YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980c95d567f1
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 32307
Dün : 57744
Bu ay : 90051
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48793364
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Süleymaniye'de askerimizin başına çuval geçirilip tutuklanırken, İsrail Filistinli milletvekillerini yakalayıp cezaevine tıkarken, suçsuz sebepsiz onlarca Müslüman Guantanamo'ya hapsedilirken ve Telafer'de Türkmenler biri birilerine kırdırılırken gıkı bile çıkmayan AKP iktidarsızı, şimdi İran'nın yakaladığı İngiliz askerlerini bıraksın diye arabuluculuğa soyunuyor.

            "Gülü seven dikenine katlanır" gibi sözlerle, çaktırmadan AKP'ye selam gönderen Hocaefendi bile artık dayanamamış :

            "Ben, Ayasofya'da görevli iken solcu bir gazete benimle röportaj yapmak için geldiğinde "Sizin ne derdiniz var ki camiyle ilgileniyorsunuz? Diye sorduğumda "Ayasofya açılsın diye Meclise iki milyon dilekçe verildi. Bütün gazeteler Ayasofya'dan haber veriyor. Bizim gazetenin haber vermemesi demek okurlardan bir kaçının başka gazeteye geçmesi demektir. Onun için biz de okurlarımıza birinci elden bilgi vermek istiyoruz" dediğinde ben de ona "Peki, iki milyon imzanın etkisi olur mu?" diye sorduğumda "Yetmiş milyon imza olsa, batıdan gelecek bir tane imza yetmiş milyona ağır gelir" demişti.

            Amerika'nın elindeki Türk esirler için ağzımız bile açılmıyor..

            Hatta basınımız bile üzerine gitmiyor.

            Şu anda İngiliz basını da on beş İngiliz askerin İran askerleri tarafından esir edilmesi üzerine yazılan haberler ve yorumların binde biri Guantanamo'daki esir Türkler için yazılmamıştı ve hala yazılmıyor.

            Türkiye Başbakanı ve Dışişleri Bakanının, İngiliz esirler için gösterdiği gayreti, Türk esirler için göstertememişti ve hala göstermiyorlar.

            Filistin hapishanelerinde dokuz bin dört yüz (9.400) Filistinli Müslüman esir hayatı yaşıyorlar.

            27 Filistinli Milletvekili ve 8 bakan, Siyonist İsrail'in elinde esir hayatı yaşıyor ve AKP'den tıs yok.

Ondan sonra da "Kardeş Filistin…" diye başlayan nutuklarla hapishanedekiler kurtulacak, aç Filistinlilerin lafla karnı doyacak, böylece Siyonistlerin şerrinden Türkiye korunacak zannediyoruz.

            İşgalci Amerika'nın Irak'ta Şii Sünni ayırımı yapmadan kendisine karşı olan binlerce Müslümanı Ebu Gureyb gibi yüzlerce hapishanede işkence ederken arabuluculuğa soyunmadık.

            Müttefikimize salıverilmeleri için imada dahi bulunamadık ama İngiliz Dışişleri bakanının yanında İran Dışişleri Bakanı Müttaki'ye telefon açıp emredici mimiklerle İngiliz esirlerin serbest bırakılması için telefon bile açtık.

"Bizim askerler sınır ihlali yapmamışlar" diyen İngiliz Dışişleri Bakanı'na "Sizin ülkeniz, askerlerinizin esir edildiği yere beş bin kilometre, İran'a beş kilometre. Burada ne arıyorlardı?" diye sormalıydık.

            Haydi, İngiltere Dışişleri Bakanı, "Başbakanımızın boynundaki tasmalı halini bir İngiliz şarkıcının klibinde gördünüz. Biz, Amerika adına onun gel-git işlerini yapıyoruz" deyiverse bizim durumumuz ne olur? (29.03.2007 / Mahmut Toptaş / Milli Gazete)

Hasan Ünal'ın sorusu önemliydi: İran savaşının ayak sesleri mi? 

  Son olaylar İran savaşının ayak sesleri gibi. Önce İsrail hava kuvvetlerinin İran'ı bombalamak amacıyla Akdeniz'de tatbikat yapmakta oldukları haberleri geldi. Sonra BM Güvenlik Konseyi'nden İran'a yaptırımlar içeren karar çıktı. İstanbul'da kaçırılan İran'ın eski savunma bakan yardımcısının akıbeti karışık. Başka İranlıların da kaçırıldığına dair başka bilgiler geliyor.

