ARAMA

Toplam Ziyaretçilerimiz

mod_vvisit_counterBugün2267
mod_vvisit_counterDün5792
mod_vvisit_counterBu Hafta2267
mod_vvisit_counterGeçen hafta35024
mod_vvisit_counterBu Ay8059
mod_vvisit_counterGeçen Ay183380
mod_vvisit_counterŞu Ana Kadar18106160

IP'niz: 44.192.22.242
Bugün: 02 Ağu 2021

Bu Ana Kadar Okunan

Sayfa Gösterimi : 12686908

YENİ ÇIKAN KİTAPLAR

AA 150X
KT 150X
IY 150X
EIA 150X
 ADIL DUZEN 150x
erbakan devrimi 15b 160
 
bizim ataturk 17b 160
 
hilalhac
 
baskan160
 
siyaset strj 160
 
sistem tahlili 160
 
 darbe 160
 
 
 

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

 

Reklam
Reklam
Reklam

OĞUZHAN AKP’YE, ERDOĞAN ABD’YE ABD İSE SİYONİZM'E AYARLIYDI!?

Kullanıcı Değerlendirmesi: / 69
ZayıfMükemmel 

 

OĞUZHAN AKP’YE, ERDOĞAN ABD’YE

ABD İSE SİYONİZM'E AYARLIYDI!?

        

Bir hatırlatma: 9 Temmuz 2021’de görevinden ayrılacak olan Siyonist çete İsrail’in sözde Cumhurbaşkanı Reuven Rivlin veda ziyaretleri kapsamında Beyaz Saray’da da ağırlanmıştı. Ardından ABD Başkanı Joe Biden, Siyonist çete başlarına saygısını göstermek üzere, İsrail Cumhurbaşkanı'nın Özel Kalem Müdürü Rivka Ravitz Siyonist’inin önünde diz çöktüğünü gösteren videolar yayınlanmıştı. (Bak: 4 Haziran 2021 Milliyet ve internet siteleri.)

Milli Çözüm Dergisi’nin 17 yıldır yazdığı, Bizim tam 40 yıldır uyardığımız ve bu yüzden nice saldırılara uğradığımız; Oğuzhan Asiltürk'ün 34 yaşındayken Durmuş Durduyan olan adını Oğuzhan Asiltürk olarak değiştirdiği gerçeğini, ANAP ve AKP eski Milletvekili Feyzi İşbaşaran açıklamış, Saadet Partisi'ni Cumhur İttifakı'na dahil edebilmek için kongreye götürmek isteyen Oğuzhan Asiltürk hakkındaki bu çarpıcı bilgiyi belgesiyle paylaşmıştı. 52 yıl önce yapılan isim değişikliği ile Oğuzhan Asiltürk'ün Milli Görüş’teki siyasi kariyeri birdenbire parlamaya başlamıştı.

İlk, Orta ve Liseyi Malatya’da, Üniversiteyi ise İstanbul Üniversitesi İnşaat Fakültesi’nde ‘Durmuş Durduyan’ olarak okuyan, sonra yine Durmuş Durduyan ismiyle serbest müşavir/mühendis olarak çalışan bu şahıs, Rahmetli Erbakan Hocamızla tanıştırılarak Oğuzhan Asiltürk adını almış, ardından Milletvekili/Bakan yapılarak bugünlere taşınmıştı.[1]

Yahudi Lobileri tarafından, partilerinin kapatılmaması karşılığı Erbakan’a şart koşulan Durmuş Durduyan’ı ve özel hıyanet kadrosunu teşkilatına alan Erbakan Hoca’nın bunlardan kazancı %75 ise, bunların tahribat oranı da %25 kadardır.

“Oğuzhan Asiltürk” gibi sahteliği oldukça sırıtan bir isimle 52 yıldır tahribat yapan Ermeni dönmezi (aslında Pakradun Yahudisi) Durmuş Durduyan’ın, şimdi SP’yi AKP’ye yamama girişimlerine bile hâlâ hikmet uyduran zavallıların bu talihsiz tavırları ahmaklığın da ötesinde bir alçaklıktı. Bazı illerimizdeki AGD Başkanlarından ve SP’deki yetkili dostlarımızdan aldığımız bilgilere göre, Oğuzhan Asiltürk’ün kiralık kuklası olan AGD Genel Başkanı Salih Turhan, Durmuş Durduyan’ın “Erdoğan’a yaklaşarak, Mısır Mahkemelerince idama mahkûm edilen 17 İhvan liderinin kurtarılmasına vesile olduğu…” palavralarıyla; AKP iktidarının 20 yıllık maddi ve manevi tahribatlarına haklı olarak karşı çıkan dava arkadaşlarımızın, bu şahsın Saray’la yakınlaşmaktan duydukları rahatsızlıklarını törpülemeye çalışmaktaydı…

Oysa Oğuzhan’ın amacı Milli Görüş’ü parçalamak ve tüm mal varlığına el koymaktı!

Oysa Oğuzhan Asiltürk’ün asıl derdi, Milli Görüş’ü dağıtmak ve MGV’nin mal varlığına konmaktı. Hatırlayınız; 2012 yılında Saadet Partisi Etimesgut İlçe Eğitim Başkanı Veysi İdram ve Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Mustafa Tatlı’nın, Necmettin Erbakan Hocamızın oğlu Fatih Erbakan’ı Hac dönüşü ziyaret etmelerinden dolayı Genel Merkez tarafından fişlenerek partideki görevlerinden alınmışlardı. Mustafa Tatlı ise yaptığı açıklamada, 25 yıldır “Milli Görüş” saflarında çalıştığına dikkat çekerek, partinin Fatih Erbakan’ın katıldığı konferansları iptal etmek için ellerinden geleni yaptıklarını açıklamıştı. Kendi kendisini Saadet Partisi YİK Üyesi ilan eden Oğuzhan Asiltürk’ün ‘dışarıdan’ Tayyip Erdoğan’a yanaştığı, Saadet Partisi’nin iki Genel Başkan Yardımcısı’nın oğullarının da AKP’li bakanların özel kalem müdürü gibi çalıştıkları ortaya çıkmıştı.

Edinilen bilgiye göre Erdoğan, Oğuzhan Asiltürk’e 28 Şubat’ta kapanan vakıfların açılacağı (Milli Gençlik Vakfı) sözünü vermiş olmaktaydı. Vakfın üzerinde ise 180 kadar taşınmaz vardı. Asiltürk’ün Fatih Erbakan’la kavgasının en temel nedeninin de bu mal paylaşımı yüzünden çıktığı konuşulmaktaydı. O süreçte Saadet Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Fatih Erbakan ise yaptığı açıklamalarda, “Biz Milli Görüş ve onun tek temsilcisi Saadet Partisi’nin ev sahibiyiz. Hiçbir zaman giden, terk eden taraf olmadık, olmayız. Davamıza hizmet etmeye devam edeceğiz” dediği halde maalesef yine Oğuzhan’ın dolaylı kışkırtmaları sonucu ayrılıp yeni parti kurmuşlardı.

