Abdullah Gül'e, Devlet Bahçeli kıyağı
MHP, DTP ve DSP Meclis'e girmeseydi ne olacaktı? 367 çıtası yine karşınıza çıkacaktı.
Cumhurbaşkanı seçilemeyince ziller çalacaktı.
Bunu göze alamayan AKP uzlaşmaya mecbur kalacaktı.
MHP bu kararlılığı gösterseydi kazançlı çıkardı. Ama Devlet Bahçeli AKP'ye koltuk değneği olarak Abdullah Gül'ü o makama taşıdı.
"Bahçeli, AKP'nin bir parçası!"
Bu söz gazeteci yazar Mehmet Ali Kışlalıya ait. Kışlalı, ‘Bahçeli açısı' başlığı altında, MHP Genel Başkanı'nın AKP'nin işini kolaylaştırdığını yazmıştı.
Mehmet Ali Kışlalı, "MHP'nin, Türkeş'in karizmatik kişiliğine bağlı daima dikkat ve ilgi çekici yanları olmuştur" diye başladığı yazısında, MHP'nin şimdiki Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin icraatlarını sıraladı:
"Türkeş'ten sonra MHP, Devlet Bahçeli başkanlığında 1999'da kazandığı oylarla Ecevit liderliğindeki koalisyonun 2. büyük partisi oluşu düş kırıklığı ile neticelenmişti.
Ülke ciddi bir ekonomik bunalımdan çıkma yolunda ilerlerken, daha ziyade Avrupa Birliği ile yakın işbirliği içinde olan büyük iş çevreleri, Ecevit'in DSP'sine lider aradılar. Bunu başaramayınca, koalisyonun üçüncü ortağının da desteğini alarak hükümeti erken seçime götürmeyi başardılar. Bu oyunda kendilerine en büyük desteği, Ecevit'in uyarısına karşın, Bahçeli vermişti.
Oysa ülke ekonomik bunalımdan yavaş yavaş çıkıyordu. İktidarlarının sona ermesine daha bir yıl vardı. TBMM çoğunluğunu, çeşitli ayak oyunlarına karşın, muhafaza ediyorlardı.
Bahçeli'nin bu siyaset açısı MHP'ye de, diğer koalisyon ortakları gibi pahalıya mal oldu. 2002 seçimlerinde üç parti de baraj altında kaldı.
MHP son seçimlere, yeni stratejiler yüklü büyük umutlarla girdi. Ama bekledikleri neticeleri alamadı.
Bahçeli liderliğinde oluşan yeni siyasi açı 'Cumhurbaşkanlığı seçimi için Meclis'te yerimizi alırız' olduğunda ilk etkisi, AKP içinde Gül'e, uzlaşma arayacağını vaat etmiş Erdoğan karşısında büyük bir koz kazandırmak oldu.
Siyasi liderlik yaşamında Bahçeli ikinci hatasını yapıyor, Gül'ün cumhurbaşkanı olmasını sağlıyordu.
Bahçelinin yeni siyasi yaklaşımıyla seçilen Gül, herhalde türban yanlısı MHP seçmenlerini memnun etmişti. Buna ilaveten MHP'den, son dönemde kimi kesimlerin giderek artan eleştirilerine hedef olan Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı da soğuk işaretler geldi.
MHP, açılan bu yeni, kimi meslektaşların ‘2. Cumhuriyet' dedikleri dönemde ne yapacağı belli olmayan bir noktada, yeni AKP iktidarının parçası gibi görünüyor.
Seçimlerde başarısız sayılan diğer parti; CHP, gidişini onaylamadığı AKP karşısında nasıl davranacağını açıklayarak kendisine yakın ve orta vade için bir yol çizdi.
Bahçeli, Yaptığından pişman değilmiş!
Vatan gazetesi yazarı Ruşen Çakır, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin icraatlarından pişmanlık duymadığını söyledi. Bahçeli ile samimi bir sohbet yaptığını anlatan Çakır, aynen şunları yazdı: "Bahçeli pişman değil. Son dönemde üç olay MHP'nin kaderinde etkili oldu:
1) Bahçelinin Erzurum mitinginde kürsüden ip atması;
2) Bahçeli'nin cumhurbaşkanlığı seçimlerine her durumda katılacaklarını açıklaması;
3) Bahçeli'nin DTP'lilerin uzattığı elleri sıkması.
