşılan Körfez Savaşı’nda yenilen ve tükenen Amerika, uyduruk Mekke Mutabakatı’nı devreye sokup İran’la vuruşturma çabasındaydı!
Hazırlıkları yapılan 3. Dünya Savaşı’nda, Mısır gibi İslam ülkelerinin bazılarını Çin ve Rusya’nın, Mekke Mutabakatı’nı ise Amerika’nın safında çarpıştırıp, sinsi ve Siyonist amaçlarına hizmet ettirmeyi planlayan Emperyalist odakların hesaplarını anlayacak ve bozacak bir iktidara acilen ihtiyaç vardı!..
Amerikan askeri istihbaratının Yapay Zekâ kullanarak hazırladığı bir raporda, “Çin’e ait bir savaş gemisinin nükleer bomba bileşenleri taşıdığının saptanması” üzerine, bu gemiye müdahale kararı alınmış, ama son anda bunun bir yanılgı olduğu anlaşılmıştı, yani bazı şeytani merkezler, çeşitli bahanelerle 3. Dünya Savaşı’nı çıkarma hesabındaydı.
4 Ağustos 2026 Tarihli Reuters: “ABD’nin Uzun Menzilli Füze Stokları Tükenmek Üzere!” Haberini Paylaşmıştı!
ABD’nin İran’a yönelik saldırılarda füze stoklarının büyük bölümünün tüketildiği anlaşılmıştı. Reuters’a konuşan kaynaklar da ABD’nin elindeki saldırı füzelerinin neredeyse tamamının kullanıldığını doğrulamıştı. ABD ordusunun İran’a yönelik saldırıları 5 ayı geride bırakmıştı. Aralıklarla devam eden saldırıların maliyeti kadar akıbeti de merak konusu olmaya başlamıştı. ABD basını, Washington’ın uzun menzilli füze stoklarının büyük bölümünü tükettiğini yazıyorlardı. Son olarak Reuters’a bilgi veren konuya yakın dört kaynak, özellikle kara konuşlu uzun menzilli füzelerde yaşanan azalmanın Washington’ın yeni krizlere hazırlığı konusunda endişe yarattığını açıklamıştı. Kaynaklara göre ABD, İran’daki hedeflere yönelik saldırılarda Taktik Füze Sistemi (ATACMS) ile yeni nesil Hassas Vuruş Füzesi’ni (PrSM) yoğun şekilde kullanmıştı. İki kaynak, bu mühimmatların “neredeyse tamamının” tüketildiğini vurgulamıştı.
Güvenli mesafeden hedefi vurabilmeleri nedeniyle ABD ordusunun en önemli caydırıcılık unsurlarından biri olarak görülen bu uzun menzilli ve yüksek hassasiyetli silahlar, Ukrayna’nın Rusya içindeki hedeflere saldırılarında da kullanılmıştı. ATACMS’in yerini kademeli olarak daha uzun menzilli PrSM füzeleri almıştı. Kaynaklardan biri, ATACMS ve PrSM stoklarının hızla azalmasının, yönetimin İran hedeflerine pilotlu savaş uçaklarıyla düzenlenecek daha riskli saldırılar yerine uzun menzilli füzeleri tercih etmesinden kaynaklandığını hatırlatmıştı.
- Yeni Şafak – 20.09.2026
- 17 Eylül 2026 – T24 – Ertuğrul Özkök

” Hazırlıkları yapılan 3. Dünya Savaşı’nda, Mısır gibi İslam ülkelerinin bazılarını Çin ve Rusya’nın, Mekke Mutabakatı’nı ise Amerika’nın safında çarpıştırıp, sinsi ve Siyonist amaçlarına hizmet ettirmeyi planlayan Emperyalist odakların hesaplarını anlayacak ve bozacak bir iktidara acilen ihtiyaç vardı!..”
I. Dünya Savaşı sonrasında, Osmanlı Devleti ile beraber dört imparatorluk yıkılmış ve haritalar tamamen değişmişti. Petrol zengini bölgeler başta olmak üzere, güç dengelerini kontrol altında tutabilmek yönünden pek çok yeni plan yapılıp küçük devletçikler ortaya çıkarılmıştı.
Dünyayı tamamen yeniden dizayn edip daha kolay yönetebilmek ve Büyük İsrail Projesi’ni hayata geçirebilmek için, mevcut yangınlardan çok daha büyük bir yangın planlıyorlar.
Ancak Allah’ın planını unutuyorlar.
Makalede anlatılan gerçekler, Erbakan hocamızın;
“Batı emperyalizmi ve Siyonizm, terbiye edilmemiş bir aygır gibi insanlığı tekmeleyip duruyorlar. Siyonizm timsahının üst çenesi ABD, alt çenesi AB, kuyruğu İsrail, gövdesi ise işbirlikçi İslam yöneticileridir.”
sözünün gerçekliğini bir kez daha ispat ediyor.
