ABD'nin uşağı sadece AKP mi?
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Deniz Baykal, katıldığı bir televizyon programında söyledikleriyle bizi şaşırtmadı.
"İktidara gelirseniz, Amerika ile ilişkileriniz nasıl olacak?" sorusuna, Deniz Baykal'ın verdiği cevap, "Amerika'nın, dünya siyasetinin ve ekonomisinin belirleyici gücü olduğunu, Türkiye'nin Amerika'nın müttefiki olduğunu, Amerika ile ciddi bir işbirliği içerisinde olacaklarını ve mevcut işbirliğini daha da üst seviyelere taşıyacakları" yönünde birtakım açıklamalar yaptı.
Bu açıklama, aynı zamanda Cumhuriyet Halk Partisi olur da iktidara gelirse, AB ile başlatılmış olan müzakerelere de tam gaz devam edileceği anlamına da geliyordu. Nitekim Baykal, AB ile uyumlu bir çalışma içinde olacaklarını söyleme başladı bile. Deniz Baykal'ın, Amerika'yı bu denli övücü konuşmasını dinlerken, kendi kendime şu soruları sordum.
1 Mart tezkeresi TBMM'de görüşülürken, tezkere Meclis'ten geçmesin diye, ortalığı toza dumana katanlar kimlerdi? Amerikan askerlerinin Türkiye'den K.Irak'a geçmelerine karşı koyanlar kimlerdi? 1 Mart tezkeresine karşı koyanlarla, bugün ordu K.Irak'a girsin diye davul zurnayla yüksek tempo tutanlar aynı kişiler değil mi? 1 Mart tezkeresini, "Türkiye yabancı askerlerin işgalinde olacak" diye yorumlayan Baykal, iktidar olduğumuzda, sonuna kadar Amerika ile birlikteyiz diyorsa, bu işte bir çelişki yok mudur? İnsanlar değişebilir, değişmelidirler de, buna lafımız yok. Ancak, medyadan da takip ettiğimiz gibi, Tuncay Özkan'a milyon dolarlar vererek, mitingler yaptıran, mitinglerde de Amerika ve AB aleyhine sloganlar atan insanların en önünde saf tutan CHP lideri Deniz Baykal, nasıl oluyor da bu kadar kısa süre içinde bu kadar Amerikan dostu kesilebiliyor hayret!!!
Bu arada, Deniz Baykal, CHP'nin "Pusula 07" isimli seçim bildirgesini açıklarken, ağzından çıkan bazı sözleri duymak beni yine çok şaşırttı ve mutlu etti. CHP'nin tek başına iktidar olması için halktan destek isteyen Deniz Baykal, konuşmasını şöyle bitiriyordu. " Vira Bismillah" ve "Allah bizi mahcup etmesin."
Bunlar çok güzel sözler, toplumu kucaklayan, birleştiren, tansiyonu düşüren, kalpleri okşayan, insanları huzura yönelten sözler. İnşallah Deniz Baykal, dini içerik ve mesaj taşıyan bu sözleri, sadece eşi kapalı olduğu için Cumhurbaşkanı seçilemeyen Abdullah Gül'e oy verebilecek insanların oylarından nemalanmak için söylememiştir. Hatırlarsanız, Deniz Baykal'ın da içinde bulunduğu SHP, 1991 seçimlerinde sadece oylarını artırmak ve üç beş koltuk daha fazla kapmak için, HEP'li 22 kişiyi TBMM'ye milletvekili olarak sokmamış mıydı?[1]
Baykal'dan din eğitimi açılımı ve MHP ile koalisyon sinyali
Baykal, CNN Türk'te Ahmet Hakan'ın sunduğu Liderler Zirvesi programında gazetelerin genel yayın yönetmenlerinin sorularını yanıtladı. Baykal, din eğitiminde yeni düzenlemeye ihtiyaç olduğunu belirterek şunları söylüyordu:
"Biz açık kafayla bakıyoruz. İnsanların doğru dürüst din eğitimi alması ihtiyacına saygı gösteriyoruz. Eğitimin dinselleştirilmesi sonucunu getirmeyecek bir yaklaşım içinde her türlü öneriye açığız. İmam hatip liselerini kapatma önerisini uygun görmüyoruz. Meslek eğitimi için korunmasında yarar var."
