İKTİDARIN SİYASİ İHTİRASLARI
CHP KANADINDA FIRSAT KUMPASLARI
Butlan Kararıyla Siyaset Tıkanmıştır. Artık Ciddi Adımlar Atma Zamanıdır!
CHP’nin 38’inci Olağan Kurultayı ile 21’inci Olağanüstü Kurultayı’nın iptali istemiyle açılan davada, mahkemeden “mutlak butlan” kararı çıkması ortalığı karıştırmıştı. Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36’ncı Hukuk Dairesi, her iki kurultay hakkında da “mutlak butlan” kararı verirken, kararın tedbirli olarak alındığı vurgulanmıştı. Ankara 3. Asliye Hukuk Mahkemesi, Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi ve İstanbul’daki Hukuk-Ceza dosyalarında yer alan deliller, ifade tutanakları ve resmi belgeleri birlikte değerlendiren mahkemenin kararında her iki kurultayın yanı sıra 8 Ekim 2023 tarihli CHP İstanbul İl Kongresi’nin de “kanunun emredici hükümlerine aykırı olması nedeniyle mutlak butlan (kesin hükümsüzlük) ile malul olduğu” hatırlatılmıştı.
Oysa yerel mahkeme, CHP’nin sonraki süreçte olağanüstü kurultaylarını gerçekleştirmiş olmasını gerekçe göstererek davanın “konusuz kaldığına” karar vermişti. Bölge Adliye Mahkemesi ise bu değerlendirmeyi hukuka uygun bulmamıştı. Mahkeme, CHP’nin 38. Olağan Seçimli Kurultayı’nın yapıldığı tarihten itibaren iptaline, kurultayın iptal edilmiş sayılması nedeniyle bu tarihten sonra yapılan tüm olağan ve olağanüstü kurultayların ve bu kurultaylarda alınan kararların da iptaline karar vermiş bulunmaktaydı.
Kılıçdaroğlu ve yönetimi için “göreve devam” kararı çıkmıştı.
Mahkemenin kararında, 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultaydan önceki duruma dönülmesine, kurultay öncesi Genel Başkan olan Kemal Kılıçdaroğlu ile parti organlarının görevlerine “aynen devam etmelerine” hükmedildiği açıklanmıştı. Aynı şekilde, CHP İstanbul İl Kongresi’nin de iptali nedeniyle kongre öncesi İl Başkanı ve il organlarının görevlerine devam etmesi kararlaştırılmıştı.
Özgür Özel için “tedbiren görevden uzaklaştırma” kararı alınmıştı.
Mahkeme, ihtiyati tedbir taleplerini de kabul etmişti. Buna göre, 4-5 Kasım 2023 tarihli kurultayla göreve gelen Genel Başkan Özgür Özel, Merkez Yönetim Kurulu üyeleri, Parti Meclisi üyeleri ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin tedbiren görevden uzaklaştırılmasına karar verilmişti. Mahkeme, Kemal Kılıçdaroğlu ile önceki Parti Meclisi ve Yüksek Disiplin Kurulu üyelerinin karar kesinleşinceye kadar tedbiren görevi üstlenmesine/göreve iadelerine hükmetmişti. Tedbir kararının uygulanması için kararın Yüksek Seçim Kurulu, Ankara İl Seçim Kurulu, Çankaya 4. İlçe Seçim Kurulu ve Ankara Valiliği’ne gönderilmesine karar verilmişti. Öte yandan mahkeme, eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş ile Yılmaz Özkanat yönünden aktif husumet ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle yapılan istinaf başvurularını esastan reddetmişti. Daire, bu iki isim yönünden yerel mahkemenin değerlendirmesinde hukuka aykırılık bulunmadığına hükmetmişti.
Evet siyasi partiler, demokrasinin vazgeçilmez unsurları ve taşıyıcı kolonlarıydı… “Bu kolonların zedelenmesi doğrudan demokrasinin zedelenmesi” anlamını taşırdı. Demokraside temel ilke: İradenin; milletin, delegelerin ve üyelerin olmasıydı. Bu iradeye gölge düşüren her durumda hukukun gereğini yapması kaçınılmazdı.