Acaba, dünyada kendi partisini “iktidara muhalefet etti ve haksızlıklarını dile getirdi” diye suçlayan bir başka parti yöneticisi var mıydı?

Türkiye’de hâlihazırdaki iktidarın bileşenlerini analiz eden siyaset bilimciler her ne kadar AKP ve Erdoğan’ı Millî Görüş kökenli bir hareket olarak göstermeye çalışsalar da, gelinen noktada Erdoğan’ın oldukça farklı bir çizgiye kaydığı açıktır. Erdoğan’ın çizgisinin kesinlikle Millî Görüş davasıyla ve İslamcılıkla hiçbir alâkası bulunmamaktadır. Bu durum aynı zamanda, paralı trol ordularının, her biri düşük profilli yetkili insanların hep bir ağızdan yere göğe sığdıramadıkları liderlerine yönelik övgülerinde de sırıtmaktadır. Şayet mesele bir fikir/ideoloji olsaydı, kullanılan dil farklı olur, lider tapıcılığı görüntüsü verecek şekilde bunca övgü yağdırılmazdı. Türkiye’nin son dönem siyasi tarihinin de gösterdiği gibi Erdoğan, mevcut konjonktür iktidarda kalmak için neyi gerektiriyorsa, o fikriyatı savunma konusunda en küçük bir tereddüt bile göstermezken; onu değil İslamcılıkla, herhangi bir ideolojiyle bağdaştırmak fikir, düşünce, dava ve ideoloji kavramlarının toplumsal karşılığını bilmemek anlamını taşır.

Erdoğan takımının ve yandaş yazarların şimdi koro halinde yaptıkları Oğuzhan Asiltürk güzellemelerine de aldanmayın. Asiltürk, her zaman sertlik yanlısı olarak bildikleri, parti içinde ve dışında sevilmediğini düşündükleri, derin ilişkilere sahip olarak gördükleri ve her fırsatta hedef gösterdikleri bir insandı. Onlara göre Asiltürk orada olduğu müddetçe Saadet Partisi iflah olmazdı. Çoğu, yakın zamana kadar adı sanı duyulmayan, gazetecilik ilkelerine değil Erdoğan’a olan bağlılığı sayesinde meslek sahibi olup çıkmış ve tam da bu yüzden mesleğine bir hayli yabancılaşmış “gazeteciler”, son gelişmelerden sonra birdenbire Oğuzhan Asiltürk’ü yere göğe sığdıramamaya başlamışlardı.

Saadet Partisi’ni CHP, İP ve HDP'den daha keskin AKP karşıtlığı yapmakla suçlayanı mı ararsınız, Millî Görüş partisinin Millet İttifakı'yla birlikte hareket etmesinin parti tabanında rahatsızlığa neden olduğunu iddia edenleri mi ararsınız... Bunca yıldır Saadet Partisi’yle alay edenler, Asiltürk’ü Erbakan sonrası ayrıştırıcı dilin sorumlusu olarak görenler ne oldu da birdenbire Asiltürk’ün erdeminin farkına varmışlardı?

Şu Oğuzhan Asiltürk’ün açıklamalarına bakın. Asiltürk, “Erbakan Hocamızdan sonra, Saadet Partisi'nde görev yapan kardeşlerimiz, sadece iktidarı tenkit etmekle yetindiler." iddiasında bulunmuşlardı. Bir başka ifadeyle Asiltürk, Saadet Partisi’ni muhalefet ve eleştiri görevini yerine getirdiği için suçlamıştı. Dünyada kendi partisini muhalefet etti diye suçlayan bir başka parti yöneticisi var mıdır acaba? Kaldı ki Erbakan Hoca’nın AKP hakkında tek bir olumlu açıklaması, övgüsünü falan geçtim “ya bu konuda da AKP çok doğru bir iş yapmış, hakkını yemeyelim” dediği bir beyanı var mıydı?

Asiltürk devamla: "Böyle olunca, ahlâki ve manevi değerleri savunduğu için, Saadet Partisi'ni destekleyenlerin desteği azaldı. Bu destek azaldığından dolayı, bir önceki seçimde milletvekili çıkaramadık." şeklinde çıkışlar yapmıştı. Nasıl yani? Yarım asrı geçkin bir geleneğe sahip bir siyasi partinin iktidar partisiyle birleşmesinin tek gerekçesi, ahlâk ve maneviyatı savunan Saadet Partisi’nin iktidarı tenkit etmesi mi olmaktaydı? Asiltürk Saadet Partisi’nin iktidarı eleştirdiğinin farkına yeni mi varmıştı? Ayasofya açılınca, Taksim’e cami yapılınca AKP ahlâk ve maneviyat abidesi mi olup çıkmıştı? Erdoğan’ın ailevi, ahlâki ve manevi tahribatları niye gündeme taşınmamıştı? Peki Erbakan’ın AKP’ye yönelik “Siyonist uşağı” eleştirileri nereye koyulacaktı?

Şurası açık ki, Ayasofya’nın ibadete açılması ve Taksim Meydanı’na cami yapılması tam da bu algıyı sağlama amaçlıydı, AKP’nin giderek daha dindar bir hüviyete büründüğü, İslam’ın hükümlerini gözeterek hareket ettiği, icraatlarının merkezine İslam’ın temel ilkelerini koyduğu algısını oluşturmak hesaplıydı. Ancak 20 yıllık iktidarı boyunca tam tersi politikalara imza atan, ahlâk ve maneviyat umurunda bile olmayan iktidar partisinin son bir iki yılda bu adımları atması sıkışmışlıkla, Türkiye’yi yönetemeyip tıkanmakla alâkalıydı. Kaldı ki yolsuzluk abidesi ve makyavelist bir iktidar partisinin, temelinde erdem, ahlâk, kul hakkı yememek gibi temel insani erdemlerin bulunduğu İslami ilkelere son dönemde gösterdiği bu ilginin altında başka şeylerin yattığına ilişkin şüphe duymak çok mu anormal sayılırdı?

Üstelik Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Saadet Partisi ve Temel Bey’e karşı en ağır ifadeleri kullandığına dair pek çok örnek vardı. 13 Nisan 2019 tarihli konuşmasında, Temel Karamollaoğlu için; “Çamlıca Cami'ni bir kez doldursunlar, ellerini öpelim diye bir hezeyanı dile getiriyor. Ben öptürmem, çünkü temiz elimi kirletmem" şeklinde bütün teamülleri, edep ve erdem ölçülerini hiçe sayan hakaretlerini ne çabuk unutmuşlardı?

Peki ya İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun Saadet Partisi ve Millet İttifakı'na yönelik terör suçlamaları? Soylu’nun, yerel seçimler öncesinde “Saadet Partisi’nin FETÖ ve PKK ile sözleşme imzaladıklarını” iddia ettiği açıklamalarını, Temel Bey oldukça ağır bir şekilde yanıtlamıştı. Hepsi bir kenara; Temel Bey sayesinde Türkiye, bir siyasi parti liderinin terör gerekçesiyle pasaport alamamasının tanığıydı. Saadet Partisi yöneticilerinin bütün bu hakaretler ve sövgüleri unutmasını, hatta yutmasını istiyorlardı.

