YARATILIŞ SIRLARI
Eğer gökleri gezip
Dünyanın üzerindeki sırlı çadırları görebilseydiniz
Kaderin Rahman’a bağlı olduğunu sezip
Şeytanların atomunu kıyamet sebebi görmezdiniz…
Boşluk zannettiğiniz muhteşem göklerin
Yeryüzündeki “Gizli iktidar”ını bilseydiniz
Zalimleri “süper güç” saymaktan utanarak
Kâinatın o eşsiz mimarına titreyerek secde edip
Nefsi duygu ve tutkularınızı unutarak
Kendinizden geçerdiniz…
Eğer Allah’a hakkıyla iman etseydiniz
Çağdaş Firavunlara ve Karunlara güvenmezdiniz…
Oysa kader filminin her karesi tespit edilmiştir.
Bunun değiştirilmesi ve geciktirilmesi mümkün değildir.
Biz sadece şu andaki
Ve bizim imtihan sahamız ve görüş alanımızdaki kareyi seyretmekteyiz
Allah ise, geçmiş ve gelecek bütün kareleri
Aynı anda görmekte ve bilmektedir.
O’nun katında olmuş ve olacak her şey
“Kün” emriyle olup bitmiştir.
Dünya ve ahiret, hepsi bu görüntülerden ibarettir.
Rabbimizin, ruh ekranımızdaki kader filminin görüntülerini
Bize gerçek gibi algılatıp yaşatması bir mucizedir.
Allah’tan gayrı gerçek mevcut olmadığına göre
Gölge varlıklarda kuvvet vehmedip onlara güvenmek büyük gaflettir.
Zahiri sebeplerin hepsi bahanedir
Ve imtihan vesiledir.
Önemli ve geçerli olan, Allah’ın va’adi ve müjdesidir…

Şiirde geçen şu ifadelerle başlayayım:
Allah’tan gayrı gerçek mevcut olmadığına göre
Gölge varlıklarda kuvvet vehmedip onlara güvenmek büyük gaflettir.
Zahiri sebeplerin hepsi bahanedir
Ve imtihan vesiledir.
Önemli ve geçerli olan, Allah’ın va’adi ve müjdesidir…
ALLAH’IN ZATİ SIFATLARINDAN VÜCUT SIFAATI YANİ VAR OLAN MUTLAK VARLIĞIN ALLAH C.C. OLDUĞU!..
İnsan, Allah’ın kâinattaki sırdaşıdır desek yanlış olmaz galiba.. İbadet ile cihat ile bu sırdaşlığı daha iyi anlar duruma geliriz. Hayvanlar, bitkiler, taşlar, böcekler, canlı cansız varlıklar, kainat alem Allah’ımızın bir eseridir, ancak insan Allah’ın hitap ettiği, dertleştiği, Kendine muhatap seçtiği tek sırdaşıdır diyebiliriz… Dünyaya gelişimiz, bu ilahî özün, beden toprağına ekilerek büyümesi süreci olduğu. Kul, içindeki o üflenen ruhu keşfettiğinde Ben”likten geçermiş… Rabbim cümlemize lütfeylesin.
Cenabı Hakk Kutsi Hadiste; “Ben gizli bir hazine idim. Bilinmek istedim. Âlemi yarattım, nimetlerimi sevdirdim. Böylece Beni bildiler.” Buyurarak Kendisini bilip tanıyacak ve O’nun halifesi olacak kabiliyette bir varlık olarak insanı yaratmıştır. Allah’ı bilmek: Onun uğrunda ibadet ederek ve Onun uğrunda cihad ederek rızasını ve hoşnutluğunu kazanarak elde edilir demiş Aziz Erbakan Hocamız.
