HACC VE MEŞ'ARİL HARAM
(ŞUUR DONANMA MEKÂNI)
Cuma namazı, Müslümanların haftalık yerel kongresi… Bayramlar, bölgesel; Hacc ise dünya Müslümanlarının yıllık genel kongresi gibidir.
Haccın başlıca etkinlik (menasik)leri:
1- İhram: Kefen ve Mahşere DİRİLİŞ!
2- Vakfe: Dik ve sağlam DURUŞ!
3- Tavaf: Huzur ve heyecanla DÖNÜŞ!
4- Sa’y: Gayret ve ümitle DİRENİŞ!
5- Recm (Taşlama): Nefsani putları ve şeytani Tağutları DEVİRİŞ!
1- DİRİLİŞ (İhram): Hac ve umre için niyetlenen mü’minlerin Mekke çevresindeki ve belli bir mesafedeki “Mikat” denilen yerlere gelince; ibadet ve nefse muhalefet amacıyla, aslında mübah ve helal olan bazı şeyleri kendisine haram etmesi…
Bitki, hayvan ve insanlara karşı her türlü eziyet ve hakaretten… Süslenip bezenmekten, cinsi münasebetten vazgeçmesi…
Gusül ve abdestle temizlenip baş açık, yalın ayak, kefen gibi iki dikişsiz beyaz peştemale bürünmesidir.
Bu manzara, bir nevi kefeniyle kabirden kalkıp mahşere yürüyüş provasıdır. Dünyadaki bütün nimetlerin, servetlerin, etiketlerin gelip geçici olduğunu hatırlatmaktadır.
Çünkü o ihram içerisinde;
Zengin mi, fakir mi?
Asker mi, sivil mi?
Yetkili mi, sıradan birisi mi?
Şöhretli mi, sade mü’min mi?
Belli olmamaktadır.
İhram denen giysilerde:
İnsanların nefislerini okşayan, başkalarının farkını ortaya koyan ve üstünlük taslamasına sebep olan;
Resmiyet, etiket, apolet, kalite, sarık, cübbe gibi ayrıcalıklar bulunmamaktadır.
Çünkü Allah, insanların görünüşüne ve yüzüne değil; içine ve özüne bakmaktadır.
Çünkü mahşer günü, “kalb-i selim”den ve salih amelden başka, yani takva dışında, hiçbir şey teraziye konulmayacaktır.
Telbiye:
Hacılar; ihrama girdikten, gurur ve kibrini tepeledikten sonra “telbiye” getirip Allah’ı yüceltmeye ve imanını yenilemeye başlamaktadır.
“Lebbeyk, buyur Allah’ım! Davet ettin divanına geldim. Her yerde ve her halde emrindeyim ki:
Senin ne Zatında, ne şeriatında ne de icraatında asla eşin, şerikin ve benzerin yoktur. İbadet ve hizmetlerim yalnız Senin içindir, her türlü ihtiyacım ve isteğim de sadece Sendendir.
Onun için, emret ki, huzurunda ve hizmetindeyim!..
Her türlü hamdü sena da, nimet ve ihsan da kesinlikle Sana mahsustur. Bütün mülk ve mevcudat ve gerçek hükümranlık da elbette Sana aittir.
Yegâne kuvvet ve kudret sahibi Sensin, Amerika ve Avrupa ve arkalarındaki Siyonist odaklar değildir. Ve Senin nusret ve inayetin kullarına kâfidir.
Ne mülkünde, ne de hükmünde asla ortağın, yardımcın, danışmanın yoktur. Bunların aksine inananlar, kâfirdir.”
2- DURUŞ (Vakfe):
Kurban Bayramı’ndan bir gün önceki, Arefe günü (Zeval) öğlen vakti girişinden bayram sabahı (fecr) şafak sökünceye kadar olan zaman içinde, Arafat denen bölgede, bir müddet dua için durmak, Allah’a yönelip yakarmak, tevbe istiğfarda bulunmaktır.
Vakfe; duruş anlamındadır. Allah’ın rahmet ve mağfiret kapısında sabırla ve huşûyla duruş!..
Kulluğunun, kusurunun farkına varış. Acizliğini ve çaresizliğini kavrayış…
Haksızlığa ve ahlâksızlığa karşı onurlu duruş!..
Zulme ve Deccalizm’e karşı, vakarlı ve kararlı duruş!..
Döneklikten, dengesizlikten ve ödleklikten uzak; tutarlı duruş!..