“AKP’nin bütün bir sağı yutarak tek başına bütün muhafazakârlığı temsil kurgusu ve 2023’teki Başkanlık ve Parlamento seçimlerinde işi şansa bırakmama, büyük bir bölümü sağcı olan Türkiye toplumunun hassasiyetlerini en zayıf yerinden yakalama arzusu çok açıktır. Tabi Asiltürk’ün bunları görememesi ve şahsi-sinsi hesapları için Erdoğan’a akıl ve destek vermemesi de imkânsızdır.”[2] şeklinde özetleyip aktardığımız saptama ve yorumlar elbette haklıydı. Ancak hâlâ Asiltürk’le Temel Bey arasında çok sinsi ve stratejik bir danışıklı dövüş sergilendiği yönündeki kuşkularımız saklıydı. Çünkü mevcut SP yönetiminin toplanıp Oğuzhan Asiltürk’ün uyduruk YİK başkanlığını iptal etmemesinin altında nelerin yattığını anlamamız lazımdı. Evet, maalesef kanaatimiz SP’nin bir bölümü Oğuzhan eliyle AKP’ye yamanacak, diğer bölümü ise Temel Bey üzerinden HDP+CHP kuyruğuna takılacaktı!.. Ve zaten Temel Karamollaoğlu’nun, Oğuzhan Asiltürk’ün rezalet girişimlerine mazeret arama çabaları da bunun kanıtıydı.

NATO zirvesinde, Türkiye iç siyasetini dizayn etme zırvalıkları!

“Türkiye’de, şu anda, bazı tartışma konularına ayrılan vakit, ehemmiyetleri ile ters orantılıydı! Anlatayım... NATO zirvesi gibi dünya çapında büyük organizasyonlardaki ikili temaslarda bir tarafın (Türkiye’nin) iç işleri ve iç siyaseti masaya yatırılır mıydı? En azından, böyle bir yaklaşım diplomatik nezakete uyar mıydı? Brüksel’de gerçekleşen Biden-Erdoğan görüşmesi ve heyetler arasında yapılan temaslarla ilgili önemli bir kulis bilgisine ulaşmıştım. Hafta sonundan beri notlarım arasında olan haberi okurlarımızla paylaşmadım. Neden?.. Çünkü, MHP grup toplantısını beklemek zorundaydım. Sonunda Devlet Bahçeli’nin grupta yaptığı açıklamaları da dinleyince haberin teyidini yapmış durumdaydım.” diyen Ahmet Takan oldukça anlamlı ve ufuk açıcı tespitlerde bulunmuşlardı.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, HDP’nin temelli kapatılmasını istiyordu. Bunda şaşırılacak bir şey yoktu. Ancak asıl tüylerimi diken diken eden, Bahçeli’nin HDP İzmir il binasına yapılan saldırıda öldürülen Deniz Poyraz ile ilgili yaptığı açıklamalar oluyordu. Bu açıklama çok tehlikeli olduğu kadar gerçekten sorgulanıp üzerinde günlerce düşünülmesi gerekiyordu. Bahçeli şunları söylüyordu;

“Kılıçdaroğlu, ‘Deniz’i öldürdüler, istiyorlar ki bu ülkede hiçbir genç mutlu olmasın’ sözlerini neye dayanarak söylemiştir? Bu olayın sonucunda Türkiye’yi haydut devlet durumuna düşürmek isteyenler olduğunu açıklayan Kılıçdaroğlu ne dediğinin şuurunda mıdır, aklı başında mıdır? Türk devleti egemen ve haysiyet sahibi bir devlettir. Katil ithamlarıysa soysuzluktur. Öldürülen Deniz Poyraz’ın kim olduğunu ben size söyleyeyim. PKK’nın kırsal katılım sorumlusu, şehirden dağa çıkmak isteyen PKK sempatizanlarını terör kamplarına sevk eden halkanın içinde yer alan milis işbirlikçisidir.”

Bir siyasi parti Genel Başkanının çıkıp da yargı kararı olmadan sıradan bir vatandaşı suçlu ilan etmesi, terörist olmakla itham etmesi (ve hele katledilmesini caiz göstermesi) asla kabul edilebilecek bir şey değildir. Siyasi çizgisi ne olursa olsun (bu tavır açıkça cinayetlere tahrik ve teşviktir!..) Bu aynı zamanda anayasal bir suçtur. Bırakın öteyi beriyi, toplum huzurunu bozabilecek çok tehlikeli bir çıkıştır.

Şimdi, Devlet Bahçeli ile beraber ilgili yetkililere de sormak lazımdı:

Deniz Poyraz, terör örgütüne milis toplayan bir eleman ise, bu bilgiyi kim veya hangi kurum Devlet Bahçeli’ye vermişti?..

■ Deniz Poyraz hakkında geçmişinde kesinleşmiş böyle bir yargı kararı varsa, nasıl bugüne kadar elini kolunu sallayarak gezebilmişti?..

■ Bir yargı kararı yok da sadece bu kesin bir bilgi ise, İçişleri Bakanlığı ve yargı bugüne kadar neden harekete geçmemişti?..

■ Deniz Poyraz hakkındaki bu iddia kesin ise neden Emniyet bir açıklama yapmamış da dosya grupta açıklanması için Devlet Bahçeli’ye havale edilmişti?..

■ Evet neden, bu iddiayı Devlet Bahçeli dile getirmişti?.. Neden?.. Neden?.. Neden?..

Gelecek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Selçuk Özdağ’ın Ankara’da evinin önünde silahlı ve sopalı saldırıya uğramasının ardından MHP Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın’ın, “Bu hareketin delisi çoktur!” açıklamasını hatırlayın. Bu “deliler” şimdi çıkıp da Bahçeli’nin açıklamasını “caizdir” fetvası olarak kabullenirse ne yapacaktık?.. Ülke nereye kaydırılmaktaydı?

Tehlikenin farkında olan var mıydı?..

İzmir’deki cinayetin ardından katilin; gözaltı süresinde yeterince sorgulanmadan, örgüt veya diğer bağlantılarının ortaya çıkarılmadan, paldır küldür hemen mahkemeye çıkarılıp tutuklanması üzerinde de önemle ve dikkatle durmak lazımdı. Saray kaynaklarımdan, Tayyip Erdoğan’ın bu saldırıya nasıl baktığını öğrenmeye çalışırken söz konusu önemli ayrıntıyı da araştırmıştık. Medyada çıkan benzer yazılar ve bilgiler, toplu halde Erdoğan’a sunulmuş durumdaydı. Tayyip Erdoğan, bu hususun derinleştirilerek tetkik edilmesi için talimat vermek zorunda kalmıştı. Duyduklarımdan, acaba, Tayyip Erdoğan, “İçeriden hançerleniyoruz!” diye bir hisse mi kapılmıştı?.. Doğrusu oldukça kuşkulanmıştım!..