Ancak, önce iktidar; hukuk kurallarına ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uymalıydı ki, muhalefetten de yargı sonuçlarına katlanmasını istemekte haklı çıksındı. Evet; seçim sandıklarında yenmesi gereken muhaliflerini mahkeme salonlarında bertaraf etme hevesinin hiçbir hukuki ve ahlâki tarafı olamazdı, ama seçimlerde hilekârlık, irade pazarlığı ve oy avcılığı yapmanın da, elbette hukuki bir yaptırımı olması ve hesabının sorulması lazımdı. Aksi halde halkın iradesi değil, “Delege pazarlarının, mafya masalarının ve rüşvet kumpaslarının” iradesi geçerli olacaktı…
Türkiye’de bir muhalefet boşluğu yaşandığı, özellikle CHP’nin “iktidar olma hedefi yerine, partiyi ele geçirme ve arpalığa çevirme hevesi” taşıdığı sırıtmaktaydı. CHP’nin; halkımızın her kesimiyle uzlaşıp kucaklaşma, bizi Millet yapan değerlerle barışma, demokrasi ve laiklik kurumlarıyla insani ve İslami prensipleri buluşturma amacı ve çabası yerine; Atatürk sonrası dejenerasyon döküntüleri ve masonik kültürleri dayatma ve slogan kalıplarına hapsolma kolaycılığından kurtulması şarttı. “Atatürk’ün kurduğu parti!..” kılıfına sığınmakla, İslam ve ahlâk düşmanı Batılı sosyalist sapkınların kof övgüleriyle avunmakla, hiçbir yere varılamayacağı artık anlaşılmalıydı. Kemal Kılıçdaroğlu’nun toplumla ve tarihi olgularla helalleşip barışma ve uzlaşı kültürünü yaygınlaştırma atılımları bu bakımdan önemli ve anlamlıydı.
Bu arada Sn. Kılıçdaroğlu’nun karardan bir gün önceki açıklamasında; sadece Özgür Özel yönetiminin ve CHP’li belediyelerin yolsuzluklardan arınması gereğini vurgulaması… Ama AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın sinsi ve tehlikeli tahribatlarına ve bunlardan kurtulma lüzumuna hiç dikkat çekmemiş olması da, maalesef kafaları karıştırmış ve mideleri bulandırmıştı!? Çünkü devletimiz ve geleceğimiz için en tehlikeli olanı, AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın ülkeyi yönetemiyor olmasıydı. Toplumu kutuplaştırıp kamplaştırmaya, hatta kendi şahsi ikbal ve ihtirasları için halkımızı ayrıştırıp kapıştırmaya hazır bir zihniyetle bu sorunlar aşılamazdı. Bu nedenle bir Milli Mutabakat kaçınılmazdı ve daha tehlikeli sıkıntılara yol açmadan, ciddi ve dirayetli adımlar atılmalıydı…
Ankara Bölge Adliye Mahkemesi Hukukun Gereğini Yapmıştı!
CHP’nin 4-5 Kasım 2023 tarihli 38. Olağan Kurultayı ile 8 Ekim 2023 tarihli İstanbul İl Kongresiyle ilgili Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 36. Hukuk Dairesi mutlak butlan kararı almıştı. Daire’nin 20 sayfalık kararında mutlak butlan kararının gerekçeleri şu şekilde sıralanmıştı:
Peki Neden Butlan Kararı Alınmıştı?
1- CHP Kongresinde delege iradesinin fesada uğratıldığı kanaatine varılmıştı.
Dosyada yer alan soruşturmalar, iddianameler, tanık beyanları, MASAK raporu, kurum yazışmaları ve fezlekeler birlikte değerlendirilerek bazı delegelerin oy tercihlerinin menfaat ilişkileriyle yönlendirildiği anlaşılmıştı.
2- Para, iş, adaylık ve başka menfaat ve vaatler dağıtılmıştı.
Kurultayda ve İstanbul İl Kongresi’nde bazı delegelere para verildiği, belediyelerde işe yerleştirme vaadinde bulunulduğu, adaylık/siyasi görev taahhüt edildiği, alışveriş kartı gibi menfaatler sağlandığı, karar gerekçesinde yer almıştı.
3- Oyların denetlendiği ve gizli iradenin zedelendiği ortaya çıkmıştı.
Bazı delegelerden oy pusulalarının fotoğrafını çekip göndermelerinin istendiği, seçim iradesinin serbestçe oluşmadığı yönünde bir unsur sayılmıştı.
4- Parti içi demokrasi ve eşitlik ilkelerinin ihlal edildiği saptanmıştı.
Anayasa’nın 69. maddesi ile Siyasi Partiler Kanunu’nun 4 ve 93. maddeleri uyarınca siyasi partilerin organ seçimlerinin demokrasi esaslarına, tüzüğe ve üyeler arası eşitlik ilkesine uygun olması gerektiği vurgulanmıştı.
5- Kanunun emredici hükümlerine aykırılık bulunduğu sonucuna ulaşılmıştı.
