YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69cec1f7e6ca9
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 9
Bugün : 54179
Dün : 56643
Bu ay : 110822
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52255880
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

Alevi-Bektaşi Geleneğinin 7 Büyük Şairinden SEYYİD NESİMİ’nin1 (1369-1417)
ALLAH’A İMAN VE VAHDET MESNEVİSİ

1

Derya-yı muhit, bak cûşa geldi;
Kevn ile mekân hep, hurûşa geldi.

1

(Okyanuslar ve hikmet deryaları coştukça coştu.
Yer gök İlahi yaratılış aşkıyla çağıldadıkça çağıldadı.)

2

Sırr-ı ezel oldu, gör âşikâra; 
Arif nice eylesün ki müdârâ?

2

(Ezel sırrı ve yaratılış harikaları ortaya döküldü.
İrfan sahibi artık inkârcıların yüze gülüp riyakârlık yapma gereğini neden duysun?)

3

Her zerre güneşden, oldu Hak zâhir;
Toprağa secde kıldı, her aslı tâhir.

3

(Güneş Hak’tan olan her zerreyi ortaya çıkardı.
Aslı temiz olanlar bu nedenle toprağa ve topraktan yaratılan Adem babamıza secde ettiler.)

4

Hem nakkaş bilindi, her nakş içinde
Gör lâ’l oldu ayân, bedahş içinde

4

(Her nakış görüldüğünde, onu nakşeden anlaşılmalıdır.
Kızıl süs taşı içindeki lâl mücevheri açığa çıkmıştır.)
Evet, her resim ressamını, her muhteşem yapı mimarını, her alet ustasını hatırlatır. İşte her biri harika san’at eseri olan tüm canlı ve cansız varlıklar da, Yüce Yaratıcı’nın varlığının kanıtlarıdır.

5

Acı su şırâ-i, Kevser oldu bak;
Har-zehre nebât-i, şeker oldu bak…

5

(Bak ki acı su Kevser şırası olup döküldü.
Har-zehre [Ebû Cehl karpuzu] şeker kamışına dönüştü.)

6

Tiryâk mizâcına, döndü hem âğû;
Lü’lü-yi müdevver, oldu bak dârû.

6

(Allah’a iman sayesinde, zehir bile tiryâk gibi, zehirlerin öldürücü özelliğini giderme vasfını kazandı.
Lü’lü-yi müdevver, yani zehir olarak kullanılan yuvarlak inci, panzehire dönüştü.)

7

Külli yer ve gökler, Hak oldu mutlak;
Söyler def ü çeng ü ve ney; “Ene-l Hak!”

7

(Yer ve gökler baştan başa Cenab-ı Hakkın tecellisi oldu.
Bu yüzden, tef, saz ve ney “Hak Benim” diye ses veriyordu.)

8

Hem, ma’şuk ile aşık, oldu tek bir zat,
Mahv oldu vücud-i, hem nefy ü isbât.

8

(Sevilenle seven, Yaratan’la yalvaran bütünleşip tek oldu. Böylece inkârın ve onayının kökü kurudu.)

9

Gör her katre oldu, muhît-i a’zem;
Hem her zerre oldu, Mesîh-i Meryem.

9

(Her damla bir okyanus oldu gör artık.
Her zerre Meryem oğlu İsa oldu bil artık.)

10

Taş ü kesek oldu, hep verd ü nesrin,
Ferhad ile Husrev, hep oldu Şirin

10

(Bu iman ve İslam nuruyla ve vahdet [birlik] şuuruyla taş ve kuru çamur parçası gül ve yaban çiçeği oluverdi.
Ferhat ile Hüsrev Şirin oluverdi; yani herkes ve her şey muradına erişti.) 

11

Mescûd ile sâcid, oldular vâhid;
Mescûd-i hakiki, oldular sâcid.

11

(Secde edilen ile secde eden birleşti.
Gerçek secde eden ve benliğinden geçen; secde edilen [Yüce Rabbin] vuslatına erişti.)

12

İman ile inkâr, Rahman’la Şeytan
Aynı şey olur mu, be hey şarlatan…

12

(İmanla inkârı, Rahman’la Şeytanı,
Aynı sananlar, akılsız yalancılardır.)

