ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün374
mod_vvisit_counterDün1835
mod_vvisit_counterBu Hafta2209
mod_vvisit_counterGeçen hafta16507
mod_vvisit_counterBu Ay14116
mod_vvisit_counterGeçen Ay85276
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18589377

IP'niz: 18.212.120.195
Bugün: 07 Ara 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12866844

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

mesajmetod150x
istsoz 150x
AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X

ADIL DUZEN 150x

erbakan devrimi 15b 160
bizim ataturk 17b 160
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

ERMENİ BİLİNEN “PAKRADUNİ” YAHUDİLER VE SİNSİ SİYONİST YÖNTEMLERİ

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 89
ZayıfMükemmel 

 

ERMENİ BİLİNEN “PAKRADUNİ” YAHUDİLER

VE

SİNSİ SİYONİST YÖNTEMLERİ [1]

          

Bizi insanların etnik kökeni ve dinî-mezhebî kimliği değil; kişiliği, karakteri, milli birlik ve dirliğimize yönelik hassasiyeti ilgilendirir. Ve hele başka dine ve düşünceye mensup iken, araştırıp ikna olarak Müslümanlığa geçenler, İslam’ı miras olarak benimseyenlerden daha değerli kimselerdir. Ancak tarih boyunca sinsi hedefler ve şeytani hevesler için Müslüman görünen hain tiplerden de bu millet ve bu devlet çok çekmiştir. Bu nedenle köken olarak Ermeniliğinden veya Yahudiliğinden değil; ama Dinimize ve devletimize hıyanet ve fitneliklerine vakıf olduğumuz kimseleri deşifre etmek, onların tahribatlarını önlemek de milli ve manevi bir mes’uliyettir. Çünkü bu ülkede Moiz Kohen (1883 Selanik – 1961 Nice-Fransa) isimli Siyonist Yahudiler “Munis Tekinalp” takma adıyla Türkçülük ve Kemalizm’i savunan, hatta “Osmanlıcılık” yapan yazılarla sözde bize milliyetçiliğin esaslarını öğretmiş; (Yeni) Asır Gazetesinde ateşli makaleler yazıvermiş, meşhur İttihat ve Terakki Partisi'ne girmiş, hatta 1954 ve 1957’de İstanbul’dan CHP Milletvekili adayı gösterilmiştir. Oysa İzhak Kohen adlı bir Hahamın oğlu olan bu kişi 1909 senesinde 9. Dünya Siyonist Kongresi'ne Selanik delegesi olarak iştirak etmiştir. Üstelik “Türkleştirme” (1928), “Kemalizm” (1936) ve “Türk Ruhu” (1944) gibi kitaplar neşretmiştir. Ama bu Munis Tekinalp sanılan Moiz Kohen Siyonist’i, vasiyeti üzerine sonunda Fransa’nın Nice şehrinde bir kilise mezarlığındaki özel Yahudi kabristanına defnedilmiştir. Maalesef bu tür gizli hıyanet girişimleri ve şebekeleriyle ilgili tespit ve tenkitler sürekli “Komplo Teorisi” olarak geçiştirilmiştir. Oysa sadece Milliyetçilik ve Irkçılık değil, Dincilik ve İslamcılık yanında solculuk ve inkılapçılık yapan nice hain tipler ve dönme(z)ler gelip geçmiştir.

“Pakraduniler”; Yahudi oldukları halde Ermeni görünen, ama sinsice Siyonist hedeflerini sürdüren bir kesimdir. Tarihi süreç içerisinde ve Orta Çağ devirlerinde, Hristiyanlığın Bizans Kilisesi hakimiyetini reddeden Ermenilerin arasına girerek, eski İsrail’in görüş ve geleneklerini yerleştirip yürüten cüz’i, ama etkin bir taifedir. Özellikle Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu, Osmanlı dönemlerinde, Devlete sadık Ermenilere duyulan güvenden ve sağlanan güvencelerden yararlanmaya yönelen, Cumhuriyetle birlikte ise güya Müslümanlığa geçen bu Pakraduniler, yani Yahudi asıllı Ermeni dönmeleri; İslamcı yazar ve yorumcular ve Tarikat erbabı arasında ve özellikle Milli Görüş camiasında da görülmektedir. Erbakan Hoca bazı siyasi mecburiyetler ve Siyonist merkezlerin, aksi halde Milli Nizam gibi diğer partilerini de kapatacakları yolundaki telkinler sonucu, bu tiplerin samimiyetle Müslüman olduklarına inanmış gibi hareket etmiş, bunların fırsatçılık ve fesatçılık girişimlerini önlemeye yönelmiştir. Ancak netice olarak; kapatılan Milli Nizam Partisi yerine kurulan Selamet, Refah, Fazilet ve Saadet Partilerine resmen hizmet ve faaliyet imkânı sağlanmasına… Milli Görüş’ün Büyük Millet Meclisi’ne taşınmasına… Sağcı ve solcu partilerle koalisyonlara katılıp Adil Düzen icraatlarını topluma tanıtmasına… Başbakan Yardımcısı ve Başbakan sıfatıyla İslam dünyasında ve mazlum ülkeler arasında saygınlık kazanmasına… Ve yine kutlu projelerini anlatmasına ve büyük değişime alt yapı hazırlıklarına bu tavizleri sayesinde fırsat elde etmiştir. Ve zaten tarih boyunca bu tür tavizleri ancak stratejik dehaya sahip büyük liderler verebilmiştir. Evet Milli Görüş’e sızdırılan Pakraduni dönmelerin tahribatı %25 ise, Erbakan Hocanın bu tavizlerden kazandığı toplam kârı %75 gibidir. Rahmetli Süleyman Arif Emre, Siyonist Yahudi odakların Erbakan Hocamıza bu yöndeki tehdit ve telkinlerini; Ankara’daki seminerlerde, Konya ve Afyonkarahisar’daki parti sohbetlerinde bizlere aynen aktarmış, ama “Siyasette 35 Yıl” kitabında; Siyonistlerce dayatılan: “Sizden görünecek ama bizim belirleyip görevlendireceğimiz bazı kişileri yanınıza ve en yetkili konumlara almazsanız, partilerinizi kapatırız!..” şeklindeki 3. maddeyi, her nedense yazmaktan vazgeçmişti. Oysa bu ifşaat ve itiraflarını dinleyen birçok insan bu anlattıklarımıza şahittir.