Kararda, kurultay ve kongredeki iddia edilen usulsüzlüklerin sadece basit iptal sebebi değil, kamu düzeni ve emredici hukuk kurallarına aykırılık oluşturduğu belirtilerek kesin hükümsüzlük değerlendirmesi yapılmıştı.
6- Sonradan yapılan olağanüstü kurultayların bu sakatlığı gidermediği kanaatine varılmıştı.
4-5 Kasım 2023 Kurultayı mutlak butlanla sakat sayıldığı için, bu kurultaydan sonra yapılan olağan ve olağanüstü kurultayların da hukuki dayanağının kalmadığı saptanmıştı.
7- İlk derece mahkemesinin “dava konusuz kaldı” yaklaşımı isabetli bulunmamıştı.
İstinaf kararına göre sonradan yapılan kurultaylar, önceki kurultaydaki mutlak butlan durumunu ortadan kaldırmamış; bu nedenle hukuki yararın devam ettiği kabule şayan bulunmamıştı.
8- Önceki yönetime dönüş gereği kaçınılmazdı.
Bütün bunların sonucu; Kurultay yapıldığı tarihten itibaren iptal edilince, 4-5 Kasım 2023 öncesi duruma dönülmesine; Kemal Kılıçdaroğlu ve o dönemki parti organlarının göreve devam etmesine karar verilmiş durumdaydı.
Sonunda CHP kurultayına yönelik mahkemenin verdiği mutlak butlan kararı resmiyet kazanmıştı. Eski CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun göreve getirildiği hem CHP’ye hem Kılıçdaroğlu’na ulaşmıştı. Özgür Özel cephesindeki şaşkınlık ve hırçınlık anlaşılırdı. Ancak, Erdoğan AKP’si ve Bahçeli MHP’sindeki telaş ve tedirginlik ise daha derin korkuları barındırmaktaydı.
Hatırlayınız, 24.05.2026 tarihinde; Özgür Özel’le MİT Başkanı İbrahim Kalın’ın görüşmesi sonrası, “Size sadıklarla karşıtları takip ve tespit ederek, size aktarıp uyaracağız!” anlaşmasına aldanan Ö. Özel, AKP tuzağına kapılıp onların şantaj hazırlıklarını kolaylaştırmıştı… Kara para aklamaktan, bahisli kumar organizasyonlarına… Uçkur zaaflarından utanç videolarına… Rüşvet çarkından rezalet tuzaklarına… Bunların hepsini özel otel odalarında, lüks yatlarda, Başkanlık salonlarının dinlenme odalarında ileri gelen bazı CHP’lilerin işledikleri bütün melanetlerini seyrettirip teslim almışlardı. İyi de, bütün bu tuzak kayıtlar iktidar ortakları için de hazırlanmış olamaz mıydı?
Gazze’nin ilhakına meşruiyet zemini üretmek için kurulan sözde Barış Kurulu’na, ABD Başkanı Donald Trump’a şirin görünmek için giren Erdoğan hükümeti şimdi Gazze’ye insani yardım götürme teşebbüsü, İsrail’in uluslararası hukuku ayaklar altına alan baskınıyla engellenen SUMUD Filosu ile âdeta dalga geçen bir açıklama yapıyorlardı. Kendisini aylarca Türkiye kamuoyuna Gazze’nin koruyucusu olarak tanıtıp, Gazze’ye havadan tek bir uçak dolusu yardım malzemesi dahi atamayan Erdoğan’ın ve kurmaylarının bu tavrı kafaları karıştırmıştı. Barış Kurulu’nda İsrail’e karşı etkili bir siyaset yapıldığına rastlanmamıştı.
7 Temmuz 2026’da Ankara’da gerçekleşecek NATO zirvesinde Trump ile fotoğraf vermek, Erdoğan’ın en büyük beklentisi olsa da, ABD Başkanı’nın Türkiye’ye gelip gelmeyeceği hâlâ netlik kazanmamıştı. NATO, ABD’yi kaybetme korkusuyla sınanırken, Erdoğan; durumu AB karşısında kaldıraç olarak kullanmanın hayallerine kapılmıştı. Kısa süre öncesine kadar miting meydanlarında ağız dolusu haykırdığı AB’ye karşı bugün “Türkiyesiz Avrupa olmaz” demeye başlamıştı. Fakat AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in bilinçaltının yansıması olarak diline vuran ve Türkiye düşmanlığını kusan tatsız açıklamaları, Erdoğan’ın hayallerini boşa çıkarmıştı.
