Reklam
Reklam
Reklam

BU MUHALEFET; AKP’YE DOLAYLI HİZMET, MİLLETE İSE, MUSİBET SAYILIRDI!

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 44
ZayıfMükemmel 

 

BU MUHALEFET; AKP’YE DOLAYLI HİZMET,

MİLLETE İSE, MUSİBET SAYILIRDI!

        

Türkiye’mizde, hem iktidar kanadının hem de muhalefet takımının; ülke çıkarlarımıza, milletimizin huzur ve refahına duyarlı ve tutarlı olmadıkları kanaatini taşıdığımız çok ciddi konular maalesef gündem dışı tutulmaktaydı. Elbette Cumhur İttifakı’nın ve Erdoğan iktidarının birtakım hayırlı ve başarılı icraatları da vardı… Ve yine Millet İttifakı’nın ve CHP kanadının da bazı haklı ve yararlı çıkışları ve çağrıları da bulunmaktaydı… Ancak hem iktidarın, hem de muhalefetin; Türkiye’nin giderek derinleşen ve kangrenleşen ekonomik, siyasi, sosyal, ahlâki ve ailevi sorunları karşısında, ağız birliği etmişçesine… Veya karanlık merkezlere bu konulara değinilmeyeceği sözü verilmişçesine ortaklaşa sessiz ve tepkisiz kalmaları, kafa karıştırıcıydı ve pek çok şaibe ve şüpheyi özünde barındırmaktaydı… İşte Milli Çözüm Dergisi, bu saklanan ve savsaklanan ülke gerçeklerine ve yakın geleceğimizi karartan tehlikeli girişimlere tercüman olmak ve gerçek çıkış yollarını topluma sunmak üzere yola çıkmıştı. Hakkımızda nice mahkemeler açılmasına, defalarca tutuklanmamıza, pek çok saldırı ve sataşmalara rağmen, çok şükür Allah’ın nusret ve inayetiyle, bir avuç sadık ve sağlam dava arkadaşlarımızla 19 yıldır aylık çıkan Dergimiz, aynı hız ve heyecanla, kutlu hedeflerine doğru yol almaktaydı.

Ekonomik Sefaletin Fotoğrafı!

Türkiye’nin “Kamu Net Borç Stoku” 1 trilyon 400 milyar doları aşıyordu. 30 Aralık 2021 itibariyle Türkiye’nin “Brüt Dış Borç Stoku”; 500 milyar dolara, “Net Dış Borç Stoku” ise 250 milyar dolara yaklaşıyordu.

1 trilyon 400 milyar doları bulan “Kamu Net Borç Stoku”; kamu sektörünün iç ve dış borç toplamından, elindeki finansal varlıkların düşülmesiyle hesaplanan ve geri kalan net borç stokuna deniyordu.

Peki “Brüt Dış Borç Stoku” ne oluyordu? Yurt içinde yerleşik kişi veya kurumların, yurt dışında yerleşik kişi veya kurumlara olan borç toplamına ise; “Brüt Dış Borç Stoku” deniyordu ve 2021 sonu itibariyle bu borç 500 milyar doları geçiyordu.

Bu çok ağır borç yükünün altında kıvranan AKP iktidarı, her şeyimizi özelleştirip dış ve iç sermaye baronlarına milli varlıklarımızı peşkeş çekiyor ve ülkemiz bir nevi ipotek altına sokuluyordu. Cumhuriyet tarihi boyunca toplam 200 milyar dolar olan dış borcu, Erdoğan iktidarları 1 trilyon 400 milyar dolara çıkarıyordu.

Bakınız; ABD, AB ülkeleri ve Çin’de yoğunlaşan Siyonist ve kapitalist sömürü sermayesi baronları; başta Afrika, Latin Amerika ve Güney Asya’da Türkiye’nin 4 misli büyüklükte topraklar satın almışlardı. Ve bütün bu verimli arazileri, o ülkelere sağladıkları, IMF garantili faizli Dış Borçlarına mahsuben kapatmışlardı. Bu acı gerçeği Aralık 2020’de Sn. Erdoğan bizzat açıklamıştı… Ama Türkiye’mizdeki, “Özelleştirme ve Serbest Bölge” kılıfıyla yabancılara bırakılan vatan topraklarını ise hiç ağzına almamıştı!?

İşte bu noktada rahmetli Erbakan Hocamızın: “Ey millet, artık uyanın!.. Çünkü ayaklarımızın altından toprak kayıyor toprak!..” uyarılarını hatırlatmamız lazımdı… Bakınız maalesef, özelleşmiş bir ülkede yaşamak durumunda bırakılmıştık… Bizim olmayan otoyollardan ve köprülerden geçmek, bizim olmayan Şehir Hastanelerinde tedavi görmek, bizim olmayan yabancı firmaların montajını yapıp dışarı sattıkları ARABA’ları kendi ihracatımız gibi göstermek ve bütün bu özelleştirilmiş hastaneler, tüneller ve köprüler için, karşı tarafa DOLAR’la garanti vermek zorunda kalmıştık!

Elon Musk Türkiye'deki Bor Madenlerine Konmaya mı Uğraşmaktaydı?

Bazı araştırmacılar, Space X ve Tesla'nın kurucusu Elon Musk'ın Türkiye'ye yapacağı hamleyi açıklamıştı. “Ne Var Ne Yok” programına katılan Haluk Özdil, haziran ayına doğru Elon Musk'ın Türkiye'de bomba bir adım atacağını vurgulamıştı.