En az üç partili bir parlamento oluşacağını, MHP'nin barajı aşacağını, AKP'nin yüzde 34'ün altında oy alacağını ve ciddi milletvekili kaybedeceğini söyleyen Baykal, "Bu hangi düzeyde olacak, belli değil. Kendisi dışında çoğunluğun bir araya gelmesine yetecek şekilde de olabilir" diyordu!?.
Yahudi asıllı Sami Kohen, MHP'yi şöyle övmekteydi:
Milliyetçi Hareket Partisi, dış politika hedefini ideolojik eğilimleri doğrultusunda, "Lider Ülke Türkiye" ülküsüyle özetliyor.(Not: Bu slogan Milli Görüş'ten Çalınmadır)
Bu genel ifadelerden sonra, seçim bildirgesinde sıralanan daha spesifik konularla ilgili görüşleri ve vaatleri şöyle özetleyebiliriz:
Türk dünyası: Bu ara başlık altındaki bölüm şu cümleyle başlıyor: "Türk dünyası dış politikamızın öncelikli ve ayrıcalıklı ilgi alanı olacaktır. Kıbrıs, Kafkasya, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve Balkan ülkeleriyle ilişkilerin her alanda geliştirilmesi ve derinleştirilmesi temel hedeflerimizin başında yer alacaktır"…
ABD: Ilımlı bir üslup kullanılan bu bölümde Washington ile yaşanan sıkıntıların "karşılıklı güven ve saygı esasına dayalı çabalarla aşılması gereği" vurgulanıyor ve "İlişkilerimizin gerçek anlamda bir stratejik ortaklığa dönüştürülmesi ortak hedefimiz olmalıdır" deniyor.[2]
Adaylığı iptal edilen MHP'li Ali Halaman'ın marifetleri
1978 yılında Anakara'da bir arabada 2 adet makineli tüfek ele geçirildi. Aracın içinde sabıkası nedeniyle bu seçimlerde YSK engeline takılan MHP Adana 2. sıra adayı Ali Halaman da vardı. Makineli tüfeklerin yakalandığı otomobil Bahçeli'ye ait. 12 Eylül'de açılan MHP davasında bu olgu sanık ifadelerine yansıdı. Ancak Bahçeli'nin bu olay için ifadesi bile alınmadı!
Tarih 23 Şubat 1978. Ankara Emniyeti, saat 16.45'te bir ihbarı değerlendirir ve Adana'dan gelen Ol FE 994 plakalı beyaz Renault marka aracı Gölbaşı Kepekli Boğazı yakınlarında durdurur. 4 kişinin bulunduğu otomobilin bagajında portakallar arasında 2 adet Fransız yapımı makineli tüfek ve 4 dolu şarjör ele geçirilir. Arabada yakalananlardan biri bu seçimlerde Yüksek Seçim Kurulu (YSK) engeline takılarak MHP'den adaylığı iptal edilen Ali Halaman'dır. Diğerleri de Fuat İstanbullu, Sami Ocak ve Ekrem Pazarcı.
Dönemin gazeteleri, Halaman'ın MHP Genel İdare Kurulu üyesi olduğunu belirtir. Ali Halaman, Sami Ocak ve Ekrem Pazarcı'nın Abdullah Çatlı gibi Ankara Mali Bilimler ve Muhasebe Yüksekokulu öğrencisi olmaları da dikkat çekicidir. Ayrıca Devlet Bahçeli de aynı okulda öğretim görevlisidir.
Makineli tüfeklerin çıktığı araç Devlet Bahçeli'ye aitti!
MHP Adana ve Ülkü Ocakları Kuruluş Davası Gerekçeli Hüküm 2. Cilt 1257- 1258-1259 ve 1260. sayfalarında sanık Recai Yıldırım'ın ifadesine göre tüfekleri teslim almak için Adana'ya Ali Halaman'ın gönderildiği belirtiliyor. Ayrıca Halaman'â verilen tüfeklerin Muhsin Yazıcıoğlu'na teslim edilmek üzere gönderildiği de kaydediliyor. Makineli tüfek yakalatan gençler de ifadelerinde arabanın kendilerine ait olmadığını söylüyorlar. Ancak haberin büyüğü tam bundan sonra başlıyor…
Ali Halaman'ın 2 makineli tüfeği yakalattığı otomobil MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye ait olduğu saptanıyor.
Devlet Bahçeli'nin ifadesi bile alınmıyor, sebebi nedir?