ŞİİR
Vakfe, durmak demek; mertçe mü’mince
Hazreti Adem gibi; ne sadık duruş!..
Özü sağlam, sözü sağlam değilse
Davasından caymak, en fasık duruş!..
Hakk’a karşı boynu; eğik gerektir
Haksızlığa karşı; çevik gerektir
Aç kurtlara aciz, geyik gerektir
Ne çirkin; riyakâr, münafık duruş!..
Zulme meydan verme; dik dur, diri dur
Haram, haksız kazanç, pistir, geri dur
Kaytarıp da kaçma, münkeri durdur
Budur insanlığa, muvafık duruş!..
Edeple, erdemle kalmak huzurda
Vakfe, hizmet için durmak hazırda
Müslüman utanır, mason safında
Gâvura uşaklık, ne sapık duruş!..
3- DÖNÜŞ (Tavaf):
Tavaf; Beytullah sayılan ve Cenab-ı Hakkın vahdet ve azametinin simgesi olan Kâbe’nin etrafında huzur ve huşû içerisinde aşk ve vecd ile dönmek… Sultan’ın sevdası ve Sübhan’ın saygısıyla pervane olup, zikre düşmek… Allah’ın rızasını ve rıdvanını dilenip dua ve devran etmek… Kâbe’yi sol yanına ve kalbinin tarafına alıp, 7 sefer telbiye ve teslimiyetle tavafını sürdürmek… Sadece Safa-Merve karşısına geldiğinde zalim ve hainlere, İslam’ın izzet ve cesaretini göstermek üzere “remel” yaparak vakarlı ve çalımlı yürümek demektir.
TAVAF
Melekler felekler, zevk ile döner
Zerreler küreler, şevk ile döner
Mest olmuş mü’minler, meşk ile döner
Allah’ım rızana; çağrına geldim!
Nebiler veliler, yürüyor saf saf
Cümle ruhaniler, eyliyor tavaf
Herkes “Allah!” diyor, yoktur başka laf
Lebbeyk kulluğunun, tacına geldim!
Adem’le Havva’nın, aşkına benzer
Cezbene kapılmış, şaşkına benzer
Kaynar gözyaşlarım, taşkına benzer
Bedenim benliğim, harcına geldim!
Dön divane gönül, Kabe’ye doğru
İnsafla gel artık, tövbeye doğru
Şeytanlar çekiyor, AB’ye doğru
Lebbeyk, Haç’tan kaçıp; Hacc’ına geldim!
4- DİRENİŞ (Sa’ıy):
Sa’ıy; Haccın vaciplerinden sayılan bir harekettir. Safa ve Merve tepeleri arasında kalan ve sonradan kapatılan yerde karşılıklı 3 sefer (toplam 7) gidip gelme şeklindedir. İki yeşil direk arasında “hervele” yaparak acele ve gayretle yürünmektedir.
Sa’ıy; başarı ve zafere ulaşmak için, her konuda gayret ve ümitle direniş ve denemenin bir simgesidir. Çünkü Hz. Hacer’in, yavrusu Hz. İsmail için, ihtiyaç hissederek ve tam bir içtenlikle giriştiği arayış, zemzemle ödüllendirilmiştir.
5- DEVİRİŞ (Şeytan’ı taşlama)
Arafat’taki vakfe dönüşü, Müzdelife’den toplanan ve su ile yıkanan nohut-fındık arası taşlardan;
Kurban Bayramı 1, 2 ve 3. günleri,
a- Cemre-i Ula (Büyük Şeytan)
b- Cemre-i Vusta (Orta Şeytan)
c- Cemre-i Akabe (Küçük Şeytan)
Diye bilinen mahallere sıra ile 7’şer tane taş atmak şeklindeki temsili bir ibadettir. Böylece her gün 21, üç günde toplam (63+ Son cemre-i Kâbe’ye 7=70) taşla şeytanların düzeni devrilmektedir.
• Cemre-i Ula (Büyük Şeytan): Deccal düzenini ve emrindeki NATO, BM, IMF gibi şeytani merkezleri ve İsrail Siyonizm’ini.
• Cemre-i Vusta (Orta Şeytan): Amerika ve Avrupa emperyalizmini ve diğer ülkelerdeki şeytani sistemleri…
Cemre-i Akabe (Küçük Şeytan) ise:
• Hain ve iş birlikçi, ABD’ci, faizci ve AB’ci hükümetleri
• Bâtıl-bozuk zihniyetli partileri
• Fasık ve fesatçı yayınlar yapan TV’leri, gazete ve dergileri
• Mason ve münafık sivil örgütleri
• Bel’am tipli hoca efendileri, şeyhleri, sahte ve sapık din önderlerini temsil etmektedir.
