YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69804e1308898
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 12397
Dün : 57744
Bu ay : 70141
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48773454
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Bu arada yaklaşık 150 yıldır uyuyan bir dev, Çin de siyaset ve ekonomide yavaş yavaş etkisini göstermeye başlamıştır. Japonya sadece endüstriyel ve ekonomik bir dev olarak ortaya çıkarken, Çin hem ekonomik hem politik ve hepsinden önemlisi de askeri bir güç olarak kendini belli ediyordu.

Bu makalede ekonomik, politik ve askeri bir dev haline gelen Çin'in önce sosyo-politik ve ekonomik yapısı incelenecek ve diğer devletlerle olan ilişkileri, jeopolitik konumu ve askeri gücü anlatılacaktır. Daha sonra da Çin ile Türkiye arasındaki ekonomik, politik ve askeri ilişkiler ve anlaşmalar incelenerek bu konularda, Çin'le işbirliğine gitmenin ülkemize yararlı olup olmayacağı değerlendirilecektir.

 

Çin Hakkında Genel Bilgiler

Resmi adı Çin Halk Cumhuriyeti (People's Republic of China) olup 1997 yılı itibarıyla nüfusu 1 milyar 220 milyon civarındadır. Ülkenin yüzölçümü 9.563.960 km2'dir. Nüfusun yıllık büyüme hızı % 093'tür. Ülke nüfusunun % 93.3'ü Çinli'dir ve geri kalan % 6.7'lik kısmı Zuanklar, Uygurlar, Huylar, Yiler, Tibetliler, Maoylar, Mançurlar, Mongollar, Buyiler, Koreliler ve diğer daha küçük milletler oluşturur.[1]

Din itibarıyla resmen ateist görünmelerine rağmen geleneksel olarak halkın çoğu Konfiçyuzim, Taoizm ve Budizm'in taraftarıdır. Bununla birlikte nüfusun % 3'ü Müslüman ve % 2'si ile Hıristiyan'dır.

Okuryazarlık oranı % 72'ün üstünde olup Çince'nin yanında Kantonezce, Wuca, Minbeyce, Minanca, Xiangca, Gaca, Uygurca ve diğer azınlık dilleri konuşulur.[2]

Devlet Komünist sistemle yönetilmekte olup, esas otorite Kominist Partinin en üst seviyesindeki 7 üyede toplanmıştır.

Teorik olarak devletin en önemli organı olan Milli Halklar Kongresi (National People's Cangress) genellikle Parti programını onaylamakla yetinmektedir. Bunun yerine ülkeyi Devlet Konseyi (State Council) yönetmektedir.

İdari açıdan ülke (Tayvan dahil) 23 eyalet ve 5 özerk bölgeye ayrılmıştır. Ayrıca 3 adet de merkeze direkt bağlı belediye bulunmaktadır.[3]

Hong Kong

Çin'in siyasi portresinde en önemli, olaylardan birisi de, şüphesiz, Hong Kong hadisesidir.

İngiltere idaresinde bulunan ve 99 yıllığına İngiltereye kiralanan Hong Kong 1 Temmuz 1997 tarihinde, anlaşmaları gereği Çin Halk Cumhuriyeti İdaresi altına geçmiştir.  Bu durum anavatanda çok büyük sevince sebep olmuş, Çinlilerin milliyetçilik gururlarını coşturmuştur.

Tayvan meselesine gelince: Tayvan, Çin'in güneydoğusundaki denizdedir. 1949 yılında Çin Halk Cumhuriyetinin kuruluş arifesinde, Çin'deki Guamindang (Milliyetçi Parti) yetkilileri Tayvan'a çekilip yerleşmişlerdir. 1950'de Kore savaşının patlak vermesiyle ABD'nin 7. Filosu Tayvan'a konuşlanmış ve Tayvan Çin'den ayrılmıştır. Ancak 1979'da ABD ile Çin arasında yapılan anlaşmaya göre ABD Çin'in bütünlüğünü ve Tayvan'ın Çin'in ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etmiştir.

Buna göre iki sistem bir arada olacaktır. Yani; tek Çin, iki sistem, Çin'de Komünist ve Tayvan'da Kapitalist sistem birlikte olacaklardı. Ancak Tayvan'a yüksek düzeyde özerklik verilecekti. Daha sonra da barış yolu ile ülkenin birleşmesi sağlanacaktı.[4] Çin'le diplomatik temasa geçecek devletler de Tayvan'la olan bütün diplomatik ve resmi temaslarını Halk Cumhuriyeti ile temasa geçebilirlerdi.

