2 M’LİK KALASI YUTANLAR
VE
SİYONİZM’İN APO MAŞASINA TUTUNANLAR VARDI!
1973’lerde, o dönemde; CIA ve MOSSAD’ın, MİT’teki elemanları üzerinden, Kürtleri manipüle etme ve iç savaşı körükleme gayesi ile sinsi Siyonist sisteme entegre ettikleri, dinsiz ve güya tam Sosyalist Abdullah Öcalan’a, yıllar boyu kışkırtılıp kullanıldıktan sonra, “Silahlı terör yerine SİYASET” yaptırma kararı almışlardı. Yine CIA ve MOSSAD ajanlarınca Suriye’de yakalanıp önce Yunanistan’a, ardından Moskova’ya, sonra Korfo Adası’na, oradan da Nairobi’ye (Kenya) taşımışlardı. Türkiye’deki asker ve MİT elemanlarını çağırıp, APO’yu paket teslimatı yapmışlardı. Bülent Ecevit bile:
“APO’yu bize neden verdiler, hâlâ anlamış değilim!” buyurmuşlardı.
APO, “Kendisini Türk görevlilere teslim ederlerse, idam edileceğini ve bundan sonra hiç kimsenin CIA ve MOSSAD’a güvenmeyeceğini” söyleyip sızlanmaya başlayınca, Amerikalı ajanın ona şunları hatırlattığı konuşulup yazılmıştı:
Biz Türk halkına 2 m’lik kalas yedirip oyalayacağız. Seni yeni bir MANDELA yapacağız, İmralı’ya “terörist başı” diye sokup, yıllar sonra “Atakürt” olarak ve barış kahramanı sıfatıyla tekrar gündeme taşıyacağız!..
“Kalas yedirme” hikayesine gelince; iki samimi arkadaştan ve iş ortağından birisi, “asıl işi kendisinin kotardığını, bilgisini ve becerisini kesince işlerin bozulacağını” dile getirince diğeri ona: “Yahu ben sana 2 m kalas yediririm de haberin bile olmaz!” diye takılır. Aradan birkaç ay geçtikten sonra, bunları söyleyen arkadaşına; “Hani ne oldu, hâlâ bana 2 m kalas yediremedin?” diye hatırlatınca; “Yahu ben o kalası özel makinalarda öğütüp toz haline getirdim. Yemeklerine ve içeceklerine azar azar katıp sana hepsini yedirdim de haberin bile olmadı!” deyince şaşırıp kalır.
Evet iktidara taşıdıkları yetkililer eliyle; solcu, sağcı ve İslamcı bilinen yazar ve yorumcular marifetiyle, Abdullah Öcalan baş anarşisti ve her iki taraftan 40 bin kişinin katili, millete toz olarak ve dozu ayarlanarak öyle yedirildi ki, şimdi en Türkçüler ağzıyla “Atakürt – Kürtlerin Kurucu Atası” olarak karşımıza çıkarıldı, üstelik barış ve bereketin kahramanı yapıldı!?.
“Selanik Yahudileri TÜRKLEŞTİRİLDİ… Barzaniler gibi, Musul Yahudileri ise KÜRTLEŞTİRİLDİ!” itirafını, rüşveti kelam olarak sunan APO, aslında Türkçülüğün de, Kürtçülüğün de arkasında SİYONİST YAHUDİLERİN bulunduğunu ve Milli Çözüm’ün yıllardır savunduğu bir gerçeği de gündeme taşıyordu. Bu arada İmralı’ya giden, resmi devlet görevlilerinin de bulunduğu heyete BAŞKAN edasıyla: İ… K…’na: “Sizin arkanızda MOSSAD gölgesini seziyorum, diyecektim, vazgeçtim!” buyurmuşlardı. Bu ucuz ve uyuz kahramanlık bize, kızdığı arkadaşına: “Sen ne hava atıp duruyorsun? Benim annem senin anneni genelevinde görmüş!..” diye çıkışınca diğeri kendisine; “İyi de senin annen orada ne arıyormuş?” hikâyesini hatırlatmıştı. Çünkü öyleyse, ikisi de aynı Siyonist merkezlerin hizmetkârıydı…
Özetle “Terörsüz Türkiye” masalı, PKK’ya ve Öcalan’a; silahlı eşkıyalıkla başaramadıklarını, şimdi SİYASET ve DİPLOMASİ(!) yoluyla sunma fırsatıydı. Kamuoyunda “Çerçeve Yasa” olarak bilinen kanun teklifinin, 467 oyla Meclis’ten çıkarılması, LOZAN’ın ilgasına ve SEVR’in hortlamasına yönelik tarihi(!) bir adım olmasındı?!..