Yunanistan, İsrail Yapımı Spike NLOS Füzelerini Envantere Katmıştı.
Yunanistan, İsrail yapımı uzun menzilli füze sistemi Spike NLOS’u kademeli olarak askeri envanterine katmıştı. Sistemleri kullanacak ilk operatörlerin Avlonas bölgesindeki yoğun eğitim süreci hızlandırılmıştı. Bu sistemlerin, özellikle Ege Adaları ile Meriç bölgesine konuşlandırılması ve Yunan Silahlı Kuvvetleri’nin uzun menzilli taarruz stratejisini dönüştürmesi amaçlanmıştı. Yunanistan Genelkurmay Başkanlığı, Spike NLOS entegrasyonunu basit bir silah alımı olarak değil, Ege’deki ada coğrafyasında bir “Bölgeye Erişimi Engelleme (A2/AD)” ağı oluşturmanın anahtarı olarak tanıtmıştı. Bu bağlamda Spike NLOS, operatörün görüş alanının ötesindeki (NLOS) hedefleri vurabilme yeteneği sayesinde, fırlatma rampalarını ön cephede tehlikeye atmadan düşman unsurlarına taarruz imkânı sağlamaktaydı. Sistem sadece tanklara karşı değil; çıkarma gemileri, komuta araçları, radar istasyonları ve yüksek değerli stratejik altyapı tesisleri gibi geniş bir hedef yelpazesine karşı kullanılacaktı.
Bu arada, İsrail’in; Ege’deki bazı küçük Yunan adalarını 50 yıllığına kiraladığı hatta satın aldığı iddiaları bile vardı!..
Türkiye’den ‘Mavi Vatan’ Hazırlığı!..
Buna karşılık Derunî Türkiye, “Mavi Vatan” kapsamında deniz yetki alanlarını düzenleyecek yeni yasa için hazırlıklarını yoğunlaştırmıştı. Meclis’e sunulması beklenen düzenleme ile Karadeniz ve Akdeniz’deki 12 deniz mili uygulaması yasalaşacak, Ege’de ise mevcut 6 deniz mili uygulaması korunacaktı. Taslak; Kıta Sahanlığı, Münhasır Ekonomik Bölge ve Özel Statülü Deniz Alanlarını da kapsayacaktı. Yakın zamanda Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunulması beklenen “Deniz Yetki Alanları Kanunu” ile Türkiye’nin denizlerdeki hukuki haklarının ve yetki alanlarının yasalaştırılması amaçlanmıştı.
Sadece Karasuları Değil, Tüm Deniz Yetki Alanları Düzenleme Kapsamındaydı
Hazırlanan düzenlemenin yalnızca karasularını kapsamadığını belirten uzmanlar, yasa taslağının; Bitişik Bölge, Kıta Sahanlığı ve Münhasır Ekonomik Bölge gibi alanları da içerisine alacaktı. “Bu çalışmanın; Akdeniz, Karadeniz ve Ege’de olduğu gibi diğer dünya denizlerinde de Türkiye’nin sahip olduğu hak ve yetkileri düzenleyen kapsamlı bir mevzuat niteliği taşıyacağını” aktarmışlardı.
İsrail Bu Girişimlerden Rahatsızdı!
Yunanistan’la, Türkiye düşmanlığı üzerinden ortaklık yapan Siyonistler de “Mavi Vatan” doktrininden rahatsız olmuşlardı. İsrael Hayom gazetesi, Erdoğan, “İsrail ile deniz sınırları oluşturuyor” başlıklı haberinde “Böyle bir strateji Yunanistan ile Kıbrıs’ın egemenlik haklarını etkileyecek. Türk tarafı, İsrail’in MEB’ine de Bitişik Deniz Sınırları çizerek, bölgenin enerji ve jeopolitik bulmacasını daha da karmaşık hale getirecek” diye yırtınmaya başlamıştı. Gazze’deki soykırımda ve Filistin topraklarını işgal ederken hukuku unutan Yahudi yayın organı, Türkiye’nin Mavi Vatan doktrininin Deniz Hukukunun temel ilkeleriyle doğrudan çeliştiğini ileri sürerek kendince kamuoyu oluşturmaya çalışmıştı.
