AB tarafından dayatıldığı ve Sevr'e yumuşak geçiş hazırlığının yapıldığı anlaşılan yeni sivil anayasa, aslında çok sinsi "tasa"ların ve sıkıntıların anası olacağa benzemektedir.
Bölücüleri ve PKK sözcülerini rahatlandırmaya ve ülkemizi parsel parsel azınlıklara aktarmaya yönelik 301. maddenin değiştirilmesi ve yeni vakıflar yasasının acilen geçirilmesi, AB'nin birinci gündemidir.
Din eğitiminin mecburi olmaktan çıkarılması ve Atatürk milliyetçiliğinin laçkalaştırılması da yine aynı hıyanet merkezlerinin emirleridir.
Yalçın Bayer'in "Vahiy Katipliği" benzetmesi ilginçti. Tabi bu sözde sivil, özde sinsi anayasa hazırlayıcılarının vahyi, Siyonist şeytani odaklardan gelmekteydi.
Anayasa taslak metnini hazırlayan komisyon üyeleri, bir anayasa hukukçusu gibi davranmak yerine, neden istihbarat şefi gibi davranmak yolunu tercih etmişti?
Geçmiş parlamentolardan birinde 'Anayasa Komisyonu' üyeliği yapan eski bir milletvekili "Bu çalışmalara çok şaşırıyorum" demişti.
Eleştirilerini dinliyoruz:
"Anayasa taslağı hazırlanırken; sadece Başbakan'ın teveccühüne mazhar olmuş Anayasa hukukçuları bir metin hazırlayıp AKP yetkili ve ilgililerine teslim etmişlerdir. Bu metin üzerinde AKP yetkili ve ilgilileri AKP'nin görüşlerine uygun olarak değişiklik tekliflerinde bulunmuş ve metni kendi teklif ve düşüncelerini içeren ilavelerle birlikte, Başbakan tarafından seçilen anayasa hukukçularına, komisyon metnine son şeklini vermek üzere göndermişlerdir.
Bu anayasacılar 'Geleceğimizi yazan 6 kişi… Sivil Anayasa'nın mimarları' olarak olarak tanıtılıyor. Heyetin başkanı Prof. Dr. Ergun Özbudun Ankara Hukuk Fakültesi mezunu olup, 1994'ten beri de Bilkent Üniversitesi'nde Anayasa dersleri veriyor. Özbudun, AİHM'de RP'nin kapatılması davasında Dışişleri'ni temsilen savunma görevi yaptı.
Diğer üyeler ise; Prof. Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Zühtü Arslan, Prof. Yavuz Atar, Prof. Levent Köker ve Doç. Serap Yazıcı.
Kamuoyundan niye gizleniyor?
Ne yazık ki, bugüne kadar olan süreç, adeta 'kamuoyundan gizlenerek' yürütülmüştür.
Kamuoyu kendisinin bütün yaşamını etkileyecek yeni anayasa hazırlıklarından sadece AKP'ye yakın medya mensuplarının 'sızdırdığı' kadar bilgi sahibi olmak durumunda bırakılmıştır.
AKP'ye yakın kaynaklardan, Sabah'ta Nazlı Ilıcak'tan edinilen bilgiler ışığında;
‘Türkçe'den başka dillerde eğitim, demokratik toplum gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir' şeklinde bir düzenlemenin tartışmaya açılacağı anlaşılıyor.
Bu düzenleme ile Türkçe ve anadilde eğitim konusu bir anayasal sorun olmaktan çıkarılıp parlamentoya ve dolayısıyla şu anda 'kahir ekseriyet'e sahip AKP'nin bu konudaki değerlendirmesine bırakılıyor."
İdeolojisiz anayasa neyi amaçlıyor?
Kafa karıştıracak günler geliyor, haberiniz olsun! 'Yeni anayasa' tartışmaları çok toza dumana neden olacak.
Şimdiden başladı bile. "Liberal ve demokratik bir anayasa ideolojiye yer vermemelidir" deniyor.
Çok şık ve zarif bir söz. İyi de, 'liberalizm' ideoloji değil midir? Serbest pazar ekonomisinin kendisi ideolojik bir varsayım değil midir? Bireysel çıkarların ençoklaşması ile toplumsal yararların da en çoklaşacağı, ideolojik bir önerme değil midir?
Tamam, liberalizm, sol karşısında büyük bir zafer kazandı. Amenna. Son yıllarda küreselleşmenin etkisiyle dünya çapında bir ideolojik hegemonya kurmaya girişti. Artık her şeyi özelleştirmek bir moda filan olmanın ötesine geçti. 'Bilimsel bir gerçek ve yaşamsal bir zorunluluk' gibi algılanmaya başlandı.
Artık ordular özelleşiyor, Milli Piyango özelleşiyor, su kaynakları özelleşiyor, hapishaneler özelleşiyor… Kimse yadırgamıyor.
Böyle olunca en katı liberalizm bile 'ideolojik' görüntüsünü yitiriyor, 'bilimsel' bir gerçekliğe dönüşüyor. Pek çok Marksist için de aynı şey geçerli değil miydi? Onlar için sosyalizm ideoloji değildi, bilimsel bir gerçeklikti. Şimdi liberaller aynen Marksistlerin yaptığını yapıyor, liberalizmin ideolojik karakterini görmezlikten geliyor.
Pek çok saygın bilim adamı da bu tavrı destekliyor, "Evet" diyor, "liberal bir anayasanın ideolojiyle ilişkisi yoktur!"