Hong Kong benzeri bir problem de Macao bölgesinde yaşanmıştır. 1557 yılından beri Macao'ya yerleşmeye başlayan Portekizliler 1887 yılında Qing Hanedanına zor kullanarak "Çin-Portekiz Pekin Anlaşması"nı imzalatmış ve bölgeyi idaresi altına almıştır. Çin Halk Cumhuriyeti ise sürekli olarak Portekiz hükümeti ile temasa girmiştir.  Nihayet, iki ülke arasında 1987'de imzalanan bir deklarasyon ile Portekiz hükümeti Macao'nun egemenliği 20 Aralık 1999'dan itibaren Çin Halk Cumhuriyetine devretmeye razı olmuştur.[5]

Çin'de iç karışıklıkların ve etnik isyanların önlenebilmesi için demokratikleşme adına önemli adımlar atılmalı, insan haklarına gereken önem verilmelidir. Hukuk fakültelerinin kurulması, avukatlık ve noterliğin serbest bırakılması gibi iyiye yönelik sinyaller varsa da bir din ve azınlık hakları konularında Pekin'den en ufak bir yeşil ışık yakılmamıştır. Ancak bilinmelidir ki; giderek demokratikleşme Çin'in peşini bırakmayacaktır. Ne bu konu, ne de bununla ilgili insan haklarından daha uzun süre kaçınılamaz. Çin'in gelecekte ilerlemesi ve büyük güç olarak ortaya çıkışı; yönetici Çinli seçkinler sınıfının, iktidarın bugünkü yöneticiler kuşağından deha genç bir ekibe devredilmesi ve ülkenin ekonomik ve siyasal sistemleri arasında büyüyen gerilimle başa çıkılması gibi birbiriyle ilgili iki sorunu nasıl maharetle halledeceğine bağlıdır.

Ekonomik Gelişim Seviyesi

Çin kara devletinin ekonomik yönü ile ilgili çok şey söylenebilir. Ülkenin iktisadi özellikleri, diğer birçok özelliğinde olduğu gibi, tarihi dinamiklere dayanmaktadır. Modern ötesi çağlardaki uygarlıklar arasında hiçbirisi Çin'den daha ileri görünmüyor, kendisini ondan daha üstün hissetmiyordu. M.Ö. 1200'lü yıllarda ülkede 500 işçi çalıştıran haddehaneler vardı.[6] 11.yüzyılın sonlarına gelindiğinde ise, Kuzey Çin'de muazzam bir demir sanayii yer alıyor ve burada esas olarak ordunun ve devletin kullanımı için yılda yaklaşık 125 bin tonluk üretim yapılıyordu. Yine bu yüzyılda mükemmel bir kanal sistemiyle birbirine ovalarda tarımla uğraşılıyordu. 16.yüzyıla kadar Çin, bazı teknolojilerde Avrupa'dan çok ilerideydi. 17.yüzyılda ülkede endüstrileşmenin şartlarının varlığından söz etmek mümkündü. Su ile çalışan ekonomik makineler, tüccarların elinde birikmiş bulunan büyük miktardaki sermaye, Çin'in dört bir yanında şubelerini açmış bulunan bankalar ve çok sayıda işçiyi istihdam eden fabrikalar mevcuttu. Bütün bunlara rağmen endüstri henüz yeteri kadar gelişebilmiş değildi. 19.asra gelindiğinde ise Çin kendisini, daha küçük ülkelerin yönlendirmesi altında buluvermişti.

Çin hemen herkese yetebilecek kadar büyük bir pazar izlenimi veriyordu. Bazen küçük ve bazen de başkenti ele geçirme gibi büyük çaplı zorlamalarla batılı ülkeler Çin'den bir takım tavizler koparmayı başardılar. Gümrük vergilerinin oranlarını diledikleri kadar düşük tutturdular. Bu sayede Çin sanayiinin rekabet edemeyeceği kadar düşük fiyatlarla Çin pazarına girdiler. Ancak ne var ki evdeki hesap çarşıya uymadı. Çin halkı sömürülemeyecek kadar yoksuldu, alım güçleri çok azdı. Bununla beraber Çin'deki yerli endüstriyi de tamamen batırdılar.