"Elon Musk, 'Türkiye'de ilk olacak anlaşma yapacağız' diyor ve bunu laf olsun diye söylemiyor. Belli ki Musk, Türkiye’nin bor madenine ilgi duyuyor. Çünkü zaten Musk’ın araçları lityum pillerine muhtaç bulunuyor. Dünyada ilk kez bor madeninden lityum elde ediliyor. Bu da Kayseri’de yapıldı. Devletin bunun reklamını yapması lazım. Bu büyük bir olaydır. Lityum pilleri büyük ihtimalle Türkiye’de üretilecek ve büyük gelir elde etmemize imkân sağlayacaktır. Elon Musk’ın burada bir üretim tesisi kuracağını düşünüyorum. Türkiye’de yürüdüğümüz her yerin altında bor madeni yatıyor. Dünyadaki rezervin yüzde 90’ı ülkemizde bulunuyor. Bu zenginliğin içinde bu kadar zorluk çekmemiz gerçekten saçmalık. Elon Musk, birçok ABD’li ismi karşısına alıp Türk uydusunu uzaya gönderdi. Ama bunu karşılıklı ilişkiler için yaptı. Elon Musk, Haziran'a doğru Türkiye hamlesini yapabilir" ifadelerini kullanmıştı. İyi de bu BOR peşkeşi, küresel patronlara nelerin karşılığı sunulacaktı?

Nüfusumuzun %50’si Çok Yoksul Durumdaydı!

Türkiye’nin gelir adaletsizliği ile ilgili resmi rakamlar eşitsizliğin ve sefaletin fotoğrafıydı. Hem TÜİK hem de uluslararası araştırma kuruluşlarının sonuçlarına göre ülkemizin %50’si “çok yoksul” yüzde 40’ı ise “yoksul” konumdaydı. Nüfusun kaymak tabakasını oluşturan kesim ise yüzde 10 kadardı.

Dünya genelinde ve ülkelerin gelir ve servetteki eşitsizlikleri ile ilgili hazırlanan raporlar, Türkiye’deki gelir adaletsizliğinde yaşanan derin uçurumu gözler önüne koymaktaydı. Hem uluslararası kuruluşların hem de TÜİK’in verilerine göre, Türkiye’de son 15 yılda gelir dağılımındaki eşitsizlik katlanarak artmıştı. Yüzde 10’luk kesimin ülkedeki servetin üçte ikisine sahip olduğu ülkemizde nüfusun yaklaşık 42 milyonu çok yoksul iken, 35 milyonu ise yoksul durumdaydı. Bu rakamlar toplandığında 84 milyonluk ülke nüfusunun 77 milyonunun yoksul olduğu ortaya çıkmaktaydı. Böylece Türkiye, gelir adaletsizliğinin en çok yaşandığı Meksika, Hindistan ve Brezilya gibi ülkelerin arasına girmiş olmaktaydı.

Dövizdeki Dalgalanma, Yoksulu Daha Yoksul Yapmıştı

Dünya Eşitsizlik Raporu’nun 2022 yılı verilerine göre, Türkiye’de yıllık gelir açısından en üstte yer alan yüzde 10’luk kesim, en aşağıda yer alan yüzde 50’lik kesimden 23 kat daha fazla kazanmaktaydı. Bu farkın en çok yükseldiği yıllar ise 2018-2021 arasına, yani ülkemizde döviz kuru artışlarının yükselme grafiği yakaladığı yıllara rastlamaktaydı. Yaşanan bu döviz dalgalanmaları; yoksulu daha yoksul yaparken, zengini ise daha çok zenginleştirdiği raporlarda da yer almıştı.

Türkiye’de Servetin Yüzde 67’sine Yüzde 10’luk Kesim Hükmediyor Durumdaydı!

Gelir adaletsizliğinin dışında, servet eşitsizliğinde de benzer bir tablo vardı. Net hanehalkı serveti yani bireylerin sahip olduğu finansal ve finansal olmayan varlıklar toplamında da ülkemizde derin bir eşitsizlik yaşanmaktaydı. Raporda Türkiye’nin son 25 yılda servetinin büyüdüğü ancak bu büyümenin getirdiği zenginliğin ise belirli bir kesime kaydığı vurgulanmıştı. Buna göre, en alttaki yüzde 50 servetin yüzde 4’ünü, ortadaki yüzde 40’ı ise servetin yüzde 29’una sahip bulunmaktaydı. Kaymak tabakayı oluşturan yüzde 10’luk kesim ise hanehalkı servetinin yüzde 67’sine hükmetmeye başlamıştı.

TÜİK’e Göre Gelir Adaletsizliği 11 Yılın En Kötü Seviyesine Çıkmıştı!..

Gelir adaletinde yaşanan bu derin eşitsizlik TÜİK’in rakamlarına da yansımıştı. TÜİK’in Haziran 2021’de yayınladığı Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarında Gini katsayısı (ülkedeki gelir adaletsizliği ölçümü) bir önceki yıla göre 0,015 puan artış ile 0,410 olarak tahmin yapılmıştı. 2019 yılı baz alınarak yapılan hesaplamada, gelir eşitsizliğinin 11 yılın en kötü seviyesine yükseldiği anlaşılmıştı.

“Sosyal Koruma”da Yani Devlet Sadakasıyla Sürünen Tabakada, Tam 14,3 Milyon İnsanımız Vardı!

Sosyal koruma harcaması, 2020’de bir önceki yıla göre yüzde 20,9 artarak 655 milyar 599 milyon liraya çıkmıştı. Türkiye’de sosyal koruma kapsamında maaş (emekli/yaşlı, dul/yetim ve engelli/malul maaşı) alan kişi sayısı 2019’da 14 milyon 89 bin iken, 2020’de yüzde 1,4 artarak 14 milyon 288 bin kişiye ulaşmıştı.

Türkiye İstatistik Kurumu, 2020 yılına ilişkin sosyal koruma istatistiklerini açıklamıştı. Buna göre, sosyal koruma harcaması 2020’de bir önceki yıla kıyasla yüzde 20,9 artmış ve 655 milyar 599 milyon liraya çıkmıştı. Bu harcamanın yüzde 98,5’ini (646 milyar 2 milyon lira) sosyal koruma yardımları oluşturmaktaydı. Bu kapsamda en büyük harcama 300 milyar 902 milyon lirayla emeklilere ve yaşlılara yapılmıştı. Bunu 170 milyar 993 milyon lirayla hastalık ve sağlık bakımı harcamaları takip ediyordu.

Havaalanı, Yol ve Köprüden Sonra Şimdi de Erdoğan, “Paraya, Kazanma Garantisi” Sağlamıştı.