Büyük âlim Ömer Nasuhi Bilmen’in: “Bu cemreler habis ruhlara ve şeytani oluşumlara alâmet ve işaret olabilir” tespiti oldukça yerindedir. Müslüman Hacılar; putlaştırdıkları nefsani arzularını, hayvani duygularını ve tüm şeytani huylarını bu taşları vesile ederek şeytana iade etmektedirler.
Arafat dönüşü, Cemre öncesinde “Meş’ari Haram = Kutsal Şuur Kazanma” ve cemre taşları toplama aşaması! Meş’ari Haram: Kutsal şuurlanma, dostu düşmanı tanıma, düşmana karşı silahları mermilerle doldurma, yani şeytana atılacak taşları özenle hazırlama durağıdır. Şeytanın insan suretli askerleri olan Siyonist ve emperyalist zalimleri tanımadan… Onların işbirlikçisi olan sözde Müslüman ülke yöneticileri hainleri fark edip uzaklaşmadan… Ve tüm şeytani duygu ve davranışlardan tevbe edip bunları İblis’e atmadan, şuursuz bir şeytan taşlama amacına ulaşmayacaktır.
CEMRE MERMİLERİ
Bu taş Deccal için ve İsrail’e
Bak Bağdat’ı yıkar, hem Basra ile
Zalimlere hainlere, hep sıra ile
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..
Uhud’da Hendek’te; kum taneleri
Olmuştu Resul’ün, cephaneleri
Ebabiller taşır, bu mermileri
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..
Ebrehe ABD, olmuş saldırır
Bebek parçalanır, gelin çıldırır
Hangi vicdan bu vahşeti kaldırır
Atıyom taşımı, ulaştır Ya Rab!..
Yalan, haram, zulüm; tüm günahları
Riya, kibir, haset, fesatlıkları
Şeytandan aldığım, kötü huyları
Hep geri atıyom, şahid ol Ya Rab!..
Kuşkusuz dünyanın en büyük toplantısı, her sene Hac mevsiminde Müslümanların kıblesi Kâbe’nin bulunduğu Mekke şehrinde Hac ibadeti amacıyla gerçekleşen toplantıdır. On beş asır boyunca her sene milyonlarca insanın katıldığı bu muazzam toplantıyı, dünyanın her tarafından gelen Müslümanların iştirak ettiği küresel bir kongre olarak kabul eder isek, acaba sözlü olmasa bile fiilen bu kongrede ne kararlar alınmaktadır? Hac ibadetin gayesi nedir? İbadet amaçlı dünyanın bu en büyük toplantısı, bütün beşeriyet ve Müslümanlar için hangi mesajları içermektedir?
Muazzam bir nizam ve ahengin bulunduğu kâinatta hiçbir şey başıboş ve gayesiz değildir. Zerreden en büyük galaksilere kadar her şeyin bir gayesi, yaratılışın birçok hikmeti bulunmaktadır. Kâinatın en üstün canlısı olan insanın yaratılış gayesi, bütün peygamberlerin bildirdiğine göre “Hâlık’ı tazim ve mahlûkata şefkattir.”
İslam’ın bütün ibadetleri, insanı yaratılış gayesi doğrultusunda eğitir ve bilinçlendirir. Başka bir ifadeyle Allah’a tazim manasına gelen “Tevhid” ve yaratılanlara şefkat manasına gelen “Adalet” bilincini artırma ve geliştirmeyi amaçlar. İslam’ın temel beş şartından biri olan Hac ibadetinin birçok hikmeti ve gayesi bulunmaktadır.
Tevhidin simgesi Kâbe’yi ziyarettir
Hac ibadetinin temel şartlarından biri, Müslümanların kıblesi olan Kâbe’yi tavaf etmektir. Kâbe yeryüzünde Hz. İbrahim ve oğlu Hz. İsmail (AS) tarafından sadece Allah adına yapılmış bir binadır. Onun kutsallığı, inşasında kullanılan malzemelerden değil, bütün peygamberlerin tebliğlerini dayandırdıkları “Tevhid” inancının simgesi olmasından kaynaklanmaktadır.
