YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69ce27f4660f5
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 6 1 7
Bugün : 12005
Dün : 56643
Bu ay : 68648
Geçen ay : 1803365
Toplam : 52213706
IP'niz : 216.73.216.113

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

"İşsizliğin göç haritası" raporu bu gidişin vahametini gözler önüne serdi: 14 milyon kişi iş bekliyor!

İstanbul, İzmir, Antalya ve Mersin hala işsizlere umut vaat eden kentlerin başında geliyor. İstanbul, hala yurdun pek çok kentindeki işsizler için "çekim merkezi" durumunda bulunuyor  

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası'nın (İSMMMO) hazırladığı raporda; 24 yılda 6 milyon kişiye istihdam yaratan Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) hedefini yakalaması için 2010'a kadar 14 milyon kişiye istihdam yaratması gerektiği vurgulanıyor.

İSMMMO tarafından hazırlanan "İşsizliğin Göç Haritası" raporu açıklandı. Odanın, TÜİK, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü ve Dünya Bankası'nın 2006 tarihli verilerinden hazırladığı rapora göre, 1980 yılında 15,7 milyon olan istihdam, 24 yılda ancak 21,7 milyon kişiye çıkarken, bunun sonucu olarak da ülkedeki istihdam oranı yüzde 44'te kaldı. Bu oranın dünyadaki en düşük istihdam düzeyleri arasında yer aldığı ve AB ülkelerinde bu oranın ortalaması yüzde 65'i bulduğu kaydediliyor.

Rapora göre, 1980- 2004 yılları arasında, Türkiye'de çalışma yaşındaki nüfus 23 milyon artmasına karşın bu dönemde sadece 6 milyon kişiye iş yaratılabildi. 24 yılda, 2004'e kadar toplam 6 milyon kişiye istihdam yaratan Türkiye'nin AB Devlet ve Hükümet Başkanlar Konseyi'nce belirlenen Lizbon hedefini yakalaması için 2010'a kadar 14 milyon kişiye istihdam alanı yaratması gerektiğine dikkat çekiliyor.

Rapora göre, işsizlik sorununu çözemeyen Türkiye'den göçün en büyük nedenlerinden biri de istihdam arayışı oldu. Raporda, İstanbul, İzmir, Antalya, Adana ve Mersin'in hala işsizlere umut vaat eden kentlerin başında geldiği belirtiliyor.

Yoğun göç alan kentlerin başında yer alan İstanbul, 2004 ile 2006 yılları arasında 359 bin kişiye istihdam yaratmasına rağmen, 467 bin olan resmi işsiz sayısını sadece 1000 kişi azaltabildi. 2007 yılının başında kentteki işsiz sayısının ancak 466 bine gerilediği görülüyor.

İşsizlik oranında patlama olan kentler

Rapora göre, ülke genelinde 2000 yılında 1 milyon 497 bin olan işsiz sayısı 2007 yılının Ocak, Şubat ve Mart döneminde 1,3 milyon kişi artarak 2 milyon 796 bini aştı.

2000 yılında 21 milyon 581 bin kişiye istihdam yaratılırken, 2007 yılının mart ayı itibarıyla bu rakam 183 bin kişi azalarak, 21 milyon 398 bine indi. 3 yıl içinde ülke genelinde istihdamı gerileyen il sayısı 38'e ulaştı.

Diğer illere göre "en çok göç veren" iller Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki 14 kent oldu. Buna göre, Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Hakkari, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van Türkiye'nin "en yoğun göç veren" kentleri olarak öne çıktı.

Göç edenlerin başlıca çekim merkezi İstanbul, Ankara, İzmir, Adana, Mersin, Bursa. Antalya, Malatya, Manisa ve Kocaeli'den oluşan 10 il olarak sıralandı. Göç edenlerin yüzde 43,5 ailevi, yüzde 25 bireysel, yüzde 20'si ekonomik ve yüzde 4'ü de güvenlik nedeniyle yaşamlarını farklı illerde sürdürmek zorunda kaldı. Çeşitli gerekçelerle göç alan kentlerin işsizlerine diğer illerden gelen işsizler de eklenince bazı kent ve bölgelerin işsizlik oranlarında patlama yaşandı.