Bütün emperyalist, siyonist batıl güçler ve işbirlikçilerine rağmen, Allah nurunu tamamlayacak, şuurlu ve onurlu müminler galip gelecek, Erbakan hocamızın temellerini attığı, Milli Çözümün ise sahip çıkarak geliştirdiği, Türkiye öncülüğünde Adil bir Düzen kurulacak ve tüm insanlık huzura kavuşacaktır inşallah.
NASIL VE NE OLACAK?
Aslında 3. DünyaSavaşı siyasi ve askeri olarak başlamış adeta bir satranç hassasiyetiyle devam etmekteydi. Çok bilinmeyenli bir matematik denklemi, çok yüksek bir satranç oyunu şeklinde ilerlemekteydi. Orduların artık sayı ve konvansiyonel üstünlükleri üstünlük ölçüsü sayılmamaktaydı. Stratejik olarak kimse sonunu kestiremediği bir savaşın adını koymak da istememekteydi. Çünkü son vuruş herkesin ciddi endişesiydi.
Savaş; işbirlikçi iktidarlar, vekalet çatışmaları, özel bilgi ve belgelerin şantaj unsuru olarak kullanıldığı medya maniplasyonları, ekonomik kaynakların kısıtlanması, ve yeni kaynaklar temini yolundaki çeşitli işkaller şeklinde devam etmekteydi. Net 130 yıllık bir Siyonist dünya hakimiyeti bunca yıl yönetip kullandığı yapıları yeni hedefleri doğrultusunda kullanmak için deşifre etmekteydi.İşte çeşitli yolsuzluklar, Epstein dosyaları, vs. bunlar Siyonizmin kendi putunu yemesi meselesiydi. Bu da Allah’ın ayrıca bir intikamı olarak; Allah’ın; zalimi diğer bir zalime musallat ederek Yeni Asil bir Devrin önünün açılması hikmeti olarak okunmalıydı.
Ayrıca bir fıkhi kaidede; “Küçük necasetle, büyük necasetin kabasının yıkanması” metodunu da hatırlatmaktaydı.
Tabi asıl korku küllerinden tekrar dirilen bir Asil Sistemin ve onun öngörülemeyen hazırlığından duyulan endişeydi. Artık teknoloji silahları devredeydi ve bu da üstünlük merkezi olarak HAK cephenin elinde, yaygın adıyla ERBAKAN TEKNOLOJİLERİ olmaktaydı.Ve asıl beklenen HZ. Musa‘nın denize sıkışması sırasındaki büyük mucizelerdi.
Nasıl olacak diyenlere?!..
Görenler için günümüzde ‘KELİMELERLE’ ZATEN OLUYORDU!
“KUN” emriyle olacak!
Allah dilerse denizler yarılır, semekler asker olur.
Göklerin (Galaksilerin bilinmeyen) orduları hareket ettirilir.
Bedir’de ki gibi kum taneleri IŞIN füzeleri olur!
Hendek Savaşı (Ahzâb Savaşı)ında ki gibi RÜZGARLAR kalkan olur.
Yasin Suresinin 9. Ayetiyle bütün radarları KÖR olur.
Nebiler, şehitler, bütün bir ruhani ordusu SAF SAF olur.
‘Ütopya’ diyenlere!..
Kur’anın BEKLENEN haberleri;
Zuhuf Suresi: 59,60,61
Ali İmaran: 55
Nisa:159 ayetleri;
VUCUT BULARAK KAFİR VE MÜNAFIKLARA bir ŞAMAR olur. “Mü’minlere de, delil ve şifa olur.”
Olacak inşallah.
Bu ayetlerler; Kur’an İstismarcısı İlahiyatçı MEHMET OKUYAN fakat anlamak istemeyen sözde alimler, fakat ayetin mesajını gizleyen Zalimlere de ithaf olunur.
Topraklarında bulunan kutsal mekanlarla ve bir çok ülkede Prof/Dr/ İş insanı/Alim ulema/şeyh gibi kişilerlede ortak yönleri batılın zulümlerinin işleyişine sessiz kalarak ortak keramet uydurmaları bir kez daha açık net ortaya çıkmıştır.
İşte Milli Çözüm:
Mekke Mutabakatı’nı Amerika’nın safında çarpıştırıp, sinsi ve Siyonist amaçlarına hizmet ettirmeyi planlayan Emperyalist odakların hesaplarını anlayacak ve bozacak bir iktidara acilen ihtiyaç vardı!..
Husiler tarafından atıldığı iddia edilen İHA’ların, İran ile Mekke Mutabakatı’nı (NATO’nun İslamcı kanadını) vuruşturmak isteyen ABD ve İsrail tarafından kasıtlı olarak havalandırılmadığını kim kanıtlayacaktı?
Milli Çözüm Dergisi aylardır bu tuzağa dikkat çekmekte, ilgililer ve yetkililer uyarılmaktaydı!
Siyonist ve emperyalistlerin asıl hedefinin Türkiye olduğunu hala anlamadınız mı?!
Siyonist ve emperyalistler, işbirlikçileri vasıtasıyla Türkiye’yi İsrail/ABD safında İran’a karşı savaşa sokmak istemekteydiler!
Siyonist ve emperyalist işbirlikçilerinin ve yandaşlarının riyakârlığına ve münafıklığına bakarmısınız!
