Erbakan Hoca'nın ve Milli Görüş camiasının kırk sene önce başlattığı uyarılara rağmen, yıllar boyu "Nurlu Süleyman, Mehdi Süleyman, İslamköylü Kahraman" diye Sn.Demirel'in peşinden koşan ve AP'nin gönüllü gençlik kolları gibi çalışan Nurcular, Süleymancılar, tarikatçılar ve Fetullahçılar, şimdi Demirel'in "Başını örtenler okumak istiyorlarsa Arabistan'a gitsin!." Sözleri üzerine, uyandılar..
Hayır, hayır, uyanmış gibi yapıp, Tayip Demirel'i savunuyorlar… Oysa, Demirel'in de, Tayibin de aynı Lobilerce kullanıldığını biliyorlar..
Bakınız, Zaman Gazetesinden Tamer Korkmaz neler yazıyor:
Morrison Süleyman! İlhan Selçuk, "sağcı" başbakanı Demirel'i de bir darbe ile alaşağı etmeyi planlayan kökten solcu 9 Mart 1971 Cuntası'nın önde gelen isimleri arasındaydı. 35 yıl sonra "Kurtar Bizi Baba" sınıfına taraftar olarak yazıldı. "Morrison Süleyman'ı Nasıl Sevdim?" demenin tam sırasıdır! Cumhuriyet Gazetesi'nin patronu, Kıdemli Cuntacı İlhan Selçuk "Türbanlılar Arabistan'a" çıkışı ile "Laikçi Cephe"nin önderliğine soyunan Demirel için "Seçimde RTE'nin karşısına çıksın, Cumhuriyet'i güvence altına alsın" diye yazdı!.. Demirel, laikçilikte Selçuk'u da, Sezer'i de solladı. Mayıs ayına ‘Baba Muhalefet Partisi' lideri gibi girdi! Arabistan lafını CHP bile sarf etmemişti, bu ülkede… Demirel'in laikliği, türbanlı vatandaşlarını Arabistan'a sürgüne gönderen bir laiklik… "Mumyalar'ın Demirel" bir kez daha sinemalarımızda: Emekli Cumhurbaşkanı, Faal Karıştırıcı! (Zaman / 05.05.2006 / Tamer Korkmaz) Ne diyelim; "Günaydın beyler, gözünüz aydın!" Ve bu beylere soralım: 28.Şubat sürecinde niye sinmiş ve kedi kesilmiştiniz?.. Hatta, Amerikancı Hocanızla birlikte sinsi silahlarınızı Erbakan'a yöneltmiştiniz! Ama bugün 28 Şubat lağımı deşiliyor!.. |
Vicdan azabına daha fazla dayanamayan Ergun Babahan deşifre ediyor:
"İki büyük medya patronu, kendi iradelerine rağmen kurulan Refahyol'dan çok rahatsızdı. İlk başta laiklik bazlı yapılan bu yayınlar Susurluk kazasının ardından askeri bir mahiyet aldı. Bu arada Erbakan'ın anti İsrail tutumu, bazı başkentlerde alarım çanları çaldırmaya başladı ve 28 Şubat için adım atıldı." diyerek, günah çıkarıyor. Ama Zaman'cılar ve Fetullahçılar, hala bu kadarcık bir insaf ve itiraftan bile uzak bulunuyor.[1]
S.Demirel Erdoğan'a:
"Gücün yetiyorsa başörtüsü yasağını kaldır" diye kükrüyor!.
Demirel: "Türkiye'de başını türbanla örten kız çocuklarının üniversitelere gidememesi sorunu var. Kaldırmayın diyen mi var? Türban engelini aşma gücün yoksa, yalancı pehlivan gibi gezme" diyor.
Doğru söylüyor. Ama bir doğruyu yine yanlış amaçlar için istismar ediyor!
Türkiye'de Demokrasinin asıl sorunu: Halk!
Halk, üniversitede türban yasağının kalkmasını ağırlıklı biçimde istiyor. Bu durumda yapacak iki şey var, ya bu halkı değiştireceğiz ya da yasaları. Halka rağmen demokrasi olmayacağını içimize sindirmekte zorlanıyoruz.