SDG, Suriye Devleti’nin parçası; PKK-YPG militanları ise, Suriye ordusunun komutanları yapılacaktı!..
Yani, Suriye PKK’sı artık bir devlet temsilcisi olarak iktidarlarımızın… SDG-PKK militanları ise, Suriye ordusunun Generalleri olarak bizim komutanlarımızın muhatapları olacaklardı!..
Güya SDG feshedilip, YPJ, Suriye İçişleri Bakanlığı bünyesine alınacaktı. Mazlum Abdi’ye “Kürt Dosyasından Sorumlu Danışmanlık ve Başkan Yardımcılığı” sunulacaktı! Çünkü DEM Parti Eş Başkanı Tuncer Bakırhan: “Mazlum Kobani, Ahmet Şara’nın sadece danışmanı olmadı, Suriye Cumhurbaşkanlığının kurumsal yapısına katıldı. Yani yönetimde Kürtlerin temsilcisi yapıldı.”[1] gerçeğini Urfa’da ağzından kaçırmıştı.
Şam yönetimi ile Kuzeydoğu Suriye heyeti arasında devam eden görüşmelerde kritik başlıklarda uzlaşmaya varıldığı açıklanmıştı. SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Demokratik Suriye Güçleri’nin (SDG) bağımsız bir askeri güç olarak varlığının sonlandığını, ama bu güçlerin Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlandığını vurgulamıştı. Görüşmelerde YPJ’nin Suriye İçişleri Bakanlığı bünyesine alınması konusunda da uzlaşı sağlandığı aktarılmıştı. Görüşmelerin ardından Şam yönetiminin Mazlum Abdi’ye Suriye Cumhurbaşkanlığı bünyesinde “Kürt Dosyasından Sorumlu Danışman ve Özel Başkan Yardımcılığı” görevi teklif ettiği anlaşılmıştı. Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed’e de Suriye yönetimi içerisinde üst düzey bir görev verileceği aktarılmıştı.[2]
SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Özerk Yönetim Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed başkanlığındaki heyet, 29 Ocak 2026’da varılan anlaşmanın uygulanması ve yeni döneme ilişkin düzenlemelerin ele alınması amacıyla Şam’da günlerce temaslarda bulunmuşlardı. Heyette YPJ Genel Komutanlığı üyesi Newroz Ehmed ile Doğu Bölgesi İşlerinden Sorumlu Savunma Bakan Yardımcısı Semir Asu da yer almıştı. Heyet, temasların ilk gününde Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani ile buluşmuşlardı. Görüşmelerin ikinci gününde ise Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir görüşme yapmışlardı. Halk Sarayı’ndaki görüşmenin ardından açıklama yapan Mazlum Abdi, SDG’nin bağımsız bir askeri güç olarak varlığının sona erdiğini ve Suriye ordusuna entegrasyon sürecinin tamamlandığını açıklamıştı. Zaten daha önce Suriye PKK’sının 5 Tugay ve 2 Kolordu şeklinde Suriye ordusuna katılacağı duyumları alınmıştı.
Türkiye’de de DEM Parti Yerine, APO’nun Güdümünde: “Demokratik Cumhuriyet” Koduyla Yeni Parti Kurulacaktı!
Terörsüz Türkiye ve silahsızlanma sürecinde İmralı’dan gelen “Demokratik Cumhuriyet” palavrası, siyaset sahnesini baştan aşağı değiştirmeye hazırlanmaktaydı. Yeni parti için DEM Parti’nin 6 Eylül’deki kongresinde düğmeye basılacaktı. Öcalan’ın, mevcut yapının ötesine geçerek “Demokratik Cumhuriyet” ve “şerefli ortaklık” kavramları etrafında yeni bir hukuki ve siyasi harekete ihtiyaç duyulduğunu belirtmesinin ardından, gözler doğrudan DEM Parti kanadına çevrilmiş durumdaydı. Kendisine kalas yutturulan kalabalıklar, sazan misali bu tuzağa da balıklama atlayacaklardı!
YPG/PYD’den “İsrail’e Karşı Savaşmaya Hazırız!” Palavrası!
PYD-YPG’nin Ayn el-Arab (Kobani) sorumlusu Mahmut Berhudan, İsrail’in Suriye’deki ilerlemesinin kabul edilemeyeceğini vurgulayıp, “İsrail’e karşı savaşmaya hazır olduklarını” açıklamıştı. Yani topluma kalas yutturma operasyonları tam gaz yol almaktaydı!
