HİLAL TV'NİN AKIL HOCASI VE ABDURRAHMAN DİLİPAK'LARIN YOLDAŞI MUSTAFA İSLAMOĞLU'NUN AHLAKI
AKP hayranı ve Milli Görüş aleyhtarı bu kişi, "Yükseklere Tükürenlerin, balgamının dönüp kendi yüzüne düşeceğini" unutarak, fırsat buldukça, tenkit perdesi altında Erbakan Hoca'yı tahkir etmeye yelteniyor! Her halde yetmiş yedi sülalesinin servetini yığsa sahip olamayacakları Hilal TV'yi kurup, dini yayın görüntüsüyle kendilerine hizmet ettiren malum merkezlere güveniyor! Yakın dostları ve mesai arkadaşları, örneğin Abdurrahman Dilipak gibi, Amerikan Yahudi vakıflarından maaşlı ve çok koyu Atatürk düşmanı olan; ayarı ve ahlakı ise resmi mahkeme kayıtlarında tescilli bulunan, Mustafa İslamoğlu nam kişiye soruyoruz.
1-Kur'an öğretilisin diye kendisine verilen 12 yaşındaki bir erkek çocuğuna, yani kutsal emanet sayılan masum yavruya nasıl davranılır?!
2-Develi Ağır Ceza Mahkemesi'nin kesinleşmiş: 1980-77 esas, 1981-68 karar no'da kayıtlı 2 (iki) 6 (altı) ay ağır hapis cezası size neyi hatırlatır?
3-İslam hukukuna göre, fıtratı bu kadar bozuk bir fasıkın artık ölünceye kadar şahitliği geçerli sayılır mı? Her hangi bir konudaki söyledikleri itibara alınır mı?
Unutmayınız, Erbakan'a Havlayanların ve hıyanette bulunanların hep böyle geçmişi karanlık, karakteri bataklıktır.
Tarımda yabani ve zehir otlarla mücadele sırasında, bazen yararlı ve sağlam bitkilerinde zarar gördüğü cinsten hatalar dışında, işte Atatürk'te İslam'la ve Müslümanlarla değil! Sizin gibi marazlı ve münafık din istismarcılarıyla uğraşmıştır.
Wolfowitz gibi ABD'li Siyonist liderlerden, İshak Alaton gibi sabataist biraderlere.. Türkiye' yi parçalamayı kutsal amaç AB yetkilisi Haçlı Şövalyelerden sizin gibi İslamcı geçinen süprüntülere… Salon solcusu ve mason davulcusu sözde sosyalistlerden, yeni cumhuriyetçi bazı cibiliyetsizlere kadar; bütün şeytani cephenin ittifakla Türkiye'mizi:
1- Milli Görüş'ten ve Erbakan gerçeğinden
2- Mustafa Kemal'den ve Atatürk çizgisinden
koparma çabaları, hem kirli mahiyenizi, hem de gizli niyetinizi ortaya koymaktadır.
Kuduz itler hırlayacak, ama kutlu kervan yürüyüp hedefine varacaktır..
19 Nisan 2007 Vakit Gazetesinde Abdurrahman Dilipak; solcu Fikret Başkaya'nın:"Reel Atatürkçülük" kitabının reklamını yapıyordu.
Reel Atatürkçülük: Amerikancılıkmış, Amerikan üsleri açmakmış, NATO'ya bağımlılıkmış!?
Erbakan Hoca'nın: "Atatürk yaşasaydı, Milli Görüşçü olacaktı" sözlerini kendi aklınca ve ayarınca alay konusu yapan ve
"Doğu Perinçek'le Ahmet Akgül'ün Atatürk'ü aynı mı?" diye soran Abdurrahman Dilipak ve kendisi gibi Amerikalı Yahudi vakıflarından ara sıra maaş-bağış alan Hilal TV'nin akıl hocası, AKP'nin yandaşı, Erbakan karşıtı ve Atatürk düşmanı Mustafa İslamoğlu gibi bu ayar tutmazlar, malesef utanmayı bile unutmuşlar!.
Hangi Erdoğan daha inandırıcı?
Bir tarafta her türlü makam ve mevkiyi elinin tersi ile ittiğini iddia eden Erdoğan var!
Bir tarafta kendisine nihai hedef olarak Çankaya'yı koyan Erdoğan var!
Hangisi daha inandırıcı?
Gazeteler Erdoğan'ın cezaevinde iken söylediği sözleri,yayınlıyor.
Bu sözler karşımıza oldukça hırslı bir Erdoğan tipi çıkarıyor.
Bu sözlere göre karşımızda Türkiye'nin en büyük partisini kuracağını iddia eden bir Erdoğan var!
"Başbakan koltuğuna oturmadan ölürsem gözlerim açık gider" diyen bir Erdoğan var! "Nihai hedefim Çankaya" diyen bir Erdoğan var!
Oldukça hırslı ve iddialı hatta hatta enaniyetini oldukça öne çıkarmış bir Erdoğan tiplemesi bu! Bir de yurt dışında yaptığı konuşmada söylediği gibi "Başbakan olsan ne yazar, Cumhurbaşkanı olsan ne yazar" diyen Erdoğan tiplemesi var!
Oldukça mütevazi ve adeta hiçbir makam ve mevkiye değer vermeyen bir Erdoğan tiplemesi bu!
Hangisine inanmalıyız?
Genel Başkanlık için nasıl hırslı olduğunu unutmuş değiliz.
Davasına, camiasına ve Hoca'sına hıyanet eden birisine inanılır mı?62
MİLLİYETÇİLİK MERTLİK GEREKTİRİR
Ulusal Kanal Ufuk Ötesi programında Yeni Çağ yazarı Arslan Bulut Bey'in:
Hala AKP ile Milli Görüşü aynı gösterme gayreti, gaflet ve cehaletten öte kasıtlı bir art niyet örneğidir.
Erbakan Hoca'nın "Kanlı mı olacak, kansız mı?" sözü, o günlerde Türkiye'yi ziyaret edip, açıkça ve küstahça "Sakın Milli Görüş'e geçit vermeyin!" diyen İsrail Cumhurbaşkanına verilmiş bir cevaptı.
Milli duyarlılıklarımızı ve tarihi uyarılarınızı tebrik ve takdir ediyoruz. Ama Siyonist ve emperyalist güçlerin korkulu rüyası Erbakan gerçeğini hala anlamaz görünmeniziz bir türlü anlayamıyoruz.
Aynı programda Sn. Rıza Zelyut Bey:
"Milli Görüş'ün eyalet sistemi istediği" iddiası da, tamamen yanlıştır ve bir gerçeği çarpıtmaktır.
Adil Düzen programlarının teorisyenleri "Merkeze bağlı, devlet tarafından atanan Bölge Valilikleriyle, bürokratik hantallığın aşılmasını" yönelik ilmi ve gerekli bazı projeler üretmişlerdir. Bununla "Eyalet Sistemi" tamamen farklı ve aykırı görüşlerdir.
"KAYIP TRİLYON" DAVASI SANIKLARINA BERAAT
Kapatılan Refah Partisinin "1997 yılı Hazine yardımını sahte belgelerle harcanılmış gibi gösterdikleri" gerekçesiyle 765 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun (TCK) "sahtecilik" suçunu içeren 345. maddesine göre, 2 yıl 6'şar aydan 7 yıl 6'şar aya kadar hapis cezası istemiyle yargılanan Saadet Partisi Genel Başkanı Recai Kutan ve eski milletvekilleri beraat etti.
Ankara 24. Asliye Ceza Mahkemesindeki davanın duruşmasına Maliye Bakanlığı'nın avukatı ile sanık avukatları katıldı.
Sanık avukatları, müvekkillerinin "bilerek sahte evrak kullanmalarının söz konusu olmadığını ve siyasi partilerin hesaplarının sadece Anayasa Mahkemesi'nce incelenebileceğini" savundular. Hesapların incelenmesinin ardından bir suç duyurusunda bulunulmadan yargılamaya yapılamayacağını öne süren sanık avukatları, müvekkillerinin beraatına karar verilmesini istediler.
Maliye Bakanlığı avukatı da sanıkların cezalandırılmasını talep etti.
Yargıç Şahin Kurt, diğer sanıklar Recai Kutan, Oğuzhan Asiltürk, Fehim Adak ve Musa Demirci hakkında ise parti teşkilatlarına gönderdikleri iddia edilen paraların sarf edilmesine ilişkin belgelerin sahteliği, bu sahte belgeleri bilerek kullandıkları ve Siyasi Partiler Kanunu'nun 113. maddesine aykırılık suçunu işledikleri konusunda mahkumiyetlerini gerektirecek kesin ve ciddi hüküm vermeye yeterli delil elde edilemediğini" söyledi.
Partinin yerel teşkilatları ve parasal konularında karar alma yetkisine sahip olan sanıkların aynı zamanda bakanlık faaliyeti içinde de bulunduklarını anımsatan Yargıç Kurt, bu sanıkların bakanlık faaliyetleri nedeniyle yerel teşkilatlar ve parasal konulardaki yetkilerini kullanıp kullanmadıklarının tam ve kesin olarak anlaşılmadığından üzerlerine atılı "sahtecilik" suçundan beraat ettiklerini açıkladı.
Dosyalar Ayrılmıştı
Kamuoyunda "kayıp trilyon" davası olarak bilinen davada, kapatılan RP'nin 1997 yılı Hazine yardımının usulsüz kullanıldığı iddiasıyla partinin bazı yöneticileri ile il başkanları hakkında davalar açılmıştı. Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde görülen davada RP'nin son genel başkanı Necmettin Erbakan Hoca, 2 yıl 4 ay hapis cezasına mahkum edilmişti.63
Trilyon İftirasına Yanıt:
Refah Partisi ile ilgili trilyon davasında işte gerçekler. Bu yazıyı okuduğunuzda hayretler içerisinde kalacak "Türk adli tarihinde böyle bir şey yok" diyeceksiniz.
Trilyon da yok! Suç da
"Kayıp Trilyon" davasında karar 1'e karşı 2 oyla alındı. Muhalif üyenin muhalefet şerhi 115 sayfa buna karşın kararın 60 sayfa olması dikkat çekici. Bu kararda öyle hatalar yapılmıştır ki, bunların ortaya çıkması lazım. Bu nedenle, bu yargılama hakkında kitap yazıyorum. Tüm belgeleri bu kitaba koyacağım. Öyle belgeler koyacağım ki çok daha çarpıcı bir kitap olacak.
Bu suçlamalar karşısında susuyoruz; ama bizim suskunluğumuz, suçu kabul ettiğimiz anlamına gelmemeli. Biz, bir hukuk hatası var, bir adli hata var, vahim bir hata var; bu hatanın Yargıtay'da, yargının kendi mekanizması içerisinde çözümlenmesini bekliyoruz. Çözümlendiği takdirde suçlamanın ağırlığı karşısında, dosya içerisindeki belgeleri kamuoyuna açıklarız; bundan yargı yara alırsa, o zaman, kusurlu biz sayılamayız.
Anayasanın 69'uncu maddesi siyasi partileri bir güvenceye daha sahip kılmış "siyasi partilerin mali denetimleri Anayasa Mahkemesi tarafından yapılır" demiş. Yani maliye bakanlığı uzmanları bu konuda yetkisiz kılınmış. Neden; çünkü, o maliye uzmanları, olur ki, bir inceleme sırasında, iktidarda olmayan, bir siyasi partiye başka gözle bakabilir, başka türlü yorumlarda bulunabilir diye. Bütün bunlar, siyasi partilerin denetimlerinin güvencesi.
Böyle bir dava, Maliye Bakanı Zekeriya Temizel'in maksatlı tutumu sonucu ortaya çıkıyor. Hatırlarsınız 2002 seçimlerinde DSP'den aday oldular. Sayın Ecevit'in bir sözü olmuştu "bunların partisini kapatmak yetmez; bunların kökünün kurutulması lazım." Zekeriya Temizel de, adeta genel başkanının bu ifadelerine çanak tutar vaziyette bu yollara başvuruyor.
Bakın, bu dosya içerisinde Maliye Bakanlığının Milli Emlak Genel Müdürlüğü'nün bir yazısı var. Milli Emlak Genel Müdürlüğü Maliye Bakanlığının Başhukuk Müşavirliğine bir yazı göndermiş. Göndermiş olduğu yazıda "parti yetkilileri hakkında ancak ve ancak Anayasa Mahkemesi tarafından inceleme yapıldıktan sonra dava açılabilir" deniliyor. Buyurun, bu, Maliye Bakanlığı Milli Emlak Genel Müdürlüğünün yazısı. Bu beyanlarımızı mahkeme dikkate almıyor.
Mahkeme diyor ki, parti kapatılmış olduğuna göre, biz, bu davayı açarız. Biz de onlara diyoruz ki, kapatılmış olsa bile açamazsınız ve bir de emsal Anayasa Mahkemesi kararı sunuyoruz mahkemeye. Bu karar, kapatılan Halk Partisinin 1989 hesaplarıyla ilgili bir karar. Bu kararda, kapatılan bir partinin hesaplarının Anayasa Mahkemesi tarafından incelenip incelenemeyeceği tartışılırken, sonunda, hesapların incelenmesine karar veriliyor ve hesap inceleniyor. Anayasanın açık hükmü, Anayasa Mahkemesi kararları, yasamayı, yürütmeyi, yargıyı bağlar. Davaya bakan 9. Ağır Ceza Mahkemesi de bir yargı organı olduğuna göre, Anayasa Mahkemesinin bu kararıyla onun da bağlı olması lazım. Sanki herkes birbiri arasında anlaşmış gibi işleri tıkır tıkır yürütüyorlar.