Her şeye rağmen Çin 20.yüzyıla girerken dünyanın tartışılmaz en büyük üreticisiydi. Fakat bu büyüklük sayısal bir büyüklüktü. Üretimin kalitesi zayıf ve teknolojisi eskiydi. Teknolojik geriliğin etkisi özellikle Çin-Japon savaşında kendisini acı bir şekilde hissettirmişti. Ülkedeki siyasi gelişmeler neticesinde 1949'a kadar hakim iktisadi yapı yerini Mao'nun ‘Büyük İleri hamle' denemelerine bıraktı. Uygulanan program Sovyet üretim modelinin kopyasıydı. Neticede durum daha kötüye gitmeye başladı. Ve iktidara Deng'in gelmesiyle Marksist vidaların gevşetilmesi yoluna gidildi. İlk büyük değişimler tarım sektöründe başladı. Daha sonra diğer sektörlere de yansıdı ve iktisadi hayat canlılık kazandı. 1980'li yıllar zarfında reel gelirlerin artması özellikle kırsal kesimde yaşayan 800 milyonluk nüfusun perişanlığına biraz çare olmuş, bebek ve çocuk ölümleri azalmış, tüketim seviyelerinde iyileşmeler sağlanmıştır.[7] Deng'li yıllar olarak tanımlanan 1978-1994 arası dönemde ülkenin ortalama reel ekonomik büyüme hızı % 9 oranında gerçekleşti. Aynı dönem içerisinde Çin'in milli hasılası iki katına çıkmış, Çin'in yurt dışı ticareti ise 1982'den beri yılda %15 artmıştı. 1987'de Çin'in ihraç malları %15 artmış ve yurt dışı ticareti 80 milyar dolara çıkarak 1978'deki seviyesinin dört katını bulmuştu. Teknolojik gelişimini ise özellikle silah satışlarındaki artış yansıtıyordu. İran-Irak Savaşı yıllarında ivme kazanan silah satışlarıyla Çin 1986-1990 arası dönemde dünyada beşinci büyük ihracatçı konumuna gelmişti. Kısacası Çin, Zemin'in ifadesiyle dünyanın en büyük gelişen ülkesiydi.[8] Ülkenin muazzam gelişmesine adeta doping yapan diğer bir gelişme ise 1997 yılında Hong Kong'un Çin'e devriydi. Çin, Hong Kong'la birleşme sonrası ABD, Almanya ve Japonya'nın ardından 650 milyar dolar seviyesine ulaşan dış ticaret hacmiyle dünyada dördüncü sıraya gelmişti.[9] Açıkçası Hong Kong Çin için adeta yakalanan büyük bir balık niteliğindeydi. Buna ek olarak ülke 1995'te GATT'a katılarak WTO'nun kurucu üyeleri arasında yer aldı.[10] Bu gelişmelerin ifade ettiği mana, karşılıklı bağımlılığa dayanan küresel ekonomiyle Çin'in gittikçe bütünleşmesi ve entegre olmasıydı.

Sarı Okyanus'un bu muazzam gelişmesinin arka planında özellikle Deng'in ekonomik reformları yatmaktaydı. Ayrıca ucuz ve disiplinli işgücü, siyasi olarak istikrarlı rejimin varlığı, buna bağlı olarak çok uluslu şirketlerin bu ülkeye yönelmesi gelişmenin diğer nedenleriydi.

Çin ile ABD arasındaki ticari ilişkilere göz atarsak şu manzarayla karşılaşırız: Çin halen ABD'nin ‘en fazla müsaadeye mahzar ülke' statüsünü tanıdığı ülkelerden biridir ve yönetim kendi firmalarını Çin'de yatırım yapma konusunda teşvik etmektedir. Bu teşviğin temelinde ise siyasi menfaatler yatmaktadır. Çin, 1995 yılı verilerine göre ABD'nin beşinci büyük ticari ortağıydı. Aynı yıl Çin, ABD'nin oyuncak ithalinin % 51'ini, ayakkabı ithalatının % 48'ini ve radyo ithalatının da % 24'ünü karşılıyordu.

Atılan büyük adımlara rağmen Çin ekonomisinin en büyük sektörü tarımdır ve belki de nüfusun % 80'i tarımsal üretimle ya da buna ilişkin faaliyetlerle uğraşmaktadır. Çin sanayisinin büyük kısmı ise, mülkiyeti devlete ait olan şirketlerden ibarettir. Fakat bu işletmelerde bazı sorunlar yaşanmaktadır. Tianmen olayları sonrasında kamu sektörü % 3 oranında büyüme göstermişti. Oysa aynı dönemde özel şirketlerin büyüme oranı % 57,7'ydi. Bununla beraber Çin Hükümeti,  kamu sektörünün olumsuz yönlerini düzeltmek için 1997 yılı sonlarına doğru birtakım özelleştirme tedbirleri alma ihtiyacı hissetmiştir.

Ekonomist Rohwer'in yaptığı tahminlere göre, eğer Çin, aynı büyüme hızını devam ettirirse, 2025 yılında dünyanın en büyük ekonomisine sahip olacaktır. Çin ekonomisinin hacmi ABD'nin 1.5 katı; ABD, Batı Avrupa ve Japonya'nın ekonomileri toplam hacminin ise yaklaşık % 75-80'ine ulaşacaktır. Bu ise dünya ekonomisinde, iş hayatında ve finansal düzeninde radikal değişikliklerin olacağı manasına gelir.   