Gelelim yazının flaşına…

NATO zirvesinden ulaştığım ve MHP grup toplantısında teyit edildiğini sandığım kulis bilgileri şunlardı:

“Tayyip Erdoğan’a, NATO görüşmelerinde: ‘MHP’den vazgeç. Kürt meselesini çıldırtıcı hale getirmeyecek geniş bir formül üzerinde düşün’ mesajı mı aktarılmıştı?”

Siyasetle çok iç içe olan bir dostum, olup bitenlerle ilgili dikkat çekici bir değerlendirme yapmıştı. Şöyle;

(İzmir HDP binasındaki cinayetle ilgili;) “Suçun arkasındakileri tam tahmin etmek bizim açımızdan imkânsızdır. Ancak Emniyet güçleri bu konuda yeterli bilgiye sahip konumdadır. Bizim sadece geçmiş tecrübelerden yola çıkarak bazı yorum ve tahminlerde bulunma imkânımız vardır. Ama önce buraya gelinceye kadar neler oldu bir bakmak lazımdır:

■ HDP terörle ilişkilendirilmenin bile ötesine geçmiş durumdaydı, terör örgütünün ta kendisi şeklinde bir algı başlatılmıştı.

■ AKP sessiz kalırken, özellikle MHP bu algıyı yönetme çabasındaydı.

■ Yine MHP başvurusu ile HDP’ye kapatma davası açılmıştı.

■ Söylemler gittikçe sertleştirilerek, doğrudan hedef gösterme boyutuna varmıştı.

■ İlginç olan AKP gelişmeler karşısında sessiz kalmaktaydı ve doğrudan isimler zikretmekten sakınmaktaydı, dolaylı cümleler kullanmaktaydı. MHP HDP’yi, AKP ise CHP’yi adam adama markaja almışlardı.

Bunlardan çıkarttığım sonuçlar şunlardı:

Sanıldığı gibi AKP-MHP ortaklığı öyle çökmek üzere falan sayılmazdı. Bize öyle gösteriliyor, ama sanki arkada büyük bir siyasi mühendislik hesapları yapılmaktaydı. Bunlar bir nevi yeniden toparlanış ve genişleme çabasıydı. Şöyle ki, son anketler gösteriyor ki, AKP + MHP artık yeterli çoğunluğa ulaşamamaktaydı. Mevcut partilerden de kendi içlerine çekemiyorlardı. İYİ Parti için bir dal uzatmışlar ama boşta kalmıştı. Şimdi sanki bu mühendislikle yeni bir genişleme planı yapılmaktaydı. Peki bu nasıl olacaktı?

■ Saadet Partisi içinde yeni bir kongre ile istedikleri Başkanı seçtirip Cumhur İttifakı’na katılmaları sağlanacaktı.

■ HDP kapattırılacak, ya da kapatma gösterilip bölünmesi sağlanacaktı. Muhafazakâr Kürtlerin oy vereceği bir yeni HDP ortaya çıkarılacaktı. Radikal HDP’lileri ise terörle ilişkilendirip Millet İttifakı içine itmek istiyorlardı. Böylece oradan bölecekleri yüzde 5 barajı aşma oy hesapları için yeterli olacaktı. Bu bağlamda, yakın zamanda iki HDP görme olasılığı vardı.

■ Böylece, AKP’den kopacakların Gelecek ve DEVA’ya katılmasını engelleyeceklerini tahmin ediyorlardı. Özellikle Güneydoğu’da Kürt oyların DEVA’ya gitmesinden sanırım çok çekiniyorlardı.”[3] Yani AKP iktidarını ayakta tutmak ve Dış güçler hesabına Türkiye’nin maddi ve manevi tahribatını devamlı kılmak üzere, hazırlanan şeytani plana, Oğuzhan Asiltürk figüranlık yapmaktaydı.

Siyasetin onurunu korumak

“Türkiye’de siyaset zorlu bir süreçten geçiyor. Öylesine tehlikeli bir dönemeç ki bu, her olay patlak verdiğinde ülke ve millet adına yürekler ağızlara geliyor. Aslında bu tür zamanlarda vatandaşların sırtını güvenle yaslayabileceği şey siyaset kurumu olmalı ve her bir meselenin çözümünün meşru zeminde bulunabileceğine dair umut bütün insanları kuşatmalıdır. Herkesin bildiği gerçek şudur; siyasetin kurum ve kurallarıyla güçlü olduğu ülkelerde sorunlarla mücadele daha doğru bir zeminde yapılmakta ve insanların yönetime bakışı daha sağlıklı bir mecrada yol almaktadır. Bugün maalesef Türkiye’de kavram kargaşaları yaşanmaktadır ve manipülatif yaklaşımlarla, olanları farklı yansıtma, karartma, ön alma mantığı ile kriz yönetim anlayışı hâkim olmaya başlamıştır. Bu süreç başarılı bir şekilde yönetilemezse, her şey bir süre sonra kısır döngü içerisine yuvarlanacak ve mevcutlarının üstüne sorunlar yumağı eklenip katlanarak artmaya başlayacaktır. Bununla birlikte siyasetçi, gazeteci, işadamı, suç örgütleri arasındaki ilişkilerin sorgulandığı ve iç içe geçtiği yönünde kanaatlerin arttığı bir ülkede, vatandaşların o ülkede uzun vadeli gelecek planları yapma ihtimalleri ortadan kalkacaktır. Güvenin olmadığı yerde ayakları yere basan bir plan da olmayacaktır. Bir İçişleri Bakanı bir siyasinin suç örgütü olduğu iddia edilen bir yapıdan aylık yüklü oranda maaş aldığına dair iddiaları ortaya atıyorsa, sonra da hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam ediyorsa, bu sürecin mağduru doğrudan siyaset kurumunun kendisi olacaktır.

