YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6ad7b4aa2ee0e
0
0
171,117,28,27,170,6401,6356,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 1 0 4 1 7
Bugün : 54524
Dün : 56199
Son 30 gün : 1733592
Toplam : 63752450
IP Adresiniz : 216.73.217.108

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

ÖCALAN CUMHURBAŞKANI YARDIMCISI YAPILSINDI!

Cengiz Çandar’dan İmralı’da Yapılan Eve İlişkin İtiraf: Öcalan’ın Adı Konmamış Statüsüyle Bağlantılıdır!

 DEM Partili Cengiz Çandar, Devlet Bahçeli’nin İmralı’da Öcalan için hazırlandığını açıkladığı “özel konuta” ilişkin dikkat çeken değerlendirmeler yapmıştı. Çandar, bu yapının Öcalan’ın süreçte kazanacağı rol ve statü ile bağlantılı olduğunu vurgulamıştı.

DEM Parti Diyarbakır Milletvekili Cengiz Çandar, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin İmralı’da terör örgütü PKK lideri Abdullah Öcalan için hazırlandığını söylediği konuta ilişkin dikkat çeken açıklamalarda bulunmuşlardı. Çandar, söz konusu yapının yalnızca fiziki koşullarıyla değil, Öcalan’a gelecekte verilmesi beklenen rolle ve “adı konmamış statüyle” bağlantılı olduğunu hatırlatmıştı. İlke TV’ye konuşan Çandar, gazeteci Nagehan Alçı’nın Bahçeli ile gerçekleştirdiği görüşmede aktardığı İmralı’daki konut konusunu yorumlamıştı. Çandar, Bahçeli’nin daha önce doğruladığı yapının Öcalan’ın gelecekteki konumuyla doğrudan ilişkili olduğunu belirterek, “Devlet Bahçeli’nin doğruladığı o ev, bina, konut da zaten onun kazanacağı rolle ve adı konmamış statüyle alâkalıdır” yorumunu yapmıştı. (11 Eylül 2026)

Çandar, İmralı’ya gerçekleştirilen ziyaretlerde Öcalan ile görüşmelerin zaten Bahçeli’nin sözünü ettiği evde gerçekleştirildiğini de açıklamıştı. Bahçeli’nin Nagehan Alçı’ya, “Öcalan’ın henüz söz konusu eve geçmediğini ve bunun nedeninin ‘statü’ talebi olduğunu söylediğini” hatırlatan Çandar, İmralı’daki görüşmelerin adresine ilişkin de dikkat çeken ifadeler kullanmıştı.

Çandar’ın: “Öcalan, Statünün Netleşmesini Bekliyor!” İtirafı

Çandar’ın açıklamalarında öne çıkan bir diğer başlık ise; Öcalan’ın gelecekteki hukuki ve siyasi konumuna ilişkin beklentisi olmaktaydı. Öcalan’ın söz konusu yapıya geçişinin, sürecin hukuki çerçevesinin somutlaşmasıyla bağlantılı olduğunu ifade eden Çandar, şu değerlendirmeyi yapmıştı:

 “Anlatmak istediğimiz hususlar; elle tutulur bir somutluk kazandığı zaman, yani statüyü belirleyecek bir sıfat elde ettiği zaman söz konusu olacaktır. Öcalan da onu bekliyor zaten.”

Çandar böylece, İmralı’daki konut tartışmasının yalnızca yaşam koşullarına ilişkin bir düzenleme olarak değerlendirilmemesi gerektiğini vurgulamıştı. DEM Partili vekile göre konut, Öcalan’ın süreç içerisinde üstleneceği rol ve bu role bağlı olarak ortaya çıkması beklenen yeni statü tartışmasının bir parçasıydı. Yani terörist başına yeni bir Genel Merkez hazırlanmaktaydı!?

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, gazeteci Nagehan Alçı ile yaptığı görüşmede, İmralı’da Abdullah Öcalan için özel bir konut hazırlandığını aktarmıştı. Ancak Öcalan henüz bu konuta taşınmamıştı. Bahçeli bunun gerekçesini ise Öcalan’ın bir “statü” talep etmesine bağlamıştı. Bahçeli, “Öcalan’ın Çerçeve Yasa’nın hayata geçirilmesini ve ilgili kurulların işlemeye başladığını görmesinin ardından söz konusu eve geçmek istediğini” hatırlatmıştı. Özetle, Abdullah Öcalan’a “özel, hatta özerk bir STATÜ” sözü verildiği anlaşılmaktaydı, ama Cumhur İttifakı bunu halkımızdan saklamaktaydı!