Göç veren kentlerde ise "göçe rağmen" işsizlik bir türlü azalmadı. Bunda tarımdaki istihdamın gerilemesi, iş gücündeki artış etkili oldu. Verdikleri göçe rağmen Siirt, Mardin. Batman, Şırnak'ta 2002 yılında 24 bin olan işsiz sayısı artarak 52 bine ulaşırken işsizlik oranı da adeta üçe katlandı. Yüzde 45 ile yüzde 75 arasında değişen oranlarda net göç veren il durumundaki Mardin, Batman ve Siirt'te 2004'te 373 bin kişilik istihdam 2006'da 280 bin kişiye indi. İşsizlik oranı yüzde 6,1‘den yüzde 15,7'ye yükseldi.

2000 yılı verilerine göre yüzde 106'lık net göç verme hızına sahip Ardahan, yüzde 61'lik göç hızına sahip Kars, yüzde 56'lık göç hızına sahip Ağrı ile yüzde 9'luk göç hızına sahip Iğdır'da bu göçlere rağmen 2004 ile 2006 arasında işsizlik sayısı üç kattan fazla arttı. Söz konusu illerde 2004 yılında 5 bin olan işsiz sayısı 2006 yılında 17 bine ulaştı. İstihdam ise 317 binden 307 bine geriledi.

Diyarbakır ile Şanlıurfa'da 2004 ile 2006 arasında işsiz sayısının bin kişi azaldığı belirtilse de iki kentteki işsizlik oranı buna rağmen yüzde 10,8'den yüzde 12'ye tırmandı. Adana, Mersin, Antalya gibi Akdeniz kentleri istihdamın daraldığı, işsizliğin yoğun olduğu illerin çekim merkezi haline geldi. Oluşturulan istihdam talebi karşılamaktan uzak kalınca, 2002 yılında 71 bin işsizin bulunduğu Adana ve Mersin'de, 2006 yılında bu rakam 209 bine yaklaştı.

TÜRMOB Genel Başkan Yardımcısı ve İSMMMO Başkanı Yahya Arıkan, rapora ilişkin değerlendirmesinde, yeni hükümeti, uygulanan ekonomik programın mikro düzenlemelerle sosyal ayağının da güçlendirilmesi yönünde adım atmaya çağırdı.

Tarımdaki istihdam sayısı geriliyor

Rapora göre, son üç yılda Şanlıurfa, Diyarbakır, Gaziantep, Adıyaman, Kilis, Mardin, Batman, Şırnak ve Siirt'i kapsayan Güneydoğu Anadolu'da 2004 yılında 1 milyon 639 bin kişi olan iş gücü 2006 yılında 1 milyon 452 bine geriledi. Aynı şekilde 1,4 milyon civarındaki istihdam 1,2 milyon kişiye indi.

Üç yılda iş gücü 187 bin, istihdam 208 bin kişi azaldı. Dolayısıyla aynı dönemde bölgedeki işsizlerin toplamı iş gücü ve istihdam arasındaki fark kadar yani 21 bin kişi artarak, 183 binden 204 bine yükseldi. Bölgede özellikle tarım sektöründeki istihdamda ciddi gerileme yaşandı.

273 bin kişi tarım istihdamından çıktı

2004 yılında Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 572 bin kişi tarım sektöründe istihdam edilirken, bu sayı 2005 yılında 408 bine, 2006 yılında ise 299 bin kişiye indi. Yani 273 bin kişi tarımda istihdam dışında kaldı.

Buna karşın, aynı dönemde sanayi sektöründeki istihdam 45 bin, hizmetler sektöründeki istihdam ise 19 bin kişi arttı. Diğer bir ifadeyle sanayi ve hizmetler sektörü tarımdaki 273 bin kişilik istihdam açığına karşın sadece 64 bin kişilik istihdam yaratabildi.

Aynı gelişme, Ağrı, Kars, Iğdır, Ardahan, Erzurum, Erzincan ve Bayburt'u içine alan Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi ile Trabzon, Ordu, Giresun, Rize, Artvin, Gümüşhane ve Rize'yi kapsayan Doğu Karadeniz Bölgesi'nde de yaşandı.

İstanbul'da iş gücü artsa da işsiz sayısı azalmıyor

Rapora göre, 2006 yılında 3 milyon 677 bin kişiye istihdam sağlayan İstanbul, yurdun pek çok kentindeki işsiz için "çekim merkezi" oldu. 2004 yılında kentin 3 milyon 784 bin kişilik iş gücü 2006 yılında göçün de etkisiyle 4 milyon 143 bine yükseldi.