Bugün maalesef “zaman her şeyin ilacı” sözü yolsuzluk, usulsüzlük iddialarına muhatap olanların sığınağına dönüşmüş durumdadır. Onlara göre zamanı ilaç olarak görmek, zamanla herkes her şeyi unutur demek anlamını taşımaktadır. Yanımıza kâr kalır mantığı ile gündemler geçiştirilmeye çalışılmaktadır. Bakınız bir yerde “konuşursam yer yerinden oynar” mesajları çoğalmışsa, orada taşlar yerinden zaten çoktan oynamaya başlamıştır. Bu nokta artık geri dönüşün çok zor olduğu bir dönemeci apaçık ortaya koymaktadır. En başta iktidarın cesur adımlar atması, ucu kime giderse gitsin, yolsuzluk iddialarının peşine düşmesi lazımdır. AKP eğer muhalefete düşer ve tekrar iktidara gelme iddiasını canlı tutmak istiyorsa, varsa yanlış yapanlar onlarla hesaplaşmayı ve olup bitenlerle yüzleşmeyi göze almalıdır. Yoksa AKP’nin iktidardan düşmesi, partinin kapısına kilit vurulmasıyla eş anlamlı olacaktır. Sonuç olarak bir ülkeyi madden-manen koruyacak, kalkındıracak olan siyaset kurumundan başkası olmayacaktır. Başta siyasetçiler buna yürekten inanmalı ve siyasetin onurunu korumak için gereken hassasiyeti göstermek zorundadırlar. Asıl beka sorunu bu ülkede siyaset kurumunun itibarının ayaklar altına alınmasıdır. Herkese düşen sorumluluk siyasetin ve siyasetçinin daha fazla yozlaşmasının önüne geçmek ve her zorluğun üstesinden gelmenin ancak siyasetle mümkün olabileceği hissiyatını bu topluma vermek olmalıdır.”[4] diyen, değerli Milli Gazete yazarına sormak lazımdı: İyi de, AKP’yi tenkit ettiği ve kardeşlerimize ağır ithamlar yönelttiği gerekçesiyle, mevcut SP yönetimini eleştiren ve kendi uydurduğu YİK Başkanlığı palavrasıyla Milli Görüş’ü AKP’ye yamamaya girişen şu Oğuzhan Asiltürk’ün fitne ve fesatlıklarından kurtulmak ve Saadet Partisi’nin siyasi ve stratejik onurunu korumak için neden hiçbir adım atmazdınız!? Kendi partimizdeki patavatsızlıkları gündeme taşımaktan ve elimizi taşın altına koymaktan bile korkarken, kalkıp genel siyaseti dizayn etme çabaları, kof bir edebiyat palavrası olarak algılanmaz mıydı?

Rahmetli Erbakan Hocamızın: “Zeki Müren tarzı muhalefet!” diye yorumladığı bu tavrınız bize, bir ilçemizde yaşanmış “Dul Fatma Hanım fıkrasını” hatırlatmıştı.

Her sabah namazında aynı camide namaz kıldıktan sonra, civardaki lokantada buluşup çorba içen, hanımları vefat etmiş emekli Hasan Amca, arkadaşı Turan Amca’ya: “Yahu, bu yalnızlık çekilmiyor, komşunuz olan şu dul Fatma Hanım’a münasip şekilde hatırlat ve nikâhlanıp yuva kurmamızı sağla!” ricasında bulunmuşlardı. Turan Amca, bir fırsatını bulunca konuyu komşusu Fatma Hanım’a şöyle açmışlardı; “Fatma Hanım kardeşim, biliyorsun Hacı Hasan Efendi’nin eşi vefat etti ve dul kaldı… Siz de zaten dul ve yalnızsınız!..” deyince, Fatma Hanım: “Eee, ne demeye çalışırsınız?..” diye sormuşlardı. Turan Amca ise: “Yahu ee, ee işte; anla artık!..” deyince, asıl kendisinde gözü olan Fatma Hanım şöyle çıkışmışlardı: “Ağza bak ağza… Sen kendine istesene be adam!..”

Evet SP içindeki siyasi soysuzlukları gündeme taşımaktan bile korkanlara, genel siyaseti düzeltme anlamında, bu millet nasıl güven duyacaktı?!

Sezgin Baran Korkmaz muamması ve hepsi de ABD’nin kuklası!

2021 yılı haziran ortasında ABD’nin talebi ile Avusturya’da gözaltına alınan Sezgin Baran Korkmaz’ın Avusturya’daki soruşturması hakkında detaylar ortaya çıkmıştı. Avusturya’daki kaynakların aktardığı bilgiye göre Sezgin Baran Korkmaz’ın avukatları Türkiye’ye iade edilmesi talebinde bulunmuşlardı. Ancak Viyana Ceza Mahkemesi bu talebe yetkisizlik kararı almıştı. Korkmaz, Avusturya yasalarına göre iade edilmeden önce 14 gün daha tutuklu kalacaktı. Sezgin Baran Korkmaz ABD talebi ile hemen gözaltına alınmıştı. Demek ki ABD, yerinden ve işlerinden haberdardı, nice figüranları gibi onu da kullanıp harcamıştı. Üstelik, ABD savcılığı, Sezgin Baran Korkmaz'ın kara para aklamayı nasıl yaptığını belgeleriyle ortaya koymuşlardı. Çünkü kendi elemanlarıydı. Korkmaz’ın gözaltına alınarak tutuklanması, Amerika’yı 500 milyon dolar dolandırdığı iddiasıyla açılan davayı da yeniden gündeme taşımıştı. İddianamede bir de savcıların çizdiği şema yer almıştı. Bu şemaya göre milyon dolarların Amerika’dan Türkiye’ye geliş serüveni anlatılmıştı. Şemadaki para transferi şu ifadelerle yer almıştı:

“Bank of America'da Korkmaz ve Termendzhyan'a (Lev Aslan Dermen) ait ortak banka hesabından SBK Holdings USA şirketine 14 milyon dolar gönderildiğini gösteren delilleri dosyaya koymuşlardı. Aralık 2015'te kara para aklama faaliyetlerinden elde edilen gelirin bir kısmı Korkmaz ve Termendzhyan'ın (Lev Aslan Dermen) sahip olduğu banka hesabına aktarıldı. Savcılık ayrıca, SBK Holding AŞ'ye 3.8 milyon dolar, Korkmaz'ın ortağı Kamil Feridun Özkaraman'ın sahibi olduğu Komak Isı Yalıtım'a ise 3.8 milyon dolar gönderildiğini ortaya çıkardı. SBK Holdings USA şirketi başlangıçta Jacob Kingston ve Levon Termendzhyan tarafından kuruldu. Daha sonra Termendzhyan (Lev Aslan Dermen), Jacob Kingston'ı 2014 yılında şirketten çıkararak şirketin tek hissedarı olarak kaldı. Bu noktadan itibaren WRE dolandırıcılıktan elde edilen gelirden Termendzhyan’a düşen kısmını ise SBK Holdings USA şirketine transfer etmeye başladı.”

Acaba, Berlin’deki Libya Konferansı’nda, Türkiye’ye yönelik: “Afganistan’da kalacaksın, ama Libya’dan derhal çıkacaksın!” dayatmasının, Erdoğan iktidarının Sezgin Baran Korkmaz kuklasıyla irtibatlarıyla da bir alâkası var mıydı?

Sezgin Baran Korkmaz Neden ve Nasıl Oyun Dışı Bırakılmıştı?