Kulun kendi yokluğunu bulması, insanın kendi varlığının aslında müstakil bir varlık olmadığını anlamasıymış. Kul, deruni yolculuğunda ilerledikçe önce kendi nefsini, sonra dünyayı, en son ise kendi ruhunu bile aradan çıkarır hale gelmesinin mümkünatı ile birlikte perde tamamen kalktığında insan anlarmış ki, ortada ne ben vardır ne de dünya. Var olan sadece “O” celle celalühü olduğu. VÜCUD SIFATI… İnsanın yaratılması ve dünyaya gönderilmesi, kendi yokluğunu hiçliğini idrak edip, Hak ile baki olması içinmiş. Kul ben demeyi bıraktığında, onun dilinden konuşan artık Hak olma kıvamına erermiş. Kutsi hadiste buyrulduğu gibi: “Kulum bana nafilelerle yaklaşırsa, ben onun işiten kulağı, gören gözü, tutan eli olurum. Yaratılış, Allah’ın kendi aşkını seyrettiği muazzam bir rüya olduğu söylenir; insan ise bu rüyanın içinde uyanması ya da uyandırılması istenen en nazlı parça olarak tarif etmişler..
İnsanın dünyaya gönderilme sırrı, bu çokluk yani kesret perdesini yırtarak, her baktığı şeyde o Tek olanı Vahdet’i görebilme yeteneğiymiş. Hz. Ali’nin Ben görmediğim Allah’a ibadet etmem ve Nereye baksam O’nu görürüm” sırrına gönülden iman edenlerden ve o aşkla rabbimize hayranlığın zirvesine nail olabilmek duasıyla…
“ÖNEMLİ VE GEÇERLİ OLAN, ALLAH’IN VA’Dİ VE MÜJDESİDİR” teslimiyetini ümidini heyecanını yaşayabilmek ve gereğini yerine getirme gayreti çabası güdebilmek duası ve temennisiyle. Gerçek Mutlak varlık olan C.C.’ne karşı nankörlerden olmamak ümidiyle…
Cenabı Hakka NANKÖR OLMAMANIN ilk adımı, Asrımıza ve Kur’an’a Tercüman Olan Milli Çözüm’e ve Şahsi Manevisine Sadakatten – Kıymet bilmekten – İtaatten – Saygıdan – Önem ve Önceliklerimizde ilk sıraya koymaktan geçtiğini hiç ama hiç unutmamamız gerektiği lüzumuna azami iman etmemiz elzemdir.
Çünkü Kutsi Hadiste:
Allah-u Teâlâ Hz. her yüzyılın başında bu dini ikame edecek birini bahşeder.”
Yani: “Her yüz sene başında bir müceddid (yenileyici, düzeltici, devrimci) gelir. Esasta değil uygulamada çok gerekli ve önemli değişiklikler gerçekleştirir. Asrın icabına göre bazı teşkilat ve tedbirler geliştirir. Muannidlere (inatçılara) cevap verir. Açıklaması kendi zamanına kalan bazı meseleleri açıklar.”
Buyrulmaktadır.
Mülk 20
(Ey Siyonist ve emperyalist zalim güçler ve Allah’tan ziyade bunlardan çekinen ve güvenen gafiller! İşte bu yegâne kuvvet ve kudret sahibi olan) Rahman’a karşı (ve O’na rağmen), size yardım edeceğine (inandığınız ve süper güç sandığınız) şu sizin ordunuz (uçak gemilerinizden, balistik füzelerinizden ve tank roketlerinizden oluşan bir sürü devasa filonuz; Cenab-ı Hakkın Kudreti karşısında neymiş ve) kimmiş (ki korkup onlara sığınmaktasınız…?) Oysa gerçekte bütün kâfirler, (ve onlardan korkan gafiller) sadece boş bir gurur ve aldanış içinde bulunmaktadırlar.