İş gücüne 359 bin yeni katılım gerçekleşti. Bu arada, 2004 yılında 467 bin olan işsiz sayısı 2006 yılına gelindiğinde ancak 466 bine gerileyebildi. Diğer bir ifadeyle, ancak iş gücüne yeni katılanların sayısı kadar istihdam yaratılmış oldu. Kentin işsiz sayısı değişmedi. İstanbul'un işsizlik oranı yüzde 11‘ler de seyretmeye devam etti. İstihdam kentin işsizlerine bile yetmeyince, çareyi geri dönmekte bulan, ancak parası olmayanlar için İstanbul Büyükşehir Belediyesi kampanya başlattı.

Bu kapsamda, 2007 yılının ilk beş ayında Diyarbakır'a 14 ailenin, Hatay'a 13 ailenin, Adana, Samsun ve Ordu'ya 11 ailenin, Tokat'a 10 ailenin, Kahramanmaraş ve Gaziantep'e 9 ailenin, Malatya ve Mardin'e de 8 ailenin geri dönmeleri sağlandı. Belediyenin 2007 yılının ilk beş ayında eşyalarıyla birlikte memleketlerine geri gönderdiği İstanbul'a göç etmiş aile sayısı toplamda 229'a ulaştı.

ABD ekonomisi çöküyor bedelini dünya ödüyor!

Yaşananlar ABD ekonomisindeki durgunluğun hatta gerileme işaretlerinin göstergesi. Dolar hegemonyasının tahtı sarsılırken ABD'nin dış açığı kontrol edilemez hale geliyor. Gayri Safi Milli Hasıla ile bireysel gelir arasındaki açık yıllık 3.5 trilyon dolar.

Amerika'nın 8.2 trilyon dolarlık dev mortgage pastasındaki sarsıntı, bütün dünyayı etkisi altına almak üzere. Düşük faiz ile konut alımının yüzde yüzünü kredilendiren bankalar. faiz oranlarının yükselmesi ve kredilerin geri dönmemesi yüzünden artık kredi veremez hale geldi.

Bir ABD vatandaşının, beş yıl önce aldığı evin kredi taksitlerini ödeyemez hale gelmesi üzerine şimdi bu taksitleri Türkiye'de, Latin Amerika'da, Asya'da yaşayanlar ödüyor. Böyle bir küresel ekonomi var. ABD'de başlayan kriz bütün piyasaları dalgalandırıyor, zarar gören dünyanın geri kalanındaki orta sınıf oluyor… Böyle olunca da piyasalar altüst oluyor. Bütün borsalar düşüyor. Zincirleme reaksiyon başlıyor. Gelişmekte olan ülkelere akan para yön değiştirip yeni adrese yöneliyor. Türkiye özelinde, yabancıların ağırlıklı olduğu borsada satışlar başlıyor. Türk Lirası dövize çevriliyor ve dışarı kaçıyor. Bugün itibariyle yapılan, büyük çöküşü önlemek için daha küçük çöküşleri, zararları göze almaktan başka bir şey değil. Kredi sistemini, ABD bankalarını kurtarma girişimi yani. Aksi takdirde, sadece mortgage değil, zincirleme olarak başka alanlar üzerinde de yaşanacak sarsıntılar çok daha büyük kaosa yol açabilecek. Bakalım bankacılık sisteminin bu açığı kapatılabilecek mi?..

Bize düşen; sıcak para akışı yön değiştirirse, bu dalgalar devam ederse ne yapacağımızı iyi düşünmek olacaktır. Ya da yapabileceğimiz bir şey var mı? Yoksa dünyanın "Finansal Politbüro"su bize nasıl bir kader tayin ederse ona mı razı olacağız?[1]

Dalga başımızda patlayacak

"ABD'de konut fiyatları balon yaptı. Konut fiyatındaki artışın devam edeceğini sananlar ileride satıp kar etmek için faiz yüküne aldırmadan borçlanarak konut satın aldı. Konut fiyatlarındaki balon sönünce, konut fiyatları artacak yerde gerilemeye başladı. Bu durumda krediyle konut alanlar faizi ve anaparayı ödeyemez hale geldi.

