Ordu'ya Darbe Tezgâhı Kuruluyordu
Erdoğan'ın veya bir başka BOP'a eşbaşkan adayının Cumhurbaşkanı olması için yoğun bir SüperNATO faaliyeti yürütülüyordu. Silah üzerine edilen yeminler emekli ve muazzaf askerlere gönderilen, altında emekli subayların adının bulunduğu düzmece mektuplar, irticai basında darbe yaygarası koparılıyordu… Asıl olay, Ordu'nun darbe yapması değil, Ordu'ya darbe girişimi başlatılıyordu.
Genelkurmay karargâhında görevli bir Albay, gelişmeleri şöyle özetliyordu: "Kimse neden şu soruyu sormuyor: ABD neden Irak'a yolladığı ek otuz bin askerin yirmi binini kuzeye yerleştirdi? Kuzeyde güvenlik sorunu mu var? Burada hedef açıkça Türk Silahlı Kuvvetleri… Cumhurbaşkanlığı ve içerideki diğer gelişmeler de bunun bir parçası." Darbe senaryosu: İçlerinde emekli Albayların bulunduğu silah üzerine yemin töreni görüntülerinin ardından, günümüzün en güçlü psikolojik savaş aygıtına dönüşen internetten "Kuvayi Milliyeciler", "Ulusalcı-milli güçler" imzalı yazılar, Nokta Dergisine yapılan "andıç" servisi "Ordu'ya darbe girişiminin" alt yapısını oluşturuyordu. Bazı emekli askerlerin yazdığı kitaptan gazetelerde çarşaf çarşaf, televizyonlardan program program üstüne yayınlanan sözde usulsüzlüklerle sürdürülen psikolojik savaş giderek dozunu arttırıyordu. Hepsi aynı Siyonist merkezin ortak hedefine kilitlenmişti: Ordu'ya darbe hazırlanıyordu… Üstelik Ordu'ya darbe, Ordu'nun darbe yapacağı görüntüsüyle işleme konulmak isteniyordu. Şemdinli-Atabeyler-Danıştay-Hrant Dink Zincirinin Son Halkası Aslında süreç yeni başlamış değildi. 09 Kasım 2005'te Şemdinli'de fitili ateşlenen süreç, Atabeyler operasyonu, Danıştay suikasti ve Hrant Dink suikastinin başlayan "Asker darbe yapacak" imalatıyla devam ediyordu. Böylece, Cumhurbaşkanlığına Tayip Erdoğan'ın veya başka bir BOP eşbaşkanının çıkmasının önündeki engeli aşmak hedefleniyordu. Ama milli güçler, kirli şebekenin oyunlarını bozuyordu. |
Yine Fetullahçı Polis Bağlantısı
Genelkurmay bilgisayarına giren hırsızları bulunuyordu:
Andıç'ı ABD'den servis eden ekiple bağlantılı kritik bir isme ulaşıldı: Utah Üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezi'nden Emre Uslu. Uslu, Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç'ın yakın arkadaşıydı. İkisinin birlikte kaleme aldığı ve 2007 Mart başında piyasaya çıkan kitabın adı, "Egemenliğin Gizli Ortağı Asker ve Medyadan Demokrasiye Teskere". Kitabın alt başlığı da şöyle: "Org. Yaşar Büyükanıt'ın tarihi konuşmasındaki şifrelerle Türkiye'nin yarını".
Nokta dergisine servis edilen basındaki akreditasyonla ilgili andıçın nasıl çalındığı konusunda önemli bilgilere ulaşılmıştı. 30 Mart'ta gazetecilere bilgi veren Genel Kurmay Askeri Başsavcısı Albay Saim Öztürk, 12 Ekim 2006'da Genelkurmay'ın bilgisayarlarından çalındığını ve ABD'de bir adrese postalandığını açıklamıştı. Öztürk, raporun yurtdışı bağlantısının Amerika Birleşik Devletleri olduğu yönünde tespitler olduğunu vurgulamıştı.
