Filistin'e Destek Konferansına Türkiye Hariç Herkes Katıldı
AKP İsrail'in yanında yer alıyor!
Venezuela'dan Endonezya'ya kadar birçok ülkenin Meclis Başkanları parlamenterler ve sivil toplum kuruluşlarının katıldığı Uluslar arası Filistin Konferansı'na Türkiye'den kimse katılmadı. Konferansa Türkiye'den hiçbir resmi temsilcinin gitmemesi, "AKP Hükümeti dost ve kardeş Filistin halkı yerine ABD ve İsrail'in yanında yer alıyor" şeklinde değerlendirildi. Türkiye'den Meclis Başkanı ve Filistin sorunuyla ilgilenen parlamenterlerin davet edilmelerine rağmen katılamaması, "Ankara tercihini belli etti" yorumlarına neden oldu.
Filistin'de soykırım sürüyor
İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecat, İsrail'i kurumuş çürük bir ağaca benzeterek, "bu ağaç bir fırtınayla devrilecek. İsrail, yok olmaya gidiyor" dedi. İsrail'in bölgede kalıcı bir tehdidin var olması için kurulduğunu kaydeden Ahmedinecat, İsrail'in iddia ettiği soykırımda ciddi kuşkular bulunduğunu, ancak 60 yıldan fazladır Filistin'de soykırım yaşandığını kaydetti. Konferansta konuşan İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de, İsrail'de meşhur devlet teröristlerinin ard arda iktidara geldiğini söyledi.
İsrail'e peşkeş çekilecek mayınlı arazilerin altında servet yatıyor!
Mayınlı sınır bölgesinde petrol bulundu
Türkiye'de ilk olarak gündeme getirdiğimiz, mayınlı arazilerin temizlenmesi ihalesinin ardındaki gerçek ortaya çıktı. AKP Hükümeti'nin gizli saklı tutarak mayınlardan temizlenmesi ve tarım arazisi olarak kullanılması için 49 yıllığına kiraya vermek üzere ihaleye açtığı Suriye sınırındaki mayınlı araziden petrol çıkması, bölge ile ilgili endişeleri haklı çıkardı. Israrla İsrail firmalarının almak istediği araziler için açılan ihaleler bir süreliğine ertelenmişti.
Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) Suriye sınırında açılan üç kuyuda petrol bulunduğunu açıklaması bütün gözleri bölgedeki araziye çevirdi. Eskiden beri bölgenin petrol yatakları ile dolu olduğu söylentileri gerçeğe dönüştü. Yıllarca üzerinde hiçbir çalışma yapılmayan ve tamamiyle Türkiye ekonomisini ayağa kaldıracak petrol yatakları ile dolu olan arazilerin mayın temizleme bahanesi ile Türk firmaların es geçilip yabancı firmalara da ihaleye açılması akıllara pek çok soruyu da beraberinde getirmişti. Özellikle bu bölgenin 49 yıllığına hem mayın temizleme hem de organik tarıma açılmak üzere kiraya verilmesi için ihale açılması üzerine 3 tane İsrailli firmanın da bu ihaleye katılması endişelere neden olmuştu.
Verimli topraklar servet de barındırıyormuş Yıllardan beri İsrail'in nasıl yayılmacı politika izlediği tüm dünya tarafından bilinirken, Türkiye'de AKP hükümetinin üstelik sınır olan bir araziyi 49 yıllığına mayın temizleme ve organik tarım yapmak üzere kiraya açması pek çok tepkileri de beraberinde getirdi. Şimdilik ihalelerin ertelendiği bir süreç içerisinde bölgenin verimli topraklardan oluşması bir yana, petrol yataklarını barındırması dergimizin ortaya koyduğu endişenin de ne kadar haklı olduğunu gündeme getirdi. |
519 km mayınlı arazi
Türkiye, Ottowa Anlaşması olarak bilinen Mayın Yasaklama Antlaşması'na 3 yıl önce imza atmıştı. Suriye ve Irak sınırındaki 6 ilde mayın temizleme için yapılacak ihale ile araziyi 49 yıllığına kiralayacaktı. Türkiye 2003 yılında uluslararası mayın yasaklama anlaşmasına imza attıktan sonra stoklarındaki 2 milyon 973 bin 481 mayının 2008 yılına kadar imhasını, sınırlarda gömülü bulunan 920 bin 80 adet mayının ise 2014 yılma kadar temizlenmesi kabul etmişti. Türkiye-Suriye sınırında 615 bin 449 adet gömülü mayın 519 kilometre uzunluğu olan sınıra yayılmış durumda.