İşbirlikçiler ve yalaka yandaşları İsrail/ABD safında savaşmayı “Kutsal mekânlarımızı koruyacağız!” palavralarıyla millete yutturmaya çalışmaktaydı!
Suudi Amerika’daki Amerikan üslerini ve Siyonist Yahudilerin sömürdüğü petrolleri korumak ucuz KAHRAMANLIK yapan işbirlikçilere ve yandaşlarına kalmıştı!
Sahi Kutsal Kudüs ve civarındaki Filistin’de soykırım uygulanırken…
Çocuk kadın demeden yüzbinlerce masum insana kıyılırken…
Gazze’yi tamamen yıkan kuduz İsrail’e karşı, ciddi ve cesaretli hiçbir adım atmayan işbirlikçilerin ve yandaşlarının şimdilerde kalkıp “Kutsal mekânlarımızı koruyacağız!” sloganları atmaları şimdiye kadar görülmemiş bir riyakârlık ve münafıklıktı!
Evet, riyakârlık ve münafıklığın böylesine hiç rastlanmamıştı!
İşbirlikçilerin İsrail/ABD safında savaşa girmesinin PALAVRA gerekçeleri de;
Efendim, Husilerin bu füzeleri atması;
Bu füzeler Mekke Mutabakatı’nın kalbine atılmış sayılırmış!…
Mekke Anlaşması’nı imzalayanların üçüne birden saldırı sayılırmış!…
Müttefiklerden birine yapılacak saldırı ötekine de yapılmış sayılacakmış!…
Mekke Mutabakatı ilk ciddi sınavı ile karşı karşıyaymış!…
Hala anlamadınız mı?!
İşbirlikçiler ve yandaşları “Kutsal mekânlarımızı koruyacağız!” naraları atarken, Suudi ve İsrail askerleri kayak merkezinde aynı masada fingirdemekteydi!
15 Eylül 2026 tarihinde Almanya’nın gözlerden uzak bir kayak merkezinde ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından kapalı bir askeri toplantı yapılmıştı.
Bu toplantıda Suudi ve İsrail askerleri kayak merkezinde aynı masadaydı!
ABD, Suudi Arabistan’a “Bir an önce İsrail ile ‘İbrahim Anlaşmaları’na katıl” mesajı verilmekteydi.
Bu arada, Akdeniz’de ve Kıbrıs’ın çevresinde, birkaç ayda bir tekrarlanan İsrail-Yunanistan ortak deniz ve hava tatbikatları ise “sadece sembolik anlam taşımaktaymış ve Türkiye’ye karşı hasımlık amacından uzakmış!?
Evet, işbirlikçileri ve yandaşlarını sinsi ve Siyonist amaçlarına hizmet ettirmeyi planlayan Emperyalist odakların hesaplarını anlayacak ve bozacak bir iktidara acilen ihtiyaç vardı!..
Küresel Siyonizmin varoluşsal kriz yaşadığı tarihi bir eşikte, Türkiye’nin etkin, bağımsız ve vizyoner bir dış politika yürütebilmesinin ön koşulu, içeride Adil bir Düzen’e dayalı tahkim edilmiş bir hukuk devleti, faizin olmadığı reel ve üretime dayalı ekonomik Adil Düzenin inşasıdır.
İçerideki, özellikle iktidar merkezli yolsuzluk, kurumsal yozlaşma ve finansal fon krizleri , yalnızca içeriye mahsus bir sorun değil; Türkiye’nin küresel ölçekte ve Millî Çözüm prensiplerine dayalı Adil liderlik rolünü oynamasını engelleyen, stratejik birer dış politika prangasıdır.
Küresel sistemin artık yepyeni bir Adil Düzene ve adil, ahlaklı, cesur, bilge ve imanlı bir Sese, en çok ihtiyaç duyduğu bu dönemde, tarihin en büyük devleti ve milletinin enerjisinin, dış güdümlü iç krizlerle tüketilmesi, Türkiye’nin tarihi potansiyeline yönelik, büyük bir zaman ve itibar kaybıdır..
Yasama, Yargı, Yürütme ve Denetleme’nin etkin olduğu bir Adil Düzenin himayesinde, teşkil edilecek olan bir İktidarın en doğal ve güçlü yardımcısı, şüphesiz Muhalefet Partileri ve onların hazırladığı Yönetim vizyonları olacaktır.
Vaad ettiği atılımları ve hizmetleri görev süresinde tamamlayamayan bir iktidarın beceriksizliğini ve gafletini artık, beş yıl boyunca koskoca bir millet seçimi beklemek zorunda kalmayacaktır.. Görevden Hukuken el çektirilecek vs görev olduğu gibi ana muhalefet partisine verilecektir..
İçeride Millî bir Mutabakatı sağlayarak Millî Çözüm İktidarını ve Adil Düzeni kurarak Siyonist Düzenin tüm unsurlarını
(BM, Nato, Kapitalist Düzen, ABD, İsrail, AB)etkisiz hale getirecek bir şuurun ayak sesleri, Allahın izniyle kendisi hissetirmektedir.