  İran'ın bombalanmasına hazırlık anlamına gelen bu haberleri analiz etmeye çalışırken geçen hafta Körfez'de görev yapan 15 İngiliz deniz piyadesinin İran donanması tarafından yakalanarak tutuklandığı haberleri ajanslara düştü. Bölgedeki gelişmeleri takip eden herkes, bunu, önce yanlışlık gibi görmek eğilimindeydi. Rutin devriye görevi yapmakta olan İngiliz deniz piyadeleri belki yanlışlıkla İran karasularına girmişti. Bundan dolayı göz altına alınmış olabilirlerdi.

  Ama meselenin o kadar basit olmadığı kısa sürede anlaşıldı. İngiliz deniz piyadeleri Tahran'a götürülmüşlerdi. Demek ki, sorguları uzun sürecekti. Dahası, İngiliz deniz piyadeleriyle diplomatlar dahil hiç kimsenin görüştürülmemesiydi. Gerçi bu satırlar kaleme alınırken Riyad'da bulunan Başbakan Erdoğan, İran Dışişleri Bakanı ile görüştükten sonra, deniz piyadelerini 'belki' Türk diplomatlarının görebileceğini söylemekteydi; ancak, burada ciddi bir 'belki' ifadesi vardı. Ayrıca deniz piyadelerinin bırakılması değil sadece Türk diplomatlarla görüştürülmesi söz konusuydu.

  Bu arada bir gün evvel Ankara'da bulunan İngiltere Dışişleri Bakanı, Bakan Gül'ün çalışma ofisinde İranlı mevkidaşı ile telefonda görüşmüş; olumsuz geçtiğini söylemiş; ardından Türkiye gezisini kısa keserek ülkesine dönmüştü. İngiltere Başbakanı Blair de İran'ı son kez uyaran bir açıklama yapmış ve deniz piyadelerinin serbest bırakılmamaları halinde ikinci aşamaya geçeceklerini belirtmişti.

  Bütün bunları nasıl değerlendirmek lazım? İran'ın kendisine yönelik bir saldırı hazırlığından habersiz olduğunu düşünmek yanlış olur.

  Acaba İran kendisine yönelik Amerikan ve/veya İsrail hava saldırısının Nisan ayında ve yakın bir tarihte gerçekleşeceğini düşünüyor da, bu deniz piyadelerini rehine almak için mi tutukladı? Yoksa Amerikalıların kaçırdığı düşünülen eski savunma bakan yardımcısının serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla mı böyle bir yola başvurdu? (diye beklenirken, İran sürpriz biçimde İngilizleri salıverdi.)

  Öte yandan, İran'ın bu girişimleri saldırı hazırlığı yapmakta olduklarına hiç şüphe olmayan Amerika ve İsrail'e istedikleri fırsatı verebilir mi? Eğer İngiltere ikinci aşamaya bugünlerde geçerse Amerika da her halde kendisine yardımcı olacaktır. O zaman savaş zaten kendiliğinden başlamış olur mu? Bunların hepsi kuvvetli ihtimaller. Amerikan kuvvetleri Körfez'de kapsamlı bir tatbikata başlamış durumda. Bunun sebebinin İran'ın İngiliz deniz piyadelerinin tutuklamasıyla alakası olmadığını söylüyorlar; ancak pek de öyle olmayabilir. Her halükarda İran krizi geliyor ve bu konuda biz hazırlıklı mıyız? Ne yapacağımıza karar verdik mi? Pek zannetmiyorum doğrusu…"

  "Siz, kahramanlık adına her şeyi yapınız, biz İran'a saldırmayacağız!" garantisi almış gibi, Amerika ve İsrail'in müdahalesine mazeret ve meşruiyet kazandıracak stratejik yanlışlıkları inadına sürdüren İran'ın bu tavrı AKP şakşakçısı Yeni Şafak yazarı İbrahim Karagül'ün bile kafasını karıştırmışa benziyor:

İran geri adım mı attı, kahramanlık mı yaptı?

Kolay çözülecek bir kriz değildi. BM Güvenlik Konseyi'nin İran'a yaptırım kararından kaçırılan İranlı diplomatlara, ABD-İran ve İsrail'in İran içindeki örtülü operasyonlarından Tahran'ın Irak içindeki grupları ABD aleyhine silahlandırmasına kadar çok sayıda faktörü içine alacak bir pazarlık 15 asker üzerinden yürütülüyor zannedildi.