Bizi rahatsız eden kişileri ya darbeyle deviriyoruz yada başka ülkeye göndermek istiyoruz. Aslında pek öyle de sayılmaz, uzun yıllar "Komünistler Moskova'ya" diye bağırıldı ama bir komünist veya sosyalist pasaport için başvurduğunda hep havasını aldı. "Git" deyip burada aşağılamayı, kötü davranmayı, her türlü hak ve özgürlükten mahrum yaşatmayı en büyük ceza olarak görüyoruz. Bunu yaparken, sık sık önyargılı olmakla suçladığımız kimi Batılılar gibi davranıyoruz. "Arap"ı aşağılayıcı modern olmayan, gerici, düşman anlamında kullanıyoruz. Kafamızda "Doğu'dan hiçbir iyi şey gelmez, bütün güzellikler, gelişmeler Batı'dadır" fikri yer etmiş Matematikte, astronomide cebirde Müslümanların dünya kültürüne katkısını hatırlamak bile istemiyoruz.
Bu konuda kabul etmek gerekir ki, biraz ırkçıyız. Batı'nın bize verdiği kalıplar içinde, Doğu'ya düşman bir paradigma içinde yaşıyoruz…
Eğer kamuoyu araştırmaları doğruysa, bu halk da üniversitede türban yasağının kalkmasını ağırlıklı biçimde istiyor. Bu durumda yapacak iki şey var, ya bu halkı değiştireceğiz yada yasaları. İkisini de yapmayıp demokrasi dışı yollardan geçici çözüm yolları aramak biraz genlerimize işlemiş. Son tartışmalar bu konuyu yeniden gündeme getirdi.
Fikir tartışmalarını kısa sürede küfürleşmeye, karşılıklı hakarete dönüştürüyoruz. Kimi insanların muhafazakar, kimilerinin sosyalist, kimilerinin liberal olduğunu kabul etmek istemiyoruz.
Halka rağmen demokrasi olmayacağını içimize sindirmekte zorlanıyoruz. Kurum ve kuralları işleyen bir demokraside, etnik kökeni ne olursa olsun her insanın yaşama hakkı olduğunda henüz hemfikir değiliz.
Hatırlayalım İsmet İnönü ne demişti:
"Millet düşmanınızdır"!
"Egemenlik kayıtsız şartsız millette midir, yoksa masonik düzende mi?" Bu topraklarda "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" prensibinin -arada bir dahi olsa-hayata geçmesinden fevkalade rahatsızlık duyanların bulunduğu kesindir… İdris Küçükömer "Düzenin Yabancılaşması" adlı arzın merkezine seyahati başarabilmiş eserinde, Kurulu Düzen sözcülerinin-bürokratın "devlet kurtarma" çabaları içindeki yerini çok iyi açıklayan bir tarihi belge sunar, bizlere… İkinci İnönü Savaşları sırasında Bursa'dan geriye doğru göçen ve içinde subayların- ailelerinin bulunduğu bir kafileye rastlanır… İsmet Paşa, kafileye nasıl hitap ettiğini anılarında şöyle anlatıyor: "Kafileyi durdurdum. Subayları bir kenara topladım… Dedim ki, içinde bulunduğumuz vaziyeti iyi bilesiniz. Bundan başka subay olarak da yerinizi bilmelisiniz… Padişah düşmanınızdır… Yedi düvel düşmanınızdır… Bana bakın dedim… Kimse işitmesin, MİLLET DÜŞMANINIZDIR!"[2]
Milli iradeye tahammülsüzlük gösterenlerin nereden koştuğuna belki de en dramatik örnek budur.
Acaba Demirel neden hareketlendi?
Tanıdığım kadarıyla Sayın Demirel hiçbir siyasi adımını birkaç adım ötesini planlamadan atmaz. Deyim yerindeyse o tam bir siyasi satranç uzmanıdır. Dolayısıyla özellikle bu dönemde Demirel'in sıkça mesajlar vermesinin anlamı üzerinde durmakta yarar var.
Bence bu laflarla Başbakan'a ‘derin aklın' şu mesajı verilmekte: ‘Bak biz henüz üniversitelerde bile türban meselesine bu şekilde tepkili yaklaşıyorken, eşi türbanlı bir Cumhurbaşkanı'na nasıl tepkili olacağımızı da anlarsın umarız…'
Bu mesajı vermekte Demirel'in ön plana çıkması merkez sağdaki gelişmelerin de bir işaretçisidir. ‘Derin akıl' AKP'nin zayıflama, yıpranma sürecine girdiğini ve yeni bir seçime kadar bunun hızlanarak süreceğini düşünmektedir. O güne kadar merkez sağda yeni oluşumun ortaya çıkması gerektiği düşünülüyor ."[3]
Sezerle Demirel irtibatlı mı?