Ali Halaman'ın da aralarında bulunduğu dört sanık Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılandılar. Sanıklardan bazıları "ruhsatsız silah sevk etmek" suçundan ceza aldılar. Silahları sanıklara teslim ettiği saptanan Recai Yıldırım, cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün bir dönem başkanlığını yaptığı ve bu örgütü silahlı bir örgüt haline getirerek suç işlemede kullandığı ve bu örgütü yönettiği" gerekçesiyle TCK'nın 313. maddesinden yargılandı. Dava daha sonra zaman aşımı nedeniyle ortadan kalktı. Dava dosyasına göre otomobilinde iki adet makineli tüfek çıkan Devlet Bahçeli'nin ifadesinin alınmadığı görülüyor. Sabıkası nedeniyle adaylığı iptal edilen Ali Halaman ve Recai Yıldırım Adana'dan 21. Dönem Milletvekilliği yaptılar. Bahçeli, Recai Yıldırım'ı bu seçimlerde de Adana'da 1. sıra adayı olarak gösterdi.[3]
Şimdi bu üçlünün ortak yönleri ve kirli karneleri
ABD İle ilişkileri:
Tayip Erdoğan: "ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi'nde Diyarbakır'ı merkez yapacağız." (Kanal D, Teke Tek Programı, 15 Şubat 2004.) "BOP'un eşbaşkanıyım." (AKP İstanbul Bayrampaşa İlçe Kongresi, 4 Mart 2006.)
Deniz Baykal: "Örgütümüze kesin talimat verdik; Amerika aleyhtarı bir oluşum içinde yer almayacaksınız diye' ve sonuna kadar kararlılıkla uyguladık." (Star gazetesi, 1 Mayıs 2005.) (Gazetecilerin Cumhuriyet mitinglerindeki "Ne ABD, ne AB tam bağımsız Türkiye" sloganını sormaları üzerine) "Meydanlarda atılmış olan söz, bir ülkeye ya da AB'ye karşı değil." (19 Mayıs 2007, Flash tv, Seçim Kulübü programı)
Devlet Bahçeli: "ABD ile… ilişkilerimizin, gerçek anlamda bir stratejik ortaklığa dönüştürülmesi ortak hedefimiz olmalıdır." (MHP Seçim Bildirgesi, s.121.) MHP adayı Deniz Bölükbaşı "1 Mart tezkeresi reddedilmeseydi, ABD komutasında ve az sayıda birlikle K.lrak'a girebilecektik." (Habertürk televizyonu, Basın Kulübü programı, 28 Mayıs 2007.)
Kürtçülükle ilgili düşünceleri:
Tayip Erdoğan: Sunucu soruyor: "DTP'nin bağımsız adayları meclise girerse, onlarla koalisyon kurar mısınız?" Yanıt: "Parlamento tarihinde hiçbir zaman bir araya gelmeyecek partiler bir araya gelmiştir." (CNN Türk televizyonu, Haziran 2007.)
Deniz Baykal: "Partilerde Kürtçü kanat olabilir.Buna itiraz etmeyiz. Bizde de var" (Hürriyet, 14 Haziran 2007.)
Devlet Bahçeli: Bölücülüğe ayrı devlet kurma hakkı tanıyan ikiz ihanet Sözleşmesi'ni kabul eden 19 Mart tarihli Bakanlar Kurulu Kararının altında Devlet Bahçeli'nin imzası bulunuyor. (Resmi Gazete Sayı: 24352, 24 Mart 2001)
Avrupa Birliği hayalleri:
Tayyip Erdoğan: "Türkiye AB ile müzakerelere başlaması için kendisinden istenilenleri geceli gündüzlü çalışarak yaptı. Yaptıktan sonra da hâlâ 'müzakere süreci başlar mı başlamaz mı' demek veya böyle hiç ilgisiz, alakasız bazı maddeleri Türkiye'nin önünü getirmek uluslararası diplomatik ahlaka sığmaz" (13 Eylül 2005, New York, CFR toplantısı)
"Türkiye'nin AB üyeliği 21. yüzyılın en büyük küresel barış projesidir. Medeniyetler arası ittifak eğer kurulabilecekse Türkiye'nin AB içerisinde yerini alması şarttır." (Grup toplantısı, 15 Mayıs 2007)
Deniz Baykal: "Piyasa ekonomisinin kurallarına uyacağız. AB hedefi sürecek. Gerekenler elbette yapılmalı." (Referans Gazetesi, 10 Mayıs 2007.)