İsrail, Suriye Üzerinden Aslında Türkiye’ye Saldırmıştı!
Hatırlayacaksınız, İsrail savaş uçakları, Türk güçlerinin güdümünde olduğu belirtilen İdlib’deki havalimanını defalarca vurmuşlardı. Haber kaynaklarına göre İsrail savaş uçakları, Suriye’nin İdlib ilinin doğu kırsalında yer alan Ebu ez-Zuhur Askeri Havalimanı’na dört hava saldırısı yapmıştı. Bazı kaynaklarda, Türk güçlerinin havalimanında konuşlu olduğu ve saldırıların doğrudan askeri pisti hedef aldığı vurgulanmıştı.[3]
İsrail açıkça Türkiye’yi hedef alacak kadar küstahlaşmıştı!..
Eski İsrail GKB Yair Golan, “Netanyahu’nun Suriye’de eski bir havaalanını bombalatması ve bazı Bakanların Erdoğan’ı hedef alması; bizi sonu belirsiz bir maceraya itebilir!” diye uyarmıştı. Ama bizim Genelkurmayımız, “İsrail’in Suriye’ye saldırılarını kınıyoruz!” şeklinde cılız açıklamalar yapmıştı. Oysa Rus siyaset bilimci ve stratejist Aleksandr Dugin bile bu olayı: “İsrail, Suriye saldırıları ve Erdoğan karşıtı kışkırtıcı çıkışlarıyla fiilen Türkiye’ye savaş açmıştır!” şeklinde yorumlamıştı.
Bizim gafillerin, İsrail’e karşı sığınıp güvendikleri ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), yayımladığı bir makalede kullandığı haritada; Gazze Şeridi ve Batı Şeria’yı İsrail toprağı olarak göstermekten sakınmamıştı. CENTCOM’un, daha sonra işgal haritasını düzeltip yeni bir harita yayımlaması sadece taktik icabıydı.[4]
Suriye Sınırında Gizli İttifak: İsrail Devleti’nin Koruduğu “Başan Öncüleri” Yeni Terör Yapılanmasıydı!
(Bu sivil Siyonist örgütün ismini yakında sıkça duyacaksınız!)
Suriye sınırında “birkaç aşırılıkçı yerleşimcinin bireysel eylemi” gibi görünen hareketler, aslında İsrail’in derinliklerine kadar uzanan organize bir planın parçasıydı. Sijil Merkezi’nin kapsamlı araştırması, Nisan 2025’te kurulan Başan Öncüleri hareketinin, bir yıl gibi kısa bir sürede nasıl tehlikeli bir etkinlik ağına dönüştüğünü gözler önüne çıkarmıştı. İşte Suriye’nin güneyini (Başan bölgesini) hedef alan bu yapının işleyişi, destekçileri ve yarattığı büyük tehdidin analizi şöyle yapılmıştı:
1- Başan Öncüleri Hareketi Nedir ve Ne Amaçlıyordu? Aralık 2024’te Suriye’de Esad rejiminin devrilmesinin ardından oluşan otorite boşluğunu fırsat bilen hareket, Nisan 2025’te kuruldu. Tevrat’taki dini metinleri aşırı bir şekilde yorumlayarak Ürdün Nehri’nin doğusu ile Suriye’nin güneybatısını kapsayan verimli coğrafyayı (Başan) “vadedilmiş toprak” olarak görüyorlardı. İdeolojileri: Sadece askeri varlığın yetmeyeceğini, bölgede kalıcı olmanın tek yolunun sivil yerleşim yerleri (koloniler) kurmak olduğunu savunuyorlardı. Etnik Temizlik Söylemi: Hareket, sosyal medya paylaşımlarında bölgedeki yerel halkı (Sünni ve Şii toplulukları) tamamen sürmeyi ve yok etmeyi açıkça hedefliyorlardı. Büyük Planın Parçası: Kendilerini bağımsız bir grup olarak değil; Gazze’yi hedef alan Nahala ve Güney Lübnan’ı hedef alan Uri Tzafon hareketleriyle ortak çalışan, daha büyük bir işgal ve yerleşim sisteminin parçası olarak konumlandırıyorlardı.