Kâbe Müslümanların kıblesidir. Her gün beş kez gezegenimizin her tarafından milyonlarca insan yönünü ona çevirerek namazını kılar. Kâbe, kâinatı yaratan şefkat ve merhamet sahibi olan Allah’ın birliğine inanan milyarlarca Müslümanın birleştiği bir noktadır. Bu açıdan bu kutsal yapı, birliğin simgesidir. İnançta birlik, düşüncede birliğe dönüşürse anlam ifade eder. Düşüncede birliğin ifadesi, söylemde birliktir.
Kelime-i Tevhid, inanç ve düşüncedeki birliğin sözle ifadesidir. Küre-i Arz’ın en gür sedası Kelime-i Tevhid’dir. Kâinattaki bütün varlıkların her an hal dilleriyle ifade ettikleri bu cümle ile mü’minler, inanç ve düşüncelerindeki birliği dilleriyle ifade etmektedirler: “Allah’tan başka ilah yoktur. Muhammed (AS) Allah’ın elçisidir.” Peygamberler zincirinin son halkası olan Hz. Muhammed’den önce gelen peygamberler, getirdikleri mesajlarını, “Allah’tan başka ilah yoktur” temel esasına dayandırmışlardır.
Tevhid, birliği gerektirir
Yeryüzünde Tevhid inancının simgesi olan Kâbe’yi tavafa gelenler hep bir ağızdan, “Allah’ım, Senin çağrına geldim. Sana itaat ederim. Senin ortağın yoktur. Sana şükrederim. Bütün nimetler Sana aittir. Mutlak mülk sahibi Sensin. Senin ortağın yoktur” cümlelerini tekrar ederek Tevhid inanç ve düşüncesini dile getirirler.
İnançta birlik; düşünce birliğine, söylem ve eylem birliğine dönüşürse anlam ifade eder. Peygamberler, insanları Tevhide davet ederek inançta, düşüncede, söylem ve eylemde birlik sağladıkları için beşeriyete önder ve örnek olmuşlardır. İnandığı gibi düşünmeyen, düşündüğü gibi konuşmayan ve konuştuğu gibi yaşamayanlar, kendilerini çelişkilerden kurtarmadıkları gibi, beşeriyete örnek ve önder olamazlar.
Hac; inançta, düşüncede, söylem ve eylemde birliği sağlayan bir ibadettir. Kâbe’yi tavaf eden mü’minler; inançları, düşünceleri, söylem ve eylemleriyle bu birliği göstermektedirler. Onların Kâbe’yi tavafları bir bakıma kâinatla bütünleşme eylemidir. Zerreden küreye kadar hareket halinde olan cisimlerle aynı doğrultuda dönmektedirler.
Gezegenimizin yaklaşık dörtte birini oluşturan Müslümanlar, tek Allah’a inandıkları, tek kıbleye yöneldikleri ve hep birlikte dilleriyle Kelime-i Tevhidi söyledikleri halde niçin eylem birliği içinde değillerdir? Niçin ayrılık (tefrika) Müslümanları zayıf duruma düşürdü? Niçin İslam toprakları zalim sömürgecilerin işgali altıdadır? Niçin her gün on binlerce Müslümanın kanı akıtılmaktadır? Barış ve huzur yurdu olması gereken İslam diyarında niçin savaşlar ve çatışmalar devam etmektedir? İslam âleminin kaynakları niçin talan edilmektedir? Allah’tan başka hiçbir ilah kabul etmeyen Müslümanlar, niçin kendilerini ilah konumunda gören ve insanların temel hak ve özgürlüklerini ihlâl eden zalim diktatörlere boyun eğmektedirler? gibi sorulara Hac’da cevap aramalıyız.
Düşünceyi biçimlendirmeyen inanç, söyleme yansımayan düşünce ve eyleme dönüşmeyen söylem ne ifade eder? Kâbe tavafı; düşünceye yansıyan imanın, söze yansıyan düşüncenin ve eyleme dönüşen söylemin tatbikatı değil midir? Müslümanlar kâinatın ve Kâbe’nin Sahibine verdikleri sözü kendi hayatlarında ve ülkelerinde uyguladıkları ölçüde refah (felah) ve barışa (salaha) ulaşırlar.
Hac ibadeti; Kâbe’yi tavaf edenlerin, Tevhid inancı etrafında küresel birlik ve dayanışma içinde haksızlıklara karşı ortak tavır alma bilincini geliştirdiği ölçüde anlam ifade edecektir. Bu muazzam kongrede hacılar, hal dilleri ile hayatlarını Tevhidi anlayışa göre düzenleyeceklerini ilân etmektedirler. Kâbe’nin Sahibine söz vermektedirler.