ÇİN'in Askeri Gücü

Asker sayısı itibarıyla Çin, halen dünyanın en kalabalık ordusuna sahip ülkesi konumundadır. Çin Halk Kurtuluş Ordusu 1996 yılı kayıtlarına göre 2.9 milyonu aktif, 1,2 milyonu da rezerv olmak üzere toplam 4,1 milyon personele sahip bulunmaktadır. Ancak aktif ordu personeli sayısında değişiklikler olmaktadır. Bazı kaynaklara göre bu sayı 3 milyon civarındadır. Asker toplam sayısı içerisinde Çin Kara Kuvvetleri 2,3 milyon Hava Kuvvetleri 470 bin ve Deniz Kuvvetleri de 260 bin personele sahiptir.

Asker sayısının fazlalığına rağmen Halk Kurtuluş Ordusu gerek teçhizat ve gerek eğitim seviyesi açısından zafiyetleri olan bir ordudur. Aslında bu da onun meydan okuyuşunu zaafa uğratmaktadır. Çin Kara Kuvvetlerinin elinde halen 10 bin civarında tank bulunmaktadır.[11]  Hava Kuvvetlerinin elindeyse 420 orta ve hafif bombardıman uçağı mevcuttur. Ancak bu uçakların çoğu 20 yaşın üzerindedir. Bombardıman uçaklarının en az kırk tanesi nükleer bomba taşıma kapasitesine sahiptir. Çin yine 1996 yılı verilerine göre 17 kıtalar arası ve 70 adet de orta menzilli balistik füzeyi haizdir. Hava Kuvvetlerinin diğer bir avantajı ise havadan erken ihbar uçağına sahip olmasıdır. Deniz Kuvvetleri 44 denizaltı ve 50 destroyer ile firkateynden oluşmaktadır. Fakat bu gemilerin de teknolojik olarak geri olduğu söylenebilir.

Bazı strateji uzmanların göre Çin korkunç bir güç olarak ortaya çıkmaktadır. Zira Çin savunma harcamaları 1986 ile 1994 yılları arasında % 159 oranında artmıştır. Üstelik gerçek savunma harcamaları hakkında kesin bilgilere de ulaşmak imkânsızıdır. Çin'in ortalama yıllık savunma harcamalarının 30-40 milyar dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir.

Ülkenin nükleer kapasitesi ise hiç de azımsanmayacak bir seviyededir. Yaklaşık 300 kadar nükleer bomba başlığına ve dış ülkelere satabilecek kadar nükleer bilgi paketine sahip durumdadır. Bu alanda dünyanın üçüncü büyük nükleer gücüdür. Ülkede halen 15 adet nükleer reaktör bulunmakta olup 2004 yılına kadar da 10 tane daha inşa edilmesi planlanmaktadır. 2050'li yıllarda Çin'in dünyanın en büyük nükleer enerji sistemine sahip olması beklenmektedir. Nükleer reaktör kapasitesinin artması Çin'in nükleer silah kapasitesini de doğrudan doğruya katlamaktadır. Ülkenin nükleer silah denemeleri 1997 yılına kadar devam etmekteydi. Çin, 1996 yılı Haziran ayında 20 ila 80 kton arasında şiddeti değişen nükleer denemeler yapılmış ve Çin dışişleri sözcüsü tarafından dünyaya duyurulmuştu. Ancak enteresandır 1997 yılı Mayıs ayında Çin, Fransa ile ortak yayınladığı deklarasyonda nükleer silah denelerinin yasaklanmasını istemekteydi.  Bu isteğin arka planında belki de ülkenin nükleer silah programını tamamladığı gerçeği yatmaktaydı.

Eldeki veri ve gözlemlerden çıkan sonuç, Çin'in bu yüzyılın sonunda ABD'den sonra dünyanın ikinci veya üçüncü büyük askeri gücü olacağıdır. Sadece bu bile onu baş aktörlerden biri yapmaya yeterlidir.

Çin'in Jeopolitik Önemi Ve Stratejik Konumu

Asya kıtası günümüzde dünyanın son zamanlarda uyanmış ve yükselen kitlesel milliyetçiliklerin yoğunlaştığı çok büyük bir mekandır. Bunlar kitle iletişim araçlarına aniden girişle körüklenip, büyüyen ekonomik refahın yarattığı toplumsal beklentileri yaygınlaştırarak ve de toplumsal zenginlikteki oransızlıkları arttırarak hiperaktif hale getirilmiş ve hem nüfus, hem de kentleşmede patlayan artış da siyasal seferberliğe daha duyarlı hale getirilmişlerdir. Bu durum Asya'nın silahlanma derecesiyle daha da etkili bir duruma getirilmiştir.