Erdoğan iktidarı, ülkemiz ekonomisinde maalesef söz sahibi olmaktan uzaktır. Bugüne kadarki bütün krizlerde hükümetler; tedbirler, paketler açıklar şöyle veya böyle bir şekilde krize müdahil olurlardı. Ama bugün ülkedeki borsanın yüzde yetmişinden fazlası, dev tesisler, sigorta şirketleri ve bankalar yabancı sermayenin elinde olduğu için paramızla istedikleri gibi oynuyorlar. Hatta şu anda bile doların bir hafta sonra ne olacağını tahmin etmek imkânsızdır. Geçiş garantili köprü, araç garantili yol, yolcu garantili havaalanı, hasta garantili hastanelere bir yenisi eklenmiş durumdaydı. Görmediği köprülerin, hayatında girmediği havaalanının masraflarını ödeyen vatandaş, şimdi de bankadaki mevduat sahiplerinin devlet garantili ve dolar endeksli faizlerini ödemeye mecbur bırakılmıştı. Kamuoyunda dalga geçilen, “Tutuklu garantili hapishane, cenaze garantili mezarlık da yapılır mı?” diye konuşanlar yanılmadı. Hayaldi gerçek oldu, Sn. Erdoğan kazanma garantili Türk lirası uygulamasını devreye sokmuşlardı. Ekonomik kriz; işlerin iyiye gittiği, üretim ve istihdamın arttığı, herhangi bir yatırım veya kaynak bulunması ile değil sermaye sahiplerine verilen örtülü rüşvet ve meşruiyet kılıfı uyduruluncaya kadar bir çeşit faiz devreye alınarak kriz dondurulmaya, yani ağır hasta uyutulmaya başlanmıştı. Yeni ekonomik modelin bedelini kamunun karşılayacağı açıklanmıştı. Yani fakir fukaranın, asgari ücretlinin sırtına yeni bir fatura daha binmiş olacaktı. “Fakirden alıp zengine verme modeli!” böyle çalışmaktaydı.[1]

Siyasi Teslimiyet ve AB’ye Mahkûmiyet Manzarası!

Hollanda'nın Yeni Adalet Bakanı Olan, PKK'lı Teröristin Kızı Dilan Yeşilgöz'ün Fotoğrafında Dikkat Çeken Ayrıntı!

Terör örgütü PKK ve eklentili sol terör örgütlerin militanı olarak 1984’te Hollanda’ya kaçan Yücel Yeşilgöz’ün kızı Dilan Yeşilgöz, Hollanda'nın yeni Adalet Bakanı yapılmıştı. 2018 yılında sözde "Ermeni Soykırımı"nı tanıyan 5 Türkiye kökenli milletvekilinden biri olan Yeşilgöz'ün fotoğrafında dikkat çeken bir ayrıntı ortaya çıkmıştı. Daha önce yaptığı açıklamalarda Türklere ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a hakaret edilmesinin serbest olması gerektiğini savunan Dilan Yeşilgöz, 2018 yılında Hollanda'da sözde Ermeni soykırımını tanıyan 5 Türk kökenli milletvekili arasındaydı.

Hollanda’nın Adalet Bakanı olan ve Türkiye karşıtlığı ile öne çıkan Dilan Yeşilöz’ün önünde poz verdiği fotoğraf da bu durumun açık bir göstergesi olmaktaydı. Haber platformu ‘Gündeme Dair Her Şey’de yer alan bilgilere göre Dilan Yeşilöz'ün odasında duvarda asılı olan bir kadın fotoğrafı vardı. Fotoğrafta, 106 yaşındaki Ermeni bir kadın, elinde AK-47 kalaşnikof silah tutmaktaydı. Bu fotoğraf, Ermenistan'ın Karabağ'daki iddiaları için sembol bir fotoğraf niteliği taşımaktaydı.

Hollanda'da 4 partili koalisyon hükümetinde Güvenlik ve Adalet Bakanı olarak görev yapacak olan PKK sempatizanı Dilan Yeşilgöz’e CHP kadın kolları sosyal medya hesabı üzerinden tebrik mesajı yayınlamıştı. Bölücü terör örgütü PKK'nın elebaşı olarak ömürlük hapis yatan ve "bebek katili" unvanıyla nam salan, 30 bini aşkın masum insanın katili terörist başı Abdullah Öcalan'ın yakın arkadaşı olduğunu söyleyen Yücel Yeşilgöz, 1998'de NRC'ye verdiği röportajda aynı zamanda dostu olduğunu söylediği terörist başı Öcalan'ı "Apo" olarak vasıflandırmıştı. Peki bir PKK’lıyı ve Ermeni yandaşını Adalet Bakanı yapan Hollanda’nın üyesi olduğu bir Haçlı AB’ye girmek için can atan şu Erdoğan iktidarı kimin hizmetkârıydı?

Hâlâ; “AB’ye tam üye olma hedefine bağlı olmak!” Hangi Aklın ve Vicdanın Yansımasıydı?

Cumhurbaşkanı Erdoğan, AB büyükelçilerine yaptığı konuşmada, “Türkiye, AB tam üyelik hedefine bağlıdır. Maruz kaldığımız onca adaletsizliğe rağmen AB bizim stratejik önceliğimiz olmaktadır” buyurmuşlar ve büyükelçileri, “Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinde stratejik miyopluktan kurtulup, cesur davranın.” diye uyarmışlardı. Yani Sn. Erdoğan AB’nin Türkiye’ye samimi davranmadığını, ikiyüzlü tavır takındığını net bir şekilde açıklamıştı. Ama buna rağmen AB hayalini stratejik öncelik saymaktaydı. Oysa bu noktada eğer AB tam üyeliği ülkemiz için stratejik hedef olması, bundan vazgeçemeyişimizin toplumun bilmediği bir sebep var ise bunun da topluma açıklanması, hatta AB tam üyeliğinin vazgeçilmez bir hedef olmasının sürdürülüp sürdürülmemesinin toplumun onayına sunulması lazımdı. Çünkü bir yandan sergilenen adaletsizlik ve ikiyüzlülüğe dikkat çekip arkasından AB tam üyeliğinin vazgeçilmez bir hedef olduğunun söylenmesi tam bir çelişki oluşturmaktaydı ve marazlı bir mantıktı!..