2- Hareketin Arkasındaki Beyin Takımı: Hareketin yönetiminde sıradan militanlar değil, stratejistler ve akademisyenler yer alıyordu. Amos Azaria (Lider): Sınır ihlallerini bizzat yöneten İsrailli akademisyen. Suriye’nin güneyindeki Daraa’ya kadar uzanan geniş bir bölgenin kontrol edilmesini istiyor ve sivil baskınların hükümet üzerinde yapıcı bir baskı oluşturacağına inanıyorlardı. Jonathan Levy (Teorisyen & Saha Koordinatörü): Yazılarında sivil yerleşimi “tek gerçek caydırıcı unsur” olarak tanımlayan fikir babasıydı. Yosef Loria (Sözcü): İsrail makamlarına Suriye topraklarında yerleşimin resmileşmesi için çağrılar yapan isim olmaktaydı!
3- İsrail Devlet Mekanizmasındaki Nüfuz Ağları: Hareketin en tehlikeli yönü, İsrail’in siyasi, dini ve hukuki kurumları içerisinde zemin kazanmış olmalarıdır. Parlamento; Limor Son-Har-Melach (Knesset Üyesi) Ocak 2026’da Meclis’te hareket lideri Amos Azaria’yı onurlandırmıştı. Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir de bu takdir belgesini imzalamıştı. Hükümet Desteği; Amichai Shekli (Diaspora Bakanı) Harekete “Burası bizim toprağımız, Başan’a dönmek gerekli bir düzeltmedir” diyerek açıkça video mesajla destek çıkmıştı. Altyapı İş birliği için Shlomo Karei (İletişim Bakanı) Hareket, Nisan 2026’da Bakanla görüşerek Hermon Dağı ve Başan çevresinde kalıcı yerleşim için hücresel iletişim altyapısının geliştirilmesini ayarlamıştı. Dini Meşruiyet; Haham Yitzhak Ginsburgh & Yisrael Ariel Aşırılıkçı dini çevrelerin liderleri, gönderdikleri mektuplarla hareketi “kutsal bir miras” olarak kutsamıştı. Hukuki Kalkan; Honenu Örgütü sağcı hukuk örgütü, Suriye’ye sızarken yakalanan yerleşimcileri mahkemelerde anında savunarak yasal koruma sağlamıştı.[5]
Siyonist Güdümlü Çin’in Başkenti Pekin’de Kürtçe Bölümü Açılmıştı!
Çin’in başkenti Pekin’de, Erbil Selahaddin Üniversitesi’nin iş birliği ve desteğiyle Kürt Dili Bölümü açılma kararı alınmıştı. Bölümde öğrencilere hem Soranice hem de Kurmanci lehçelerinde eğitim sunulacaktı. Barzanistan’daki Selahaddin Üniversitesi’nden 18 Ağustos 2026’da yapılan yazılı açıklamada, “Selahaddin Üniversitesi Erbil, Çin’deki Pekin Üniversitesi bünyesinde Kürtçe bölümünün açılmasının ana koordinatörü ve partneridir” ifadeleri yer almıştı.
“Kürdistan Bölgesi ile Çin arasında köprü olacak“mış!?
Kürtçe bölümünün açılmasının Kürdistan Bölgesi ile Çin arasında akademik ve kültürel bir köprü işlevi göreceğine dikkat çeken Üniversite Sözcüsü Abdullah, eğitim müfredatının detaylarını da paylaşmıştı. Sözcü Abdullah, “Çin’de Kürtçe bölümüne kabul edilen öğrenciler, eğitimlerinin ilk üç yılında Soranice, dördüncü ve son yıllarında ise Kurmanci lehçesinde ders görecekler. Buradaki temel amacımız, mezun olan öğrencilerin Kürt dilinin farklı lehçelerine ve zenginliğine tam anlamıyla hâkim olmalarını sağlamaktır” açıklamasını yapmıştı.[6]
Doğu Türkistan’da Uygur Türklerinin Dilini ve Dinini, doğrudan olmasa da dolaylı dayatma ve kısıtlamalarla yasaklayan ÇİN’in bu KÜRTÇE sevdası, İsrail planı Barzanistan’ın petrolünü rahat sömürme ve “Büyük Kürdistan” kılıflı “Büyük İsrail’e” hazırlık görme amaçlıydı…
SP Yöneticilerinin Vefası ve Vicdanı!