Ortada trilyon diye bir şey yok
Refah Partisinin 1997 hesaplarıyla ilgili iddialara gelince. Ortalık yerde trilyonlar, trilyonlar, deniliyor. Bir defa, ortada trilyonlar yok. İlk açıklayacağımız husus budur.
Siyasi partilerin 1997 yılı hesaplan incelenmiş, belgeleri işte burada. ANAP bu yıl içinde 1 trilyon 308 milyar lira harcamış aynı yıl DYP 1 trilyon 566 milyar Lira harcamış. Anayasa Mahkemesi bunların hesabını onaylamış. Biz daha az harcamışız.
Refah Partisinin 1997 yılı hesapları, parti kesin hesabın verileceği tarihten altı ay önce kapatılmış olduğundan Anayasa Mahkemesine verilememiş. Bilindiği gibi, 1998 yılının Ocak ayında kapatıldık biz. Kapatılma kararının arkasından Maliye Bakanlığı da, tasfiye işlemlerine başlamış. Tasfiye işlemi kapatılan bir siyasi partinin mevcut olan malvarlığının tespit edilip hazineye devredilmesinden ibaret bir işlemdir. İşte burada, Maliye uzmanları, görevleri olmayan bir alana el atmışlar. Ne yapmışlar; Refah Partisinin hesaplarını da incelemeye kalkmışlar ve incelemeler sonunda da, partinin 1997 yılında 869 milyar 300 milyon liralık bir harcama yapıldığını tespit etmişler, hem de on dört ayda.
14 ayda harcanan para 869.3 milyar lira
Hal böyleyken, diyorlar ki, efendim, bu parti hakkında bir kapatma davası açıldı 1997 yılının mayıs ayında; bu parti, bu kapatma davasının arkasından hazineden kendilerine intikal eden parayı kaçırdı yani, bu parayı harcamadığı halde harcamış gibi gösterdi; iddia bu. Hatta, daha da ileri gidiyorlar. Zannediyorum, ikinci veya üçüncü duruşmadaydı, mahkeme başkanı avukatlarımıza karşı bir çıkış yaptı "bu trilyonlar, niye bunları bankalardan göndermiyorsunuz trilyonlar çantada mı gidiyor?" dedi. Tabii, dosyayı incelememiş, ortada trilyon yok. Söylediğim gibi, 869 milyar paranın hesabı söz konusu.
TEKLİF VE TEMENNİLER TİYNİYET GÖSTERGESİDİR
Mehmet şevket Eygi'nin 30 Mart 2007 tarihli yazısında "Nasıl Bir Cumhurbaşkanı Seçilmeli?" konusunda, İngiliz Financial Times'le, bizdeki TÜSİAD patroniçesiyle ve malum marazlı muhalefetle aynı "uzlaşma-mutabakat" tekerlemesini seslendirmesi ve "Dindar olmayan, dini tatbikatı bulunmayan, eşi ve ailesi Batılı hayat tarzı yaşayan, içki kullanan ve Cumhuriyet Bayramı resepsiyonuna kendisi (Mehmet Şevket Eygi) gibileri çağıran" bir Cumhurbaşkanı tavsiye etmesi, ilginçti… Yoksa bunlar: Teslimiyetçiliğin, acizliğin, Allah'a güvensizliğin ve ümitsizliğin bir ifadesi miydi? İşte o talihsiz cümleler:
Soru 9: Sizce ideal bir cumhurbaşkanı adayının sıfatları nelerdir?
Dindar olmayacak ama din, inanç, inandığı gibi yaşamak, düşünce hürriyetine taraftar olacak. Dinî tatbikatı olmayacak. Eşi ve ailesi Batı hayat tarzını benimsemiş olacak. Resmî ideoloji takıntısı olmayacak. Ülkenin dominant dini olan İslâm'a karşı kin, düşmanlık, nefret beslemeyecek. Sefarad, Eşkenaz, Sabataycı kökenli olmayacak. Etnik kökeni Oğuz Türkü olursa tercihe şayandır. İçki içebilir. Laik olacak ama kesinlikle "laikçi" olmayacak. Üç-beş yabancı dil bilecek. Eşitlikçi olacak, ayırım yapmayacak. Mal ve servet beyanı şeffaf olacak. Cumhuriyet bayramı resepsiyonuna beni ve benim gibi Türkiyelilerden birkaç kişiyi davet edecek kadar geniş ve kucaklayıcı olacak. (Sayın Ahmet Necdet Sezer, Çankaya'ya çıktığı yılın resepsiyonuna beni de resmen çağırmıştı, gitmiştim, sonraki yıllarda onda yüz seksen derecelik bir dönme ve katılaşma oldu…)
Soru 10: Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde hangi değerler ve ölçüler hâkim olmalıdır?
Birincisi HİKMET/BİLGELİK, ikincisi en geniş şekliyle toplumsal/millî UZLAŞMA/MUTABAKAT.
BAŞBAKAN'IN OĞLU GEMİ ALMIŞ!..
Gemiyi, Başbakan'a pek yakını bir iş adamı, "al da yüzdür" misali en elverişli koşullarda satmış!..
En iyisi ben bu muhteşem öyküyü size baştan anlatayım… Vatan gazetesinin manşeti şöyleydi:
– Başbakan'ın oğlu gemi aldı!..
Gıda dağıtım işinden denizcilik sektörüne geçen Başbakan'ın büyük oğlu Burak Erdoğan ve ortağı Safran 1 adlı kuru yük gemisiyle taşımacılık yapacak…
Haberin ayrıntıları daha da ilginçti; Erdoğan'ın büyük oğlu Burak, denizciliğe ilk adımını geçen yıl amcası, eniştesi ve kayınpederi ile birlikte kurduğu "Turkuaz Denizcilik"le atmıştı. İki ay önce de kendisini denizciliğe teşvik eden Mecit Çetinkaya'nın oğlu Mert'le ikinci şirketini kurdu. İki genç 19 Ocak 2007'de kurdukları şirkete adlarının baş harflerini verdi: MB Denizcilik… 6 Şubat'ta da ilk gemileri Safran 1'i, 2 milyon 350 bin dolara aldılar.
Peki, bu iki iş bitirici genç gemiyi kimden almıştı? Başbakan'ın kızlarını taa Amerikalarda bursla okutan iş adamı Remzi Gür'ün hem akrabası hem de iş ortağı olan Hasan Doğan'ın şirketi Gürgem Denizcilik'ten!.. Üstelik 500 bin dolar peşin, 36 ay vade ile!. Denizcilik piyasasını bilenler, "böyle satışı babası oğluna yapmaz" diyorlar!.. Hasan Doğan'a gelince; bu satıştan yalnızca bir buçuk ay sonra, Başbakan Erdoğan'ın kuyumcusu Cihan Kamer ve Dubai Şeyhi El Maktum ile ortak olarak milyar dolarlık İETT arazisinin ihalesine katıldı.. Gerçi, Emaar Gayrımenkul kazanamadı ama kardeş şirket, El Maktum'un tümüne sahip olduğu Sama Dubai ihaleyi 705 milyon dolara aldı… Emaar Gayrımenkul, İstanbul Büyükçekmece'de 555 villalık "Toskana Projesi"ni de yapıyor… Ne güzel!..
Bilmiyorum; bu ülkeyi ve içinde yaşadığımız "vahşi" süreci daha iyi anlatabilecek bundan daha açık, daha net bir örnek bulunabilir mi?..64
AKP'Lİ MEHMET METİNER'İN TİYNİYETİ
Ulusal Kanal Ufuk Ötesi programına Nevruz Bayramıyla ilgili tartışamaya katılan Mehmet Metiner'in, Amerika'nın Irak işgalini ve cinayetlerini; Barzani çetesini ve kukla Kürdistan devletini savunurken, birde utanmadan horozlandı. Maalesef diğer katılımcılar, bu zavallının karşısında yetersiz kaldı ve savunduğu safsatalar onun ağzına tıkılamadı.
Kürtçülük ve Türkçülük; Siyonizmin Osmanlı'yı ve İslam dünyasını parçalama niyetiyle başlattığı ırkçılık kışkırtmasının bir parçasıdır. Kürdistan hayalinin, ABD emperyalizminin Irak işgalinin temel hedeflerinden birisi olduğunu bilmeyen kalmamıştır. Ama Atatürk milliyetçiliği farklıdır, kuşatıcı ve kucaklayıcıdır. Ama sonradan yozlaştırılmıştır.
Leyla Zana'nın Kürtlerin üç liderinden birisi olarak gösterdiği Abdullah Öcalan; şu anda önümde bulunan "Nasıl Yaşamalı" adlı kitabının 2. baskısı sh. 50-55 arasında; "cinsellik üzerindeki mülkiyet damgasını siliyoruz" başlığı altında: "Kürt kadınlarının tek bir erkeğin nikahlı mülkü kalmasını en büyük esaret ve gericilik" kabul ettiğini ve bunu mutlaka değiştireceklerini söylemektedir. Acaba Müslüman Kürt halkına lider olarak gösterilen Abdullah Öcalan'ın bu niyet ve zihniyetini Mehmet Metiner nasıl karşılamaktadır? Apo'nun bu boynuzlu beyanına karşı çıkacak yüreği var mıdır?
Musa Anter'e sorulmuştu:
Niye Kürt hareketini savunurken İslami değer ve dinamiklerden uzak kaçıyorsunuz? Cevabı: "Halk arasında bazen dini kullanıyoruz. Ama biz bu harekete resmen, bir gram bile İslam katacak olursak, Batı dünyası bizden her türlü desteği anında keser" olmuştu.(Hakan Albayrak Tutanak)
Birkaç sene öncesine kadar koyu İrancı, katıksız şeriatçı, ABD ve AB karşıtı olan Mehmet Metiner, nasıl oldu da şimdi İran karşıtı, Amerikan sempatizanı kesiliverdi. Fikren kemale mi erdi, yoksa sık sık zihniyet ve şahsiyet mi değiştirmekteydi? ABD, AB emperyalizmini ve İsrail siyonizmini haklı görmek, vicdanı ve kafası kiralanmışların haysiyetsizlik örneğidir.
CUMHURBAŞKANINI YAHUDİ LOBİLERİ Mİ BELİRLEYECEK?
Peki Nisan sonunda ne olacak?
Dünyanın en etkili Yahudi kuruluşu AIPAC'ın üyeleri Türkiye'de İstanbul'da toplanacak.
Geçen ay AIPAC'ın iki önemli ismi sessiz sedasız İstanbul'a gelmişti; Stephen Schneider ve Jeffrey Shulman. O zaman "İstanbul'da iki esrarengiz Amerikalı" diye vermiştik. Bizden sonra bir kaç gazete manşet yaptı.
AIPAC'ın, ABD'deki onlarca Yahudi lobisinin üst kuruluşu. Tamamının faaliyetini AIPAC yönlendiriyor. Özellikle ABD seçimlerinde Kongre üyelerinin hatta Amerikan Başkanlarının seçiminde büyük etkisi var. Milyonlarca dolarlık bütçesi ve Medya'yı yönlendirme gücüyle istedikleri adayları parlatıp, istemediklerini baskı altına alabiliyorlar.
Türkiye'den Amerika'ya giden her heyet mutlaka AIPAC'a uğruyor. Mesela son olarak "Sözde Ermeni Soykırım Tasarısı"na karşı çalışmalar yapmak üzere Amerika'ya giden TBMM Heyeti, AIPAC üyeleriyle bir araya geldi, yemek yedi.
Hadi Ermeni tasarısını anladık diyelim, ama ne hikmetse, ekonomik İlişkilerimizde de AIPAC çıkıyor karşımıza. DEİK diye Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu'muz var. 15 Ocak'ta AIPAC'la toplantı yapmışlardı. Bu seferde Nisan ayında İstanbul'da bir araya geldiler.
Sanki Amerika ile değil de, Türkiye ile İlişkiler Komitesi.
Ermeni tasarısından, Ekonomik ilişkilere kadar her işimizde AIPAC var.
16 Nisan'da Cumhurbaşkanı Adaylık başvuruları resmen başladı.
Ve 15 Nisan'da Amerika'nın en etkin Yahudi Komitesi'nin tüm üyeleri Türkiye'de toplandı.
O zaman bu bir tesadüf olabilir mi? Amerikan Başkanı Rooswelt ne demişti: "Siyasette tesadüf yoktur. En tesadüf gibi görünen vakıalar bile aylar öncesinden planlanmıştır" 65
ZAPSU'YA ALMAN YAHUDİ NİŞANI
Almanya ile Türkiye arasındaki ilişkilerine hizmet eden kişilere verilen Alman Liyakat nişanı Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Danışmanı Cüneyt Zapsu'ya verildi. Almanya Bavyera Eyaleti Başbakan Yardımcısı Günter Beckstein, törene katılmak için Ankara'ya geldi. Beckstein Zapsu'ya, "Size bu nişanı Türk-Alman ilişkilerine hizmet ettiğiniz için takdim ediyorum. Bayern Münih'i tuttuğunuz ve Alman arabası kullandığınız için bu nişanı vermiyorum" diyerek espri yaptı. Beckstein, Almanya'da doğan ve eğitiminin bir kısmını da Almanya'da alan Zapsu'yu 'yarı Alman' olarak niteledi. Törene katılan Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Abdullah Gül ise Beckstein'ın bu sözlerine, "Sayın Beckstein da 30 kez Türkiye'ye geldi. Bu yüzden kendisi de yarı Türk sayılır" diyerek esprili bir dille karşılık verdi. Konuşmaların ardından Zapsu'ya, liyakat nişanı takıldı. 66
YAHUDİ ASILLI HIRİSTİYAN DOĞRAMACI'YA TBMM ONUR ÖDÜLÜ AKP'Yİ KARIŞTIRDI
TBMM Onur Ödülü'ne YÖK eski başkanı İhsan Doğramacı'nın layık görülmesi tartışmaya neden oldu. Doğramacı'nın 1980 darbesi'nin bir ürünü olarak ortaya çıkan ve Başörtüsü başta olmak üzere antidemokratik uygulamalarıyla sürekli eleştiri alan YÖK'ün kurucusu olması tartışmanın merkezini oluşturuyor. Ödüle CHP'den sonra AKP içinden de tepki geldi.