Konut kredisine para bağlayan fonlar, yatırdıkları paraları geri alamaz oldu. Bu fonlara para yatıran tasarruf sahipleri ile fonları finanse eden bankalar paralarını kurtarma telaşına girdi. İşte bu kargaşada fonların ve bankaların borsalardaki kağıtlarının değeri düştü. Panik daha sonra ABD'den başka ülkelere de yayıldı. Ayşe Hanım Teyzem sordu: "İyi de bu olan bitenden ben neden etkileneyim ki?" Anlattım: "Bu olan bitenin sonunda ekonomide duraklama tehlikesi var. Bu tehlikeyi önlemek için de önümüzdeki günlerde faiz indirimi gündeme gelir."

Varlık fiyatları gerileyince ve bunun verdiği moral bozukluğuyla da insanlar ve şirketler harcamayı firenleyince ekonomiler yavaşlar. Buna yabancılar "resesyon/duraklama" der. Duraklayan ekonomide işsizlik artar. Zenginleşme durur. Fakirleşme başlar. Dalgalanma ve dalgalanma sonucu varlık fiyatlarındaki gerileme uzun sürerse, insanları ve bu arada sevgili Ayşe Hanım Teyzemi üzecek olan da budur. Ayşe Hanım Teyzem sinirlendi… "İşte gördün…" dedi, "Kabak gene bizim başımızda patlayacak!.."[1]

Kriz geliyor…

Piyasalar allak bullak. AKP'nin içi tam anlamıyla allak bullak. Gül ısrarlı adaylığıyla, Erdoğan'ın başını yiyecek bir süreci, kimilerine göre kasten, tetikledi.

Gül politik bir sarsıntının; sadece AKP'ye değil Türkiye'ye hasar verebilecek bir sürecin kasti tetikleyicisi oldu. Sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Ancak benim bir başka sevimsiz iddiam var. Politik kargaşadan önce ekonomik kargaşa çıkacak. Küresel piyasalardaki bu yıkıcı dalga Türkiye'yi feci şekilde vuracak. 22 Temmuz günü AKP'ye sadece siyasi değil ekonomik istikrarın devamı için de oy veren milyonları çok sert bir tokat bekliyor. Bu halkımızın hak etmediği bir tokattır. Altına imza atılan o anlaşmalar ve verilen sözler, maalesef dünyada hiçbir ülke yönetiminin üstlen(e)meyeceği cesarette(aptallıkta?) çerçevelerdi. Sonuçları maalesef vahim olacak.

Mehmet Şimşek 22 Temmuz öncesi onlarca kanala çıkıp atıp tutuyordu. Şimdi kendisinden aynı ekranlara çıkıp bu dalgayı nasıl atlatacağımızı öğrenmek istiyoruz. Önümüzdeki günler evlerde, kahvelerde, sofralarda, kır kahvelerinde mutsuzluk ve umutsuzluk kelimelerinin çokça yankılandığı saatlere gebedir.[2]

Dalga büyürse bizi kötü vuracak

İş dünyası piyasalarda yaşanan dalgalanmanın uzun sürmesi halinde Türkiye için çok kötü olacağını belirtirken, hükümet içinde de küresel dalganın tedirginliği yaşanıyor.

Merrill Lynch Avrupa, Ortadoğu ve Afrika Bölgesi Makro Ekonomik Araştırmalar Bölümü eski Başkanı, AKP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şimşek: "Dışarda esen ciddi bir fırtına var. Bu sorunlar çok ciddi. Ozellikle ABD'deki konut piyasasının riskli kredi segmenti sorunlar büyük. Bizim gibi henüz daha fazla likit, gelişmekte olan piyasalardan da para çekişi bir miktar var. Onun Türkiye'ye yansıması var. Biz doğru politikaları uygulamaya devam edeceğiz. Temeller sağlam. Dışarıda esen ciddi bir rüzgar var, fırtına var. Bizi de etkiliyor. Bizi etkiliyor olmasını makul karşılamak lazım. Ama geçmişe oranla Türkiye'nin temelleri çok sağlam."

Bu kez sorun çok ciddi

Sabancı Holding Finansal Hizmetler Grubu Başkanı Akın Kozanoğlu: "Piyasalardaki dalgalanma, geçen yıl Mayıs-Haziranda yaşanandan daha ciddi. Kaynağının ABD olması… O beni biraz endişelendiriyor ama bunun çok uzun süreli, çok vahim neticelere ulaşacağını pek tahmin etmiyorum. Merkez Bankası üzerine düşeni yaptı. Reel sektörün döviz borcu var. Kurun yükselmesi halinde döviz pozisyonu olan kuruluşlarda sıkıntı ve zarar olacak, suni olarak borçlar artacak."