Adaların Kuşatılma Riski ve Bunun Bölgesel Sonuçları
Siyonist gazetesi haberinde, “Böyle bir stratejinin resmi olarak benimsenmesinin, Doğu Akdeniz’deki çatışmayı tırmandıracağı ve Yunanistan ile Kıbrıs’ın egemenlik haklarını doğrudan etkileyeceği tahmin ediliyor. Türk planları uygulanırsa, sonuçlar dramatik olacaktır; zira yüz binlerce sakini olan onlarca Yunan adası coğrafi olarak izole edilecek ve Ankara’nın kendi toprakları olarak kabul edeceği sularla çevrili kalacaktır. Aynı zamanda, Türk tarafı, İsrail’in Münhasır Ekonomik Bölgesi’ne doğrudan Bitişik Deniz Sınırları çizmeye çalışarak, bölgenin enerji ve jeopolitik bulmacasını daha da karmaşık hale getiriyor” ifadelerini kullanmıştı. Gazetenin haberinin son bölümünde ise Yunan yetkililerin Türkiye’nin tek taraflı eylemlerinin kabul edilemez bulunduğu ve uluslararası arenada Ankara’nın karşı ittifak kurduğu vurgulanmıştı.
İsrail’in; “Türkiye, Mavi Vatan İmparatorluğu Kurmaktadır!” Telaşı!..
İsrail basınında, Türkiye’nin bölgedeki etkisini artırmasından duyulan rahatsızlığı açıkça dile getiren başka bir analiz kaleme alınmıştı. Ankara’nın “Yunanistan’dan Yemen’e uzanan bir Mavi Vatan İmparatorluğu inşa ettiği” belirtilen analizde, Türkiye’nin yükselişinin İsrail için “eşi benzeri görülmemiş bir zorluk” oluşturduğu yazılmıştı.
“İsrail için eşi benzeri görülmemiş bir zorluk” oluşturacakmış!..
İsrail’in Kanal 13 televizyonunda yayınlanan analizde, “bölgedeki güç merkezlerinde faaliyetlerini sıklaştıran Türkiye’nin baskın yükselişinin, İsrail için eşi benzeri görülmemiş bir zorluk teşkil ettiği” vurgulanmıştı. Analizde, Türkiye’nin “bölgedeki güç merkezlerinde faaliyetlerini sıklaştırdığı ve bölgedeki jeopolitik boşluğu dev adımlarla doldurduğu” hatırlatılmıştı.
“Türkiye artık sadece haritalar çizmekle yetinmiyor” Korkuları!..
Derunî Türkiye’nin “Mavi Vatan” doktriniyle, Karadeniz ile Akdeniz arasındaki kilit deniz geçiş noktalarını kontrol edeceği ve Doğu Akdeniz’deki gaz ve petrol yataklarına ulaşarak, enerji bağımsızlığını sağlayacağı savunulan analizde, “Türkiye artık sadece haritalar çizmekle yetinmiyor. Bunları güç ve agresif bir diplomasi yoluyla hayata geçiriyor.” ifadeleri yer almıştı. Analizde, “Türkiye’nin Suriye ve Libya’da kontrol sahibi olduğu” vurgulanarak, bunun Akdeniz’den Avrupa’ya bir “deniz köprüsü” oluşturmasını sağladığı; “Somali’de ise Babülmendeb Boğazı üzerinde etki sahibi olduğu ve burada uydu fırlatma kapasitesine sahip bir üs kurduğu” aktarıldı.
Bartholomeos: “Eylül’de Heybeliada’nın açılışını kutlayacağız.”
Bu arada Fener Rum Patriği Bartholomeos, Heybeliada Rum Okulu’nun Eylül ayında “görkemli bir açılışla” yeniden faaliyete geçeceğini açıklamıştı. Bugüne kadar 12 patrik mezun eden, İstanbul’daki Rum toplumunun en önemli eğitim kurumlarından biri olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun açılışına dair yeni bir gelişme yaşanmıştı. Hürriyet’in haberine göre Fener Rum Patriği Bartholomeos, resmi ziyaret kapsamında bulunduğu Atina’da, yıllardır tartışma konusu olan Heybeliada Ruhban Okulu’nun Eylül ayında “görkemli bir açılışla” yeniden faaliyete geçeceğini aktarmıştı. Bartholomeos, “Önümüzdeki aylarda okul kompleksindeki kapsamlı yenileme çalışmaları tamamlanacak. Eylül ayında da açılışı kutlayacağız” ifadelerini kullanmıştı. Ruhban Okulu konusu Bartholomeos ile Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis görüşmesinde de gündeme taşınmıştı. Miçotakis, “Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılmasıyla ilgili bize ulaştırdığınız olumlu haberler son derece önemli. Bunun uzun zamandır arzuladığınız tarihi bir karar olduğunu biliyorum” sözleri kafa karıştırıcıydı.
Neler Yaşanmıştı?