Kürdistan Bölgesi Peşmergeleri Tek Çatı Altında Toplanmıştı

(Genel) Kürdistan Bölgesi Peşmerge Bakanı Şoreş İsmail, 70’inci ve 80’inci tugayların Peşmerge Bakanlığı çatısı altında tamamen birleştirilmesi ve yeniden düzenlenmesi sürecinin tamamlandığını açıklamıştı. Bu birleşmeyle Kürdistan Bölgesi’nin artık birleşik bir güce sahip olduğu vurgulanmıştı. Süreç, hassas, askeri ve planlı bir şekilde yürütülmüş ve tüm güçler tek bir komuta ve kontrol düzeyinde yeniden yapılanmıştı. Bakan İsmail, bu başarının Kürdistan Bölgesi Başkanı, Başbakan, Başbakan Yardımcısı ve ABD öncülüğündeki Koalisyon Güçlerinin destekleriyle elde edildiğini aktarmıştı.[1]

Yoksa, PKK’nın sözde silah bırakanları da bu ABD ve İsrail güdümlü yeni Peşmerge Ordusuna mı katılacaklardı?

MHP’li Celal Adan’dan Cumhur İttifakı’nda Tartışma Yaratacak Çıkış: “Birinci parti MHP olmalı!”

MHP’nin önde gelen isimlerinden İstanbul Milletvekili Celal Adan önümüzdeki dönemde AKP’li Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın yeniden seçilmesini istediklerini aktarıp Meclis’te ise MHP’nin birinci parti olduğu bir Türkiye’ye ihtiyaç olduğunu vurgulamıştı.

Önümüzdeki seçimler öncesi Cumhur İttifakı’nın AKP kanadından partilerinin oy oranına ilişkin iddialı rakamlar ortaya atılırken MHP kanadından ise ilginç bir çıkış yapılmıştı. TBMM Başkanvekili ve MHP’nin önde gelen isimlerinden, İstanbul Milletvekili Celal Adan, “Önümüzdeki dönem Cumhurbaşkanımızın tekrar seçilmesi, parlamentoda da MHP’nin birinci parti olduğu bir Türkiye’ye ihtiyaç var” uyarısı yapmıştı. MHP’ye yakın Türkgün gazetesindeki habere göre Adan, sözlerinin devamında da “Ayrıca yapacağımız en önemli hadiselerden bir diğeri de verdiğimiz mücadelede, hırsızın, arsızın nefesinin kesileceği bir sistemi de inşa etmemiz lazım” ifadelerini kullanmıştı.

Acaba MHP, yeni dönemde “Cumhurbaşkanlığı Yardımcılığı” ve bazı etkin Bakanlıkları istemeye mi başlamıştı?

Yandaş GENAR Araştırma Şirketine Göre: Toplumun %67,3’ü, AKP’lilerin ise %31,8’i Artık Ekonomiye Güven Duymuyorlardı!

Melih Gökçek… Alihan Kuriş… İdris Naim Şahin… İBB davası, YENİ Parti-CHP ayrışması… Siyaset ve istihbarat dünyası bunları konuşurken Türk-İş’in son raporu unutuldu. Sendika, çalışanların geçim koşullarını ortaya koymak ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişimlerinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay, düzenli olarak araştırma yapıyor. 2026 Ağustos ayı sonuçlarına göre;

– Ankara’da yaşayan dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapılması gereken aylık gıda harcaması tutarı (açlık sınırı) 37.388,30 TL’ye ulaşmıştı.

– Gıda harcaması ile giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt), ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer aylık harcamalarının toplam tutarı ise (yoksulluk sınırı) 121.786,00 TL’ye çıkmıştı.

– Bekâr bir çalışanın ‘yaşama maliyeti’ de aylık 48.305,38 TL’yi aşmıştı!..

İktidara yakın GENAR araştırma şirketinin 128 sayfalık raporuna göre; AKP’ye oy verenlerin sadece %2,8’i en başarılı alan olarak ekonomiyi görüyorlardı…

Toplumda ekonomi yönetimine duyulan güven düzeyi sadece %30’lardaydı!

%32,2’si “Hiç güvenmiyorum”, %35,1’i “Güvenmiyorum” diyor. Yani toplumun %67,3’ü ekonomi yönetimine güven duymuyorlardı.

“Siyasi parti tercihlerine göre toplumda ekonomi yönetimine duyulan güven düzeyi” oranlarına da bakalım.