Meclisin Feshine hazırlık mı?
"Cumhuriyet" Gazetesi'nin imzasız başyazısında bir bölüm çok dikkatimi çekti. Bu yazıyı genellikle İlhan Selçuk yazar. İlhan Selçuk, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'le çok özel ilişki kurabilmiş az sayıda gazeteciden biridir. İlhan Selçuk, geçen cuma günü Cumhurbaşkanı Sezer'le baş başa bir görüşme yaptı. Yazının şu son bölümüne dikkat: "Bu yolda yürürlerse, Sayın Cumhurbaşkanı ister istemez anayasal görevinin gereğini yerine getirmek zorunda kalacaktır ki Çankaya'nın bu tutumunu 'taraf tutmak' diye nitelendirmeye çalışmak hukuk devleti mantığına aykırı davranmaktan gayrı bir içerik taşımaz." Bu sözler ne anlama geliyor? Cumhurbaşkanı Sezer, Erdoğan veya Arınç'ın Çankaya'ya çıkmasının önünü kesecek bazı girişimlerde mi bulunacak? Öyleyse ne yapacak? Tayinleri, kararnameleri ve kanunları geri çevirmekten başka ne silahı var? Üstelik 2007 yılından itibaren bir tür "topal ördek" olacak. Yani, "bavulunu toplayan" bir Cumhurbaşkanı haline gelecek. Böyle bir ortamda Cumhurbaşkanı'nın elinde ne gibi yetkiler bulunabilir? Ama üstü ne kadar kapalıysa, ifade ettiği "kararlılık" da o kadar açık. Yani Ankara'da "devlet ricalinde", "bir şeyler" için mücadele konusunda belirgin bir çaba var. O üstü kapalı sözlerin şifreleri, 2007 Mayıs'ına yaklaşıldıkça tek tek açılacak. Bana sanki Sezer ile Demirel arasında da bir dirsek teması var gibi geldi. (Ertuğrul Özkök / Hürriyet / 09.05.2006) |
Cumhurbaşkanlığına sulanan Süleyman Demirel kapıdan değil bacadan girmek istiyor!
Sayın Demirel'in, başörtüsü ve türban takan hanımlara, "Bunlar Suudi Arabistan'a gitsinler" şeklindeki çıkışı tartışmalara sebep oldu.
Hanımlarının % yetmişi veya % sekseni başını örten bir millete karşı, herkesin gözünün içine baka baka yapılmış olan bu haysiyet kırıcı hareket, kesinlikle Demirel'in topyekün milletimizi karşısına alması anlamına gelir.
Hem milleti karşınıza alacaksınız ve hem de üstelik kalkıp, dilinizin altında baklayı çıkartarak yaklaşan Cumhurbaşkanlığı seçiminde, başa geçmek isteyeceksiniz… Olacak şey değil..
Zira 9'uncu Cumhurbaşkanı'nın, vaktinden erken Cumhurbaşkanlığı için seçim kampanyası başlatmış olması ve daha da ileri giderek muhtemel Cumhurbaşkanı adayı farzettiği kimselerle birebir kamuoyunda tartışmaya girişmesi, kendisinin 8 kere gidip dokuzuncu kere yeniden o makama gelmek için acele ettiğini gösterir.
Peki öyleyse adama bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu demezler mi? Zira demokratik yoldan netice almak isteyen bir kimsenin, böylesine milleti karşısına alması ne anlama gelir?
Ne anlama gelecek, Sayın Demirel demek ki bu sefer kapıdan değil bacadan inerek bir yere varmak istiyor.
Olur mu böyle şey demeyin. Neden olmasın? Türk Demokrasisi tekrar tekrar gaza getirilerek birileri fırsattan istifade hiç mi başa gelmedi?
27 Mayıslar, 12 Mart'lar, 12 Eylüller 28 Şubat post modem darbeleri böyle olmadı mı?
AKP içinde iktidar çekişmeleri
AKP üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmak için doğru bir şekilde "toplumsal uzlaşma" dedi, ama bunu aramak için ciddiye alınabilecek adım atmadı.
AKP içindeki tartışma ve çekişmeleri hala Milli Görüşçülük ekseninde değerlendirmek çok akıl karı değil. Çünkü başkaları hatırlatmasa AKP'nin çoğunluğunun İslamcı bir geçmişe sahip olduğunu nerdeyse unutacağız.