AKP Ankara Milletvekili Ersönmez Yarbay "Onur Ödülü"ne Doğramacı'nın layık görülmesinin üzüntü verici olduğunu söyledi. Doğramacı'nın, YÖK gibi antidemokratik bir kurumu milletin başına musallat eden bir isim olduğunu belirten Yarbay, "Belki Bilkent ve Hacettepe Üniversitelerini kurarak ülkeye faydalı hizmetler yapmıştır. Ama 12 Eylül uygulaması YÖK'ü milletin başına bela etmesi, bir çok bilim adamının işine ideolojik sebeplerle son verilmesi, üniversitelerin YÖK eliyle birer yüksek liseye dönüştürülmesi gibi nedenlerle bu ödülü hak etmemiştir. Onun için bu ödülü üzüntüyle karşılıyorum" dedi.
KANDİL DAĞINA DEĞİL, KANDİLLİ'YE BİLE GİDEMİYORLAR!
"Belediye otobüsleri ve halk otobüsleri, teröristler tarafından molotof ile yakıldığı için Esenler'e giremiyor." Esenler denilen yer, Irak'ta, Erbil ile Süleymaniye arasında bir yer değil. İstanbul'un göbeği. Kandil Dağı'na gidelim mi gitmeyelim mi, diye tartışıyorduk düne kadar… Kandilli'ye gidemeyeceğiz bu gidişle… Kandilli'ye. 67
AKP, GENÇ PARTİ'Yİ DESTEKLİYOR
AKP, geçen seçimde olduğu gibi, bu seçimde de Genç Parti'den büyük hizmet bekliyor. Geçen seçimde 7.7 oranında oy alan Genç Parti, DYP ve MHP'yi baraj altına itmiş, bir miktar da CHP'den oy çalarak AKP'nin istediği "ikili parlamento" ya imkan sağlamış ve AKP'nin bugünkü çoğunluğa sahip olmasının yolunu açmıştı. AKP, şimdi yine Genç Parti'nin aynı işlevi yerine getirmesinden yana. Genç Parti'nin tarım kesiminden alacağı oyların DYP, ulusalcılardan alacağı her oyun CHP ve milliyetçilerden alacağı her oyun MHP'den eksileceği hesabı yapılıyor. Bu yüzden AKP şimdilerde Genç Parti'ye alttan gaz veriyor. 68
ZAMANCILARIN ASKER ALERJİSİ: "ORGENERAL BAYKAL!"
Öyle anlar geliyor ki, Deniz Baykal'ın CHP Genel Başkanı değil de aslında Genelkurmay Başkanımız olduğu hissine kapılıveriyorum… Basında çıkan haberlere göre, Baykal yakın çevresine Genelkurmay'ın (Çankaya seçimleri için) devreye girebileceğini "önsezilerine dayanarak" dile getirmiş… Deniz Bey'i "Org. Baykal" diye anma ihtiyacı hissetmem, bundan… 69
İSLAM'DAN KOPUŞUN SONUCU: BİLGİ ÜNİVERSİTESİ'NDE GAY-LEZBİYEN KULÜBÜ
Dün Çanakkale'de cümle aleme, namusu, vatanı ve dini için inançla mücadele etmenin, şehit olmanın ne demek olduğunu gösteren gençlik, bugün emperyalizmin elinde oyuncağa dönüştürülmek isteniyor. Bunun son çarpıcı örneği ise YÖK anlayışlı yüksek öğrenim düzeyinin ne seviyelere düştüğünü gösteriyor. Sabah Gazetesi'nin haberinde, Türkiye'de ilk kez bir üniversitede eşcinsel kulübünün kurulduğu yazıyordu. Haberde, YÖK denetimindeki İstanbul Bilgi Üniversitesi'nde kurulan gay-lezbiyen öğrenci kulübünün, üniversitede paneller düzenleyeceği duyuruluyordu.
DÜNYA YAHUDİLERİ BÖLÜNÜYOR MU?
Dünya Yahudi Kongresi (WJC), önemli üyelerinden İsrael Singer'ı kuruluştan çıkarma kararı aldı
Dünya yahudilerinin en önemli örgütü Dünya Yahudi Kongresi (WJC), önemli üyelerinden İsrael Singer'ı kuruluştan çıkarma kararı aldı ve bu gelişme, örgütün ikiye bölünmesi ihtimalini gündeme getirdi. WJC'nin başkanlığını yürütürken, New York Başsavcılığının açtığı mali yolsuzluk soruşturması sonucunda 2006 yılında istifa etmek zorunda kalan ancak örgütün Siyasi Konseyi'nin başkanlığına devam eden Singer, bu görevinden de uzaklaştırıldı.
Örgütün yayını WJC Review'in önceki günkü sayısında, Singer'ın uzaklaştırıldığı belirtildi. Bu karar üzerine örgütün Avrupa ve İsrail bölümleri, ayrılma ihtimali üzerinde durmaya başladı. Kuruluşun İsrail kolunun başkanı olan, Kadima Partisi milletvekili Shai Chapter AP'ye yaptığı açıklamada, ''İsrail ve Avrupa kolları çekilmeyi düşünüyor'' dedi. Hermesh, ''bu koşullarda WJC'nin içinde olmayacağız. Eğer çözüm bulunmazsa, bu WJC'nin sonu olur, çünkü İsrail ve Avrupa kolları olmadan, örgütün bir anlamı olmaz'' dedi.
Şehitleri anma töreninde asker tepkisi
KKTC'DE MİLLİ SAYGISIZLIK!
Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanı Korgeneral Hayri Kıvrıkoğlu'nun, KKTC Başbakanı ve Cumhuriyetçi Türk Partisi Genel Başkanı Ferdi Sabit Soyer'e, CTP'nin pazar günü yapılan 21. kurultayında İstiklal Marşının okunmaması ve şehitler için saygı duruşunda bulunulmaması nedeniyle karşılaştıkları bir toplantıda "elini sıkmayarak" tepki gösterdi.
Kıvrıkoğlu'nun, Soyer'e, "CTP kurultayında İstiklal Marşını neden okumadınız? Şehitler bu davaya hizmet etti, ancak siz onların anısına saygı duruşu bile yapmadınız" dediği, Soyer'in de "Kalbimizde yatıyor, Türklüğümüzden kuşkunuz mu var?" karşılığını verdiği, Kıvrıkoğlu'nun da Soyer'e, "Madem öyle, kanıtlayın o zaman" ifadesini kullandığı öğrenildi.
RECEP T. ERDOĞAN 'SAYIN ÖCALAN' DEDİ Mİ?
Cumhuriyet Gazetesinde yer alan bir haberde Başbakan Erdoğan'ın, Avustralya'da yayın yapan bir radyo programında 7 yıl önce yaptığı konuşmada, Öcalan'dan Sayın Öcalan diye söz ettiği, Türklüğe farklı tarifler getirerek Kürt'ü de Türk kabul etmek yanlış olur sözleriyle alt kimlik-üst kimlik tartışmasını o günlerden başlattığı iddia edildi.
Fırat Kozok'un haberine göre, Erdoğan, program sırasında bir dinleyicinin kendisiyle Öcalan'ı karşılaştırması üzerine itiraz ederek 'Sayın Öcalan düşüncelerinin değil, almış olduğu kellelerin hesabını veriyor. Bense düşüncemden dolayı hapis yattım, aramızdaki fark çok büyük' ifadelerini kullandı.
ESAM'IN MARİFETİ
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Hilmi Güler'in konferansı Milli Görüş'ü karıştırdı. Güler'in ESAM (Ekonomik ve Sosyal Araştırmalar Merkezi) gibi Millli Görüşçü bir dernekte verdiği konferansa Erbakan Hoca'nın sert tepki gösterdiği öğrenildi.
"Bu da nereden icap etti" diyerek AKP'li bir bakana konferans verdirilmesi uygun görülmemişti. Milli Gazete konferansa muhabir göndermedi, haber de gazetede yer almadı. Oysa ESAM'ın tüm konferansları Milli Gazete'de tam sayfa yer buluyordu.
Saadet Partisi (SP) lideri Recai Kutan'ın başkanlığını yaptığı ESAM geleneksel konferanslarına ilk kez AKP'li bir bakanı çağırdı. Bakan Hilmi Güler'i, ESAM Genel Sekreteri Arif Ersoy "Petrol Kanunu"nu anlatması için davet etti.
Haber Erbakan'a ulaşınca kızılca kıyamet koptu. Duruma sert tepki gösteren Erbakan, "Bir taraftan yaptıkları ters politikaları eleştiriyoruz. Bir yandan da sanki sahipleniyormuşuz gibi konferansa davet ediyoruz. Petrol Kanunu milli menfaatlerimize aykırı bir kanun.
Bu kanunu savunan zihniyetle bir araya gelmemiz doğru değil" dedi. Ancak programa alındığı için iptal edilemeyen konferans geçtiğimiz çarşamba günü ATO'da düzenlendi, Bakan Güler de gelip Milli Görüşçülere Petrol Kanunu'nu anlattı. 70
Sanki Erbakan'la inatlaşırcasına ve AKP'ye yılışırcasına bu sefer ASKON Hilmi Güler'i çağırıp konferans yaptırmıştı. BRT TV bu konferansı 19.04.2007'de onu yayınlamıştı.
NUMAN KURTULMUŞ AKP'NİN MARKAJINDA MI?
Siyasette seçim hazırlıkları hız kazanırken AKP sürpriz bir transfer atağına girdi. Parti yönetimi, "Erbakan'ın prensi" diye nitelenen Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Prof. Numan Kurtulmuş'u saflarına katmak için girişim başlattı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın Fazilet Partisi'nin (FP) kapatılması sürecinden bu yana, Kurtulmuş'u partisinin vitrininde istediği belirtiliyor. Kurtulmuş'a AKP'de siyaseti sürdürmesine yönelik tekliflerin iletildiği ancak şu ana kadar kesin bir karar vermediği öğrenildi.
FP döneminde İstanbul il başkanlığı yapan Kurtulmuş, Abdullah Gül liderliğindeki yenilikçi muhalefete karşı Erbakan ve Recai Kutan'a destek verdi. Kurtulmuş, FP'nin kapatılmasının ardından yapılan tüm tekliflere karşın Erdoğan liderliğindeki AKP yerine yine Erbakan'a destek vererek Saadet Partisi'ni tercih etti." 71
İSRAİL'DE "ÖLÜMCÜL VİRÜS" PANİĞİ
Antibiyotiklere dirençli ölümcül bir bakteri nedeniyle 6 ay içinde onlarca kişinin öldüğü ve bakterinin hastanelerde yüzlerce kişiye bulaştığı bildirildi.
İsrail'de antibiyotiklere dirençli ölümcül bir bakteri nedeniyle 6 ay içinde onlarca kişinin öldüğü ve bakterinin hastanelerde yüzlerce kişiye bulaştığı bildirildi.
Sağlık Bakanlığı yetkilisi Yair Amikam, son 6 ayda Klebsiella bakterisinin 500 kişiye bulaştığını, bu kişilerden yüzde 30'unun yaşamını yitirdiğini belirtti. Uzmanlara göre ciddi akciğer ve idrar yolları enfeksiyonuna neden olan bakteri, piyasadaki antibiyotiklere direnç gösteriyor, bu nedenle de tedavi edilemiyor.
Sağlık Bakanlığı, hastanelerin alt yapısının iyileştirilmesi amacıyla 15 yıl için en az 2,5 milyar şekele (yaklaşık 700 milyon YTL) ihtiyaç duyulduğunu bildirdi. Sağlık Bakanı Yaakov Bin Ezri ile görüşen Başbakan Ehud Olmert, talebi değerlendirme sözü verdi.
TÜRKİYE, KAYIP ARŞİVİNİN PEŞİNDE
Osmanlı İmparatorluğuna ait bir vagon dolusu arşiv belgesinin 1931 yılında Bulgaristan'a 'Hurda kağıt' diye satılması olayının üzerinden 76 yıl geçtikten sonra, Maliye Bakanlığı bu belgeleri almak için harekete geçti.
Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu'nda, Milli Arşiv Kanunu Tasarısı'nın görüşmelerinde, 1931yılında yaşanmış ilginç bir olayı milletvekilleriyle paylaştı. Genel Müdür Sarınay şunları söyledi:
"1931 yılında Bulgaristan'a satılan Osmanlı arşivleri efsane gibi anlatılır. Olayın aslı şudur; o dönemin İstanbul defterdarı, boş alan oluşturmak için tamamı Maliye ile ilgili belgeleri, Bulgar Boris'in fabrikasında kullanılmak üzere hurda kağıt olarak satıyor. Bu konuda Ankara'ya da haber vermiyor. Sonra bu belgelerin Osmanlı dönemine ait olduğu ve değeri olabileceği yolunda tartışmalar başlamış. Hatta o dönem Meclis'te de gündeme gelmiş. Sonra tren durdurulmak istenmiş sınırda ama çok geç kalınmış. Bulgaristan hükümeti ile bu konudaki girişimler yıllardan beri sürüyor. Bulgaristan hükümeti bunu arşivine almış. Hurda kağıt olarak kullanılmasına izin vermemiş". 72
LAHEY'DEN HUKUKİ BİR KATLİAM…
Bir devlet, kendi askerlerinin dünyanın gözü önünde yaptığı katliamları 'elinde olmasına rağmen durdurmayarak' uluslararası hukuku ihlal etmekten suçlu bulunurken, nasıl olur da suç ortağı sayılmaz?
Uluslararası Adalet Divanı'nın 1995'te Srebrenitsa'daki Bosnalı Müslümanların katledilmesindeki Sırbistan rolüne dair verdiği karar hatırı sayılır ölçüde karmaşık duygulara vesile oldu. Bir yanda uluslararası bir mahkemenin bir devletin soykırımdaki sorumluluğunu telaffuz etmesi olgusu var, diğer yanda, Adalet Divanı'nın aldığı karar, birilerine bir şey verip geri kalan her şeyi olduğu gibi bırakmaya çalışan hukuki ifadelerden biri niteliğinde… Velhasıl mahkemenin kararı ne şiş yansın ne kebap çabasının bir tezahürü…
Katliam en ince ayrıntısına kadar planlandı ve 13-19 Temmuz arasında altı gün boyunca devam etti. Katliamlar sürerken ve dünyanın bütün medya organlarında haberleri çıkarken Sırp yetkililerin bundan bihaber olması akıl kârı mı? Bu noktada, Sırp liderlerin neler yaşandığı konusunda bilgilendirildiğine ve buna rağmen Mladiç'e verilen askeri, mali ve siyasi desteğin hiç kesilmediğine inanmak çok daha mantıklı görünüyor.
TSK YANLISI YAZARLAR
Ertuğrul Özkök, Özdemir İnce, Fatih Çekirge, Bekir Coşkun, Mehmet Y. Yılmaz, Fikret Bila, Melih Aşık, Semih İdiz, Doğan Heper, Güneri Cıvaoğlu, Nail Güreli, Yasemin Çongar, Güngör Uras, Güler Kazmacı, Yazgülü Aldoğan, Hakan Çelik, Kurtul Altuğ, Saygı Öztürk, Mehmet Türker, Rahmi Turan, Hüseyin Avuç, Ali Öztürk, Fatih Altaylı, Erdal Şafak, Aslı Aydıntaşbaş, Muharrem Sarıkaya, Hakkı Yalçın, İlker Sarıer, Mehmet Çetingüleç, İsmail Küçükkaya, Güler Kömürcü, Ali Saydam, Servet Kabaklı, Sırrı Yüksel Cebeci, Deniz Ülke Arıboğan, Deniz Som, Ali Sirmen, Emekli Tümgeneral Doğu Silahçıoğlu, İlhan Selçuk, Yılmaz Öztuna, Nuri Elibol, Fuat Bol, İsmet Giritli, Taylan Sorgun, Yıldıray Çiçek, Necdet B. Sivaslı, Ali Öncü, Orhan Karataş, Sadi Somuncuoğlu, Hayri Köklü, Altemur Kılıç, Yavuz Selim Demirağ, Altan Öymen, Behiç Kılıç.
TSK KARŞITI YAZARLAR
Mehmet Ali Birand, Cüneyt Ülsever, Hadi Uluengin, Ece Temelkuran, Çetin Altan, Hasan Cemal, Can Dündar, Nuray Mert, Yıldırım Türker, Murat Belge, Hasan Celal Güzel, Soli Özel, Ergun Babahan, Umur Talu, Mehmet Altan, Engin Ardıç, Faruk Mangırcı, Ömer Lütfi Mete, Oral Çalışlar, Hikmet Çetinkaya, Alican Satılmış, Lale Sarıibrahimoğlu, Derya Sazak, Taha Akyol, Nazlı Ilıcak, Ufuk Güldemir, Şakir Süter, Güngör Mengi, Bilal Çetin, Ruhat Mengi, Okay Gönensin ve Nihat Genç.
AHMET HAKAN'IN HAYSİYETİ
02.03.2007 Tarihli Hürriyette şunları yazıyor:
"28 Şubat olmasaydı…
Hala "bir partiye mensup olmak" ile "bir dine mensup olmak" arasında vazgeçilmez bağlar kurmaya devam edilmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala "kamu önünde" başka, "dostlar arasında" başka konuşmayı şiar edinenlerin egemenliği sürmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala hesabını veremeyeceği cümleleri, hem de en üslupsuz bir şekilde kuran hatipler, gözbebeği olmaya devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala kafasındaki "din algısı"nı bütün bir topluma dayatma niyeti olanlar, bu niyetlerini gerçekleştirme iddialarını sürdürmeyecekler miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala her taşın arkasında "mason parmağı" ya da "Yahudi oyunu" arayanların egemenliği devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala o bıktırıcı "gizli ajandalar", "şifreli konuşmalar", "gözlerime bak ne dediğimi anlarsın oyunları" bütün hızıyla devam etmeyecek miydi?
28 Şubat olmasaydı…
Hala oy hesabıyla koca toplumu "biz" ve "onlar" diye ikiye bölüp bunun üzerinden siyaset yapmak "cihat" olarak algılanmaya devam etmeyecek miydi?
Hiç kuşkunuz olmasın: Hepsi aynen devam edecekti…"
Evet 28 Şubat olmasaydı, Ahmet Hakan gibilerin içi dışa dökülmeyecekti.
İNANMAK YA DA İNANMAMAK… İŞTE BÜTÜN MESELE BU
Aytunç Altındal (Araştırmacı – Yazar)
1. Amerika'da AIDS hastalığı bizzat devlet tarafından Afrikalıları yok etmek amacıyla çıkarıldı.
2. Los Angeles'ta "crack" olarak bilinen uyuşturucu hap bizzat devlet ajanları tarafından dağıtılıyor ve çoğu homoseksüel kişilerin uyuşturulması sağlanıyor.
3. Türkiye'de sistematik olarak her 3 – 4 ayda bir borsada büyük panik başlatacak bir komplo ortaya atılıyor ve bu arada birileri 7 – 8 milyar dolar parayı toz ediyor.
Dr. Erol Mütercimler (Yazar-Televizyon Yapımcısı)
1. General Mustafa Kemal'i Samsun'a çıkaran gemi aslında yepyeni bir transatlantikti.
2. Türkiye'de de faaliyet gösteren bir bankanın arması aslında St. Andrew Haçı'dır. Bu Haç İskoçların milli sembolü olmasının dışında 29. masonluk derecesine verilen makamdır.
3. Dünyanın en zengin petrol yatakları Türkiye'nin tam altında 6.000 metre derinlikte yatıyor.
Sinan Aygün (Anakara Ticaret Odası Başkanı)
1. Büyük Ortadoğu Projesinin bir sonraki ayağı Karadeniz olacak. ABD daha önce de Karadeniz'i ele geçirmeyi denemiş ama Türkiye, Rusya ile işbirliği yaparak bunu önlemiştir. Bu süreç yeniden yaşanacak.
2. Üst kademedeki devlet görevlilerine suikast girişimleri olacak. Özellikle Türk Silahlı Kuvvetleri hedef alınacak.
3. Türk tarımı iflas ettirilecek. Topraklarımız kullandıktan sonra kendini imha eden ve kaynağı İsrail olan genetiği değiştirilmiş tohumlarla işleniyor. İsrail tohum satışını sıfırlayacak ve büyük bir açlık tehlikesi doğacak.
Prof. Dr. Mahir Kaynak (Araştırmacı-Yazar)
1. 1980 öncesinde varolduğuna inanılan sağcı ve solcular. Bunların hepsi aynı kaynaktan besleniyorlardı. Yıllar sonra doğruluğu da ortaya çıktı zaten.
2. Yahudiler dünyayı idare ediyorlar. Bu işin kolay tarafı… Ama El Kaide'yi bir türlü yok edemiyorlar. Çünkü bu çok zor.
3. SSCB 'nin dağılması, Komünist Parti'nin intihar etmesi ile gerçekleşen son derece bilinçli bir tercihti. Dışarıdan hiçbir müdahale söz konusu değildi.
Nihat Genç (Yazar)
1. Türkiye'yi sabetaycılar yönetiyor. (Bunun 20'inci yüzyıldaki versiyonu da "Dünyayı Siyonistler'in yönettiğiydi.)
2. Adnan Menderes idam edildi. Çünkü Ardahan'ı Ruslara satmıştı.
3. Türkiye'nin elinde kimsenin bilmediği öyle bir bomba var ki onunla dünyayı dize getirebilir. 73
GÜLER SABANCI'NIN YÜZÜĞÜNDEKİ MESAJ
Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı'nın yeni yüzüğünü Akşam görüntüledi. Padişah kavuğu şeklinde tek taşlı yüzük, 'Osmanlı hoşgörüsü'nü sembolize ediyor. Yüzükte Arapça Allah yazısı, Hıristiyanların haçı ve Musevilerin Davut yıldızı bir arada.
IRAK'TA 205 ÖĞRETİM GÖREVLİSİ TEK TEK ÖLDÜRÜLDÜ
İşgalin ardından iç savaşa sürüklenen Irak, geleceğini tehdit eden suikastlar zinciri yaşıyor. Ülkenin birikimlerini gelecek nesillere aktaracak olan öğretim görevlileri, kimliği belirsiz kişiler tarafından planlı bir şekilde öldürülüyor.
Son iki yılda, 'ülkenin hafızası' kabul edilen 205 akademisyen, faili meçhul cinayete kurban gitti. Katledilenlerin çoğu Sünni; ancak Şiilerden de çok sayıda can kaybı var. Saldırılara hükümet içerisindeki kimi güçlerin destek verdiği iddia ediliyor. Bazı ülkelerin, suikastları yönlendirdiği, Şii lider Mukteda el-Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu'nun da cinayetlerde tetikçi rolü üstlendiği ileri sürülüyor. Bağdat'tan destek görmeyen hocalar, UNESCO'dan yardım istedi.74
MUSTAFA KOÇ TA BUSH KARŞITI!
TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa Koç, ABD'nin bazı hassas konularda Türkiye'nin yanında yer almadığını belirterek, "PKK konusunda somut adım atmıyor, Kerkük'te referandumda ısrar ediyor" diye konuştu.
Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği'nin (TÜSİAD) Yüksek İstişare Konseyi olağanüstü toplantısında konuşan Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Mustafa V. Koç, "ABD'nin bazı hassas konularda yer almadığını PKK konusunda somut adım atmayarak, Kerkük'te tarihsel gerçeklere ters düşecek bir sonuç vermesi kaçınılmaz referandumda ısrar ederek ilişkileri gerdiğinin altını çizdi Mustafa Koç, Ermeni soykırımı iddiaları ile ilgili bir kararın kongreden geçme ihtimali de kaygıları artırdığını belirtti. Kafkasya, İran, Irak, Suriye, Lübnan, Filistin, İsrail, Kıbrıs, Yunanistan'dan oluşan bir ateş çemberinin ortasında kaldıklarını vurguladı.75
AKP'Lİ İSMET ÖZEL
TRT İnt. Pazar
Arif Nihat Asya'ya Bayrak şiirinden dolayı hücum edip
"Bayrağa selam vermeyen kuşun yuvasını bozan zihniyetle bizim aramızda hiçbir bağ bulunamaz.." diyor.
Ve bu yaklaşımın insani olmadığını söylüyor.
Milli duyarlılığı sert ve sivri bir benzetmeyle dile getiren şaire sataşarak hem ucuz kahramanlığa soyunuyor hem de soysuzlaşmaya fetva çıkarıyordu.
ELDEN DAĞITILAN PARALAR NEREDE?
'2 Mart 2003 NewYork POST (www.nypost.com) Gazetesi ANKARA'nın İHANETİ (Ankara's Betrayal) başlıklı yazıdan ilginç satırları okuyalım; 'TÜRKLERE VAAT EDİLEN 15 MİLYAR DOLARI KÜRTLER'E VERELİM. Türkiye'nin tezkereye hayır kararı ABD'nin savaş planlayıcıları için büyük hayal kırıklığı oldu. Eğer Türk Parlamentosu hayır demeye devam ederse Ankara Washington'dan gelecek 15 milyar dolar bağış krediden mahrum kalacak. Washington Türkiye'yi ihya etmeyi planladığı bu parayla peki şimdi ne yapacak? İşte size bir fikir; Kuzey Irak'ta bekleyen Kürtler'e yollayın bu 15 milyar doları. Ama Kürtler Türkiye içinde problem arz ediyor, ne yapalım bize ne? Kürtler ne istiyorsa verilmeli hem de hiç bekletmeden, nakit para, silah, cephane, Stinger füzeleri, bilhassa yerden havaya olan füzeler hemen verilmeli Kürtler'e, bu füzeleri Kürtler, Türk helikopterlerine karşı kullanabilirler.'Stratejik ortağımız (!) Washington, söz konusu 15 milyar doların çoook fazlasını Barzani ve Talabani'nin peşmergelerine vermiş midir dersiniz?!76
28 ŞUBAT'IN İLK SİNYALİ VE TALAT HALMAN'IN MAKALESİ
28 Şubat post-modern darbesinin, ilk sinyali diyorum. Çünkü bu hareketin ABD'de planlanıp yurt içine intikal edinceye kadar sonradan ortaya çıkan gizli aşikâr safhaları ve ayakları vardır. Önce Halman'ın mektubu ile söze başlayalım:
Talat Halman, 30 Nisan 1997 tarihinde Milliyet gazetesinde yayınlanan makalesinde özet olarak şöyle diyor:
"Hükümetin akibeti ne olursa olsun, RP'nin bir parti olarak bölünmesi hayırlı ve uğurlu olacak.