Bütün bu milliyetçilik hareketlerinden Çin'in de büyük oranda etkilenmemesi mümkün değildir. Çin'in en çok başını ağrıtan nokta Sincan, Uygur,  Özerk Bölgesi'dir. Çin verilerine göre burada 7.2 milyon Uygur Türkü yaşamaktadır. Ayrıca 500 bin kadar Uygur da Çin'in komşuları olan ve sınır anlaşmasına imza koyan Kazakistan, Kırgızistan ve Tacikistan'a dağılmış durumdadır. Bununla birlikte, Sincan'da Uygurlar yanında 1 milyonu aşkın Kazak, 500 bin kadar da Kırgız yaşamaktadır. Sincan'daki Uygurlar, öteden beri, kendi anayurtlarında Çin boyundurluğu altında yaşadıklarını; ulusal kültür ve kimliklerinin inkar ve asimile edildiğini, Çin hükümetinin bölgeye sistemli olarak Çinli nüfus yerleştirdiğini söylüyorlar. Sincan'da bu nedenlerle sık sık büyük olaylar, karışıklıklar çıkmış Çin idaresine karşı başkaldırılar olmuştur. Bunun en son örneği Şubat 1997'de yaşanmış, birçok insan idam edilmiş ve binlercesi de tutuklanmıştır.

Çin'in komşu ülkelerde de bazı problemleri vardır. Bunlar Rusya-Çin, Çin-Vietnam, Çin-Hindistan ve Çin Endenozya arasındaki ülkesel- etnik çatışmalardır.

Bölgedeki güç dağılımı da dengesizdir. Nükleer silah deposu ve büyük silahlı kuvvetleriyle Çin açıkça bölgedeki belirleyici askeri güçtür. Çin deniz kuvvetleri Şimdiden "açık denizde etkin savunma" stratejik etkin doktrinini benimsemiştir; gelecek 154 yıl içinde Tayvan Boğazı ile Güney Çin Denizini kastederek "birinci adalar zinciri içindeki denizlerin etkili kontrolü" için okyanusa çıkma kapasitesini elde etmeyi hedeflemektir.

Bütün bu anlatılanların sonucunda rahatça ifade edilebilir ki; Çin, yükselen ve potansiyel olarak belirleyici bir güç pozisyonundadır. Bu gücünü önümüzdeki on yıllarda da arttırarak devam ettirecektir.

Türkiye İle Çin Arasındaki İlişkiler

1- Ekonomik Ve Siyasi İlişkiler

Çin Halk Cumhuriyeti ile Türkiye Cumhuriyeti arasında diplomatik ilişkilerin kurulduğu 1971 yılından bu yana karşılıklı dostluk ilişkileri ve işbirliği sürekli olarak gelişmekte; siyasi, ekonomik, askeri, kültürel ve diğer alanlardaki temaslar günden güne artmaktadır. İki ülkenin devlet başkanları, başbakanları, meclis başkanları ve genelkurmay başkanları gibi yüksek düzeydeki yöneticileri arasında karşılıklı ziyaretler başarıyla yapılmış bulunmaktadır. İki ülke arasındaki yıllık ticaret hacmi 600 milyondan fazla Amerikan dolarına ulaşmıştır. Bu temaslar, iki ülke arasındaki karşılıklı anlayışın arttırılmasına, işbirliğinin sağlamlaştırılmasına ve dostluğun pekiştirilmesine çok yararlıdır.[12]

Sincan ve Tayvan gibi can alıcı konularda Türk Hükümeti defalarca Çin'in egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygılı olduğunu belirtmiş ve ‘tek bir Çin' politikasına saygılı olduğunu hatırlatmıştır.

Çin Halk Cumhuriyeti'ni 5 Ağustos 1971'de tanıdıktan sonra Türkiye, Tayvan ile diplomatik ilişkilerini kesmiştir. Ancak Tayvan ile, diğer ülkelerin de yaptığı gibi ekonomik, ticari ve kültürel ilişkiler, resmi düzeye intikal ettirilmeden, genelde özel sektör kuruluşları aracılığıyla yürütülmektedir.

Tayvan'ın Ankara'da ‘TAİPEİ Ekonomik Ve Kültürel Ofisi' adı altında bir bürosu bulunmakta, İstanbul'da ise ‘Far East Trade Center' adlı bir ticaret birimi faaliyet göstermektedir.