Genelkurmay Başkanlığı'na ait basın yayın organlarıyla ilgili andıçın sızdırılması üzerine başlatılan çalışmaların ucu, ABD'nin Utah eyaletinde faaliyet gösteren gruba dayanmıştı. Servis sağlayıcı Bluehost şirketinde hesap açtıran kişinin de bir Türk olduğu saptandı.
Emekli Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu öne sürülen günlüğün yayınlandığı ve Türk Silahlı Kuvvetlerini Yıpratmak amacıyla kurulan ve internette "Kuvayi Milliye", "Milli Güçler" gibi adlarla faaliyet yürüten provakasyon sitelerinin servis sağlayıcısı da Utah merkezli bir firmaydı. Yapılan araştırmada sitelerin yayınlanması için Bluehost Şirketinde hesap açtıran ismin Türk vatandaşı olduğu ortaya çıktı.
Bu grubun, aralarında Genelkurmay'da görevli bazı subaylarında bulunduğu bazı kişilerin özel bilgisayarlarına ait şifreleri kırdıkları anlaşıldı.
Öte yandan bu grupla ilişkili bir başka dikkat çekici bağlantı daha saptandı. Salt Lake City kentinde yaşayan ve Kukla Devletin Lideri Mesut Barzani ile bağlantılı olduğu bilinen bazı kişilerinde, TSK'yı yıpratmak amacıyla faaliyetlerini buradan gösterdiği bilgisine ulaşıldı.
Yapılan araştırma sonucunda Utah'ta bulunan grubun, Fetullah cemaatiyle bağlantılı olduğu, ancak etnik temelli ayrı bir klik olarak hareket ettikleri belirlendi. Grubun, bazı Amerikalıların da teknik destek ve yardımıyla TSK'nın bilgisayar sitesine girerek Genelkurmaya ait bilgi ve belgelere ulaştığı saptandı.
Çalınan andıçın gönderildiği saptanan adresle, eski Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Özden Örnek'e ait olduğu ileri sürülen günlüğün "çıkış adresi" aynı. Günlüğü yayımlanan "Denizcilersitesi.com" adlı internet sitesi 2 Ekim 2006'da Utah'ın Orem kentinde Bluehost adlı şirketten satın alındı. Andıçın Genelkurmaydaki bilgisayardan çalınma tarihide 12 Ekim 2006.
Fetullahçı Ekibin Beyin Takımı CIA'nın Emrinde Çalışıoyordu:
Yine yapılan araştırmada andıçı ABD'den servis eden ekiple bağlantılı kritik bir isme ulaşıldı: Utah üniversitesi Ortadoğu Çalışmaları Merkezinden Emre Uslu. Uslu, Polis Akedemisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi Dekan Yardımcısı Önder Aytaç'ın yakın arkadaşı. Uslu'nun, Yeşil'le ilgili mastır tezi, Hizbullah'la ilgili de bir İngilizce makalesi bulunuyor. Yoğunlaşma alanı Kürt Sorunu. Önder Aytaç ve Emre Uslu birlikte İlnur Çevik'in New Anatolian gazetesinde köşe yazarlığı yapıyordu. Ayrıca ikisinin birlikte kaleme ve 2007 Mart başında piyasaya çıkan bir kitap var ki aslında kimliklerini net bir şekilde açığa çıkarıyordu. Kitabın adı "Egemenliği Gizli Ortağı Asker ve Medyadan Demokrasiye Tezkere". Kitabın alt başlığıda şöyle: "Org. Yaşar Büyükanıt'ın tarihi konuşmasındaki şifrelerle Türkiye'nin yarını". Uslu'nun "abisi" Önder Aytaç, bir "psikolojik savaş" uzmanı. Kamuoyunu yönlendirme görevi onundu. "Sauna"dan "Küre"ye, Danıştay'dan "Atabeyler"e kadar Emniyetin bütün operasyonlarında medyaya haber servisi yada başka deyişle "psikolojik harekat" Önder Aytaç ve ekibi tarafından yapılıyordu.