Aslında sosyal demokratlar gibi, din partilerinde de, görüş farkları yüzünden bölünmeler olması doğaldır. Refah bölünmese bile yeni din partileri kurulması mümkündür. Düşünün; Refah'tan üç parti doğarsa, yeni seçimlerde hiçbiri barajı aşamayabilir. Ya da yepyeni bir parti kurulursa belki yeni partiler küçümen partiler olurlar TBMM'de.
Milletçe okuyup üfleyelim de birleşik din cephesi delinsin, bölünsün, parçalansın tek çıkar yolumuz bu olsa gerek."
Halman Millî Görüş delinsin, bölünsün, parçalansın diyor. Kendisine yenilikçi diyen bir kısım Fazilet Partililer ise bir medyum tarafından uyutulmuş ya da bir komutandan emir almış gibi, hemen tıpış tıpış birer ikişer AKP cephesine iltihak ediyorlar." 77
28 ŞUBAT VE GRİLER
Gazeteci İlnur Çevik, Refahyol iktidarının "sıkı" adamlarındandı. Sürekli Erbakan'ın çevresindeydi.
28 Şubat süreci başlayınca ani bir dönüşle "Erbakan'a çakan" bir yazı patlattı. Bu yazı Emin Çölaşan'ın dikkatini çekti ve Çölaşan "İlnur durumu gördü ve döndü" diye bir yazı yazdı.
Bakın o yazının perde arkasında neler var?
Çevik'in sıkı Refahyolcu olduğu günlerde dönemin Genelkurmay 2. Başkanı Çevik Bir, İlnur Çevik'i çağırdı ve şöyle dedi:
"İlnur Bey, arabuluculuğa soyunuyorsunuz. Bu sizi gri yapıyor. Oysa biz griyi sevmeyiz. Ya beyaz olacaksınız ya siyah. Bakın biz beyazız. Karşı taraf ise siyah. Kararınızı verin ve ya beyaz olun, ya gri…"
İlnur Çevik kararını hemen oracıkta verdi: "Ben de beyazım."
Ve hemen koşup o yazıyı yazdı.
Bakmayın siz şimdi 28 Şubat'a veryansın edenlere.
O dönemde hepsinin rengini gördük biz."
İŞTE SİZE SABATAİST KÖKENLİ BİR AİLEYE FETULLAH GÜLEN'İN TAZİYESİ:
Taziye
Kıymetli insan, vefalı dost Abdurrahman Selçuk Berksan, Ömer Faruk Berksan Beylerin ve Gülsüm Betül Karagöz Hanımefendi'nin anneleri
Zehra Ülker
Hanımefendi'nin Ezel ve Ebed Sultanı'na yürümüş olduğunu öğrenmenin hüznü içindeyim. Merhumeye Allah'tan af ve mağfiret diler, Berksan ve Ülker aileleri başta olmak üzere tüm akraba ve sevenlerine taziyetlerimi arz ederim.
M.Fethullah Gülen
Soru: Ezel ve Ebed Sultanına yürüyene üzülmek mi gerekir, sevinmek mi,?
LAVRENS KİMDİR?
Albay Lavrens, küçük yapılı, sarışın, mavi gözlü genç bir adamdır. Oxford Üniversitesi mezunu ve eski eserlerle meşgul, şiirden de hoşlanan bir ilim adamı olduğu halde, cihan harbinde, Arabistan'da son derece cesaretiyle başardığı büyük işler, henüz cihanca meçhuldür. Lavrens pek mütevazı ve zerre kadar şöhret düşkünü olmaksızın, Arabistan'ın birbirleriyle geçinemeyen kabilelerini Türklere karşı pek tesirli askeri hareketlerde bulunmak üzere birleştirmeye muvaffak olmuştur. Daha evvel birçok Sultan ve Halifeler bile bu işi başarmaya muvaffak olamamış oldukları halde, Lavrens, Mekke Emiri'nin bedevi ordusunun başına geçti. Ve tıpkı Mareşal Allenby'nin Filistin'deki hıristiyanlarla yahudileri kurtardığı gibi, o da milyonlarca Müslümanın yaşadığı Arabistan ile Arzı Mukaddesi Türklerden kurtardı."
O Lavrens ki, İslam kardeşliğini dinamitlemiş, yüzlerce Türk askerinin şehit edilmesine sebep olmuş; hatta Filistin ve Suriye bile onun yüzünden elimizden çıkmıştır.
(Kaynak: Fahreddin Paşa'nın Medine Müdafaası, Feridun Kandemir, Yağmur Yayınları)
BAYBURTLU HACI ŞABAN EFENDİ'NİN ERBAKAN'A SEVGİSİ BÜYÜKTÜ
"Her çoban, sürüsünden mes'uldür" diyerek toplum ve cemaat önderlerinin tabiilerine Allah (c.c.) indinde meşguliyetlerini müdrik olarak yol göstermede Allah'tan korkarak O'nun rızasına uygun olarak yol göstermenin üzerlerine büyük bir manevi mesuliyet görürler ve "Mü'min reyinden mes'uldur" derlerdi. Milli Görüş Lideri Muhterem Prof. Dr. Necmettin Erbakan hocam için "Gardaş o, Allah için canını ortaya koydu. Biz ise "Perdenin arkasında reyimizi verip de destekleyemedik" derdi* (Anlamayanları kastederek) Erbakan Hocamı o kadar çok severlerdi ki, kendisinden 25 yaş küçük olmasına rağmen "Erbakan Efendimiz" diye hitap ederlerdi. Bir defasında ise, "Erbakan Efendimizin aleyhinde konuşanın ağzını kapatın gardaş" diyerek hiddetlendiğine şahit olmuştuk. Ve bir tenbihte bulunurdu şöyle ki, "Gündüzleri her gün oruç tutsanız, her gecenizi de namazla geçirseniz, Allah'ın dostlarına düşman, düşmanlarına da dost olursanız yanınıza kalan açlık ve uykusuzluktan başka bir şey değildir, hadisi şerifi hatırlatır meselenin ehemmiyetine işaret ederlerdi.78
CESUR SAVCI ARANIYOR!
Dilara öldü. 10 gündür yazıyoruz… Necmettin Erbakan Hoca onlara "tatlı su Müslümanları… Sıkıntıya-çileye talip olmayıp şerbete koşanlar…" adını takmıştır. Bir savcı aranıyor. Cesur bir savcı!
Kumar-baz: Kumar oynayan. Ateş-baz: Ateşle oynayan. İşve-baz: İşveyle oynayan. Can-baz: Canla oynayan… Dilara öldü. 10 gündür yazıyoruz. Bulunan belgelerden, bilgilerden, yazılanlardan, İSKİ dere ıslahı işinde ihalebaz, hokkabaz, partibaz, vakıfbaz gibi bir sürü oyun ile oyuncunun iç içe olduğu ortaya çıkıyor. Cesur bir savcı. Araştıracak. Dibine inecek. Belge toplayacak. Birlik Vakfı'nın kurucularından Adalet Bakanı Cemil Çiçek dün beni aradı ve "Herhangi bir savcımıza görev vermek benim işim değil. Bir cesur savcı çıkıp bu işin üzerine giderse ben o cesur savcının arkasında olacağım. Bu şirketlerle şahsen benim milyonda bir, milyarda bir de olsa hiçbir ilişkim, bağlantım yoktur" dedi… Necmettin Erbakan'dan koptukları için Erbakan Hoca onlara "tatlı su Müslümanları… Sıkıntıya-çileye talip olmayıp şerbete koşanlar…" adını takmıştır. Bir savcı aranıyor. Cesur bir savcı! 79
28 ŞUBATÇI GENERALLER, MESUT YILMAZ'I PERİŞAN ETMİŞLER!
Özal'ın kurduğu ANAP, 12 Eylül askeri müdahalesine anti-tez olarak ortaya çıkmıştı. Evren 1983'te seçime bir gün kala " İlle de bizim kurdurduğumuz MDP'ye oy verin " doğrultusunda bir konuşma yapınca, ANAP tek başına iktidar olabildi.
Oysa 28 Şubat post-modern askeri müdahalesinin Başbakanı Mesut Yılmaz, bu dönemin siyasi dayanağı da ANAP oldu.
Hatırlarsınız. Başbakan olduktan sonra Mesut Yılmaz " Benim kimseye diyet borcum yok " diye bir demeç vermişti.
O dönemi içinden yaşayanlardan biri anlattı. Bu demecin ertesindeki MGK toplantısında, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, Başbakan Yılmaz'ın uzattığı eli sıkmayıp, ellerini arkalarında tutuyorlar. Yılmaz da bu toplantıyı terk edip, Başbakanın elini sıkmayan generallerin emeklilik kararnamesini hazırlayacak yerde, bir şey olmamış gibi yerine oturuyor.
Siyaseti derinden bilen bir dostum bu olayı yorumlarken şöyle dedi:
– Mesut Yılmaz MGK'yı terk edip, generallerin emeklilik kararnamesini hazırlasaydı ve sonra erken seçim kararı alsaydı, ANAP tek başına iktidar olurdu.
Başta da söylediğim gibi, toplumsal bütün ilişkilerde herkes kendisinin ve yönettiği kurumun işlevini bilmelidir.80
MUSTAFA KEMAL'İN UZAK GÖRÜŞLÜLÜĞÜ
Daha kolağası Mustafa Kemal iken, onun görüşlülüğü çevresinin dikkatini çekerdi. Bütün arkadaşlarının saygı ve güvenini kazanmıştı. Bunlarla ilgili bir anımı anlatmak isterim: Mustafa Kemal, o zaman sıhhiye müfettişi olan Dr. Tevfik Rüştü, Nuri Conker ve Salih Bozok Beylerle birlikte Selanik'teki Olimpiyos birahanesinde oturmuş içerlerken, devletin dış politikası söz konusu edilir. Mustafa Kemal Bey, bazı ağır eleştirilerden sonra Tevfik Rüştü Bey'i göstererek şöyle der: "Bu yanlış politikayı bir gün doktor vasıtasıyla düzelteceğim."
Nuri Conker gülerek sorar: "Nee? Sen mi düzelteceksin?
"Evet. Doktoru Dışişleri Bakanı yapacağım." "Demek doktoru Dışişleri Bakanı yapacaksın. Ya beni?"
"Seni de vali ve kumandan yaparım." Konuşmaya Salih Bozok da karışır: "Herhalde bu arada beni de bir şey yaparsınız?"
"Salih, seni yaver yapacağım ve yanımdan ayırmayacağım."
Nuri Bey dayanamaz ve sorar: "Allah'ını seversen, sen ne olacaksın ki hepimize şimdiden böyle birtakım makamlar veriyorsun?"
Mustafa Kemal cevap verir: "Bu memuriyetleri ve makamları veren ne ise, işte ben o olacağım…"81
POWELL'DAN İTİRAF: IRAK KARA BİR LEKE
ABD, eski Dışişleri Bakanı Colin Powell, Irak'ta kanıtlarına rastlanamayan ancak savaş nedeni olarak gösterilen kitle imha silahları ile ilgili olarak Birleşmiş Milletler'de (BM) yaptığı konuşmadan üzüntü duyduğunu açıkladı. Powell şunları söyledi: "Şubat 2003'te BM Güvenlik Konseyi'nde, Irak'ı nükleer, biyolojik ve kimyasal kitle imha silahları üretmekle suçladığım konuşmam, yaşamımda kara bir leke olarak kalacak. Tamamen CIA'dan aldığım bilgilere güvendim. Başkan George Tenet'de bilgilerin tamamen doğru olduğuna inanıyordu. Bana verdiği bilgilerin doğru olduğuna inanıyordu. Amerika'nın Irak'ı işgal etmesinden sonra yetkililer Irak'ta kitle imha silah olduğuna dair hiçbir kanıt bulamadı. 11 Eylül ile Saddam rejimi arasında bağlantıyı gösteren tek bir kanıt yok."
SAMİ SELÇUK NE DEMEK İSTİYOR?
Yargıtay eski başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk'un "8sutun.com"da yayınlanan ve bazı yargı organlarının gereksizliğine işaret eden görüşlerini şöyle açıklıyor: Türkiye'de "Yüksek Mahkeme" kavramı aşındırılmış biçimde kullanılıyor. Türkiye'de yüksek mahkeme yoktur. Anayasa yargısı, adli yargı ve idari yargı bir mahkemede birleşmişse buna "Yüksek Yargı" denilir. Yüksek mahkemelerde, sadece yargıçlar bulunur. Bunların sayıları 150 olmaz, 8-15 arası olur. Bu tür yüksek mahkemede başkan değil "Baş Yargıç" vardır. Yüksek mahkeme ilkelerle uğraşır, yıl da en fazla 50-200 dava gelir. Örneğin 1993'te Yargıtay'ın kuruluş yıldönümüne Kanada Yüksek Mahkemesi davet edildi. Onlar "Siz Yüksek Mahkeme değilsiniz" diye gelmediler.