PAKRADUNİ’lerin Tarihteki Rolleri

Yahudi asıllı Ermeniler: ‘Pakraduniler’

Orta Çağ’da bazı Ermeniler, Hristiyanlığın Bizans Kilisesini ve hükümranlığını reddeden ve eski İsrail ile ilişkilendirilen bir akımını benimsemişlerdi. Pakraduniler olarak adlandırılan bu topluluk Kral David’i kendi ataları olarak kabul etmişler ve 855’ten 1045’e dek Ermenistan Krallığını yönetmişlerdi. Prof. Dr. Avram Galante, ‘Pakraduniler veya bir Ermeni-Yahudi Tarikatı’ adlı kitabında, ‘Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğunun sonlarından itibaren (MÖ 7. yüzyıl) 20. yüzyıla dek sürdürmüş olan Ermeni Yahudi karışımı bir kavimdir’ demektedir.

Eski Dönemlerde Yahudi asıllı Ermeniler: ‘Pakraduniler’

Ermeniler, bir halk olarak MÖ 521’lerde görülmektedir. Ermeniler ve Yehuda Devleti mensupları, müştereken Persler, Büyük İskender ve Selevkosların himayesine girmişlerdir. Bu süreç Selevkosların çöküşüne dek devam etmiş ve bilahare özgürleşmişlerdir. Eski Ermeni Krallığı Tigranes II zamanında doruk noktasına erişmiş ve Tigranes II Suriye’yi işgal ederek Akro’ya kadar gelmişse de MÖ 69’da Romalıların Ermenistan’a saldırması üzerine geri çekilmiştir. Orta Çağ Ermenilerinin tarihçilerinden Moses Of Chorene, Tigranes’in birçok Yahudi esiri Ermeni kentlerinde iskân ettirmiş olduğunu belirtir. Bu cümleden, Tigranes’in yönetiminde ticaretin gelişmesinin Yahudileri cezbettiği sezilmektedir. Nitekim bu dönemde bölgeye birçok Yahudi yerleşmiştir. Bu yörede Romalılar tarafından tayin edilen uydu krallar arasında Herodians Tigranes IV (MÖ 6 dolaylarında) ve Aristobulus (55-60) batı sınırlarını veya Küçük Ermenistan’ı, Tigranes V (60-61), Büyük Ermenistan’ı yönetmişler; Aristobulus (55-60) da, batı sınırına kadar olan bölgeyi veya Küçük Ermenistan’ı yönetmişti. Daha otonom olan Partlar sülalesi döneminde (85-428/33) ise, Ermeni kentleri Helenistik kültürünü muhafaza etmiştir. Yazlık rezidans Garni’de yapılan arkeolojik kazılar bunu göstermektedir.

Derken, Helen bölgelerinden Yahudi göçü süregeldi ve Pers fatihi II. Şapur, Yahudileri kitle halinde 360-370 yılları arasında İran’a tehcir edinceye dek kentler yoğun bir Yahudi nüfusu içermekteydi. Kronikler yazan Faustus Byzantinus’a göre beş kentten 81 bin Ermeni ailesi ve 83 bin Yahudi ailesi göç ettirilmişti, ama bu rakamlar abartılı da olabilir. Yahudiler, Eruandaşat, Van ve Nahçıvan kentlerindeki sürgünlerin ekseriyetini meydana getirmekteydi. Büyük Ermenistan’da Alaha (Yahudi Şeriatı kuralları) ile ilgili araştırmalarda hiçbir zaman bir gelişme gözlenmedi. Buna bir istisna, Nisibis merkezinde yer alan Ermenistanlı Yakup’tur.[2] Bununla beraber Ermenistan Agada Targumları’nda zikredilir…

Nuh’un gemisinin konduğu ‘Ararat‘taki iki dağ’,[3] Yahudi Helenistik kaynaklarında tespit edilen Ermenistan’ın (kısmen İslam kaynaklarınca da benimsenmiştir) Hristiyan Ermeni geleneğiyle de uyumlu olarak, daha kuzeyde bir yerde olduğunu akla getirmekte ve bu tez daha fazla kabul görmektedir. Öte yandan örneğin Nahmanides’in ve David Ibn Yahya’nın eserlerinde Ermenistan’a ‘Uz’ olarak değinilir. Yahudilerin Ermenilerden ‘Amalek’ olarak bahsettikleri de vakidir. Hazarya’ya önceleri Amalek denildiği ve Hazar Yahudilerinin buradan türediği söylenir. Raşi, Hazar Dağları’nın Kaybolmuş On Kabile’nin yaşadığı ‘Karanlık Dağlar’dan bahsetmektedir. Ararat kelimesi,[4] Van Gölü çevresindeki ilk Ermeni Krallığı Urartu’yu düşündürmektedir. Amalek ise, İsrailoğulları’nın Mısır çıkışında Kızıldeniz’i aştıktan sonra artçılarını vuran zalim bir kavimdir.