MHP liderinin bu üç kritik konuda hiç ama hiç pişman olmadığını aksine samimi bir şekilde bunları savunduğunu gördüm. Kendisine: "Erdoğan 367 gerekçesiyle Gül dışında bir aday göstermeyi düşünüyordu. Yaptığınız açıklamayla sadece Başbakanı zor durumda bıraktınız, Abdullah Gül'ün önünü açtınız" dediğimde hiçbir yorum yapmadı.
Bahçeli, MHP'nin bir imaj sorunu olduğunu reddetmiyor ve bundan büyük ölçüde medyayı sorumlu tutuyor.[1]
Bahçeli-ABD ilişkilerinde kafa karıştıran konular
Yeniçağ gazetesi yazarı Sebahattin Önkibar'ın, 24 Ağustos tarihli yazısının başlığı, "Bahçeli ABD ilişkilerinde cevap arayan sorular?" Bahçeli döneminin MHP ve ülkücüler için bir milad olduğunu belirten Önkibar, "ABD ve emperyalizm gibi kavramlar, bu cenahın gündeminden neredeyse tamamen çıktı" diyor.
İşte Önkibar'ın 10 sorusu:
l) Yıl 2002… (…) Bahçeli niçin Derviş erken seçim işaretini verdikten sonra harekete geçmiştir. Bu tesadüf müdür? Dünya demokrasi tarihinde hangi lider seçime daha bir buçuk yıl varken kendi partisini baraja gömecek bir kararı alır? Bu karar da herhangi bir tesir ya da etki olmuş mudur?
2) 2002'nin 3 Kasım gecesi, "Kaybeden gitmeli" diyen veya Yılmaz'la Çiller'in gidişine vesile olan Bahçeli'nin kendisi neden gitmemiştir.. Devlet Bahçeli'nin bu karar değişikliğinde kimler nasıl etkili olmuştur?
3) DSP-MHP-ANAP iktidarı sürecinde Telekom'un yabancılara satışına direnen Enis Öksüz, hangi etkilerle harcanmıştır..
4) Irak'taki Türkmen katliamları sürecinde Ankara'da "Kahrolsun ABD emperyalizmi" afişleri astıran Ülkü Ocakları Genel Başkanı Alişan Satılmış'ın ABD elçiliğinin talebi ile görevinden alındığı doğru mudur? Doğru ise niçin?
5) Fethiye, Marmaris ve Datça Ülkü Ocakları Başkanlarının Marmaris'te rezillik çıkaran ABD askerlerini Tel'in yürüyüşü yaptıkları için anında görevinden alındığı doğru mudur? Doğru ise neden?
6) Amerika, Telafer'de Türkmen katliamı yaparken ABD Ankara Büyükelçisinin MHP Genel Merkezinde ağırlandığı doğru mudur? Öyle ise bu nasıl izah edilmelidir?
7) ABD Ankara Büyükelçisi görevlilerine randevu vermeyen Polatlı teşkilatının, hemen bu olayın akabinde derhal görevine son verildiği doğru mudur? Aynen öyle ise bunun açıklaması nedir?
8) Bahçeli seçim öncesinde Hürriyet Gazetesi'nde Enis Berberoğlu'na "ABD isterse K.Irak'a gireriz. Biz onları ikna ederiz" demeci hangi bakış ve yüksek devlet adamlığının ürünüdür?
9) Bahçeli'nin Gül'e destek için partisine ve teşkilatlarına danışmadan birden konuşmasının arkasında başka şeyler var mıdır? Bahçeli'nin AKP'ye verdiği bu dolaylı ve hayati destekler tamamen tesadüf müdür?
10) Irak'ta neredeyse her gün Müslüman ve Türkmen katleden ve de askerimize çuval geçiren ABD'nin demeçlerle hedef alınmaması ve kınanmaması hangi ulvi politikanın ürünüdür ve MHP ile ülkücüler bu politika ile yeni bir kulvara mı girmiştir?[2]
Hüseyin Macit Yusuf'un şu tarihi tesbit ve tahlilleri de oldukça önemlidir.
Abdullah Gül'ü değil, Devlet Bahçeli'yi tebrik ederim!
Sayın Abdullah Gül'ün Anavatan Türkiye'nin 11. Cumhurbaşkanı seçilmesinin önünü MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli açmıştır. Bahçeli, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarının açıklanmasının ardından, hiç vakit kaybetmeden, AKP adayının kim olacağına bakılmaksızın, MHP milletvekillerinin TBMM Genel Kurul salonuna girip 367'yi bulma sorununu ortadan kaldıracağını açıklamış; başka bir deyişle Abdullah Gül'ün Cumhurbaşkanı olmasına kayıtsız şartsız destek vermiştir. Bahçeli'nin bu desteği neticesinde; Başbakan Erdoğan, partilerle uzlaşma ihtiyacı görmemiş ve AKP oylarıyla Abdullah Gül Cumhurbaşkanı makamına atanmıştır.