Peki iyi de AKP yönetimi ve Erdoğan ne kadar 'liberaldir' ve ne kadar liberalizmi içlerine sindirebilmiştir? Liberalizm de bir ideoloji değil midir? Bu Liberalizm dedikleri Siyonist emperyalizmin jelatinli sömürü sistemidir.
Bu anlayışa göre sivil toplum örgütleri susacak, basın susacak, üniversiteler susacak ve bu arada 'ideolojisiz' bir liberal anayasa kabul edilecek![1] Böylece milletimizi ayakta tutan iki temel unsur: 1-İslam düşünce ve dinamizmi, 2-Atatürk milliyetçiliği anayasadan ve hayattan silinecek!..
Yeni anayasa tartışmaları hızlanıyor
Fikret Bila'ya göre AKP'nin yeni anayasa için Prof. Dr. Ergun Özbudun başkanlığındaki bir akademisyenler heyetine hazırlattığı taslaktan sızan bilgiler, CHP'de "kuşkular" yaratmışa benziyor.
Yöntem yanlışlığı
CHP'nin itirazlarının başında yeni anayasa taslağının hazırlanışında AKP'nin izlediği yöntem geliyor. AKP'nin yeni bir anayasa "sipariş" ettiğini vurgulayan CHP lideri Baykal ve CHP sözcüleri, söz konusu heyette Türkiye'nin köklü hukuk fakülteleri ve hukuk kurumlarından temsilci olmaması eleştiriliyor.
Diğer bir itiraz noktası da taslağın bir bütün olarak kamuoyuna sunulmaması, gizli tutulması ve bazı bilgilerin kontrollü şekilde yansıtılması. CHP, AKP'nin bu yöntemle kamuoyunun tepkisini ölçmeye çalıştığını, ancak, bu konuda şeffaf davranmaktan kaçındığını düşünüyor.
AKP yetkilileri ise çalışmanın henüz parti taslağı haline gelmediğini, bu aşamadan sonra tartışmaya açılacağını savunuyor.
CHP'nin kuşkuları
Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bilgiler çerçevesinde CHP'nin yeni anayasayla ilgili kaygılarını şöyle özetlemek mümkün:
1- Yeni anayasa ihtiyacı nereden doğdu? Toplumda öncelikli olarak böyle bir talep var mı?
2- Yeni anayasa çalışması, ABD'nin Büyük Ortadoğu Projesi ve o projede öngörülen Türkiye ile bağlantılı mı?
3- AKP'nin anayasa taslağı ortaya çıkmadan Atatürk ve Atatürkçülüğe mevcut Anayasa'da yapılan atıfların çıkarılması veya en aza indirilmesi gündeme getirildi. Yeni anayasada Atatürkçülük törpülenecek mi? Bu hangi ihtiyaçtan kaynaklandı?
4- Mevcut Anayasa'daki Türklük tanımı ve millet anlayışı neden değiştirilmek isteniyor? Kimlerden ve hangi direktifler alındı?
5- Cumhurbaşkanı Gül'ün yeni laiklik tanımı ile yeni anayasa çalışmasının bir ilgisi var mı? Yeni anayasa taslağında laiklik ilkesinin içi boşaltılacak mı?
6- Yeni anayasada anadilde eğitim düzenlemesi yapılacak mı? Böyle bir düzenleme yapılacaksa ulus birliği nasıl sağlanacak?
7- DTP'nin talep ettiği gibi, Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmesi ve Güneydoğu'da resmi hizmet ve yazışmaların Kürtçe olmasına olanak sağlayacak bir düzenleme yapılacak mı?
8- Mevcut Anayasa'nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen ilk dört maddesi ile Atatürk ilke ve inkılaplarına, Atatürk milliyetçiliğine dayalı başlangıç kısmına dokunulacak mı?
10- Yeni anayasada Atatürk ilke ve devrimlerine hangi ölçüde yer verilecek? Atatürkçülük neden Anayasa'dan çıkarılmak isteniyor?
Ortak çalışma
AKP'nin bu soru işaretlerini ortadan kaldıracak bir tutum içinde olmadığı da ana muhalefet partisinin eleştirileri arasında.
CHP, mevcut özü ve dayanaklarından koparılmış bir anayasa yerine, mevcut Anayasa'nın değiştirilmesi gereken maddelerinin ortak bir çalışmayla düzenlenebileceğini düşünüyor ve öneriyor.
"Sivil Anayasa"da dil-din eğitimi nasıl ayarlanıyor?
Taslağı gizli "sivil anayasa" üzerindeki tartışmalar sürüyor. Haberlere göre, egemenlik, Atatürk ilkeleri, vatandaşlık, laiklik, dil ve din eğitimi, cumhurbaşkanının yetkileri, YÖK, MGK gibi devletin kimliğiyle ilgili temel konularda düzenlemelere gidiliyor.
Elbette tamamı açıklandığında, enine boyuna değerlendirilmesi gerekecek, ama şimdilik değiştirileceği söylenen, "Dil" ve "Din" eğitimi üzerinde durmamız gerekiyor.
Anayasamızın 42/9. maddesi, "Türkçe'den başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında, Türk vatandaşlarına ana dilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez. Eğitim ve öğretim kurumlarında okutulacak yabancı diller ile yabancı dil eğitim ve öğretim yapan okulların tabi olacağı esaslar kanunla düzenlenir. Milletlerarası antlaşma hükümleri saklıdır" diyor.