Orta Çağ Döneminde Pakraduniler ve Ermeniler

Orta Çağ Ermenistan’ı, Hristiyan feodal prensliklerinden oluşuyordu. Kentler daha ufaktı, eskisine nazaran daha homojen bir nüfus içeriyordu ve fazla Yahudi barındırmıyordu. Ermeniler, Hristiyanlığın Bizans Kilisesini ve hükümranlığını reddeden ve eski İsrail ile ilişkilendirilen bir akımını benimsemeye başlıyordu. Moses Of Chorene, Amatuni kabilesine ve Ermenistan’ın feodal bir sülalesi olan Bagratuni’ye (Bagratid/Pakraduni) İbrani bir köken atfetmektedir. Pakraduniler, Kral David’i ataları olarak kabul etmişler ve 855’ten 1045’e dek Ermenistan Krallığını yönetmişlerdi. Daha sonra Müslümanlar bölgeye yerleşmişlerdi. 1801 yılına dek Gürcistan’da kalan bu kraliyet sülalesinden gelenler, bu Ortodoks Hristiyan arazisinde aynı zamanda İsrail kökenlerini ve geleneklerini de savunmuşlardı. Ermenistan Krallığı genel bir çöküşe geçtikten sonra birçok Ermeni, Bizans’a ait bir eyalet olan Anadolu’daki Kilikya’ya göç etmişler ve Küçük Ermenistan Krallığını kurmuşlardı. Bu krallık, Kudüs Latin Krallığının müttefikiydi ve 1375’te Memlukların eline geçince Yahudi topluluklarının bir niteliği kalmamıştı. Ancak bir kısmı Kürt Yahudilerine karışmıştı.

 Kendisi de Ermeni vatandaşımız olan araştırmacı yazar Levon Panos Dabağyan, Pakraduniler’in öyküsünün MÖ 730 yılında başladığı ve MS 1045 yılına dek Ermenileri bunların ‘acımasızca’ yönettiğini ifade ederken, iddialarına dayanak olarak dünyaca ünlü Yahudi Tarihçilerinden eski Niğde Milletvekili Prof. Dr. Avram Galante’yi göstermektedir. Galante, ‘Pakraduniler’ veya bir ‘Ermeni-Yahudi Tarikatı’ adlı kitabında, ‘Pakraduniler, varlıklarını Juda İmparatorluğunun sonlarından itibaren (MÖ 7. yüzyıl) 20. yüzyıla dek sürdürülmüş olan Ermeni Yahudi karışımı bir kavimdir’ demektedir. ‘Kripto Yahudilik’ konusunda uzman olan Prof. Dr. Abraham Galante,[5] kitabında, Pakradunilerin Erzurum, Sivas arasında Marmara Denizi’nin Avrupa yakasında ve İstanbul Hasköy’de yaşamış olduklarını; 26 yüzyıldır Yahudi yönlerini sürdürdüklerinden, Portekizli Maranolar, Selanikli Dönmeler ve İranlı Meşhediler gibi Yahudi kökenli topluluklar arasında sayılabileceklerini belirtmektedir. Ayrıca bu uzman; Pakradunilerin kullandığı isimlerin Ermenilerden farklı olduğuna da dikkat çekmektedir. Ermeni tarihçi Gatoğigos Gorenazi şunları söylemektedir; “Simpat adını, Pakraduniler oğullarına verirler. Bu isim İbraniceden gelmektedir ve aslı Şampat’tır. Ermeniler arasında pek revaç görmüş olan Pakrat, Simpat, Aşot, Kakik, İsrael, Tavit gibi isimlerin, Ermeni menşeli olmadığı kesindir.” Dağbağyan Bizanslı tarihçi Pavstos’un 3. asırda bölgede iskân edilmiş ve kısmen Hristiyan olmuş Yahudilerin (Pakradunilerin) miktarını 400 bin olarak verdiğini kaydetmektedir. Sabetaycılık, Ladino ve Kripto Yahudi Cemaatleri konusunda uzman isimlerden olan Dr. Gad Nassi, Pakradunilerin 20. yüzyılın ilk yarısına kadar özel gelenekleriyle Sivas/Divriği ile Erzincan/Eğin (yeni adı Kemaliye) arasındaki bölgelerde varlıklarını sürdürdüklerini belirtir. Nassi’ye göre cemaatin yayılımı; Arapkir, Kapadokya ve Kilikya/Çukurova yöreleridir. Nassi, Pakraduni soyundan gelenlerin fiziksel görünüşlerinin Ermenilerden farklı olduğunu, evlerinde bir vefat gerçekleştiğinde yedi gün iş yapmayıp, Yahudilerde olduğu gibi yas tuttuklarını, cumartesi günü çalışma yasağına uyduklarını, genelde cemaat içinden evlendiklerini ve soyadlarının da Yahudi kökenlerini anlatacak şekilde olduğunu söylemektedir. Bunun da Ermeniler arasında ‘Pakradunların Yahudiliğin bir uzantısı’ olarak değerlendirildiğini ve nefret edildiğini belirtmektedir. Nassi, Pakradunilerin ticaret ve finans alanında çok becerikli olduklarını kaydederken, benzer bir grubun da geleneklerini koruyarak 19. yüzyıla kadar Gürcistan’da Gürcüler içinde hayatiyetini devam ettirdiklerini de ifade etmektedir. Dabağyan, 1862 ve 1895’te iki kez denenen isyanın Türkiye’ye sadık ‘Gregoryan Ermenilerin’ destek vermemesi üzerine akamete uğradığını ve Pakradunilerin kışkırtıcı bir rol aldıklarını haber verir. Bu Pakradunilerin hâlâ var oldukları, birbirleriyle irtibatlı bulunduklarını ve bazılarının aşırı İslamcı ve Hak dava adamı rolü oynadıkları zaten bilinmektedir.