Başörtüsünü ele alalım. AKP üniversitelerdeki türban yasağını kaldırmak için doğru bir şekilde "toplumsal uzlaşma" dedi, ama bunu aramak için ciddiye alınabilecek adım atmadı. Nasıl olsa yasağı savunanlar zaman zaman çıkış yapıyordu. AKP'liler de onlara "sert" cevap vererek "kararlı" bir duruş sergiliyormuş gibi yaptılar. Son olarak Süleyman Demirel ve Erdoğan ayrı ayrı tribünlere oynadılar. Bu polemiğin türbanlıların mağduriyetinin giderilmesine hiçbir katkısı olmadığı ortada.
TBMM Başkanı Arınç'ın türban için referandum önerisi de sorunu çözmenin tüm yükünü topluma atma kolaycılığına kaçıyor.[4]
Belirsizliğin AKP bünyesinde ‘sıralamada öne geçme yada yerini kaybetmeme' kaygısını davet ettiği; şu an için açıktan dillendirilmese de içten içe her kademede ‘Erdoğan sonrası' hesabının yapıldığı noktaya yaklaşıldığını söyleyebiliriz.
Demirel'in, sözcüklerin önünü ardını ölçmeden konuştuğuna inanmam. Dolayısıyla son konuşmasının, bir dizi istişarenin ardından yapılmadığını düşünmek akla ziyan…
Bir sonraki adımının ‘Madem güçlü olduğuna, halkın seni istediğine inanıyorsun, bırak cumhurbaşkanını halk seçsin' olacağını düşünüyorum. Öyle kışkırtıcıydı ki Demirel, Erdoğan onu muhatap almaya koyduğu seti dün AKP grup toplantısında kendi yıktı. Yazıyı AKP bünyesine dair bir tahlille noktalamak istiyorum. Son gelişmelerin AKP zirvesinin de başlıca konusu olduğu şüphesiz; Erdoğan'ın 2007'de Çankaya'ya çıkma hedefini değiştirmediği de. Ancak Başbakan'ın bu istikamette stratejik bir değerlendirme içinde olduğunu gösteren işaret de yok. Sadece sezilen, Erdoğan'ın bir sonraki seçime AKP'nin başında girmeye çok hevesli olmadığı. İntibam, Erdoğan'ın AKP grubunun da, parti teşkilatı ve partili belediyelerin de, gerek performansından gerekse icraatından hoşnut olmadığı.
Belirsizliğin AKP bünyesinde ‘sıralamada öne geçme yada yerini kaybetmeme' kaygısını davet ettiği; şu an için açıktan dillendirilmese de içten içe her kademede ‘Erdoğan sonrası' hesabının yapıldığı noktaya yaklaşıldığını söyleyebilirim.[5]
Çanak'lar, Çankaya'lar!
T. Korkmaz Diyor ki:
Emekli Cumhurbaşkanı Demirel, 1969'da Başbakan iken "Bizim ailede ayrı gayri yoktur. Hepimiz aynı çanaktan yer, içeriz" demişti… Demirel'ler işte buradan koşuyor! "Aynı çanaktan" gerçeği, 1999'daki meşhur ‘Aile Fotoğrafı' ile taçlanmıştı. "Yeğenler'in Süleyman Bey" Çankaya'dan Beş Artı Beş darbesiyle emekli edildikten beş yıl sonra ise TMSF'nin Matkabı, Şevket Demirel'in Isparta'daki kasasını deliyordu: Kötü haberi alan Beyefendi, Ankara'da aile meclisini toplamış, ardından da hışımla helikopterine atladığı gibi Isparta Cephesi'ne inivermişti!.. AKP'nin erken seçime gitmesi durumunda mevcut sandalye sayısını koruyamayacağını düşünen Demirel, böylelikle Mayıs 2007'deki Cumhurbaşkanlığı Seçimi'nde Erdoğan'ın Çankaya yolunun kesilebileceğini hesaplıyor… Yada erken seçim istiyor… "Siyaset Tıbbı"nda bu duruma "Kendim için bir şey istiyorsam namerdim; Çankaya'yı da Nazmiye Hanım için istemiştim" Sendromu denir!
Süleyman Demirel'in "Kirli Derin devlete" yağ çekmesi ve Cumhurbaşkanı adaylığı sinyalleri vermesi Fetullah Gülen'in beraat etmesi ve Türkiye'ye dönmesiyle de ilgili olabilir!.