Saklanan sırrı Millî Gazete ortaya çıkarmıştı
Mayınların temizlenmesi ile ilgili süreci başlatan AKP hükümeti, buna ilişkin aldığı kararı gizli tutmuştu. Konuyu Bakanlar Kurulu gündemine taşıyan AKP hükümeti, 27/06/2005 tarihli ve 2005/9076 Sayılı Bakanlar Kurulu kararı ile, mayın temizliği için düğmeye basmıştı. Ancak alınan karar, kamuoyuna açıklanmadığı gibi Resmi Gazete'de de yayınlanmamıştı. Kararı kamuoyuna ilk olarak Millî Gazete duyurmuştu.[1]
AKP İktidarının savunması güldürüyor
ABD'ye destek için çıkartılan kararname AKP hükümetini zor durumda bıraktı. Kararname ile ilgili olarak dava açan vatandaşın iddialarına karşı yapılan savunmada üslerin yabancı devletlerin kullanımına açılmasının ‘milletlerarası nezaket kurallarının bir gerekliliği' olduğu öne sürüldü.
Mehmet Selçuk Angı adlı vatandaş örnek bir davranış sergileyerek, Türkiye'nin liman, havaalanı, üs ve tesislerinin, askeri malzeme, teçhizat ve personel nakli de dâhil olmak üzere lojistik destek maksadıyla yabancı devletler tarafından kullanılmasına 13 Haziran 2006 tarihine kadar izin veren 18 Nisan tarihli 2005/8712 sayılı Bakanlar Kurulu Kararnamesi'nin yürütmesinin durdurulması ve bu işlemin iptali için Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı'na başvurarak Başbakanlığa dava açtı.
Oy çokluğu ile reddediliyor!
Danıştay Onuncu Daire Başkanlığı da, Başbakanlığa bir yazı göndererek Başbakanlıktan savunmasını istedi. Başbakanlık tarafından Danıştay'a sunulan savunmada ise söz konusu kararnamenin ‘Milletlerarası nezaket kurallarının bir gerekliliği' olduğu belirtilerek Mehmet Selçuk Angı adlı vatandaşın yaptığı itirazın reddine karar verilmesi talebinde bulunuldu. Daha sonra Danıştay, Başbakanlığın savunmasını haklı bularak oy çokluğu ile Angı'nın itirazını reddetti.
Kararname kamuoyundan gizleniyor
Duyarlı vatandaş Angı, "Geçen yıldan beri medyada üslerimizin kanuna aykırı olarak yabancı ülkelere açılması ile ilgili çokça haber okuyordum. Bir vatandaş olarak açıkçası bundan son derece rahatsız oldum. Bunun üzerine ben de Danıştay'a bir dilekçe yazarak bu sürecin durdurulmasını talep ettim. AKP hükümeti tarafından çıkarılan ve bazı üslerin yabancı devletler tarafından kullanılmasına izin veren kararname, kamuoyundan neredeyse gizleniyordu. Hatta birçok parlamenterin bile sanırım gerçek anlamda kararnamenin içeriğinden haberi yoktu. Danıştay verdiğim dilekçe üzerine başbakanlıktan savunma istedi. Başbakanlığın savunmasından sonra Danıştay başbakanlığı haklı buldu. Bunun üzerine ben itiraz ettim. Daha sonra başbakanlık çıkarılan kararname ile yabancı devletlerin bazı üslerimizi kullanmasına izin vermeyi milletler arası nezaket kurallarının gerektirdiği hallerle ilgili olduğunu savundu" dedi.