Emre Uslu, ABD'den Abdulkadir Aksu ve Ömer Çelik'e düzenli rapor yazıyordu. Fehmi Koru bu işleri yapan adam olarak Hakan Yavuz'u yazdı. Bir süre öncesinde Fetullah Ekibiyle arasında sorun çıkan Yavuz'un yakın çevresine "Kendi adamlarını korumak için beni ortaya atıyorlar" dediği belirtiliyordu.
Utah'da ayrıca ordudan atılma bir Fetullahçı Binbaşının rolüne dikkat çekiliyor. Utah'ın Fetullahçı örgütlenmede bir yoğunlaşma yeri olduğu artık biliniyordu.
Büyük Kulüp ve Acaristanbul yerlerinde kale gibi dururken, AKP'nin Kur'an Kursu'na güçleri yetiyordu!..
AKP iktidarı, milletin alın terini katarak yaptırdığı Kur'ân Kurslarını yıktırmakta bir an bile tereddüt etmediğini gösteriyor.
Büyük Kulüp'ü ‘araç yok' gerekçesiyle yıktırmayan, Acaristanbul'a yıkım kararı olmasına rağmen dokunamayan AKP iktidarı, açıldığı 1959 yılından bugüne talebe yetiştiren Kasımpaşa Büyük Piyale Kur'an Kursu'nu yürütmeyi durdurma kararına rağmen yerle bir etti.
Vatandaşların direnişine rağmen yıkılan Kurs için yıkım emrinin Başbakan Erdoğan'dan geldiği öğrenildi. Bir dönem Erdoğan'ın da kapısında nöbet tuttuğu kursun polis eşliğinde zor kullanılarak yıkılması, Başbakan'ın geçirdiği dönüşümün geldiği noktayı gözler önüne serdi.
Polis ekipleri yıkımı engellemek isteyen vatandaşlara biber gazıyla müdahale etti. Gazdan etkilenen vatandaşlardan bazılarının kendilerini yere attığı gözlendi. Bu arada binanın pencerelerinden sarkan görevliler, yıkımın hukuksuz olduğunu yetkililere anlatmaya çalıştı, ama kimseye dinletemedi.
Her şeyi 2010 için yapılıyordu
Hedef "İslâmsız İstanbul"du!
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, icraatlarını yerinde göstermek için gazetecilerle birlikte İstanbul'u gezmişti.
Kasımpaşa'daki Büyük Piyale Kur'ân Kursu'nun yıkılacağını söyleyen Başkan Kadir Topbaş, şehre "Dinler Bahçesi" yapacaklarını belirtmişti.
Başkan bu sözleri söylerken, ekipleri Kur'ân Kursu'nu yıkıyordu. 2010 yılında Avrupa Kültür Başkenti olacak İstanbul'daki İslâmî kimlik, bu tarihe kadar yok edilmeye çalışılıyordu.
Mahkeme'nin yıkımı durdurma kararına rağmen yerle bir edilen Büyük Piyale Kur'an Kursu'nun yıkımına vatandaşlar büyük tepki gösterdi. Kursun yıkılışını gözyaşlarıyla izleyen vatandaşlar, Dinler Bahçesi ve kiliselerin devlet eliyle açıldığı bir dönemde Kur'an kursunun yıkılmasına bir anlam veremiyordu.
Hükümete tepkilerini gazetemize aktaran vatandaşlar, Büyük Kulüp'ün kaçak olduğu mahkeme kararları ile tescillenmiş Güneşlenme Terasını yıkamayan AKP Hükümetinin, 48 yıllık Kursu yerle bir ederek kendi kuyusunu kazdığını hatırlatıyordu. Evet askeri darbelerin bile dokunmadığı Kur'an kursu AKP tarafından yıkılıyordu.
