YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69e95485ee60e
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 7 0 6
Bugün : 4333
Dün : 58766
Bu ay : 1278762
Geçen ay : 1803365
Toplam : 53423820
IP'niz : 216.73.217.119

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

8 Eylül 2002 tarihinde, Milli Görüş’e hıyanet karşılığı AKP’nin iktidara taşındığı 3 Kasım seçimlerinden 55 gün önce, Erbakan Hoca şu açıklamaları yapmıştı:

“Ve hem siz, ey taklitçiler, işbirlikçiler!.. Bugünkü bozuk düzenin içerisinde, rantiyenin kurduğu pompaları, hortumları ve sömürü çarklarını tanıyor, biliyor musunuz? Hayır!… Neymiş; geleceğiz, öğreneceğiz ve her şeyi düzelteceğiz… Ohooo… Siz bunları öğreninceye kadar, bu millette ne hal kalır ne mecal… İktidar öğrenme yeri değildir!.. İktidar hizmet yeridir, tecrübe yeridir… Dirayet ve feraset gerektirir… Diploma ister, başarı ister!.. Böyle boş laflarla, ekranları doldurup hava atmakla hiçbir yere varmak mümkün değildir!.. Çünkü Türkiye’mize yönelik tehditler çok büyüktür ve çünkü milletimizin tahammülü tükenmiştir…”[1]

Sultan Baba Hazretleri olarak tanınan Rahmetullah İhsan Tamgüney Hoca Efendi’nin, Tayyip Bey’in yüzüne karşı uyarıları!

Sn. Recep T. Erdoğan Bey’in, bir vesile ile Sultan Baba (İhsan Tamgüney Efendi) Hazretlerini ziyaret ettikleri sırada, kendisine:

“Evet, Erbakan Hoca’nın hizmet kastıyla ulaşmaya çalıştığı makamına (Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığına) getirileceksin… Ama o yüksek mevkilerden çok pişman ve perişan bir vaziyette ineceksin!..” buyurmuşlardı. Rahmetullah Sultan Baba Hazretleri “çok pişman ve perişan” diye yazdığımız kısımda, çok daha ağır bir kelime kullanmışlardı. Bu konuşmaya şahit olan ve bize aktaranların birçoğu hayattaydı; hayret ve esef vericidir ki, bunların bazısı da şimdi AKP’ye kaymışlardı.

Acaba, Aziz Erbakan Hocamızın… “Bu hizmetler diploma ister.!” buyurmaları… Ve yine Sultan Baba’nın “O makamlardan perişan bir vaziyette ineceksin.!” uyarıları, Sn. Erdoğan’ın ve iktidarının hangi geçerli ve hukuki bir sebeple ve nasıl bir vaziyette sonlandırılacağının manevi işaret ve ikazları mıydı?

E. MİT Müsteşarı Fuat Doğu’nun itirafıyla, o süreçte CIA ve MOSSAD’ın Türkiye şubesi gibi davranan MİT, 1973’lerden sonra, İslami kesimlerden ve özellikle Milli Görüş’ten elemanlar devşirmeye başlamıştı!

Eski Ülkücülerden, sonrasında FETÖ şebekesinin kalemşörlerinden olan ve halen FETÖ’den tutuklu bulunan Mümtazer Türköne:

“Biz üniversitede okuduğumuz yıllarda, bazı İslamcı arkadaşlar siyasi şubeye alınıp birtakım vaatler ve tehditlerle gizli MİT elemanı olmaya ikna ediliyordu!..” beyanında bulunmuşlardı. Hatta bu iddialar üzerine, şimdi o da, FETÖ’den tutuklu bulunan Ali Bulaç da: “Evet doğrudur, ben de onlardan biriyim” itirafından sakınmamıştı. İşte o dönemde MİT’in bu haber elemanlarına, özellikle aslı ve ayarı tespitli olanlara ise; üniversite diplomaları, yüksek maaşlı ve prestijli iş imkânları ve diplomatik pasaportlar sağladığı konuşulmaktaydı. Acaba Sn. Erdoğan’ın varlığı-yokluğu tartışılan üniversite diplomasının, hızlı siyasi yükseliş hayatındaki kayrılmalarının, hatta askerlik yapıp yapmadığı iddialarının; ta gençlik yıllarında başlayan bu tür özel irtibatlarıyla da bir alakası var mıydı?

Selamet Partisi’nin Gençlik Kolları’nda olmasına rağmen, 12 Eylül 1980 Darbesi ile hapsedilen ve dört buçuk yıl süren Erbakan’ın mahkemelerine, Sn. Erdoğan neden bir sefer olsun katılmamıştı?

12 Eylül 1980 darbesinde, başta Erbakan Hoca, MSP kurmayları, Genel Merkez Gençlik Kolları sorumluları ve önemli illerin gençlik başkanları da gözaltına alınmış, bir kısmı tutuklanmıştı. Genel Merkez’den sonra Parti’nin en önemli ve etkili teşkilatı olan MSP İstanbul Gençlik Kolları’nda yetkili konumda bulunan Recep T. Erdoğan’a ise hiç dokunulmaması dikkatlerden kaçmamıştı. Daha da hayret verici ve acaba? dedirtici bir detay ise, Sn. Erdoğan’ın, Erbakan’ın idamla yargılandığı o mahkemelerin hiçbirisine katılmamasıydı!.. Güya sağlam sevgi ve saygısından oğlu Bilal’in ön adını Necmettin koyan (ve ne hikmetse AKP’den sonra hiç kullanılmayan) Sn. Erdoğan, dava liderinin haksız ve dayanaksız ithamlarla 4,5 yıl boyunca yargılandığı mahkemelerde bir sefer olsun niye bulunmamışlardı? Biz o mahkemelerin hemen tamamına bizzat katıldığımız için, kimlerin gelip gelmediğinin de farkındaydık. Yoksa “Erbakan dönemi kapandı… Şimdi seni parlatıp öne çıkaracağız. Artık Erbakancı görünmemen lazım.!” tavsiyelerine mi uymuşlardı?

Diplomanın aslı niye bulunmamıştı ve bunca iddialar niye yanıtlanmamıştı?

Sn. Erdoğan’ın Üniversite diploması meselesini, 2007 yıllarında Yalçın Küçük gündeme taşımıştı. “Diploması yetersiz, Cumhurbaşkanı olamaz” deyince ortalık karışmıştı. Ve zaten o dönem olamamış, koltuğu Abdullah Gül’e bırakmak zorunda kalmıştı. Ardından dönemin MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, bu konuyu kaşımış ve “Diploman sahte diyorum. Neden beni mahkemeye vermiyorsun?” diye çıkışmıştı. 04.06.2015 tarihinde MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, Tayyip Erdoğan’ın diplomasının sahte olduğunu hatırlatarak “Ben, Cumhurbaşkanına diploman sahte diyorum beni mahkemeye vermiyor. Ama başka bir konu olsaydı çoktan mahkemeye taşırdı” açıklamasını yapmıştı.

Marmara Üniversitesi’nin ısmarlama yanıtları!

24.04.2014 tarihinde MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu’nun iddialarını ilgili üniversite yanıtlamıştı. Rektör Prof. Dr. Zafer Gül, Erdoğan’ın 4 yıllık üniversite mezunu olduğunu şöyle açıklamıştı.

“Sn. Başbakanımız, T.C. İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Ticari bilimler Fakültesi’nden 1980-1981 öğretim yılı Şubat döneminde mezun olmuştur. Kendisine, isteği üzerine 3 Nisan 1981 tarihinde geçici mezuniyet belgesi verilmiştir. Marmara Üniversitesi kurulmadan önce, Sultanahmet’teki İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’ne bağlı olarak Aksaray’da 4 yıllık İktisadi ve Ticari İlimler Yüksekokulu vardı. Daha sonra bu Yüksekokul Ticari Bilimler Fakültesi oldu. 1983 yılında Marmara Üniversitesi, mevcut olan İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi ile bağlı fakülte ve yüksekokullar bünyesi üzerine kuruldu. Kurucu rektörümüz de Sn. Prof. Dr. Orhan Oğuz’dur. Dolayısıyla, Sn. Yusuf Halaçoğlu’nun kamuoyuna açıkladığı bilgiler doğru değildir.”