Yeni bir krizin altından kalkamayız

ATO Başkanı Sinan Aygün: "2001 krizi Türkiye Cumhuriyeti'nin ikinci büyük krizidir. Birincisi 1945 yılında savaştan sonra yaşanmıştır. Şu anda makro rakamlar güzel görünüyor ancak, bu iyimser durum, tabana, iş dünyasına, küçük esnafa, KOBİ'lere yansımıyor. İşsizliğin çözülmediğini, cari açığın aratarak devam ettiğini görüyoruz. Cari açık sorunu bu şekilde devam edecek gibi görünüyor. Şu anda satarak açık kapatılıyor ancak, satılacak bir şey kalmadığı zaman ne yapılacak? Bu yüzden önümüzdeki dönemde Türkiye'nin bir kırılma yaşayabileceği korkusu var. 2001‘deki gibi bir kriz yaşanırsa bu kez büyük yara alırız. Bu kez altından kalkamayız. Özel sektörün bankalara 190 katrilyon tüketicinin de 88 katrilyon borcu var. Faizler şu anda 15-22 aralığında. Faizlerin 20-30 puan artması kaos yaratır. Sıcak para akışı kesilirse para kullanmak mı yasaklanacak, ne olacak bilmiyorum?"

Cari açığa dikkat!

Küresel piyasalardaki dalgalanmanın henüz bir kriz havasına bürünmediğini belirten uzmanlar, Türkiye'deki ekonomik göstergelerin henüz "kriz habercisi" olmadığını, ancak bir süre daha temkinli davranmak gerektiğini vurguladı.

Garanti Bankası Ekonomik Araştırmalar Müdürlüğü Koordinatörü Ali İhsan Gelberi, "Borsalardaki yükseliş, küresel dalgalanmanın bittiği anlamına gelmiyor. Mevcut durum bir miktar daha sürebilir. Dalgalanma daha çok borsaları etkiliyor, kur ve faizlerde ciddi hareketlenme yok. Dolayısıyla, mevcut durumu abartıp, büyük bir krizin geldiğini söylemek doğru olmaz. Küresel dalgalanma hareketleri, Türkiye'nin enflasyonuna büyümesine, cari açığına ciddi anlamda negatif etki etmeye başladığı zaman, korkmak gerekiyor. Şu anda, sokaktaki vatandaşın küresel piyasalarda yaşanan hareketlilikten doğrudan etkilenmesi söz konusu değil" dedi.

Yatırımcı tedirgin

AK Yatırım Baş ekonomisti Hakan Aklar da, "Mevcut belirsizlik ortamında, gelişmekte olan ülkelerdeki yabancı yatırımlar da hızla nakte dönüştürülüyor. Tabi ki Türkiye de bu durumdan olumsuz etkilenen ülkelerin başında geliyor. Türkiye'deki yüksek cari açık sorununu da hesaba katarsak, yani reel sektörün döviz üretememesini göz önüne alırsak, önümüzdeki dönemde Türkiye'ye yönelecek yabancı sermayenin hız keseceğini söyleyebiliriz. Ülkemizdeki siyasi belirsizliğin devamı da, küresel dalgalanmanın etkisini artırıyor" diye konuştu.

Global dalgaya faiz silahının ucu bile yetti

Ululararası piyasalardaki panik havası, ABD Merkez Bankası'nın (FED) dün iskonto faiz oranlarında yaptığı sürpriz indirimle tersine döndü.

FED'in dün öğleden sonra gelen sürpriz kararının ardından tüm dünya piyasaları ile birlikte içeride de hızlı bir toparlanma yaşandı. Sabah saatlerinde 1.42 YTL' ye çıkan dolar, öğleden sonra 1.35 YTL'ye indi. Önceki gün yüzde 6.79 ile çakılan IMKB de dün yüzde 4.73 prim yaptı.

ABD Merkez Bankası, büyümeye yönelik aşağı risklerin ‘önemli ölçüde' arttığını söyleyerek faiz indirimine gitti. İşte FED 'den gelen bu sürpriz hareketle, global piyasalar anında frene bastı. FED 'den açıklama bekleyen ve yön belirleyemeyen dünya borsaları, açıklamayla anında yönünü yukarı çevirdi. Avrupa ve İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda ilk tepki yüzde 4'e varan yükseliş oldu. IMKB günü 4.73 değer artışıyla kapattı. Gün içinde 1.42 YTL' yi test eden dolar ise 1.35 YTL' nin altını zorladı. Yüzde 18.88'e kadar çıkmış olan faiz ise alımlarla 18.40 düzeyine indi.