AKP Kur'an kursu yıkarken: 300 Yahudi Bodrum'da otel kapatıyordu! Esrarengiz "dini bayram" kutlaması neyi amaçlıyordu? Üç kişinin bir evde dini sohbet yapmasının irticai faaliyet olarak görüldüğü ülkemizde 300 Yahudi turist Pesah Bayramı için otel kapatıyordu. Pesah'ta kullanımı yasak olduğu için otelin televizyon, telefon, bilgisayar hatta asansör gibi bütün teknolojik aletleri de kullanımdan kaldırıyordu. Personel özel eğitimden geçirilirken bir salon da Sinagog'a çevriliyordu. Türkiye'de insanlar inandıkları değerlerin gereği başlarını örttükleri için okullara alınmazken, diğer tarafta ülkemize turist sıfatı ile gelen Yahudiler'e özel muamele yapılıyordu. İsrail, İtalya ve İngiltere'den Bodrum'a gelen 300 Yahudi 1-10 Nisan tarihleri arasında dini bayramları olan ‘Hamursuz Bayramı'nı geçirmek için otel kiralıyordu. Muğla'nın Bodrum ilçesi Turgutreis Beldesi'nde 5 yıldızlı otele yerleşip, günlerce dış dünya ile bağlantılarını kesen grubun dışında başka kimsenin otele alınmaması dikkat çekiyordu. Türkiye'de öğrencileri camiye götürdüğü için öğretmen hakkında soruşturma açıldığı, mahkemenin durdurma kararına rağmen Kur'an kurslarının yıkıldığı, üç kişinin bir evde dini sohbet yapmasının irticai faaliyet olarak görüldüğü hatırlandığında, Yahudi turistler için sergilenen bu yaklaşım daha dikkat çekici hale geliyordu. Ulusal medyanın görmezden geldiği veya kimsenin görmemesi için çok küçük puntolarla yer verdiği toplantı akıllara bazı soruları getiriyordu. On gün boyunca Yahudi grubun ne tür etkinlikler yapılacağı bilinmezken, otel yönetimi de Yahudi inançları gereği önlemler alıyordu. 3 ay önceden önlem almaya başlayan otel yönetimi, otel içinde yer alan yüzlerce küçük ve büyük heykelin üzerini beyaz renkli bezlerle örtüyordu. Ayrıca kendi personeline de Yahudi inançları ile ilgili eğitim veriliyordu. Otel yönetiminin personeline Yahudilere nasıl davranacakları, nasıl servis yapılacağı yönünde eğitim verdiği belirtiliyordu. |
Mescit yapılmış olsaydı, kıyamet kopardı
Mayalı içecek ve yiyeceklerin yasak olduğu, teknolojik aletlerin de kullanılmadığı dini bayram için günler öncesinden önlemler alınmıştı. Otelde bulunan bütün ekmekleri ve her türlü ekmek kırıntısını mayalı olduğu için kaldıran otel yönetimi, yine ‘Pesah' inancı gereği otelin asansör, telefon, televizyon, bilgisayar ve diğer teknolojik aletlerini de kullanımdan kaldırmıştı.
İsrail'den özel aşçıların getirildiği dini bayram için ayrıca otel yönetimi, turistlerin ibadetlerini yapabilmeleri için bir toplantı salonunu da sinagoga yapılmıştı. Türkiye'de başka bir organizasyonda bir salonun mescit haline dönüştürülmesinde yer yerinden oynatılırdı. Programın yöneticisi olan İsrailli haham da bir hafta önceden otele yerleşerek, bütün hazırlıkları yerinde denetliyordu. Otele müşteri dahil hiç kimsenin alınmadığı ve güvenlik önlemlerinin en üst seviyede tutulduğu belirtilirken, 01 Nisan'dan itibaren otele yerleşen Yahudiler'in otelin bahçesine bile çıkmadığı dikkat çekiyordu.[1]
AKP'nin emirberlik yaptığı AB'den: Önce para, sonra emir geliyordu!