Tayvan Dış Ticareti Geliştirme Kurumu ile yapılan anlaşma sonucu, 20 Kasım 1993'ten itibaren Türkiye'de de TAİPEİ'de bir ticaret ofisi açmıştır. Ofis, ticari görevinin yanı sıra vize ve bazı konsolosluk işlerini yürütmektedir.

ÇHC'nin, Tayvan ile ilişkilerimiz konusundaki hassasiyetinin bilincinde olup Tayvan'ın Ankara'daki Ofisi, zaman zaman ticari amacın ötesine geçerek, uzun vadeli siyasi tanınmaya yönelik teşebbüslerde bulunmakta ise de bunlar Dış İşleri bakanlığınca önlenmektedir.

Çin Halk Cumhuriyeti'nin özellikle hassasiyet gösterdiği diğer bir konu ise, Türkiye'deki Doğu Türkistan Vakfı ve Doğu Türkistan Göçmen Derneklerinin Çin'i hedef alan eylem ve faaliyetleridir.

Anılan kuruluşların faaliyetlerinin T.C. yasaları çerçevesinde yürütülmesi ve Çin Halk Cumhuriyeti'ni rencide edici boyutlara ulaşmaması için Türkiye tarafından gerekli gayret gösterilmektedir. Ancak, Şubat 1997 Sincan olaylarından sonra bir grup Sincan taraftarının İstanbul Çin Konsolosluğu önünde gösteri yapıp Çin bayrağını yakmaları iki ülke ilişkilerini az da olsa gerginleştirmiş; Çin, Türkiye'yi kınayan bir nota göndermişti.[13]

Çin Halk Cumhuriyeti Kıbrıs meselesinin görüşmeler yoluyla çözülmesinin gerekli olduğunu belirtmekte ancak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin tanınması konusunda gözle görülür bir adım atmamıştır. Bununla birlikte Çin'in Güney Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'nde mukim büyükelçisi zaman zaman Kuzey Kıbrıs Rum Cumhuriyeti'ne geçerek, Cumhurbaşkanı Denktaş ile temaslarda bulunmaktadır.

2- Çin Ve Türkiye Arasındaki Askeri İlişkiler

Türkiye ile Çin Hak Cumhuriyeti arasında zaman zaman üst düzey askeri ziyaretler gerçekleştirilmiştir. ÇHC ile son yıllarda artan ilişkilere paralel olarak, 22 Mayıs 1998 tarihinde bir askeri eğitim işbirliği anlaşması taslak metni, Pekin askeri ataşeliği vasıtasıyla ÇHC makamlarına iletilmiş olup, ÇHC tarafının konuya ilişkin görüş ve talepleri beklenmektedir.

Ekim 1985'de, Çin Cumhuriyeti Genelkurmay başkanı Org.Yang Dezgi'nin Türkiye'yi; Kasım 1986'da ise Genelkurmay Başkanı Org.Necdet Üruğ'un Çin Halk Genel Kurmay Başkanı Org. Necdet Ürug'un Kasım 1986'da Çin Halk Cumhuriyeti'nin ziyaretlerini müteakip verdikleri direktif doğrultusunda;

 Kasım 1992'de Türkiye'yi ziyaret eden Çin Halk Cumhuriyeti savunma bakanı Org. Qin Jivei ve beraberindeki askeri heyet ile yapılan görüşmelerde; iki ülke arasında hem savunma sanayi ve hem de askeri eğitim işbirliği faaliyetlerinin geliştirilmesi için, taraflar arasında bir çalışma grubu oluşturulması ve aşağıdaki hususlarda işbirliği yapılabileceği değerlendirilmiştir.

1- Askeri elektronik alanında AR-GE faaliyetlerinde işbirliği yapılabileceği,

2- Makine Kimya Endüstrisi Kurumu (MKEK) ürünlerinin Çin Halk Cumhuriyetine satışı ve MKEK ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin en büyük savunma endüstrisi (silah, mühimmat, tank üretimi ve modernizasyonu) kuruluşu olan "NORİNCO" firmalarının işbirliğinde bulunabileceği,

3- Türk Deniz Kuvvetleri'nin küçük ve büyük tip çıkarma gemisi inşa imkân ve kabiliyetleri ile Çin Halk Cumhuriyeti'nin denizcilik alanındaki geniş imkân ve kabiliyetlerinden yararlanılabileceği.

Nisan 1993'de Genelkurmay başkanı Org. Doğan GÜREŞ ve MSB. Nevzat AYAZ'ın Çin Halk Cumhuriyeti'ni ziyaretleri sırasında yapılan görüşmelerde; iki ülke arasında teknik heyet ziyaretlerinin başlatılması ve muhtemel işbirliği alanlarının tespit edilmesi konusunda mutabık kalınmış ve bir tutanak imzalanmıştır.