Devlet Bahçeli, fikirleri malum olan Abdullah Gül'e Cumhurbaşkanı makamını, kişisel misyonuna uygun olarak, hediye etmiştir.
Bahçeli'nin başta ABD olmak üzere, emperyalizmin Türkiye senaryolarında, önemli ve etkin rol alması son Cumhurbaşkanı seçimi ile sınırlı değildir. Sayın Bahçeli'nin başta Anavatan Türkiye'nin hayati çıkarları olmak üzere, Ulusal Kıbrıs davamıza nice zararlar verdiği bilinen gerçektir. Bahçeli'nin bana göre 'milliyetçiliği', 'Türkçülüğü' ve 'Dış Türkler' ile ilgili düşünceleri tartışmalıdır ve sağlam temellere dayanmamaktadır.
Helsinki'de Enosis'in önünün açılmasına göz yumuyordu
18 Nisan 1999'da yapılan milletvekili genel seçimlerinden sonra DSP-ANAP-MHP koalisyon hükümeti kurulmuştu. Bu hükümetin ilk ciddi dış sınavı Helsinki Zirvesinde gerçekleşti. Helsinki'de Anavatan Türkiye'nin AB 'aday üyesi' olmasının önü açılırken, Kıbrıs ile ilgili taviz veriliyordu. Helsinki'de AB, Kıbrıs konusunda Enosis'in önünü açan Rum-Yunan formülünü karara bağlamıştı. Bu formüle göre: 'Rum Yönetimi ile tam üyelik görüşmeleri tamamlandığında, Kıbrıs sorununa hâlâ çözüm bulunmamışsa dahi, AB Konseyi Rum tarafını AB üyesi yapma kararı verebilecekti.' AB'nin 'Kıbrıs sorunundaki gelişmeleri izleyerek tüm faktörleri de göz önüne alarak karar vereceğinin' belirtilmesi, Rum Yönetiminin AB'ye tam üye yapılacağının açık bir ifadesiydi. Bu ifadeyi Ecevit ve Sayın Bahçeli doğru okuyamadılar. Her fırsatta Kıbrıs Türkünün yanında olduğunu söyleyen Bahçeli'ye, 10 Aralık 1999 günü AB aday üyelik protokolüne olur verdiği zaman, en büyük desteğin de PKK'dan geldiği unutulmamalıdır.
Hâlbuki, 57. Ecevit Hükümeti'nin birinci derecedeki sorumlularından Devlet Bahçeli, 5 Nisan 1999'da açıkladığı seçim beyannamesinde Kıbrıs ile ilgili, tutamayacağı şu önemli sözlerin altını çiziyordu: "KKTC'nin var oluşu, Türkiye açısından hayati ve stratejik önem taşıyor. Dolayısı ile Türkiye, Kıbrıs Türk halkına her türlü desteği vermekle mükelleftir. Kıbrıs'ın bir Yunan adası haline dönüştürülmesine de hiçbir şekilde izin verilmeyecektir.
Bahçeli'nin Helsinki'de verdiği destekle (!) Enosis'in önü açılıyor ve KKTC ile Kıbrıs Türkü önemli yara alıyordu.
Bahçeli Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Program'la zarar vermeye devam ediyordu
Bahçeli'nin, emperyalizmin plan ve senaryolarında etkin ve önemli rol aldığını, 57. Hükümetin, 7-8 Aralık 2000 Nice Zirvesi sonrasında, kabul ettiği Katılım Ortaklığı Belgesi ve altına imza attığı Ulusal Program'da görmemiz mümkündür.
Ulusal Program'ın giriş bölümünde Kıbrıs ile ilgili şöyle denmektedir:
"Türkiye, Kıbrıs konusunda da tarafların egemen eşitliğine ve ada gerçeklerine dayalı karşılıklı olarak kabul edilebilir bir çözüm kapsamında, yeni bir ortaklık kurulması için BM Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesindeki çabalarına destek vermeye devam edecektir."