13

Şirket şirki yıktı, kaldırdı zahmet;
Vahdetten açıldı, hoş bâb-ı rahmet.

13

(Birliktelik; yani her şeyi Allah’tan bilmek ve her şeyde O’nu görmek, zahmeti ortadan kaldırdı.
Bu vahdet nurundan, rahmet kapıları açıldı.)

14

Can ile ten oldu, aynı hakikat;
Birleşdi şeriat, ile tarikat

14

(Ruh ile beden bir gerçeklikte vahdete erişti.
Böylece şeriat ile tarikat da birleşti.)

15

Varlık ikilikden, hep oldu hâlî,
Bâki Ahad oldu hem lâ-yezâli.

15

(Yaratılan [Kâinat ve tabiat] ikilikten kurtuldular.
Allah’a kavuşanlar, sonsuza kadar kalıcı oldular.)

16

Ey talib sen madem, a’mâ değilsin,
Gör va’de-i “Küllü men aleyhâ fanin…”

16

(Ey gerçeği talep eden, eğer kör değilsen, “Yer üzerinde bulunan herkes ve her şey yok olacaktır.” [Rahman Suresi: 26] ayetindeki ecel’i ve İlahi haberi gör.)

17

Ref oldu hicab, mâ-sivaillâh;
Çün el-kudretü vel, bekâ’ü lillâh.

17

(Allah ile halis ve salih kullar arasındaki perde ortadan kalkmıştır.
Artık yegâne kudret de, daim olmak da Allah’ındır.)

18

Hem gayr oldu helâk, vechi Rab kaldı;
Bahr oldu şu kimse, bu bahre daldı.

18

(Allah’tan başkası yok oldu, yalnız O’nun sureti kaldı.
Bu hikmet ve vahdet denizine kim daldıysa o da denize karıştı… [Bak: Rahman Suresi: 27. ayet])

19

Eğer açık ise, basiretin bak;
Gel sen de gör Hakkı, hep gitme ırak!

19

(Eğer hakikati kalbinle görebiliyorsan bak…
Sendeki Hakkı gör, uzağa gitmene gerek yok. Şu vücut fabrikandaki muhteşem organları kim yaratmıştır ve kim çalıştırmaktadır?)

20

Gör sendeki seni, ne cism-ü cansın
Maksûd-i vücud-i, hem “Kün fe-kân”sın.

20

(Nasıl bir beden ve can olduğunu sen kendinde görüp anla ki;
“OL” emrinin oluş hikmeti ve yeryüzünde Allah’ın Halifesi sen olmaktasın.)

21

Çün mü’mine mü’minler, oldular mir’ât,
Mir’âtına bâk ki, tam görünür zât!

21

(Değil mi ki mü’mine mü’minler ayna oldular.
Aynana bak ve orada aslını gör ey insan…)

22

Her kimse ki içti, bu hikmet meyden,
Hayy-i ebed oldu, ol zat-ı Hayy’den…

22

(Her kim ki bu hikmet meyinden içti,
Zat-ı Hayy (Allah) katında ebediyen diriliğe erişti.)

23

Kim nefsin tanıdı, ve bildi Rabbi;
O tevhid yolunda, hoş ekdi habbi.

23

(Her kim kendini tanıdı ve Rabbini bildi ise,
O tevhit ve ahiret yolunda yararlı tohumlar ekmelidir.)

24

Ey Hak’dan çok ırak olan Azâzîl,
Ger İblis değilsen Adem’e eğil…

24

(Ey Hak’tan çok uzak olan şeytan,
Eğer İblis değilsen, Hz. Adem’e hürmet ve itaat et.)

25

Senin çin “Lâ ta’budu”, emri gelmiştir.
Hem “Ve’scüd vakterib!..” hükmü inmiştir.