Çin HV.K.K. Org. Yu Zhen Wu, Hv.K.K.nın resmi konuğu olarak mayıs 1996'da Türkiye'yi ziyareti sırasında, 23 Mayıs 1996 Günü Gnkur.Bşk.Org. İsmail H.Karadayı'yı ziyaret etmiştir.

Bu karşılıklı ziyaretler sürekli olarak devam etmiş ve her iki ülkenin harp akademileri arasında öğrenci mübadelesine hazır olunduğu bildirilmiştir. Buna göre Çin Halk Cumhuriyeti Milli Savunma Üniversitesine 15 Eylül – 18 Aralık 1998 tarihlerinde bir kurmay subay gönderilmiş, 1999 yılı için aynı kursa bir kurmay subayın gönderilmesi planlanmıştır.

Her iki ülke arasında karşılıklı savunma allaşmaları da mevcuttur. Irak, İran ve Suriye'nin elindeki uzun menzilli füzelerin potansiyel tehlikesine karşı Türkiye, Çin'le karadan karaya 80 km menzilli füze üretimi için anlaşmış bulunmaktadır. Bu anlaşma dönemin Savunma Bakanlığı Müsteşarı Korgeneral Tuncer Kılınç'ın   29-30 Mayıs 1997 tarihleri arasında Çin'i ziyareti esnasında 23 Mayıs 1997 tarihinde imzalanmıştır.              15 Temmuz 1997‘de Bakanlar Kurulunca onaylanan bu anlaşma gizlilik nedeniyle Resmi Gazete'de yayımlanmadan yürürlüğe girmiştir. Bu anlaşma çerçevesinde iki ülke arasında özel işbirliği projeleri yürütülmektedir.

SONUÇ

Bu makalede Çin Halk Cumhuriyetinin gücü; ekonomik, politik, jeo-stratejik konumu ve askeri yapısı itibarıyla değerlendirilmiştir. Buna göre Çin;  nüfus, askeri güç, ekonomi ve doğal kaynaklar açısından iyimser bir tablo çizmekte ancak bazı etnik milliyetçilik problemleri gibi iç politikayı ve istikrarı zaafa uğratabilecek yönlerden karamsar bir durum sergilemektedir. Etnik gruplara daha fazla demokratik bir ortam sunulup özerklikleri genişletmezse iç politikadaki istikrarsızlık dış politikayı da etkileyebilecektir.

Hızla küreselleşen, bilgiye bir anda ulaşılabilen bir dünyada artık Çin'in kendi halkını diğer ülke halklarından soyutlandırarak mevcut siyasi sistemi koruması mümkün değildir. Gelişen bilgi teknolojileri sayesinde insanlar, özellikle üniversite çevreleri ve diğer entelektüeller bundan böyle dış dünyayı yakından gözlemleyip, özgürlük ve demokratikleşme hareketlerini yakından takip edip, kendilerine daha önceleri kötülenen ülke insanlarının ne derece hür olduklarını kavrayabilmektedirler. Çin, bu durumu göz ardı edemeyecek ve halkların özgürlüğü ve demokratikleşme yolunda önemli adımlar atmak zorunda kalacaktır.

Çin'in dünyanın en hızlı kalkınan ülkelerinden biri olduğu, uluslararası politikada sözünün geçerliliği ve savunma sanayinin büyüklüğü dikkate alındığında, ülkemizin bu ülke ile ilişkilerini geliştirmede önemli milli çıkarları olduğu bilinmelidir. Bu ilişkilerin geliştirilmesinde ekonomik ve siyasi işbirliğinin yanında "Askeri boyut" da ihmal edilmemelidir ve önümüze çıkan fırsatlar değerlendirilmelidir.

Ayrıca Çin'in en hassas yumuşak bir karnı olduğu bilinen Doğu Türkistan meselesinde de Türkiye elinden gelen siyasi beceriyi kullanmalı, şartları Doğu Türkistan ve Türkiye yararına yönlendirmesini bilmelidir.

Çin'deki işgücü ve hammadde maliyeti diğer birçok ülkeye nazaran çok daha ucuzdur. Ayrıca, savunma sanayi işbirliği faaliyetlerinde maliyet önemli bir faktördür. Buna göre, Çin Halk Cumhuriyeti'nden, diğer sanayileşmiş ülkelere göre daha ekonomik şartlarda, savunma sanayiine ilişkin her türlü teknolojinin herhangi bir kısıtlamaya tabi olmadan transfer edilebileceği ve işbirliği yapılabileceği değerlendirilmelidir.[14]

Bütün bunlar yetmiyormuş gibi, siyonis ve saldırgan ABD Çin-Japon gerginliğini tırmandırıyor!