Milletle alaya ediliyor
AKP hükümetinin milleti alaya alırcasına davranmasını içine sindiremediğini kaydeden Angı, "Özellikle de böyle meselelerin ‘milletler arası nezaket kurallarının gerekleri' ile açıklanması bana daha büyük bir alay gibi geliyor. İskenderun limanından cephane geçiyor. Üslerin bir başka ülkeye karşı kullanılmasına izin verilmesi nasıl olurda nezaket kurallarıyla açıklanabilir? Ama Danıştay itirazımı yine reddetti. Fakat Danıştay İdari Dava Kurulu'nda yer alan üyelerin 9'u beni haklı buldu ve üslerimizin başka ülkelerin askeri amaçları için kullanılmasına açılmasının ‘milletler arası nezaket kurallarıyla' açıklanamayacağını söylediler. Ama yine de oy çokluğu ile itirazım reddedilerek başbakanlık haklı bulundu" şeklinde konuştu.[2]
AKP'nin vakıflarla ilgili tasarısı birçok tehlikeyi içinde barındırıyor
AB istedi, Lozan deliniyor
AKP hükümetinin 9. AB Uyum Paketi içerisinde öncelikleri arasına aldığı Vakıflar Kanunu Tasarısı Türkiye'nin kuruluş sözleşmesini tehlikeye sokacak maddeler içeriyor. Tasarı, gayrimüslim azınlıklar için Lozan Antlaşması ile güvence altına alınan Cemaat Vakıfları'na pek çok ayrıcalıklar getirdiği gibi pek çok da haklar tanıyor. Tasarı bir zümreyi destekleyici nitelikte yani gayri Müslimler için vakıf kurulmasını öngörürken, Anadolu'da isimsiz veya müstear isimle hazineye geçmiş pek çok kilise ve gayri Müslim arazilerinin de tekrar gayri Müslimlere verilmesine imkân sağlıyor. Bu tasarının bu haliyle Türkiye'nin kuruluş sözleşmesini tartışmaya açacak bir nitelik taşıdığı ifade ediliyor.
Uzun süredir Avrupa Birliği'nin her fırsatta dile getirdiği ve her ilerleme raporuna aldığı Vakıflar Yasa Tasarısı cemaat vakıflarının hukuki statüsüne köklü değişiklikler getiriyor. Tasarının pek çok maddesi Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sözleşmesi ve güvenliğiyle, gerek Anayasa'daki yürütme ile ilgili maddelere aykırı oluşu, gerekse de Kanun yapma tekniği açısından önemli sorunlar içeriyor.
Azınlıklara pozitif ayrıcalıklar tanınıyor
Cemaat vakıflarının hukuki dayanağı Lozan Barış Antlaşması'nın "Azınlıkların Korunması" başlığı altında düzenleniyor. Bu çerçevede gayri Müslim azınlıkların hakları uluslar arası sözleşme ile teminat altına alınıyor. Bu durum, azınlık sayılmayan diğer vatandaşlar ile mukayese edildiğinde azınlık kabul edilen vatandaşlar açısından pozitif ayrıcalıklar getiriyor.
Anayasa'nın 10. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanarak; Türk Medeni kanunun 101. maddesinin üçüncü fıkrasında, Cumhuriyetin Anayasa ile belirlenen niteliklerine ve Anayasanın temel ilkelerine, hukuka, ahlâka, millî birliğe ve millî menfaatlere aykırı veya belli bir ırk ya da cemaat mensuplarını desteklemek amacıyla vakıf kurulamayacağı hüküm altına alınıyor. Anayasa'nın 10. maddesinin 3. fıkrasında; "Hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz" ifadesi yer alırken, tasarı cemaat vakıfları ayrımı yaparak birey yerine cemaati esas alıyor.
Mal edinmelerine kolaylık sağlanıyor
Cemaat vakfının istisnai olan hukuki statüsü ve vakıf esprisi birlikte dikkate alındığında; cemaat vakıflarının mal edinme haklarının da, azınlıkların Lozan'da belirlenen dinsel, hayri, sosyal ve eğitsel ihtiyaçlarını karşılamak şartı ile sınırlandırılması gerekiyor. Hâlbuki, son düzenlenen Vakıflar Yasa Tasarısı'nın 12. maddesinde "Vakıflar; mal edinebilirler, malları üzerinde her türlü tasarrufta bulunabilirler" şeklinde bir değişiklik yapılıyor. Bununla beraber, cemaat vakıflarındaki mal edinme rejimindeki sınırlamalar kaldırılıyor ve Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre kurulan vakıflarla eşdeğer statüye kavuşturuluyor. Cemaat vakfını doğuran ve onu istisnai bir hak konumuna getiren, oluşum sırasındaki koşul ve sınırlamalar göz ardı ediliyor.