25

(Hak’tan senin için “Ona uymayın ve şeytana ibadet yapmayın.” emri gelmiştir. [Yâsin Suresi: 60. ayet]
Ayrıca; “Secde edip Bize yaklaş” hükmü inmiştir. [Alak Suresi: 19. ayet])

26

Çalındı kıyamete, çağrı nefiri;
Ey sağır duymadın, sen Hak sefiri…

26

(Kıyamet borusu çalındı, ahiret çağrısı yapıldı.
Ey sağır şeytan, sen Hak elçisinin davetini duymadın.)

27

Haşrin günü geldi; uykudan uyan!
Hem nasıl inanmaz, Kur’an’ı duyan…

27

(Kıyamet günü geldi, uykudan uyan!
Kur’an’ı duyup inanmayan, nasipsiz insan.)

28

Uykudan uyan ki, gör Mahşer oldu;
Zamane insanı, hep pür-şer oldu.

28

(Uykudan uyan ki gör Mahşer oldu.
Zamane insanı, hep günahkâr oldu.)

29

Neşr oldu uyan! Kuruldu Mizan;
Haşr oldu inan! Bilindi Yezdân.

29

(Ahiretteki hesap çağrısı herkese duyuruldu, uyan! Adalet tartısı, Yüce Mahkeme kuruldu.
Kıyamet günü oldu, inan! Ki ulu Yaratan bilindi ey can.)

30

Sûr sesini eşitmedi kulağun?
Dayandı köprüden, geçmez ayağun?

30

(Kıyamet borusunun sesini kulağın işitmedi mi?
Sırat köprüsünden geçmeye ayak mı sürüyorsun?)

31

Mahrem-i “Kul kefâ”, değülsen eğer,
Biganesen âşnâ, değülsen eğer…

31

(“Allah sana kâfidir” sırrına, hikmetine vakıf değilsen eğer,
İman ve itaate ilgisizsen, Kur’an’a aşina değilsen eğer, bu gerçeklerden habersizsindir.)

32

Yerden çıka geldi, hem Dâbbetü’l-Arz,
Sırrını eyledüm, ben sana arz.

32

(Kıyamet alâmetlerinden biri olan “Dabbetü’l-Arz” yerden çıkıp geldi.
İşte onun sırrını sana arz ettim.)

33

Geçesen nefsani, bu istivâdan,
Hep azâd olasan, gam ü beladan

33

(Sen bu nefsani ve şeytani çizgiden öteye geçersen,
Bütün keder ve beladan kurtulursun.)

34

Ki bu istivâdadır, bil Cenab-ı Hak,
Ol Mâlik-i Mülktür, ol Hayy-i mutlak

34

(Demem o ki bu mülkün, cümle kâinat ve tabiatın tek ve gerçek sahibi ve maliki;
Mutlak diri olan Allah’a, ancak nefsani ve şeytani dürtülerden uzaklaşınca ulaşırsın.)

35

Bu Sırât-i Müstakim, Hakkın ihsanı
Yücelten İslam’dır, bil ki insanı.

35

(Bu dosdoğru yol Cenab-ı Hakkın bir ikramıdır,
İnsanı olgunlaştırıp yücelten ise İslam’dır.)

36

Şimdi elimdedir, hâtem-ü ferman;
Ya’ni benem bugün, aynı Süleyman.

36

(Şimdi imtihan için cüz’i iradem, yani mühür de benim elimde, ferman da!
O halde bugün ben, aynı Süleyman konumundayım.)

37

Mûsa’yım Firavna, asâ elümde;
Hak kelâm ezeli, kılıç belümde.

37

(Bugün Firavun’a karşı Mûsa benim, işte asâ elimdedir;
Hakk kelâmı Kur’an’ın ezeli kılıcı da belimdedir.)

38

Bak müşrikden ider, muvahhidi fark;
Eyvahlar ana kim, Hakk’dan ede çark…

38

(Bak, Allah’a ortak koşanla Allah’ın birliğine inananı ayırt eder bu Kur’an.
Yazıklar olsun, Hak’tan ve hayırdan yan çizip ayrılana.)

39

Ki halkın eline, verir asâyı;
Yani gayrı bilin, bu istivâyı.

39

(Kur’an halkın eline bu hikmet asasını verir,
Ki bu ayırma çizgisini ve Hak-Bâtıl ölçülerini bilip anlasınlar diye.)