https://www.mealikerim.com/67/mulk/20
Mülk 21
Veya O (Allah) eğer rızkını (size ikram ve ihsanı olan her türlü nimet ve faziletini) tutup kesecek olsa; sizi kim rızıklandıracak (maddi ve manevi ihtiyacınızı kim karşılayacak)tır? Hayır, onlar (nankör inkârcılar ve münafıklar, Hakka karşı derin bir gaflet ve) nefret içinde, inatla ve azgınlıkla direnip bocalamaktadırlar.
https://www.mealikerim.com/67/mulk/21
Mülk 22
O halde, (süper güç dedikleri zalim merkezlerden ve hain işbirlikçilerden korkarak veya menfaat umarak; bunlara yaranmak için) yüzüstü kapanarak sürünen (uşak ruhlu kimseler mi) daha doğru (ve onurlu) sonuca (hidayete) ulaşır, yoksa sırat-ı müstakim üzerinde (İslam ve Kur’an çizgisinde ve insanlığın hizmetinde) dümdüz ve başı dik yürüyen mi (Allah’ın rızasına ve başarıya kavuşacaktır? Elbette, haklı ve hayırlı yolda ve onurla yürüyen; halkın ve mazlumların çıkarlarını gözeten ve sadece Allah’a güvenen kimseler mutlu sona varacaklardır; tarihen de, tabiaten de, dinen de, vicdanen de bu hep böyle olacaktır.)
https://www.mealikerim.com/67/mulk/22
Dünya imtihanını kazanmak için; Allah’ın va’adine ve müjdesine inanmak ve gereğini yapmak gereklidir!
Allah’ın va’adine ve müjdesine inanmak için ise; Allah’a hakkıyla iman etmek gereklidir!
Allah’a hakkıyla iman etmek için ise; Allah’ın yüceliğini, kuvvet ve kudretini gereği gibi anlayıp takdir etmek gereklidir!
Allah’ın yüceliğini, kuvvet ve kudretini gereği gibi anlayıp takdir etmek için ise; yaratılış sırrını ve kulluk imtihan programını bilemek gereklidir!
“Hayır; ileride (ne boş şeylerle övünüp avunduğunuzu) bileceksiniz.”
“Yine hayır; ileride (elbette ve kesinlikle gerçeği görüp) bileceksiniz.” (Tekâsür 3-4) https://www.mealikerim.com
Bütün mesele iş işten geçmeden ve dünya imtihanını kaybetmeden BİLMEKTİR!
YARATILIŞ SIRRINI VE GAYESİNİ UNUTUP
“KULLUKTAN” “KULLANICIYA” DÖNÜŞMÜŞ İNSAN PROFİLİ!..
Dünya ahiretin tarlasıdır ve biz insanoğlu bu dünyaya imtihan olunmak üzere gönderildik. İşte bu imtihan ZAMAN’a bağlı işlemektedir. Allah ise; her türlü zamandan ve mekândan münezzehtir… Bizim için ise zaman; evvel (dün) bugün (an) ve yarın (gelecek) olarak 3 boyutludur ve işte şeytanın insana karşı ürettiği ve planladığı tüm saldırı stratejileri de; tam olarak bu “zaman” üzerine kuruludur. Şeytan insanı “AN”dan koparıp diğer iki zamana Geçmişe ve Geleceğe hapsederek felç eder!..
Çünkü İlahi tecelli ve sürekli yaratma, yani Kün (OL) Emri Bakara Suresi 117. ayette geçen “…O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca “OL!” der, o da (murad ettiği şekilde ve en mükemmel biçimde) hemen oluverir.” ifadesindeki “OL” emri, geçmişle veya gelecekle ilgili bir eylem değildir. İlahi kelamda bu emir Her an yeniden yaratılış olarak okunur. Bu İlahi tecellide her şey sürekli ve daima “AN” olarak ya yok edilir veya yeniden var edilir. Dolayısıyla “AN”, yaratılış perdesinin sürekli açılıp kapandığı tecelli noktasıdır. İşte insan sürekli Rabbini zikir halinde olursa “AN”da kalır ve daima Allah’ın huzurunda olma (İhsan) bilincine erişir.