AKP'li yılların 'bir anda en çok büyüyenler' listesinin başında gelen ismi Sezgin Baran Korkmaz'dı. Bir yandan 'hayırsever işadamı' pozları vererek diğer yandan 'kara para aklama' suçundan ceza alan Erdoğan'a yakın kukla patronun birdenbire üstü çizilme kararı alınmıştı. Bu kiralık figüran işadamının adı, hayır işlerinin yanında ayrıca ekmek alır gibi bünyesine kattığı dev şirketlerle de anılmaya başlanmıştı. Her fırsatta AKP'li Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'la buluşmaları, aralarından su sızmadığını gösteren boy boy fotoğrafları da cabasıydı. Aralıklarla adı şaibeli işlere karışan Sezgin Baran Korkmaz, 'hayırseverliği!' ile de bu sıkıntıları aşmayı başarmıştı. Tartışmalı Borajet satışı gibi... İsminin baş harflerinden oluşan SBK Holding'in patronu Sezgin Baran Korkmaz, sonunda hızını alamayıp duvara toslamıştı. ABD'nin Utah eyaletindeki bir soruşturmaya adı karışmıştı. Türkiye, bir sabah Sezgin Baran Korkmaz ile 13 kişinin daha tüm mal varlıklarına el konulduğu haberiyle uyanmıştı. Erdoğan'a çok yakın bir patronun dev servetine nasıl el koymuşlardı? Korkmaz'ın yanı sıra mal varlıklarına el konulduğu belirtilen 13 isim arasında Jacob Ortell Kingston, Isaiah Kingston, Rachel A. Kingston, Sally Kingston ve Lev Dermen (Levon Termendzhyan) de vardı. Söz konusu davaya konu olan soruşturma ABD'de Utah Federal Savcılığı'nın ABD'deki Kingston ailesi ile Lev Aslan Dermen'in (Levon Termendzhyan) vergi bağlantılarını incelediği dosyaya uzanmaktaydı. Bu soruşturma kapsamında, Kingstonlar ve Dermen, ABD'deki şirketlerinin 2010-2016 yılları arasında 'yenilenebilir biyoyakıt üretip sattığına' dair sahte belgeler düzenleyerek, ABD Milli Gelirler Vergi Dairesi'nin (IRS) sağladığı yaklaşık 511 milyon dolarlık vergi indiriminden haksız yere faydalanmakla suçlanmıştı. Soruşturma belgelerinde, ABD Hazinesi dolandırılarak elde edilen teşviklerin 134 milyon dolarlık kısmının da Türkiye'deki şirketlere gönderildiği saptanmıştı. Kingston ailesinin dört üyesi ve Dermen, suçlarını kabul edip mahkûm olmuşlardı. Aynı dosyada Kingston ailesi üyeleri ifadelerinde, 2014-2018 yılları arasında biyoyakıt dolandırıcılık ağı ile ABD Hazinesi'nden elde ettikleri gelirleri Sezgin Baran Korkmaz'ın Yönetim Kurulu Başkanı olduğu SBK Holding'in kontrolündeki inşaat, ilaç şirketleri ile gayrimenkul yatırımları aracılığıyla Türkiye'ye gönderdiklerini itiraf etmiş durumdalardı.

Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın güvenlik danışmanlarından Michael Flynn’ın “Yolsuzluk, hileler” ve “Çetrefilli ilişkiler” kokan mahkeme dosyasında Sezgin Baran Korkmaz’dan Damat Berat Albayrak’a, Ekim Alptekin’den Mevlüt Çavuşoğlu’na kadar birçok isim de yer almıştı.

Flynn’ın dosyasında; Tayyip ve Bilal Erdoğan ile Damat Berat Albayrak adına da önemli iddialar vardı!

Evet, ABD’de 2016 yılında yapılan Başkanlık seçimlerinde Rusya’nın, Donald Trump’ın kazanması için müdahalede bulunduğuna ilişkin soruşturma kapsamında eski Ulusal Güvenlik Danışmanı Michael Flynn’ın itiraflarına ilişkin savcılık mütalaasını mahkemeye sunmuşlardı. Savcılık tarafından mahkemeye sunulan belgelerde, Flynn’ın kurduğu danışmanlık şirketinin Türkiye ile ilişkilerinin niteliği ve maddi boyutu da dahil olmak üzere bir dizi konuda yalan beyanda bulunduğu saptanmıştı. Buna karşın, Flynn’ın Rusya’nın 2016 seçimlerindeki rolüne dair açılan soruşturmaya verdiği bilgilerle önemli katkılar yaptığına dikkat çekerek, bu yardımlarından dolayı çok az hapis cezasına çarptırılması ya da hiç ceza almaması gerektiğini vurgulamıştı. Flynn, soruşturmayı yürüten özel savcı Robert Mueller ile işbirliği yolunu seçmiş ve itirafçı olmuşlardı.

Peki, bu itiraflarda neler vardı?

Edinilen bilgilere göre, Flynn’ın itirafları arasında, Recep Tayyip Erdoğan ve ailesiyle ilgili çok hassas bilgiler bulunmaktaydı. Mesela Flynn’ın adını taşıyan danışmanlık şirketi Flynn Intel Group ile Ekim Alptekin’in sahibi olduğu Hollanda merkezli Inovo BV, Ağustos 2016’da çeşitli lobi faaliyetlerinde bulunmak üzere üç aylık bir anlaşma imzalamıştı. Bu çerçevede, Ekim Alptekin, Damat Berat, Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu’nun Flynn ile bir araya gelerek FETÖ elebaşısının kaçırılmasına yönelik pazarlık yaptıkları medyaya yansımıştı. Fakaaat, işin boyutu yalnızca bu sanılmasındı. Flynn’ın anlattıkları, Türkiye’de çok önemli aktörlerin de içinde olduğu bir enerji savaşını ortaya çıkarmıştı.

Flynn’ın bu çerçevede Recep Tayyip Erdoğan’ın dayısının oğlu Halil Mutlu (ki Bilal Erdoğan’ın TÜRGEV’i ile Erdoğanların göklere çıkardığı, çocuklara tecavüz olayının yaşandığı Ensar’ın ABD’de ortaklaşa kurduğu TÜRKEN Vakfı’nın kurucularından) ile yaptığı görüşmeler de itiraf dosyasında yer almıştı. Tabi bu dosyada en önemli isimlerden biri kuşkusuz, Inova BV’nin sahibi gözüken Ekim Alptekin… Türk kökenli Hollandalı Ekim Alptekin’in ilişki ağında Damat Berat’tan, Reza Zarrab’a, şu Man Adası belgelerinde adı geçen Sıtkı Ayan’dan, Çalık Holding’e kadar birçok kişi ya da kuruluş vardı.

Ekim Alptekin 2007 yılında meşhur yazar Aslı Aydıntaşbaş ile nikâhlanmıştı. Nikâh şahitliklerini o zamanın Enerji Bakanı Hilmi Güler ve Şaban Dişli (hani şu kardeşi darbeye karışan sonra da Büyükelçi yapılan) yapmıştı. Çift, kısa sürede boşanmıştı. Aslı Aydıntaşbaş, bu boşanmaya rağmen, Ekim Alptekin’in de içinde bulunduğu ECFR’den (Avrupa Dış İlişkiler Konseyi ki, Erdoğan’ın sözcüsü İbrahim Kalın da üyesi) burs almıştı.