Heybeliada’daki Ruhban Okulu, 1844 yılında Fener Rum Patrikhanesi tarafından açılmıştı. O zamanki adı Yüksek Ortodoks Teoloji idi ve amacı din görevlisi hazırlamaktı. Fener Rum Patriği Bartholomeos da bu okuldan mezun olanlardandı. Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunda faaliyetlerine devam eden kurum, İstanbul’daki Rum toplumunun en önemli eğitim merkezlerinden biri konumundaydı. Okul, 1971 yılında Anayasa Mahkemesi’nin 1965 yılında çıkarılmış Özel Öğretim Kurumları yasasının özel yüksek öğretime izin veren maddelerinin, “yüksek öğretimin sadece devlet eliyle verilebileceği” hükmü gerekçesiyle iptali sonucunda kapatılmıştı. Oysa, Ruhban Okulu bu yasa çıkmadan önce de faaliyet gösteriyordu, dolayısıyla bu yasanın iptal edilen maddeleriyle ilişkilendirilmesi tartışmalıydı. Nitekim bu karardan sonra Yunanistan da Rodos’taki son Türk okulu Süleymaniye Medresesini kapattı.
AKP döneminde, açılabileceğine dair Bakan düzeyinde açıklamalardan sonra, dönemin Başbakanı Erdoğan “Atina’da cami açılsın, bakarız” buyurmuşlardı. Cami açıldı, okulun açılmasının önündeki “yüksek din eğitiminin devlet eliyle verilebileceği” şeklindeki hukuki engel de, vakıf üniversitelerinde İlahiyat ya da İslami Bilimler Fakülteleri gibi fakülteler açılmasıyla ortadan kalkmıştı!?.
Okul hangi statüyle açılacaktı?
54 yıldır kapalı olan Heybeliada Ruhban Okulu için Patrikhane’nin talebi, okulun eski statüsüyle yani Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı özel okul statüsüyle açılmasıydı. Ancak Türkiye ve Yunanistan basınında devlet üniversitelerine bağlı bir enstitü, vakıf üniversitesi çatısı altında bir İlahiyat Fakültesi ya da Meslek Yüksekokulu gibi formüllerin konuşulduğuna yönelik haberler yer almıştı. “Özel statülü bir üniversite modeli”nin değerlendirildiği Heybeliada Ruhban Okulu’nun geleceği için artık masanın karşısında Yüksek Öğretim Kurumu (YÖK) oturacaktı.
Oysa Heybeliada Rum Okulu ya da Ruhban Okulu dense de asıl ajan okulu olduğu bilinip durmaktaydı. Yunanistan Başbakanı Kiriakos Miçotakis’in de okulla ilgili özel ilgisi, Türkiye’nin parçalanması hayallerinden başka da bir şey sanılmasındı. Heybeliada Ruhban Okulu meselesi dinî değil, egemenlik ve siyasî statü amaçlıydı. Heybeliada Ruhban Okulu’nun yeniden açılacağı yönündeki açıklamalar, yalnızca bir eğitim kurumu tartışması olamazdı. Bu mesele; Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik hakları, Lozan dengesi, patrikhanenin hukuki statüsü ve karşılıklılık ilkesi bakımından değerlendirilmesi gereken stratejik bir konudur. Öncelikle şu temel sorunun sorulması gerekir: Bugün Türkiye’de bu okulun eğitim vereceği, ihtiyaç duyacağı ölçekte bir Rum Ortodoks cemaati var mıdır? Hayır, gerçek ortadadır. Türkiye’de patrikhaneye bağlı cemaat son derece sınırlı sayıdadır. Buna karşılık Yunanistan’da, başta Batı Trakya olmak üzere yüz binlerce Türk ve Müslüman yaşamaktadır. Eğer mesele gerçekten dinî eğitim ve inanç özgürlüğü ise, önce Yunanistan’ın Batı Trakya Türklerinin eğitim, müftülük ve vakıf hakları üzerindeki baskıları kaldırması lazımdır. Bu nedenle kamuoyunun şu soruyu sorması son derece meşrudur: Cemaati neredeyse kalmamış bir yapı için Türkiye’de bu kadar yoğun ve sürekli uluslararası baskı neden yapılmaktadır? Esas hedef; Fener Rum Patrikhanesi’ne fiilî ve zamanla hukukî bir “uluslararası/ekümenik statü” kazandırma arayışıdır. Oysa, Türkiye Cumhuriyeti, patrikhanenin “ekümenik” sıfatını tanımamaktadır. Dolayısıyla Heybeliada Ruhban Okulu üzerinden patrikhaneye uluslararası nitelik kazandırabilecek her adım, yalnızca eğitim meselesi değil, doğrudan egemenlik ve hukuk meselesi olmaktadır.