Taslakta ise şöyle deniliyormuş: "Eğitim ve öğretim dili Türkçedir. Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar, demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olarak kanunla düzenlenir."
Bunun anlamı, devletin "çok dilli" olmasıdır. Zaten AB ve PKK'nın ilk şartı da buydu. Dil, kimliğin ayrılmaz parçası sayıldığına göre, ardından sıradaki etnik kimliklerin kabulü gelecek demektir. Neticede tek millete dayalı üniter/milli T.C. Devleti, Irak'taki gibi çok kimlikli/ortaklı devlete dönüştürülmeye çalışılıyor.
Söz konusu düzenleme ile aslında Anayasa'nın 3. maddesinin, "değiştirilmez, değiştirilmesi teklif edilemez" dediği, "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir…" temel esası da değiştirilmiş oluyor. Zira hem millet, hem dil parçalanıyor.
Bazı uzmanlar, Anayasa'nın değiştirilemez hükümlerine dokunmanın, "direnme hakkı" doğuracağını söylüyor. Bu da, yapılmak istenen işin ne kadar vahim olduğunu gösteriyor.
Milletin birliğini temsil eden Devlet dili, 1876, 1921, 1924, 1961 anayasalarında da Türkçe'dir. Osmanlı'nın çöküş dönemindeki 1876 anayasasının 18. maddesinde dahi,"… hidematı Devlette istihdam olunmak için devletin lisanı resmisi olan Türkçe'yi bilmeleri şarttır" deniliyordu.
Dil birliği hayati önemde olduğu içindir ki, tüm anayasalarda yer almış ve devletin temellerinden sayılmıştır.
Batı hukuku ne diyor?
Tasarının mimarı Özbudun, değişikliklerde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kurallarını dikkate aldıklarını söylüyor. Gerçekten böyle mi, bakalım:
AİHS'nin hiçbir maddesinde dil hürriyetinden bahsedilmediği gibi, dil hürriyeti teminat altına alınmamaktadır. 10. madde, azınlık dillerini himaye etmediği için bu dillerde yayın, eğitim ve öğretim yapılma mecburiyeti de öngörülmemektedir. Bu husus, Belçika'ya ait (15.7.1965 tarih-233/64 sayılı) ve (17.5.1985 tarih ve 10650/83 DR42 sayılı) karar ile Hollanda'ya ait (12.1.1985 tarih ve 111000/84 DR45 sayılı) kararda, "dil hürriyetinin sözleşmenin kapsamı dışında kaldığı, ayrıca sözleşmenin 10. maddesindeki düşünceyi açıklama hürriyetinin, dil hürriyetini içerir şekilde yorumlanamayacağı" şeklinde açıkça belirtilmiştir.
Yine Hollanda'da, Frisian dilinin idari ve siyasi amaçlarla kullanımının yasaklanması sebebiyle açılan davada, "AİHS'nin 9. ve 10. maddeleri, özel olarak 'dil hürriyetini'garanti etmez. Özellikle de idari konularda isteyenin istediği dili kullanma hürriyetini garanti altına almaz" denilerek, bir dilin "siyasi-kamusal-resmi" kullanımıyla, "özel-kültürel-günlük" kullanımları arasında açık bir ayırım yapılmıştır.
Kaldı ki Batı hukukundan verilen bu örnekler "resmi azınlıklar" içindir. Çoğunluk hukukuna mensup kişiler için, zaten böylesine sorunlar düşünülemez. Nitekim batıda, Fransa ve İsviçre başta, eğitim ve öğretim sadece devletin diliyle yapılmaktadır.
Görüldüğü gibi, "AB hukuku"nun dikkate alındığı iddiaları da doğru değil, aksine AB'ye aykırı düzenlemeler söz konusu.
Yapılmak istenen, sadece ve sadece, emperyalistlerle, PKK şartlarının anayasamıza sokulup, üniter/milli devletimizin "dönüştürülmesi"dir.[2]
"Sivil" anayasacıların resmi sicilleri mide bulandırıyor
Ergun Özbudun, CIA'nın yan kuruluşu NED'in yayın organı Journal of Democracy'nin uluslararası danışma kurulu üyesi. Zühtü Arslan, Polis Akademisi'nde Fethullahçılara en yakın öğretim üyesi. Levent Köker sosyalizmden liberalizme "kayanlardan", Yavuz Atar, Fethullahçılara bağlı Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın internet sitesinde sürekli yazıları sergilenen kişilerden. Hüsnü Erdem, Anayasa'nın Atatürkçülük unsuruyla tekçi bir resmi ideolojiye sahip olduğunu savunuyor. Kendilerini "liberal demokrat" olarak tanımlıyorlar. Devrimcilik, devletçilik, milliyetçilik, halkçılık deyince tüyleri ürperiyor. "Vesayet rejimi"ni hatırlatıyormuş, bu kavramlar. Onlara göre, devrime ve Atatürk Cumhuriyetine ait olan her şey kötü. "Devletçi, vesayetçi ve otoriter ruhu kökünden tasfiye" edeceklermiş. Fakat yabancı kuruluşlarla bağlantılı bulunuyorlar! Batı'nın devletlerinden besleniyorlar. "Atatürk'e güle güle" demeye hazırlanıyorlar.
"Sivil" Anayasanın mimarlarından söz ediyoruz. Ekip, Prof. Dr. Ergun Ozbudun'un başkanlığında Prof. Dr. Levent Köker, Prof. Dr. Yavuz Atar, Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Prof. Dr. Zühtü Arslan ve Doç. Dr. Serap Yazıcı'dan oluşuyor.