İskonto Faiz 5.75'e indi: FED iskonto faizini (bankalara verdiği borç faizi) yüzde 5.75'e düşürdüğünü ve gösterge faiz oranlarını yüzde 5.25 seviyesinde değiştirmeden bıraktığını açıkladı. Ben Bemanke'nin Başkanlığı'nın yaptığı FED'in yazılı açıklamasında, "Finans piyasası koşulları bozuldu ve sıkı kredi koşulları ve artan belirsizliğin ekonomik büyümeyi sınırlandırması potansiyeli bulunuyor" dedi. Büyümeye ve aşağıya yönelik risklerin önemli ölçüde arttığını belirten FED, ekonomiye yönelik olumsuz etkileri gidermek için "gerektiği kadar hareket etmeye" hazır olduğunu belirtti.

Sakin Olun Mesajı Verdi: Uzmanlar FED'in bu indirimle ABD'deki bankalara "istediğiniz kağıdı getirin ben bunlara likidite vereceğim ve bunun faizi 5.75 olacak. Vade ise gecelikten 30 güne kadar çıkacak" mesajını verdi. Açıklamanın ardından ABD borsa vadeli işlemlerinde artışlar hızlandı. Dolar ise Euro karşısında düşerken, Yen karşısında yükseldi. Gelişmekte olan para birimleri karşısında ise hızla değer kaybetti. ABD ham petrolü ise, açıklamanın ardından 1 dolar yükselerek varil başına 72 dolara çıktı.

Önce Söylentisi Geldi: FED'in dünkü sürpriz kararı aslında önceki gün kapanışa doğru ABD piyasalarında fiyatlanmaya başladı. Dow Jones'un önceki gün kapanışa doğru toparlanmasında FED'in gizli bir toplantı yaparak arka arkaya faiz indirimi yapacağı söylentileri etkili olmuştu. Bu söylentiler sadece New york Borsası'nda değil, aynı saatlerde açık olan başta Brezilya olmak üzere Latin Amerika borsalarında da etkisini göstermişti.

Japon Yen'i Hızla Geriledi: FED iskonto faiz indirimine giderek önceki günkü beklenti kısmen gerçekleşmiş oldu. Açıklamanın ardından Avrupa borsaları yüzde 4'e varan üzerinde primlerle yakaladı. Asya borsalannı sarsan Japon Yen'i de değer artışlarını geri vermeye başladı. Yen dolar ve Euro karşısında düşüşe geçti. 111 düzeyine gerilemiş olan dolar/Yen paritesi de 1,14'ten işlem görmeye başladı. Böylece 4 gündür bozulmaya devam eden carry trade (Japon Yen'i ile ucuza fonlama) pozisyonlarındaki bozulmada yavaşladı.[3]

İMKB Anında Tepki Verdi: FED ile nefes alan yabancı yatırımcı İMKB'de dün öğleden sonra yeniden alıma geçti. İMKB Ulusal 100 Endeks'i, böylece yönünü anında yukarı çevirdi. Hızla alımlara sahne olan borsa yüzde 5'i aşan prim yakaladı. Gün sonunda 46.576 puandan kapanan borsada, değer artışı da yüzde 4.73 olarak gerçekleşti.

Dolar 1.35'e Kadar İndi: Güne karamsarlıkla 1.42 YTL düzeyine kadar yükselerek başlayan dolar ise yaklaşık 7 kuruşluk düşüş gerçekleştirdi. Bankalar arası piyasada kotasyonlar zayıflasa da FED açıklaması anında fiyatlarda kendini gösterdi. Böylece dolar ilk etapta 1.3530 YTL düzeyine inerken, düşüş devam etti ve dolar 135 YTL'nin altına da geriledi. Bankalar arası piyasada bugün valörlüde 1.3580 YTL' den işlem gören dolar, serbest piyasada 1.3520 YTL'den işlem gördü. Faiz ise yüzde 18.40'a geriledi.