Şeytan ise insanı saptırmak için geçmiş ve gelecek olarak iki farklı silah kullanır:
Geçmişin Tuzağı: Pişmanlık, Öfke, Kin, Hüzün ve Ümitsizlik
Geçmişte yapılan hataları, günahları insanın gözünde büyüterek “Sen artık çok kirlendin, Allah seni affetmez” der. İnsana ümitsizlik (yeis) aşılayarak tevbe etmeyi engeller.
Geçmişte uğradığınız haksızlıkları, insanların size yaptığı kötülükleri sürekli zihninizde canlı tutar. Sizi bir “Zaman Yolcusu” gibi sürekli o kırılma anına götürerek, sebep olanlara karşı içinizdeki nefret, öfke ve intikam ateşini harlar ve bağışlamayı affedici olmaktan uzaklaştırır.
Geleceğin Tuzağı: Korku, Kaygı ve Cimrilik
Şeytan insanı geleceğe fırlattığında ise belirsizlik üzerinden terör estirir. Kur’an-ı Kerim bu durumu en net şekilde Bakara Suresi 268. ayette açıklar: “Şeytan (eğer yoksulluk çekenlere, onların ihtiyaçlarını karşılayacak kadar verirseniz) sizi fakir düşmekle korkutur…”
Yine; “Gelecekte aç kalacaksın, yaşlanınca sana kim bakacak, paran bitecek” diyerek insanı Fakirlik ve Rızık Endişesi ile korkutur. Bu korkunun neticesinde insan cimrileşir, infak etmeyi bırakır ve hırsa kapılarak harama yönelir ve buna benzer geleceğe dair yüzlerce felaket senaryosu yazar. İnsan bu senaryoların içinde boğulurken ruhsal olarak çöker, ibadetlerinden lezzet alamaz hale gelir. Sonunda kişide anksiyete (Evham) başlar.
Şeytan insanı neden “AN”dan koparmak ister?
Şeytan, Hz. Adem’e secde etmeyip huzurdan kovulduğunda, insana nasıl saldıracağını A’râf Suresi 16 ve 17. ayetlerde açıkça itiraf etmiştir: “(Şeytan) Dedi ki: “Madem öyle, (Hz. Adem’e secde etmek gibi nefsime ağır gelen bir imtihana tâbi tutmakla) beni azdırmana karşılık; ben de onları (Ademoğullarını saptırmak için) Senin (İslamiyet ve) istikamet yolunun üzerinde oturup (tuzak kuracağım. Her dönemdeki en haklı ve hayırlı davanın ortasında pusu kurup duracağım). Sonra; ön taraflarından, arkalarından, sağlarından ve sollarından muhakkak (kullarına) sokulup (saptıracağım). Ki onların çoğunu (artık dinin ve nimetlerin sayesinde eriştikleri lezzet ve faziletlere) şükredici bulmayacaksın. (Çünkü onlara nankörlük ve hıyanet yaptıracağım!?)” Tefsir alimleri buradaki “önlerinden” ifadesini gelecek kaygısı ve dünyalık hırslar, “arkalarından” ifadesini ise geçmişin bağları, pişmanlıkları ve soy-sop (geçmiş) övünçleri olarak tefsir etmişlerdir.
Şeytanın “Şu an” ile derdi büyüktür, çünkü “AN”, Allah ile kulun buluşma noktasıdır. Şeytan iyi bilir ki, eğer insan zihnini ve kalbini “Şu an”a odaklarsa, elindeki işi en iyi şekilde yaparak İhsan makamına ulaşır ve Allah’a sığınır. Mü’minin kalbinin “Sekine” (huzur ve dinginlik) içinde olması sadece “An”da tecelli eder. Şeytan ise mü’minin kalbindeki bu huzuru; onu geçmiş ve geleceğe çekerek bozmaya çalışır, böylece insanın, İlahi takdire ve “şu an” kendisine verilen nimetlere karşı körleşip, şükür duygusunu kaybetmesini sağlamaya uğraşır. İşte şeytanın bu zaman oyununu fark ettiğiniz an, onun silahını elinden almış olursunuz. İnsanın; “Bu olay karşısında şu an benden istenen salih amel nedir?” sorusuna odaklanması şeytanın tüm stratejisini altüst eder.
