Selam ve duadan sonra…
Kur'anı doğru anlamak ve uygulamak için bazı ön şartlar ve esaslar (usûl, teknik, yöntem) bulunmaktadır: Unutmayalım ki, usûlsüzlük vusûlsüzlüğe (İlmi gerçeklerden mahrumiyete) sebep olmaktadır. Bunlar:
1-Nefsaniyetten uzak bir samimiyet :
"Kur'an okunduğu zaman Seninle ahirete inanmayanlar (ve ahiret kaygusu taşımayanlar) arasında görünmez bir perde kıldık. Ve Onların kalpleri üzerine, onu kavrayıp anlamalarını engelleyen kabuklar koyduk."[1]
[1] İsra:45-46
"Bu kendisinde şüphe (ve içinde asla karışıklık ve yanlışlık) bulunmayan (Kur'an, sadece) müttakiler için hidayet rehberidir.[1] ayetleri, küfür ve kötülük ehlinin, Kur'ani gerçekleri doğru anlamalarının ve ondan yararlanmalarının mümkün olmadığını göstermektedir. Dünya hevesi ve hesabı ağır basanların; Allah'ın dinini saptırmaya ve insanları Hak yoldan alıkoymaya çalışacakları haber verilmektedir.[2]
2-Bir ayeti; Kur'anda bulunduğu yere ve konu bütünlüğüne göre değerlendirmek lazım gelir. Ayetlerin siyak ve sibakını (gelişini ve gidişini, öncesini ve sonrasını) hesaba katarak düşünmek, kesinlikle gerekli ve önemlidir.
3-Ayetlerde geçen kelimelerin manasını, ayetin genel anlamı ve amacı içinde tesbit etmeye özen göstermelidir. Çünkü aynı kelime, yerine göre farklı ayetlerde, değişik manalar içermektedir… O kelimeleri, sade lugatlara bakıp, bunların işimize gelen bir anlamını esas alarak mana vermek, bizi yanıltabilir.
4-Ayetleri doğru anlayıp yorumlayabilmenin çok önemli şartlarından birisi de, Kur'anın bütününe-geneline hakim olmaktır. Muhkem ve muteşabih ayetleri bilmek, emir ve yasakların önem ve öncelik derecesini sezmek ve gözetmek, herhangi bir konudaki ayetlerin surelerdeki yerlerine ve bunlarla yakın ilgisi bulunan başka konularla münasebetlerine de dikkat etmek; doğruyu bulmamıza yardım edecektir. Bilgi yetersizliği insanı yanlış ve alakasız sonuçlara götürecektir.
5-Yeterli ve gerekli bir Arapça bilgisine erişmek te lazım gelir. Sadece meal okumakla, genel Kur'an kültürümüzü ve tefekkür yeteneğimizi geliştirmemiz ve iman ufkumuzu genişletmemiz mümkün, münasip ve mübarek ise de; hüküm vermek ve içtihat etmek için meal bilgisi yeterli değildir.
6-Herhangi bir ayetle ilgili, sahih hadisi şerifleri, ileri sahabelerin görüşlerini, müfessir ve müçtehitlerin ittifakla bildirdiklerini hiçe sayarak; bütün bunlara aykırı tevil ve tefsirler de elbette tehlikeli ve geçersizdir.
İşte bu esasları dikkate alarak, Kur'andaki ŞEFAAT meselesini anlamaya çalışalım.
"O'nun izni olmaksızın, O'nun katından şefaatte bulunacak kimdir?" [3]
"Onlar (melekler) şefaat etmezler; ancak kendisinden razı olunan (kullar için) başka …"[4]
"Hiç kimse şefaatçi olamaz; ancak, O'nun izin verdiği hariç…"[5]
"O'nun (Allah'ın) dışında taptıkları şefaatte bulunmaya malik değildirler. Ancak; kendileri bilerek Hakka şahitlik edenler başka"[6]
"Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri hiçbir şeye yarar sağlamaz. Ancak; Allah'ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra; başka"[7]
" O gün Rahmanın kendisinden ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez"[8]
Gibi ayetler Nebilerin, Meleklerin ve Salihlerin Allah'ın izni ile şefaat edebileceklerini bildirmektedir.
Bu gerçeği Peygamberimiz sahih hadislerinde de haber vermektedir.[9]
Bütün müfessirler ve müçtehitler, şefaati bu şekilde anlamış ve tefsir etmişlerdir.[10]
" Şefaatin tümü Allah'ındır"[11] ayeti, bu istisnalara aykırı düşmez.
Nasıl ki:
"Şüphesiz bütün izzet Allah'ındır"[12] ayeti "Allah'tan başkasının izzeti yoktur" şeklinde anlaşılamaz.
Çünkü diğer bir ayette: "İzzet Allah'ın, Resulünün ve müminlerindir"[13] buyruluyor.