“Terörsüz Türkiye” masalıyla, SEVR’i hortlatmaya ve 2. İsrail olacak bir Kürdistan hazırlığına basamak yapılacak Çerçeve Yasa’sına “EVET” diyerek, hem ülkemize, hem tarihimize hem de Milli Görüş gerçeğine ters düşen SP Milletvekilleri ve şuursuz destekçileri:
“Efendim, Erbakan Hoca da PKK ile barış görüşmesi yaptı… Hatta Van Milletvekili Fethullah Erbaş’ı bu maksatla görevli yolladı” yalanını tekrar gündeme taşımışlardı. Oysa Milli Çözüm Dergisi 25.09.2013 tarihli “Açılım Senaryolarına Erbakan’ı Bulaştırma Sahtekârlığı” yazımızda hem Fethullah Erbaş’ın bu iddiaları yalanlayan itiraflarını, hem İsmail Nacar’ın bu yöndeki iftiralarını, belgeleriyle açıklamıştık. İz’an ve vicdan ehli, bu yazımızı mutlaka okumalı ve çevresine anlatmalıydı. SP’lilerin bu duyarsız ve tutarsız tavırları, Haydar Baş’ın müritlerinden Selim Kotil denen zırvacıların “Erbakan’ı Fetullahçılara yardımcı ve PKK’ya arka çıkıcı” göstermek küstahlığına da mazeret ve meşruiyet sunmaktaydı. Oysa Erol Mütercimler bile Selim Kotil’in bu safsatalarına karşı çıkmışlardı.
İktidar ise, hâlâ; ciddi ve gerçekçi hiçbir adım atmamıştı!
AKP yetkililerine göre; “Bölgemizdeki sorunların asıl sebebi İsrail Hükümetinin politikalarıymış… Netanyahu giderse barış sağlanacakmış!..” Halbuki bize göre; “Ortadoğu’daki bütün sorunların asıl kaynağı, bizzat İsrail’in varlığıydı!..” Ülkemizin bu gerçeği haykıracak ve gereğini yapacak bir Milli Mutabakat İktidarına acilen ihtiyacı vardı. Şimdi AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın, bunca talan ve tahribatlarına kefaret olacak bir duyarlılıkla, böyle bir iktidar değişimine öncülük etmeleri lazımdı ve kendi çıkarları icabıydı.
Mustafa Kemal’in “dindar ve dürüst insanlara hükümeti kurma teklifi” örnek alınmalıydı!
Prof. Dr. Ramazan Yıldırım, Prof. Ali Özek’ten naklen şunları aktarmıştı:
“Hasan Basri Çantay ve Ömer Nasuhi Bilmen Hocalar, Atatürk’ü takdir ediyorlardı. Mahir İz Hoca da bunlar arasındaydı!..”
Hatta Hasan Basri Çantay’ın anlattığına göre: “Mustafa Kemal Paşa bu zevatın kendilerinden dindar ve Cumhuriyetçi kesimin bir hükümet kurmasını” istediğini, Mehmet Akif’e Milli Eğitim Bakanlığı, kendisine (Hasan Basri Çantay’a) ise Başbakanlık teklif edildiğini, “ama günlerce yalvardıkları halde, Mehmet Akif’in bunu geri çevirdiğini” yazmıştı.[7]
- Bak: rudaw.net – 29 Ağustos 2026
- T24 – 25 Ağustos 2026
- Press TV Türkçe
- TRHaber Savunma
- @editorerdemir
- Rudaw – 18.08.2026
- Bak: Medreseden Üniversiteye Prof. Ali Özek’in Hatıraları. Prof. Dr. Ramazan Yıldırım



“AKP yetkililerine göre; “Bölgemizdeki sorunların asıl sebebi İsrail Hükümetinin politikalarıymış… Netanyahu giderse barış sağlanacakmış!..” Halbuki bize göre; “Ortadoğu’daki bütün sorunların asıl kaynağı, bizzat İsrail’in varlığıydı!..” Ülkemizin bu gerçeği haykıracak ve gereğini yapacak bir Milli Mutabakat İktidarına acilen ihtiyacı vardı. Şimdi AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın, bunca talan ve tahribatlarına kefaret olacak bir duyarlılıkla, böyle bir iktidar değişimine öncülük etmeleri lazımdı ve kendi çıkarları icabıydı.”
Evet ya Milli Mutabakat iktidarı, yada israile vilayet olacaktık. Hem ekonomik hem sosyal hemde hukuki açıdan çürütülüp yozlaştırılan son Kale Türkiyemiz her yönden kuşatılmış, teröristler kahraman ilan edilmiş durumdaydı. Ancak tarih tekerrürden ibaret değildi. Aynı hataları yapanlar aynı vartalara yuvarlanacaktı. Ülkeye ihanet edenlerden elbet birgün hesap sorulacaktı
SABAH NAMAZINI KAÇIRMAMAK İÇİN, ARAMIZDA 1 KİŞİNİN UYANIK OLMASI YETERLİDİR!..