Flynn’ın itiraflarında Rusya bağlantılı olarak David Zaikin ismi ön plana çıkmaktaydı. Zaikin, enerji işiyle uğraşmaktaydı ve Ekim Alptekin’le bağlantılıydı. Alptekin ile birlikte Washington’da lobi faaliyetinde bulunan Zaikin’in Damat Berat ile çok yakın ilişkileri bulunmaktaydı. …Ve Zaikin denilince hemen eski ajan Elena Baranoff hatırlanmaktaydı. Baranoff, Trump’ın evlerini Rus zenginlere satan bir emlak danışmanı olarak sahneye çıkmıştı. Elena, ilginçtir 2014 yılında Türkiye’ye uğramıştı. İlişkide olduğu iki isim Damat Berat ve Bilal Erdoğan’dı. Mueller’in dosyasında Baranoff, Damat Berat ve Bilal Erdoğan’ın New York’ta 28 milyon dolarlık bir emlak işini görüştükleri de yer almıştı. İlginçtir, Baranoff Türkiye’de esrarengiz bir biçimde hastalanmış ve 2015 yılında da ölüp sırlarıyla bu dünyadan ayrılmıştı.

Damat Berat Albayrak da, Erdoğan’ın çocukluk arkadaşı hani şu Man Adası’nda şirketi olan Sıtkı Ayan’la da iş bağlamaktaydı. Politikaya atılmadan önce Sıtkı Ayan’ın İran-Avrupa boru hattına Çalık Holding’in dahli için epey uğraşmıştı. Sıtkı Ayan deyince üzerinde durmak lazımdı. Erdoğan’a doğrudan ismiyle hitap eden ender kişilerden biri ve enerji piyasasında Trump’ın ortaklarından Kazak asıllı Türkiye vatandaşı Tevfik Arif’in kardeşi Refik Arif ile birlikte iş yapan adamdı. Tevfik Arif ise Erdoğan’a çok yakın biri olarak tanınmaktaydı. Bu Tevfik Arif ve beraberindeki birçok Kazak politikacı Atatürk’ün yatı Savanora’da seks alemi yaparken yakalanmış ve sonra serbest bırakılmışlardı. Recep Tayyip Erdoğan’ın Tevfik Arif’in oğlu Arif Arif ile görüntüsü Ukrayna’da kameralara yansımıştı.

Ha, bu çerçevede adı geçen isimlerden biri de 17-25 Aralık Yolsuzluk soruşturmasında adı geçen Egemen Bağış’tı. Onun da Ekim Alptekin ve Damat Berat ile bu oyunun içinde olduğu dosyalarda yer almıştı. Aslında bu bilgiler neresinden tutulursa tutulsun bütün yollar Trump’a çıkmaktaydı ve tabi ki dosyadan vıcık vıcık Recep Tayyip Erdoğan’dan Damat Berat’a, Bilal Erdoğan’dan Sıtkı Ayan’a, Süleyman Soylu’dan Sezgin Baran Korkmaz’a birçok ismin rol oynadığı karanlık ilişkiler akmaktaydı.

Bu arada, her nedense Sedat Peker, “gemileri yaktığını” açıklamış, ama filodan bir tekneyi bıraktığını (yani onu Erdoğan’la tam papaz etmeyecek olanı) atlamıştı. Şimdi tüm bu ilişkiler zincirinin halkaları ABD’de mahkeme dosyalarındaydı. Trump, o halkaların birbirine eklenmesine karşı çıkmıştı. Joe Biden ise bu konuda Sn. Erdoğan’a şantaj yapan bir tavır takınmıştı.

Acaba NATO zirvesinde Erdoğan’ın Biden’le yaptığı görüşmenin önemli kilometre taşlarından biri de bu dosyalar mıydı? Bizden hatırlatması!” diye yazanlar iftira mı atmaktaydı, yoksa tarihi ifşaatlarda mı bulunmaktaydı? İktidar ve ortakları niye suskunlardı? Sezgin Baran Korkmaz gibi, PKK yandaşı, HDP sırdaşı, AKP irtibatlı, FETÖ iltisaklı ve tabi ABD kuklası; eğitimsiz, bilgisiz ve önemsiz bir figüranı önce parlatan, uyuşturucu kaçakçılığından kara para aklamaya kadar nice kirli işler yaptıran, sonra da onun irtibatları üzerinden Erdoğan’a baskı yapan Siyonist Patronları tanımadan, piyonlarıyla uğraşmak hiçbir işe yaramazdı.

 


[1] https://www.aykiri.com.tr/oguzhan-asilturk-un-gercek-adinin-durmus-durduyan-oldugu-ortaya-cikti/12420/

[2] 23.06.2021 / İslam Özkan / https://www.gazeteduvar.com.tr/saadet-akp-evliligi-mumkun-mu-1526268

[3] 23 Haziran 2021 / Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

[4] 22.06.2021 / Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız

Ahmet AKGÜL -

AHMET AKGÜL KİMDİR?

     

Araştırmacı-Yazar, Düşünür ve Siyaset Bilimci olarak tanınan Ahmet Akgül, Milli Görüş çizgisinde önemli bir fikir adamıdır. Olaylara insan eksenli ve İslam endeksli yaklaşmaktadır.

2004 Ocak ayında, arkadaşlarıyla birlikte İstanbul’da aylık olarak yayınlanan “Milli Çözüm” Dergisini çıkarmaya başlamıştır.

Uzun süreli, ciddi ve çileli bir mücadele dönemi yaşamış ve bu duyarlı, tutarlı ve kararlı tavrını hiç bırakmamıştır. Bu yüzden pek çok sıkıntı ve saldırılara uğramış, defalarca mahkeme açılıp tutuklanmış ve hapis yatmıştır.

İnancımız ve ihtiyacımız olan evrensel hukuk kurallarının; bütün insanlığın ortak değeri ve hayat düzeni haline getirilmesi, “Demokrasi, Laiklik ve özgürlükler” gibi çağdaş kurum ve kavramların; ilmi ve insani temellere göre yeniden şekillenmesi… Ve Türkiye’nin yeni bir barış ve bereket medeniyetine öncülük etmesi konularında yoğunlaşmıştır.

Üstadımızın, başta “İnsanın Yozlaşması”, ardından “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” ve yine “Barış ve Bereket Nizamı “İslam Davası” ve Yozlaştırılan “Cihat Kavramı” gibi birçok kitapları İngilizceye çevrilip merkezi Londra’daki Cagaloglu Yayıncılık organizesiyle; Amazon ve Bornes&Noble (bn.com) gibi dünya genelinde dağıtım yapan yüzlerce online sitesinde ve dijital (e-kitap) sayesinde 120 kadar ülkede yayınlanıp okunmaktadır. Ayrıca Üstadımızın “Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı” başlıklı Meal-i Kerim yorumları İngilizce ve Rusça tercümeleri ile “Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya” kitaplarının Rusça, Arapça, Çince, Japonca ve İspanyolca tercümeleri tamamlanıp basılmış olup; Almanca, Fransızca, Kırgızca ve Farsça tercümelerinde de sona yaklaşılmıştır.

Milli siyaset ve sorumluluk düşüncesini farklı bir boyutta ele alan ve yorumlayan Hocamız; yaklaşık 40 yıldır Türkiye’mizin her yerinde, Avrupa’da ve İslam ülkelerinde, önemli seminer ve konferanslara katılmaktadır.