Osmanlı son dönemindeki ve birçoğu Tanzimat ve İttihatçı Masonlarla ilişkili ve işbirliği halindeki Pakraduni Yöneticiler:

Ermeni Tehciri konusunda da Türkiye'nin en önemli tarihçilerinden birisi olan Türk Tarih Kurumu eski Başkanı Prof. Dr. Kemal Çiçek’in açıklamalarının da yer aldığı paylaşımlarda, Osmanlı’nın Ermenilere neden soykırım uygulamayacağının gerekçeleri sıralanmıştı. Osmanlı’nın son dönemlerinde Ermeni asıllı yöneticilerin çokluğuna dikkat çekilen bazı araştırmalarda özellikle Tanzimat, İttihat ve Terakki masonlarıyla irtibatlı olan; Dışişleri Bakanı, Hazine Bakanı, Maliye Bakanı, Ticaret Bakanı gibi önemli isimlerin Ermenilerden oluştuğu vurgulanmıştı.

İşte o dönemlerdeki bazı Hariciye Nazırları:

•A. Karateodori Paşa (1878-1879)

•Gabriel Pasha ve Sava Paşa (1879-1880)

Ermeni Hazine-i Hassa Nazırları:

•Agop Ohannes Kazazyan (1876-1891)

•Mikail Portakalyan Efendi (1891-1897)

•Ohannes Sakız Efendi (1897-1908)

Maliye Nazırları:

•Agop Ohannes Kazasyan Paşa (28-30 Ağustos 1885), (Aralık 1886 - Mart 1887), (1888-1891)

Nafia Nazırları: (Bayındırlık Bakanları)

•Ohannes Çamiç Efendi (1877-1878)

•Aleksandr Karatodori Paşa (1878)

•Sava Paşa (1878-1879)

Orman ve Maadin Nazırları:

•Mavrokordato Efendi (1908-1909)

•Aristidi Paşa (1909)

Ticaret ve Ziraat Nazırları:

•Bedros Kuyumcuyan Efendi (1880)

•Gabriel Noradonkyan Efendi (1908-1909)

Ermeni Ayan Üyeleri: (Osmanlı’da merkezi yönetim ile vatandaş arasında Anadolu ve Balkanlar’da ve diğer yerlerde irtibat sağlayan önemli kişiler); (1876)

•Antopolos Efendi Aristarki Bey,

•Daviçon Karmona Efendi,

•Musurus Paşa,

•Serviçen Efendi,

•Stoyanoviç Efendi,

•Dr. De Kastro Bey,

•Mavroyeni Paşa,

•Karatodri Paşa,

•Abraham Karakahya Paşa.

Ayan Üyeleri: (1908)

•Azaryan Efendi,

•Basarya Efendi,

•Bohor Efendi,

•Fethi Franko Bey,

•Gabriyel Noradonkyan Efendi,

•Mavrokordato Efendi,

•Mavroyeni Bey,

•Oksanti Efendi,

•Yorgiyadis Efendi,

•Aram Efendi,

•Popoviç Temko Efendi.

Babıali Hukuk Müşaviri: 

Gabriel Efendi; Bir zamanlar sürekli el üstünde tutulan bu Gabriel Efendi 2. Dünya Savaşı sonrası düzenlenen Paris Konferansı’nda Ermeniler için toprak talep etmiş, Lozan Konferansı’na da Ermeniler adına katılmıştır…

Elçilere göz attığımızda:

•Y. Fotiades Bey ve Gobdan Efendi’nin Atina,

•Azaryan Efendi’nin Belgrad,

•E. Karatodori Efendi’nin Brüksel,

•Blak Bey’in Bükreş,

•Yanko Karaca,

•Misak Efendi ve Aritraki Efendi’nin Lahey,

•K. Musurus Paşa, Alfred Rüstem Paşa ve Antopulo Paşa’nın Londra,

•Naum Paşa’nın Paris,

•S. Musurus Bey ve Y. Fotiades Bey’in Roma,

•Nikola Gobdan Efendi’nin Sofya,

•A. Vogorides Paşa’nın Viyana,

•L. Aristarki Bey ve A. Mavroyeni Bey’in Washington’da Büyükelçi-Elçi olarak görev yaptıklarını görüyoruz.

İttihat ve Terakki iktidarında: Konsolos ve kâtipliklerde ise: Ermeni ve bilhassa Rum memurlar kullanılmakta idi. Valilik koltuklarının çoğunda da; gayrimüslimler oturuyordu.

İşte Şarkî Rumeli Valileri:

•Sava Paşa,

•Aleko Vogorides Paşa,

•Gavril Paşa Hristoiç,

•Alexandre de Battenberg,

•Ferdinand de Saxe-Cobourg et Gotha,

Sisam Beyleri:

•Mişel Gregoriyadis Bey,

•Aleksander Mavroyeni Bey,

•Yanko Vitinos Bey,

•Kostaki Karateodori Paşa,

•Yorgi Yorgiadis Efendi,

•Andrea Kopasis Efendi,

Cebelilübnan Sancağı Mutasarrıfları;

•Vasa Paşa,

•Naum Paşa,

•Yusuf Franko Paşa.