Ankara, Diyarbakır ve Erzurum İstinaf mahkemelerine milyonlarca Euro hibe veren AB, karşılığında duruşma salonunun içine kadar şart ileri sürüyordu. Buna göre, mahkeme salonunda savcı bile AB'nin istediği yerde duracaktı.
Avrupa Birliği sonunda mahkeme salonlarımıza kadar burnunu sokuyor. Avrupa Birliği, 2 yıl önce kurulması için Meclis'ten yasa çıkarılan Bölge İstinaf Mahkemeleri'nin hizmet binası ve diğer finansmanları için milyonlarca Euro hibede bulundu. Ancak hibe anlaşmasındaki, şartlar bir kez daha ‘borç alan emir' sözünü haklı çıkardı. Çünkü Avrupa Birliği, mahkeme salonlarındaki savcının duracağı yere kadar tavsiye de bulundu. AB numaralandırdığı bu tavsiyeler yerine getirilmediği takdirde, ödenen hibeyi de geri alma ile tehdit ediyordu.
2004 yılında yasalaşan istinaf mahkemelerinin kurulmasına ilişkin için düzenlemeye AB fonlarından sağlanan karşılıksız hibede, inanılmaz şartlar ileri sürüldü. Diyarbakır, Ankara ve Erzurum'da kurulması planlanan bölge istinaf mahkemelerinin hem bina inşaatına hem de diğer bütün finansmanına Avrupa Birliği kaynak aktarıyordu.
Diyarbakır'da AKSA inşaat tarafından yaptırılan İstinaf Mahkemesi'ne, 7 milyon 284 bin Euro hibe veriliyor. Yine Ankara'da CHP Genel Merkezi'nin hemen çaprazında inşaatına başlanan Ankara İstinaf Mahkemesi'ne de AB'den mali destek sağlandı. Ankara'daki mahkemeye, ayrılan hibe miktarı ise 12 milyon 717 bin 927 Euro. Yapımcı firma ise, GESTAŞ. İnşaat alanının üzerinde Türk Bayrağı ile Avrupa Birliği'nin 12 yıldızlı bayrağı yan yana yer alıyor. İnşaatın AB'nin verdiği hibe ile yapıldığı da tabelada hem Türkçe hem de İngilizce olarak açıkça yazıyordu.
İstinaf mahkemelerinin kurulmasına ilişkin düzenleme, AKP iktidarı döneminde 26 Eylül 2004 tarihinde Meclis'te yasalaştı. Bölge Adliye Mahkemeleri olarak yasalaşan kanun, 2 yıl içinde istinaf mahkemelerinin kurulmasını öngörüyordu. Üzerinden 2 yıl geçmesine rağmen kaynak bulunamayınca Hükümet, AB fonlarından sağlanan hibeyi çözüm olarak gördü.
Ve Avrupa Birliği Komisyonu ile Hükümet arasında 11 Temmuz 2006 tarihinde Ankara'da imzalanan Katılım Öncesi Mali Yardımın 2005 yılı Programına İlişkin Ekli ‘Finansman Anlaşması'nda, istinaf mahkemelerinin kurulmasına ilişkin mali destek sağlanması yer aldı.
"AT HİBESİ" olarak anılacak mali yardımın azami sınırı ise toplam 240 milyon 989 bin 380 Avro olarak belirlendi. 16 Şubat 2007 tarihli ve 26436 sayılı Resmi Gazete'de sessiz sedasız yayınlanan anlaşmada, Avrupa Topluluğu ‘Topluluk', Avrupa Komisyonu ‘Komisyon' ve Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ise ‘Alıcı' olarak nitelendiriliyor.
Amaç: "Kopenhag'a uyum" gösteriliyordu
Hibenin gerekçesi ise, Kopenhag kriterlerine uyum gösteriliyor. Bu da, ‘Amaçlar, Tanım Ve Koşullar' başlığı altındaki bölümde, birinci amaçta, adalet, özgürlük ve güvenlik alanlarında yakından ilişkili bazı konularda dahil olmak üzere Kopenhag siyasi kriterlerinin karşılanması için mali destek verilen projeler ile bunlara ilişkin tavsiyeler şeklinde ifade ediliyor.