Binlerce dönüm arazi gayri Müslimlere peşkeş çekiliyor
Ayrıca Vakıflar Kanunu tasarısının Geçici 9. maddesinde de ‘şimdiye kadar yasal sınırlamalar nedeniyle tapuda "nam-ı müstear" "nam-ı mevhum" olarak kayıtlı olan taşınmazlar ile evveliyatı vakıf olmakla birlikte yasalara uygun şekilde halen Vakıflar Genel Müdürlüğü yahut Hazineye intikal eden, halen vasiyet eden veya bağışlayan adına kayıtlı taşınmazların da Cemaat Vakıfları adına herhangi bir şart aranmaksızın tescili' öngörülüyor. Yani tapuda ne kadar müstear isme yahut Hz. İsa veya diğer din büyükleri adına kayıtlı taşınmaz varsa cemaat vakıfları adına tescili öngörülüyor. Anadolu toprakları üzerinde geçmişte binlerce kilise ve arazisi olduğu dikkate alındığında, bütün bu arazilerin gayri Müslim azınlıklarına verilmesi sözkonusu olacak.
Öte yandan bu taşınmazların ne sayısı ne de boyutu konusunda hiçbir ön çalışma yapılmadığı için ciddi anlamda bu yönde su istimallerin olacağı da daha şimdiden ortaya çıkmış durumda. Bu düzenlemenin hem uygulamada haksız talepleri tetikleyici, hem de hukuk düzenine olan güveni sarsıcı bir nitelik taşıdığına dair görüşler söz konusu.
Lozan tehlikeye giriyor
Bütün bu değişikliklerin bir sonraki adımda, doğrudan Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluş sözleşmesinin ve temel hukuk sisteminin yeniden tartışmaya açılmasını sağlayacak gelişmelere kapı aralayan bir nitelik taşıdığı, konu ile ilgili uzman kişilerin dile getirdiği bir husus. Düzenleme salt ihtiyaç ve bir hakkın kullanımından öte ülkenin bu gün ve gelecekteki güvenliğini de ilgilendiriyor. Bu nedenle, cemaat vakıfları ile ilgili yasal düzenlemenin yeniden Lozan Antlaşması'na ve halen yürürlükte olan 2762 sayılı Vakıflar Kanunu'ndaki hükümlere sadık kalınarak yapılması gerektiği vurgulanıyor.[3]
Milletin okulları ellerinden alınırken, azınlık okullarına yeni haklar getiriliyor
Ve intihara gidiliyor!
Meslek liseleri, İmam Hatipler ve Kur'ân Kurslarının önündeki engellerin kaldırılması için 3.5 yıldır ciddi bir adım atmayan AKP Hükümeti, TBMM'ye sevk ettiği AB uyum paketlerinin sonuncusunda yer alan değişiklikle yabancı ve azınlık okullarına yönelik yeni düzenlemelerde önemli haklar getiriyor. Daha önce üçüncü şahıslara devredilemeyen bu okulların arazi ve taşınmaz malları, yeni değişiklikle artık yabancı ve azınlık vakıfların mülkiyeti olabilecek. Ayrıca devlet tarafından bu okullara, öğrenci başına 1000 YTL'ye kadar yardım da yapılabilecek. Yeni değişikliklerde, bu okulların su, doğalgaz ve elektrik ücretlendirilmesi, resmî okullara uygulanan tarife üzerinden uygulanacak.
Avrupa Birliği'ne uyum paketlerinin 9.su içinde Meclis'e sevk edilen Özel Öğretim Kurumları Kanunu tasarısı, yabancılara ve azınlıklara ait özel okullar için yeni bir takım haklar getiriyor. Türk vatandaşlarının ve tüzel kişilerin açacağı özel öğretim kurumlarının yanı sıra milletlerarası ve azınlıklara ait özel öğretim kurumlarını da kapsayan düzenleme, özel öğretim kurumu açmaya izni verilmesi, kurumun nakli, devri, personel çalıştırılması, kurumlara yapılacak malî destek ve bu kurumların eğitim-öğretim, yönetim, denetim ve gözetimi ile yabancılar tarafından açılmış bulunan özel öğretim kurumlarının; eğitim-öğretim, yönetim, denetim, gözetim ve personel çalıştırılmasına ilişkin usul ve esaslarını düzenliyor.