HDP; PKK’nın Siyasi Yapılanmasıydı ve Hâlâ Açık Kalması AB’nin Özel Dayatmasıydı!

HDP Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel'in PKK kamplarında sözlüsü terörist Volkan Bora ile çektirdiği fotoğraflarının ortaya çıkması, gözleri diğer HDP'lilere çevirmiş durumdaydı. HDP'nin 56 vekilinden 17’sinin eşi, kardeşi ya da çocuğu PKK'nın dağ kadrosundaydı.

• Semra Güzel’in erkek kardeşi Şeyhmus Güzel de terör örgütüne katılmıştı. Şeyhmus Güzel’in, 2017 yılının temmuz ayında operasyonda etkisiz hale getirildiği saptanmıştı.

• HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy’un kardeşi Şirhat Özsoy, 1992 yılında çatışmada öldürülmüştü. Diğer kardeşi Nevruz Özsoy hâlâ dağdaydı.

• HDP Ağrı Milletvekili Dirayet Taşdemir’in kardeşi Nihayet Taşdemir ve yeğeni Pınar Taşdemir, halihazırda terör örgütü saflarındaydı.

• HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede’nin abisi Sadettin Dede terör örgütünün sözde kırsal yapılanmasındaydı.

• HDP Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ’ın abileri Mazlum Dağ, İbrahim Dağ ve Lütfi Dağ da örgütün elebaşlarındandı. Mazlum Dağ, Erbil’de şehit edilen Türk Konsolosluk görevlisi Osman Köse’nin katili olmaktaydı. Diğer abisi İsmail Dağ ise 2003 yılında etkisiz hale getirilmiş bulunmaktaydı.

• HDP Siirt Milletvekili Sıdık Taş’ın kardeşi Nezir Taş, 1994 yılında Mehmetçik’le girdiği çatışmada öldürülürken, yeğeni Mahfuz Taş 2019’da sağ yakalanmıştı.

İşte CHP bu HDP’nin ittifak ortağıydı, AKP ise dolaylı şekilde, kapatılmasına engel olmaktaydı, çünkü bunu AB dayatmaktaydı… AYM Başkanı Zühtü Arslan’ın, “Siyasiler, yargıya baskıyı bırakmalıdır!” sızlanışı yoksa HDP’nin kapatılmaması için yapılan baskıları mı hatırlatmaktaydı?

Dış Politikada Tutarsızlık ve İsrail Yanaşmaları!

Mavi Marmara krizinden bu yana İsrail’le kopan diplomatik ilişkiler ilk kez bu kadar üst düzeye çıkmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, annesini kaybeden İsrail Cumhurbaşkanı Herzog'u arayarak başsağlığı dileklerini aktarmıştı.

Mavi Marmara krizinden sonra görünüşte kopan, gerçekte kotarılan Siyonist İsrail’le ilişkiler ilk kez bu kadar üst düzeye çıkmış durumdaydı. Son olarak “ajanlık faaliyetleri” iddiasıyla tutuklanan İsrailli bir çiftin serbest bırakılması Türk ve İsrailli liderler arasında sıcak temas başlatmış, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı arayarak teşekkürlerini sunmuştu. Şimdi de Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'u arayarak annesi Aura Herzog'un vefatı dolayısıyla taziyelerini aktarmışlardı. Artık ailevi nedenlerle bile diyalog kuracak kadar yakınlaşan iki liderin; bundan sonra devletler arası ticari ve ilişkilerin de artmasına kesin gözüyle bakılmakta, dış basında bu yönde yorumlar yapılmaktaydı.

Her ne hikmetse, Erdoğan iktidarının işgalci ve işkenceci İsrail’le bu gizli-açık irtibatlarını, CHP ve diğer muhalefet ortakları, ağızlarına bile almamaktaydı… Çünkü iktidara oynayanların, İsrail’in ve Siyonizm’in onayını alması gerektiğini biliyorlardı.

Hâşâ: “Orta Çağ kalıntısı…” diye İslam’a ve Kur’an’a saldıran CHP’liler, aslında AKP’ye hizmet sunmaktalardı!..

Diyanet İşleri Başkanlığı'nın 4-6 yaş Kur'an Kursu eğitimi ve din eğitimi için skandal ifadeler kullanan CHP'li Özgür Özel aslında Erdoğan’a malzeme sunmaktaydı. CHP Grup Başkanvekili Özgür Özel, Meclis'te düzenlediği basın toplantısında Diyanet'in başlattığı 4-6 yaş grubuna yönelik Kur’an kurslarıyla ilgili skandal ifadeler kullanmıştı. Özür Özel, okul öncesine verilen din eğitimini ‘Orta Çağ zihniyeti’ olarak vasıflandırmıştı. Saadet Partisi’nden de söz konusu sözlerle ilgili bir açıklama yapılmıştı. Ancak Saadet Partisi'nin açıklamasında, CHP'li Özgür Özel'in adının bile geçmemesi tepkiyle karşılanmıştı.

SP’den yapılan açıklamada şu ifadeler yer almıştı:

“Son yıllarda milli ve manevi değerlerimizin günlük siyasetin konusu haline getirildiğine ve böylelikle değerlerimizin her geçen gün örselendiğine üzülerek şahit oluyoruz. Bir tarafta tüm yanlışlarının üzerini değerlerimizi istismar ederek örtmeye çalışanlar, diğer tarafta ise milletimizin hassasiyetlerini bunca tecrübeye rağmen hâlâ idrak edememiş olanlar var. Biz Saadet Partisi olarak, her iki çarpık anlayışa da itiraz ediyor, şiddetle karşı çıkıyoruz!