Bu Ermeni bürokratların birçoğu ise Pakraduni (Ermeni görünen Yahudi)lerdi. Ermeni bürokratlar içerisinde Devletimize ve Ülkemize bağlı ve sadık insanlar da vardı; ama Pakradunilerin birçoğu hain ve hilekâr insanlardı.

Ermeni İsyanlarında Pakradunilerin Etkileri:

Anadolu’da yaklaşık bin yıllık bir birliktelik yaşayan Türk ve Ermeni toplumları arasındaki dostane ilişkiler 19. yüzyılın başlarından itibaren bozulmaya başlamıştı. Özellikle Fransız İhtilali’nin getirdiği milliyetçilik anlayışının Ermeni toplumu üzerinde yarattığı etkiyle bir Ermeni sorunu ortaya çıkmıştı. Bu arada özellikle Balkanlarda cereyan eden olaylar, Ermeni patrikhanesinin, Rusya, İngiltere ve Fransa’nın tahrikleri sonucu bu sorun 1878-79 Osmanlı Rus savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos (Yeşilköy) Antlaşması’yla uluslararası bir nitelik kazanmıştı. Berlin Antlaşması’nda beklentileri karşılanmayan Ermeni toplumunun, silahlı örgütler kurarak başlattıkları ve “Sevk ve İskân Yasası’yla” yüzyılın en önemli yer değiştirme uygulamasına muhatap olacağı gelişmeler, hem ulusal hem de uluslararası boyutta çok önemli ve tehlikeli sonuçlara yol açmıştı. Osmanlı devletinin sona ermesinden sonra devralınan bu tarihi olay yeni Türk devletinin dış politikasının da en önemli sorunlarından birisini oluşturacaktı. İşte bu talihsiz süreçte Ermenileri içeriden kışkırtan asıl sinsi ve Siyonist unsurlar ise “Pakradun” denilen gizli Yahudiler olmaktaydı.

Tarihte ilk Türk Ermeni ilişkileri, Bizans hâkimiyetindeki Anadolu’da Selçuklu fetih ve yerleşme faaliyetlerinden çok önce, henüz Selçuklu devleti kurulmadan, 1015-1021 yılları arasında Çağrı Bey’in Doğu Anadolu’ya yaptığı bir keşif seferiyle başlamış, Tuğrul Bey ve Alparslan zamanlarında devam etmiştir. Malazgirt Savaşı’ndan sonra yaşadıkları bölgeleri terk eden Ermeniler Kilikya adı verilen Çukurova bölgesine çekilerek burada bir prenslik kurmuşlardır. Anadolu ile beraber Çukurova’nın Osmanlı idaresine geçmesiyle Ermeniler bir diğer Türk devletinin idaresine girdiler. Osmanlı idaresinde Ermeniler yoğun olarak Osmanlı şehir ve kasabalarına göç etmişlerdi. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’un fethinden sonra Rumlara verdiği din hürriyetini Ermenilere de tanıyarak Bursa’daki Ermeni Patriği Hovakim’i İstanbul’a çağırarak bir Ermeni Patrikhanesi teşkil etmişti. Patrikhanenin tesis edilmesinden sonra İstanbul Ermeni dini ve millî hayatının gerçek bir merkezi haline gelmişti. 19. yüzyılın başlarında İstanbul’da Ermenilerin nüfusu 150 binin üzerine çıkmıştı ki bu dünyanın en büyük Ermeni cemaati idi.

İmparatorluktaki Müslümanların dışında belli başlı dinî topluluklar olan Yahudiler ve Rumlar gibi Ermeniler de “millet” sisteminin hoşgörülü ortamında, kendi dinî yöneticilerinin idaresi altında varlıklarını sürdürmüşler, kendi kiliseleri, okulları, yetimhaneleri, mahkemeleri olmuş, buralarda dillerini ve dinlerini koruyarak geliştirmişler, ticaret, sanayi ve zanaat ile uğraşarak kısa sürede refah ve zenginliğe kavuşmuşlardır. “Millet-i sâdıka” olarak Osmanlı toplumunda büyük güven kazanan Ermenilerden birçok yüksek rütbeli devlet memuru, Osmanlı devlet yönetiminin çeşitli kademelerinde görev üstlenmişlerdir. Öte yandan Tanzimat ve Islahat Fermanlarıyla ayrıcalıklar kazanan Ermeni toplumunun 1863 “Ermeni Milleti Nizamnamesi” ile bu ayrıcalıkları tescil edilmiştir. Yaklaşık 1070 yılından 1870 yılına kadar 800 yıl bazı gündelik olaylar dışında Osmanlı topraklarında sorunsuz yaşayan Ermeniler, Fransız İhtilali ile yayılan milliyetçilik akımları, Ermeni Patrikhanesinin ve din adamlarının tahrik edici davranışları, Osmanlı devletinin dağılmaya yüz tutması ve sömürge mücadelelerine girmiş olan Avrupa Devletlerinin çıkarlarının Osmanlı topraklarında yoğunlaşması gibi nedenlerle Osmanlı topraklarında ayaklanarak Ermeni sorununu ateşlemişlerdi. İngiltere, Fransa ve ABD ile birlikte Ermeni sorununun ortaya çıkışında Rusya’nın çok özel bir yeri olduğu bilinmektedir. 1828-1829 Osmanlı-Rus savaşından başlayarak çok sayıda Ermeni Rus ordusuna kaydolmuş, ayrıca önemli sayıda Ermeni Osmanlı topraklarından göç etmiş, bu durum 1877-1878 Osmanlı-Rus savaşına kadar devam etmiştir. Ermeni meselesinde bir dönüm noktası olan bu savaş sonrasında imzalanan Ayastefanos Anlaşması’nın 16. maddesinde Ermeniler lehine yer alan kararla Ermeni sorununa ilk defa uluslararası bir metinde yer verilmişti. Ruslar Ermenilerin koruyuculuğunu üstlenmişlerdi. Ancak bu durum İngiltere’nin müdahalesiyle Berlin Anlaşması’nda düzeltilmiş, anlaşma; Ermeni sorunuyla ilgilenmek görevini Rusya’dan alarak, bu anlaşmayı imza eden devletlere terk edilmiştir. Bu suretle sorun Ermenilerin özel bir sorunu olmaktan çıkıp Osmanlı Devleti’nde çeşitli çıkarları çarpışan Rusya ile İngiltere’nin bir davası haline gelmiştir. Bu durumdan cesaret alan Ermeniler harekete geçerek yurt içinde ve dışında ihtilalci dernek ve partiler kurmaya girişmişlerdir.[6]