"Biz bu (AB) doğrultuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz." (Seçim bildirgesi tanıtım toplantısı, 20 Haziran 2007)
"CHP iktidarında, AB'ye eşit koşullu tam üyelik hedefi korunacak." (CHP Seçim Bildirgesi, s. 3-16)
"AB uyum yasalarının uygulanmasını sağlayacağız." (Parti Programı)
Devlet Bahçeli: "Kıbrıs Rum tarafının AB üyeliği sonrası yaşanan gelişmeler ışığında Kıbrıs politikasının kapsamlı şekilde gözden geçirilmesi ve yeni şartların gerekli kıldığı yeni esaslara bağlanması kaçınılmaz hale gelmiştir." (Seçim Bildirgesi, s. 117)
Bahçeli, 1999 Aralık ayında Helsinki Zirvesi'nde hazırlanan "aday üye" protokolüne imzayı bastı. Bahçeli, AB'nin Kıbrıs ve Ege dayatmalarını kabul etti. Protokolün sonucu hazırlanan "Katılım Ortaklığı Belgesi"yle de "ikiz sözleşmeler" gündeme geldi… Bahçeli'nin bugün eleştirdiği "yabancılara emlak satışının yasalaştırılması, Katılım Ortaklığı Belgesi'nde yer alıyordu.
Federasyona hazırlık hizmetleri:
Tayyip Erdoğan: Merkezi Hükümetin eğitim, sağlık ve güvenlik dışındaki yetkilerinin yerel yönetimlere devri için yasalar çıkarıldı ve uygulamaya geçildi… Resmi Gazete'nin 8 Şubat 2006 günlü sayısında 5449 sayılı "Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun" yayımlandı. Türkiye toprakları, 22 Eylül 2002'de karar verildiği üzere, 26 bölgeye ayrıldı. Ankara, İstanbul ve İzmir illeri kendi başlarına birer bölge sayıldı…
Deniz Baykal: "Merkezi idare, bugün olduğu gibi, kamu hizmeti üretme sorumluluğunu üzerinden atmak amacıyla değil, kamu hizmetlerinde etkinliği sağlamak amacıyla yerel idarelerle hizmetleri bölüşecektir." (CHP Seçim Bildirgesi, s.58)
"İstanbul, ülkemizde diğer 80 ilin yönetildiği modelle yönetilememektedir. İstanbul Özel Yönetimi, İstanbul'u yaşanabilir bir kent yapacak." (CHP Seçim Bildirgesi, s. 59)
Devlet Bahçeli: "Devletin fonksiyonları yeniden tanımlanarak… merkezi idare tarafından yürütülmesi zorunlu olan adalet, güvenlik, savunma gibi hizmetlerin dışında kalanların yerel yönetimlere devri sağlanacaktır." (Parti Programı)
IMF teslimiyetçilikleri
Tayyip Erdoğan: "IMF deyip geçemezsiniz. 'Ben kapıyı kapattım' diyemezsiniz. Bizdekilerin çoğunun bu dünyadan haberi yok. Bekara karı boşamak kolaydır". (Hürriyet, 16 Nisan 2006)
"Elimde (bizi eleştirenlerin) IMF'ye yazdıkları dilekçeler var… IMF'ye yalvardılar!" (CNN Türk'ten aktaran Son Sayfa, 19 Haziran 2007)
Deniz Baykal: "Türkiye, uluslararası mali kuruluşlarla ilişkilerine, taahhütlerine daima sadık kalmıştır. Türkiye her hükümetle yeniden kurulmuyor. Türkiye'nin IMF ile yaptığı anlaşma 2008'de bitiyor. Bu, süre ile falan ölçülecek bir şey değil. CHP iktidarında da hem ayrı ayrı ülkelerle hem de uluslararası kuruluşlarla şeffaf, güvenilir bir ilişki içinde politika götüreceğiz." (Seçim bildirgesi tanıtım toplantısı, 20 Haziran 2007)
Devlet Bahçeli: "IMF'ye tavır almam, söz konusu değil." (13 Aralık 200.1)
"Türkiye Cumhuriyeti IMF'ye karşı bütün yükümlülüklerini yerine getirdi. ABD'de bulunan Devlet Bakanı Kemal Dervişin IMF yetkilileriyle temaslarda bulunduğu bir aşamada görüşmelere ilişkin değerlendirme yapmam doğru olmayacaktır." (6 Temmuz 2001)
(IMF'nin istekleri, Türk Telekom'a profesyonel yönetim atanması, Emlakbank'ın kapatılması ve Tütün Yasası'nın Meclisle kabul edilmesiydi. Telekom yönetimine ilişkin istek "tam olarak" yerine getirilmediği" gerekçesiyle, Türkiye'ye verilmesi gereken 1.5 milyar dolarlık kredi dilimi, bizzat Kemal Derviş tarafından ertelettirildi.)