Vatandaşlarımızın bugüne dek hiç olmadığı kadar zor şartlarda hayata tutunmaya çalıştığı bir dönemde; “Orta Çağ zihniyeti” gibi anlaşılmayan, kullananların dahi o günkü iklimin bugün neye denk düştüğünü bilmeden kullandıkları anlaşılan kavramların ve ne ülkemize ne de insanımıza hiçbir faydası olmayan konuların tartışma meselesi haline getirilmesinin, hiç kimseye faydası yoktur. Hak ve hakikatin üzerini örtmeye çalışan eylem ve söylemlerden vazgeçilmesi ve siyasiler başta olmak üzere toplumun önde gelenlerinin üslup konusunda azami gayret ve hassasiyet göstermesi çağrımızı yineliyoruz… Şair’in ifadeleriyle; ‘Yolumuz birbirimizi anlamaktan geçmiyorsa, hiçbir yere varamayacağız demektir.’ Ve eğer şimdiye kadar başımıza gelenler bize bir şey öğretmediyse, bundan sonra bildiklerimiz hiç işe yaramayacaktır.”

Bu kınama mesajında hem CHP’nin, hem Özür Özel’in yer almamasını, CHP ile yapılacak seçim ittifakına ve dolaylı HDP ortaklığına sunulan siyasi bir rüşvet olarak okumak lazımdı. Bu ise Milli Görüş manasına ve mesajına hıyanetle eş anlamlıydı!..

KATAR, BAE VE SUUDİ’ler, Türkiye’de İsrail’in taşeronluğunu yapmaktaydı!

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu; "İktidar, limanların tümünü satıyor. Neden? Çünkü uyuşturucu limanlardan sevk ediliyor. Bu iktidar, Katar'a tek söz söyleyemez, Çünkü Katar, bunların bütün sırlarını biliyor. Bunlar 19 yıldır devleti yönetmeyi değil devleti soymayı amaçlamışlar. Katar konusunu iyi araştırmak gerekir" sözlerini kullanmıştı.

Oysa bu kadar ağır bir iddia; bütün ayrıntılarıyla ve somut delillerle ortaya konulmalıydı. Tabi Venezuela'dan yüklenen 4.9 ton kokainin hangi limana geleceği anlaşılmıştı, ama bu sadece bir örnek... Kılıçdaroğlu, sadece İzmir veya Mersin limanlarının değil bütün limanların uyuşturucu sevkiyatında kullanıldığını vurgulamıştı.

"Katar'ın bildiği sırlar" konusu da mutlaka açıklığa kavuşturulmalıydı. İhalelerden komisyon olarak alınan rüşvetlerin büyük kısmının Katar bankalarına yatırıldığı, Türkiye'de Katar yatırımı gibi gösterilen alımların o paralarla yapıldığı iddiaları hep cevapsız kalmıştı! Kılıçdaroğlu, bu iddiaları kastediyor olmalıydı ama bu konuyu da bir iki cümleyle geçiştirmeye çalışmıştı.

Şimdi sormak lazımdı: Sn. Kılıçdaroğlu Katar’la ilişkilerin “SIR”larını biliyor da anlatmıyorsa, Erdoğan iktidarına ve Siyonist odaklara hizmet ediyor anlamını taşırdı. Yok bunları sırf karalama kasıtlı konuşuyorsa, bu Erdoğan’a iftiraydı ve kendisini yalancı konumuna taşıyacaktı… Her iki durumda da AKP iktidarına yarayacaktı ve zaten işte bunun için ayarlanmıştı!?

Bu arada, 20. Dönem Rize Milletvekili ve şarlatanlık örneği Şevki Yılmaz, "2023 seçimlerine gelmeden, AKP kasanın ağzını açmalı. Efendim '700 ton altınımız var, şu kadar dolar rezervimiz var' diyorsunuz. Kime bırakacaksınız bunu? Hırsızlara mı?" diye çıkışmıştı. Şevki Yılmaz'ın bu sözlerinin altında, AKP'nin seçimi kesinlikle kaybettiği kabulü yatmaktaydı. "Kime bırakacaksınız?" derken hem bu korkulu rüyalarını hem de bilinçaltına işlemiş darülharp anlayışını yansıtmaktaydı. AKP'nin yönetimi devredeceğini biliyor; devretmeden önce 700 ton altın veya dolar rezervlerinin harcanmasını istiyordu” saptama ve soruları da haklıydı ama hâlâ yanıtlanmamıştı.

MOSSAD Türkiye’ye Daha Sık Uğramaya Başlamıştı!?

Türkiye ile işgalci İsrail rejimi arasında “normalleşme” görüşmelerinde bulunulduğunu yıllar öncesinden ifşa eden Millî Gazete ve Milli Çözüm Dergisi bir kez daha haklı çıkmıştı!

“Normalleşme” konusunda resmi açıklamaların sonuncusunu Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu yapmıştı. Çavuşoğlu, Bakanlıkta düzenlenen 2021’e ilişkin dış politika değerlendirme toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, işgalci İsrail rejimi ile “normalleşme” konusundaki gelişmeleri de aktarmıştı. “Bu yıl pek çok sorunlu konuda normalleşme adımları attıklarını” söyleyen Bakan Çavuşoğlu, “BAE, Mısır, Bahreyn ve İsrail’deki temaslarımızı biliyorsunuz. Bu süreçleri gerçekçi bir yaklaşımla ele alacağız” ifadelerini kullanmıştı.

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun yanı sıra Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da İsrail rejimi ile “normalleşme” konusuna dair açıklamalarda bulunmuşlardı. 29 Kasım 2021’de Türkmenistan ziyareti dönüşü uçakta gündemdeki konulara ilişkin olarak değerlendirmelerde bulunan Erdoğan, “Birleşik Arap Emirlikleri ile başlayan ilişki ister istemez İsrail ve Mısır’la ilişkileri akla getirdi. Siz bu ilişkilere nasıl bakıyorsunuz? İsrail ve Mısır’a büyükelçileri atayacak mısınız?” sorusunu yanıtlarken: İsrail rejimi ve Mısır’a büyükelçi atayacaklarını kaydeden Erdoğan, Birleşik Arap Emirlikleri ile atılan adımın benzerlerini atacaklarını vurgulamıştı. Erdoğan, konuya ilişkin olarak yapmış olduğu açıklamada, “Şimdi zaten kararımızı verdiğimiz zaman tabi ki büyükelçileri de belli bir takvim içinde atama durumunda olacağız. Bu söylediğiniz ülkelerin kiminde maslahatgüzar olarak atılmış bazı adımlar var. Büyükelçi yok ama maslahatgüzar var. Bu adımları da peyderpey belli takvim içinde atmış olacağız. Birleşik Arap Emirlikleri ile aramızda nasıl bir adım atıldıysa, diğerleriyle de buna benzer adımları atacağız” ifadelerini kullanmıştı.