‘TR 05 01 07' numaralı ‘İstinaf Mahkemelerinin Kurulmasının Desteklenmesi' başlıklı bölümde, destek gerekçesi ayrıca vurgulanıyor. Ankara, Diyarbakır ve Erzurum'da kurulacak İstinaf Mahkemeleri için, mahkeme binaları inşasının ortak finansmanını sağlanacağı açıkça belirtilen anlaşmada, mali desteğin veriliş nedeni için ise Katılım Ortaklığı önceliği gösteriliyor. Anlaşma metninde ileri sürülen şartlar ise, mahkemelerdeki işleyişe ilişkin inanılmaz detayları içeriyor. Hatta ‘tavsiye' olarak numaralandırılan bu şartlar, yerine getirilmediği takdirde ödenen paranın geri alınacağı özellikle vurgulanıyor.
Duruşma salonuna AB düzeni veriliyordu
AB istinaf mahkemelerine verdiği hibenin, mahkeme binalarının tasarım ve işleyişinde kullanılmasını şart koşuyor. AB'nin hibe şartları arasında, savcı bürolarının mahkeme binalarındaki yeri (tavsiye 18), avukatların müvekkillerinden güvenli bir şekilde talimat almasını mümkün kılan olanakların sağlanması (tavsiye 29), savcının duruşma salonundaki yeri de (tavsiye 33) dahil olmak üzere, AB Danışma ziyaretlerinde yapılan konuyla ilgili tavsiyelerin hepsinin yerine getirilmesi yer alıyor.
Şartların öne sürüldüğü paragrafın son kısmında ekonomik tehdit olarak algılanan şu ifade yer alıyor: " Mahkemeler faaliyete geçtiğinde eğer bu tavsiyeler uygulanmazsa ödenen paralar geri alınacaktır".
Türkiye'de adalete erişimin kolaylaşması çerçevesinde bu hibenin gerçekleştirildiği de vurgulanan anlaşma metninde, " Bu projenin genel hedefi adalet sistemine erişimi kolaylaştırarak Türkiye'de hukukun üstünlüğü ilkesinin güç kazanmasını sağlamaktır" deniliyor. Projeye destek gerekçelerinden birisi de, yasalarda ve uygulamada insan haklarına ve temel özgürlüklere tam anlamıyla riayet edilmesinin garanti altına alınması ve ‘tüm vatandaşların adalete erişimini sağlamak amacıyla adli yardım sisteminin' daha da geliştirilmesi.[2]
Toplumsal çürüme korkutucu boyutlara ulaşıyordu! AKP Milletvekili Turhan Çömez, gerçek rakamların Adalet Bakanlığı'na yansıyan resmi rakamlardan çok daha yüksek olduğunu söyledi. Çömez'e göre AB dayatmalarıyla çıkarılan yasalar ve belli mihraklarca uygulanan psikolojik operasyonlar toplumsal dokuyu bozdu. Millî Görüş'ün ısrarla gündeme getirdiği "Önce Ahlak ve Maneviyat" söyleminin önemi bir kez daha ortaya çıktı. En iğrenç ahlakî yozlaşma olarak değerlendirilen çocuklara yönelik taciz ve cinsel istismarda adeta patlama yaşandı. Adalet Bakanlığı verilerine göre sadece 2002-2005 yıllarında 21 bin 111 çocuk tecavüz ve cinsel istismar mağduru oldu. AKP Balıkesir Milletvekili Turhan Çömez'in, "Türkiye'de 2002-2006 yılları arasında çocuk istismarı nedeniyle görülen dava sayısı" hakkındaki soru önergesini cevaplayan Adalet Bakanı Çiçek, TCK'nın "ırza geçme, küçükleri baştan çıkarma ve iffete saldırı" suçları kapsamında toplam 18 bin 788 dava açıldığını, bu davalarda 15 bin 411 kişinin mahkum edildiğini ve 21 bin 111 çocuğun mağdur olduğunu duyurdu." |