Siyonist güdümlü Türk Demokrasi Vakfı kurucusu anayasa hazırlıyor
Ergun Özbudun, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde öğrenimini tamamladıktan sonra aynı okulda doktorasını yaptı. 1967'de Anayasa Hukuku Kürsüsü'nde doçent. 1975'te profesör oldu. Avrupa Konseyi Hukuk Yoluyla Demokrasi Komisyonu üyesi, Türk Demokrasi Vakfı Başkanvekili. Özbudun, Chicago, Columbia, Princeton ve Sorbonne üniversitelerinde konuk profesör, Harvard Üniversitesi'nde araştırmacı olarak çalıştı. ABD gezileri, Özbudun'un hayatını değiştirdi. Ankara Hukuk Fakültesi'nde "Amerikan hayranı" olarak tanındı. 1994'ten beri de Bilkent Üniversitesi'nde görev yapıyor.
Ergun Özbudun Türk Demokrasi Vakfı (TDV) kurucusu. TDV, Konrad Adenuaer, International Republican Institute, National Endowment for Democracy (NED)ve National Democratic Institute ile bağlantılı. Özbudun aynı zamanda NED'in yayın organı Journal of Democracy'nin uluslararası danışma kurulu üyesi. Bu derginin yönetiminde Condollezza Rice da ABD Dışişleri Bakanı olana kadar bulunuyordu. Kurulun diğer önemli üyeleri Huntington ve Brzezinski. Özbudun, Centre International Private Enterprise'ın Türkiye'deki ikinci adamı. Sık sık İsrail'e gider. Kudüs İbranî Üniversitesi'nde araştırmacı olarak çalıştığı söylenir.
Özbudun'unun kurucusu ve Başkanvekili olduğu Türk Demokrasi Vakfı, Türkiye'de özelleştirme ile ilgili 18 aylık programının desteklenmesi karşılığında 1991 yılında NED fonundan 80 bin artı 26 bin dolar aldı. TDV 1997 yılında "Demokratik ilkelerin yayılması ve temelde insan hakları bilincinin yaratılması" projesi karşılığında AB fonundan 250 bin avro, 2002'de "Türkiye'nin AB üyeliği, etkileri, sorumlulukları ve çıkarları konusunda toplumsal kurumların ve mesleki örgütlerin öğrenimi" projesi karşılığında 500 bin avro, 2004'de "Dekorasyon ve turistik hediyelerin tanıtımı ve satışı" projesi karşılığında 153 bin 098 avro aldı.
Ergun Özbudun, bir anayasanın ideolojiye bağlı olmasının doğru olmadığını savunuyor. "Bu nedenle renksiz bir anayasa yapılması görüşlerinde haklılık vardır" derken, "Atatürk'e güle güle" demek istiyor.
TESEV kime hizmet ediyor?
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, 2 Ekim 2006 günü Harp Akademileri Komutanlığı'nın eğitim ve öğretim yılı açılış töreninde yaptığı konuşmada, Polis Akademisi'ni sert bir dille eleştirerek Emniyet Teşkilatı içindeki Fethulahçı yapılanmaya dikkat çekmişti.
Bazı kişilerce Türk Silahlı Kuvvetleri'ni yıpratma yönünde sürdürülen bir kampanya bulunduğuna işaret eden Orgeneral Büyükanıt, "Bu gayretlerin devamı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri'nin konumu konusunda içeriği pek çok maddi hatayla dolu yeni bir belge, almanak yayınlandığını" belirterek, "Bu belgede dikkat çeken en önemli konu dokümanı oluşturan 22 bölümden 9'unun polis akademisi tarafından yazılmış olmasıdır" demişti. Orgeneral Büyükanıt'ın sözünü ettiği doküman, Türkiye Ekonomik ve Sosyal Etüdler Vakfı (TESEV) tarafından hazırlanan "Türkiye 2005 Güvenlik Sektörü ve Demokratik Gözetim" başlıklı almanak. Almanak, Soros'un Türkiye ayağı olan Açık Toplum Enstitüsü'nün parasal desteğinde yapılmıştı.
Almanak'ta yer alan yedi makalenin polis kökenli yazarlarından biri de Zühtü Arslan'dı.
Arslan, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu. Yüksek lisans ve doktora çalışmalarını İngiltere'de Leicester Üniversitesi Hukuk Fakültesi'nde yaptı. 2002'de doçent, 2007'de profesör oldu. 2000-2003 arasında Bilkent Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü'nde, "Turkish Public Law" dersi verdi. Zühtü Arslan, halen Polis Akademisi Güvenlik Bilimleri Fakültesi'nde öğretim üyesi.
Akademiler, "ışık evi" mi yapılıyor?
Türkiye'de polisin yönetim kadrosunu Polis Koleji ve Polis Akademisi yetiştiriyor. Polis memurları ise Türkiye'nin çeşitli bölgelerindeki 22 polis okulunda eğitiliyor.
Polis koleji, akademi ve polis okullarında yetiştirilen polis memuru ve yöneticilerinin ideolojik çizgilerini bu okulların öğretim kadrosu belirliyor. Bu kadronun büyük çoğunluğunu ise "cemaat"in elemanları oluşturuyor. Kolej, akademi ve polis okullarının "cemaat" tarafından "ışık evlerine" dönüştürülmek istendiği yaygın bir kanı. Orgeneral Büyükanıt'ın Polis Akademisi'ne yönelik eleştirilerinin temelinde bu tablo yatıyor.