Hele Erbakan Hocamızın anlattığı bir işe başlarken takınacağımız 3 tavır olan; 1- Esbaba tevessül, 2- Allah’a tevekkül, 3- Hakkımızda en hayırlısı budur deyip sonuca rıza göstermek öğretisi; zaman dilimi olarak AN’da kalmayı geçmişe veya geleceğe takılmamayı öğretmektedir.
Şeytanın “AN” üzerindeki Sosyal Medya hesaplarıyla dijital oyunu
Dijital çağda insanın “Nefis ve Şeytan” mekanizması eliyle zamandan ve fıtrattan koparılmasıyla “An”ın kaybı ve bunun doğurduğu küresel “Gaflet” salgını için sosyologlar; “Sosyal Hızlanmayla” dijital çağda zamanın, artık bir nehir gibi akmadığını, atomize olup, küçük parçalara bölündüğünü ve akıllı telefon ekranını her kaydırdığımızda, her yeni bildirimde zihnimiz başka bir “an” kırıntısına zıpladığını ve böylece zaman bütünlüğünü kaybettiğini söylemektedirler.
Bu sebeple artık “insanın zihni ve kalbi Allah’ı zikir halinde olması” gerekirken, yerini “Zihin dağınıklığı ve belirsizliğe” bırakmıştır. Dijital çağ, zamanı parçalayarak insanın “Huzur-u İlahi”de sabitlenmesini engellemiştir. Mesela kul namaza durduğunda bile, az önce (camide bile) telefon ekranda gördüğü veya izlediği video ve resimler zihninden film şeridi gibi geçmektedir.
Artık bu dijital çağın insanı; bir akşam yemeğinin veya doğadaki bir yürüyüşün tadını çıkarmak yerine, onun dijital görüntüsünü (story) paşlaşmaya odaklanır. Böylece o gerçek “AN”, dijital dünyadaki hayali bir beğeniye kurban edilir. An; yaşanmak için değil, sergilenmek için tüketilir hale getirilmiştir.
Bu Dijital çağ, “hızlı tüketim” ve “anlık tatmin” ile övgü ve beğeni üzerine kuruludur. Bir bilgiye, bir videoya, bir mesaja anında ulaşmak isteriz. İnternet 2 saniye yavaşladığında öfkelenen bir “hız müptelası” toplum türemiştir. Bu durum, insanın araştırıp derinleşmesini, sabretmesini ve uzun vadeli bir şeye emek vermesini, yani tefekkür edip hikmetle düşünmesini sosyolojik olarak imkânsız hale getirmiştir.
Halbuki insan fıtratı sıkıntılar karşısında “Sabır” göstererek olgunlaşır ve sabır, zamana karşı gösterilen bir direnç, İlahi olgunlaşma sürecine saygı ve gönülden rızadır… Dijital çağın “anlık hız” putu, insanın sabır melekesini köreltir. Kul, duasına anında icabet bekler, ibadetin meyvesini hemen görmek ister, manevi mertebeleri bir tıkla aşabileceğini sanır. Vaktin olgunlaştırıcı gücünü (çileyi, sebatı, dirayeti) reddeden insan, derinlikten mahrum, sığ bir dindarlığa mahkûm hale adım adım hızla gitmektedir…
Bunun Sosyo-Teolojik Sonucu İnsan: “Kulluktan” “Kullanıcıya” dönüşmüş olmaktır…
İnsanlar bugün; ekranların başında geçmişin nostaljisi ile geleceğin bildirimleri arasında hapsedilmiş iradesiz birer Kullanıcı” haline getirilmiştir. Halbuki insanın asıl şerefi Yaratanın huzurunda olduğunun bilinciyle (ihsan makamı), “Şu An”ı İlahi bir emanet olarak görüp ve her nefesin hesabını verme şuuruyla devamlı bir ibadet eden “Kul” olmasındadır. Dijital çağın saniyede yüzlerce veri akıtan, zihni darmadağın eden ve insanı adeta bir “bildirim kölesi” haline getiren “kullanıcı” yapısına karşı, kendisinin “Kul” olarak kalabilmesi için yapılan savunma en büyük manevi cihaddır.