Bahçeli'nin imzasını taşıyan Ulusal Programla KKTC Kurucu Cumhurbaşkanı Denktaş'ın vurguladığı 'iki egemen devlet' ve 'konfederasyon' tezinden sapılarak, KKTC kurulmazdan önce, 1977-79 yıllarında Rum liderlerle Doruk toplantılarında imzalanan 'tek egemenlik' içerisinde 'ortaklık' ve 'iki bölgeli, iki toplumlu federasyon' tezine dönülüyordu.
Bahçeli'nin altında imzası olan Ulusal Programda yer alan bu hayati politika değişikliği neticesinde Kıbrıs'ta verilen bu tavizden güç alan emperyalistler, 2002 Kasım'ında önümüze 'Annan Planı' denen o şer planını koymuşlar ve KKTC'nin yıkılması süreci için çalışmalarını hızlandırmışlardır.
Karen Fogg Olayı ve Bahçeli'nin Vurdumduymazlığı unutulmuyordu.
AB'nin Türkiye temsilcisi Karen Fogg'un gerek Anavatan Türkiye ve gerekse de Kıbrıs'ta ne dolaplar çevirmeye çalıştığını anımsayacaksınız. Karen Fogg, kiralık kalemler ve satın aldığı sivil toplum örgütleri vasıtasıyla KKTC Cumhurbaşkanı Denktaş'ın yıpratılmasını, görevden ayrılmasının çabuklaştırılmasını, Türk askerinin Kıbrıs'tan çekilmesini, KKTC'nin tasfiyesini ve neticede o tarihte hazırlanmakta olan Annan Planını Kıbrıs Türklerine kabul ettirecek bir değişimin KKTC'de ve Anavatan Türkiye'de gerçekleşmesini öngören çalışmalar yapmaktaydı. Bu çalışmalarını gün ışığına çıkaran elektronik postalar MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye de gönderilmişti, Devlet Bahçeli emperyalizmin hazırladığı komplonun tüm emarelerini taşıyan bu elektronik postaları görmezden gelmiş ve sumen altı ederek hiçbir şey yapmamıştır. İşte Bahçeli'nin KKTC'nin ve Anavatan Türkiye'nin haklarını korumaktaki duyarsızlığına bir örnek daha. Bahçeli bu elektronik postaları açıklamayarak acaba kime hizmet etmiştir?
Bahçeli ve Kemal Derviş aynı safta, 3 Kasım 2002'ye koşar adım gidiliyor ve AKP'ye iktidar yolu açılıyordu.
Annan Planı'nın taraflara sunulduğu 2002 Kasım'ına gidilen süreçte Kıbrıs'ta Denktaş üzerindeki baskılar artmaktadır. Bu arada Irak'a yeni bir müdahale hazırlığı içerisinde olan Bush yönetimi 57. Hükümet'e Irak'a birlikte saldırmak için baskı yapmaktadır. Ne Denktaş ne de rahmetli Ecevit emperyalizme geçit vermemişlerdir. Emperyalizm Denktaş'ın ve Ecevit'in bu tavırlarından memnun değildir; her ikisinin de tasfiyesi için yollar aranmaktadır. Anavatan Türkiye ve KKTC üzerinde oynanan oyunların gerçekleşebilmesi için her iki ülkede de iktidarların değişmesine ihtiyaç vardır!
Bu kritik dönemde devreye iki önemli aktör sokulur. Birinci aktör Kemal Derviş'tir. ABD tarafından 57. Hükümeti yıkmakla görevlendirilen Derviş Türkiye'ye gönderilir ve Ekonomi'den sorumlu Devlet Bakanı yapılır. Derviş makamına oturur oturmaz 57. Hükümet'in kuyusunu kazmaya başlar.
İkinci önemli aktör ise, tabii ki Devlet Bahçeli'den başkası değildir.
Uzatmayalım, bu iki görevli, Bakanlar Kurulu'nda hükümetin daha fazla devam edemeyeceği; siyasi bir değişimin şart olduğu ve erken seçime gidilmesi konusunda paslaşmaya başlarlar. Bu arada IMF programının da aksatılmadan yürütülmesine hassasiyet gösterirler. Ve nihayet Temmuz'da Devlet Bahçeli 3 Kasım 2002'de seçim yapılacağını açıklar ve koalisyon ortaklarını da hükümeti bozmakla tehdit eder. Bu arada Kemal Derviş de, kutsal görevini yerine getirmeye devam etmektedir. Derviş başta Hüsamettin Özkan olmak üzere İsmail Cem'i de ayartarak Yeni Türkiye Partisini kurdurtur. DSP'den birçok milletvekilinin istifasını sağlar ve DSP'nin ipini çeker. Derviş daha sonra Cem ve Özkan'ı da ortada bırakır ve 3 Kasım seçimlerine bu ortamda girilir. Bahçeli ve Derviş üzerlerine düşen görevi başarıyla tamamlamışlardır. 57. koalisyon Hükümetine mensup partiler, buna Bahçeli'nin MHP'si de dahil, barajı geçememiş ve Recep Tayyip Erdoğan ve Abdullah Gül, ABD tarafından iktidara paraşütle indirilmiştir. Operasyon tamamlanmış Bahçeli ve Derviş görevlerini layıkıyla tamamlamışlardır.