Müslümanlar, Tevhid inancının gereği olarak kendi ülkelerinde ve dünyada birlik ve dayanışma içinde oldukları ölçüde huzur ve saadete ererler. Küresel barışa hizmet ederler. Allah’a ortak koşanlar (müşrikler), insanlık tarihinin hiçbir döneminde barış ve huzur sağlamamışlardır. İçlerindeki çatışmayı düşüncelerine, söylem ve eylemlerine yansıtmışlardır. Her dönemde yeryüzünde fesat çıkartmışlardır.
Hac ile ulaştığımız iç barışı (deruni sulhu), evimizde, şehrimizde, ülkemizde ve yeryüzünde tesis etmeye gayret ettiğimiz ölçüde zilletten kurtulacağımızı Hac ibadetimiz ifade etmektedir.
Hac ibadetinin temel şartlarında biri de, Hicri yılın Zilhicce ayının dokuzunda öğle vaktinden bir sonraki günün şafak vaktine kadar olan zaman diliminde Arafat’ta bir süre durmaktır (vakfe). Her sene yeryüzünde bütün Müslümanları temsilen üç milyona yakın Müslüman Arafat’ta vakfe yapar.
Arafat vakfesi, bir bakıma Allah’a hesap verme anıdır. Hacılar, dünyada yaptıklarının hesabını her şeyi bilen ve gören Allah’a Arafat vakfesiyle arz ederler. Hesap gününün dünyadaki bir provasıdır. Dünyanın her yerinden, dilleri, renkleri, ırkları ve statüleri farklı milyonlarca insanın vakfede bütün dünyevi makam ve statüleri bir kenara bırakarak yan yana durmaları ve aynı dualarla Allah’a yalvarmaları, yeryüzünde benzeri olmayan muazzam bir tablo oluşturmaktadır.
Bu tablo, farklılıkta birlik tablosudur. Allah’a ve imanın şartlarına inanmanın bir yansımasıdır. Bu tabloda ayrılık değil, birlik ve dayanışma vardır. Eğer Müslümanlar Arafat’ta Allah’a verdikleri sözleri hayatlarının her aşamasına aktarabilseler, kendi evlerinde mutlu, kendi ülkelerinde huzurlu olurlar ve yeryüzünde barış ve adaleti tesis etmenin önündeki bütün engelleri kaldırırlar. Beşeriyeti zalimlerin sömürü ve zulmünden kurtarırlar. Müslümanlar, Arafat’ta sergiledikleri birlikteliği ülkelerinde ve küresel bazda gösteremedikleri ve Allah’a verdikleri sözleri yerine getirmedikleri için dâhilî ve harici zalimlerin zulmünden yakalarını kurtaramamaktadırlar.
Arafat vakfesi, zulme karşı duruşu hatıra getirmektedir.
Kâinatta denge ve nizamı tesis eden Allah, yeryüzünde sosyal barış ve dengenin adaletle sağlanacağını, “Rahman (olan; dünyada yarattığı her varlığını ve tüm kullarını esirgeyip koruyan, onların isyan ve kusurlarına bakmayıp yine de bütün ihtiyaçlarını karşılayan ve düzelip ıslah olmaları için fırsat ve mühlet tanıyan, O çok merhametli Allah…) Ki Kur’an’ı (gönderip, eğitimde tedricen talim ve terbiye yöntemiyle) belletti. (Allah CC) İnsanı (üstün meziyet ve faziletlerle yaratıp) halk etti. Ona beyanı (iletişim kurmayı ve duygularını başkalarına anlatmayı) öğretti. (Çimen ve çiçek cinsinden) Bitki(ler) ve ağaçlar da (Rahman olan Allah’a) secde halindedirler. Gökyüzünü de O yükseltti ve (bütün âlemde mizanı) mükemmel ve muhteşem dengeyi yerleştirdi. Sakın ha, (her türlü) ölçüde taşkınlık ederek haksızlık yapmayın (dengeyi ve düzeni bozmayın. (Her çeşit) Tartıyı adaletle yapın. Teraziyi eksik tutmayın. (Mizanda ve nizamda haddi aşmayın; İslami, ilmi ve insani ölçüleri taşmayın.) (Rahmân: 1-9) ayetleriyle sosyal dengeyi sağlama görevinin insana verildiğini belirtmektedir. İnsan, tevhid ve adalet anlayışıyla teşkilatlanarak yeryüzünde adaleti tesis ederek sosyal dengeyi sağlamakla görevlidir.