Zühtü Arslan; Fethullahçı, Liberte A.Ş.'nin dergisi Liberal Düşünce Dergisi'nin yayın kurulu üyesi. Liberte A.Ş. ise Atilla Yayla ve Mustafa Erdoğan'ın Liberal Düşünce Derneği ile bağlantılı. Liberal Düşünce Derneği, Avrupa Birliği, Katolik Derneği ve Amerikan kuruluşu CIPE'den aldığı paralarla tanınıyor.
Bir yazısında "Böylesine geniş bir çerçevede tanımlanan milli güvenlik kavramı, silahlı güçlerin aynı zamanda ideolojik devlet aygıtı olarak işlev görmesini ve aslında milli güvenlikle doğrudan ilgisi olmayan konularda söz sahibi olmasını beraberinde getirmektedir" diyen Arslan, şimdi Türkiye'nin geleceğini belirleyecek olan "Sivil" anayasanın baş mimarlarından.
Atatürk düşmanlığı ortak noktayı oluşturuyor!
Hüseyin Levent Köker, Tarsus Amerikan Koleji ve Ankara Hukuk Fakültesi mezunu. Doktora ve Doçentlik tezleri "Siyaset Bilimi-Siyaset Teorisi" üzerine. 1996'da Gazi Üniversitesi Hukuk Fakültesinde Genel Kamu Hukuku Profesörü oldu. Bilkent ve ODTÜ'de ders verdi.
Levent Köker, 1984-1985 akademik yılında Oxford Üniversitesi Mansfield College'da İngiliz Kültür Heyeti (The British Council) bursuyla konuk araştırmacı, 1994-1995 akademik yılında ise Princeton Üniversitesi Uluslararası Araştırmalar Merkezi'nde (Center for International Studies) Fulbright bursuyla konuk öğretim üyesi olarak çalıştı.
Halen Gazi Üniversitesi öğretim üyesi olan Prof. Dr. Levent Köker solculuktan liberalizme "kayanlardan." Daha sonra Fethullahçılarla sıkı fıkı oldu. Atatürk karşıtı söylemiyle AKP'nin ilgisini çektiği söylenir. Bir yazısında şöyle diyor Köker: "Kemalizm'e artık aşılması gereken bir tarihi fikirler bütünü olarak bakmalıyız. Kemalizm olduğu sürece Türkiye'nin Avrupa'yla entegrasyonu gerçekleşemez. Kemalist Türkiye'nin vesayet rejimi olarak adlandırılmış olduğunu da hatırlamak lazım."
Levent Köker, Özbudun'un Türk Demokrasi Vakfı'nı kurmasından bu yana onun yanından ayrılmadı.
Fethullahçılar onun yazılarına bayılıyor
Fethullahçılara bağlı Türkiye Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın internet sitesinde sürekli yazıları sergilenen kişilerden biri de Prof. Dr. Yavuz Atar.
Kendisini "muhafazakar değil liberal demokrat" olarak tanımlayan Atar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi (1985) mezunu. 1995'de Anayasa Hukuku Doçenti oldu. 1992-93 arası İngiltere'de Leicester Universitesi'nde "Anayasa Yapımı" alanında araştırmalar yaptı. 2004'te Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi Anayasa Hukuku dalında profesörlük kadrosuna atandı Selçuk Üniversitesi Yönetim Kurulu, Başkanlık Bilgi Edinme Değerlendirme Kurulu ve Azerbaycan Uluslar arası insan Hakları Kurulu Üyesi.
Prof. Dr. Yavuz Atar, Cumhurbaşkanı'na tanınan yetkilerin parlamenter sistemden sapma olduğunu savunuyor. 10. Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i sürekli eleştiren yazılarıyla AKP'nin dikkatini çekti.
Türk milliyetçiliğine karşı çıkıyor
Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Anayasa'nın Atatürkçülük unsuruyla tekçi bir resmi ideolojiye sahip olduğunu savunuyor. "Türklük'ün etnik bir çağrışım yapmadığı ve yalnızca vatandaşlığı ifade eden bir terim olduğuna ilişkin söylem, özellikle Kürtler ve gayrimüslim azınlıklar açısından inandırıcılıktan uzaktır" diyor.
Erdem, Genelkurmay'ın 27 Nisan bildirisi ve yargıdan gelen açıklamalar konusunda "Yerleşik demokrasilerde benzerine rastlanılması mümkün olmayan bütün bu beyanat, bildiri ve kararlar alt alta konulup okunduğunda, bir cephe harekâtıyla karşı karşıya olunduğu; seçilmişler eliyle yürütülen demokratik siyasetin atanmışlarca kıskaç altına alınmaya çalışıldığı görülür" demişti.
Atar, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Yüksek lisans çalışmasını Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı'nda yaptı. 2004'te Profesör oldu. Diyarbakır Polis Okulu'nda anayasa ve insan hakları dersleri verdi.
Bilgi Üniversitesi insan Hakları Merkezi öğretim üyesi Doç. Dr. Serap Yazıcı, "Erdoğan'ın Cumhurbaşkanı olamayacağı iddiası bir söylem olarak da demokratik değildir" diyor. Anayasa Mahkemesi'nin 367 kararını eleştirerek, siyasi konjonktüre göre karar alındığını savundu. 1984, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. AÜ'de 1986'da yüksek lisans derecesini, 1995'te ise doktora derecesini aldı. 1991 yılında İngiliz Hükümetinin bursuyla Bristol Üniversitesinde araştırmalarda bulundu.