" Ve yine "Muhakkak, bütün kuvvet Allah'ındır"[14] ayeti, "başka hiç kimseye kuvvet verilmemiştir", anlamına gelmez. "Allah sizi bir zaaftan yarattı, sonra bu zaafın ardından bir kuvvet kıldı"[15]
"Sizden öncekiler kuvvet bakımından sizden daha güçlü idiler"[16]
"Onlara karşı gücünüz yettiği kadar kuvvet hazırlayın"[17] ayetleri, Allah'ın insanlara kuvvet vermesinin, bütün kuvvet ve kudretin kendisine ait olduğu gerçeği ile çelişmez. Ne var ki peygamberler dışında kimlere ve hangi oranda şefaat izni verileceği, bu dünyada belli değildir.
Hz.İSA (A.S.) GELECEĞİ konusu:
Hz.İsa'nın "öldürülmeden Allah'ın katına yükseltildiği" kesin ayetlerde bildirilmiştir. Ahir zamanda yeniden yeryüzüne döneceği ise; bazı ayetlerin işaretiyle ve sahih hadislerle sabittir. Fıkhı Ekber'in Kıyamet Alametleri bölümünde İmamı Azam bu durumun hak ve vaki olacağını bildirir.
"Oysa O'nu öldürmediler ve O'nu asmadılar. Ama onlara (O'nun) benzeri gösterildi… O'nu kesin olarak öldürmediler. Hayır, Allah O'nu kendine yükseltti…"[18] ayetleri, Hz.İsa'nın öldürülmeden Allah'ın katına çıkarıldığını haber vermektedir.
Bazı insanların Hz.İsa'nın öldüğüne dair delil gösterdikleri ayetlerdeki "vefat" kelimesi, Kur'anda mutlak ölümden ziyade , "uyku hali ve boyut değiştirme" anlamında kullanılmıştır.
"Hani Allah, İsa'ya demişti ki, Ey İsa, doğrusu Seni, Ben vefat ettireceğim ve Seni katıma yükselteceğim"[19]
" (Alah'ım) Beni vefat ettirdiğinde, üzerlerindeki gözetleyici Sendin…"[20] ayetlerindeki vefat ettirme kelimesi Arapça da "Tevaffa" kökünden türetilmiş ve ölümden ziyade "ruhun bedenden ayrılması ve canın alınması" anlamına gelmektedir.
"Sizi geceleyin vefat ettiren …"[21]
"Allah, ölecekleri zaman canlarını alır, ölmeyeni de uykusunda (ruhunu alır…) Böylece, kendisi hakkında ölüm kararı verilmiş olanı tutar, öbürüsünü ise adı konulmuş bir vakte kadar salıverir."[22] Ayetlerinde "vefat ettirme" kelimesi, "uyku halinde ruhun bedenden geçici bir süre alınması" anlamında kullanılmıştır. Şimdi bu ayetlere bakarak, uyuyan bir insan için; bu Kur'ana göre vefat etmiştir.(ölmüştür) öyle ise mirası bölüşülebilir" demek elbette mümkün değildir.
Öyle anlaşılıyor ki Hz. İsa normal ölüm dışında, bizce mahiyeti meçhul bir şekilde "boyut değiştirerek" Rabbinin katına yükseltilmiştir.
"Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce Ona inanmayacak kimse yoktur."[23] ayetinde ki, "O" zamiri: Kur'andan ziyade, Hz.İsa'ya işarettir. Çünkü Kur'ana işaret eden "O" zamiri bulunan ayetlerin, ya içinde, ya öncesinde veya akabinde, bizzat Kur'an geçmektedir. Oysa bu ayetin kendisi; öncesi ve sonrası, hep Hz.İsa'dan bahsetmektedir. Kendi döneminde Ehli Kitabın büyük çoğunluğu, Hz.İsa'ya inanmadığına göre, bu ayetin haberi; Hz.İsa yeryüzüne tekrar döndükten sonra gerçekleşecektir.
Zuhruf Süresi 57,58, 59 ve 60 ayetlerinde Hz. İsa'dan bahsettikten sonra ki:
"Şüphesiz O, kıyamet saati için bir ilimdir. Öyleyse Ondan yana hiçbir kuşkuya kapılmayın…"[24] Ayetindeki "O" zamiri de Hz.İsa'ya işarettir ve Hz.İsa'nın kıyamet öncesi önemli bir alamet olacağı bildirilmektedir.
Ve yine " O'na Kitabı, hikmeti, Tevrat'ı ve İncil'i öğretecek "[25] ayetlerinde Cenabı Hakkın Hz.İsa'ya, Tevrat ve İncil dışında, ayrıca öğreteceği Kitap; Kur'anı Kerim'dir. Ve Hz.İsa kendi döneminde Kur'anı bilmediğine göre, Ahir zamanda gelecek ve Kur'anı öğrenip onunla hüküm ve amel edecek, demektir.
"Şüphesiz Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir"[26] ayetini müfessirler genellikle: "Hz.Adem gibi Hz.İsa'nın da babasız yaratıldığı" şeklindeki benzerliğe dikkat çekmişlerdir. Ama, ne hikmetse "Hz.Adem nasıl cennetten yeryüzüne indirildiyse, Hz.İsa'nın da ahir zamanda, Allah'ın katından yeryüzüne indirileceği" şeklindeki durum benzerliğinin hiç düşünülmemesi hayret vericidir.