Özelleştirme konusundaki ortak görüşleri:
Tayyip Erdoğan: En çok özelleştirme geliri gerçekleştiren başbakanlar sıralamasında, Recep Tayyip Erdoğan 20.8 milyar dolarlık gelirle ilk sırada yer aldı. (Referans gazetesi, 21 Mayıs 2007.)
Maliye Bakanı Kemal Unakıtan: "Özelleştirmeyi, hakikaten babalar gibi yaptık!" (24 Aralık 2006.)
Deniz Baykal: Gazeteci soruyor: "İktidara gelmeniz halinde, Telekom özelleştirmesini tekrar ele alacak mısınız?" Yanıt: "Şimdi benim burada oturup 'bunu kabul etmiyoruz, bunu ortadan kaldıracağız' demem çok yanlış olur… Piyasa ekonomisi gerçeğini değiştirmeye gerek yok…"(19 Mayıs 2007, Flash tv, Seçim Kulübü programı)
"Piyasa dostu düzeltme amaçlı politikalar gereklidir." (CHP Seçim Bildirgesi, s. 24)
"Globalleşme, dünyanın bir tercihi değil, bugünün bir gerçeğidir," (CHP Seçim Bildirgesi, s. 26)
Devlet Bahçeli: "Özelleştirilecek KİT'ler değerinin en uygun olduğu konjonktürde, özelleştirilecektir." (MHP Seçim Bildirgesi, s. 78)
"Halk Bankası halka arz yoluyla satılacak… Vakıfbank'ın kamunun yönetiminde olan hisselerinin satışı gerçekleştirilecek, tamamıyla özel sektör taralından ve etkin bir şekilde yönetilmesi sağlanacaktır." (MHP Seçim Bildirgesi, s. 81)[4]
- ü Bahçeli, Hükümet üyesi olarak imzaladı (19 Mart 2001)
- ü CHP de AKP'yle birlikte Meclis'ten geçirdi (4 Haziran 2003)
İkiz Sözleşmeler'in ortak 1. Maddesi
1. Madde
Halkların kendi kaderini tayin hakkı
A. Bütün halklar kendi kaderlerini tayin hakkına sahiptir. Bu hak vasıtasıyla halklar kendi siyasal statülerini serbestçe tayin edebilir ve ekonomik, sosyal ve siyasal gelişmelerini serbestçe sürdürebilirler.
B. Bütün halklar uluslararası hukuka ve karşılıklı menfaat ilkesine dayanan uluslararası ekonomik işbirliği yükümlülüklerine zarar vermemek koşuluyla, doğal kaynakları ve zenginlikleri üzerinde kendi yararına serbestçe tasarrufta bulunabilir. Bir halk sahip olduğu maddi kaynaklardan hiç bir koşulda yoksun bırakılamaz.
O gün çekimserdiler şimdi ip atıyorlar
MHP lideri Bahçeli seçim konuşmalarında terörün kökünü kazıyacaklarını söyleyip duruyor. Daha dar anlamda ise Abdullah Öcalan'ın idamını ima ediyor. Son birkaç aydır yeniden tırmanan terörün toplumda oluşturduğu öfkenin dalga boyu, MHP'nin iştahını kabartmış görünüyor.
Bahçeli, Erzurum meydanından halka yağlı ilmik atıyor: ‘Benim 129 milletvekilim olduğu için asamadım, haydi sen as' diye AKP'ye sesleniyor. Oysa dediği gibi değil, göz göre gerçekleri saptırıyor. .
Tarih 31 Temmuz 2002.
İdam cezasının kaldırılmasını öngören düzenlemenin de yer aldığı 14 maddelik anayasa değişikli paketi Adalet Komisyonu'nda görüşülüyor. Öcalan'da İmralı'da yatıyor. İktidarda DSP, ANAP ve MHP var. DSP'den YTP doğmuş. AK Parti ise henüz yeni kurulmuş ve Fazilet'ten devraldığı 53 milletvekili bulunuyor.