Çekoslavakya ve Irak'ın, yeni anayasalarla bölündüğü unutuluyor!
Araştırmacı Mustafa Yıldırım, "Sivil Örümceğin Ağında" adlı kitapta, NED, CİPE, IRI gibi örgütlerin hangi amaçla kurulduğunu, nasıl çalıştığını anlatıyor.
İşte çarpıcı bir örnek:
Aralık 1989'da Vaclav Havel Çekoslovakya Devlet Başkanı olur. Havel, Amerikalılardan seçim yasaları hakkında yardım ister.
NED, Çekoslovakya için anayasa ve seçim yasaları hazırlar, bu yasalar geçtikten sonra ilk seçimde Çekoslovakya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya diye 2'ye bölünür.
Yıldırım'ın, bu kuruluşların neden kurulduğuna dair aktardığı bilgi şöyle:
1983 sonlarında National Endowment for Democracy (Ulusal Demokrasi Fonu) kuruldu. CIA emeklisi Ralph Mcgehee'ye göre CIA'nın ülkeleri karıştırmak için kullandığı işlevlerinin bir kısmı NED'e devredildi. NED'in yanı sıra Amerikan hükümetinin desteklediği hükümet-dışı örgütler de "demokrasi" için kullanıldı. İş yaşamı ve ticaret erbabı için Amerikan Ticaret Odası'nca CİPE kuruldu."
Fulbright bursu beyin göçü için kullanılıyor
Prof. Dr. Levent Köker'in yararlandığı Fulbright Bursu, ABD'nin beyin göçü programı olarak biliniyor. Burs, akademisyen yetiştirilmesi için kullanılıyor. Her yıl doktora ve master yapacak yaklaşık 15 öğretim üyesine burs veriliyor. Burstan yararlananlar, ABD'de bir öğrenim yılı öğrenim görüyor, araştırmalara katılıyor.
Yeni Anayasa neleri içeriyor?
AKP'nin hazırlattığı ve büyük tartışma yaratan anayasa taslağında, mevcut anayasadaki 'devletin bölünmez bütünlüğü' ile 'laiklik' düzenleri konularında çok önemli değişiklikler öngörülüyor. Kritik maddeler ve düzenlemelerin karşılaştırmalı dökümü şöyle:
BAŞLANGIÇ (LAİKLİK)
1982 Anayasası
…Hiçbir faaliyetin devleti ve ülkesiyle bölünmezliği esasının, Türklüğün tarihi ve manevi değerlerinin, Atatürk milliyetçiliği, ilke ve inkılapları ve medeniyetçiliğinin karşısında korunma göremeyeceği ve laiklik ilkesinin gereği olarak kutsal din duygularının, devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamayacağı…
Taslak metin
…İnsan haklarına ve hukukun üstünlüğüne dayanan demokratik ve laik cumhuriyetin kurum ve kurallarını düzenleyen bu Anayasayı, egemen irademizin ve cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün çağdaş uygarlık hedefi ile ebedi barış idealine olan bağlılığımızın ifadesi olarak kabul ve teyit ederiz.
Yorum:
Taslağın gerekçesinde, "başlangıç" bölümünün anayasal düzene yapılan müdahaleleri haklılaştırma" işlevi gördüğü belirtilerek, bu bölümün Anayasa metnine dahil olmadığı vurgulandı. Mevcut Anayasa'da bu bölüm metnin parçası sayılıyor. Başlangıç bölümünde, 1982 Anayasası'nın "otoriter" ruhunun hukuk devleti kavramına dayanan tanımla değiştirildiği savunuluyor.
MADDE 2 (LAİKLİK)
1982 Anayasası
Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Taslak metin
Türkiye Cumhuriyeti, insan haklarına dayanan, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.
Yorum:
"Huzur, dayanışma" gibi ifadelerin çıkarılması, bunların soyut ifadeler olmasına dayandırıldı. Taslağın gerekçesinde laikliğin devlete ve bireye hitap eden iki yönü bulunduğu belirtilirken, laiklik odaklı eleştiriler 1982 Anayasası'nın gerekçesindeki ilgili bölümlere yer verilerek aşılmaya çalışıldı.
MADDE 3 (DİL)
1982 Anayasası
Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir…
Taslak metin
Türkiye Cumhuriyeti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Resmi dili Türkçedir.
Yorum:
Devlet yerine, cumhuriyet ifadesi konulurken, bölünmez bütünlüğün "çeşitlilikte birlik" anlamına geldiği, farklılıkları dışlama ya da bastırma gerekçesi olarak kullanılamayacağı vurgulandı. "Resmi dil" ifadesiyle Kürtçenin kamu hizmeti dışında kullanımı anayasal güvenceye alındı.
MADDE 13 (HAKLAR)
1982 Anayasası
Temel hak ve hürriyetler… Ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar… Laik cumhuriyetin gereklerine aykırı olamaz.
Taslak metin
Temel hak ve hürriyetler… Ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar, demokratik toplum düzeninin gereklerine ve ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.
Yorum:
Anayasa'nın diğer genel hükümlerinde olduğu gibi taslağın bu maddesinde de "laik cumhuriyetin gerekleri" kavramı çıkarıldı.
MADDE 14 (HAKLAR)
1982 Anayasası
…Hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı, …demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz…
Taslak metin
(Alternatif 1): Anayasa hükümlerinden hiçbiri, temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesine… İmkân verecek şekilde yorumlanamaz. (2. alternatifte mevcut metin önerildi.)