Ancak Ermenileri Osmanlı devletine ve Müslüman Türklere karşı isyana kışkırtan… Onların içeride organize olmalarını ve silahlanmalarını sağlayan kimseler, aslında kendilerine Pakradun denilen, Yahudi iken Ermeni görünen bir gizli Siyonist ekipti. Ki Ermenilerin ileri gelenleri de bunların farkında idi ve nefret etmektelerdi. Bu Pakradun Ermenilerin arkasında ise İttihat ve Terakki Partisi ve Hükümetlerinin olduğu kesindi.

Bu tarihi gerçekleri ve talihsiz gelişmelerin perde gerisini inceleyip irdelediğimiz “Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler” kitabımızı (Togan Yayıncılık 09.02.2011) tarihinde yayınladık ve o süreçte birlikte hareket eden Fetullahçı kadroları ve Erdoğan iktidarı aleyhimize akıl almaz senaryolar hazırlayıp “Ergenekon’un Dinci Kanadı!..” yaftası ve iftirasıyla, Milli Çözüm Ekibi olarak bizleri (2008’de) tutuklatmışlardı. Hatta kendisi de aslen aynı hıyanet şebekesinin bir elemanı olan Fetullah Gülen: “Pakradunileri Allah kahretsin!” diye beddua etmeye başlamıştı!?

Ancak gelişen olaylar ve yaşanan facialar bizleri haklı çıkarmıştı. Ve tabi bu iktidarın da, çok sinsi ve tehlikeli icraatlarının hesabının sorulacağı; maddi ve manevi tahribatlarının altında kalacağı günler inşaallah yaklaşmıştı.

Karar Gazetesinden Yıldıray Oğur’un Dikkatine!

04.10.2021 tarihli “Durmuş Durduyan” başlıklı yazınızda bahse konu olan ve ahirete göçmüş bulunan şahısla ilgili; Milli Çözüm Dergisi, onun vefatına sevinen, yakınlarını inciten, sevenlerini rencide eden tek bir kelime dahi etmemiştir. Ama sağlığında ve en etkin ve yetkin konumlarda iken yaptığımız bütün uyarıların ve sorularımızın arkasında durduğumuzu ise bilmenizi isteriz. Biz, vefat etmiş, bu dünyada işi bitmiş ve en Âlim, en Adil ve en Kâdir olana hesap vermeye yönelmiş birileri arkasından artık atıp tutacak kadar kancık ve kolaycı tiplerden değiliz. Sözümüzü, Sn. Erdoğan’a, Fetullah’a ve o malum şahsa olduğu gibi yüzlerine karşı ve en güçlü sanıldıkları, herkesin yağcılık ve yandaşlık yaptıkları süreçte söyleriz… Ama haksız isnat ve ithamlara maruz kalırsak, hakikatin hatırına yine gerçekleri dile getiririz.

Bizim için: “Efendim, bunlar temelde Milli Görüş’e bağlı ve Erbakan Hocamıza saygılı oldukları için cevap vermiyoruz.” bahanesine sığınmışlardı. Peki Feyzi İşbaşaran gibi eski AKP Milletvekilinin iddialarını mahkemeye taşıyıp bunların birer uydurma itham ve iftira olduklarını belirtip İlk, Orta, Lise ve Üniversite diplomalarının asıllarını ortaya koyarak ispatlamaları gerekirken niye bu yola başvurmamışlardı?

- Yoksa asılları araştırılsa deşifre olmaktan korkulan sırları mı vardı?

- Onun yalakalarının hazırlayıp gönderdikleri yazıları yayınlamak yanında bu soruları da sormanız gerekmez miydi?