AKP’lilerin %24,9’u “güvenmiyorum”, %6,9’u “hiç güvenmiyorum” yanıtını veriyorlardı. Toplamda AKP’lilerin %31,8’inde “güven” kalmamıştı. %47,2 de “güven” besliyorlardı

MHP’lilerin %24,4’ü “güvenmiyorum”, %29,2’si “hiç güvenmiyorum” yanıtını veriyorlardı. Toplamda MHP’lilerin %53,6’sı Cumhur İttifakı’nı “güvensiz” görüyorlardı. Sadece %24,4’ü de “güveniyorum” noktasında buluşmuşlardı.

Maalesef Erdoğan’ın en büyük şansı; ortada topluma umut aşılayacak ve ufuk açacak bir MUHALEFET’in olmayışıydı!

AKP İktidarının ve Cumhur İttifakı’nın, Haçlı Batılı Ülkeler Kadar Bile İlgilenmediği; Çocuklarımızın Mahremiyeti Tartışılmaktaydı; Giyim Sektörüne Yönelik Tepkiler Yoğunlaşmıştı!

Kadın ve çocuk giyiminde son yıllarda yaygınlaşan bazı kıyafet tasarımları, toplumun farklı kesimlerinde tartışmalara yol açmıştı. Özellikle kısa ve vücut hatlarını belirgin şekilde ortaya çıkaran ürünlerin, mağaza vitrinlerinde ve alışveriş merkezlerinde yoğun biçimde yer alması, aileler ve bazı sivil toplum kuruluşları tarafından tepkiyle karşılanmıştı. Vatandaşlar, yerli tekstil markalarının üretim ve pazarlama politikalarının toplumun kültürel ve manevi değerleriyle daha uyumlu olması gerektiğini savunmaktaydı.

“Moda Adı Altında Mahremiyet Anlayışı Yozlaştırılmaktadır!”

Eleştirilerde, özellikle kadın ve çocuklara yönelik bazı kıyafetlerin toplumun genel ahlâk anlayışıyla örtüşmediği vurgulanmıştı. Aile yapısının korunması gerektiğini hatırlatan vatandaşlar, giyim sektöründe daha hassas bir yaklaşım benimsenmesini istiyorlardı. Konuya ilişkin değerlendirmelerde bulunan bazı vatandaşlar, “moda” ve “trend” kavramlarının zaman zaman toplumsal değerleri geri plana iten bir araç haline getirildiğini aktarmışlardı.

Çocuk Giyimindeki Tasarımlar Pedofili Sapkınlığını Azdırmaktaydı!

Tepkilerin yoğunlaştığı alanlardan biri de çocuk giyim sektörü olmaktaydı. Aileler, çocuklara yönelik bazı ürünlerin yaş gruplarına uygun olmadığını belirterek üreticilerin daha dikkatli davranması gerektiğini hatırlatmışlardı. Sosyal medya platformlarında yapılan paylaşımlarda, çocukların mahremiyet duygusunu zedeleyebilecek tasarımların piyasaya sürülmesinin pedofili sapkınlığını azdırdığı vurgulanmıştı.

Yerli kumaş ve tekstil üretimine sahip çıkmayıp bu alanı Haçlı ve Siyonist firmaların insafına bırakan AKP İktidarı geleceğimizi karartmaktaydı!

Bir toplumun geleceğini görmek isteyenler, o toplumun çocuklarına bakmalıdır…

– Çocukların nasıl eğitildiğine,

– Nasıl beslendiğine,

– Nasıl eğlendirildiğine,

– Nasıl giydirildiğine bakıp, geleceğimizi buna göre okumak lazımdır.

Sekülerizmin direktifleri ve emperyalizmin algılarla eline aldığı şeytani yönetimiyle, maneviyattan uzak, saçma sapan bir dünyada yaşadığımızın artık farkına varmalı, ciddi ve acil tedbirler alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki çocuklar, dış güçlerin tercihleri üzerinden şekillenen bir dünyanın kurbanıdır. Kendi iradeleriyle değil, maalesef şuursuz ve sorumsuz ebeveynlerin ve Siyonist sermayenin yönlendirmesiyle modaya uydurulmaktadır. Bu nedenle çocukların mahremiyetini korumak sadece ailelerin değil, toplumun ve devletin de sorumluluğu altındadır.

Bugün alışveriş merkezlerinde, mağaza vitrinlerinde ve internet sitelerinde çocuklar için hazırlanan bazı kıyafetlere baktığımızda, bunun sıradan bir moda tercihi olmadığı, mahremiyet sınırlarını aştığı ve çocuklarımızı pedofiliye hazırladığı anlaşılmaktadır.