3 milyar YTL ile hacim rekoru kırıldı

İstanbul Menkul Kıymetler Borsası (IMKB) dün işlem hacminde tüm zamanların rekorunu kırdı. En son 23 Temmuz tarihinde 3 milyar 60 milyon YTL ile işlem hacminde tarihi seviyeye ulaşan borsa, dün aşağı yukarı hareketin ardından hızla yüzde 4.73 yükselişle işlem hacmi rekorunu 3 milyar 433 milyon YTL'ye taşıdı.

BNP: Mortgage sorunu yöııetilebilir düzeyde

Fransa'nın en büyük bankası BNP Paribas bünyesindeki yüksek riskli mortgage kredisi düzeyinin sınırlı olduğunu ve yönetilebilir bulunduğunu açıkladı. BNP yetkilileri, riskli kredilerin yönetilebilir düzeyde olduğunu ancak dondurulan yatırım fonlarından elde edilecek üç aylık gelir düzeyinin ‘sıfır' olduğunu kaydetti. BNP riskli mortgage sorunları nedeniyle fonların değerlerinin doğru olarak hesaplanamadığını o nedenle 2 milyar Euro değerindeki üç yatırım fonunun geçici olarak doldurulduğunu açıklamıştı.

Karar yerinde ama belirsizlik sürüyor

Ron Simpson (Action Economics, Florida): "Dolar, Avrupa para birimleri karşısında düştü, Yen karşısında yükseldi. Borsaların nasıl tepki verdiğine bakmalıyız. Eğer borsalar bunu, FED'in kaygılı olduğu şeklinde algılarsa, hisse fiyatları üzerinde daha fazla ağırlık yaratabilir, carry trade pozisyonlarının çözülmesini ve riskten kaçınma hareketinin devam ettiğini görürüz"

Cleveland Rueckert (Birinyi Associates mc.): "FED'in bu adımı oldukça önemli. Birçok insan bunu bekliyordu. Yine de ben "bekle ve gör' taktiğinin izlenmesi gereken bir zaman olduğunu düşünüyorum. Hala belirsizlik var" dedi.

Robert Macintosch (Eaton Vance Corp. Boston): "Bu olağanüstü zamanların olağanüstü bir hareketi. Gösterge faiz oranlarını değiştirmemelerinden memnunum. Enflasyonla savaş konusunda ciddi olduklarını gösterir."[4]

Kriz mi, gelişme mi?

Osmanlı İmparatorluğu'nu borca boğarak yıktılar…

Mustafa Kemal ve arkadaşları bunu çok iyi bildikleri için ekonomide alınması gereken tedbirleri almışlar ve o dönemin imkanları çerçevesinde yapılması gerekenleri yapmışlardır:

– Osmanlıların Türkiye'ye düşen borcunu muntazaman ödeyerek 1950'ye kadar Türkiye'yi borçsuz hâle getirmişlerdir. Bunun ne demek olduğu, günümüzde giderek artan borçlarımızla daha da iyi anlaşılmaktadır.

– Ülke içindeki yabancı ekonomik kuruluşları (elektrik, su, demir yolları vs) devletleştirerek satın almışlardır. 1950'de yabancı sermayenin Osmanlı döneminden kalan Türkiye'de bir kuruluşu yoktu.

– Kamu İktisadi Teşekkülleri'ni (KİT'leri) kurarak teknoloji transferini sağlamış, halkı teknolojide eğitmiş, kentleşmeyi sağlamış ve sömürü sermayesinin istilasını önlemişlerdir.

– Devletçilik-halkçılık dengesi ile tamamen İslâmî olan, kapitalizm ve sosyalizme karşı üçüncü bir düzen olarak yeni sistem ortaya koymuşlardır. Dünyada ilk defa Hazreti Davud'un uygulamış olduğu bu ilke; halkın yapacağını halkın yapması, halkın yapamayacağını devletin yapması ilkesidir. Sermaye tekelini önlemek esas olmuştur.

Halbuki, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılması öncesi ve sonrası ile Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kuruluşundan itibaren yaşanan, günümüzde de çok iyi bilinip tahlil edilmesi gereken önemli gelişmeler vardır. Basel Kongresi'nde Yahudilerce alınan kararlarla;

a) Birinci Cihan Savaşı çıkarılmış ve Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, dinsiz bir Türkiye devleti kurulmak istenmiştir. Rusya yıkılmış, yerine din düşmanı bir blok (Sovyetler) oluşturulmuştur. Avusturya İmparatorluğu yıkılmış, Avrupa'da ulusal devletler oluşturulmuştur.

b) 1948'de İsrail devleti kurulmuş ve Türkiye tekrar borçlandırılma merhalesine sokulmak suretiyle yıkılışa hazırlanmaya başlanmıştır.