Oysa Milli Çözüm Ekibi, Elazizcilerden 2004’ten çok önce ayrılmışlardı. Elazizcilerin bütün safsata ve sataşmalarını bize yüklemek de, ahirete göçen şahsın bilinçli bir gayretiydi. Sonra hem Elaziz Ekibinin hem malum şahsiyetin ortak Erdoğan’a destekleri ve AKP gayretleri kesinleşmiştir; bu durum ise aynı ayarda ve aynı amaçta olduklarının göstergesidir. Yani bizi hiç alâkamız olmayan Elazizcilikle suçlayanlar aynı ekiple birlikte AKP propagandası yürütmüşlerdir. O bahsettiğiniz manşetleri attıkları ve ileri-geri mesnetsiz yazdıkları dönemlerde Biz, Elaziz Ekibini çoktan terk etmiştik. Ama siz korkak, kaypak ve fırsatçı yağcıların o uydurup yolladıklarını, aslını-arkasını araştırmadan yayınlarsanız; sonunda yüzünüzü kızartacak mahcubiyetler yaşarsınız…

FETÖ’nün gerçek ayarını ve tahribatını 15 Temmuz’dan 10 yıl önce “Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık” kitabıyla açığa vuran ve bu yüzden “Ergenekoncu” diye tutuklanan Milli Çözüm Ekibine ilk saldıran, bu iftira kampanyasına katkı sunan da şimdi vefat eden kişiydi. Yani Fetullah’ı ve o süreçte ortağı Erdoğan’ı haklı görüp bize yüklenmişlerdi.

Rahmetli Erbakan Hocamızın sağlığında, gerçek niyetlerini ve mahiyetlerini deşifre ettiğimiz, asıllarından dolayı değil, maksatlı tahribatlarından dolayı camiamızı uyarmak istediğimiz bu kişilere defalarca teklif ettik:

“Bizi Erbakan Hocamıza şikâyet edin. Hepimizi huzuruna toplayıp ‘Sizin sadık mü’min ve mücahitler olduğunuzu, bizim de asılsız itham ve iddialarda bulunduğumuzu’ yüzümüze söylesin, sizlerden özür dileyip bundan sonra hürmet ve muhabbet edeceğiz…” teklifimize neden ve hangi endişelerle rıza göstermemişlerdi? Kaldı ki bizim bunları önermemizi bile beklemeden, doğrudan kendilerinin bu yola başvurmaları gerekmez miydi?!

İz’an ve vicdan ehli kimseler için, 20 yıldır ekonomik, sosyal ve ahlâki tahribatları geleceğimizi karartan bu AKP iktidarını hâlâ yaşatmak üzere, Milli Görüş’ü ve SP’yi bunlara katıp payanda yapma girişimleri bile gerçek tıynetini göstermeye yeterli iken, siz kimleri aklamanın ve hangi gerçekleri saklamanın peşindesiniz?

Yıldıray Oğur, kendisi için: “Kullanışlı Aptal” buyurmuşlardı. Doğrusu “Kiralanmış” olmasınlardı!..

Türk basın tarihinde eşine nadir rastlanan bir dava görülmüştü. Yazar Yıldıray Oğur, gazeteci Kutlu Esendemir'in, kendisine sosyal medya hesabı üzerinden hakaret ettiği gerekçesiyle şikayetçi olmuştu ve Esendemir hakkında ceza davası açılmıştı. Yıldıray Oğur, Kutlu Esendemir'in "Taraf gazetesinin kullanışlı aptalı: Yıldıray Oğur" tweet'inde, kendisine hakaret edildiğini ileri sürüp dava açmıştı.

Gelin görün ki... Yıldıray Oğur, 18 Aralık 2013'te Türkiye gazetesinde kaleme aldığı yazıda, "Bu iki günde olan bitene hâlâ ‘bağımsız yargı kararları’, ‘yolsuzluklar soruşturulmasın mı?’ diyen kullanışlı aptalların çaresi zamandır. AZ KULLANILMIŞ BİR APTAL OLARAK onlara acil feraset dilemekten başka elimden bir şey gelmez" diyerek “aptallığını ve kullanıldığını” açığa vurmuşlardı.

Oğur, sadece bu yazıyla kalmamıştı. "Kullanışlı Aptal" sözünü bizzat kendisi için kullandığını belirterek 5 Şubat 2014'teki yazısında da, "Hatırlatırım, çalıştığım yıllarda Taraf'ın yayınladığı Kafes Planı haberinin sonradan düzmece olduğunun ortaya çıktığını yazdığım yazıda kendi öz eleştirimi verirken 'KULLANIŞLI APTAL' sözünü bizzat kendim için kullandım…. " itirafında bulunmuşlardı.

Yine 27 Mart 2016 tarihinde Oktay Yıldırım “EN KULLANIŞLI APTAL KİMDİ?” yazısında; “Yıldıray Oğur, Ergenekon ve Balyoz tertiplerinin iç yüzü ortaya çıkınca ve cemaat ile AKP savaşında kuyruğu kıstıran taraf Cemaat olunca, “KULLANIŞLI APTALLARDIK” diyerek bir nevi günah çıkarmıştı. Ama... Günah daha geride bekliyormuş anlaşılan... Çünkü Taraf gazetesinin 21 Mart tarihli manşet üstü haberi Yıldıray Oğur ile alâkalıydı. Eski gazetesi onu Mehmet Baransu ile ilişkilendirip suçlamıştı. Taraf’a göre Balyoz tertibinde kullanılan belgeleri bulup getiren kişi Yıldıray Oğur olmaktaydı. Bu habere; “YEDEK BAVULCU” diye kocaman başlık atmışlardı. Aslına bakılırsa Ergenekon ve Balyoz’dan kumpas diye söz etmeye başlayan Taraf, bir zamanlar ne yaptığını çok iyi bildiği yazarını ihbar etmekten sakınmamıştı." Oğur’un kendisini tarif ettiği "KULLANIŞLI APTAL" sözüne; Oktay Yıldırım “EN” vurgusunu eklemiş durumdaydı…

Taraf’tan “kandırıldık” diye ayrılan, Habertürk’ten kovuldu diye haber yapılan ve Türkiye gazetesinden de işine son verildi diye yazılan bu Yıldıray Oğur; PAKRADUNİLER’le Ermeniler arasındaki farkı bile bilmeden mi, ya da bile bile mi bu yazıyı kaleme almıştı ve kasıtlı olarak çarpıtmıştı?