Arafat’ta vakfeye duran ve tövbe eden hacının günahlarının affedileceğini Allah’ın Resulü (AS) haber vermiştir. Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed (AS), insan haklarını ihlâl (üzerinde kul hakkı olanlar) edenlerin, hakları ihlâl edilenlerden helâllik almadıkça afv-u İlahiye mazhar olamayacaklarını beyan etmiştir. Çünkü insan hakları ihlâli sosyal dengeyi bozar. Sosyal barışı ortadan kaldırır. Tevhidi inkâr (şirk), kâinattaki denge ve nizamı inkâr anlamında olduğu gibi; haksızlık da sosyal dengeyi altüst eder.
Vakfede duran mü’min, hal diliyle “başkasına zulmetmeyeceğini ve kendisine de zulmedilmesine rıza göstermeyeceği” hususunda bir bakıma Allah’a söz vermektedir. Arafat’ta ellerini semaya kaldıranlar, insan haklarıyla Hesap Günü’ne gelmeyeceklerini hep beraber karar vermektedirler.
Barış dini ve nizamı olan İslam’ın öngördüğü sosyal yapıda kimseye zulmedilmez. Kimse de kendisine zulmedilmesine rıza göstermez. İbadetlerle eğitilen Müslümanlar, öyle insanlardır ki; başkasına haksızlık yapmazlar. Kendilerine de haksızlık yapılmasına razı olmazlar. İnsan haklarını ihlâl zulüm olduğu gibi; haksızlığa razı olmak, zalimi desteklemek ve sübvanse etmek demektir.
Müslümanlar, tarih boyunca başkasına zulmetmediler. Bazı zalim-despot hükümdarlar hariç, gittikleri yerlerde adaleti tesis ettiler. Bugün Müslümanların içinde bulundukları zillet ve sıkıntı, zalimlere karşı sessiz kalmaları ve hatta bazı Müslümanların ve idarecilerin zalimlerle iş birliği yaparak İslam dünyasını talan etmelerine payende olmalarından kaynaklanmaktadır.
Arafat vakfesi birlik ve dayanışmanın simgesidir
Tek Allah’a inanan, tek kıbleye dönerek ibadet eden Müslümanlar, Arafat vakfesiyle gösterdikleri birlik ve beraberliği evlerinde, kentlerinde, ülkelerinde ve bütün dünyada adaletin tesis edilmesi hususunda gösterseler, kendilerini ve bütün beşeriyeti zilletten kurtarırlar. Irkçı küresel emperyalizm son dört yüzyıldan beri bütün dünyayı sömürmek için her şeytani yol ve yöntemi denedi. Dünya ve İslam âleminin kaynaklarını çarçur etti. Beşeriyetin üçte ikisini yoksulluk ve sefaletle baş başa bıraktı.
Bugün finansman alanında tekelleşen ırkçı-tekelci mihraklar, yeni post modern sömürgecilik yöntemlerini geliştirmekle uğraşmaktadır. Geçen yüzyılın başında İslam coğrafyasını parçalayarak talan eden bu mihraklar, Büyük Ortadoğu Projesiyle halkı Müslüman olan ülkelerin haritalarını yeniden çizmeye hazırlanmaktadır.
Arafat’ta vakfeye duran hacılar, kul hakkıyla Allah’ın huzuruna çıkmayacakları sözünü verdiler. Zulme rıza da bir bakıma haksızlıklara ses çıkartmayarak haksızlığa ortak olmak demektir. Hac ibadetini bitirdikten sonra hacılar dünyanın her yerine dağılacaklardır. Evlerine, şehirlerine ve ülkelerine döneceklerdir. Arafat’a verdikleri sözleri gereği her yerde ve her ortamda haksızlığa karşı tavır alırlarsa hem kendilerini, hem çevrelerini ve hem de bütün beşeriyeti zilletten kurtarmış olurlar.
İzzet; tevhid ve adalete inanan, söylem ve eylemleri ile adaleti tesis ederek barış ve dayanışmayı sağlamaya çalışanların hakkıdır. Zalimler ve onları destekleyenlerin nasibi zilletten başka bir şey değildir.
Hac ibadetinin ikinci derecede önemli olan (vacip) şartlarından biri de şeytan ve taraftarlarını taşlamaktır. Kurban Bayramı’nın ilk üç gününde şeytan taşlanması, Küresel Tevhid ve Adalet Kongresi mesabesinde olan Hac esnasında önemli anlamlar taşır. Şeytan, ilimle donatılan ve yaratılanların en şereflisi olan insana, kibirlenerek secde etmeyen ve insanları tevhid ve adalet anlayışından uzaklaştırmaya çalışan bir varlıktır. Şeytanın taraftarları (hizbi) da kâinattaki ahenk ve düzeni inkâr eden, ilmi gerçekleri kabul etmeyen ve yeryüzünde haksızlık yaparak bozgunculuk (fesat çıkartanlar) yapan zalim ve despotlardır.
Zulmü ve zalimi ret eylemi: Şeytan taşlama ibadeti
Simgesel bir eylem olan şeytanı taşlamakla Müslümanlar, Arafat’tan Mekke’ye dönerken Mina’da belirtilen yerlerde şeytan ve taraftarlarını reddettiklerini ilân ederler.
Şeytan ve hizbi, insanı Allah’a isyana davet ederler. Yeryüzünde haksızlık yaparak ve insanların tercih özgürlüğünü sınırlayarak fesat çıkartırlar. Şeytanın taraftarları, bozgunculuğa insanların tevhid ve adalet anlayışını değiştirerek başlarlar. Organize olmuş topluma ait olan ortak gücü (egemenliği) zorla, hile ve yalanla ele geçirirler. Toplumun ortak gücünü kullanarak kitleleri baskı ve dayatmayla idare etmeye çalışırlar. Bu gücü belli bir sınıfın ve zümrenin emrine verirler.
Ülkenin bütün imkânlarından bu sınıf veya zümre yararlanır. Millete ait olan devletin gücüyle kitleleri sindirirler. Gerçekleri fark edenleri ve despot rejimi eleştirenleri potansiyel tehlike ilân ederler. Kavramların içini boşaltır veya anlamsız kavramlar icat ederler. Kavram kargaşası oluştururlar. Kitleler bu kavram kargaşasıyla meşgul edilir. Yalanla talanlarını halktan gizlemeye çalışırlar.
Şeytan ve taraftarları, haksızlık yaparak her yerde ve ortamda fesat çıkartırlar.
“Kendilerine: ‘Yeryüzünde fesat çıkarmayın’ denildiğinde (tam bir pişkinlikle): ‘Biz sadece (halkın ahlâkını ve toplum nizamını düzeltip iyileştirmek isteyen) ıslah edicileriz’ demekte (ve fesatlıklarına ıslah kılıfı geçirilmekte)dir.
İyi bilin ki; gerçekten, asıl fesatçılar (sosyal ve siyasal hayatı ve tabiatı bozanlar) kendileridir, ama (bunun) şuurunda değillerdir.
Onlara; ‘Siz de diğer insanların iman ettiği gibi iman edin, (asırlar boyu milyarlarca Müslümanın ve binlerce ulemanın icma ve ittifakla yürüdükleri Hakk yola girin)’ denildiği zaman; ‘Biz hiç, o bayağı ve aşağı kimseler gibi iman eder miyiz? (Biz bu dine ve davaya öyle sıradan ve aklı noksan basit insanlar gibi inanıp, onlar gibi hareket edemeyiz)’ derler. Halbuki asıl ayarsız ve akılsız olanlar kendileridir, fakat (farkında değildirler, bunu) bilmezler.
(Bu münafıklar) İman edenlerle karşılaştıklarında (sadık din ve dava ehliyle bir arada bulunduklarında): ‘Biz de iman etmiş kimseleriz (ama İslam’a hizmet için kâfirlerle zahiren işbirliği görüntüsü vermekteyiz; sakın bizden şüphelenmeyiniz!)’ derler. (Ancak) Şeytanları (ve şer odaklarıyla gizlice buluşup) baş başa kaldıklarında (ise); ‘Şüphesiz biz (asıl) sizinle beraberiz, (sizin hedeflerinize hizmet etmekteyiz.) Biz (mü’min ve Müslüman kesimleri sadece idare ve) istihza etmekteyiz’ (zira ‘onların desteğini almak mecburiyetindeyiz’) derler.” (Bakara: 11-14)
Mina’da şeytan taşlayanlar bir bakıma şeytani zihniyeti reddettiklerini ilân etmektedirler. Şeytan ve taraftarlarını taşlamakla hacılar, bu kutsal ibadeti yerine getirdikten sonra her ortamda ve durumda bozgunculuğa ve bozgunculara karşı tavır alacakları sözü vermektedirler.