AK Parti bir önerge veriyor. Diyor ki, idam cezası, paketten çıkarılsın. (Yani daha o günden AB'ye yaranmak istiyor) Ancak, Önerge 7 oya karşı 10 oyla reddediliyor. MHP'li üyeler ne yapıyor dersiniz? 5 üye çekimser kalıyor. Yani o tarihte Öcalan'ın idamı, MHP için ‘çekimser' kalacak kadar önemsiz sayılıyor. MHP'li üyeler önergeye destek verse, 10'a karşı 12 oyla idam cezasının kaldırılması önerisi paketten çıkarılmış olacaktı. Demek ki, ‘idam' için MHP'nin sayısı yeterliymiş.
Sonrasına bakalım. İki gün sonra paket Genel Kurul'da oylanıyor. 162 ret oyuna karşılık 262 kabul oyu çıkıyor. MHP'li vekiller ret cephesinde. Neden? Çünkü verilen ret oyları, paketi tehlikeye düşürmüyor. Herhalde tehlikeli durum olsa, tıpkı Adalet Komisyonu'ndaki gibi çekimser kalırlardı.
Vahim olan bir durum daha var. Koalisyon ortakları idam cezasını kaldırıyor ama MHP ‘Benim için hükümet sorunu olmaz' diyebiliyor. Tüm siyasetinizi dayandırdığınız Öcalan'ın idamı sizin için hükümet sorunu olmayacak kadar önemsizse, şimdi neden bu konu istismar ediliyor ve kuru kahramanlık sergileniyor? Ne olursa hükümeti yıkarsınız?
Cevabını 5 gün sonra Bahçeli veriyor. O tarihte MHP'siz hükümet formülleri konuşulmaya başlanınca Bahçeli, Bursa'dan açıklıyor: ‘Seçimler 3 Kasım 2002'de olmalı. Yoksa bu hükümet bozulur.' !?
Yani, MHP iktidara gelmek için her yolu mubah sayıyor. Pes doğrusu.!. [5]
ABD'ye Endeksli Siyasi Partiler
Eğer ülkemizde, doğru ve onurlu bir siyaset yapacaksak, mutlaka her türlü emperyalist tesir ve baskılar karşısında dik duracak, ecdadımızın ruhlarını şad edecek, şahsiyetli politikalar izleyecek kişi ve siyasi kuruluşları yakından tanımak zorundayız.
Zira seçim süreci başlamıştır. Akla karayı ayırd etmek, haklı ile haksızı belirlemek, bütün seçmenlerimiz için vazgeçilmez önemli ve tarihi bir görevdir.
Hakta hatır olmaz. Seçim demek bütün seçmenlerin, üyesi olduğu büyük bir mahkeme demektir. Duygusal ve partizan düşüncelerle, haklıya haksız, haksıza haklı dersek, menfaat karşılığı, bile bile yanlış karar veren bir hakim durumuna düşmüş oluruz.
Millî Görüş siyasî aksiyonlarının başlatılmasının vazgeçilmez hedeflerinden birisi de, bu görevler yapılırken, seçmenlerimizin hataya düşmesini önlemek, iyiyi kötüden ayırd etmekte halkımıza yardımcı olmaktır.
Dikkat edilmesi gereken önemil noktalardan birisi bu seçimlerde ABD'ye, IMF'ye ve AB'ye körü körüne endeksli partilerin iktidara gelmesi tehlikesinden bu milleti kurtarmak olmalıdır.Bilindiği gibi ABD ile normal siyasî ilişkiler içinde olmak başka şeydir, tamamen ABD'ye sakalı ele vererek yan gelip yatmak başka şeydir.
Sözü fazla uzatmadan konumuzla ilgili çarpıcı birkaç misal verelim:
-İktidara yedi kere gelip, yedi kere giden Sayın Demirel'in, ABD'ye endeksli politikalar izlediğini söylemeye bilmem hacet var mı? Sadece bir olay anlatayım. Biz 1974 senesinde Kıbrıs çıkarmasını yapmadan önce, bu konuda nabız yoklaması yaptırmıştık. Sayın Demirel, "Bu çıkarma harekatı bir maceradır, biz buna karşıyız" diyerek yan çizmişti.