Yorum:
Taslağın neredeyse kritik tüm maddelerinde "cumhuriyetin temel nitelikleri ve devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğü" kavramı metinden çıkarıldı. Genel hükümlerden olan 14. maddeden de "bölünmez bütünlük" ve "laik cumhuriyet" vurgusu atıldı. Değişiklik, laikliğin korumasız bırakıldığı gerekçesiyle eleştiriliyor. Taslakta, bu madde yasama dokunulmazlığının istisnası olmaktan da çıkarılıyor. Bu durumda madde nedeniyle haklarındaki davalar süren DTP'li milletvekillerinin yargılaması duracak.
MADDE 24 (DİN HÜRRİYETİ)
1982 Anayasası
Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. 14 üncü madde hükümlerine aykırı olmamak şartıyla ibadet, dini ayin ve törenler serbesttir. Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz. Din ve ahlak eğitim ve öğretimi Devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve orta-öğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.
Bunun dışındaki din eğitim ve öğretimi ancak, kişilerin kendi isteğine, küçüklerin de kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Kimse, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, dini veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz. (Son fıkra)
Taslak metin
Herkes din ve inanç hürriyetine sahiptir. Bu hak, tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak suretiyle dinini veya inancını açıklama ve bunları değiştirebilme hürriyetini de içerir.
Kimse ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve düşüncelerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç, düşünce ve kanaatlerinden ve bunları değiştirmekten dolayı kınanamaz, suçlanamaz ve farklı bir muameleye tabi tutulamaz.
İbadet ve dini ayin ve törenler, kamu düzeninin, genel sağlığın, genel ahlakın veya başkalarının hak ve hürriyetlerinin korunması amaçlarıyla sınırlanabilir.
(Son fıkra için Alternatif 1): Din ve inanç hürriyeti, devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz.
(Alternatif 2): Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz. (Son alternatifte mevcut istismar düzenlemesinin korunması önerildi.)
(Zorunlu din dersi için alternatif 1): Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din eğitim ve öğretimi, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır. Devlet bu taleplerin gereğini yerine getirmekle yükümlüdür. Diğer alternatifte, isteyenlerin zorunlu din dersinden muaf tutulacakları önerisi yer alıyor.
(Zorunlu din dersi için alternatif 2): Devlet, eğitim ve öğretim alanındaki görevlerini yerine getirirken, eğitim ve öğretimin ana ve babanın dini ve felsefi inançlarına göre yapılmasını isteme hakkına riayet eder. Din kültürü ve ahlak öğretimi, ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır. Bu dersten muafiyet, kişinin kendisinin, küçüklerin ise kanuni temsilcisinin talebine bağlıdır.
Yorum:
Din ve vicdan özgürlüğüne yönelik madde, Anayasa'da laikliğin en önemli güvenceleri arasında gösteriliyor. Taslakta, din ve vicdan özgürlüğünün "tek başına veya topluca, alenen veya özel olarak ibadet, öğretim, uygulama ve ayin yapmak" şeklinde değerlendirilmesi büyük eleştirilere neden oluyor. "Topluca, özel ibadet, uygulama ve ayine" açık kapı bırakılmasının, tarikatların yasal zeminde faaliyet göstermelerine ve önlerinin açılmasına neden olacağı ifade ediliyor. Ayrıca, din istismarını yasaklayan maddenin, Anayasa'nın laiklikle ilgili önemli güvencelerinden olduğu belirtilerek, bu maddenin sadeleştirme adı altında değiştirilmesinin, laiklik ilkesinin temelini zayıflatacağı yorumları yapılıyor.
MADDE 83 (DOKUNULMAZLIK)
1982 Anayasası
Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zaman aşımı işlemez. …Milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclis'in dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.
Taslak metin
…(Yüz kızartıcı suçlardan) … Bir milletvekilinin sorguya çekilmesi ve yargılanması için Meclis'in kararı aranmaz.
Hakkında suç isnadı bulunan milletvekili… Dokunulmazlığından feragat edebilir. Ceza davaları Yargıtay'da görülür. Yargılama esasları kanunla düzenlenir.
Yorum:
Yolsuzluk suçları işleyen milletvekilleri dokunulmazlığa sahip olmayacak. Ayrıca, milletvekilleri suçlandığı konuda kendi isteğiyle yargılanabilecek. Milletvekilleri için özel yargılama usulü oluşturulacak.
MADDE 118 (MGK)
1982 Anayasası
…Milli Güvenlik Kurulu (MGK); devletin milli güvenlik siyasetinin tayini, tespiti ve uygulanması ile ilgili alınan tavsiye kararları ve gerekli koordinasyonunun sağlanması konusundaki görüşlerini Bakanlar Kurulu'na bildirir. Kurulun, devletin varlığı ve bağımsızlığı, ülkenin bütünlüğü ve bölünmezliği, toplumun huzur ve güvenliğinin korunması hususunda alınmasını zorunlu gördüğü tedbirlere ait kararlar, Bakanlar Kurulu'nca değerlendirilir.
Taslak metin
(Alternatiflerde cumhurbaşkanı ya da başbakanın başkanlık etmesi öneriliyor)
MGK, milli güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere görüşlerini Bakanlar Kurulu'na sunar.
(Alternatif öneri) Bakanlar Kurulu'na milli güvenlikle ilgili kararların alınmasında ve koordinasyonun sağlanmasında yardımcı olmak üzere MGK kurulur.