Fethullah Gülen, 10 yıla kadar ağır hapis cezası istemiyle yargılandığı davada beraat etti. Mahkeme, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'ndaki değişiklikleri dikkate alarak, Gülen'in avukatlarının beraat talebini kabul etti.
Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davanın duruşmasına, Mahkeme Başkanı Mehmet Orhan Karadeniz, Gülen'in 2000 yılında 10 yıla kadar ağır hapis istemiyle yargılandığı ve kesin hükme bağlanması ertelenen kamu davasından beraat ettiğini açıkladı. Karadeniz Gülen hakkında, 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası'na muhalefet eyleminden kamu davası açıldığını ve bu davanın, 4616 sayılı Dava ve Cezaların Ertelenmesi Yasası uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelendiğini bildirdi."
Kulislerde: "Tayip Erdoğan'ın Amerika'daki kredisinin tükendiğini ve AKP'nin dağıtılmaya karar verildiğini" belirttiği ve yeni oluşumları işaret ettiği söylenen Fetullah Gülen, acaba Demirel'i desteklemeye mi geliyor?
Özkök'ten Erdoğan'a Seçim Ültimatomu Verildi mi?
Hükümetin seçim tarihi "22 Ekim 2006" mı?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkökün, 6 Mart günü Başbakan Tayyip Erdoğan'la yaptığı görüşmede "6 ay içinde seçim" ültimatomu verdiği öğrenildi. Hükümet, IMF'yle görüşmelerinde seçim konusunu gündeme getirdi. Aydınlık'a ulaşan bilgilere göre seçim tarihi, hükümet tarafından 22 Ekim 2006 olarak belirlendi.
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök ile Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 6 Mart günü yaptığı görüşme, Org. Özkök'ün Başbakan'a erken seçim ültimatomuyla noktalandı. "Şu anda bir 28 Şubat'ın üzerindeyiz" diyen Genelkurmay Başkanı, 22 komutanın ortak isteği olduğunu da vurgulayarak, TSK'nın bir dizi talimatını da Başbakan'a bildirdi.
Bir süredir Ankara kulislerin de ve basında konuşulan görüşmenin perde arkasını, Aydınlık araştırdı
"TSK'ya sistematik taarruz içindesiniz"
Genelkurmay Başkanı, odaya giren Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer'den dışarı çıkmasını istedi, Görüşme de, aynı sert üslupta geçti.
Özkök ile Edoğan arasındaki diyalog, mealen şöyle başladı:
Org. Hilmi Özkök -"Sayın Başbakan, Şemdinli İddianamesi ile TSK'ya karşı sistematik saldırı yoğunlaştırılmıştır. Edindiğimiz bilgiler, sistematik taarruzun merkezinin yakın çevreniz olduğunu gösteriyor. TSK'ya karşı yürüttüğünüz sistematik psikolojik savaşta müsteşarınız, danışmanlarınız ve iktidarınıza destek veren dış odaklar var."
Tayyip Erdoğan – "Sayın Paşam, biz hükümet olarak böyle bir komplonun içinde yer almayız. Ancak Şemdinli'deki olaya karışanların ordu içinde bir cunta kurdukları istihbaratı elimiz de. Yaşar Paşa bu komplonun içinde. Elimizde yeterli delil mevcut."
22 komutanın mesajı: "Yeni bir 28 Şubat üzerindeyiz"
Org. Özkök, bütün bunların iftira olduğunu belirtti. Başbakan Erdoğan, "Yaşar Paşa ve bazı komutanlarla ilgili ibarelerin arkasındayım" deyince, görüşme üslubu daha da sertleşti. Genelkurmay Başkanı, "Bazı odaklar suçladılar diye bir Paşa emekli edilmez" dedi. Türk Silahlı Kuvvetleri'nin (TSK) teamüllerine de değinen Org. Özkök, ne TSK'nın Anayasal yetkilerinden, ne de Misak-ı Milli'den taviz vereceklerini Başbakan'a açık bir dille bildirdi. Hükümetin, "Cumhuriyet'in hassas noktalarıyla oynamaya başladığını" belirten Özkök, şöyle konuştu:
"Güneydoğu'daki olayları siz yarattınız. 28 Şubat'ı zorlayarak seçim hazırlığı yapıyorsunuz."