Mili Görüş’e çöreklenmiş bazı şaibeli kişilerin gizli niyet ve tertiplerini haber vermesi, uzun vadeli hedefler ve stratejik tavizler sonucu Parti'ye girdiklerini sezmesi ve söylemesi nedeniyle, Ahmet Akgül’ün teşkilatlarda ve Milli Görüşçü kuruluşlarda hizmet vermesi engellenmeye çalışılmış; Erbakan Hoca ise, kendisinin daha bağımsız davranabilmesi ve nifak çarkı içinde körletilip kirletilmemesi için bu girişimlere karşı çıkmamış, ama kendisini uzaktan destekleyip yönlendirmekten de geri durmamıştır. Erbakan’ın “Adil Düzen” projeleri, AKP’nin siyasi hileleri ve karanlık ilişkileri, Fetullahçı Cemaatin gizli mahiyeti konularında sayılı uzmanlardandır.

1949 Elazığ doğumlu olan, çeşitli konularda yayınlanmış ve hazırlanmış 80 (seksen) eseri bulunan yazarımız, evli ve beş çocuk babasıdır.

      

Hocamız’ın Başlıca Kitapları:

● Yüce Kur’an’ın Manası ve Mesajı (Türkçe Meal-i Kerim. Abdullah Akgül Yayına Hazırladı.) (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Milli Sorunlarımız ve Sorumluluklarımız (2 Cilt)

Dünyanın Değişimi ve Erbakan Devrimi

Refah-Yol’la Rantiye Savaşı

Cemaatin Cılkı, Erdoğan’ın Çarkı, Erbakan’ın Farkı

Türkiye Kuşatılırken, Kuklaların Kapışması

Adil Düzen ve Yeni Bir Dünya (İngilizce, Rusça, Çince, Japonca, Arapça ve İspanyolcaya çevrildi.)

Bizim Atatürk

Küresel Fesatçılık ve Fetullahçılık

● Dış Politika Yazıları (I) BOP’un Temel Taşları (1988-1998)

● Dış Politika Yazıları (II) Tarihin En Talihsiz Yılları (2002-2015)

Siyaset ve Strateji Bilgeliği

Osmanlı Sistemi ve Abdülhamit Siyaseti

İslam Davası ve Cihat Kavramı (İngilizceye çevrildi.)

● “İnsan”ın Yozlaşması (İngilizce ve Rusçaya çevrildi.)

Ah-u Figan’ım (Şiir)

Başörtüsü İnkârı ve İstismarı

AKP Tahribatının Fotoğrafı: İslamcı Münafıklar

Yeni İstiklal Savaşında Milli Şuur ve Ordu

Bir Dış Proje Olarak AKP Gerçeği ve Akıbeti

Bilge(!) Erdoğan’dan, İlkeli(!) Numan’a AKP Tezgâhı

Cezaevinde Yazdıklarım

Siyonizm-Deccalizm Ortaklığı

Devrim Simsarları ve Din İstismarcıları

Dilin Düğümü Çözüldü (Şiir)

Din Dengedir İslam İlericiliktir

Din – Devlet ve Demokrasi

Ergenekon Senaryosu “At Değiştirme” Operasyonu muydu?

(Kadiri - Haydari Tarikatı) Gönül Seması ve Tasavvuf Kapısı

Medeniyet Mücadelesi ve Mehdiyet Müjdesi

● Teşkilatçılık (İletişim ve İşbirliği Sanatı) Mesaj ve Metod 

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-1 Milli Görüş’ün Marazlıları

Milli Siyasette Kirli Hesaplar-2 Sonradan Yamuklaşanlar

ABD’li Siyonistlerin, AKP’li Piyonistleri Bir Devrin Bitişi ve Bir Devrimin Gelişi

İdlib-Amik Ovası ve Yaklaşan Armageddon Savaşı

BDP’nin Özerklik Ezanı, TC’nin Cenaze Namazı Olacaktı

Bir Devrim Yaşanıyordu!

Dünya Dönüşüme Hazırlanıyordu

Hidayet Kıvılcımı ve Hikmet Kılıcı (Şiir)

Katı Ulusalcıların ve Ilımlı İslamcıların Din Tahribatı

Osmanlı’dan Cumhuriyete Kripto Yahudiler ve Pakraduniler

Yüz Kur'ani Kavram ve Yorumları

Bizden Söylemesi-1 AKP İntihara Gidiyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Bizden Söylemesi-2 Türkiye Uçuruma Sürükleniyordu… (Yayına Hazırlayan: Ufuk Efe)

Terör-Masonluk ve Mafia Medeniyeti

Cumhuriyet Türkiye’sinde Nifak Hareketleri

Ruhlar-Sırlar ve Uzaydaki Yaratıklar

Sabah Yakın Değil miydi?

Tarikatların Hizmet Sahası ve Islahı

Tuz Kokarsa…

Türkiye Büyüyor muydu, Bölünüyor muydu?

Türkiye Dağılacak mıydı, Doğrulacak mıydı? (Ahmaklar Okumasındı!)

Türkiye Tarihi Dönemeçte, Ya Yıkılacak Ya Şahlanacaktı!

Yakın Tarihimizde Yüceler ve Cüceler (2 Cilt)

Zafer Muştuları ve Fetih Hazırlıkları

Erbakan’dan İntikam Alanlar

Suriye’de Yaklaşan Hilal-Haç Kapışması

Başkanlık Muamması ve Çarkların Tıkanması

15 Temmuz Hıyanetinin Gizemi: Bir Darbe Analizi ve Sistem Krizi

Pazarlık Partisi ve Palavra İktidarı

Kemalizm-Tayyibizm Uyarlaması

Asker Darbesi Değil Devlet Müdahalesi Lazımdı

İslam’dan Uzaklaştıkça, İnsanlıktan Çıkılması

Dert Söyletir Aşk İnletir (Şiir)

● Hainleri Haşlama, Zalimleri Taşlama (Şiir)

İstanbul Sözleşmesi ve Ailenin Çözülmesi

      

Hocamızın Önsözünü Yazdığı Milli Çözüm Yayınları:

● Üstad Ahmet Akgül’ün Özgeçmişi ve Öğretileri (Yakup Gözübüyük)

● Haykırış (Şiir - Ali Çağıl)

AKP Yönetimi ve Tahribat Yöntemi Sistem Tahlili ve Siyaset Tenkidi (Nevzat Gündüz)

● Sözün Çözüme Dönüşmesi (Siyasi Fıkralar - Osman Eraydın)

● Ayar Aynası ve Nokta Atışı (Sosyal ve Siyasi Fıkralar - Erdoğan Bişkin)

Milli Çözüm Ekibinden: İlginç Rüyalar ve Manevi Uyarılar (2 Cilt - Hazırlayanlar: Fatma Betül Erişkin – Nail Kızılkan – Neslihan Bayraktar)

Devami
Bu e-posta adresini spambotlara karşı korumak için JavaScript desteğini açmalısınız Web Sitesi

Makale Paylaşım Sayısı: 508

YABANCI DİLDE KİTAPLARIMIZ

SON YORUMLAR