– 12Eylül'den sonra yapılan seçimde, iktidara gelen SayınÖzal, Anavatan Partisi'ni kurmadan önce, Washington büyükelçiliğimizde, IMF Başkanı, Dünya Bankası Başkanı ve Türkiye'ye borç para veren Yahudilere ait 7 bankanın yöneticisi ve ayrıca bir ABDbaşkan yardımcısının katıldığı bir iş yemeğinde, bu zevatın desteğini istemiş, destek aldıktan sonra yurda dönerek Anavatan Partisi'ni kurmuştur.
Ayrıntılara inmek isteyenler, Yalçın Doğan'ın "Dar Sokakta Siyaset" isimli belgesel kitabını okuyabilirler.
– Rahmetli Özal, Cumhurbaşkanı iken, ABD'nin telkiniyle SayınYıldırım Akbulut'u başbakanlıktan uzaklaştırmış, ABD'ye uyum sağlayacak Mesut Yılmaz kabinesini iş başına getirmiştir. Sayın Yılmaz, kuracağı yeni hükümetin, politikasını "Türk-Amerikan İş Konseyi"nde açıklarken, "Petrol ve diğer sınai mahreçlerin, ABD'nin istifadesine sunulacağını, "kökten dincilikle" mücadele edileceğini beyan ederek işe başlamıştır.
-Sayın Yılmaz'dan sonra, Anavatan Partisi grubunun eğilimi, Sayın Cindoruk'u gösterdiği halde, yine ABD'nin isteği ile ortaya sürpriz olarak SayınÇiller kabinesi çıkmış, Sayın Cindoruk bir türlü makosenlerini giyememiştir.
-Zamanla ABD'ye endeksli politikalar, o derece tabii görülmeye başlanmıştır ki, Sayın Özal, ABD'nin Türk askeriyle birlikte, Kuzey Irak'ı işgal etmesini istemiş, bu teklifi kabul etmeyen zamanın muhterem Genelkurmay Başkanı Necip Torumtay Paşa ancak görevinden istifa ederek bu faciayı önlemiştir.
-Tarih, SayınReceb Tayyip Erdoğan zamanında bir kere daha tekerrür etmiş, bu sefer, AKP hükümeti, 62 bin ABD askerini yurdumuza sokarak, Özal'ın yaptıramadığı işgal hareketini hayata geçirmek istemiş, bu faciayı da TBMM'miz 1 oy fazlası ile kıl payı önleyebilmiştir.
-Sayın Ecevit'in, o tarihlerde yapılacak genel seçimlerde, oy potansiyeli yetersiz iken, birinci parti olarak öne çıkıp, hükümeti kurmasına, ABD ajanlarının Öcalan'ı paketleyip Ecevit'e teslim etmesi etkili olmuştur.
Bu sebepten seçmenimiz, oy verirken, sadece dar çerçevede değerlendirme yapma alışkanlığından kendisini kurtarmalı, şartları dünya çapında incelemeye başlamalı ve millî menfaatlerimize en uygun ve en isabetli neticeye varmalıdır.
Böyle yapılmadığı taktirde, seçmenimiz farkında olmadan, ABD'nin IMF'nin ve AB'nin millî menfaatlerimize taban tabana zıt siyasî ve ekonomik politikalarını bizlerin oyu ile hayata geçirmiş olacaktır. Bunun sonu hüsrandır.Bu ihmaller maazallah vatanımızın bölünmesine, egemenliğimizin elden gitmesine sebebiyet verebilir. Son pişmanlık fayda vermez.
Fikir fakirleri
İri tirajlı gazetelerimizde kendilerine bir köşe başı tutmuş, yazdıklarıyla ha bire halkımıza biçim vermekle meşgul kalemşörlerimizin durumu mide bulandırıyor. Bu tipler son dönemde kaleme aldıkları makalelerde, halkımıza bir tek "Cumhuriyet Halk Partisine oy atmak mecburiyetindesiniz" demeye getiriyor.
Sağ elleriyle sol kulaklarını gösteriyorlar, istikrar diyorlar, laiklik diyorlar, çağdaşlık diyorlar, mayo reklamı diyorlar, din diyanet diyorlar, lafı evirip çevirip Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu seçimlerde başarılı olması noktasına getiriyorlar… Televizyon ekranlarına bakıyorsunuz. Memleketi kamplara ayırmak, insanların fikir ayrılığından oy devşirmek için var gücüyle çabalayan, her sözüyle insanları ajite eden Deniz Baykal ve avanesi her tarafı kaplamış durumda.