GALATYALILARA FAKS!
Hristiyan misyonerler için Anadolu'nun özel bir önemi var. Çünkü tarihte bilinen ilk misyonerlik çalışmaları Aziz Pavlus'la birlikte Anadolu'da başlamıştı. Bugünkü anlamda Hristiyanlığın temellerini atan adamda yine bu Pavlus idi. Yahudilikte kullandığı asıl adı Saul'dur. Roma topraklarında misyonerlik çalışmalarını yaparken Pavlus adını kullanmıştır. Tarihte bilinen ilk misyonerdir. Tarsus'ta doğmuştur. Pavlus'un Tarsus'lu olması nedeniyle Hristiyan misyonerler Tarsus bölgesine özel bir kutsiyet atfederler.
Bugünkü Misyonerler için en önemli bölgelerden biride Galatyalılar bölgesidir. İncil'de "Galatyalılar" diye özel bir bölüm vardır. Bu bölümde Pavlus'un "Galatyalılara Mektupları"na yer verilir. Yine Pavlus'un misyonerlik faaliyetleri için gittiği ilk bölgelerden biri bu Galatya bölgesidir. Peki Pavlus'un mirascıları olarak bugünkü misyonerlerinde "Galatyalılar bölgesi!" diye adlandırdıkları ve özel bir önem verdikleri bölge neresi?
Tabii ki Başkent Ankara! Çünkü Ankara ve bölgesi Millat'tan sonraki ilk yıllarda Galatya (Galatia-Galatians) bölgesi olarak biliniyordu. Galatya krallığı vardı.
ERDOĞAN'LA HOLBROOKE NEYİ GÖRÜŞTÜ?
CHP Genel Başkan Yardımcısı Onur Öymen, "Holbrooke, Türkiye teröristlere karşı askeri müdahale yapmasın da müzakerelerle siyasi bir çözüm bulsun diyor. ABD Irak ve Afganistan'da niçin askeri çözüm arıyor o zaman? Bunlar Türkiye'nin teröristlerle mücadelesinden rahatsızlık duyuyorlar. İnsanlar ölüyor, zenginlikler talan ediliyor, bu onların umurunda değil. Müdahale etmeyin diyorlar. O zaman siz müdahale edin. Onlar da müdahale etmiyor. O zaman kim bunlarla mücadele edecek? Tabi Başbakan bunları soramıyor?"
İĞRENÇ TEKLİF!
Kubad Talabani! Irak Devlet Başkanı Talabani'nin oğlu!
Aynı zamanda Kürt yönetiminin Washington temsilcisi!
Genç Talabani'yi "Ya Amerika çekilirse korkusu" iyice sarmış ki bunun kendileri için tam bir felaket olacağını belirtip böyle bir durumda korunmalarını talep ediyor!
Ve korunmaları için Amerika'ya iğrenç bir teklifte bulunuyor.
Diyor ki:
"İslami Ortadoğu'nun kalbinde yer alan nispeten demokratik ve açık Kürt bölgesi korunmalıdır!"
Bu ne demektir?
Bu demektir ki "İslam ile olan mücadelenizde bizden iyi bir partneri asla bulamazsınız!"
Ya da "Sizin adınıza biz İslam'a karşı mücadele veririz" demektir!
Bundan daha iğrenç bir işbirliği teklifi düşünemiyoruz.
MUSEVİ VE MASON ÇIKARMASI…
ABD'deki Musevilerin zirve örgütü Amerikan-İsrail Halkla İlişkiler Komitesi AIPAC, 15 Nisan'da İstanbul'da toplanarak. Öte yandan, Türkiye'de, 7 kente dağılmış 43 locası ve 8 hizmet binasıyla faaliyet gösteren Özgür Masonlar Büyük Locası da, Akdeniz Masonlar Birliği üyelerini Antalya'da ağırlayarak. Masonlar, 22-23-24 Mart tarihinde Sheraton Voyager Antalya Hotel'de düzenlenen toplantıların aralarında Antalya'nın tarihi ve turistik yerlerini gezip, seminerler dinleyerek ve masonik ayin yaptılar. "Turist geliyor ne güzel" değil mi?
İSRAİL, İRAN'I NEREDEN VURACAK?
LE MONDE'da okudum, bir Ortadoğu uzmanı İsrail'in İran'ı üç yoldan vurabileceğini yazıyor: Birinci yol, şayet ABD izin verirse Irak hava sahasını kullanarak; ikinci yol, Kızıldeniz ve Hint Okyanusu yoluyla, bu şıkta uçakların havada yakıt ikmali yapması gerekiyor.
Üçüncü yol, Türkiye'den…
Türkiye'den nasıl vuracak? Zaten şu anda İsrail hava kuvvetleri Orta Anadolu'da talim yapıyorlar. Bir gün talim diye havalanabilirler, komşu ve kardeş İran'ı vurabilirler.
İran Türkiye'den vurulunca armut mu toplayacak?.. Şahap füzelerini ateşleyecek…
ABD'nin de İran'a saldırma ihtimali varmış.
İran, buna karşı Amerikan uçak gemilerinden birini vurabilirmiş, bu da 11 Eylül İkiz Kulelerin yanıp yıkılmasına denk bir hezimet olurmuş süper güç için.
İran'a karşı girişilecek muhtemel (olası) saldırıda nükleer bombalar ve füzeler kullanılacakmış.
Peki bu işin sonu nereye varacak? Elbette ki, 3'üncü dünya savaşına.
Saldırının önümüzdeki aylarda olması bekleniyormuş…
HEPİMİZ KOYUNUZ!
Bağırıp çağırıp durmayın sağda solda. Biz ne Hrant Dink'iz, ne Ogün Samast'ız; çünkü hepimiz koyunuz. Üstelik de iyice semirmiş, yağlanmış cinsinden.
Sofraya servis edilmeye hazır bir vaziyette kaderimizi bekliyor, nereye derlerse oraya doğru sürükleniyor; otlanıyor, meleşiyor, toslaşıp duruyoruz. Önümüz uçurumsa uçurum, aldıran yok. Herkes birbirine bağırıp duruyor. En milliyetçisi, en küreselcisi, en devletçisi, en laikçisi, en ırkçısı herkes aynı sürüye girmiş bulunuyor. Kimin gerçekte neci olduğunu keşfetmekse artık imkansız. Hepimiz aynı uçuruma doğru koşuşturduğumuza göre, kimlik tespitine de gerek yok zaten. Varsın sürünün ardından "nasıl bilirdiniz" diye sorduklarında, "biraz kimliksiz, kişiliksiz bilirdik" desinler. Buna razıyım da, benim korkum "akılsız bilirdik, akılsız" diye dalga geçmeleri… Farklılıklar renklendirir, zenginlik katar, ruh verir. Yöneticiler bu uyumun bozulmamasının garantisi olmalıdırlar. "Akil devlet" sürünün kontrolünü ele almazsa, derinlikler çukurlaşır, uçurumlaşır. Biz de karanlıkta yalnız yürüyen insanlar misali bağırıp dururuz, "hepimiz koyunuz, kuzuyuz" diye. Üstelik de özünde mertlikten değil, korkudan!82
GÖMLEĞİ ÇIKARMAKLA YETİNMİYORLAR!
Recep Tayyip Erdoğan kendisindeki bu değişimi "Gömlek çıkarmakla" izaha çalışmıştı!
Ardından gelenler ise sadece gömlek çıkarmakla yetinmiyor, üzerlerinde geçmişe ait ne varsa hepsini çıkarıp atıyorlar!
Evet, sadece gömlek çıkarmak onlara yetmiyor, üzerlerinde atlet-fanila her ne varsa hepsini çıkarıyorlar!
AKP'li İhsan Arslan'ın Vatan gazetesinde Mustafa Mutlu'nun köşesinde yayınlanan açıklamalarını okuduğumuz zaman nutkumuz tutuldu desek yeridir.
Hani "Bıraksalar ağlayacaktık" derler ya öyle bir havaya girdik!
"Ah İhsan, vah İhsan" diye Mustafa Mutlu'ya telefonda söylediklerini tekrar tekrar okuduk! Yalnızca okumakla kalmayıp çok yakın müşterek dostlarımızla bu satırları "Bize ne oluyor?" diye paylaştık!
Okuduklarımız ve duyduklarımız hepimizin kafasını karıştırmaya yetti!
Mustafa Mutlu'nun köşesinde İhsan Arslan'ın sözleri şöyle veriliyor:
"Bundan 15-20 yıl öncesine kadar sapına kadar şeriatçıydım. Radikal İslamcıydım. Panislamisttim. Ama şu anda bu görüşlerden en ufak bir iz bile taşımıyorum. İnsanlar değişir, gelişir. Ben de değiştim. Artık devletin bütün dinlere eşit mesafede olması gerektiğini, Türkiye'nin gerçek coğrafyasının Misak-ı Milli ile belirlenen sınırlar olduğunu düşünüyor ve buna inanıyorum. O kitaptaki sözler artık beni bağlamıyor."83
RUMLAR AKDENİZ PETROLÜNÜ PAZARLIYOR, AKP ELİNİ ÖPECEK PAPAZ ARIYOR!
Kıbrıs'ın tamamını sahiplenerek petrol arama girişimleri başlatan Rumlar'ın BP, Total, Exxon Mobil, Shell ve Petrobrass gibi uluslar arası petrol devleri ile gizlice temas kurduğu ortaya çıktı. Petrol arama konusunda Mısır ve Lübnan ile anlaşan Rumlar'ın Doğu Akdeniz'in tamamını parsellemesi, Türkiye ve KKTC'nin haklarını yok sayması ve uluslar arası anlaşmalar aykırı davranması görmezden geliniyor.
Hürriyet Gazetesi'nde yer alan habere göre, Rumlar, 25 Ocak'ta yabancı ülke büyükelçilerine pazarlama sunumu yaparak şirketlere, "çok kâr payı" vaat eden bir teklifte bulundu. Rum Sanayi ve Ticaret Bakanı Mihailides, büyükelçilere verdiği petrol brifinginde, Mısır ile anlaşmanın tamamlandığını, Lübnan ile imza aşamasına gelindiğini, İsrail ve Suriye ile anlaşma yapmak için görüşmelerin yürütüldüğünü imzalı özel bir mektupla bildirdi
Türkiye'nin tepkisine rağmen doğu Akdeniz'de petrol ve doğalgaz ihalesi açan Rum lider Tasos Papadopulos'un, 2500 metre derinlikten petrol çıkarma teknolojisine sahip, BP, Total, ExxonMobil, Shell ve Petrobrass ile kapalı kapılar ardında temas kurduğu ortaya çıktı.
KAHRAMAN PAMUK KAÇTI!
ilginç bir haber aldık.
"Türkiye'nin Nobel Ödüllü Yazarı Orhan Pamuk, Türkiye'deki olaylardan tedirgin olmuş ve Türkiye'yi terk etmeye karar vermiş."
Haber dedikodudan öteydi.
Pamuk'un bankasına giderek hesabından 400 bin dolar çektiği ve "uzun süre geri gelmemek üzere" Türkiye'den ayrılacağını öğrendik.
ERDOĞAN ÇÖMEZ KAVGASI
Bahçelievler Kız Yurdu'na gece baskını düzenleyip "33 öğrencinin yerinde olmadığını gördüm" diyen ve bu girişimiyle Devlet Bakanı Çubukçu'nun tepkisini çeken Turhan Çömez'le, Erdoğan arasında şu diyalog geçti:
Nimet hanım'la uğraşma
ERDOĞAN: Bakan Nimet Hanım'la niye bu kadar uğraşıyorsun?
ÇÖMEZ: Kendisiyle bir problemim yok.
ERDOĞAN: Onunla bir görüşmelisin.
ÇÖMEZ: Kendisine bir rapor sundum.
ERDOĞAN: Bu rapordan bilgim yok.
ÇÖMEZ: Sanırım size eksik bilgi verilmiş.
Belgelemek için gittim
ERDOĞAN: Bir erkek olarak o saatte kız yurdunu nasıl basarsın?
ÇÖMEZ: Fuhuş çeteleri kızları o saatte alıyordu. Bu iddiayı belgelemek için oradaydım. Ben sorumlu davrandım.
ERDOĞAN: Peki bunları daha sonra konuşalım.
ÇÖMEZ: 1400 çocuk kayıp!
AKP Balıkesir Milletvekili Çömez katıldığı bir radyo programında yeni iddiaları sıraladı: "Devletin koruması altında olması gereken 1400 çocuk kayıp. Ankara'daki Seyran Yurdu niye kapatıldı?"
AKP iktidarı, ne yuva ve yurtlardaki çocuklarımıza sahip çıkıyor, ne de iki yılı aşkın bir süredir başörtüsü yasağı sebebiyle okuyamayan kızlarımızın sesini duyuyor.
Yetiştirme Yurtlarında 1400 çocuğun kayıp olduğu iddiaları hükümeti karıştırdı. Devlet Bakanı Nimet Çubukçu'nun açıklamalarını "makamın gücünü iddiaları yalanlamak ya da sorunları halının altına süpürmek için kullanıyor" diyerek karşılayan Çömez, "Konu internetten öğrenilmiş bir şey değil. Bunlar belgelenmiş şeyler. Sayın Bakan, kendisine emanet edilen yavruların nerede olduğunu biliyor mu?" diye sordu.