2003 KKTC Seçimlerinde Bahçeli bölücülük yapıyordu
Türkiye'de hükümet değişmiş, AKP tek başına iktidara getirilmiştir. ABD ve AB tarafından hazırlanan Annan Planı 11 Kasım 2002'de, ağır bir kalp ameliyatı geçirmiş olan ve o tarihte hastanede canını kurtarmakla uğraşan, Cumhurbaşkanı Denktaş'a imzalaması için sunulur. Denktaş kendine gelir gelmez okuduğu planın KKTC'nin yıkımı olacağını ve mevcut haliyle kabul edilemez olduğunu, üzerinde müzakere edilmesi gerektiğini açıklar. Bu açıklamalardan ABD ve AB memnun değildir. AKP iktidarı devreye sokulur. Başbakan Abdullah Gül ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan, Denktaş'a saldırmaya ve onu uzlaşmazlıkla suçlamaya başlarlar. Tarihimizde görülmemiş bir şekilde emperyalizm ve içimizdeki işbirlikçileri gaflet ve dalalet içerisinde, akıtılan milyonlarca doların da teşvikiyle KKTC'de meydanlara doluşurlar. KKTC'de turuncu devrimleri çağrıştıran görüntüler ve bir iç savaşa hazırlık niteliğinde çalışmalar göze batmaktadır. KKTC'deki UBP-DP koalisyonu 2003 Aralığında erken seçim kararı alır. Muhalefetteki, ABD ve dolayısı ile AKP destekli, Mehmet Ali Talat başkanlığındaki CTP-BG ve AB destekli diğer partilerle kıyasıya bir seçim yapılır. Anavatan Türkiye'de 3 Kasım 2002 seçimlerinde etkin rol oynayan Devlet Bahçeli bu kez de 14 Aralık 2003 KKTC milletvekili seçimlerinde yeni bir role soyunur; Milli güçleri bölmek görevi Bahçeliye verilmiştir. KKTC'deki Milliyetçi Adalet Partisi'ne destek veren MHP ve Bahçeli, bu partinin Adalet ve Barış Partisi ile seçim ittifakı yapması ve Milliyetçi Barış Partisi adıyla seçime girmesini sağlar. Amaç UBP ve DP'nin oylarını bölüp CTP-BG ve BDH'ya avantaj sağlamaktır. Bahçeli ve MHP'nin desteklediği MBP seçimlerde yüzde 3.2 oy alarak yüzde 5'lik barajı geçemezler. Ancak UBP ve DP tabanlarından aldıkları bu yüzde 3.2 oy UBP ve DP'ye 3 milletvekiline mal olmuştur. Sonuçta KKTC'yi savunan UBP-DP 25 sandalye ve Annan Planını destekleyen CTP-BG ile BDH 25 sandalye çıkarırlar. Bahçeli'nin desteklediği MBP seçimlere girmese ve Annan Planına karşı cepheleşen, KKTC'den yana tavır alan partilerle işbirliği yapsa, sonuç UBP-DP lehine 28'e 22 olacak ve Annan Planının referanduma götürülmesi işi yatacaktı. O tarihte, Devlet Bahçeli MHP Genel Başkan Yardımcısı Faruk Bal'ı KKTC'ye göndererek bu bölücülük faaliyeti için görevlendirmişti. Sayın Bal ile Lefkoşa'da yaptığım görüşmede kendisine gerekli uyarıyı yapmış ve MAP'ın seçimlerde UBP veya DP yanında yer almasının milli davamız açısından önemine dikkat çekmiştim. MAP'tan isteyenlerin UBP ve DP listelerinde yer almalarının da mümkün olduğunu; gerek UBP Genel Başkanı Derviş Eroğlu ve gerekse de DP Genel Başkanı Serdar Denktaş'ın bu konuya olumlu baktıklarını anlattım. Anlattım ancak dinlemediler. Ve milli güçleri bölme operasyonlarına devam ettiler.