MOSSAD yetkililerini taşıyan uçak Türkiye’de ne aramaktaydı?

Türkiye ile işgalci İsrail rejimi arasındaki “normalleşme” sürecine dair açıklamalar peş peşe gelirken 4 Ocak 2022’de ilginç bir gelişme yaşanmıştı. Millî Gazete’nin edindiği bilgilere göre İsrail işgali altındaki topraklardan kalkan ve MOSSAD yetkililerini taşıyan özel bir uçak Türkiye’ye iniş yapmıştı. Söz konusu durum, 2021 yılının Ekim ayından bu yana ikinci ziyaret özelliğini taşırken ziyaretin sebebinin “normalleşme” görüşmeleri olduğu konuşulup yazılmıştı.

Bu arada, Atatürkçülük ve Laiklik istismarcılarına ve her fırsatta İslam gıcıklıklarını kusan karanlık kafalılara sormak lazımdı:

Ey, Kur’an’a “ORTA ÇAĞ zihniyeti” diyerek, İslamiyet’i; çok eskilere dayanan bir Din ve Düşünce tarzı olarak, “gericilikle…” suçlayan ve saçmalayan beyinsiz kesimler ve edepsiz, nasipsiz kimseler! Kur’an’dan 600 yıl önce gelen İNCİL’i ve onun yozlaştırılmış uygulamaları olan Hristiyanlığı ve Batı Medeniyet tarzını… Ve yine ondan da 3000 sene önce inen TEVRAT’ı ve onun değiştirilip dejenere edilmiş şekli olan mevcut Yahudiliği ve Siyonist-emperyalist yaklaşımı, hangi karanlık kafayla ve hangi vicdan marazıyla ÇAĞDAŞLIK olarak tanıtmakta ve Şeytana tâbi olmaktasınız!?

Ya Oğuzhan Asiltürk, Kimin Tarafındaydı?

Peki, ekonomik talan ve iflası… Siyasi, Ahlâki ve Ailevi Tahribatları… Siyonist İsrail’le Normalleşme çabaları ortada olan bir Erdoğan iktidarını, vefatından önce “Tenkit edenleri bile suçlayan ve bu yaklaşımdaki SP yöneticilerini değiştireceğini açıklayan…” bir Oğuzhan Asiltürk kimlerin safındaydı!?. Acaba 1- Bunamış mıydı?.. 2- Sapıtmış mıydı?.. 3- Yoksa fıtratının icabı mıydı?..

Mete Gündoğan’ın Oğuzhan Asiltürk itirafları!?

Mete Gündoğan, TVNET'te yayınlanan Sert Sorular programında, Saadet Partisi Genel Başkanlığına aday olacağı iddialarını yanıtlamıştı. Parti tabanında kendisine yönelik ilgi olduğunu ifade eden Gündoğan: “Evet, Oğuzhan Asiltürk'ün yapmaya çalıştığı böyle bir şey vardı!” diyerek iddiaları doğrulamıştı.

30 Aralık 2021’de TVNET'te yayınlanan Sert Sorular programının konuğu Akademisyen Ekonomist Prof. Dr. Mete Gündoğan olmuştu. Sunucu Taha Hüseyin Karagöz'ün, "Rahmetli Oğuzhan Asiltürk'ün vefatından önce genel başkanlığa Asiltürk tarafından destekleneceğiniz yönünde iddialar vardı. Ne kadar doğru?" sorusuna yanıt veren Gündoğan, "Evet, Oğuzhan Asiltürk'ün (bu konuda) yapmaya çalıştığı bir şey vardı ama ne kadar gerçekleşirdi, ne olurdu, bilemem" itirafında bulunmuşlardı.

Mete Gündoğan konuşmasının devamında; “Kendisinin Cumhur İttifakı'nın görüşüne (yani AKP’ye) daha yakın olduğunu” da vurgulamıştı. Yani Oğuzhan Asiltürk, AKP’ye yakın olan Mete Gündoğan’ı SP’nin başına geçirmeye ve tabi sonunda AKP ile birleştirmeye çalışmıştı.[2]

Şimdi Milli Görüş Kurmayı geçinip davamıza ve camiamıza tuzak kuranların sinsi planlarını değil de, bunları deşifre edip ilgilileri uyaranlara sataşmak; gaflet ve cehaletten çok daha derin bir vicdan kararması sayılmaz mıydı!?

İnancımız, kutlu amaçlarımız, aklımız, vicdanımız ve Erbakan Hocamızdan öğrendiğimiz dava kurallarımız açısından, şu anda SP yöneticilerinin yapması umulan;

• Basit seçim hesaplarını ve bu doğrultuda Millet İttifakı veya Cumhur İttifakı saflarında gelecek arayışlarını bırakıp kendi özümüze ve projelerimize sahip çıkmaları…

• Milli Görüş ve Milli Çözüm Programlarını ve Adil Düzen hazırlıklarını çok iyi kavrayıp her fırsatta ve her platformda topluma aktarmaları…

• Hem iktidar ve ortağından hem de muhalefet takımından, haklı olarak umudunu kesmiş ve yeni arayışlara yönelmiş halkımıza, Erbakan iktidarlarını ve Milli Görüş icraatlarını, inanarak ve ümit aşılayarak anlatmaları…

• İktidarın ve Muhalefetin hem yararlı yanlarını, hem zararlı beyanlarını hatırlatıp, toplumu mutlu ve kutlu sonuçlara taşıyacak orijinal ve bilimsel doğruları tanıtmaları…

• Fatih Erbakan’ın ise, tekrar ve yetkin bir görevle SP’ye çağrılması ve katılması ile yeni bir heyecan dalgasının oluşmasına zemin hazırlanmasıdır.