Başbakan "Normal süresi için de seçim yapılacağını, Cumhurbaşkanını da bu iktidarın seçeceğini" söyledi. Bunun üzerine Org. Özkök, " Cumhurbaşkanlığı'na gelecek ismin, belli kriterlere sahip olması gerektiğine" işareet etti. Org. Özkök, ordu içinde havanın son derece gergin olduğunu belirterek, "Şu anda, yeni bir 28 Şubat'ın üzerindeyiz" dedi. Genelkurmay Başkanı Org. Hilmi Özkök, 22 komutanın ortak isteği olduğunu da vurgulayarak isteklerini şöyle sıraladı: "6 ay içinde seçime gideceksiniz!" "Şemdinli iddianamesini değiştireceksin! Talimatı sen vereceksin! Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya ve İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun görevden alınacak. Adalet ve Milli Eğitim bakanları azledilecek! Müsteşar Dinçer, Adalet Bakanlığı Müsteşarı Fahri Kasırga görevlerinden alınacak! 6 ay içinde de seçime gideceksin!" Hükümet tarihi belirledi Hükümet, IMF'yle görüşmelerinde seçim konusunu gündeme getirdi. Aydınlık'a ulaşan bilgilere göre seçim tarihi 22 Ekim 2006 olarak belirlendi. Öte yandan, belirlenen tarihte erken seçim olup olmayacağı, bir başka tartışma konusu. Zira 22 Ekim 2006 Pazar, Ramazan'ın son gününe, Şeker Bayramı'nın da arifesine denk geliyor. (Aydınlık NISAN 2006) |
Sonuç:
"Bizde bu ense, Siyonist merkezlerde ise bu kese" oldukça, bu tokatları yemeye daha çok devam edeceğiz demektir…
Ama unutulmasın ki kuvvet ve kudret sahibi Amerika değil, Allah'a Taala Hazretleridir.
Süleyman Demirel'i en iyi tanıyanlardan birisi olan Rahmetli Necip Fazıl Onu bir şiirle şöyle anlatmıştı:
Süleymannâme
Sen gül diyarının yapma gülüsün!
Aynı yapmacıkla Çoban Sülü'sün!
Yoktur izlediğin bir dâva yolu;
Bir bu yan, bir şu yan, büküntülüsün!
Türk'e zıt sermaye merkezlerinden,
Bir zikzaklı yolda hep, güdülüsün!
Millî yekpârelik gelmez işine;
Bu yüzden parçalı, bölüntülüsün.
Ve devlete mason biraderlerin
Tam da maslahata denk ödülüsün!
Ne sır sendeki bedava oluş!
Problemler içinde en müşkülüsün!
Fikir dağlar boyu kocaman bir kitap;
Sen de o kitabın bir virgülüsün!
Böyleyken ustasın gözbağcılıkta;
Cüceler sirkinin baş Herkülüsün!
Gözyaşı ve çığlık vatanında sen,
Hüzün bahçesinin şen bülbülüsün!
Büzülmüş susarken mahzun hakikat,
Davuldan ziyade gümbürtülüsün!
Teokratik rejim olmaz deyip de,
Peşinden müslüman görüntülüsün!
Kolera, vergiler, zamlar, enflasyon;
Bir felâketsin ki, binbir türlüsün!
Gelirsiz giderli bütçelerinle,
Her yıl, milyar milyar köpürtülüsün!
Okka okka vicdan satın alırsın;
Topuzu altundan oy baskülüsün!
Bir gökdelen sanır seni gören göz;
Bilmez ki, temelden çöküntülüsün!
Büyük Kongre, dikiş tutturduğun yer;
Meclise gelince söküntülüsün!
Bağlısın hak bilmez yeminlilere;
Hakkı bilenlerden çöküntülüsün!
Üçbuçuk mebusa kaldı diye fark,
Kim bilir, ne kadar üzüntülüsün!
Millet gökten adam dilensin, dursun!
Ümit fakirinin boş keşkülüsün!
Kuzum, senin neren Anadoludur?
Türk'e Amerikan püskürtülüsün!
Farkın şu ki, eski Başbakanlardan,
Sen o belâların son püskülüsün![6]
[1] Ergün Babahan / Sabah / 10.05.2006
[2] Kaynak: CHP lideri İsmet İnönü'nün Ulus gazetesinde yer alan hatıratından, 17 Mayıs 1968
[3] Serdar Turgut / Akşam / 03.05.2006
[4] Ruşen Çakır / Vatan / 03.05.2006
[5] Avni Özgürel / Radikal / 03.05.2006
[6] Necip Fazıl Kısakürek, Büyük Doğu, Onbeşinci Devre, Yirmisekizinci yıl, 6 Ocak 1971

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…