Amerikalı ajanın söyleyip yazılan sözleri olan: “Biz Türk halkına 2 m’lik kalas yedirip oyalayacağız. Seni yeni bir MANDELA yapacağız, İmralı’ya “terörist başı” diye sokup, yıllar sonra “Atakürt” olarak ve barış kahramanı sıfatıyla tekrar gündeme taşıyacağız!..”
İfadelerinden yola çıkarak bu sözlerin gereği olan o 2M’lik kalası yemeyen sadece MİLLİ ÇÖZÜM olmuştur. Diğer herkes malesef bu kalası yedi…Nerden anlıyoruz yediklerini; hatırlayınız 1996-1997 de REFAH-YOL Hükümetinde kaynak paketleriyle , Kamu Tek Hesabı dediğimiz Havuz Sistemi vb. ekonomik icraatlarla Denk Bütçe kurarak (Cumhuriyet tarihinde ve hatta dünya tarihinde tektir bu icraat bunu gerçekleştiren başka bir lider başka bir topluluk hükümet yoktur) maddi olarak başta olmak üzere bir çok hususlarda devrim niteliğinde hizmetlere imza atıldığı halde Siyonistler ve İşbirlikçileri eliyle MÜSLÜM GÜNDÜZ ACZMENDİLER ile Fadime Şahinleri kiralayarak olsun, Cumhuriyet mitingleri adı altında bir dk aydınlık eylemleri ile yer yerinden oynatılmıştı. Hatırlayın ogün bugün ülkede aczmendileri gören oldumu sokaklarda ellerinde uzun sopalarıyla?! Peki şimdi APO SAPKININI TERÖRSÜZ TÜRKİYE – ÇERÇEVE YASA adı altında teröristlere serbestiyet , yetmez artık resmen siyasi mücadele yolunu onlara meşrulaştırıp ülkemizin bölünmesine taşeronluk yaptırılan bu hamleyle YER YERİNDEN OYNAMASI gerekmez miydi?
Ama Milli Çözüm, bu plan ve projeleri taaa 2011 yılında BDP’NİN ÖZERKLİK EZANI VE T.C.’NİN CENAZE NAMAZI isimli eseriyle duyurmuştu bugünleri…
Milli Çözüm, duyurdu yazdı konuştu da ne oldu diyenler olabilir, onlara da sözümüz şudur:
“Düşmanın stratejisini, Siyonizm’in hilesini ve hedefini savaştan önce öğrenen bilge ve cesur bir Lider için zafer, bulutlarla kararan gökyüzünden beklenen yağmur kadar yakındır.”
Vesselam…
Toplumların veya bireylerin büyük kararlara, radikal değişimlere ya da ağır şartlara fark ettirilmeden, aşama aşama ve zamana yayarak nasıl alıştırıldığını anlatan en meşhur siyasi ve sosyolojik hikayelerden biri “Kaynayan Kurbağa” (Boiling Frog) sendromudur.Siyasi literatürde kitlelerin manipülasyonunu ve hak kayıplarını anlatmak için sıkça kullanılan bu hikaye şöyledir:
Kaynayan Kurbağa Hikayesi (Siyasi Alıştırma)
Bir kurbağayı içinde kaynar su olan bir kazana atarsanız, kurbağa suyun sıcaklığını anında fark eder ve can havliyle dışarı zıplayıp kendini kurtarır.
Ancak kurbağayı oda sıcaklığında, normal bir suyun içine koyar ve kazanın altındaki ateşi çok kısık bir şekilde açarsanız süreç değişir. Su yavaş yavaş, derece derece ısınır. Kurbağa değişimi fark etmez, vücut ısısını suya uydurmaya çalışır. Su iyice ısındığında kurbağa halsizleşir ve zıplayacak gücü kalmaz. Sonunda su kaynama noktasına ulaştığında kurbağa hiç direnç gösteremeden içinde ölür.
Tıpkı “kalas tozunun yemeklere azar azar katılması” gibi; yönetimler veya küresel güçler toplumlara büyük ve sert yasakları, ekonomik yükleri ya da özgürlük kısıtlamalarını birden dayatmazlar. Eğer birden yaparlarsa toplum isyan eder (kaynar suya atılan kurbağa gibi). Bunun yerine süreç zamana yayılır, dozaj yavaş yavaş artırılır ve toplum farkına vardığında artık tepki gösterecek gücü kalmamış olur.