Erdoğan'ın Yahudi hahamları Beştepe’de ağırlaması İsrail basınında şöyle yer almıştı: “Bir tarih yaşandı!?”

İsrail basını, AKP'li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı üyelerini Saray'da ağırlamasını, "Bir tarih yaşandı!" diye yorumlamıştı. Independent Türkçe'nin haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar Birliği (ARIS) ile yaptığı görüşme, İsrail'in neredeyse tüm haber medyasında fotoğraflarıyla yer almıştı. Haberlerin tümünde, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı üyelerine hitaben yaptığı konuşmasındaki olumlu mesajlar yansıtılmıştı.

“Ankara’dan ABD’ye, ortak mekanizma mektubu” Hahamları ağırlamanın karşılığı mıydı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Biden’in üzerinde mutabık kaldığı konularla ilgili bir mekanizmanın kurulması ve işleyişine ilişkin, Ankara’nın Washington’a mektup gönderdiğini açıklamıştı.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, AA muhabirinin başta Türk-Amerikan ilişkileri olmak üzere gündemdeki konulara ilişkin sorularını yanıtlamıştı. ABD ile yeni bir sayfa açılabileceğini ifade eden Kalın, “Belli şartlar yerine getirilirse, özellikle Türkiye’nin tehdit algısı ve ulusal güvenlik çıkarlarıyla ilgili konularda birtakım adımlar atılırsa yeni bir sayfa elbette açılır. Bu ilişkiler, çok daha pozitif bir gündemle ilerleyebilir ama yeni temel meseleleri görmezden gelerek yahut erteleyerek yol almamız tabii ki mümkün değil. Buna rağmen biz, pozitif bir gündemle bu sorunları çözmek için savunma sanayiinden terörle mücadeleye, ticaretten bölgesel konulara kadar her alanda yine dediğim gibi karşılıklı çıkar ilişkisine, saygıya dayalı bir ilişkinin geliştirilmesi için elimizden gelen çabayı göstermeye devam edeceğiz”[3] sözleriyle sinsi Siyonist irtibatları açığa vurmuşlardı.

Haham Chaim Hillel Azimov’un isteğine yeşil ışık yakan Erdoğan, Yahudilere KKTC’de arazi tahsis edilmesine aracılık yapmıştı. Yoksa bu İsrail’e “Normalleşme” mesajı mıydı?

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 22 Aralık 2021’de Türk Yahudi Toplumu ve İslâm Ülkeleri Hahamlar İttifakı üyelerini Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde ağırlamıştı. Türkiye ile İsrail rejiminin yeniden “normalleşme” sürecine girdiği bir zaman diliminde gerçekleşen görüşme dikkat çekerken Erdoğan, söz konusu buluşmada, “Kudüs başta olmak üzere Filistin meselesinde atılacak adımlar sadece Filistinlilerin değil, İsrail’in de güvenlik ve istikrarına katkı yapacaktır. Gerek İsrail Cumhurbaşkanı Sayın Herzog gerekse Başbakan Sayın Bennett ile yeniden canlanan diyaloğumuzu bu bakımdan önemsiyorum” ifadelerini kullanmıştı. Beştepe’de kabul edilen hahamlar aracılığıyla Türkiye-İsrail ilişkilerine dair sıcak mesajlar veren Erdoğan’ın Türk Yahudi Toplumu ve İslam Ülkeleri Hahamlar İttifakı (ARIS) ile yaptığı sürpriz görüşmede Ersin Tatar’ı arayarak, Kıbrıs’ın kuzeyindeki Yahudilere sinagog yapımı için arazi verilmesi ricasını aktarmıştı.

Kıbrıs’ta silahsız işgal başlatılmıştı.

KKTC şirket kayıtlarına göre İsrailli kişiler, “Yavru Vatan”da ciddi oranda toprak satın almış durumdaydı. Millî Gazete’nin “Kıbrıs’ta silahsız işgal” manşetiyle duyurduğu toprak alımında şimdiye kadar 25 bin dönüm toprak satın alınmıştı. KKTC’deki yaklaşık 2 bin firmanın İsrailli hissedarının bulunduğu ortaya çıkarken şu ana dek alınan toprağın 25 bin dönüm olduğu konuşulmaktaydı. Kıbrıs’ı sessizce adım adım işgal eden İsrail rejiminin satın aldığı toprakların büyük bir kısmının tarım arazisi olduğu anlaşılmıştı. Yahudilerin Kıbrıs’ta toprak satın aldığı alanların başında Karpaz Bölgesi vardı. Yakın süreçte Forbes dergisinde yayınlanan bir makalede Karpaz’da toprak satın almanın avantajları sıralanmıştı. Öte yandan Lefke de Yahudilerin toprak satın alımında bulunduğu alanlar arasında yer almaktaydı. Yahudilerin Lefke’de iki bin dönüm toprak satın aldıkları belirtilirken Gaziveren, Cengizköy, Bağlıköy ve Çamlıköy gibi bölgelerin de hedefler arasında yer aldığı konuşulmaktaydı.

AKP’li Bakanların ve iş adamlarının uyuşturucu baronlarıyla irtibatları var mıydı?

Brezilya'da 1 ton 304 kilo kokain ile yakalanan uçağın pilotu Veli Demir, serbest bırakılmasının ardından yurda dönüşünde tutuklanmıştı. Ne olduysa bundan sonra olmuştu. Uyuşturucunun yakalandığı uçağın sahibi Şeyhmus Özkan'ın Instagram hesabı aktifleşmiş ve iş insanı Ethem Sancak ve İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile birlikte olan fotoğrafları yer almıştı. Sancak, pilotun tutuklanmasından sonra fotoğraflarının yüklenmesine ilişkin yaptığı açıklamada, "Yapılan namussuzluk" diye yakınmıştı.

ACM Airlines Özel Havacılık Şirketine ait TC-GVA numaralı jet tipi uçakta 4 Ağustos 2021’de 24 adet bavul içerisinde 1 ton 304 kilo kokain yakalanmıştı.  Operasyon yapılan Diyarbakırlı iş adamı Şeyhmus Özkan’a ait uçak, Özal döneminde satın alınmış ve 2016 yılında satılana kadar devlet büyükleri tarafından kullanılmıştı. Yaşanan gelişmelerin ardından uçağın pilotu Veli Demir, suçlamalardan beraat ederek Türkiye’ye yollanmıştı. Narkotik Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerince, şirketin İstanbul'daki merkezine ve yöneticilerine operasyon yapılmıştı. Operasyonda şirketin sahibi Şeyhmus Özkan, Leyla Ö., Ali Burak B., Fatih Rasim B., Bekir Koray Ö. ve Nesime Özlem B. gözaltına alınmıştı. 7 şüphelinin emniyette işlemleri tamamlandıktan sonra mahkemeye çıkarılmışlardı. Yurda dönen pilot Veli Demir, Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma kapsamında, 26 Aralık 2021 Pazar günü İstanbul Havalimanı'ndan ülkeye giriş yaptıktan sonra gözaltına alınmıştı. Pilot Veli Demir adliyedeki işlemlerinin ardından da çıkarıldığı mahkemece tutuklanmıştı.

Taner Ay ve AKP’nin çocukları!

Mevlüt Çavuşoğlu, Süleyman Soylu, Hakan Fidan, KKTC Cumhurbaşkanı Ersin Tatar gibi isimlerle fotoğrafları bulunan Taner Ay, Beştepe’den, Özel Harekât Dairesi’nden, Yargı Yılı açılış töreninden fotoğraflar da paylaşmıştı. Almanya’nın uyuşturucu, silah ve kadın ticareti yapmakla suçlayıp yasakladığı (2018) Osmanen Germania’nın (Almanyalı Osmanlılar) yöneticilerinden olduğu iddia edilen Taner Ay, Bulgaristan’daki trafik kazasından kurtulamamıştı. “İş insanı” kimliğiyle de bilinen Taner Ay’ın yöneticisi olduğu iddia edilen Osmanen Germania, 2018 yılında uyuşturucu, kadın ve yasa dışı silah ticareti suçlamalarıyla kapatılarak suç örgütü sayılmıştı. Almanya medyasında Taner Ay’ın Osmanen Germania’nın Duisburg temsilcilerinden olduğu iddiaları yer almıştı. Sedat Peker de yayımladığı videolardan birinde AKP MKYK Üyesi ve eski Milletvekili Metin Külünk’ün Osmanen Germania’ya para yolladığını açıklamıştı.

Kim bu "AKP çocukları?"

“Osmanen Germania” Yani: Almanyalı Osmanlılar! Almanya’da “boks kulübü” adı altında faaliyet gösteren bir kuruluş olmaktaydı. Oluşumun kurulmasına önayak olan ismin Necati Arabacı olduğu konuşulmaktaydı. Almanya yeraltı dünyasındaki lakabı: “Baba!”ydı. 2007’de sınır dışı edildiğinde hakkında iddia edilen suçlamalardan bazıları şunlardı;

-İnsan kaçakçılığı, uyuşturucu satışı, fuhşa zorlama, saldırı, gasp, haraç toplama, Başsavcı Jürgen Botzem’i tehdit.

22 Şubeleri 300 Üyeleri bulunmaktaydı!

Örgüt kısa sürede gelişip palazlanmıştı. “Boks kulübü”; “spor kulübü”, “dernek” adları altında yaygınlaşmıştı. Öyle ki; Berliner Morgenpost’ta grup yöneticilerinin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile birebir telefon görüşmeleri yaptığına dair haberler bile çıkmıştı. Ayrıca, Alman hükümetinin “Almanyalı Osmanlılar” hakkında açtığı davalar da çok fazlaydı. Bu suçlamalar içerisinde: Kaçak silah bulundurma, para aklama, belgede sahtecilik yapma, uyuşturucu kaçakçılığı vs. bulunmaktaydı.

2016 yılında “Almanyalı Osmanlılar” ile ilgili basına açıklama yapan dönemin “Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Kriminal Dairesi Müdürü” grubun üyelerinin önemli bir bölümünün suç dosyaları bulunduğunu, özellikle de uyuşturucu işiyle derin bağları olduğunu bildiklerini aktarmıştı. 2018 yılında Der Spiegel’de Metin Külünk’ün bu dernekle ilişkisine dair yazılar çıkmıştı. Hatta... Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Külünk’ün bir telefon konuşmasının Hessen Eyaleti’ndeki Emniyet Müdürlüğündeki dinlemeye takıldığını yazmışlardı... İşte bu Taner Ay, Almanyalı Osmanlılar’ın “Duisburg” başkan yardımcısıydı. Almanya doğumlu; aslen Kırşehirliydi. Liseyi Almanya’da, üniversiteyi ise İngiltere’de okumuştu. Emlak, enerji, sağlık ve sanayi alanında faaliyet gösteren şirketleri vardı.

Almanya’da şehir hastanesi bile kurmuşlardı!

Taner Ay, babası Çetin Ay ile birlikte Almanya’da çok branşlı şehir hastanesi kurmuşlardı. Bugün City Klinik Şehir Hastanesi Almanya’nın en büyük hastanelerinden biri sayılmaktaydı. Babası Çetin Ay, AKP yandaşı Avrupa İş Adamları Platformu kurucularındandı. Hem Avrupa İş Adamları Platformu Başkanıydı hem de Kıbrıs Düesseldorf Fahri temsilciliğini yapmaktaydı...

Devlet üst kademesiyle fotoğrafları vardı!?

“Osmanen Germania”nın Duisburg başkan yardımcısı Taner Ay'ın sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları ise çok enteresandı... Mesela... İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Metin Külünk, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu ve Kuzey Kıbrıs Cumhurbaşkanı Ersin Tatar vs. Öyle ki; 5 Eylül 2017'de Yargıtay Konferans Salonu’nda düzenlenen Adli Yıl Açılış Törenine bile katılmıştı.

 


[1] Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[2] 30 Aralık 2021 - Yeni Şafak

[3] 31 Aralık 2021, Milli Gazete

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 349

SON YORUMLAR