  Tahran, yalanlasa da, aslında askerleri hem kaçırılan diplomatları için hem baskıların azaltılması için kullanacak hem de, kendi kamuoyu ve Irak içindeki nüfuzunu artırma yoluna gidecek diye beklendi. Tahran, bu tavrıyla ABD ve İngiltere'ye açıkça savaşa hazır olduğu mesajı veremedi.

  ABD, İngiltere ve Fransa'nın Güvenlik Konseyi'nden çıkarttığı son karar, ağır yaptırım, 28 kişi ve şirketin hesaplarının dondurulması aslında İran'ı kuşatmaya yönelik ABD planının önemli adımlarından birisiydi. Ülke, siyasi olarak, ekonomik olarak, askeri olarak adım adım kuşatılıyor. İran, üç ülkeye, bu kararı düşmanca bir tavır olarak algıladığını hatırlatıyor. Çünkü karar, İran halkını ve Devrim Muhafızları'nı da köşeye sıkıştırmayı amaçlıyor. Bu da çatışma demektir. Manuçer Muttaki'nin dediği gibi, "İran ambargo kararı karşısında hiçbir taviz vermeyecek, geri adım atmayacak aksine ileri adımlar atıp kartlarını açıkça kullanma yoluna gidecektir…" sözleri yerine getirilemedi.

  Soralım: ABD, İngiltere ve İsrail olarak; şimdilerde İran'a karşı savaşan PKK'ya, silahlı mücadele dışında çözüm için güvence vermediniz mi? Terör örgütü saydığınız bir örgüte dünyada ilk kez böyle bir güvence vermiş olmuyor musunuz?

  PKK'nın yan kolu PJAK'ı İran'ın başına sarıp saldırılar düzenlemediniz mi? Kaç İranlı öldü bu saldırılarda? İsrail'in bile Kuzey Irak'ta bu örgütü eğitip silahlandırması için kampları yok mu? Savunma Bakanlığı bu örgüte hedef listeleri vermedi mi? Bunu bizzat CIA mensupları itiraf etmedi mi?

  İran'a karşı Cundullah adlı Sünni grubu desteklemiyor musunuz? Bu grubun İran'a saldırılarını organize etmiyor musunuz?

  Özel birimlerinizin İran içindeki çalışmaları devam etmiyor mu? Nükleer tesislerle ilgili belgelendirme, İran içinde etnik çatışmalar çıkarma çalışmaları ne halde? ABD ve İsrail istihbaratı etnik çatışmaları ve örtülü operasyonları finanse etmek için hangi şirketleri kurdu?

Savaş nasıl pazarlanır?

Son günlerde İran ile İngiltere arasında oynanan ve araya bizimde arabulucu olarak çeşni olduğumuz tiyatroyu ilgiyle izliyorum. İşin aslı İngiltere, askerlerinin İran tarafından yakalanması için elinden geleni yaptı. Son birkaç senedir İngilizler kendilerine bir savaş bahanesi olsun ve tansiyonu yükseltsin diye İran sınırlarını kalbura çevirmekle meşguldü zaten. Bu seferkinde işi o kadar abarttılar ki sırf İran onları yakalasın diye bir avuç denizciyi ufacık bir lastik botla İran karasularına gönderip İran savaş gemilerinin dibine kadar soktular zaten İranlılar onları almasaydı onlar kendileri İran kıyılarına çıkıp hadi bizi tutuklayın lütfen diyeceklerdi. Bu olay bana Mayıs 2006 senesindeki benzer bir psikolojik operasyonu hatırlattı. O günlerde Kanada da yayın yapan National Post isimli bir gazetede durup dururken bomba gibi bir haber patlatılmıştı. Habere göre İranlılar ülkede yaşayan Yahudilerden kollarına sarı bezden işaretler takmalarını şart koşmuştu zamanında Nazilerin yaptığı gibi. Bu asparagas haber üzerine başta Kanada ve Amerika'daki Yahudi lobileri öyle bir kıyamet kopardılar ki duyan sanki Adolf Hitler dirilmişte İran'da Yahudileri soykırımdan geçiriyor sanırdı. Sonradan akıllı bir gazeteci haberin koca bir yalan olduğunu ve  Benador Associates isimli bir halkla ilişkiler firması tarafından uydurulduğunu ortaya çıkardı. Yoksa siz okuduğunuz haberlerin hala gerçek olduğunu mu düşünüyorsunuz, hayır artık bugün gazetelerde ve televizyonlarda okuduğunuz haber ve yorumların büyük kısmı "Halkla İlişkiler şirketleri tarafından" ısmarlama hazırlanıyor. Bu Benador Halkla ilişkiler firması ilginç bir firmadır.