Barzani Kürdistanı ve Erdoğan’ın Yakın Dostları!
Cumhurbaşkanı T. Erdoğan, fikren ve fiilen ikinci İsrail sayılan Irak Kürt Bölgesel Yönetimi Başbakanı Mesrur Barzani ile Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde görüşme yapmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, “ABD ile İran arasındaki savaşta, Erbil dahil Irak topraklarının da hedef alınmasından üzüntü duyduklarını, Türkiye olarak çatışmaların bölgedeki diğer ülkelere yayılmasından kuşkulandıklarını, bu süreçte IKBY yönetimiyle dayanışmayı arttıracaklarını” aktarmıştı. Erdoğan, “Türkiye’nin hem Irak Merkezi Hükümeti hem de Kürt Bölgesel Yönetimi ile iş birliğini geliştirmekte kararlı olduklarını, ticaret, ulaştırma, enerji başta olmak üzere birçok alanda ilişkilerin daha ileriye taşınması için adımlar attıklarını, ‘Kalkınma Yolu Projesi’nin hayata geçirilmesinin sadece Irak için değil Körfez bölgesi için de büyük faydalar sağlayacağını, ayrıca, “Terörsüz Türkiye” sürecini başarıya ulaştırmakta kararlı olduklarını” vurgulamıştı. Sn. Erdoğan’ın, Barzani Kürdistanı’nın 2. İsrail yapıldığını bilmemesi söz konusu olamazdı. Yani bu iş birliği mesajları, dolaylı şekilde İsrail’e ulaştırılacaktı!
Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde gerçekleşen kabule; Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler ve MİT Başkanı İbrahim Kalın da katılmıştı.[1]
Vatandaş Geçim Darlığı Çekerken, TÜPRAŞ Kâr Rekoru Kırmıştı: Koç’un Kasasına %2820 Daha Fazla Para Akıtılmıştı!
Enerji krizi ve peş peşe gelen akaryakıt zamları yurttaşın belini bükerken, Koç Holding’e ait TÜPRAŞ 2026 yılının ilk çeyreğinde kârını katlamıştı. Şirketin net kârı 2025 yılının aynı dönemine göre %2820 oranında artış gösterirken, rafineri marjlarındaki yükseliş dikkatlerden kaçmamıştı. TÜPRAŞ, 2026 yılının ilk üç aylık dönemine ilişkin mali verilerini açıklamıştı. Yayımlanan raporlara göre, şirket yılın ilk çeyreğinde toplam 258 milyar lira tutarında devasa bir hasılat kazanmıştı. Şirketin satış gelirleri 2025 yılının aynı dönemine göre %24,4 oranında artış göstererek beklentilerin de üzerine çıkmıştı.[2]
Savaşı fırsat bilmiş: Rafineri marjı iki kattan fazla artmıştı!
Veriler, akaryakıt fiyatlarındaki artışın sadece savaş kaynaklı ham petrol maliyetlerinden kaynaklanmadığını, şirketin “rafineri marjı” adı verilen kârlılık oranının da ciddi şekilde yükseldiğini ortaya çıkarmıştı. 2025 yılının ilk çeyreğinde varil başına 4,1 dolar seviyesinde olan net rafineri marjı, 2026 yılının aynı döneminde 9,4 dolara kadar çıkmıştı. TÜPRAŞ, 2026 yılının ilk çeyreğinde %95 kapasite kullanım oranına ulaşarak 6,8 milyon ton üretim yapmıştı. Bu performans, 2017 yılından bu yana kaydedilen en yüksek ilk çeyrek verisi olmaktaydı. Şirketin toplam satış hacmi ise yıllık bazda %15 artışla 7,4 milyon tona çıkmıştı. Özellikle motorin satışlarındaki artışın etkisiyle yurt içi satışlar %20 oranında büyüme sağlamıştı. Tüm bunların sonucunda TÜPRAŞ’ın net kârı dudak uçuklatan bir seviyeye ulaşmıştı. 2025 yılının ilk üç ayında 127 milyon lira net kâr açıklayan şirketin, 2026 yılının aynı döneminde bu rakamı 3,7 milyar liraya çıkmıştı. Şirketin kasasındaki net nakit pozisyonu ise bir önceki çeyreğe göre %20 artış göstererek 74,7 milyar lira seviyesine dayanmıştı.
İşte Sn. Erdoğan İktidarı Bu TÜPRAŞ’ı Yok Pahasına Satmıştı!..