Bu durum; En’âm Suresi 32. ayette “Dünya hayatı bir oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir” buyrulur. Dijital dünya, bu “oyun ve eğlenceyi” cebe sığdırarak 7/24 kesintisiz hale getirmiştir. İnsan, ekran başında “şimdi”yi feda ederken aslında ömrünü feda etmektedir. Asr Suresi’ndeki “Zamana yemin olsun ki insan hüsrandadır” uyarısı, dijital ekranların karşısında eriyen “an”larımızı ve ziyan olan insanlığı tam olarak tasvir etmektedir.
İşte Milli Çözüm olarak; Allah rızasını kazanmak ve Kur’ana tercüman olmak için, niçin yaratıldığımızın ve sorumluluklarımızın şuurunda ve farkında olduğumuz için ve ahiret yatırımı ve sonsuz cennet kazancımız olsun diye biz bu yola çıktık. Geçmişe takılıp, “Bunca çalıştınız da ne oldu?” diyenlere de ve geleceğe dönük de “Ne olacağınızı veya
bu çalışma ile nereye varacağınızı düşünüyorsunuz?” diye akıllarınca bize sataşanlara hiç takılmadık, ÇÜNKÜ BİZ HEP AN’I YAŞAR VE ONA GÖRE (CİHADIMIZDA VE HAYIRDA; ACELE EDEREK, İHSAN MAKAMINDA) HİZMET ETMEYE GAYRET EDENLERDEN OLMAYA ÇALIŞAN BİR EKİBİZ… Şeytanilere duyurulur…
Zahiri sebeplerin hepsi bahanedir
Ve imtihan vesiledir.
Önemli ve geçerli olan, Allah’ın va’adi ve müjdesidir…
VE YALNIZ ALLAH’A DAYANAN VE TESLİM OLANLAR BÜTÜN İNSANLIĞIN SAADETİNE VESİLE OLACAK ADİL BİR DÜZENİ YERYÜZÜNE HAKİM KILACAKLARDIR İNŞALLAH..
Âl-i İmrân 104
İçinizden (insanları Hakka ve) hayra davet edecek, (ve bunun sonunda elde edecekleri devlet ve hükümet imkânlarıyla ma’rufu) iyilikleri emredip yürütecek ve (münkeri) kötülükleri de nehyedip önleyecek bir ümmet bulunsun. (Bu hizmet ve hedefler için bir liderin çevresinde organizeli bir teşkilat kurulsun.) İşte asıl kurtuluşa ve başarıya erecek olan bunlardır.
Âl-i İmrân 110
Siz (sadece Müslümanlar için değil, bütün) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet oldunuz. (Çünkü siz, ülkenizde ve yeryüzünde) Ma’rufu (Hakkı ve hayrı) emredip yürütecek, münkeri (zulmü ve kötülükleri) nehyedip önleyecek (bir Adil Düzen kurmaya) çalışırsınız. Ve Allah’a (tam) iman edip (bağlanırsınız). Şayet Kitap Ehli de (böyle) inanmış olsaydı, elbette kendileri için hayırlı olurdu. Onların içinden de (bazı) iman edenler vardır, fakat çoğunluğu fıska sapanlardır.
https://www.mealikerim.com.tr/3/ali-imran/104:110
RUM SURESİ 47. AYET
…İman edenlere yardım etmek (ve zafere eriştirmek) ise, Bizim üzerimize Hakk olmuş (bir va’ad)tır. (Mücahit ve müstakim mü’minlere nusret ve galibiyet vermek, Allah’ın izzet ve inayetinin şanıdır.)
https://www.mealikerim.com/30/rum/47
Allah bu müthiş yazının paylaşılmasına vesile olan başta üstadımız olmak üzere herkesten razı olsun. İmanımızın kuvvetlenmesine, cihat gayretimizin artmasına vesile olsun.
Âl-i İmran 109
Göklerde ve yerde olanlar Allah’ındır ve (bütün) işler (mutlaka) Allah’a döndürülüp (durmaktadır. Bir gün sebep perdeleri ortadan kaldırılınca, bu gerçeği herkes anlayacaktır.)
https://www.mealikerim.com/3/ali-imran/109
“İlk bakışta sıradan bir şiir gibi görünen bu metin; İslam tarihi boyunca üzerinde ciltler dolusu kitapların yazıldığı, felsefe, kelam ve tasavvuf dünyasında pek çok yönüyle hâlâ tam olarak çözüme kavuşturulamamış mutlak hakikatleri hayranlık uyandırıcı bir sadelikle ifade edip izah ediyor. İlmin ‘öz çıkarma hali’ tam olarak bu olsa gerek. Kaderin zamandan münezzeh bir film karesi olduğu gerçeğini, materyalist dünyanın ‘süper güç’ yanılgısını, gölge varlık hakikatini muazzam şekilde ifade ediyor. Öyle ki gelin ‘Her bir mısrayı tekrar açalım,’ dense, arkasındaki bu devasa felsefi ve tarihi altyapı yüzlerce ciltle izah edilemez. Koskoca hakikatleri tek bir sayfada özetlemek ancak “milli çözüm” nimeti ile izah edilebilir.
Kaderin Rahman’a bağlı olduğunu sezip
Şeytanların atomunu kıyamet sebebi görmezdiniz…
Ne yeryüzünde ne de kendi nefislerinizde (gerek genel ve gerekse özel olsun), hiçbir (hadise ve) musibet yoktur ki, Biz onu yaratmadan önce, o bir kitapta (ezeli takdir programında tayin ve tespit edilmiş) bulunmasın. (Her şey belirlenmiştir, bilinmektedir. Ancak; Allah ezelden öyle yazdığı için, kullar mecburen böyle hareket etmemekte; doğrusu Rabbimiz kimin ne yapacağını bildiği için bunları önceden kaydetmiştir. Çünkü ilim maluma tâbidir.) Şüphesiz bu, Allah’a göre pek kolay bir şeydir.(Hadid Suresi 22)
Zalimleri “süper güç” saymaktan utanarak
Gerçek şu ki, onlar (zalimler ve hainler, mü’minlere ve İslami girişimlere karşı) hileli planlar ve tehlikeli tuzaklar kurdular (kuracaklardır). Oysa eğer onların (şeytani) hile ve hazırlıkları, dağları yerinden oynatıp kaydıracak (zelzeleler oluşturacak derecede bugün nükleer silahlara ve teknolojik imkânlara dayanmış) olsa bile, Allah katında da (kesinlikle onları boşa çıkaracak ve etkisiz kılacak kudret) planları-programları ve intikam hesapları-hazırlıkları vardır! (Allah zalim güçlerin mekir ve tuzaklarını kendi başlarına saracaktır.)(İbrahim suresi46)
Çağdaş Firavunlara ve Karunlara güvenmezdiniz…
(Hakk davasına ve halkına ekonomik ve ahlâki olarak) Zulmedenlere (asla) eğilim göstermeyin (onları hiçbir şekilde desteklemeyin), yoksa size de ateş dokunur (Allah’ın azabına ve gazabına uğrayıverirsiniz). Sizin Allah’tan başka velileriniz (sahibiniz ve destekçiniz) olmadığına (göre), sonra yardım da edilmezsiniz. [Not: Bu iki ayet Hz. Peygamber Efendimizin: “Hud Suresi’nin bu tehditleri Beni ihtiyarlattı” buyurdukları İlahi tembih ve tavsiyelerdir.] (Hud Suresi113)
O’nun katında olmuş ve olacak her şey
“Kün” emriyle olup bitmiştir.