Sonuç ortadadır Kimsenin dile getirmeye cesaret edemediği Apo ya özgürlük altında siyasi şuursuz luk ve toplumun tepkisizliği gerisini varın siz düşünün ülkeyi önümüzdeki günlerde daha ne büyük tehlikeler beklemektedir.Biran önce Milli Çözümün fikri alt yapısını oluşturduğu Milli Mutabakat hükümeti acil kurulmalıdır. Yoksa iş işten geçecektir!
Planlar tıkır tıkır işlemiş, istedikleri amaca adım adım gelmişler. 2m lik kalası yedirmişler. Yavaş yavaş yiyince bi sıkıntı olmuyor tabi. 98 de ip atanlar bu gün kurucu önder diyor gelsin mecliste konuşsun diyor tıs yok. 2m lik kalası yediğimizin en açık göstergesi. Bu böyle gitmez. Kuvvet kudret sahibi Cenabı Allah tır. Onların bir planı varsa Allah’ında bir planı vardır. Bu yaşananlar boşuna mıydı? Elbette hayır. Birincisi Biz bunu hakkettik ki Allah bunu bizlere yaşattı. İkincisi Herkesin gerçek yüzü ortaya çıktı. Kimileri gözlerini, kulaklarını kapatsalar da görmezlikten gelseler de maskeler düştü gerçek yüzler göründü. E Allah intikam alıcıların en hayırlısıdır. Yeryüzünde zulüm gören herkesin intikamı bu dünyada da ahirette de mutlaka alınacaktır. Zalimlerden ve işbirlikçilerinden mutlaka hesap sorulacaktır. Mazlum Müslümanların kurtuluşu ve bütün insanlığın saadeti için kim çalışıyormuş, buda ortaya çıkacaktır. Aziz Erbakan Hocamız Büyük Kürdistan kılıflı Büyük İsrail’in kurulma planlarını yıllarca anlattı. Bugünlerin geleceğini Toprak kayıyor toprak diyerek hepimizi uyardı. Elbette hazırlıklarda yaptı. Aziz Erbakan Hocamızın yıllar evvelinden TRT ekranlarından söyledikleri sözün gerçekleşmesi ile inşallah ülkemiz ve insanlığın aleyhine olan tüm planlar devre dışı bırakılacak, Türkiye ve bütün insanlığın saadetinin tek çaresi Adil Düzen’e dayalı Yeni Bir Dünya kurulacaktır inşallah.
“Bakın size kesinlikle ifade ediyorum ki:
TÜRKİYE’NİN KURTULUŞU;
Milli Çözüm’e inanan bir Cumhurbaşkanı’nın o makama oturması,
Milli Çözüm’e inanan bir Hükümet’in kurulması
Ve yeni bir devrin başlamasıyla mümkündür!”
Prof. Dr. Necmettin ERBAKAN
TRT Yazarlar Soruyor, Nisan 1980
Suçu bir şahsa indirgemek milletimizi narkozlamanın bir yöntemi. Netanyahu giderse barış gelecek demek milletimizi siyonizm gerçeğinden uzaklaştırmak demektir. Hatta milletin bu kadar tepkisine rağmen devam eden ilişkilerin bir yerde meşruiyetini sağlamaya yöneliktir. Güya Çin ile ABD arasında kavga var, ama konu Siyonizmin büyük hedefi olunca farklı yollardan hepsi birden nasıl destek oluyorlar. Makalede de geçtiği gibi; kütçe enstitüsü olayı da bu desteklerden bir tanesi. Yoksa kürtleri çok sevdikleri için değil.
Dün terörist olan ve şehitlerimizin kanında eli olan mazlum abdi gibi alçakları nasıl karşılayacak bizim yetkililer? Buna kan izin verir mi? Adamlar oyunlarını öyle güzel oynuyor ki senin kanlı bıçaklı düşmanını ağırlatıyor. Sonra sen de Suriye’de zafer kazandık naraları atıyorsun. Makalede çok önemli ve güzel bir uyarı var, eğer anlarlarsa:
Halbuki bize göre; “Ortadoğu’daki bütün sorunların asıl kaynağı, bizzat İsrail’in varlığıydı!..” Ülkemizin bu gerçeği haykıracak ve gereğini yapacak bir Milli Mutabakat İktidarına acilen ihtiyacı vardı. Şimdi AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın, bunca talan ve tahribatlarına kefaret olacak bir duyarlılıkla, böyle bir iktidar değişimine öncülük etmeleri lazımdı ve kendi çıkarları icabıydı.