Bu açıklamaları yapan rektörlüğün yayınladığı diplomada Tayyip Bey “Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi…” mezunu görünüyordu. Yine Rektör’ün açıklamasında: “Kendisine, isteği üzerine 3 Nisan 1981 tarihinde geçici mezuniyet belgesi verilmiştir” deniliyor, her nedense 1994 öncesi verilen(!) diplomadan bahsedilmiyordu. Rektörlük “diploması kaybolduğu için duplikata verdik” derken bir noter tasdikli diploma da Tayyip tarafından 27 Haziran 2014’te YSK’ya veriliyordu. Yani; diplomanın kaybolduğu falan yoktu. Peki, rektörlük şeklen de kendi yayınladıkları diplomadan farklı bu diplomayı verdiklerinden neden bahsetmiyordu? Bir üniversite 1981’de verdiği çıkmayı unutmaz da, 1994 öncesi verdiği diplomayı unutur muydu?

Üstelik aynı Üniversite’den iki farklı diploma nasıl uyarlanıyordu?

Bu yayının ardından Halkın Kurtuluşu Partisi tarafından Tayyip Bey’in Cumhurbaşkanlığının düşürülmesi için YSK’ya başvuruluyor, YSK ise: “konu savcılıkların yetkisinde” diyerek topu taca atıyordu. Gerçekten Erdoğan bir üniversite diplomasına sahip bulunuyor muydu? Adına yazılı sitelerden birinde bu konuda şunlar not ediliyordu: “Sn. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan 1965 yılında Kasımpaşa Piyale İlkokulu’ndan, 1973 yılında ise İstanbul İmam Hatip Lisesi’nden mezun oldu. Fark dersleri sınavını vererek Eyüp Lisesi’nden de diploma aldı. Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesi’nde okuyan Sn. Başbakanımız, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu.”[2]

Aynı bilgiler Başbakanlık resmi sitesinde de tekrarlanıyor, “Üniversiteyi Marmara Üniversitesi İktisadi ve Ticari Bilimler Fakültesinde okuyan Erdoğan, bu okuldan 1981 yılında mezun oldu” deniyordu.[3] Bu sözler AKP’nin resmi sitesinde de satırı satırına tekrarlanıyordu.[4] Buna göre Başbakan Erdoğan Marmara Üniversitesi’nden alınmış bir İktisadi ve Ticari Bilimler diplomasının sahibi olmuştu…

“Akparti.org” ve “rte.gen.tr”nin bu bilgileri beyan üzerine yazmış olduklarını varsaysak bile “başbakanlık.gov.tr”nin yanlış bilgi verdiğini düşünemeyiz. Üstelik de Başbakan hakkında. Herhalde Başbakan Erdoğan’ın mezun olduğu üniversite bir “devlet sırrı” değildir. Buna karşın, eldeki bilgiler yukarıdaki üç internet adresini de yalanlamaktadır. Çünkü Başbakan Erdoğan’ın üniversiteden mezun olduğunun iddia edildiği tarihte ortalıkta bir “Marmara Üniversitesi” bulunmamaktadır. Marmara Üniversitesi kendisinin 1982 yılında kurulduğunu iddia etmektedir. Bu iddiaya göre Marmara Üniversitesi,1982 yılının Temmuz ayında çıkartılan 41 sayılı kanun ile “Marmara Üniversitesi” olmuştur ve Başbakan’ın mezun olduğunu beyan ettiği “İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi” de aynı tarihte aynı kanunla kurulmuştur.[5]

Marmara Üniversitesi İİBF halâ ayakta bulunuyor ve her yıl yüzlerce mezun veriyordu. Mezunların oluşturduğu mezunlar derneği belki de alanındaki en büyük derneklerden biri sayılıyordu. Ama ne ilginç, aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ı tanıyan hiç çıkmıyordu. En azından şimdiye kadar böyle bir iddia ile ortaya çıkan bile olmuyordu!?

Tek tanık ayarlanmıştı. O tanık Odatv’ye İsrail’den yazan Rafael Sadi olmaktaydı. Başbakan Erdoğan’la aynı üniversite sıralarını paylaştığını açıklayan tek kişi Rafael Sadi bir Yahudi olarak İsrail’de yaşamaktaydı. Sadi, aynı zamanda Kasımpaşalıydı, oradan da tanışıklığı vardı. Sadi’nin tanıklığını açıkladığı söyleşi de Odatv’de şöyle yer almıştı: “Sayın Başbakan ile aynı mahalleden yani Kasımpaşa’dan olduğumuz doğrudur, ancak birbirimizi Kasımpaşa’da tanımadık. Kendisi ile Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulunda sınıf arkadaşı iken tanıştık ve 4 sene ayni sınıfı paylaştık, ayni hocalarımız ile okuduk. Hocalarımız rahmetli İsmet Giritli, Reşat Kaynar, Erol Zeytinoğlu, İsmail Özaslan gibi kıymetli insanlardı. İnanıyorum ki özde Sn. Başbakan bu hocalarımızdan feyiz almıştır ve bu kıymetli insanlar gibi modern Türkiye’nin geleceğini düşünüyordur.”

Yani, Rafael Sadi’ye göre, Başbakan Erdoğan Marmara Üniversitesi’nin değil, Aksaray İktisat ve Ticaret Yüksek Okulu’nun mezunlarındanmış. Yahu iyi de Marmara Üniversitesi 1983’te kurulduğuna göre Sn. Erdoğan’ın 1981 yılında oradan mezun olduğuna nasıl inanacaksınız?

Erdoğan’ın 4 yıllık üniversite mezunu olmadığı, dolayısıyla Cumhurbaşkanı olamayacağı tartışmasının 2014 ayağı MHP’li Halaçoğlu’nun konuyu gündeme getirmesiyle kızışmıştı. Halaçoğlu’nun “Erdoğan’ın 3 yıllık okul mezunu olduğunu ve mevcut yasalarla Cumhurbaşkanı olamayacağını” tekrarlaması üzerine, Abdullah Gül’ün Marmara Üniversitesi rektörlüğüne atadığı Gül’lerden Zafer Gül’ün çıkardığı bir “kâğıt parçası” enteresandı. Zafer Gül, Erdoğan’ın mezun olduğu söylenen tarihten sonra kurulan Marmara Üniversitesi’nden, Erdoğan adına hazırlanmış imzasız ve resimsiz bulunan, öğrenci numarası dahi tutmayan, dünyanın hiçbir yerinde diploma olarak kabul edilmeyecek olan bir “diploma” ayarlamıştı.

2007’de Erdoğan Cumhurbaşkanı olmak istiyordu; ama ne kendisi, ne Marmara Üniversitesi bir diploma çıkarabiliyordu ve AKP Profesör Ergun Özbudun başkanlığında bir komisyon kurarak alelacele bir anayasa taslağı hazırlatıyor ve komisyonun taslak metninde Cumhurbaşkanı olabilmek için gerekli üniversite mezuniyeti şartını kaldırtıyordu… Ancak güçleri yetmiyor, taslak geçirilmiyordu. Ne pazarlıklar yapıldı bilinmez, 2011’de Rafael Sadi ile ortağının ve ardından Aydın Ayaydın’ın hafızaları canlanıyor, Rafael Sadi, Erdoğan ile 4 yıl sınıf arkadaşı olduğunu ve köşe yazılarında adı “CHP’nin dizayncısına” çıkan Aydın Ayaydın, bir asistan olarak, Erdoğan’ın sınavlarına girdiğini ve onu solcuların hışmından koruduğunu hatırlıyordu!?

İşin ilginci Tayyip’in üniversiteye gittim dediği yıllarda tam gün İETT’de çalışıyor görünüyordu ve sigorta sicili de bunu ispatlıyordu. Ayrıca MSP Gençlik Kolları’nda görev yapıyordu. Ve yine Emine Hanım ile evli bulunuyordu ve çocukları oluyordu. Daha garibi askerde olduğu ilk 15-20 günde de Coşkun Sucuk’ta çalışıyor görünüyordu, resmi kayıtlar da bunu destekliyordu!

Üniversiteye nasıl kapağı atmıştı?

1973’te İmam Hatip’ten mezun oluyordu, ama üniversiteye girme hakkı yoktu. Çünkü o tarihlerde İmam Hatip mezunları İlahiyat dışında bir bölüme giremiyordu. Girmek isteyen olursa normal bir liseden diploma alması gerekiyordu. Sn. Tayyip Erdoğan da, nedense İlahiyat’ta okumak istemiyor, Ticari İlimler okumaya hevesleniyordu. Bunun içinde lise fark derslerini verip, bir diploma alması zorunluydu.

Ortaokul-lise döneminde 1 yıl sınıf kaybı olan Sn. Tayyip Erdoğan, iddialara göre 1973 Haziran’ında liseyi bitirip eve kapanmış, ders çalışmış ve Ekim ayında Eyüp Lisesi’nden diploma almıştı! Sonra bu diplomayı götürüp Aksaray Ticari İlimler Akademisi’ne kayıt yaptırmıştı.

İyi de, lise fark diploması da kayıptı ve kaydına rastlanmamıştı!

1973 yılında Ekim ayında yine de üniversiteli sayılamazdı. Çünkü kayıt yaptırdığı yer üniversite değil Akademi konumundaydı. 1973’te kayıt yaptırırken akademiye 2 adet diploma sunmuş olması lazımdı: Birincisi, İstanbul İmam Hatip Lisesi diploması, ikincisi, Eyüp Lisesi diploması. Bildiğimiz kadarıyla İmam Hatip diploması vardı, ama Eyüp Lisesi diplomasına halâ rastlanmamıştı!

Eyüp Lisesi, bu pırlanta öğrencisini mezunları arasında saymasına rağmen, diplomasını çerçeveletip okul girişine asmamıştı! Kaldı ki Eyüp Lisesi’nde verdiği kaç fark dersi vardı, bu sınavlar ne zaman yapılmıştı, bu sınavlardan kaç almıştı? Bu kayıtlar da ortada yoklardı. Eyüp Lisesi’ne ait öğrenci numarası ve sicil kaydı da bulunamamıştı. İnsan ister istemez meraklanıyordu, bu diplomalar nerede kalmıştı? Ya da böyle bir diploma var mıydı? Hadi diyelim Eyüp Lisesi bu kadar ihmalkâr, Aksaray Ticari İlimler Akademisi’nde her iki diplomanın da orijinali ya da noter onaylı bir sureti olmak zorundaydı. Eğer Aksaray Akademisi sonradan Marmara Üniversitesi haline dönüştü ise, o zaman da Marmara Üniversitesi’nde, Tayyip Erdoğan’a ait bir pembe karton kapaklı sicil dosyası olmalıydı. Burada da bu diplomalar bulunmalıydı! Ama yoklardı!. Sahi nerede kalmıştı bu Eyüp lisesi diploması?!

Erdoğan’ın ‘Diploması’ için engelleyici mahkeme kararı çıkarılmıştı.

30.05.2016 tarihinde, Marmara Üniversitesi diploma arşivinin Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesi tarafından erişime engellendiği anlaşılmıştı. Öğretim üyesi Zafer Yörük’ün Facebook sayfasında yaptığı bir paylaşıma göre Cumhurbaşkanlığı seçimlerinden önce Marmara Üniversitesi’nin diploma arşivinin İstanbul Anadolu 5. Sulh Ceza Mahkemesinin 18.07.2014 tarih ve 2014/573 D. iş sayılı kararı ile erişime engellendiği ortaya çıkmıştı.

Bu konudaki gerçekleri bilmenin ve belgelemenin bedeli ortadan kaldırılmak mıydı?

“Recep Bey’in kastettiği ‘Marmara Üniversitesi İktisadi İdari Bilimler Fakültesi’ ise, benim sınıf arkadaşım olmalıydı, çünkü aynı yıllarda okumuş ve yine aynı yıllarda mezun olmuşuz gibi bir durum vardı. Ama bunların hepsi asılsızdı ve imkânsızdı” diyen Ömer Başoğlu, yıllığındaki fotoğrafını ve kendisi ile ilgili bilgilerin yer aldığı sayfayı gösteriyordu. Sözlerine şöyle devam ediyordu: “Bu yıllıkta Recep Tayyip Erdoğan diye biri yoktu.”

Ardından; “Diyelim ki o yıllığa katılmadı… Olabilir!.. Ama işte o okulun futbol takımı, hani Recep Bey çok iyi top çevirirdi ya…” diyerek, neden futbol takımında olmadığını da sorguluyordu. Ömer Başoğlu, can alıcı bir başka soruya geçiyordu; “Siz Recep Bey’in hiç fakülte anısını duydunuz mu? İmam Hatip’li arkadaşları var da, fakülteden arkadaşları neden yoktu hiç düşündünüz mü?”

Evet, Recep Bey’in fakülteden arkadaşları yoktu… Benim halâ görüştüğüm onlarca fakülte arkadaşlarımdan da Recep Bey’i hatırlayan hiç kimse çıkmıyordu! Bu arada hatırlatalım; Ömer Başoğlu, 1962 doğumluydu, 1981’de üniversiteden mezun olmuştu. Aynı yıl aynı üniversiteden mezun olduğunu iddia eden Tayyip ise 1954 doğumluydu.

Ömer Başoğlu bakın daha neler anlatıyordu:

“Ben videoyu ilk yayınladığımda, Facebook, MSN ve banka hesaplarım dahil kapatıldı, bloke kondu. Maliye SGK müfettişleri sürekli her yıl hesaplarımı incelemede… Hatta bu kendi videoma bile erişemez durumdaydım. Sağ olsun bazı yurtseverler bu videoyu sahiplenerek ve kendi yöntemleriyle paylaşarak yayında tutmuşlar. Ben bu video ile kendimi deşifre etmiş biriyim. Benim için sakıncası yok. Çünkü kalpazan ifadesi kullandığım halde Beyefendinin(!) dava açmadığı tek iddia budur. Keşke dava açsaydı da mahkeme kararıyla bunu, kalpazanlığı ispat etseydim. Sanırım gündemde yer almasın ve işe mahkeme girmesin düşüncesiyle dava açmadılar. Sizler arkadaşlarınızı benim uyarılarımla bilgilendirin. Sonrası Allah Kerim derler ya, biz dostlarımızı tehlike ve zararlara karşı uyarmalıyız.”

Maalesef Ömer Başoğlu, bu açıklamasının ardından çok geçmeden hayatını kaybediyordu. Yapılan tüm haberlerde sapasağlam adamın amansız bir hastalıktan yaşamını yitirdiği yazılıyor, ancak ne hikmetse hastalığından hiç bahsedilmiyordu. Üstelik, gece 21.30 gibi üniversiteden bir arkadaşıyla konuşuyor, ona da hastalığından bahsetmiyordu. Ne garip ki, sabah ölü bulunuyordu!? Ne diyordu, Rahmetli Ömer Başoğlu: “Ben bilinenleri mukayese ettim… Sizler de muhakeme edin…” gerçeği bulacaksınız.

Sn. Tayyip Bey’in TRT’de öğrencilik hayatını anlattığı video niye kaldırılmıştı?

postmedya.com’da yer alan Sn. Recep T. Bey’in öğrencilik yıllarını anlatan film ile ilgili yayın şöyleydi:

“Erdoğan’ın TRT’de öğrencilik hayatını anlattığı video kaldırıldı. Cumhurbaşkanı Erdoğan Başbakanlık yaptığı dönemde TRT’de katıldığı ve okul hayatını anlattığı programda ilk, orta ve lise dönemlerini ayrıntılı anlatırken, üniversite hayatına ise değinmediği anlaşılmıştı. 2 Haziran 2016 Perşembe 12.00 TRT’de 2012 yılında yayınlanan ‘Ben Öğrenciyken’ adlı programa katılan dönemin Başbakanı Erdoğan, öğrencilik hayatı ile ilgili ayrıntılı açıklamalar yapıyordu. Çocukluk ve gençlik yılları hakkında bilgiler veren Erdoğan üniversite hayatına ise hiç değinmiyor ve sunucu Erdoğan’ın İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi’nde okuduğunu belirterek konuyu geçiştiriyodu.

Ne hikmetse, okul hayatını anlattığı video sonradan kaldırılmıştı. Öte yandan Erdoğan söz konusu programın videosunu 2012 yılında resmi Twitter hesabından da paylaşmıştı, ancak paylaşılan linkteki video da daha sonra kaldırılmıştı. İlk-orta ve lise hayatı detaylı; üniversite hayatı ise muğlak diye mi bu yola başvurmuşlardı. Dönemin Başbakanı Erdoğan TRT Okul televizyonunda yayımlanan “Ben Öğrenciyken” adlı programda, çocukluk ve gençlik yılları ile öğrenim hayatına yönelik detaylı bilgiler verirken, üniversite hayatına dair hatıra ve hakikatlerden niye sıkılmışlardı?”[6]

Diplomasızların dış politikadaki diplomasi tahribatları!

Daha önce Abdullah Öcalan ve PKK tarafından… Fetullah Gülen ve adamları tarafından… Amerika ve Obama tarafından; defalarca aldatıldığını açıklayan ve böylece kendisine mazeret bulmaya çalışan Sn. Erdoğan şimdi de “Son ana kadar Barzani’nin böyle bir yanlışa düşeceğine ihtimal vermiyorduk, yanılmışız. İlişkilerimizin tarihin en iyi döneminde olduğu zamanda alınan bu karar açıkçası ülkemize de ihanettir.” şeklinde sızlanmakta ve Barzani’nin kendisini kandırdığı palavrasına sığınmaktaydı. Eğer gerçekten her önüne gelen tarafından kolaylıkla aldatılabilen saftirik biri ise, bu millet ve bu devlet kendisini halâ sırtında taşımak zorunda mıydı?

Erdoğan ile Binali Yıldırım, farklı ve zıt kulvarlarda koşmaktaydı!

Kuzey Irak’ta referandum yaşanırken Başbakan Binali Yıldırım ile Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından yapılan açıklamalardaki farklılıklar dikkatlerden kaçmamıştı. Başbakan Binali Yıldırım gündeme ilişkin soruları yanıtlarken, “Savaşa falan girdiğimiz yok. Bir endişe havası oluşturmayalım. Bunlar noktasal operasyonlardır.” derken Sn. Erdoğan, “Bir gece ansızın gelebiliriz.” havasındaydı. “Şimdi burada da bu tür gelişmelere müsaade etmemiz mümkün değil. Siyasetin ve diplomasinin üzerinde bir öneme sahip olan Irak ve Suriye konusunda ülkemiz için tehdit oluşturan konularda, gerektiğinde kullanmaktan çekinmeyeceğimiz tüm seçenekler önümüzdedir. Suriye’de, Cerablus, Rai, Rabık, El-Bab, buraya kadar uzanan o 2 bin km alanı nasıl DEAŞ’tan temizlediysek, şimdi aynı amaçla yeni bir adım daha atıyoruz. Gerektiğinde de Irak’ta bu tür adımları atmaktan geri durmayacağız.” diyen Erdoğan, anlaşılan Türkiye’nin değil, DEAŞ’ın ve ABD’nin telaşındaydı… Bu kafalar ve bu iktidarla dış ve iç sorunlarımızı aşmak imkânsızdı.

Sn. Erdoğan’ın yurt dışında eğitim almış kadroları “BATININ AJANI” mıydı?

Sn. Erdoğan ABD’de TÜRKEN Vakfı yemeğinde şu açıklamayı yapmıştı: “İlim ve fen tahsili için Batı’ya gönderilenlerin çoğu Batı’nın sadece kültürünü alarak ve maalesef benliklerini de kaybetmiş olarak ülkelerine dönüyorlar. Kendilerinden ülkeleri için kurtuluş reçetesi hazırlamaları beklenenler Batı’nın gönüllü ajanları haline geliyorlar.” Ama AKP iktidarının ve Sn. Erdoğan’ın; bugün savunmadan dış politikaya, ekonomiden eğitim programlarına, tarımdan istihbarata ülkemizle ilgili hayati kararları alan kadroların ve bürokratların nerelerde okuduklarını araştırdık:

Sn. Erdoğan’ın 4 çocuğu da yurtdışında okumuşlardı!

Sn. Erdoğan’ın oğlu Ahmet Burak Erdoğan, otomobille ses sanatçısı Ayşe Sevim Tanürek’e çarpmıştı. Tanürek hastanede hayatını kaybetmiş, Burak Erdoğan, kazayla ilgili yargı süreci başlayınca, İstanbul’daki özel bilgi Üniversitesi’nden ayrılıp, İngiltere’ye burslu olarak özel okula ekonomi eğitimi okumaya yollanmıştı. Diğer oğlu Bilal Erdoğan ise Amerika Birleşik Devletleri’nde eğitim almıştı. 2003’te Harvard Üniversitesi’nde Kamu Yönetimi mastırını yapan Bilal Erdoğan, dünya Bankası’nda stajyer olarak çalışmıştı. Stajını tamamlayınca Washington’un önde gelen araştırma kuruluşlarından Siyonist sermaye güdümlü Brooking Institute’de araştırma görevlisi olarak göreve atanmıştı. Sn. Erdoğan, Bilal Erdoğan’ı katsayı adaletsizliği sebebiyle yurtdışında okuttuğunu hatırlatıp: “Benim erkek oğlum katsayısına takıldı. Boğaziçi’ni kazandığı halde gidemedi. Yurt dışına göndermek zorunda kaldık” iddiasında bulunmuşlardı. Erdoğan böyle demişti ama Bilal Erdoğan’ın üniversiteye başladığı yılda henüz katsayı adaletsizliğinin başlamadığı ortaya çıkmıştı.

Sn. Recep Tayyip Erdoğan’ın büyük kızı Esra ve küçük kızı Sümeyye de Amerika Birleşik Devletleri’nde okumuşlardı. Sümeyye Erdoğan eğitimini Amerika Birleşik Devletleri’nde tamamlamış, burslu olarak Indiana Üniversitesi’nde sosyoloji ve siyaset alanında lisans eğitimi almıştı. 2005 yılından sonra ise yüksek lisansını Londra Ekonomi Okulu’nda ekonomi alanında yapmıştı. Diğer kızı Esra Erdoğan; Amerika Indiana Üniversitesi’nde okumuştu. 2003 yılında mezun olan Esra Erdoğan sonrasında Kaliforniya’daki Berkeley Üniversitesi’nde lisansüstü eğitimi almıştır. Sn. Erdoğan sıklıkla kızlarının başörtüsü yasağı sebebiyle Türkiye’de okuyamadığını vurgulamıştı. Ancak internette ve sosyal medyaya yansıyan iddialara göre, Sümeyye Erdoğan girdiği üniversite sınavında 4 yıllık bir bölüm kazanacak puan alamamıştı.

Gelelim Erdoğan’ın Bakanlarına ve kurmay kadrolarına:

Başbakan Binali Yıldırım; İsveç’teki Dünya Denizcilik Üniversitesi’nde master yaptı.

Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek; Yüksek lisansını İngiltere’de University of Exeter’de tamamladı. ABD Büyükelçiliği’nde, Deutsche Menkul Kıymetlerde, UBS Bankası ile uluslararası finans kuruluşu Merrill Lynch’te görev yaptı. Aynı zamanda İngiliz vatandaşı’dır.

Başbakan Yardımcısı Recep Akdağ; 1 yıl Londra’da kan hastalıkları üzerine çalışmıştır.

Erdoğan Ailesinin kızı olarak bilinen Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya; Bilkent’ten mezun olduktan sonra New York Üniversitesi Politeknik Mühendislik Okulu’nda lisansüstü çalışmalar yapmıştır.

Bilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Faruk Özlü; İspanya’da Proje ve Mühendislik, Harvard Üniversitesi’nde Üst Düzey Yönetici eğitimi almıştır.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu; New York Long Island Üniversitesi’nden ekonomi alanında yüksek lisanslıdır.

Damat Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Berat Albayrak; New York Pace Üniversitesi, Lubin School of Business’ta yüksek lisans tamamlamıştır.