40

Hem Cennetü Hûri, hem de Likadur,
Rahmanur Rahim ki, Arş istivâdur.

40

(İman, Kur’an ve İslam; hem Cennet, hem Huri hem de Allah’a kavuşmadır.
O Rahman ve Rahim olan Allah, kudret ve azametiyle Arş-ı kuşatmıştır.)

41

Adem’de tecelli, kılmıştır Allah;
Kıl Adem’e secde, bulasın felah…

41

(Allah Adem’de tecelli ve tezahür etmiş durumdadır.
Sen de Adem’e secde et ki felaha, huzura ve kurtuluşa ulaşasın.)

42

Şeytani lâine, uyma ha zinhar!
Anın yalanına, inanma ey yâr

42

(Ey yâr, sakın, lanetlenmiş şeytana uyma,
Onun sözüne, yalanlarına inanma, tuzaklarına kapılma.)

43

Bu cihet şerefin, hep olsun bâlâ,
Min-Fazli İlâhi, Rabbi Teâlâ.

43

(Yüce Allah’ın ve Rabbi Teâlâ’nın faziletiyle,
Bu yönden şerefiniz hep yüksek olsun.)

44

Adem nesli Kur’an, ehli Hak buldu
Has Adem’e secde, eden kurtuldu.

44

(İman ve Kur’an ehli insanlar Hakkı buldular,
Gerçek Adem’in şahsında Rabbe secde edenler kurtuldular.)

45

Fazıl ister isen, hakikate var!
Sa’y eyle bu işe, gevşeme zinhar!

45

(Erdem istersen bu gerçeğe uğraş ve ulaş…
Gayret et, bu işte sakın geride kalma.)

46

Enfâsi Nesimi, nefhai candır;
Deryâyi muhitü, hem dürr-i kândır.

46

(Nesimi’nin nefesleri, iman ve Kur’an kaynaklı sözleri, canlara hayat ve huzur aşılayıcıdır.
Bunlar okyanuslardaki saklı ve sırlı inciler makamındadır.)

47

Bir bahre dolup da, durur Nesimi;
Gayrı o neylesin, zer ile simi?

47

(Nesimi bir denize yani İlahi vahdet iklimine doğru, devamlı akıp, dolup durmaktadır.
Artık o altın ile gümüşü ne yapacaktır?)

  1. Alevi-Bektaşilerin 7 büyük şairinden birisi sayılan SEYYİD NESİMİ, 1. Murad döneminde İran’dan Anadolu’ya geçmiş, Ankara’daki Hacı Bayram-ı Veli ile görüşme talebi, bazı Hurufilik ve Bâtınilik fikirleri nedeniyle kabul edilmemiştir. Sonunda Suriye’de Memlük Sultanlarınca “fitne çıkardığı ve İslam itikadını saptırıcı fikirleri yaydığı” gerekçesiyle idam edilmiştir ve kabri Halep’tedir. Meşhur Hallac-ı Mansur misali, İlahi aşk sarhoşluğu yolunda canını fedadan çekinmemiştir. Fuzuli’den sonra Azeri Türkçesinin en önemli şairi bilinmektedir.
  2. Bu mesnevinin beyit sıralaması basma nüshalarla yazma nüshalarda başka başkadır. Buraya, Cennetzade nüshasındaki sıralamaya uygun olarak alınmıştır. Okunmayan ve diğer mısralarla uyuşmayan beyitler, genel amacına ve anlamına uygun yorumlanmıştır.
5 1 vote
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Picture of Veysel UZUN

Veysel UZUN

Subscribe
Bildir
12 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments

Milli Çözüm Köprüdür!
Milli Çözüm; bu ülkede birlik ve dirlik istemeyen siyonist, emperyalist ve işbirlikçilerinin oyunlarını bozarak her hassas konuda olduğu gibi Alevi – Sünni kardeşliği içinde bir köprü vazifesi görmekte elhamdülillah..