1- “Türkçü bir site ve Ermeni bir haber sitesi bile bu komploya katıldı” diye başlıyordu yazı…

2- Hürriyet gazetesinden (1998 tarihli) alıntı yapmış, ancak haber 1998 yılında Ahmet Akgül ile Elaziz grubunun bir nevi ayrılışını anlatmaktaydı…

3- Yine Hürriyet gazetesinin Kasım 1998 haberini link olarak vermiş, (ki tamamen Elaziz grubunun haberidir.) Bu haberi de hiç alâkası yokken Milli Çözüm ve Ahmet Akgül’le irtibatlandırmıştı…

4- Sonra Ahmet Akgül’ün “Osmanlı’dan Cumhuriyet’e Kripto Yahudiler ve Pakraduniler” kitabından bir paragraf paylaşmıştı. (Ve “eşsiz” tarihi tezleri diye ufak bir dokunuşta bulunmuşlardı. Bu da Pakradun görüşüne katılmadığını yansıtmaktaydı...)

5- Ardından yine Elaziz’den; “El Aziz gazetesi 2003 yılında manşetten Erbakan’ı mehdi ilan etti” diye alıntı yapmıştı. Ama bunu bile Milli Çözüm’e yamamıştı…

6- Ve sonra yazısında aklınca FİNAL YAPIYOR; “2004 yılında grup içi husumetler üzerine Ahmet Akgül ve arkadaşları El Aziz gazetesinden ayrılarak İstanbul’da Milli Çözüm dergisini kurdular.” diye konuyu MİLLİ ÇÖZÜM’E VE AHMET AKGÜL’e bağlamıştı. Oysa Ahmet Akgül bunlardan yıllar önce yollarını ayırmıştı…

Böylece 1998 yılında başlayıp 2004 yılına kadar Elaziz’in tüm yazdıklarını aklınca Milli Çözüm’e yüklemeye çalışmıştı… Yani derdi; Ermeni-Pakradun meselesi değildi!.. YAZININ TEK BİR GAYESİ VE HEDEFİ VARDI: AHMET AKGÜL VE MİLLİ ÇÖZÜM’Ü İTİBARSIZLAŞTIRMA AMACIYDI!..

Anlaşılan Fazilet Partisi döneminde (1998); ve belki de Elazizcilerle ve malum ekibin danışıklı dövüşüyle Elaziz tarafından; “Nasıl olsa yazdıklarımız Ahmet Akgül yazıyor diye biliniyor” diyerek fütursuzca ve çirkin laflarla yazılıp Ahmet Akgül ne maksatla hedef alındıysa ve hangi korkudan dolayı bu hamleyi yaptılarsa, şimdi malum şahsın vefatıyla ve yine aynı argümanla EN KULLANIŞLI biri ile haberin alâkasız bir şekilde (2021’de) tekrar servis edilmesi 1998’deki korkunun birilerinde tekrar depreşmeye başladığının ve 2021’de devam ettirilmeye çalışıldığının bir kanıtıydı. Bu Yıldıray Oğur’a gelince; önce kendi ifadesiyle KULLANIŞLI, Oktay Yıldırım’a göre EN KULLANIŞLI, bu yazısından sonra ise sanırım ÇOK KULLANIŞLI mertebesine çıkarılacak birisi konumundaydı…

Bizden söylemesi; sen Karar’da ayarında ve kararında yaz, bu konular seni aşardı… Çünkü yine kandırılmakta ve kullanılmaktasın!.. Ve sana bu uyarılar tekrar KANDIRILDIM mazeretine sığınmayasın diye yapılmaktadır… Aksi halde sadece kandırılıp kullanıldığın değil, KİRALANDIĞIN da ispatlanmış olacaktır…

 


[1] Not: Bu yazı 19 Ağustos 2021 tarihinde hazırlanmıştır.

[2] Yeruşalayim Talmudu, Gittin 6: 7, 48a

[3] Targum Yeruşalmi, Yaratılış: 8:4

[4] Yaratılış, 8: 4; II. Krallar 19:37; Yermiyau 51:27

[5] ‘Les Pacradounis ou Une Secte Armeno-Juive’’/4.baskı:1933; Fransızca İst’

[6] Prof. Dr. Mesut Erşan


Bu yazarin diger makaleleri

İşte Aralık 2005 tarihli Milli Çözüm Dergisinde yayınlanan ve tüm...
Devami
Sn. Recep T. Erdoğan’ı Erbakan’dan koparıp boynuna cesaret madalyası takan...
Devami
Din istismarcılarının ortak özelliği “fasık ve münafık” olmalarıdır. Yani Din,...
Devami
 İngiltere'nin önde gelen gazetelerinden Financial Times, “Türkiye'de Anayasa Mahkemesi'nin Twitter'a...
Devami
Daha dün, “Okullarda din derslerini mecburi anayasa maddesi haline getirdiği...
Devami
Enflasyon canavarı iyice azıtmıştı! Sürekli “bu ay düşecek” denen enflasyon, 2017...
Devami

Makale Paylaşım Sayısı: 561

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR