DOKUZ KÖYDEN KOVULDUM, ONUNCUDA VURULDUM!
Gayesiz gayretsiz insan, Kur’an diyor: aynı hayvan
Hocam’dan aldığım ilk ders; “Hayat, iman ve cihattır!”
Davası yok, sevdası yok; ham hamur, yavan ve yayvan
Ölümden korkulur mu hiç, sonsuzluğa seyahattır!
Müstaz’aflar feryat eder; çocuk kadın, mü’min mağdur
Zalimler keyif çatıyor; hain uşak, kâfir mağrur
“Muntakim” zuhur edince, Şeytaniler olur makhur
Tüm münafık marazlılar, bünyemizde cerahattır!
Biri “Papa’nın parçası!?”, onda Hak-Batıl harmandır
Kimin rüşvet fetvacısı, Hayret ki bir Karaman’dır
Birbirine sövüp sayar, gören sanır kahramandır
Bunlar kukla oyununda, Karagözle Hacivat’tır!
Yandaşları taş atarlar, rakiplerin kafasına
Dünya için din satarlar, gâvurların safasına
Şuursuzlar tuğla taşır, İsrail’in Yafa’sına
Bunların şeneatını, gafil sanır şecaattir!
Zaten herkes “Er doğuyor”, “Erce bakmak” zor vaziyet
Boş-bakan olmak kolaydır, ERBAKAN olmak meziyet
Madalyan resmi tasmandır, çok ettin hakka eziyet
Faiz fuhuş reva görür, ne şeytani içtihattır!
Artık dinlemez olmuşsun, “Ağabey” Hasan Cemal’i
Demek ki tam olgunlaştın, Barlas’la buldun kemali
İşte Irak Afganistan, Suriye Sudan Somali
Sayende Ümmet perişan, söyle hangi can rahattır?
Merak eden elbet sorar, arzulayan durmaz arar
Ne okuyor, ne anlıyor; böyle “Kitap” neye yarar
“Darül Erkam’ı” yıktılar, her taraf “Mescidi Dırar”
Haçlı-Siyon güdümünde, bunlar kime Cemaattır?
Seherlerin sırlarından, mahrum eyleme Sen ey Yar
Dost razı olduktan sonra, umrumda mı yedi milyar
Bana huzur vermiyor hiç, Adil Düzensiz bir diyar
Sünnet değil rıbat gerek, zira vakti kerahattır!
Firarsın sen bu âlemde, Azrail’e tutulursun
Daha çoktur kabalığın, dert belayla yontulursun
Ahmet Hoca bir başın var, kesseler de kurtulursun
Ya Rab vuslat özlüyorum, ister isen cefa tattır!
Lügatçe:
Yayvan: Yayılan, gevşek
Makhur: Kahra uğrayan
Cerahat: Yara ve Çıban iltihabı
Şenaat: Lanetlik işler
Şecaat: Kahramanlık
Darul Erkam: Mekke döneminde Hz. Peygamberimizin karargah olarak kullandığı ev
Mescidi Dırar: İslam birliğini bozmak ve Hz. Peygamberin kontrolünden çıkmak üzere münafıkların yaptığı hıyanet merkezi
Vakti Kerahat: Nafile namaz kılmanın mekruh sayıldığı, Güneş’in doğması, batması ve tam tepede olması zamanları

En büyük lezzet, firavuna kafa tutmaktır!
Ahmet Hoca boş söz, söyler sanılırsın,
Bilmez ki gafil, Hakk’ın ışığını yansıtırsın,
Düzen bozuk, ama toplum düzgün sanılmasın,
Adil Düzen için çalışmak, en büyük cihattır!
En büyük kabati, bu koyun sürülerin,
Vermezler kulak Hakk çağrıya, bağlarlar dizginlerin,
Gökten insen zembille, çekerler sürmelerin,
En büyük lezzet, firavuna kafa tutmaktır!
Yüce Zat’ın Takipçisi
Hakka bağlamış özünü,eylemis fenedan ikrah
Alemlerin beklediği,Yüce Zat’ın takipçisi
Deccal siyonist zulmünden,tüm mazlumlar bekler felah
Adil Düzen gelir elbet,önder olur Sadık kişi!…
Onuncu köy, Milli Çözüm
Dokuz köyden kovulsan da onuncu köyün Milli Çözüm olsun olsun….
Vurulduğun namertin elinden ziyade Yar’in nazarı olsun..
Kesilecek bir baş varsa da Senden ziyade bizim ki olsun…
Vuslat ayrı gayrıyadır, Yar’dan o kadar ırak mısın Hocam?
Hele dur, daha Senin de yontacağın çok kaba vardır.
Müstaz’aflar feryat ederken; çocuk kadın, mü’min mağdurken
Hem , hiç olur mu ribat yerini terk, zira Sen bize hatırlatmışsın ki vakit kerahattır!
Hakkın rızasına talibiz
Kanaat önderinden dernek başkanına, amirinden memuruna, siyasetçisinden vatandaşına kadar toplumun her kesimi ile ahir zamanın debdebesi ve karmaşası içine dalmışız. Sürekli kendisine yaranılmasını, yalakalık yapılmasını isteyen bir zevat ve onlara alkış tutan koskoca bir güruh; boyunlarına takılmış “israil uşağıdır”tasmasına aldırmadan Hakka taraf olana saldırıyorlar. Oysa bizler Aziz Hocamızdan öğrendiğimiz, Üstad Ahmet Akgül hocamızda şahit olduğumuz üzere sadece “Allah rızası için yaşamak” düsturunu benimsemişiz. Dokuz değil doksan köyden de kovsalar muradımız Mevlamızın bizi Rahmetinden ve inayetinden ayırmaması, bizlere acıyıp kendinden korkanlara önder etmesidir.