  Vefat eden eski dışişleri bakanımız ve zamanında solun umudu olarak lanse edilen İsmail Cem de bu Benador firmasıyla çalışmaktaydı.

   İsterseniz şu adrese bir tıklayıverin. www.benadorassociates.com/cem.php

  Benador firması Amerikan aşırı sağının ve Irak savaşı yardakçılarının en sevdiği ve sık sık kullandıkları bir yalan üretim makinasıdır. Kurucusu bayan Eleana Benador, en şiddetli İslam düşmanlarından biri olan Daniel Pipes'ın yanında uzun süre çalışmış ve onun sayesinde kurduğu Yahudi lobileri bağlantılarıyla bu şirketi açmıştır ve aynı zamanda CIA tarafından kurulan "Özgür Lübnan Komitesi" üyesidir. Kocası ise İsviçre'de koca bir sanat müzesi sahibidir ve dünyanın en nadir Picasso tabloları bu adamda bulunur. Bu tabloların nasıl dümenlerle onun eline geçtiğini merak edenler Arianna Huffingtonun Picasso hakkında yazdığı son kitaba bir bakarlarsa çok eğlenebilirler. Bu yalan üretim merkezinde son derece ilginç isimlerde mesai yapmaktadır. Mesela İsrail ordusundan emekli subay Nir Boms şu aralar "Ortadoğu Özgürlük Merkezi" bünyesinde harıl harıl İslam ülkelerine yönelik planlar hazırlamakla meşgul bulunmaktadır.

  Bir diğer kişi Yahudi asıllı Amerikan vatandaşı iş adamı ve dolar milyarderi Leon Charney bu yalan üretme merkezinin has danışmanıdır. Kendisinin İsrail'e müthiş hizmetleri geçmiştir, örnek olarak Soğuk Savaşın en azılı günlerinde Sovyetler birliğinden bin Yahudi asıllı bilim adamı ve sanatçıyı büyük rüşvetlerle kaçırıp İsrail'e götürmesi vardır. Bu operasyon için zamanın İsrail başbakanı Golda Meir tarafından madalya takılmıştır. Yalan uydurma makinesi şirketin başka bir kilit şahsiyeti ise Dr.Hillel Fradkindir, Yahudi asıllı Fradkin 1969-1972 arası Amerikan Özel kuvvetler bünyesinde İbranice ve Arapça çevirmenliği yapmış ve büyük olasılık o dönemlerde Ortadoğu'da çeşitli operasyonlara katılmıştır. Ordudan ayrıldıktan sonra Amerika Devleti tarafından verilen başka bir görevle İslam üzerine eğitim görmüş ve Chicago üniversitesinde Fazlurrahmanın öğrencisi olmuştur. Fetullahçıların da akıl hocalarındandır.

  "İran'da Yahudiler fişleniyor" yalan haberini uyduran şirketin diğer uzmanları ise: Fransa'nın en büyük Yahudi lobilerinden olan Bnai Akiva başkanı Michel Gurfinkiel, Eski NATO Başkomutanı Amerikalı General Haig, Amerika'da tüm okullara girmek istediğiniz zaman sorulan GRE, GMAT gibi sınav sistemlerini icat eden Stanley Kaplan ve assolist olarak "Karanlıklar Prensi" lakaplı ve Irak işgali dahil onlarca fitnenin baş sorumlusu Richard Perle gibi, ne hikmetse hepsi Yahudi asıllıdır.

   Şimdi bir düşünün, son günlerde başı örtülü İran'da esir İngiliz asker kız resmini tüm gazetelerimize manşetten servis eden acaba hangi Halkla İlişkiler şirketidir. Unutmayın, bugünkü düzende doğrular yanlış, yanlışlar ise doğrudur. Ateş olarak gördüğünüz su ve su olarak gösterilen aslında ateştir. Çünkü bu Siyonist Deccal Nizamıdır. Ve maalesef, İran kahramanlık ve reklam hatırına Yahudi planlı İngiliz oltasını yutmuş ve askerlerini esir tutmuş olmaktadır.8

8Serdar Kuru

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...