Gençlik ve Spor Bakanı Osman Aşkın Bak; İngiltere Nottingham Üniversitesinde İşletme Yönetimi ve Endüstri Mühendisliği alanında yüksek lisansı vardır.

Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanı Eşref Fakıbaba; Amerika Texas’taki Arlington Hastanesinde gözlemci olarak bulunmuşlardır.

Kalkınma Bakanı Lütfü Elvan; İngiltere Leeds Üniversitesinde maden ve yöneylem, ABD Delaware Üniversitesinde ekonomi dalında yüksek lisanslar yapmıştır.

Kültür ve Turizm Bakanı Numan Kurtulmuş; ABD’deki Temple Üniversitesi School of Business & Management’da 1 yıl lisansüstü çalışması yapmıştır. 3 yıl da yine ABD’de Cornell Üniversitesi New York State School of Industrial & Labor Relations’nda misafir öğretim üyesi olarak görevde kalmıştır.

Maliye Bakanı Naci Ağbal; İngiltere Exeter Üniversitesi’nde yüksek lisans eğitimi almıştır.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz; Başbakan Binalı Yıldırım gibi İsveç Dünya Denizcilik Üniversitesi’nde lisans yapmıştır.

Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli; Yüksek lisansını İngiltere Sheffield Üniversitesi’nde para-banka-finansman alanında tamamlamıştır.

Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu; Hollanda Delf’te araştırmalara katılmıştır.

Bunlar, bugün ülkemizi yöneten Kabinenin, yurt dışı eğitimli takımıdır. Batı’nın ajanları olup olmadıklarını Sn. Erdoğan’a sormak lazımdı. Öyle ya, koca Cumhurbaşkanını yalancı çıkarmak haddimiz olamazdı.

Bu arada Abdullah Gül’ü de unutmamalıdır. Başbakanlık, Dışişleri Bakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı görevlerinde bulunan Gül’ün İngiltere Exeter’de eğitimini tamamladığı, ABD Dışişleri Bakanlığı bursu ile yetiştirilmiş dünya liderleri arasında sayıldığı, ayrıca İngiliz Yüksek Şövalye Nişanı takıldığı bilinip durmaktadır.

Ve yine, yıllardır AKP’nin dünya ekonomisindeki yüzü olarak sunulan ve partinin kurucularından da olan Ali Babacan ise 1990’da meşhur Fulbright bursunu kazanarak, ABD Northwestern Üniversitesi Kellogg School’da İşletme dalında yüksek lisans yapanlar arasındadır.

Erdoğan’ın yardımcıları da Batıda eğitim almışlardır. Erdoğan’ın partideki genel başkan yardımcılarına da bakalım:

Mehmet Mehdi Eker; İngiltere Aberdeen Üniversitesi’nden “Tarım Ekonomisi” alanında master derecesi almıştır.

Cevdet Yılmaz; ABD Denver Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde yüksek lisans yapmıştır.

Ravza Kavakçı Kan; Dallas Texas Üniversitesi Bilgisayar Mühendisliğini tamamlamış, doktorasını da Washington’daki Howard Üniversitesi’nden almıştır.

Lütfiye Selva Çam; Yurt dışında “İnsan kaynakları, yönetim, organizasyon ve eğitim” çalışmalarına katılmıştır. Boston ve Troy State Üniversiteleri ile birlikte “Doğu Almanya’nın Yeni Ekonomik Süreci” üzerine Dresden’de araştırma çalışmalarında bulunmuşlardır.

Melih Ecertaş; 2008’de Fulbright bursunu kazanarak, ABD’de yüksek lisans yapmıştır.

Erdoğan’ın en güvendiği, yanından hiç ayırmadığı iki isme gelince; Sözcüsü İbrahim Kalın; Yüksek lisans çalışmasını Malezya’da yapmıştı, ama ABD George Washington Üniversitesi’nden doktoralıydı.

Ve “sır küpü” MİT Müsteşarı Hakan Fidan; TSK’dayken Almanya’daki NATO Süratli Reaksiyon Kolordusu Karargâhı’nda 3 yıl çalıştı. Bu görevi sırasında da buradaki ABD kökenli Maryland Üniversitesi’ni bitirdi. Ayrıca ABD’deki University of Maryland University College’den Yönetim ve Siyaset Bilimi alanından lisans dereceleri aldı. Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevi sırasında ise Viyana’daki Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu, Cenevre’deki BM Silahsızlanma Enstitüsü ile Londra’daki Verification Technologies Research Center’da akademik çalışmalar yapmıştı.[7]

Sn. Erdoğan Trump’tan niye “yüksek not” almıştı?

ABD’deki görüşme sonrası Trump’ın Erdoğan’la ilgili açıklamaları nasıl okunmalıydı?

“Erdoğan dünyanın çok zorlu bir bölgesinde görev yapıyor. Çok ama çok güçlü bir şekilde (göreviyle) ilgili (davranıyor) ve açıkçası (bizden) yüksek not alıyor. (Bu nedenle özel) Dostum haline gelmiş bulunuyor. Bence Türkiye ve ABD’nin şu anda hiç olmadığı kadar birbirine yakın (durduğunu), bunun ikimiz arasındaki kişisel ilişkiyle de ilgisi olduğunu düşünüyorum. Erdoğan yakın arkadaşımdır. Daha önce hiç olmadığımız kadar yakınız.” diyen Trump’ın sanki öğretmeniymiş gibi Erdoğan’a “yüksek not” vermesi acaba neyin karşılığıydı? Ardından Erdoğan’ın şu sözleri de Trump’u doğrulamaktaydı ve görüşmeden sonra Saray’dan şu açıklama yapılmıştı: “BM toplantısı vesilesiyle bulunduğum ABD’de değerli dostum Donald ile inanıyorum ki, gerek Amerika-Türkiye ilişkileri gerekse bölgesel gelişmeler, dünyadaki diğer konuları ele alma fırsatını bulacağız. Ben de bu fırsatı yakaladığımız için kendisine özellikle çok çok teşekkür ediyorum.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasındaki görüşmede, bölgesel meselelerin çözümü için iş birliğinin geliştirilmesi ve tüm terör örgütleriyle mücadelenin kararlılıkla sürdürülmesi hususlarında mutabık kalındığına göre, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de ülkemiz aleyhine gelişen olaylardan dolayı ABD’den şikâyet hakkımız kalmamıştı.

Boşbakan Binali Yıldırım’ın: “ABD’ye savaş açacak halimiz yok ya” sözleri tam bir acziyet ve teslimiyet itirafıydı. PKK’nın Suriye koluna yapılan silah yardımları hiç aksamamıştı. Erdoğan oradayken bile, ABD yüzlerce TIR daha silah yollamıştı… Milli Savunma Bakanı Nurettin Canikli, Almanya’nın yanı sıra ABD’nin Türkiye’ye gizli ambargo uyguladığını açıklamıştı… Erdoğan da, “Biz ABD’den o silahları alamazken, siz bunları teröristlere nasıl verirsiniz? Bu soruyu ABD’deki dostlarımıza soruyoruz. 3 bin TIR silah bu teröristlere gönderildi. Zamanında Predator insansız hava aracı almak istedik. Vermediler, ama teröristlere bunların hepsini TIR’larla gönderiyorlar” diye yakınmıştı. Üstüne üstlük yine Erdoğan ABD’deyken, korumaları için satılacak silahlarla ilgili tasarı imzalanmamıştı. Erdoğan-Trump görüşmesinde öne çıkan asıl konu “Barzanistan”ın bağımsızlık referandumu hazırlığıydı. Her iki ülkenin de referanduma karşı çıktığı açıklanmıştı. Lâkin bir de Kerkük’teki yaşanan gelişmeler vardı. Bizatihi yandaş medya, ABD ve AB heyetlerinin, çoğu Türkmen bölgesi olan yerlerin verilmesi karşılığında Barzani’yle referandumun ertelenmesi pazarlığına oturduğunu yazıp konuşmuşlardı. Yeni Şafak da ABD’nin Kerkük’e bin 700 asker yolladığını, bu sayının 3 bine ulaşacağını yazmıştı. Keza Kerkük Kalesi’ne boydan boya Barzani bezi asıldığı ortaya çıkmıştı. Hasılı, “Al Kerkük’ü, ertele referandumu” pazarlığı bile Barzani’yi durdurmamıştı.

 


[1] https://www.youtube.com/watch?time_continue=28&v=CkenKhWnCDk

[2] http://www.rte.gen.tr/sayin-recep-tayyip-erdoganin-egitim-durumu-nedir-_334.html

[3] http://www.basbakanlik.gov.tr/Forms/pPmCv.aspx

[4] http://www.akparti.org.tr/tbmm/ozgecmis.asp?id=400

[5] http://iibf.marmara.edu.tr/index.php?sayfa=9

[6] Bak: Diplomasız-SiyahBeyaz yy. E.Poyraz. sh. 184-238

[7] 21.09.2017, Müyesser Yıldız

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Rahmet PAKGÜL

Rahmet PAKGÜL

Subscribe
Bildir
12 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

UÇURUMDAN YUVARLANMAK YA DA SELAMETE KAVUŞMAK
Türkiyemiz Şeytani Üst Aklın her zaman asıl hedefi konumdadır bundan dolayı da Siyonist ve Emperyalistlerin Türkiye üzerine çevirdiği entrikaların haddi hesabı yoktur. O Kadar ki bunlar için Türkiye’nin ABD büyük elçisini seçmek nerdeyse ABD başkanını seçmek kadar önemlidir. Türkiye kontrol altında tutulmalı adım adım yok edilmelidir! Türkiye’nin şaha kalkması demek Siyonist zulüm saltanatının sona ermesi demektir. Özellikle bu kötülük merkezini avucunun içi gibi iyi bilen Aziz Erbakan Hocamızın siyat ve stratejileri ile bütün planlarını ertelemek zorunda kalmışlardır. Eger Erbakan Hocamızın insanlığı uyandırışı ve uygulamaları olmamış olsa idi çoktan büyük israil kurulmuştu. Siyonizm Erbakan Hocamıza engel olmak için taşeronları ya da ananları ile nerdeyse tüm cemaat tarlkat ve topluluklarla gizli ittifaklar urmuş ve onların Erbakan Hocamızın etrafında birleşmelerine engel olmuştur. Ancak Anadolu İnsanı tarihsel misyonu ve özü temsil ettiğini gördüğü Milli Görüşü kamilen olmasa da benimsemiş ve desteklemeye devam etmiştir. Milli Görüşün ve haliyle Erbakan Hocamızın önünü kesemeyen Siyonizm bu sefer Milli Görüş içerisinde yerleştirdiği kripto adamlarının (ki halen Erbakan ismini itibarsızlaştırmak ve Milli Görüşü yok etmek misyonuyla halen görevdedirler) yardımıyla herhangi bir ehliyete liyakata sadakate sahip olmayan AKP ortaya çıkarılmıştır. Siyonizm AKP’yi ve RTE’yi medya vb ile o denli süslemiştir ki milletimiz maalesef bunları FECR-İ SADIK zannetmiş ve yoğun bir destek vermiştir. Akp’nin ve Rte’nin oluşturulan algılarla milletimizi kandırma için kullanılan büyük bir oyun (FECR-İ KAZİP)olduğu çok yakında anlaşılacaktır! Şeytani Üst Akıl ile mücadele Rahmetli Erbakan Hocamızın yolu izlenerek yapılabilir. Akp’nin ehliyetsiz diplamasız ferasetsiz tecrübesiz kandırılışları ile (daha doğrusu cemaat eliyle olduğu gibi Akp eliyle de milletimizin kandırılması ile) Türkiyemiz bugün uçurumun kenarına getirilmiştir. Ancak Milli Görüş anlayına sarılıp Fecri Sadık olan Milli Çözüme yönelinmesi ile ile bu girdaptan çıkılabilir selame kavuşulabilir.

Hikmeti-i İlahi
Cenabı Hakkın hikmetine akıl sır ermez gerçekten. Niyeti ve tıyneti bozuk adamın her işi nasıl olur anlaşılmaz ya eksik ya kaçak olur. Her fiili belirli bir zaman sonra başına hiç hayal etmediği belaları açacak kapasiteye ulaşır ki, kendisi değil bu işe vesile olanlar, onu himaye edenler dahi bu duruma şaşırıp kalırlar. Diğer taraftan niyetini ve tıyneti Hakkın rızasına ayarlayan zatların ise hiçbir ameli ve sözü Cenabı Hak tarafından boşa çıkarılmaz ki bu durum ilkinden daha çok şaşılacak, insanı hayrette bırakacak bir durumdur. İşte, birilerinin tüm hayatı şaibe, dalavere olurken, birilerinin tüm hayatı ise isabet, emniyet ve ehliyet üzerine oluveriyor. Bu durum da tabii olarak akla Hikmet-i İlahiyi getiriyor. Pek tabii ki hikmetli sırların önceki örneklerine bakarak, gelecek tasavvuru da yapıyor ve tam bir inançla kutlu günleri bekliyoruz.

diplama ve sonu
Muhterem hocamız seneler öncesinden rte nin aslında diplomasız olduğunu anlayana anlatmış.Ve bu diplomasızın ülkeyi perişan edeceğini Hocamızda sultan babada açık ve net bir şekilde anlatmışlar.
Ve artık vaktin tamamlanması an meseledir. Şeytanın büyük saltanatının yıkılışının başlangıcı olup domino etki yapacak olan olan bu diploma olayı büyük yıkılışın fitilini ateşleyecektir.Bu yıkılışın ardından Yeni Dünyanın kuruluşunu büyük bir heyecanla beklemekteyiz.Rabbimiz o gün için emeği geçenlerden eylesin bizleri

Sahte Hayatlar-Acı Akıbetler
Siyonist çevreler zaaflarını ölçüp biçtiği, milli değerlerine ihanet edebilecek bozuk tiyniyetteki kullanacağı tipleri, yoksa onlara bir geçmiş uydurup kariyeri önündeki engelleri kaldırarak basamakları hızlı atlatıp parlatarak ileride iş dünyasında, basın ve sanat camiasında, akademik kadrolarda, bürokraside ve siyasette önemli yerlere taşıyıp kullanmaktadır. Milli değerlere sadakatsiz bu proje tiplere uygun bir özgeçmiş hazırlanmaktaydı.

Bugünlerde askerliği ve üniversite diploması şaibeli AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın 20 kadar asker arkadaşıyla çekildiği askerlik fotoları akp sosyal medya troll hesaplarınca sıkça paylaşılmaktaydı. Aynı şekilde siyonist olmakla gurur duyduğunu söyleyen Rafael Sadi gibi İsrailde yaşayıp Türkiye’yi yorumlayan yazarlar! “diploma üzerinden Erdoğan’a yüklenmeyin, birşey bulamazsınız” diye Sn. BOP Eşbaşkanı’nın avukatlığına soyunmaktaydı. Tayyip Erdoğan sarayında asker arkadaşlarına ve üniversite arkadaşlarına yemek yedirebilme imkanı olmasına rağmen bir yemeği bu arkadaşlarına neden çok görmekteydi? Hem böylece hakkındaki dedikodulara da bir son vermiş olacakken 15 yıldır neden hala böyle bir girişimde bulunamamıştı? Yoksa mazi bir kurgu muydu?

Evet AKP ve Erdoğan bir projedir. Tüm Ortadoğu’yu kan gölüne çeviren BOP PROJESİ’nin de eş başkanlık görevini yürüttüğünü kendisi defalarca zikretmişti. Erol Mütercimler katıldığı bir TV programında aktarıyordu: Av. Münci İnci’nin evine davet edildiğini, evde ABD konsolosu, siyasilerin (ABD konsolosunun aracıyla evine gelen Tuğrul Türkeş) ve gazetecilerin (Fehmi Koru, Emin Şirin, Nazlı Ilıcak, Güler Kömürcü, Yalçın Doğan vs. ) bulunduğunu, Erdoğan’ın Başbakan yapılacağını ve kendisinin ona danışmanlık yapması teklif edildiğini itiraf ediyordu. ( https://m.youtube.com/watch?v=JQj0uAAikRA&feature=youtu.be# ) Aynı şekilde başka bir TV programında Abdurrahim Karslı kendi evinde yapılan bir toplantıda gazeteci Abdurrahman Dilipak’ın AKP bir Amerikan Projesidir itirafını aktarıyordu. ( https://youtu.be/aUYizxBfnxo )

İşbirlikçiler siyonist plan içindeki kendi rollerini oyuna başlarken kabul etmişti. Tarih kullanılıp atılan işbirlikçilerin, düşerken uçuyorum hissine kapılanların acı akıbetlerini bizlere göstermişti ve yine gösterecekti.