Yabancıların özel öğretim kurumu açma, eğitim-öğretim faaliyetleri, personeli gibi konularda değişiklik öngörmeyen tasarıdaki, değişikliklerin başında yabancı ve azınlıkların okulların tarifi yapılıyor. Buna göre, Yabancı okullar için ‘Yabancılar tarafından açılmış özel okullar' Azınlık okulları ‘Rum, Ermeni ve Musevî azınlıklar tarafından kurulmuş, Lozan Antlaşması ile güvence altına alınmış ve kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti uyruklu öğrencilerin devam ettiği okul öncesi eğitim, ilköğretim ve orta öğretim özel okulları', Milletlerarası özel öğretim kurumları için ise ‘Yalnız yabancı uyruklu öğrencilerin devam edebilecekleri özel öğretim kurumları' olarak tanımlanıyor.
Yalnız yabancı uyruklu öğrencilerin devam edebilecekleri yüksek öğretim dışındaki milletlerarası özel öğretim kurumları eskiden olduğu gibi yine Bakanlar Kurulunun izniyle açılabilecek.
Bu kurumlarda, öğretim programları, eğitim-öğretim faaliyetleri ve diğer hususlarla ilgili işlemler kurum yönetimince hazırlanan ve Bakanlıkça onaylanan esaslara göre yürütülecek. Bu konularda Bakanlığın denetim hakkı saklıdır.
Yabancı okulların Bakanlar Kurulunun izni ile yeni arazi edinebilmesi ve kapasitelerinin en fazla beş misline kadar artırabilmesi tasarıda yer alırken, bu okulların üzerinde kuruldukları araziler genişletilmemek şartı ve Bakanlığın izni ile mevcut arazi üzerindeki bina, öğrenci ve donanım kapasitelernii en çok bir mislini geçmemek üzere artırabileceği veya yenileyebileceği belirtiliyor.
Tasarıda getirilen en önemli yeniliklelerden birisi de, yabancı okulların taşınmaz malları, kurucularının veya yetkililerinin önerisi ile Bakanlığa ya da kuruluş amaçları eğitim vermek olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanununa göre kurulan vakıflara devredilebilecek.
Azınlık okullarının özellik göstermesi gereken hususlarının yönetmelikle tespit edileceği belirtilen tasarıda, bu yönetmeliğin de ilgili ülkelerin bu konulardaki mevzuat ve uygulamalarının dikkate alınarak hazırlanacağı kaydediliyor. Bu okullarda, yalnız kendi azınlığına mensup Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının çocukları okuyabilecek.
Tasarıdaki bir başka yeni düzenleme de, mali yardımlarla ilgili. Azınlık okullarında öğrenim gören öğrencilere, her ders yılı için öğrenci başına belirlenen ücretlerin yarısını geçmemek üzere, azami 1.000 YTL tutarında Devlet yardımı yapılabilecek. Bu tutar, her yıl 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre belirlenen yeniden değerleme oranında artırılacak.
Yine okullarda okuyan öğrencilerin velileri tarafından okul ücretini karşılamak üzere alınan kredi faizinin yüzde 50'sini geçmemek üzere belirlenen kısmı da devletçe karşılanabilecek. Mali yardımlar her yıl MEB bütçesine bu amaçla konulacak ödenek esas alınarak Maliye Bakanlığı ve Bakanlığın müşterek önerisi üzerine Bakanlar Kurulunca belirlenecek.[4]
Washington'da bir örgüt! Çevik Bir'le AKP aynı mutfaktan besleniyor!