TÜPRAŞ Türkiye’nin en büyük sanayi kuruluşları arasındaydı. Bu dev kuruluş 2005 yılına kadar Devletin malıydı. AKP ise stratejik öneme sahip rafineriyi 4,5 yıllık getirisi karşılığında Koç-Shell ortaklığına satmıştı. İlerleyen yıllarda Shell de hisselerini Koç’a bırakmıştı. Akaryakıt fiyatlarına gelen peş peşe zamlar iğneden ipliğe her ürüne yansıyarak alım gücünü aşağı çekerken, özelleştirme yoluyla devredilen bu dev tesis üzerinden elde edilen %2820’lik kâr artışı, krizin faturasının kime kesildiğini, pastanın ise kimlerin tabağına gittiğini bir kez daha net bir şekilde gözler önüne koymaktaydı.
Erdoğan Türkiye’sinde “Ultra Zengin” Sayısı Beş Yılda İki Katına Çıkmıştı
Türkiye’de en az 30 milyon dolar (güncel kurla 1 milyar 357 milyon lira) sahibi ‘ultra zengin’ sayısı beş yılda 2 bin 174’ten 4 bin 208’e çıkmıştı. Euronews’in haberine göre Britanya merkezli Knight Frank, 2026 servet raporunu yayımlamıştı.
En az 30 milyon dolar servete sahip kişiler ‘ultra yüksek gelirli birey (UHNWI)’ yani ‘ultra zengin’ olarak sınıflandırılırdı. Rapora göre Avrupa’da bu kişilerin sayısı beş yılda %26 artmıştı. Dünyada 710 binden fazla kişinin en az 30 milyon dolar net servetinin bulunduğu %25,8’inin Avrupa’da yaşadığı saptanmıştı. Avrupa’da en çok ‘ultra zengin’ 38 bin 215 kişiyle Almanya’daydı. Öte yandan Türkiye’deki ‘ultra zengin’ sayısı da beş yılda neredeyse ikiye katlanmıştı.
Sonuç olarak:
Bütün bu talihsiz gelişmeler, AKP ve MHP içerisinde artık gizlenemez hale gelmiş çekişmeler, ibretlik ve tarihi bir dağılmanın yaklaştığına yorumlanmalıydı. Hatta MHP’li rahatsızlarla AKP’li fırsatçıların Saray’a karşı iş birliği yaptıkları bile kulislerde konuşulmaktaydı.
Erdoğan sonrasına hazırlanan farklı fraksiyonlarla, kendi aklınca Bahçeli’den kurtulmaya çalışan kadroların; Saray’ın “etkisiz ve tehlikesiz bir muhalefet oluşturma” planlarını… Ve bununla ilgili gizli ve kirli kumpaslarının vesikası olan telefon kayıtlarını ve video bantlarını bazı odaklara nasıl sızdırdıkları bile tartışılmaya başlanmıştı.
- Hürriyet – 10 Mayıs 2026
- Sol – 08.05.2026

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
“ Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki; TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU; Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkan ı’nın…
Bak kapına geldik, binbir kusurla Mağlub mahcup etme, Siyon muzurla3 Adil Düzen gelsin, zafer huzurla…
" İslam’ın bütün ibadetleri gibi hac ibadeti de tevhid ve adalet bilincimizi artırdığı oranda anlam…
Milli Çözüm'ün İlk Defa Kaleme aldığı HACC VE MEŞ'ARİL HARAM(ŞUUR DONANMA MEKÂNI) adlı Şuur ve…
Öncelikle bir hakkı haklıya vermek gerekir. Milli Çözümün 31 Ağustos 2025 tarihinde "Kemal Kılıçdaroğlu Haklıydı…
Mutlak Butlan Mevzusunu değerlendirirken 1 yılı geçkin süre öncesi kaleme alınan makaleyi de hatırlamak yararlı…
Milli Çözüm Feraseti Birkez Daha Haklı Çıkmıştı. Sn Kılıçdaroğlu Bu Kez Şansını İyi Kullanmalıydı…! Geçen…
Her parti temsilcileri Mutlak Butlan sonucuyla ilgili mahkeme kararıyla ilgili görüşlerini açıklama yapmışken acaba İktidar…
Necmettin Erbakan Hocamız; ABD yönetimi için "Terbiye edilmemiş vahşi aygır" tabirini kullanmıştı. Erbakan Hoca’nın "Vahşi…
Ülkemizin ve insanlığın kurutuluşa ermesi için ilk adım, bir Milli Mutabakat Hükümetinin kurulması olacaktır. Kılıçdaroğlu…