Birileri bir masanın arkasında gizlice oturup, bütün kötü oyunları yöneten bir düzen kurdular. Bu oyunları piyasaya sürüp sürüp Ortadoğu’yu mikser gibi karıştırdılar. Bu kötü oyunun piyonlarından birini de şimdi “barış meleği” gibi gösterip insanları kandırmaya çalışıyorlar. Yavaş yavaş, sinsi sinsi, adım adım halkı uyutup, değerlerimizi yozlaştırıyorlar. Yoksa kim derdi ki biz teröristbaşını çıkarıp siyaset yaptıracağız, hem de en milliyetçi bilinenler eliyle buna imkân sağlayacağız… Kim inanırdı buna 27 yıl önce!?.. Tabiri caizse kalası, talaşa dönüştürüp çamurdan bir pastanın üstünü süsleyip millete tatlı tatlı yediriyorlar. Hikmet nazarıyla bakan bir avuç insan da “Ne yediğinizin farkına varın!” diye bas bas bağırıyor. Görenedir görene, nasipsize ne çare? Köre nedir, köre ne, bakar görmez biçare!..
Çerçeve yasa kapsamında konuşulan; silah bırakan PKK mensuplarına özel bir hukuki statü oluşturulması, infaz ve ceza hükümlerinin yeniden düzenlenmesi, TCK ve Terörle Mücadele Kanunu’ndaki örgüt üyeliği ve propaganda gibi suçların gözden geçirilmesi ve PKK’nın fesih-silah bırakma sürecinin özel bir hukuki zemine bağlanması, memleketimiz açısından ciddi riskler barındırmaktadır.
Bu perspektiften bakıldığında düzenlemeler, terör suçlarına yönelik yaptırımların gevşetilmesi ve örtülü af ihtimalinin yanı sıra, devletin silahlı bir örgütün attığı adımlar karşılığında mevzuatını değiştirmesi nedeniyle örgüte fiilî siyasi devlet gibi muhatap almak anlamına gelmektedir. Ek olarak Anadolu’muzun bütünlüğünü bozmak için yapılan bu girişimler sevri tekrar uygulamanın diğer adıdır.
Suriye de yaşanan entegrasyon ise SDG nin devlete değil devletin SDG ye entegrasyonudur. (Hatta teslimidir.)Sadece Suriye devletinin askerleri ile SDG li teröristlerin nüfuslarını karşılaştırmak bile bu gerçeği kavramak için yeterlidir.
Yapılan bunca ihanete Erbakan Hocamızı karıştırma çabaları ise her zaman olduğu gibi milletimize verilmeye çalışan ayrı bir narkoz denemesi ve hocamıza kinlerinden kaynaklıdır. Hamdolsun üstadımız bunların cevaplarını defalarca vermiştir. Artık anlamayanın kendini sorgulaması gerekmektedir.
“AKP yetkililerine göre; “Bölgemizdeki sorunların asıl sebebi İsrail Hükümetinin politikalarıymış… Netanyahu giderse barış sağlanacakmış!..” Halbuki bize göre; “Ortadoğu’daki bütün sorunların asıl kaynağı, bizzat İsrail’in varlığıydı!..” Ülkemizin bu gerçeği haykıracak ve gereğini yapacak bir Milli Mutabakat İktidarına acilen ihtiyacı vardı. Şimdi AKP iktidarının ve Cumhur İttifakı’nın, bunca talan ve tahribatlarına kefaret olacak bir duyarlılıkla, böyle bir iktidar değişimine öncülük etmeleri lazımdı ve kendi çıkarları icabıydı.”
Evet, başka çare kalmadı; çürüme hat safhada. Ülkenin neresinden tutsak elimizde kalıyor. Eğitim, sağlık, tarım, sanayi, vakıflar ve tarikatlar… Maalesef hepsinde büyük sorunlar var. Coğrafyamızdaki savaş artık kapımıza dayandı. Ahlaki değerler ise hiçbir yerde hesaba katılmıyor. Toplum paramparça olmuş durumda; ne yazık ki bilgisiz bırakılmaya ve kandırılmaya devam ediyor.
Artık başka yol yok. Siyasal kaygılardan uzak, tüm toplumu kucaklayan ama sorunlara somut çözümler üretecek bir yapıya ihtiyacımız var. Yaklaşan savaş tehdidinin üstesinden gelecek ve zalimleri alt edecek bir Milli Mutabakat Hükümeti olmazsa olmaz.