İNSANI OLGUNLAŞTIRIP YÜCELTEN İSLAM’DIR
Bu Sırât-i Müstakim, Hakkın ihsanı
Yücelten İslam’dır, bilki insanı

(Bu dosdoğru yol Cenab-ı Hakkın bir ikramıdır,
İnsanı olgunlaştırıp yücelten ise İslam’dır)

Allah’tan başkası yok oldu, yalnız O’nun sureti kaldı.
(Hakiki ve daimi varlık ise) Sadece Celâl ve İkram sahibi Rabbin vechidir (ki O’nun Zatı Bâki’dir).
(55:27)

Ne Güzellik
Bir su misali akıp, gönlümüze işleyen ve nice dersler almak üzere bizleri tefekküre sevk eden güzellikler manzumesi bir eser… Milli Çözüm’e ve sayın yazarımıza istifademize sunmaları nedeniyle şükranlarımı arz ederim.

Milli Çözüme karşı olan Seyit Nesimi’ye de karşı olacaktı!
Hakikate tercüman olanlar her asırda yanlızlığa mahkum edilmek istenmiş maalesef.
Seyid Nesimi bugün gelseydi!
Demek ki; devletli, günün ilahiyat prof.u, tv hocası, kardeşlik diyerek kalleşlik/alçaklık yapan (işbirlikçilerin destekçisi) müritler ve şeyler, makamının elinden alınmasından korkan korkaklar, adaletsiz başkanın hışmına uğramaktan tırsan toplum demek ki Seyid Nesimi’yi yanlız bırakacaktı.

“Aleviyiz” deyip de aslından birlik ve bütünlüğe düşman olan bilge geçinenler de Seyit Nesimi’ye düşman olacaktı.
O’nu anlayan ve O’nun gibi, hakkın hakim olması için bugün çalışan “Milli Çözüm” zihniyetine sahip olanlar ancak Seyit Nesimi’nin sığınabileceği liman olacaktı.
Çünkü Üstad Ahmet Akgül Hocamız da Seyit Nesimi gibi toplum kesimlerinin ayrılık ve aykırılık konularını kaşıyıp kutulaştırmak yerine, yapıcı ve yapıştırıcı bir ahlakın yaygınlaştırılmasını gaye edinmişti.
Sadece bu bile yeryüzünün en azılı düşmanlarını kışkırtmaya yetiyor.

Ey,yâr,sakın,naletlenmis şeytana uyma,onun sözüne,uyma yalanlarına inanma,tuzaklarına kapılma
• Ey iman edenler! Hepiniz birlikte (ve her hükmünde bir hayır olduğunu bilerek) topluca barış ve güvenliğe (Silm’e, İslam’ın selamet ve saadet düzenine) girin ve şeytanın (Siyonist ve emperyalist odakların) adımlarını (zalim planlarını ve teşkilatlarını takip ve tercih edip) izlemeyin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır (bunu bilin ve ona göre hareket edin).Bakara 208ayet.

ADALET VAR MI?
Ha alevi ha Sünni bu ülkede adalet hangisine var. Tabiki hiçbirine. Yahu neyin peşindesiniz. Paranın baştacı edildiği şu dönemde düdüğü dürüstler, adam gibi adamlar çalmıyorsa ve paralıya hürmet geride kalanlara ikinci sınıf adam muamelesi yapılıyorsa, alevi de olsan hiçsin, Sünni de olsan hiçsin. Cemevinde de olsan varlıklıysan değerlisin, camidede olsan varlıklıysan şeyhsin, alimsin, hocasın.. Vs. Yani hiçkimse kendini süt limanında görmesin. O ki maddiyat ön planda gerisini konuşmaya gerek dahi yok