İşte acı tablo 15 yaşını bitirmemiş küçüğün ırzına geçme suçunu düzenleyen eski TCK'nın 414. maddesi kapsamında 2002 yılında 4 bin 70, 2003 yılında 3 bin 499, 2004 yılında 3 bin 536, 2005 yılında ise 5 bin 175 dava açıldı. Bu madde kapsamında açılmış davalardan 2002 yılında 3 bin 529'u, 2003 yılında 3 bin 691'i, 2004 yılında 3 bin 522'si, 2005 yılında ise 4 bin 585'i ‘mahkumiyetle ‘sonuçlandı. 414. madde kapsamında işlenen suçlardan mağdur olan çocuk sayısı ise 2002'de 4 bin 533, 2003 yılında 4 bin 290, 2004 yılında 4 bin 260, 2005 yılında ise 5 bin 440 oldu. Gerçek rakam çok daha yüksek bulunuyordu Resmi rakamlarda dikkat çeken gerçek, çocuklara yönelik cinsel taciz ve istismara yönelik toplumsal tepkiye rağmen, artış görülmesi. Örneğin 2004 yılında 3 bin 536 olan dava sayısının 2005 yılında 5 bin 175'e yükseldi. Soru önergesinin sahibi AKP Milletvekili Turhan Çömez, gerçek rakamların Adalet Bakanlığı'na yansıyan resmi rakamlardan çok daha yüksek olduğunu söyledi. Çömez; "Ben sadece çocuk istismarıyla ilgili değil bir çok suçla ilgili rakamların Adalet Bakanlığı'nın resmi işlemlerine yansıyandan çok daha vahim ve çok daha dramatik boyutlarda olduğunu düşünüyorum. Ekonomik sorunlar toplumda tırmandırılan magazin kültürü, insanlar üzerinde belli mihraklarca planlı bir şekilde uygulanan psikolojik operasyonlar ve bunun sonucunda ortaya çıkan sosyal doku bozukluğu, AB dayatmalarıyla değiştirilen yasalar toplumsal yapıyı bu hale getirdi" dedi. |
Şimdi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından yayınlanan "40 Hadis" adlı kitaptaki şu hadisi şerifi birlikte okuyalım:
"Üç kimse vardır ki kıyamet günü Allah onlar ile konuşmaz, onlara bakmaz ve onları temize çıkarmaz. Bunlar için elem verici azap vardır.
1-Çölde fazla suyu olup yolculara vermeyen
2-İkindiden sonra mal satan bir adamdır ki (müşteri) kendini tasdik ederek malı alsın diye aslında öyle olmadığı halde onu şuna şuna aldım diye Allah'a yemin eden adamdır.
3-Yalnız dünya menfaati için liderine biat eden kimsedir ki, arzu ettiğini verirse biatında devam eder, istediğini vermezse biatından döner."
Düzenbazların Foyası Sırıtıyordu!
Hani bu düzen bozuktu, düzeltilmeliydi. Bunun yerine hak bir düzen getirilecekti… Adalet, huzur, güven, haysiyet olacaktı…
Heyhat ki heyhat!
Döneklerin bir kısmı ellerine fırsat geçer geçmez bozuk dedikleri düzenin kemiklerine, menfaatlerine, rantlarına aç köpekler gibi saldırdılar.
Bu sahtekarların, felsefeleri ve fetvaları da varmış:
"Bozuk düzenlerde bozuk işler yapılır…"mış!..
Kimden almışlar bu fetvayı?