“Özgürlük”, “çağdaşlık”, “modernlik” ve “trend” kavramlarının arkasına gizlenerek yapılan bu dezenformasyon, kasıtlı ve kalıcı bir tahribattır.

Tam da bu noktada sormamız gereken soru aslında şu olmalıdır: Çocuklarımızı biz mi yetiştiriyoruz, yoksa ekranlar, reklâmlar, moda şirketleri ve sosyal medya mı yetiştiriyor? Bu sorunun cevabını aklıselim ile düşünüp cevaplayabildiğimizde, konu hakkında sorunlarımız kendiliğinden çözülmüş olacaktır… Burada devletimize düşen görev;

– Aile kurumunu ve çocukların üstün yararını koruyacak tedbirleri alması,

– Ticari kazancı her şeyin üzerinde tutan anlayışların çocuklarımızı kobay olarak kullanıp üzerinde deney yapmasına fırsat tanımamasıdır.

Şimdi uzun lafın kısası; çocuklarını koruyamayan toplumlar, yarınlarını da koruyamazlardı!..

AKP İktidarı Yanlış Taraftaydı, ABD İran’a karşı Yenilgi Üstüne Yenilgi Almaktaydı! Husiler dengeleri değiştirecek hamlelere başlamış, ABD’yi köşeye sıkıştırmışlardı!

İran destekli Husiler, Yemen’deki hızlı ilerleyişlerinin ardından stratejik Babülmendep Boğazı’nın ortasındaki Perim Adası’na ulaşmıştı. Boğazın kapanması halinde küresel petrol arzı ve dünya ticaretinin ciddi şekilde etkilenebileceği belirtilirken, gelişme ABD yönetimini de yeni bir askeri açmazla karşı karşıya bırakmıştı! Yemen’de İran destekli Husilerin bu süreçte gerçekleştirdiği hızlı ilerleyiş, Ortadoğu’daki dengeleri yeniden değiştirebilecek bir noktaya ulaşmıştı.

Yemen’in Kızıldeniz kıyısı boyunca güneye doğru ilerleyen Husiler, dünyanın en önemli deniz ticaret yollarından biri olan Babülmendep Boğazı üzerindeki etkilerini artırmıştı. Bu arada Husilerin Yemen ile Afrika arasındaki boğazın ortasında bulunan Perim Adası’na ulaştığı açıklanmıştı.

Uzmanlar, Husilerin bölgedeki ilerleyişini sürdürerek boğazı gemi trafiğine kapatabilecek konuma gelmesi halinde küresel enerji ve ticaret akışında ciddi sorunlar yaşanabileceğini hatırlatmıştı. Babülmendep’in kapanması durumunda küresel petrol arzının yaklaşık %7’si ile dünya ticaretinin yaklaşık %12’sinin etkilenebileceği vurgulanmıştı.

Gelişmeyi daha kritik hale getiren unsur ise İran ile ABD arasındaki savaşın bölgedeki deniz yolları üzerindeki etkisi olmaktaydı!

İran, ABD ve İsrail’in 2026’da gerçekleştirdiği saldırıların ardından Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğini sekteye uğratmıştı. Savaş öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık dörtte biri bu boğazdan taşınmaktaydı. Husilerin Babülmendep üzerinde kontrol sağlaması durumunda İran’ın hem Hürmüz hem de Babülmendep üzerinden dünyanın iki önemli enerji geçiş noktasında ciddi bir stratejik avantaj elde edebileceği konuşulmaktaydı.

Suudi Arabistan İçin Alarm Zilleri Çalmaya Başlamıştı!

Husilerin Perim Adası’na ulaşması Suudi Arabistan açısından da kritik bir gelişme olarak yorumlanmıştı. Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklar nedeniyle petrolünün önemli bölümünü Kızıldeniz limanlarından sevk eden Riyad yönetimi, Husilerin Babülmendep çevresindeki ilerleyişi nedeniyle yeni bir riskle karşı karşıya kalmıştı. Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 10 Eylül 2026 Perşembe günü ABD Başkanı Donald Trump’ı arayarak Husilere karşı Amerikan askeri desteği istediği aktarılmıştı. Washington’ın ise şu aşamada doğrudan askeri müdahaleye sıcak bakmadığı ancak Suudi Arabistan’a istihbarat desteği sağlayabileceğini ilettiği anlaşılmıştı.

Trump’ın: “Husiler de Bizi Aradı” İtirafı!