Şeytanın ipinizi gevşetmesine fırsat vermeyin!
Fazıl istersen;hakikate var!Sa’y eyle bu işe,gevşeme zinhar!…
“Erdem istersen bu gerçeğe uğraş ve ulaş…Gayret et,bu işte sakin gevşeme,geride kalma….!”
********
Allah’ın davasına sımsıkı bağlanmak gerektiği;,,dava için yapılan hizmetleri ve bu hizmetleri yaparken boşa zaman geçirdiğimizi,yaptığımız hizmetlerle ne insanlığın nede kendimizin kurtuluşa erişemeyeceği yanlışından kurtulmak,bu fısıltıların şeytanın sesi olduğunu bilmek ve bu sese kulak asmadan yolumuza devam etmek mecburiyetinde değilmiyiz?Zira;”Durmadan yol aldığımız sürece ne kadar yavaş gittiğimizin bir önemi yoktur.!”
Yaptığımız çalışmalarla kurtuluşa eremeyeceğimizi düşünerek şeytanin ipimizi gevşetmesine asla müsade etmemeliyiz!Mânâ aleminde Aziz Erbakan Hocamızın “şeytanin ipimizi gevşetmesj” konusu ile ilgili anlattıkları mükemmel bir kıssa geldi aklıma..Rabbimiz bu kıssadan en güzel şekilde hisse çıkarıp hayatımıza yansıtmamızı nasip etsin inşallah!
**********
“Allah’a bağlanmış ipinizi şeytanin gevşetmesine izin vermeyin..Gevşetse ne olur ki Hocam;ipi tamamen çözmedikten sonra”demeyin..
Bakın bir gün bir kadıncağız ahıra ineğinin sütünü sağmaya girer.İneğini sever okşar,Euzu Besmelesini çeker başlar ineğini sağmayaa.Bu esnada şeytan can sıkıntısıyla dolaşmaktayken,kadının sevgi ve şefkatle en önemlisi de Euzu Besmele çekerek ineğini sağmaya başladığını görür.”Buradan bana ekmek çıkmaz..Bu kadın herşeyi kitaba uydurarak hareket eti ama elim boş dönmeyeyim,bari buzağının (ineğin yavrusunun) ipini az gevşeteyim!” der ve ahıra girer.Buzağıya yaklaşır ipini hafifçe gevşetiir.Buzağı ipinin gevşediğini hissedince,başını sağa sola sallayarak oyun oynamaya başlar sonra yerinde yavaştan zıplayarak oyununa devam eder. Zıpladıkça ip tamamen çözülüür.Evet kadıncağız tüm işine usulüne uygun başlamıştır fakat,sürekli etrafı gözleyip ona göre hareketlerine yön vermesi gerektiğini unutmuştur!.. Kadının dalgınlığından yararlanan buzağı,ineğin yanına koşar sütten emmek ister.Kadıncağızın sağdığı sütün tamamını yere devirir.Kadın sağdığı süt yere döküldüğü için öfkelenir..O öfkeyle boşalan kovayı alır ve buzağıya bir tane vurur.Kova buzağının ters bir yerine gelir ve vurmanın etkisiyle yere düşer ölür..İnek annelik hissiyle yavrusunu öldüren kadına sert bir tekme atar,kadında tekmenin sertliği ile yere yığılır ölür.O esnada kadının kocası ahıra girer,ineğin çiftesiyle karısını öldürdüğünü görür.Gider tüfeğini alıp gelir tek kurşunla ineği öldürür.Kadının babası ahırdan silah sesi geldiğini duyunca koşarak ahıra gelir.Bakar ki;kızı kanlar içinde ölmüş yerde yatıyor damadının elinde de bir silah!. Kızını damadının vurduğunu zanneder ve getirir beylik silahını çeker damadını vuruur..
Sonra!Sonra;Kadının babası, polisiydi mahkemesiydi hapishanesiydi uğraşamam bu yaştan sonra der ve çeker silahını kendisinide vuruur..
Bütün olup biteni kenarda şaşkın şaşkın izleyen şeytan;”Ya Rabbi,görüyorsun benim bir suçum yok, ben sadece hafiften buzağının ipini gevşetmiştim!”deer..
********
Bu kıssadan ne çıkarmalıyız?Hissemiz ne olmalı?
İpin hafif gevşemesi,küçük bir günahın başlaması bizi önü alınmaz sıkıntılara büyük günahlara sevkeder.Şeytan arkasını getirir. Küçük bir taviz büyük büyük tavizlerin, büyük büyük günahların sebebi oluur.
O halde gerçeğe ulaştıktan,Hakkı batıldan ayırdıktan sonra,gücümüzün yettiğince gayret edip geride kalmamaya yani ipimizi gevşetmemeye dikkat etmemiz ve Fethe doğru yürümemiz gerekmektedir…
Kişi hak gözüyle bakınca okuyunca,çok ayrı gibi göründüğü Nesimi ile aynı gerçeği aynı manada gördüğünü farkedebiliyor.
O halde;hiç kimse bir diğer inanana ön yargı ile yaklaşmadan hakkın hakim olması yolunda beraber hareket etmeli,birbirinin sürekli kollamalı ve şeytanın hem kendisinin hemde kardeşinin ipini gevşetmesine asla müsade etmemelidir..