Tandoğan'da, Çağlayan'da, İzmir'de "Ne ABD ne AB, tam bağımsız Türkiye" diye haykıran kalabalıkları kendi reklamcıları gösteriyorlar. Neredeyse, "Sandıksız bizi iktidara getirin" diye avazları çıktığınca bağıracaklar. Önceki günlerde, İstanbul Üniversitesi'ndeki görevi esnasında, bilim ışığının utancı olan "İkna odalarını" kurmakla meşhur olmuş Prof. Dr. Nur Serter'i izliyoruz… Ekonomiden, ekonominin kötü olduğundan bahsediyor… Katılımcılardan birisi, "Bu ekonomik model, IMF'nin ülkemize bir çıbanbaşı gibi soktuğu Kemal Derviş'in eseridir. Kemal Derviş, sizin zihniyetiniz değil mi? Siz, neyi eleştiriyorsunuz?" gibi bir şeyler soruyor.
Nur Serter'de gık yok… Sus pus oldu… "Biz, mevcut modeli eleştiren bir siyasi partiyiz… Parti programımızda IMF'yle ilişkiler noktasında yeni açılımlar getireceğiz" türünde bir şeyler sıralıyor. Bırakın bu ayakları… Kıvırmayın… "IMF'yle yollarımızı ayıracağız" diyebiliyor musunuz? Siz onu söyleyin! AKP, IMF'ci, CHP IMF'ci… AKP gitse, siz gelseniz ne yazar!… Ha Ali Kel, ha kel Ali! Türkiye'de sağ sol oldu, sol sağ oldu… Bundan daha ağır bir itham olabilir mi? Misyonsuz, tabansız, ideolojisiz parti mi olur?
Olur tabi! O da, "Emekliye 14 maaş, Motorin 1 YTL" diye milleti ayartmaya çalışır… Türkiye, ne çekmişse, omurgasızlıktan, misyonsuzluktan, fikir fukarası insanların makam hırsından çekmiştir. Türkiye, ne çekmişse, kişisel hırslarını, makam arzularını, siyasi ikballerini ülke menfaatlerinin önüne çeken insanlardan çekmiştir.
Göreceğiz bakalım… Önümüzdeki dönem omurgasızlık şampiyonlarına bu millet ne diyecek? [6]
[1] 27.06.2007 / Mehmet Harputlu / Bugün
[2] 27.06.2007 / Milliyet
[3] 17 Haziran 2007 / Aydınlık
[4] 24 Haziran 2007 /Aydınlık
[5] Şamil Tayyar / 03.07.2007 / Star
[6] 10.06.2007 / Nedim Odabaş / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah bela yazmaz; kul azmadıkça... Biliyoruz ki Allah dilediğine hidayet verir. Rabbimizin hidayet vermeyi dilemesi…
Yeryüzündeki üç asırlık küresel sistem, Türkiyedeki siyasal uzantıları olan klikler de dahil olmak üzere, bütün…
Tecelli nur akışının mükemmel yorumu… Allah razı olsun. Aklınıza, kalbinize, aşkınıza, muhabbetinize bereket…
TIKANMIŞ VE ÇÜRÜMÜŞ BUGÜN Kİ SİSTEME KARŞIN, ERBAKAN HOCAMIZIN FİKRİ DÜŞÜNCELERİNİ SÖZDE DEĞİL, ÖZDE YAPACAK…
MİLLİ GÖRÜŞ HAİNLERİ!.. Davaya hıyanet, eden kişiye Parti teslim eden, hainden ehven!.. Milli Görüş evren,…
Şehitler ölmezse peygamberlerden sonra zikredilen Sadıklar da ölmez inşallah. Özetle Mümin’e ölüm yoktur. Sadakat ehli…
Bireysel olarak zayıf yönlerimizi bilip güçlendirmek ve Genel olarakta zincirdeki zayıf halkaları Sağlam kılacak şekilde…
Makaleyi okuyunca; mevcut partilerin amaç ve gayeleri Genel başkanlarının hangi odaklar ile iletişim halinde olup…
İMAN - REHBER - BİAT - CİHAD - GAYRET - HİMMET - RIZA - RIDVAN…
Aziz Erbakan Hocamız "Akıl işin sonunu düşünmek" derdi. İşte şiir bu sözün tam bir tefsiri…