Tayyo 2
Türkiye’deki diploması hakkında şaibeler olsa da;

Aslında Erdoğan’ın diploması var..

Büyük İsrail Projesi Eş Başkanlığı diploması var Erdoğan’ın,

Sonra;

Kendisi için “Büyük Şeref (!)” olan Yahudi Lobisinden aldığı Cesaret Madalyası var Erdoğan’ın,

Daha;

Aziz John Üniversitesinden kendisine Fahri Doktora Unvanı da verilmiş ve yeni gömleği giydirilmişti..

Erbakan Hoca’mızın tabiriyle “Tayyo 2 Gömleği”..

“Dikkat edin göğsünde birtakım işaretler var, o işaretlerin ne olduğunun tefsirini yaparsam ağlarsınız! Ağlarsınız!” demişti Erbakan Hoca’mız..

Ve bu güne kadar da bu aldığı payelerin (?!) gereğini yerine getirmek için çok çaba sarf etmiştir Erdoğan..

Şu sıralar içeride ve dışarıda popülist gündemler oluşturarak son çırpınışlarını yapıyor..

Artık Erdoğan’ın işbirlikçi ve tutarsız politikalarından bu milletin ve İslam aleminin bir an evvel kurtulması gerekmektedir.

“Biz karada gemiler yapmaya devam edeceğiz lakin inanacağız ki, Allah (C.c) denizi ayağımıza getirecektir.” Prof. Dr. Necmeddin Erbakan

Ispanaktan Yağ Çıkmaz
Bir insanın hayatında hiç bir değeri,kutsali,ölçüsü,prensibi,doğrusu olmaz mı? Bir ömür topyekûn sahtelikler üzerine nasıl bina edilebilir?..Hadi diyelim vicdan çürümüş,onur kaybolmuş peki hiç mi akıl kalmamış?.. Bir insan hiç kendisine sormaz mı,bu işin sonu nereye? diye!..

Bu hayret verici tutum ya korkunç,tedavi edilemez bir saflık;yada sığındığı şeytani güçlerin lehine,yaptığı -ettiği,DEVASA kirli,gizli işler ve hizmetlerinin bir karşılığı olduğu!..Ve kendisine sonuçta mutlaka sahip çıkacakları hayalinden-evhamından kaynaklanmakta olabilir!…Halbuki yahudi,kendisinin sadık hizmetkarı olduğu bilinen nice tipleri, sadece kullanma sureleri dolmuş oldugu için deliğe süpürdüğüne tarih sahittir!..Perde önünde biraz ab,biraz abd ile dalaşmalar, asıl perde arkasındaki israil hizmetkarlığını örtmeye yetmiyor!

Bunları düşünürken birden Üstad Ahmet AKGÜL Hocamızın;”Allah bir insanın aklını almadan imanını almaz!”sözü aklımıza geldi.

Aziz Erbakan Hocamız, bu işbirlikçi zihniyetin kopuş sürecinde mealen(manasını anladığım kadarıyla,kelimeler aynıyla böyle degil):”Eğer sen nefsine esir olup,Hak bir çizgiden vaz geçip zalimlerin tarafına gidersen;gerçeğe itaatten yüz çevirip,müminler topluluğunu bölersen!..Önce hidayetin kararır Hak-Batılı ayırt edemezsin!..Ferasetin kararır,dirayetin kaybolur hakka hizmet ediyorum zannıyla batıla hizmet edersin!..Vee helak olur gidersin!..

Ancak bu tipler helak olup giderken, sadece kendileri gitmiyor,milyonlarca tabilerini,topyekûn milletlerini ve dolayısıyla ümmeti ve insanlığı da felakete götürüyorlar!..Tarihte eşi görülmemiş bir saflıkla(!),sürekli herkes tarafından kandırıldığını(!) ifade buyuran, çok zekavetli(!) devletlulerimiz ve yüksek batı egitiminden gecmis sadik müntesipleri(!),Milli Birlik ve dirliğimizin en önemli sorunu durumundadırlar!..Aziz Erbakan Hocamızın üstün ferasetileriyle yıllar öncesinden gördükleri ,diplomasi bile sahte bu zevatın ,onca uyarılar,Milli ve insani hatırlatmalara rağmen ,ilk firsatta zalimlere kaymaları,”Ispanaktan yag çıkmaz”gerçeğini ve Milli sorumluluklarımızı bir kez daha hatırlatmaktadır!..

Diplomasız şaşkınlar
Ne garib bir durum ,dünyanın başka ülkelerinde böyle ihanete uğrayan bir ülke daha varmıdır .Siyonizim akıllı ve vicdanlı kimselerle iş yapmaz .Kullanacağı insanların bütün zaaflarını tesbit eder ,dosyalarını hazırlar zamanı gelincede Kullanmaya başlar . Bu durum herkes tarafından bilinmekte .Ama nasıl oluyorsa birçok zaman işleri tersine çeviren gizli bir el onları şaşkına çevirmekte .O kadar diplomalı insanlar yetiştirdiler olmadı .Sonunda aradıklarını buldular . Olağan üstü bir şekilde ,ihanet dolu kirli dosyalar gizlenip üstü kapatılmakta . Bu durum karşısında toplum bütün benliğini yitirmiş günü kurtarma ve nefsini tatmin peşinde oyalanmakta .Bu durum karşı tarafa şimdilik zaman kazandırmakta .Bir zamanlar ülkemizin bütün yönetim kadrosunda hakimiyetini kuran Fetö (İsrail ) ajanlarının karşısında korkusuzca duran ve planlarını deşifre eden Milli Çözüm ; Şimdi tek başına gerçekleri yazmaya ve anlatmaya çalışmakta . O günlerde bizlerle alay edenler , hayel peşinde olduğumuzu söyleyenlerin akıbetini gördüğümüz gibi , AKP . Li ihanet kadrolarınında sonunun ne olduğunu hep birlikte göreceğiz . Ne büyük ihanet içindelerki bütün benliklerini kaybetmiş durumda bocalamaktalar . Bu ihaneti ancak Milli bir devrim temizler .