İblis'ten, nefislerinden, İbn-i Sebe'lerden ve ılımlı şeyhlerden…
Gençliklerinde "Bu düzen bozuktur…" diye küçük dilleri görünecek şekilde avaz avaz bağıran nice uğursuz şimdi mücâhitliği bıraktı müteahhitlik yapıyor.
Rant vuruyor, rahatına bakıyor!.. Onların aklı fikri dünya menfaatı ve makamıdır.
Dinleri paradır, kıbleleri karıdır o habîslerin.
Ya Rabbi, şu saf Müslümanlar ne korkunç tuzaklara, ne dipsiz uçurumlara düştüler.
Bir başka bahaneleri de şu:
"Müslüman her şeyin en iyisine layıktır!.."
Meskenin en iyisi ve lüksü…
Binitin en iyisi ve lüksü…
Yazlığın en iyisi ve lüksü…
Giysilerin en iyisi… Yemeklerin en iyisi…
İyide, ya din, ya dava!? Ya perişan millet, ya gariban ümmet… Ya fakirler, ya sahipsizler..
Allah ve Peygamber bize böyle mi öğüt veriyor?
Müslümanın orta halli, kanaatli, mütevâzı olması ve yaşaması gerekmez mi?
Hani mensubu olmakla öğündüğümüz İslâm Dini ve şeriatı haram yemeyi yasak etmişti?
Şu sahtekârlar bunca serveti sâmânı malı mülkü nereden ve nasıl kazanmışlar?
Kimi devleti soymuş, kimi belediyeleri talan etmiş, kimisi de saf ve akılsız Müslümanları sağmışlar.
Çatlayıncaya, patlayıncaya, tıksırıncaya kadar yemişler, şişmişler.
İnsanlar bu dünyada yaptıklarından, kazandıklarından, yediklerinden, giydiklerinden velhasıl edindikleri, iktibas ettikleri her şeyden dolayı hesaba çekilecekler… Dinimiz haram yemeyi yasak kılmıştır… Dinimiz şüpheli şeylerden kaçınmayı öğütlemektedir… Dinimiz "Helâlin hesabı, haramın azabı vardır" demektedir… Uğursuzlar dilleriyle bunları söylerler, uygulamada ise tam tersini yaparlar.
Bu düzen bozuk.!. Elbette bozuk ama başınıza bu düzen kadar taş düşsün inşaallah![3] Çünkü sizin gibi sütü bozuklar yüzünden bu düzen yürüyor.
[1] 05.04.2007 / Milli Gazete
[2] 04.04.2007 / Ebubekir Gülüm / Milli Gazete
[3] 05.04.2007 / Milli Gazete / M.Şevket Eygi

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…
Dışına aldanmayın, bozuk içleri Derlenip def ederiz, soysuz hiçleri Kâfirler ürkütemez, Milli güçleri Eba Eyyub,…
Siyonist işbirlikçilerinin, "ABD'nin ırak'ta savaşan kahraman bay ve bayan askerlerin en az zayiatla ülkelerine mümkün…
Ahmet Hoca haykırır; duyarsız insan Anlamaz duygularım, ayarsız insan Akıl vicdan Kur’an’a, uyarsız insan Sultan…
MİLLİ ÇÖZÜME TAVIR ALANLARA KÜÇÜK BİR HATIRLATMA! Milli Çözüm; Kutuplaştırılmış toplumları barıştırarak yaşanabilir bir Dünya…
Siyonizm'in İran'a 4 bir yandan saldırdığı ve tüm vekil güçlerini bu yolda kullandığı şu dönemde…
Sivil Savunma = Kuvayı Milliye; yani Halkın Silahlı Gücü.Dünyada ve bölgemizde yaşanan çok tehlikeli olayların…
İnsanlar duymak istedikleri şeyler söylendiğinde, bunları yalan olarak görmeme eğilimine kaymıştır. İnsanların büyük bir kısmı…
Gerçeğe dönülmediği takdirde batılıların ülkemizi saha savaşı ile değil ekonomik savaşla,daha çok borca sokarak yeraltı…