O’nun emri, bir şeyi (yaratmak) dileyince ona sadece “OL!” demektir. O da hemen oluverir. (Tüm yaratılanların harika ayrıntıları, Allah’ın sonsuz ilmi ve kudreti içerisindedir.) [Not: Allah bir şeyin olmasını dilerken, onun bütün sebeplerini ve ayrıntılı projelerini bilerek ve hazır hale getirerek “OL!” emrini vermekte, o da hemen meydana gelmektedir. 82. ayetten sonraki 83. ayette “Her şeyin melekutunun”, yani en ince sırlarının ve harika planlarının Cenab-ı Hakkın elinde olduğunun vurgulanması da buna işarettir.](Yasin Suresi 82)
Zahiri sebeplerin hepsi bahanedir
Ve imtihan vesiledir.
Her şeyin melekûtu (hükümranlık ve mülkü) elinde bulunan (en ince detaylarına kadar bütün mahlûkatın ayrıntılı programlarına ve kâinatın bütün sırlarına vakıf olan Allah) ne Yücedir. Siz (önünde sonunda mutlaka) O’na döndürüleceksiniz. (Hesaba çekilip hak ettiğinizi göreceksiniz.)(Yasin Suresi 82)
Önemli ve geçerli olan, Allah’ın va’adi ve müjdesidir
Ey insanlar, Rabbinizden korkup (küfür, zulüm ve kötülükten) sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-hazırlanın ki, (o gün hiç)bir baba, çocuğu(nu cehennemden çıkarmak) için bir karşılık veremez (bir bedel ödeyemez) ve (hiç)bir çocuk da babası(nı kurtarmak) için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır. Artık dünya hayatı sizi gururlandırıp kandırmasın ve (iblis gibi kendilerine; ermiş, bilmiş, seçilmiş havası veren) aldatıcı(lar) da sizi Allah ile (hıyanet ve rezaletlerinize dini fetvalar üretmekle) aldatmasın (diye uyanık olmalıdır). (Lokman Suresi33)
Rabbim hepimize gerçek kulluk şuuru nasip etsin.Amin
Varlığı O’ndan bilmek tevhidi, takdiri O’na teslim etmek ise huzuru getirir…
Rum 60
(Ey Nebim!) Bu nedenle Sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır; kesin bilgiyle ve vicdani kanaatle (yakinen) inanmayanlar(ın itiraz ve inkârları ve ahireti değil dünyayı öne alanların sapkınlıkları) sakın Seni (telaşa kaptırıp) hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesin (çünkü intikam vakti yakındır).
https://www.mealikerim.com/30/rum/60
Fâtır 5
Ey insanlar, hiç şüphesiz Allah’ın va’adi Hakk’tır (her dediği olacaktır); öyleyse dünya hayatı sizi aldatmasın ve (şeytan gibi birtakım) sinsi ve tehlikeli aldatıcı(lar) da, (Kur’an’ın ayetlerini, Peygamberin hadislerini istismar edip eğrilterek ve kendisine Hakk dostu havası vererek) sizi Allah(ın rahmet ve mağfireti) ile aldatmasın. (Bundan sakının ki, en yaygın ve maalesef saygın olan bir sahtekârlıktır.)
https://www.mealikerim.com/35/fatir/5