ATC ‘American-Turkish Council' (Amerikan-Türk Konseyi) adının kısaltılmışı. Yıllardır bu ad altında faaliyet gösteren ve her yıl iki tarafın önemli insanlarını Washington'da biraraya getiren bir örgüt bu. Başında bir zamanlar Ulusal Güvenlik Konseyi başkanlığı yapmış Brent Scowcroft bulunuyor örgütün. ATC savunma sanayii ve enerji alanlarında faaliyet gösteren firmaların desteğiyle ayakta duruyor…
28 Şubat'ın düdüğü bir ATC toplantısı sırasında çalınmıştı; Org. Çevik Bir'in Sincan'dan geçen tankları ‘balans ayarı' diye tanımlamasıyla… Aynı toplantıda Refahyol Hükümeti'nin bakanı olarak Abdullah Gül de bulunuyordu; herkesin dikkati siyasetçilerden çok askerler üzerinde yoğunlaşmıştı…
Şu yakınlarda iki darbe yedi ATC: İlki, 11 Eylül'den hemen sonra FBI'da ‘Türkçe mütercimi' olarak çalışmış Sibel Edmonds adlı Türk kızından geldi bu darbelerin… İkincisi de Amerikan yönetiminden; ATC'ye en büyük desteği verenlerden AIPAC adlı İsrail örgütü soruşturma geçiriyor ve Türk-İsrail ilişkilerden sorumlu iki AIPAC üyesi ‘casusluk' iddiasıyla yargılanıyor…
İsrail Lobisi olarak çalışan AIPAC'ın iki yetkilisi, Steve Rosen ile Keith Weissman, casusluk suçundan yargılanıyor. Larry Franklin adlı Pentagon çalışanı, bu ikiliye, İsrail'e göndermek üzere, çok mahrem dosyaları temin ediyormuş. Bir keresinde, Union İstasyonu'nda bir lokantada buluşmuşlar, oradan kalkıp bir başka lokantaya geçmişler, iyice boşalmış bir üçüncü lokantada günü tamamlamışlar; o arada Franklin dosyaları ikiliye teslim etmiş…
Rosen ile Weissman ATC çevrelerinin iyi tanıdığı, her toplantıya katılan insanlar; Türk-Amerikan ilişkilerini İsrail üzerinden kotarma görevi onların çünkü. İkilinin gözden düşmesi de ATC'nin façasını hayli bozmuş olmalı…[5]
Dedesi, İslam tarihi yazarı olarak tanınan, ama oğullarını ve kızlarını papaz ve haham okullarında okutan, nesepleri ve mezhepleri karışık AKP'nin akıl hocalarından Cüneyt Zapsu'nun Amerika'daki Yahudi Lobilerine aşağılık teklif ve tavsiyesi: (Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ı kastederek):
"Böyle fırsat elinize geçmez. Bu adamı süpürüp çöp deliğine atmak yerine, Onu kullanın!"
Başbakan Erdoğan'ın Baş Danışmanı Cüneyd Zapsu ve AKP'nin dış ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli, partisinin politikalarını anlatmak için Washington'da American Enterprise İnstitute'de önemli açıklamalar yapıyor. ABD'li yetkililerin Türk hükümetinin HAMAS ile görüşmesini yadırgadıklarını söylemeleri üzerine Zapsu, "HAMAS konusunda mesajınızı çok açık olarak aldık. Değişmeleri olasılığı varsa tabii ki teröristlerle görüşürüz" diyerek AKP'nin HAMAS'ı nasıl gördüğünü ifade ediyor. ABD'lilerin "Türkiye'ye güvenemeyeceğimizi anladık" demeleri üzerine Zapsu, "Bu yanlış anlamaları, yanlış yargıları aradan çıkarsak daha akıllıca olmaz mı? Bizim AKP hükümeti olarak ABD'ye ihtiyacımız var. Başbakanın gizli bir İslami gündemi yok. Bu adamdan yararlanmayı bilmelisiniz. Devirmeye çalışmak ve delikten aşağı süpürmek yerine onu kullanın" diye konuşuyor!. Evet, Bu güne kadar, her türlü kahpeliği gördük ama, "Ne olur, size hizmette, ülkemize hıyanette bizim gibisini bulamazsınız!." Diyenleri her halde tarih kaydetmemiştir. |
[1] Milli Gazete / 20.04.2006
[2] Milli Gazete / 16.04. 2006
[3] Milli Gazete / 15.04.2006
[4] Milli Gazete / 14.04.2006
[5] Taha Kıvanç / Yeni Şafak / 31.03.2006

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…