Japon hükümetinin Çin ve Güney Kore tarafından protesto edilen yeni tarih kitabının liselerde okutulmasına izin vermesine tepki gösteren Pekin, Tokyo yönetimini uyardı. Çin, Japonya'nın tartışmalı bölge Doğu Çin Denizi'nde gaz şirketlerine petrol ve doğalgaz aranması için izin vermesinin provokasyon olacağını bildirdi.

Çin, Japonya'nın tartışmalı bölge Doğu Çin Denizi'nde gaz şirketlerine petrol ve doğalgaz aranması için izin vermesinin provokasyon olacağını bildirdi.

Çin Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Kin Gang, resmi haber ajansı Şinhua'ya yaptığı açıklamada, Tokyo yönetiminin bu yönde alacağı kararın Çin'in haklarına ve uluslararası normlara yönelik ciddi bir provokasyon olacağını belirtti.

Kin, Pekin yönetiminin Japonya'yı protesto ettiğini ve daha ileri adımlar atma hakkını saklı tuttuğunu söyledi. Kin, Pekin'in sorunların görüşmeler yoluyla çözülmesini arzu ettiğini, Tokyo'nun bu bölgede sınır belirlemesini asla kabul etmeyeceklerini kaydetti.

Japonya Dışişleri ve Ticaret Bakanlığı yetkilileri, şirketlerin Doğu Çin Denizi'nde petrol ve doğalgaz aranmasıyla ilgili başvurularının değerlendirilmesine bugün başlanacağını bildirmişti.

Japonya'nın petrol ve doğalgaz aranmasına izin vermesi durumunda, Çin'in de Tokyo yönetiminin BM Güvenlik Konseyi'ne daimi üye olmasına yönelik girişimini engelleyebileceği bildiriliyor.

Japonya Başbakanı Yuniçiro Koizumi, alacakları kararın Tokyo ile Pekin arasında düşmanlık yaratacağını düşünmediğini söylemişti.

Çinli korsanlar, resmi Japon sitelerini bombardıman etti

Japonya'da bazı resmi internet sitelerinin Çinli korsanların saldırısına uğradığı bildirildi. Japon medyasına göre, Çinlilere ait bir internet sitesinde, Japonya'nın emniyet ve savunma sitelerinin hizmet sağlayıcılarının felç edilmesi için çağrıda bulunuldu.

Bir emniyet sözcüsü, "siber" saldırıyı doğruladı ve "Durumu araştırıyoruz. İnternet sitemize devasa boyutlarda bir taarruzdan söz edilebilir" dedi, ancak saldırının nerden geldiğini belirtmedi. Savunma Bakanlığı da, dün akşamdan bu yana internet sitesine girmekte sıkıntı yaşandığını açıkladı.

Çin ve Güney Kore'deki Japon aleyhtarı hareketler, son zamanlarda internette sık sık "hacker"lık yapıyorlar. Geçenlerde de Japonya Dışişleri Bakanlığı'nın internet sitesi saldırıya uğramıştı.[15]


[1] Oin Shi,Çin, New Star Publishers 1995, s.24

[2] Ibid., s.25-26.

[3] Military Techonlogy, 1998-1999 Almanac, s.262

[4] Oin Shi, a.g.e., s.15.

[5] Ibid.,  s.14.

[6] Paul Harrison,  Inside The Third World, Penguin Books, Londra 1987, s.205.

[7] Paul Kennedy, Yirmi Birinci Yüzyıla Hazırlanırken, (Çev: Fikret Özcan, TİB Yaınları), Ankara 1995, s.213.

[8] Russel Watson, ‘Storm Warnings', Asia Newsweek, S.15, 1995

[9] Süleyman Taygar, ‘Hong Kong İstanbul'a  Göz Kırpıyor, Aksiyon , S.121, 1997.

[10] Rıdvan Karluk, Uluslararası Ekonomik Kuruluşlar, Tütünbank Yayınları, İstanbul 1996, s.40.

[11] Cumhuriyet : 22.07.1997.

[12] Wu Keming, ‘Çok Eskilere Dayanan Çin-Türk Dostluğu', Cumhuriyet Gazetesi, 04.08.1996.

[13] Milliyet, ‘Uygurlara Yıldırım İnfazı",  13.02. 1997.

[14] Kaynak: Kemal Özden,  Çin'in Yeniden Yükselişi: Jeo-stratejik Önemi, Politik Ve Askeri Gücü Ve Türkiye İle Olan İlişkileri, Avrasya Etüdleri, Sayı 19, İlkbahar-Yaz, 2001, s. 93-118.

[15] Milli Gazete / 15 04 2005 /

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Nail KIZILKAN

Nail KIZILKAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...