Yorum:
MGK, daha etkisiz ve sivillere bağlı hale getiriliyor. Başbakan başkanlığında istişari bir organ haline getirilmesinin, kurula yönelik meşruiyet tartışmalarını sonlandıracağının öne sürüldüğü taslakta, Jandarma Genel Komutanı kuruldan çıkarılıyor. Zorunlu askerlik hizmetinin sürdüğü taslakta, Genelkurmay Başkanlığı'nın Başbakanlık'a bağlı olma hali değiştirilmiyor.
MADDE 42 (EĞİTİM HAKKI-TÜRBAN)
1982 Anayasası
…Eğitim ve öğretim, Atatürk ilkeleri ve inkılâpları doğrultusunda, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır… Türkçeden başka hiçbir dil, eğitim ve öğretim kurumlarında Türk vatandaşlarına anadilleri olarak okutulamaz ve öğretilemez.
Taslak metin
Eğitim ve öğretim, demokratik, laik, çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre, devletin gözetim ve denetimi altında yapılır… Türkçeden başka dillerde eğitim ve öğretim yapılması ile ilgili esaslar… Kanunla düzenlenir.
(Alternatif 1) Kılık ve kıyafetinden dolayı kimse yükseköğrenim hakkından mahrum bırakılamaz.
(Alternatif 2) Yükseköğretim kurumlarında kılık ve kıyafet serbesttir.*(Alternatif 2): Din ve inanç hürriyeti, anayasal düzeni din kurallarına dayandırmaya yönelik eylemler biçiminde kullanılamaz. (Son alternatifte mevcut istismar düzenlemesinin korunması önerildi.)
Yorum:
Türban yasağının kaldırılmasını sağlayacak öneriler içeren madde yaşama geçerse, Anayasa Mahkemesi'nin bunun laikliğe aykırı olduğuna vurgu yapan kararları geçersiz bırakılmaya çalışılıyor. AKP bu konuda açık ve net davranmıyor, gizli ve hileli bir yol takip ediyor. Kimi hukukçular, önerilerin kamuda türban serbestîsine de yol açabileceğini belirtiyor. Taslakta "türban" serbestîsi "bireysel tercih imkânı" olarak tanımlanıyor. Mahkemelerde Kürtçe tercüman olanağı sağlayan taslakta Kürtçe eğitime de kapı açılıyor.
MADDE 125 (YARGI-YAŞ KARARLARI)
1982 Anayasası
İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır… Cumhurbaşkanının tek başına yapacağı işlemler ile Yüksek Askeri Şûra'nın kararları yargı denetimi dışındadır.
Taslak metin
İdarenin hiçbir eylem ve işlemi yargı denetimi dışında bırakılamaz. Yürütme görevinin yerine getirilmesini kısıtlayacak, idari eylem ve işlem niteliğinde veya takdir yetkisini kaldıracak biçimde yargı kararı verilemez.
Yorum:
Taslakta ilk kez YAŞ kararları yargı denetimine açılıyor. Askeri Yüksek İdare Mahkemesi'nin kaldırılmasını da öngören taslağa göre, ordudan ihraç edilenler Danıştay'da dava açabilecek. HSYK kararları da yargı denetimine açık olacak. Taslak, Sayıştay'ın "bütçeden pay alan tüm kurumları denetleyebileceğinin" önünü açıyor, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay üyelerinin 9 yıllığına seçilmesini öngörüyor. Gerekçede Anayasa Mahkemesi'nin siyasi partilerin görüşleri doğrultusunda karar verdiği gibi yersiz ithamlardan kurtulması gerektiği vurgulandı. Taslak, Yüce Divan'da Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının yargılanmasına imkân tanıyor.
[1] 11.09.2007 / Türker Alkan / Radikal
[2] 12.09.2007 / Sadi Somuncuoğlu / Yeniçağ

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Milli Görüş ile Milli Çözüm’ün Manevi rezonansı yani frekans uyumu! Milli Çözüm; Yeni Dünya Düzeni‘nin…
Ya Rabbi; şirk ve şekavet bataklığından ellerimizi tutup Hidayete erdirdin, Hakk'a tâbi olmayı, Aziz Erbakan…
SÖYLENMESİ GEREKEN SÖYLENMİŞ, BAŞKA SÖZE GEREK VAR MI? Hakikat bu, halâ inanmayacak mısın?!. Kim bilir,…
Türkiye dört bir koldan kuşatılmıştır. Ortadoğu bölgesi, on yıllardır büyük bir katliam ve kaos ortamı…
Bazılarımızın durumu şuna benzemektedir: “Ol mahiler ki derya içredir, deryayı bilmezler.” Hakke’l-Yakin iman; şartsız sadakati…
ANLAYANA SİVRİ SİNEK SAZ, ANLAMAYANA DAVUL ZURNA AZ..
HÜNER; HAKK’A KUL OLMAKMIŞ!.. Bu hayat ki, imtihandır Dünya fani, bir cihandır İki kapılı…
Batılı ülkeler dahi ABD’nin hukuksuz savaşlarına mesafe koyarken, Türkiye’nin NATO karargâhlarıyla "koçbaşı" yapılmak istenmesi ve…
Mustafa Kemal'in “Ey Türk Gençliği! İstiklal (her bakımdan tam bağımsızlık) ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali…
Makale; olaylar ve kavramlar arasında örüntü kurarak tam bir bilimsel yöntemle ve yenikikçi bir bakış…