Kula minnet eylemem..
Har içinde biten gonca güle minnet eylemem
Arabi farisi bilmem, dile minnet eylemem
Sırât-ı müstakim üzre gözetirim rahimi
iblisin talim ettiği yola minnet eylemem..

Bir acâip derde düştüm herkes gider kârına
Bugün buldum bugün yerim, hak kerim’dir yarına
Zerrece tamâhım yoktur şu dünyanın vârına
Rızkımı veren hüdâdır, kula minnet eylemem..

Oy Nesimi, can Nesimi ol gani mihman iken
Yarın şefaatkârm Ahmed-i muhtar iken
Cümlenin rızkını veren ol Hani Settar iken
Yeryüzünün halifesi hünkara minnet eylemem…
NESİMi

Sırr-ı ezel oldu, gör âşikâra…
[b]Gör her katre oldu, muhît-i a’zem;
Hem her zerre oldu, Mesîh-i Meryem.[/b]

[b]Subhandır O İlah… Gizlisi zuhurunda olur… Tecellisi perdelenince açık olur. Bilinmesi, bilinmeyişinde saklı…[/b]

Her kime dünyada iken anlatmak istediğimiz nura kavuşmak hâsıl olur da, nefsini öbür âlemdeki hesaptan önce hizaya getirirse; kurtulmuşlardan olur…

(Sırru’l-Esrar / Seyyid Abdulkadir Geylani k.s.)

Velhasıl;

[b]Şu kim vahdet şarâbın hazm ide bezm-i şeri’atta
Tarîkatta odur kâmil, hakîkatta odur vâsıl

(Her kim vahdet şarabını şeriat meclisinde hazmederse,
Hak yolunda olgun insan olan odur, hakikatte kavuşan da odur.)[/b]

Azîz Mahmûd Hüdâyî

14 Can ile ten oldu, aynı hakikat; Birleşdi şeriat, ile tarikat 14 (Ruh ile beden bir gerçeklikte vahdete erişti. Böylece şeriat ile tarikat da birleşti.)
[b]21
Çün mü’mine mü’minler, oldular mir’ât,
Mir’âtına bâk ki, tam görünür zât![/b]
21
(Değil mi ki mü’mine mü’minler ayna oldular.
Aynana bak ve orada aslını gör ey insan…)
[b]22
Her kimse ki içti, bu hikmet meyden,
Hayy-i ebed oldu, ol zat-ı Hayy’den…[/b]
22
(Her kim ki bu hikmet meyinden içti,
Zat-ı Hayy (Allah) katında ebediyen diriliğe erişti.)
[b]23
Kim nefsin tanıdı, ve bildi Rabbi;
O tevhid yolunda, hoş ekdi habbi.[/b]
23
(Her kim kendini tanıdı ve Rabbini bildi ise,
O tevhit ve ahiret yolunda yararlı tohumlar ekmelidir.)

[b]35
Bu Sırât-i Müstakim, Hakkın ihsanı
Yücelten İslam’dır, bil ki insanı.[/b]

35
(Bu dosdoğru yol Cenab-ı Hakkın bir ikramıdır,
İnsanı olgunlaştırıp yücelten ise İslam’dır.)

[b]41
Adem’de tecelli, kılmıştır Allah;
Kıl Adem’e secde, bulasın felah…[/b]

41
(Allah Adem’de tecelli ve tezahür etmiş durumdadır.
Sen de Adem’e secde et ki felaha, huzura ve kurtuluşa
ulaşasın.)

ÖZEL YAZILAR

YORUMLAR

Son Yorumlar
12
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...