İSRAİLLİ KOMANDOLARA BOLU'DA 'KAR' EĞİTİMİ
İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Türkiye'yi ziyaret edeceği bir tarihte, İsrailli komandoların, Bolu'da kar eğitimi alacağının duyurulması şüpheyle karşılandı. Temmuz ayında da, İsrailli kadınlar, "turist" kılığında gelerek gruplar halinde Bolu dağlarında kamp yapmıştı.
İsrailli komandoların Bolu'da 'Üstün Hizmet ve Feragat Madalyası' bulunan Bolu 2'nci Komando Tugay Komutanlığı tarafından eğitileceği belirtiliyor. Geçtiğimiz yıl ülkemizi ziyaret eden İsrail Genelkurmay Başkanı Korgeneral Halutz, dönemin Genel Kurmay Başkanı Hilmi Özkök'ten İsrailli komandoların Bolu'da ağır kış şartlarında eğitilmesini talep etmişti.
Geçtiğimiz yaz aylarında da İsrailli genç kadınlar turist kılığı altında bölgeye gelmiş ve 'Quin Of The Black Sea' (Karadeniz'in Kraliçeleri) adı altında basına ve kamuoyuna kapalı çeşitli yarışmalar düzenlemişlerdi.
İSRAİL, LÜBNAN'A YENİDEN SALDIRIYA HAZIRLANIYOR
Geçtiğimiz yaz aylarında saldırdığı Lübnan'da Hizbullah'ın sert direnişiyle karşılaşan İsrail, savaşın üzerinden altı ay geçmesinin ardından sınırda hummalı bir çalışma sürdürüyor. Lübnan sınırındaki bölgelerde yeni sığınaklar inşa ediliyor, hasar görenler tamir ediliyor ve Hizbullah ile yeni bir savaşa hazırlanılıyor.
ZAMANIN ZAĞARLIĞI
Katil Olmert: "Yahudilerin, Türk halkına tarihî borcu var" demiş
Erdoğan'ın Başbakanlık Konutu'nda onuruna verdiği akşam yemeğine katılan Olmert, ''Yahudi halkının Türk halkına tarihî bir borcu olduğunu'' söyledi. Olmert, ''Osmanlı İmparatorluğu'nun zulüm gören İspanya Yahudilerine nasıl kapılarını açtığını ve müteakip yüzyıllar boyunca önce imparatorluk sonra da Türkiye sınırları içinde eşit vatandaşlar olarak yaşamalarını sağladığını hiçbir zaman unutmayacağız.'' diye konuştu.
'İsrail'in başkenti Kudüs' ifadesine Erdoğan gülümsemişmiş
Olmert, basın toplantısında Türkiye ve Erdoğan için birkaç kez övgü dolu ifadeler kullandı. Olmert, "Türkiye, onurlu ve kendine güvenen Müslüman bir ülke. Siz bölgedeki Müslüman ülkeler arasında çok önemli köprüsünüz. Türkiye, bölgede merkezi bir güçtür." dedi. Olmert, Erdoğan ile geçmişte benzer görevlerde bulunduklarını belirtirken, "İsrail'in başkenti Kudüs'ün belediye başkanıydım." ifadesini kullandı. Erdoğan, bunu dinlerken "tebessüm" ederek bunun kabul edilemez olduğunu ortaya koydu. Türkiye, İsrail'in bu yöndeki kararına karşı çıkıyor. Türkiye Büyükelçiliği de Tel Aviv'de bulunuyor.
Sözde soykırım tasarısına ilişkin temkinli yanıt vermiş
İsrail, ABD Temsilciler Meclisi gündeminde bulunan "Ermeni soykırımı" konusunda Ankara'ya desteği kapalı kapılar ardında verdi. Kameralar önünde, "Kongre üyelerinin görüşlerine saygı duyuyorum. Neyin doğru olduğunu kendilerine bırakıyorum." diyen Olmert'in görüşmede, "Biz bu anlamda yapacağımız ne varsa yapıyoruz." ifadesini kullandığı aktarıldı.84
MESCİD-İ AKSA YIKILIRKEN
Kepçeler Mescid-i Aksa'nın altını oyarken Türkiye ziyareti gündeme geldi.. Kendisi gelmeden önce, "Erdoğan takdir ettiğim bir lider" demeci geldi. Ehud Olmert bununla kalmadı, kendisine 10 bin metre yüksekten 'kazıları durdurun' çağrısı yapan Tayyip Bey'e büyük bir jest (!) yaptı. Ankara'ya gelmeden önce kazıların durdurulduğu açıklandı. Protestolara rağmen Başbakanlıkta sıcak bir karşılama… Sonrasında da İsrail'e dönüş. Ve hemen ertesi gün Mescid'i Aksa'nın altının oyulmasına yeniden başlanılması. Oyun içinde oyun…
Malum, Siyonizm öğretisinin en önemli adımlarından birisi Mescid-i Aksa'nın yıkılması ve yerine Süleyman mabedinin inşası. Anlayacağınız İsrail asla Mescid-i Aksa'yı yıkma emelinden vazgeçmeyecek.
MANAVGAT PROJESİ YENİDEN İSRAİL'E!
Milli kuruluşlar, madenler, petrol derken şimdi de su kaynaklarımıza göz dikildi. Küresel ısınmanın da etkisiyle bir kat daha önemi artan su kaynakları üzerindeki planlar her geçen gün daha da artıyor. Manavgat çayı ve Göksu nehrinden İsrail'e su taşınması konusu yeniden gündemde. İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in Başbakan Tayyip Erdoğan ile görüşmesinde İsrail'e su taşınma konusunun enine boyuna ele alındığı belirtiliyor.85
GENELKURMAY'DAN PUTİN'E DESTEK
Genelkurmay Başkanlığı, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in 43. Münih Güvenlik Konferansındaki "ABD ve NATO"yu eleştiren konuşmanın tam metnini internet sitesinde yayımladı.
Putin, 10 Şubat 2007'deki konuşmasında, Soğuk Savaş sonrasında öngörülen tek kutuplu dünyayla ilgili değerlendirmelerde bulunmuş, "Günümüz dünyasında, tek kutuplu dünyanın kabul edilemez olmasının yanı sıra, aynı zamanda imkânsız olduğu kanaatindeyim" görüşünü dile getirmişti.
Tek taraflı ve çoğu kez gayri meşru olan eylemlerin hiçbir soruna çare olmadığını vurgulayan Putin, bunların yeni insanlık trajedilerine sebep olduğunu ve yeni gerilim noktaları yarattığını kaydetmişti.
Putin ABD ve NATO'yu şu sözlerle eleştirdi:
"BM yerine NATO ya da AB'yi koymamıza gerek yok. Ne zaman ki, BM uluslararası toplumun güçlerini gerçek anlamda birleştirir ve çeşitli ülkelerdeki olaylara gerçekten tepki gösterebilecek hale gelir ve biz uluslararası hukuku göz ardı etmeyecek duruma gelirsek, o zaman durum değişebilir. Aksi halde, şu anki durum bir çıkmaza gidecektir ve yapılan ciddi hataların sayısı katlanarak artacaktır. Buna paralel olarak, uluslararası hukukun gerek kavramsal olarak gerek normlarının uygulanması bakımından evrensel bir niteliğe kavuşması gerekmektedir."
BÜYÜKANIT GÜLEN'E DOKUNDURDU
Hürriyet'ten muhabiri Uğur Ergan'ın haberine göre Büyükanıt Amerika'da bir grup gazeteciyle sohbet ederken, New Jersey'de yaşayan Fethullah Gülen'e dokundurmadan edemedi.
Büyükanıt şöyle devam etti:
"Burada düğmeye bastım. Türkiye kristal bardak mı kırılsın? O zaman biz asker olarak boşuna varız. Gidelim Türkiye'den başka yere yerleşelim. Hatta gelelim ABD'ye (gülerek) New Jersey'e yerleşelim."
Bilindiği gibi Gülen, New Jersey eyaletinde yaşıyor!
ÇARŞAMBA İNCİL, PERŞEMBE SALSA, CUMA KATLİAM!
Bir yerde küçük insanların büyük gölgeleri oluyorsa, orada güneş batıyor demektir!
İşte Bağdat'taki Amerikalıların hayatı:
•Yemeklerini Saddam'ın sarayında, kristal avizelerin altında yiyorlar.
•Sarayın girişlerinde 11 Eylül resimleri yer alıyor.
•Bir Girişin hemen üstünde ise, "Koalisyon güçleri ve özgürlük savaşçıları için Tanrı'ya şükrediyoruz" yazısı yer alıyor.
•Kesinlikle Irak'taki yiyeceklerden yemiyorlar. Tüm yiyecek ve içecekleri dışarıdan getiriliyor. Süt, havuç, pastalar Kuveyt'den, su Birleşik Arap Emirlikleri'nden, kahvaltılıklar dahil ana yiyecekler ise Amerika'dan getirtiliyor.
•Her Çarşamba İncil günü. Çarşamba akşamları 19.00'da topluca İncil okunuyor.
•Amerikalıların yönettiği "Özgürlük Radyosu"nu dinliyorlar. Radyodan Rock müziğin yanı sıra, sürekli "Bağdat'taki kutsal görevleri!" hatırlatılıyor.
•Sarayda aynı zamanda yoga ve salsa dersleri veriliyor.
Anlayacağınız Bağdat'taki Amerikalıları Pazartesi yoga yapıyor, Salı Rock dinliyor, Çarşamba İncil okuyor, Perşembe Salsa yapıyor, Cuma günü de katliama çıkıyorlar..
Sadece Iraklıların özgürlüğü için!
Bu özgürlüğün maliyeti mi; 3 yılda 1 milyon insan hayatını kaybetti. 100 bini çocuktu!..
AKIL ALMAZ SOYGUN
12 yılda 303 milyar dolar faiz ödedik
ATO'nun "Reel Faiz Soygunu" raporuna göre 1995-2006 arasında yüksek reel faiz yüzünden Türk halkının cebinden 87 milyar dolar 'fazladan' çıktı.
Reel faiz, reel soygun!
•Dünyanın en yüksek reel faizini ödemeye devam eden Türkiye, 1994 krizini izleyen 12 yılda yıllık ortalama yüzde 17,6 reel faiz ödedi. 1995-2006 yılları arasında toplam 303,1 milyar dolar olan Hazine'nin yaptığı iç borç ödemelerinin yüzde 45'ine yakın bölümünü faizin "reel kısmı" meydana getirdi. Eğer reel faiz yüzde 5'te kalsaydı Türkiye 87 milyar, yüzde 8 düzeyinde kalsaydı 63 milyar dolar daha az faiz ödeyecekti. ATO raporunda, Hazine'nin 1995-2006 yıllarını kapsayan dönemde toplam 303 milyar dolar iç borç faizi ödediği kaydedildi.
Halk, cezaya çarptırılıyor
•Hükümetin, kaynakların büyük bir bölümünü faiz ödemelerine ayırmak için yıllardır halka kemer sıktırdığını, ülkenin en önemli varlıklarını bütçe açığının düşürülmesine katkı sağlamak için sattığını vurgulayan Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün, "Türk halkı, nedense bunun meyvesini bir türlü yiyemiyor. Yüksek reel faiz ödemeye devam ederek bir bakıma ikinci bir cezaya daha çarptırılıyor. Başbakan bütçe açığının ve kamu borcunun GSMH'ye oranının düşmüş olmasıyla övünüyor. Bunun Türk halkına yararı ne?" diye sordu.
HÜRRİYET VE KANAL-D DESTEKLİ MİSYONERLİK
Türkiye'de son dönemde hızla yayılan misyonerlik faaliyetleri Rize'de devletin resmi kayıtlarıyla tescil edildi. Jandarma ve Emniyetin hazırladığı raporda, 3 Amerikan vatandaşının İngilizce eğitim bahanesiyle Eğitim Gönüllüleri Vakfı Pazar Şubesinde misyonerlik faaliyetlerinde bulundukları tespit edildi. Turktime sitesinin haberine göre, misyonerlik yaparken yakalanan misyonerlerin görev yaptığı Eğitim Gönüllüleri Vakfı'nın kurumsal iletişim sponsorluğunu da Hürriyet ve Kanal D yapıyor.
Jandarma Komutanlığının raporuna göre 3 ABD'li misyoner Eğitim Gönüllüleri Vakfı temsilciliğinde, vakıf temsilciğinin ve vakıf genel merkezinin bilgileri doğrultusunda' 6 gün sürecek İngilizce eğitimine başladılar. Hiç bir yetkilinin 6 günde nasıl bir İngilizce eğitimi verilebileceğini sorgulamadığı 3 Amerikalı, sadece 10 seçme öğrenciyi kabul etti. Kendilerini yardım kuruluşu gönüllüsü olarak tanıtan üçlü, www.innovativehs.net isimli internet adreslerini ve mail bilgilerini kursiyerlere dağıttı. Eş zamanlı olarak kursiyerlerin iletişim bilgilerini de aldı.
Tercümanlar vasıtasıyla yapılan misyonerlik çalışmasında, eğitmenler İngilizce öğrenmenin bir şartının da İngilizce konuşulan ülkelerin kültürlerinin bilinmesi gerektiğini söyleyerek konuyu yavaş yavaş ilerletmeye başladıkları ve kursiyerlere Türkçe'ye çevrilmiş İncil ile "İsa Mesih'in Yaşamı", "Yaradılıştan Sonsuzluğa" ve "Bir İbadet Toplantısı" isimli CD'lerin verildiği belirtiliyor.