ÇAKMA
Yıllar önce yetmişli yıllarda bizim ülkemizde bir söz vardı,Japon malı taponmalı diye.Yıllar geçti tapon mal üreten o japonya teknoljide bir dünya devi oldu.Şimdi ise yine bir uzak doğu ülkesine benzeri bir ifade kullanılmakta.Bu ülke taklidi ile namı olduğundan,bizim insanımız birazda sokak ağzı ile ”ÇAKMA”terminolojisini geliştirdi.Makaleyi dikkatle okuyunca bu kelime geldi aklıma nasılda oturmuş hafızalarımıza.Makale sayın Cumhur başkanımız ve avanes iyazıkki elle tutulacak birşey bulamadık Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN’ın hayatında,neye baksak taklid,nereye baksak ihanet,neyi söylese iddia etse hepsi ÇAKMA.Başkan Rolü oynuyor,Ukrayna Cumhur Başkanı ile canlı yayında, Ukrayna Cumhur başkanı konuşuyorken adamcağız resmen uyuyor alem rüyalar alemi.Yazık kimbilir hangi sebeple uykusuz kalacak devlet millet meselesinde uğraşmıştı kimbilir.Uyusun uyusunda horlamasın bari kameramanlar ne yapacağını şaşırdı garipler.Adamın basın toplantısıda çakma çıktı.Başka neyi çakma.Davası çakma,siyasi hayatında ilk giydiği gömleği yüksek bir politik yetiyle ilk fırsatta sattı ve efendilikten uşak yamaklığına terifi etti,terfi etti diyorum çünkü ABD vize müracatlarını kaldırıyor garip adam,John BASS denen( yahudiye ) yani büyük elçiye garibanlara dediği gibi ne oluyor LAN diyemiyor.Sırbistandan Cumhur başkanı, eski silah kacakçısı MAFYA ve Bosna müslüman katillerinin koltuk altından sesleniyor,futbol transferleri ile demogoji yapıyor göya bu işi biliyorum diye, senin futbolculuğunda çakma.Gençlik ve Spor Bakanı şampiyon olan engelliler futbol şampiyonasında zatii muteremi arıyor oda ahmak telefonun mikrofonu açık Beşiktaş kulüp başkanımıza teşekkür edelim diye eyyamcılık yapıyor,Cumhur başkanı canlı yayında Ulan ne kulüp stadı parasını ben verdim diyor,parayı babasını sermayesinden verdiya, eee senin spor sevgin Milli duygularında ÇAKMA.Gürcüstana gider bende gürcüyüm der,Rizeye gelir Rize spor’a bir omuz at Reis diye bağırır gelenler laz şivesi ile onin yeru purasimudu kariştirmayunda der,ama bende lazım demedende geri durmaz belli belli senin milliyetinde ÇAKMA.Kürsülerden meydanlara adeta kusarcasına bağırırken herşeyi bilen adam edasıyla,eğitimi ile, ne iş adamına ne sanatçıya ,ne köylüye ne işçiye söylemediğini bırakmaz usta senin okulunda ÇAKMA.Labirent gibi okul diplomaları AFAD kurtarma ekibi girse onlarda kaybolur mazallah senin diplomalarında ÇAKMA.Bu gün evet doğrusu budur dediğin ve hatta ısrar ettiğin her ne varsa yarın ben öyle demedim dersin senin devlet adamlığında söylediklerinde ÇAKMA.Uluslar arası eğitim almış olanlara ajan olmuşlar dersin,yedi sülalen ABD de Avrupada eğitim almış,bakanlar kurulunun tamamı nerede ise yabancı eğitimli,senin bu iddianda ÇAKMA.Siyasi hayatımda ne kandırdım ne kandırıldım dedin seni kandırmayan kalmadı ,kendi ağzınla kaç kez kandırıldım dedin durdun senin aklın bile ÇAKMA.Her şeyi ile bir kör dövüşünün yaşandığı bu günlerde alanın aldığı,çalanın çaldığı yanına kardır deniyor.Sense yıllar önce gümüş bir alyans yüzüğü gösterip kardeşinizin dünya malı budur,bir gün gelirde zengin olmuş diye duyarsanız bilinki çalmışımdır diyordun.Evet işte bu sözün doğru sayın Tayip bey.O gün bir gümüş alyans yüzük şimdi ise milyarlarca dolarlar konuşuluyor,evet bu sözünüz doğru çalmışsınız.Sayamadığım ve saymadığım bir çok çakma özelliğinden sonra,çok şükür bir doğrunu bulabildim. Hayatın Çakma Vesselam

Asıl Diploma!
İnsana, insani melekelerle ve İslami bir şuurla yaşamayı öğretenler en başta Allahin hak peygamberleri,ve hidayet önderleri olan elçilerdir….
Bu öğretilerin dışına kasitla çıkan ve nefsi hevasinin tüm telkinlerine boyun eğen kişi,her türlü entrika,her türlü hıyanet,her türlü karalık ilişkileri hayatına katmak zorunda kalacaktır…
Erbakan hoca gibi eşsiz bir rehberin manevi himayesinde kalıp zalime karşı mücadele etmekten imtina eden ,silik,ezik ve aşağılanma kompleksinin girdabında kıvranan tiplerin, zillet ve meskenete düçar olması kaçınılmazdır…
Millî çözüm un “Erbakan ca dili”bugün yeryüzünun bütün batıl ve zalim akademik üslubunun Prof takımından çok daha etkin,çok daha net,cok daha mert,çok daha asil bir hat üzerinde bulunması, sadece diplomasindan değil, eşsiz bir imana, tarifsiz bir aşka bağlı kalmasındandir…
Oysa sayin CB nını gülünç yapan asıl mesele sadece yukarıda da ifade edildiği üzere diplomasızligi değil,bir zamanlar mensup olduğu aziz davaya ve hareketin rehberi olan Erbakan hocamıza karşı içinde peydah ettiği derin bir kin ve düşmanlıgin tezahürüdür…
Ve asıl diplomanin her kişinin eline verildiği zorlu hesap yurdunda başarıyı hakedip ebedi kurtuluşa erenlerden olmak ümidi ile tüm sadık,sağlam ve Salih kullara selâm olsun…

Herşey Aşikar…
Herşey ayan beyan ortadadır. Sn. Cumhurbaşkanı’nın nasıl hırslı olduğunu, önüne çıkan engeller için hiçbir ahlaki sınırı kabul etmediğni bilen bilir.
Zamanında KKTC Doğu Akdeniz Üniversitesine Kabul edilmediğini ama Başbakan olduktan sonra kendini özel davet ettirdiğini, yetmez fahri doktora verdirdiği de iyi bilinir.
Ayar bu.
Aslında makalede de bahsedildiği üzere mesele üniversite bitirmek değil, mesele dünyevi hırsları için yalan söyleyip bu yalanına yasal kılıflar giydirmek için gayri ahlaki yollarda ısrarcı olmaktır.
Asıl ahmaklık bu yalanların birgün ortaya çıkmayacağına kişinin ilk önce kendisinin inanmasıdır.
Izzeti olan kimse böyle bir aşağılayıcı durumla karşılaşmak istemez. Anlaşılan Sn. Cumhurbaşkanı’na bu kanca takılırken gözlerine Allah tarafından bir perde çekilmiş.
Yurtdışında hemde kendi oğlunun kurduğu vakıfta, yurtdışında okuyup dönenlerin çoğunun “..Batı’nın gönüllü ajanları ..” şeklindeki nitelendirmesi ile lafın sonunun nereye gittiğini akledememesi iki şeyden birinin göstergesidir aslında; ya IQ seviyesinin, ya da yanındaki yardımcılarının ve bakanlarının kendisi tarafından belirlenmediğinin…

Önemli
Hem bi hatırlatma daha ABD ile Türkiye nin gerginlik yaşadığı bir dönemde bu tarz zaafiyetler Ülkemize Şantaj olarak geri dönmez miydi?

Dava-Diploma
Yıllar önce Milli Çözüm Bunun “BOP eşbaşkanı olduğunu ve Tercih yapma durumunda kaldığında TC Başbakanı olarak Türkiyenin mi çıkarları korunacak Yoksa BOP eşbaşkanı olarak ABD-İsrailin mi çıkarlarını koruyacak, bunun TC ANAYASASINDAKİ yerini dergi yazısında soruldu ve mahkemeye 34 yerde görüleriyle CD, delil olarak sunulduğu halde 37 bin TL Milli Çözüm Dergisi Genel yayın yönetmeni Muhterem Ahmet Akgül Hocamıza ceza verilmişti. O gün Fetöcü savcı hakimleri ulvi görevlerini icra etmişlerdi.
Bunların hukuku ADALETİ KATLETME PROJESİ olarak uygulandığından Yıllar sonra Hukuku çiğneyip, yargıyı kilitleyip ülkeyi kaosa doğru sürüklemekteydi.
Malesef ÖMER BAŞOĞLU nun sonunu gören Yetkli Yargı Mensupları bu iddialarda bulunanlara kamu adına dava açmadı!
Cumhurbaşkanı da töhmet altında bırakacak iddiları yargıya taşımadı. Ne olur, Ne olmaz dı?!

Ama bişey daha vardı mahkeme açılıp soruşturulamayan; Meşhur Milli Görüş içindeki Pakradun Ermeni Oğuzhan Asil Türkün 1960 lı yıllarda ki isminin DURMUŞ DURDUYAN olduğu iddası?!
Bu iki mesele Türkiyenin GÖRÜR GÖRMEZİYDİ.
Tayyip Erdoğan DİPLOMASINA
OĞUZHAN aslının araştırılmasına DAVA AÇMAZLARDI?!

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
12
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...