1940'dan beri Türkiye batırılmak istenmiş ama; bilinen aksine gelişmeler olmuş, Türkiye II. Dünya Savaşı'na katılmamıştır.

1950'lerde ülke borçlandırılmaya başlanmış ama; Türkiye "tarım dönemi"nden "sanayi dönemi"ne geçmiştir.

1960'lerde başbakan asılmış ve ülke ekonomik baskıya alınmıştır ama; Türkiye altyapılarını tamamlayarak gelişme yoluna devam etmiştir.

1970'lerde ikinci darbe yapılmış ama; Türkiye buna rağmen  sanayiyi Anadolu'ya taşımıştır.

1980'de üçüncü darbe yapılmış ama; İstanbul'da özel sermaye oluşturulmuştur.

1990'larda ağır krizler olmuş ama; bu sayede Türkiye sermayesi dünya piyasalarına açılmıştır.

2000'li yıllarda Türkiye'de İstanbul sermayesi yerini Anadolu sermayesine bırakmaya başlamıştır.

Görülüyor ki, Türkiye'de kriz/ler çıkararak ülke ekonomisini çökertmek isteyen Batı dünyası ya da sömürü sermayesi, bu eylemlerinde tam olarak muvaffak olamıyor; her seferinde Türk ekonomisi milli güçlerin marifetiyle daha çok gelişiyor ve güçleniyor.

Batı bu durumu keşfetmiş olmalıdır ki, son birkaç yılda artık Türkiye'de kriz çıkarmaktan korkuyor. Daha doğrusu, krizleri kendi lehine kontrol edemiyor.

Bir ilim adamının: ‘Türkiye kriz bekliyor mu?' sorusuna; keşke biraz daha krizler olsa da halkımız yeni hamlelerle muasır medeniyetin üstüne çıksa! yanıtı oldukça ilginç bulunuyor.

Hiç kimsenin hiçbir endişesi olmasın; Türkiye "halk ekonomisi"ni geliştirecek ve "Adil Düzen"i kuracaktır. Türkiye, III. Bin Yıl Medeniyeti'nin başladığı yer olacak, muasır medeniyetin fevkine çıkacaktır.  III. Bin Yıl Medeniyeti ne zaman kurulacaktır derseniz; Türkiye ve Türk halkı buna hazır olduğu, yapılması gerekenler yapıldığı zaman olacaktır.

Türkiye'ye oynanan oyunlar Türkiye'yi ileri götürecektir. Bizim bu hususta endişemiz yoktur.

Bizim asıl endişelerimiz başkadır ve o endişeler şunlardır:

Evet, biz İstiklâl Savaşı'mızı yaptık, Cumhuriyet'i kurduk ama bu bize çok pahalıya mâl olmuştur. Bundan dolayı istiyoruz ki Türkiye Cumhuriyeti yıkılmasın, bu millet yine binlerce şehit vermek zorunda kalmasın. Türkiye muasır medeniyetin fevkine çıkışın merkezi olacaktır. Bu takdir-i İlâhi'dir. Bundan endişemiz yoktur.

Biz, muasır medeniyetimizin fevkindeki medeniyeti zayiat olmadan kuralım diyoruz. Biz medeniyetimizin yıkılmaması için son gayretimizi veriyoruz. Bunun için yöneticilerin "Adil Düzen"i benimsemeleri gerekir. Yoksa, asıl yapılması gereken yapılmadıkça, sosyal ve doğal kanunlar "zalim düzen"i yıkacaktır. Allah zulüm düzenini bâki kılmaz.

İşte, onların kriz/ler çıkarmak suretiyle uygulayageldikleri planları vardır ama; onların o planlarına karşı Allah'ın da planı vardır ve O'nun planı her zaman gelişme yönünde galip gelmektedir.[5]


[1] 17.08.2007/ İbrahim Karagül / Y. Şafak

[2] 17.08.2007 / Sedar Akinan / Akşam

[3] (a.a)

[4] 18.08.2007/ Hürriyet

[5] Milli Gazete / 24 08 2007 / R.Nuri Erol

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Selman YÜCEL

Selman YÜCEL

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...