İSLAM KONFERANSI TEŞKİLATI BARIŞ İÇİN ASKERİ GÜÇ OLUŞTURACAK
Aklın yolu bir
Millî Görüş Lideri Prof. Dr. Necmettin Erbakan'ın yıllardır dile getirdiği "İslâm Barış Gücü",İKÖ'nün gündeminde…
"Yoğun talep var"
İslâm Konferansı Örgütü, teşkilat içinde bir "İslâm Barış Gücü" oluşturulması yönünde büyük bir talep olduğunu bildirdi. İKÖ Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, şu an barış gücü için herhangi bir mekanizmaya sahip olmadıklarını belirterek "Ama bu konuda bir talep olduğunu düşünüyorum. İKÖ sancağı altında bir barış gücüne sahip olmalarının Müslümanların menfaatine olacağı kanaatindeyim" dedi.
Etkili olmak için şart
Sudanlı parlamento yetkilisi İbrahim Muhammed de İslâm dünyasının çok büyük problemlerle karşı karsıya kaldığını ifade etti ve İKÖ'nün daha etkili rol almasını sağlayacak her türlü adımı takdirle karşılayacaklarını söyledi.
Venezuela Büyükelçisi:
Latin Amerika İslam'a yaklaşıyor
ESAM'a konuk olan Venezuela Büyükelçisi Prof. Dr. Kaldone Nweihed, Latin Amerika'nın adım adım İslâm'a yaklaştığını belirterek, "Bunda Chavez'in büyük gayreti var" dedi. Nweihed, ABD'nin geri kalmış ülkeleri sömürdüğüne ve ABD'li yatırımcıların da Amerikan ajanı gibi hareket ederek gittikleri ülkelere zarar verdiklerine dikkat çekti.
BAŞBAKAN'IN EGZANTİRİK ÇORABI!
Milli Görüş gömleğini çıkaranların adı-sanı sadece çoraplarında kaldı.
Çoraplarına kartvizitini bastıran Milli Eğitim Bakanı Hüseyin Çelik için "egzantirik buldum" diyen başbakan recep Tayyip Erdoğan'ın da çorabına isminin baş harflerini yazdırdığını haftalık ortaya çıkardı.
İSRAİL İLE SAMİMİYET!
İsrail ile samimiyetimiz giderek artıyor!
İlişkiler içli-dışlı hale geliyor!
Ne kadar sıkı-fıkı olduğumuzun farkındasınız, değil mi?
Bir yandan İsrail Başbakanı Olmert ülkemizi ziyaret ediyor.
Bir yandan TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Mehmet Elkatmış başkanlığında bir heyet Or-Ahayim'i geziyor!
Or-Ahayim, Musevi vatandaşlarımızın Türkiye'deki hastanesi!
İnsan hakları ile Or-ahayim arasında ne bağlantı varsa!
Yahudi dünyası ile içli-dışlı olmaya çalışanlar sadece iktidar partisi mensupları değil!
Muhalefet de sıkı-fıkı ilişkiler kurmak için elinden geleni yapıyor.
CHP Genel Başkanı Deniz Baykal yurtdışı gezisi sırasında Yahudi dünyası için çok önemli bir yeri yani Dachau kampını ziyareti ihmal etmiyor.
Ve orada onların çok hoşuna gidecek demeçler veriyor.
"İnsanlığın acı tarihi burada" demek suretiyle Yahudi dünyasının gönlünü hoşnut etmeye çalışıyor!
Yahudi dünyasını memnun etmenin birinci şartı da İsrail'i fazla üzmemek olarak karşımıza çıkıyor.
Bakmayın siz o sert çıkışlara!
Türk tarafı ne kadar sert(!) çıksa da İsrail tarafı övgü üzerine övgü düzmeyi ihmal etmiyor!
AKP'yi övüyorlar!
Erdoğan'ı övüyorlar!86
'ZİNDE KUVVETLER' 'DİNAMİK GÜÇLER' OLDU
Org. Büyükanıt daha önce benzer konuşmalar yapmış olabilir ama bu kez zaman ve mekan çok farklıydı… Konuşmasına çok önceden epey hazırlanmıştı. Sonuçta ortaya yaklaşık 25 dakikalık ilginç ve çarpıcı bir konuşma çıktı… Herkesi ümitsizliği terk edip kendine güvenmeye davet etti. Fakat hemen ardından gecenin en flaş sözlerini söyledi: "Türkiye'nin dinamik güçleri vardır. Türkiye'yi koruyan o dinamik güçler var olduğu sürece, o rüyayı görenler kabusla uyanacaklardır." Kısa bir süre sonra ise "Ben askerim ve diyorum ki kimse Türkiye'yi bölemez. Onu düşünenlere biz gerekeni yaparız. Kimseye Türkiye'yi böldürtmeyiz" diyerek "dinamik güçler" den asıl olarak neyi kastettiğini açmış oldu.87
MİNİK KUŞ ÖLDÜ MÜ EMİN BEY?
Sevgili Emin Çölaşan POAŞ'ın vergi kaçırdığına ilişkin raporun SABAH'ta yayınlanmasından rahatsız olmuş. Dünkü yazısında mealen diyor ki, "Gizli olması gereken belgeler nasıl olur da basına sızdırılır." Okuyunca çok güldüm. Gülünmez mi, Türkiye'de "gizli belge yayınlamak" deyince akla ilk gelen isim Emin Çölaşan'dır. Emin Ağabeyimiz, yıllardır "Minik Kuşu'nun" kendisine getirdiği çok çok daha gizli belgeleri köşesinde yayınlayıp durur. Emin Çölaşan'ın yayınladığı gizli belgelerin çokluğu nedeniyle bir ara Ankara'da bütün bürokratlar birbirine "Acaba minik kuş bu mu?" diye bakar olmuş, herkes karşısındakinden korkar olmuştu.88
MİLLİYETÇİ OYUNU
Klasik bir CIA taktiğidir… Güney Amerika'da olduğu gibi Türkiye'de de uygulanmıştır… Eğer bir ülkede sol yükseliyorsa derhal ajan provakatörler eliyle solcular şiddet eylemlerine yönlendirilir. Anarşi ve şiddet ile sol aynı vitrine konur. Sosyalisti, sosyal demokratı, Maocusu, Lenincisi, devrimcisi, demokratı… Solun her çeşidi anarşiyle iç içe gösterilir. Halkın gözünden düşürülür. Solun demokratik yükselişi bu şekilde durdurulur… Şimdi aynı oyun "milliyetçilik" konusunda oynanıyor… Bankaları, toprakları sanayi tesisleri yok pahasına dışarı satılan… Petrol gibi varlıkları peşkeş çekilen… Baştaki işbirlikçilerin ABD ile çıkar birliği sonucu PKK'ya mahkûm hale getirilen… Kimliği yok edilmeye çalışılan… Yönetimi AB, ABD ve IMF'ye bağlanan Türk halkı doğal olarak milliyetçi bir tepki veriyor… Bağımsızlıkçı duygular güçleniyor… Şimdi hedef işte bu tepkiyi yok etmek… Milliyetçiliği, ulusalcılığı, yurtseverliği ve sağ şiddeti aynı kefeye koyup halkın gözünden toptan düşürmektir… Bu oyun hayli açık tezgâhlanıyor. Bu arada birtakım katiller ve karanlık adamlar da ortada ben "milliyetçiyim" diye dolaşıyor elbet… Bunlar da oyunun ve komplonun parçasıdır… Komplocuların figüranıdır.89
BARIŞA KANLI PUSU
Pakistan-Hindistan seferi yapan 'Dostluk Treni'ne saldırı düzenlendi. 66 ölü
Çoğu Pakistanlı, 66 kişinin ölümüne neden olan terörist saldırının nükleer güce sahip iki ülke arasındaki barış sürecini baltalama niyeti taşıdığı belirtildi.
CASTRO MU DAHA DİKTATÖR YOKSA REKTÖRLER Mİ?
Herhangi bir üniversitede öğrenim görüyorsunuz. A fakültesinde okuyorsunuz ve aynı üniversitenin B fakültesini ziyarete gidemiyorsunuz. Güvenlik gerekçesiyle, birçok üniversitede de bu uygulanıyormuş. Ama en ilginç olanı İstanbul Üniversitesi'nde yan yana iki fakülte arasında bile geçişler söz konusu değilmiş. Daha da önemlisi, bilimsel amaçlı bir ziyarete bile izin çıkmıyormuş…
Farklı görüşlere sahip gençler, aynı masa etrafında üniversitede bir araya gelemeyecekler de nerede gelecekler? Onlara birlikte yaşama kültürünün yasaklarla değil, hoşgörüyle gerçekleşebileceğini göstermeliyiz.90
ALMAN BAKAN, İSRAİL'İ SAVUNURKEN SAÇMALADI
Almanya Savunma Bakanı Franz Josef Jung, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in, 43. Münih Güvenlik Konferansı'nda yaptığı açıklamaları abartılı bulduğunu söyledi. Jung, Alman Yabancı Gazeteciler Derneği (VAP) tarafından başkent Berlin'de düzenlenen toplantıda yaptığı konuşmada, Rusya Savunma Bakanı Sergey İvanov ile görüştüğünü ve Rusya'nın Doğu Avrupa'da Amerikan füzelerinin konuşlandırılmasını bir tehdit olarak algıladığını belirtti. İran'ın nükleer silahlara sahip olmasının büyük bir tehlike olarak görüldüğüne, ancak İsrail'in bu tür silahlara sahip olmasından hiç söz edilmediğine işaret edilmesi üzerine de Jung, Siyonistlerin yıllardır bu silaha sahip olduğunu görmezden gelerek, "Bir cumhurbaşkanı İsrail'i yok edeceği şeklinde açıklamalar yaparsa ülkesinin nükleer silahlara sahip olmasının önlenmesi gerekir. Bunları ciddiye almak zorundayız. Yine de genel olarak silahlanmaya karşıyız" dedi. İsrail savaş uçaklarının Alman gemilerini neden taciz ettikleri şeklindeki soruya karşılık da Jung, bunun bazı yanlış anlamalardan kaynaklandığını ve bir daha olmayacağını söylemekle yetindi. Jung, Orta Doğu sorununun çözümü için de tüm tarafların birbirine saygı duyması gerektiğini, önemli olanın, hem İsrail'in hem de bir Filistin devletinin tanınması olduğunu kaydetti.91
HALAÇOĞLU: ABD'NİN YANLIŞ TAVRI ERMENİSTAN-TÜRKİYE ARASINA SET ÇEKER
Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Yusuf Halaçoğlu, "ABD Temsilciler Meclisi'nde görüşülecek olan Ermeni iddialarıyla ilgili yasa tasarısının, kabul edilmesi durumunda, Türkiye ve Ermenistan arasına tarih boyunca aşılamayacak bir set çekeceğini" söyledi. ABD Temsilciler Meclisi'nde görüşülecek olan sözde Ermeni soykırımı yasa tasarısının şu ana kadar 38 eyalette kabul edildiğini hatırlatan Halaçoğlu, yapılmak istenen hareketin bilim ve tarihi gerçeklerden uzak, tamamen siyasi bir olay olduğunu belirtti. Bu konunun Amerika'daki bazı eyaletlerde ders kitaplarına dahi girdiğine işaret eden Halaçoğlu, bu karar yasalaştığı takdirde Türkiye ve ABD arasında çok ciddi sorunların ortaya çıkabileceğini söyledi.92
[1] Afet Ilgaz 19. Şubat 2007 Milli Gazete
[1] 22.2.2007 / Akşam
[1] Osman Toprak / 17 Şubat 2007 / Milli Gazete
[1] 11.02. 2007 / Emre Aköz / Sabah
[1] 28.03.2007 / Milliyet
[1] Ümit Zileli
[1] 20.03.2007 / Kulis Ankara / Milli Gazete
[1] (iha)
[1] 20.3.2007 / Yılmaz Özdil / Sabah
[1] 20.3.2007 / Fatih Altaylı / Sabah
[1] 20.3.2007 / Tamer Korkmaz / Zaman
[1] 25.02.2007 / Akşam
[1] 25.02.2007 / Akşam
[1] (iha)
[1] 18 Şubat 2007 / Haftalık
[1] (Gazeteler)
[1] (iha)
[1] 23.2.2007 / Güler Kömürcü / Akşam
[1] 28.02.2007 / Süleyman Arif Emre / Milli Gazete
[1] Münir Bozkurt / Milli Gazete
[1] 08.03.2007 / Necati Doğru / Vatan
[1] Mehmet Barlas / Sabah
[1] Kılıç Ali'nin Anıları, İş Bankası Yayınları, Hulusi Turgut Sayfa 519
[1] 8 Şubat 2007 / D. Ülke Arıboğan / Akşam
[1] 9 Şubat 2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete
[1] 16 Şubat 2007 / Zaman / sh.16
[1] 18 Şubat 2007 / Kulis Ankara
[1] 17.02.2007 / Zeki Ceyhan / Milli Gazete
[1] 15.02.2007 / Ruşen Çakır / Vatan
[1] 16.02.2007 / Fatih Altaylı / Sabah
[1] 16.02.2007 / Melih Aşık / Milliyet
[1] 18.2.2007 / ABBAS GÜÇLÜ / MİLLİYET
[1] 16.02.2007 Milli Gazete Sh.9
[1] 16.02.2007 Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…