Kaldı ki, Ashabı Kehf misali, yeryüzünden bir şekilde ayrılıp, yüzlerce yıl sonra dönen birçok örnek vardır.
Hz.İsa'nın geleceğini haber veren hadisi şerifler de dikkate alındığında, bizce mahiyeti bilinmeyen bir tarzda; Hz.İsa'nın tekrar yeryüzüne gelmesi ve büyük bir değişime öncülük etmesi; hem ilahi kudrete, hem de hikmete uygun görülmektedir.
Elbette kulluk şuurundan ve hizmet sorumluluğundan kaçıp, tembellik ve beleşçilik koltuğunda yatıp, Hz.İsa ve Mehdi gibi kurtarıcıların geleceği ümidiyle avunmak yanlıştır.
Ama her asırda olduğu gibi, hatta hepsinden daha çok ihtiyaç duyulan bir ortamda böylesine seçkin ve yetkin rehberlerin insanlığın imdadına gönderilmesi ise; hem akla hem de nakle yatkındır.
Değerli kardeşim, Kur'anı Kerim üzerinde yoğunlaşmana seviniyor, ilmi araştırmalarını tebrik ediyorum.
Ancak, arayış yamaçlarında ayağımız kaymasın; nefislerimiz bilgiçlik havasına kapılmasın, icma-i ümmetin ana caddesinden ayrılmasın diye; birbirimize sahip çıkmak ve konuştuğumuz konulardaki araştırma ve anlayışlarımı sizinle paylaşmak ve yeni bakış açıları kazanmana yardımcı olmak için bunları yazdım.
Daha önceki notlarımla ilgili tek itiraz noktası bulduğunuz: " Rahmetli Mürşidimin ruhaniyetinin bir güvercin suretinde ziyaretimize gelmesi" olayına cevap olarak ta; biraz iğneleyici bir latife aktarayım:
Bursa'da bir arkadaşım anlatmıştı: "Süleymancı bilinen Ve Erbakan Hoca'yı ölçüsüzce tenkit eden bir tanıdığımı "gel gözümle gör, kulağınla dinle" diyerek Hoca'nın konferansına götürdüm. Hoca, sözlerini Necip Fazıl'ın şu sözleriyle bitirdi:
"Ey kahpe rüzgâr, artık ne yandan esersen es!"
Çıkarken adama, Hoca'yı nasıl bulduğunu sordum.Cevabı ilginçti: Bu Zattan hayır gelmez.Allah'ın rüzgarına kahpe dedi…!
Şaka bir yana, gelelim konunun aslına… Rahmetullah Hacı Haydar Baba Hz.leri vefatına yakın bir sohbetinde "Alayi illiyyindeki ruhların, ölümle bedenlerinden ayrıldıktan sonra, güvercin gibi kuşlar sıfatında; dünyadaki dostlarını ziyaret edebileceğini" buyurmuştu. Vefatından birkaç ay sonra, gerçekten bir güvercin, arka arkaya üç sefer, dış kapıdan salona girip, başıma kondu ve bir müddet bekledi… Bizim Hanım da bu olaya canlı şahittir. Oysa bildiğiniz gibi; bizim yörelerde ve hele kırsal bölgelerde, güvercinler yabanidir. Ve ta salona kadar girmesi ve insanın başına konup beklemesi ve bunu defalarca tekrar etmesi; alışılmış değildir ve hayret vericidir. Allah aşkına, bunun tenasühle ne alakası var? Ve bu olayı Sen yaşasaydın nasıl yorumlardın?
Üstelik İbni Kesir "Şehitler diridirler" mealindeki Bakara:154 üncü ayetin tefsirinde şu hadisi nakleder: "Müminin ruhu cennet ağacına konmuş bir kuş gibidir. Ta ki Allah cesetleri dirilttiği gün, O da dönüp cesedine girecektir"[27]
[1] Bakara:2
[2] İbrahim:3
[3] Bakara:255
[4] Enbiya:28
[5] Yunus:3
[6] Zuhruf:86
[7] Necm:26
[8] Taha:109
[9] Bak: Buhari 1711-2056-nolu hadisler- Süneni Ebu Davut c.2-537, Süneni İbni Mace: 2-1443
[10] Örnek: İmamı Azam, Fıkhı Ekber-İbni Hacer-i Heysemi, Tercüme Ahmet Karadut Akçağ Yayınları Sh.300 ve bak: Fıkhı Ekber Arapça aslı Sh:39
[11] Zümer:44
[12] Nisa:139
[13] Münafikun:8
[14] Bakara:165
[15] Rum:54
[16] Tevbe:69
[17] Enfal:60
[18] Nisa:157-158
[19] Ali-İmran:55
[20] Maide:117
[21] En'am:60
[22] Zümer:42
[23] Nisa:159
[24] Zuhruf:61
[25] Ali-İmran:45-48
[26] Ali-İmran:59
[27] Çağrı Yayınları. Terc.Bekir Karlığ c.3 Sh:628

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…