14 Aralık 2003 milletvekili seçimleri, KKTC siyasi tarihinin, belki de en önemli en hayati seçimleri olmuştur. Bu seçimler sonrası ortaya çıkan aritmetiğin doğurduğu gelişmeler neticesinde KKTC'de Annan Planı referandumu yapılmış, Cumhurbaşkanı Denktaş'ın görevi bırakmasının da önü açılmıştır. KKTC'de bugün Rum tarafı ile Birleşik Kıbrıs devleti kurma eğiliminde olan CTP-BG iktidarının önü 14 Aralık 2003 seçimleri ile açılmıştır. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bu kritik seçimlerde aldığı BÖLÜCÜLÜK rolünün, bugün KKTC'de yaşadığımız sıkıntılardaki katkısı büyüktür. Milliyetçi geçinen ve Kıbrıs Milli davamızın arkasında olduğunu söyleyen Bahçeli işte budur.
Bahçeli'nin verdiği zararlar bu kadarla bitmiyor. Bahçelinin KKTC'ye verdiği bir zararı daha belirtmeden geçemeyeceğim…
KKTC'de Türk Kurultay'ı yapılmasını Bahçeli engelliyordu.
25 Aralık 2001 tarihinde Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in himayelerinde ve o tarihte KKTC Cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş'ın katılımıyla 9. Türk Kurultay'ı İstanbul'da gerçekleşmişti. Türk dünyasını bir araya getiren bu kurultaya MHP Genel Başkanı ve Başbakan Yardımcısı Devlet Bahçeli katılmamıştı. Bahçeli, bu Kurultay'ın ve bundan önceki Kurultayların da gerçekleşmesinde önemli payı bulunan Devlet Bakanı Abdülhaluk Çay'la ters düşmüştü. Bahçeli'den kurultay için destek istemiş olan Çay, Bahçeli'den "ekonomik sıkıntılar içerisindeyiz, bu kurultaya para ayıramayız" cevabı alması üzerine Cumhurbaşkanı Demirel'i devreye sokarak işadamlarından maddi kaynak sağlamış ve kurultay gerçekleşmişti. Gerçekleşen kurultayda açılış konuşmasını da Cumhurbaşkanı Demirel'in yapması Bahçeliyi çileden çıkarmıştı. Bahçeli; kalbi Türk dünyası için atan ve Türk Devlet ve Toplulukları Dostluk, Kardeşlik ve İşbirliği Vakfı (TÜDEV) Genel Başkanı ve aynı zamanda da Devlet Bakanı olan Çay'ın istifasını istemiş; Çay istifa etmeyince de görevden alınmasını sağlamıştı.
9. Kurultay sonuç bildirgesinde KKTC'ye sahip çıkılması ve daha sonraki kurultaylardan birinin de KKTC'de gerçekleşmesi yönünde karar alınması ABD'yi kızdırmıştı. Bahçeli'nin ABD'nin kızdırılıp, öfkelendirilmesine seyirci kalmasını kimse beklememeliydi. İşte Bahçeli'nin 'Türkçülüğü' ve 'Dış Türklere' verdiği önem de bu kadardı…
Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı seçtiren Devlet Bahçeli işte yukarıda bahsettiğim önemli rollerin adamıdır.
Son söz olarak şu uyarıyı yapmamda fayda vardır. Bahçeli'nin aldığı rollerdeki sorumluluk tamamen Bahçeli'ye ve onun birkaç yakın çalışma arkadaşına aittir. MHP tabanını ve Ülkücüleri Bahçeli'nin kusurlarından, işbirlikçiliğinden ayrı tutmamız lazımdır. MHP tabanı ve Ülkücüler artık gerçeklerin farkındadır. Samimi Türk Milliyetçisi olan MHP tabanı artık Bahçeliye karşı tepki duymaktadır. Elimiz kırılsaydı da ona oy vermeseydik diyenler çoğalmaktadır.
Ülkü Ocaklarını kapatma çalışmaları yaptıran ve Erciyes'te, Tekir Yaylası'nda düzenlenen geleneksel kurultaya da katılmama kararı alan Bahçeli'nin, MHP'yi ABD güdümünde bir parti yapma sürecinin ve partideki iktidarının sonlandırılmasına yönelik çalışmaların var olduğu gelen bilgiler arasındadır.[3]
[1] 02.09.2007 / Yeniçağ
[2] 26.08.2007 / Aydınlık
[3] 2 Eylül 2007 / Aydınlık

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…