Donald Trump, Muhammed bin Selman ile görüştüğünü doğrularken Husilerden de ABD yönetimine bir telefon geldiğini açıklamıştı. Trump, Husilerin; “Washington’dan çatışmaya doğrudan dahil olmamasını” istediğini paylaşmıştı. ABD yönetimi ise Kızıldeniz’de seyrüsefer serbestisinin korunmasını ulusal güvenlik çıkarları arasında gördüğünü, ancak bölgesel ortakların güvenlik sorunlarının çözümünde öncü rol üstlenmesi gerektiğini hatırlatmıştı.

Özetle; Husilerin ilerleyişi Washington yönetimini zor bir tercihle karşı karşıya bırakmıştı.

Tam bu sırada Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, İranlı mevkidaşı Erakçi ile bir telefon konuşması yapmıştı!?

Bu kritik süreçte Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Dışişleri Bakanı Abbas Erakçi ile telefon görüşmesi yapmıştı. Dışişleri Bakanlığı kaynaklarından edinilen bilgiye göre Fidan, İranlı mevkidaşı Erakçi ile bölge sorunlarını konuşmuşlardı. Görüşmede, Hürmüz Boğazı’na ilişkin temaslar ve bölgedeki çatışmaların durdurulmasına yönelik devam eden müzakereler ele alınmış, Suudi Arabistan’a düzenlenen saldırılar tartışılmıştı.

Evet, gaflet ve cehalet içindeki AKP İktidarı ve Cumhur İttifakı, milli çıkarlarımıza ve Erbakan Hocamızın tarihi D-8 mirasına aykırı olarak, haksız ve ahlâksız ABD’nin safında yer alarak geleceğimizi ve güvenliğimizi tehlikeye atmışlardı!

Rusya’dan İran’a ‘Hassas Teknoloji Transferi’ İddiası…

Rusya ile İran arasındaki askeri iş birliğine ilişkin yeni iddialar ortaya atılmıştı. Sızdırıldığı öne sürülen yazışmalar, seyahat kayıtları ve askeri patentler üzerinde yapılan incelemeye göre Moskova, İran’ın teknolojik sistemler geliştirmesine gizlice destek çıkmaktaydı. Financial Times’ın aktardığı iddialara göre, deneyimli Rus füze uzmanları, C430L kod adı verilen ve yıllarca sürdürülen gizli program kapsamında, İran’ın ABD uçak gemileri ve diğer savaş gemilerini tehdit edebilecek yeni nesil silahlar geliştirmesine yardımcı olmaktaydı.

İddialara göre, program 2023’te başlamış ve ABD ile İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaş sırasında da aksatılmamıştı. Sızdırılan yazışmalar, programla ilgili görüşmelerin 2026 yazına kadar sürdüğünü ortaya koymaktaydı. Füze programına yönelik yardımın, Rusya’nın devlet kontrolündeki silah ihracat şirketi Rosoboronexport aracılığıyla ve füze teknolojileri konusunda uzman NPO Mashinostroyenia ile koordinasyon içinde yürütüldüğü aktarılmıştı.

Rus Füze Uzmanları İran’a Yollanmıştı!

Sızdırılan seyahat kayıtlarına göre, Rus yetkililer ve şirketin üst düzey uzmanları, Kasım 2023’te İran Savunma Bakanlığı ile sözleşme resmen imzalanmadan önce İran’a birden fazla ziyaret yapmışlardı. 2025’e gelindiğinde Rus şirketinin, İran’ın jet tahrik sistemiyle ilgili önemli miktarda teknik belgeyi teslim aldığı vurgulanmıştı. Rus mühendislerin İran’ın uçuş testi verilerini analiz ettiği ve sistemin performansıyla ilgili Tahran’a ayrıntılı teknik sorular yönelttiği anlaşılmıştı.

Bu sorular arasında; yakıt sistemindeki değişiklikler, yanma kararlılığı, hava girişlerinin ve motor nozullarının tasarımı gibi teknik ayrıntılar bulunmaktaydı. Nisan 2025’te ise Rosoboronexport’un program kapsamında teknik görüşmeler yapmak üzere yaklaşık 24 Rus uzmanın İran’a gönderilmesini önerdiği aktarılmıştı.

Yani, güya Dindar Kahraman AKP İktidarı, saldırıya uğrayan kardeş ve komşu ülke İran’a karşı, Rusya kadar bile duyarlı ve tutarlı olamamıştı!

  1. DemTube
5 1 oy
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Ahmet AKGÜL

Ahmet AKGÜL

Abone Ol
Bildir
0 Yorum
En yeni
En eski En Çok Oylanan

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Görüşlerinizi duymak isteriz, lütfen yorum yazın.x
Paylaş...