Şeytani zihniyete destek vermek İslam’a ve insanlığa ihanettir
Hac ibadetini yerine getiren Müslümanlar, Mina’da şeytan ve taraftarlarını reddetmek anlamına gelen tavırlarını her yerde ve ortamda şeytani zihniyete karşı da sergileseler, İslam âlemi içinde bulunduğu yoksulluk ve sefaletten kurtulur.
İslam dünyası, yer küresinin merkezinde bulunmaktadır. Güney Yarım Küre ile Kuzey Yarım Küre arasındaki ticaret, İslam dünyası üzerinde yapılmaktadır. Allah bu coğrafyayı önemli doğal kaynaklarla donatmıştır. İslam dünyası yoksul değildir. Kasten ve gafletle yoksul bırakılmıştır. Müslümanların tasarruflarına el koyanlar, yatırımlarını İslam coğrafyasının dışında yapmaktadırlar. Bir bakıma masum Müslümanların üzerine yağan bombaları finanse etmektedirler.
İslam’ın bütün ibadetleri gibi hac ibadeti de tevhid ve adalet bilincimizi artırdığı oranda anlam ifade eder. Allah’ın bizim ibadetlerimize ihtiyacı yoktur. Kendimizi Rabbimizin istediği şekilde eğitip yetiştirmek için biz ibadetlere muhtacız.
Hac, her yıl dünya Müslümanlarını temsilen milyonlarca insanın katıldığı Küresel bir Tevhid ve Adalet Kongresidir. Bu kongrede bilfiil alınan karar şudur: “Allah birdir. Ortağı ve benzeri yoktur. İnsana doğal hakları veren ve alan tek İlah Allah’tır. O’ndan başka hiçbir güce doğal haklarımızı sınırlama ve ortadan kaldırma yetkisini vermeyeceğiz. Yeryüzünde tevhid ve adaletle barış ve dayanışmanın önderi olan rahmet ve şefkat Peygamberi Hz. Muhammed, Allah’ın Resulüdür.”
Bu karara uyanlar, yeryüzünde her dönemde felah bulmuşlardır. Peygamberlerin ortak mesajlarına göre; onlar ahiret yurdunda imtihanı kazanacaklardır. Bu karara uymayan ve zalimlere payanda olmaya devam edenlerin bu dünyada nasibi zillettir. Onlar, ölüm ötesi dünyada da zarara uğrayanlardan olacaklardır.[1]
- 31.12.2006 / Milli Gazete / Arif Ersoy

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Kıymetli arkadaşım Prf Dr Mehmet Biçkes bey'in ifade ettiği gibi "Erbakan Hocamızın liderliği literatürde rastlanmayan…
O GÜNLER BUGÜN OLSUN Rum 47 ...İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim…
Sefer bizden Zafer Allah CC den İnşallah kazananlar Müslümanlar olacak
Havuz Sistemi'ni kurabilen, Kıbrıs'a çıkabilen, işçiye tarihi zamlar verip Devrim otomobilini ve Gümüş Motor'u üretebilen…
Siyonist ve emperyalistlerin siyaseti dizayn etme stratejisi, iktidar ve muhalefetteki istismarcı ve inkarcı işbirlikçi zihniyetlerle…
Yeryüzünde Adil Düzene dayalı yeni Bir Dünya mutlaka kurulacaktır. İyi güzelde Siyonistler öyle düzenler kurmuşlar…
Üstadımızın diline, yüreğine sağlık. Şiirde geçen bütün istek ve temennileri için canı gönülden Amin diyorum.…
İŞTE HAKKIN ÖNCÜLERİ, İŞTE SİYONİZM VE İŞBİRLİKÇİLERİ!.. Son yüz yılın yani Cumhuriyet tarihimiz boyunca ülkemizin…
İNSANLIĞIN SAADETİ VE CENABI ALLAH'IN RIZASI VE RIDVANI (HOŞNUTLUĞU) İÇİN KENDİSİNİN HER TÜRLÜ KONFORDAN RAHATINDAN…
ZAFER DUASI Karanlık ağardı, göründü ufuk İnşallah yakında, okunur ezan… Kur’an’la umutlu, Hak’la tevafuk1 Mü’minler…