YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980fcb9a9ec0
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 6
Bugün : 44344
Dün : 57744
Bu ay : 102088
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48805401
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Her 100 liralık faizin 46 lirası reel faize ödendi

Faizle sömürülüyoruz

Yüksek reel faiz yüzünden, Türk halkının cebinden 12 yılda fazladan 63-87 milyar dolar çıktı. 1995-2006 yıllarını kapsayan dönemde toplam 303,1 milyar dolar faiz ödendi. Bu ödemenin 126,4 milyar dolarını faizin "reel kısmı" meydana getirmekteydi.

 

Dünyanın en yüksek reel faizini ödemeye devam eden Türkiye, 1994 krizini izleyen 12 yılda yıllık ortalama yüzde 17,6 reel faiz yani haraç vermişti.

1995-2006 yıllan arasında toplam 303,1 milyar dolar olan Hazine'nin yaptığı iç borç ödemelerinin yüzde 45'ine yakın bölümünü faizin "reel kısmı" meydana getirdi. Eğer reel faiz yüzde 5'te kalsaydı Türkiye 87 milyar, yüzde 8 düzeyinde kalsaydı 63 milyar dolar daha az faiz ödeyecekti.

Ankara Ticaret Odası (ATO) "Reel Faiz, Reel Soygun" adıyla hazırladığı raporun sonuçlarına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, reel faizin Türkiye ekonomisine doğrudan maliyetini gözler önüne serdi.

Raporda, Türkiye'nin 1995-2006 yıllarını kapsayan dönemde yüzde 6,1-37,9 arasında değişen oranlarda reel faiz ödediği, gerçekleşen reel faizin 2006 yılında yüzde 6,1'e indikten sonra yeniden tırmanmaya başladığı kaydedildi.

Raporda, Hazine'ye 2005 yılında borç verenler, 2006 yılında yüzde 5 hedeflenirken yüzde 10'a yakın bir enflasyon oranına ulaşılması nedeniyle, umduklarının oldukça altında bir reel faizle yetinmek zorunda kaldıklarıbildirildi.

Raporda, "piyasa"nın, 2006 yılında umduğundan daha az" bir reel faiz elde etmesinin faturasını, enflasyonun yüzde 4'e indirilmesi hedeflenen bir ortamda Hazineye borcu ancak yüzde 20-23 arasında bir nominal faiz vererek fazlasıyla ödettirdiklerine dikkat çekildi. Bu düzeyde bir nominal faizin yüzde 4-5'lik yıllık enflasyon varsayımıyla yüzde 15-18'lik bir reel faize denk geldiği vurgulanan raporda, "Bu yıl ocak ayında Hazine iç borçlanmasını ortalama yüzde 20,36 faizle gerçekleştirdi. Eğer gelecek yıl ocakta yıllık enflasyon gerçekten yüzde 4'e inerse Hazine yüzde 15,7 oranında reel faiz ödemiş olacak" denildi.

Devlet borçlanıp faiz ödedi

  • Türkiye'nin iç borçlanmasını diğer ülkelere göre oldukça yüksek faiz oranlarıyla gerçekleştirmesi iç borç stokunu hızla büyüttü. 1994 yılında 799 milyon YTL (20,8 milyar dolar) olan iç borç stoku, 2006 yılı sonunda 251,5 milyar YTL' ye (179 milyar dolara) kadar tırmandı.
  • Devletin bütçesi 1995-2006 yılları arasında çeşitli düzeylerde bütçe açığı verdi. Bu yıllarda faiz dışı bütçe ise değişen tutarlarda fazlayla sonuçlandı. Dolayısıyla Hazine bu dönemde ödediği faizin bir kısmını bütçe gelirleriyle karşılarken, bir kısmını da yeniden borçlanarak borç stokuna ekledi.
  • Son 12 yıllık dönemde bütçe toplam 164,2 milyar YTL faiz dışı fazla verdi. Buna göre söz konusu dönemde Hazine 302,5 milyar YTL olan faiz ödemelerinin yüzde 42'sini bütçe gelirleriyle öderken, geri kalan 175 milyar YTL' sini (yüzde 58'ini) yeniden borçlanarak borç stokuna ekledi. Aynı dönemde Türkiye'nin bütçesi ise yine 175 milyar YTL açık verdi. Diğer bir ifadeyle bütçe açığının tümü faiz ödemelerinden kaynaklandı.
  • Hazine 1995-2006 yıllarını kapsayan dönemde toplam 774,3 milyar YTL anapara ve 302,5 milyar YTL faiz ödemesi yaptı. Anapara ve faiz olarak toplam iç borç ödemesi 1 trilyon 76,8 milyar YTL' yi buldu. İç borç anapara ödemelerinin ortalama yüzde 39'u kadar da faiz ödemesi yapıldı. Hatta 2000 yılında faiz ödemelerinin tutarı anapara ödemesinin yüzde 98,1'ine ulaştı. Bu oran 1997, 1998 ve 1999 yıllarında da yüzde 60'ın üzerine çıktı. 2006 yılında yapılan faiz ödemesi anapara ödemesinin yüzde 32,5'i kadar bir büyüklük oluşturdu.

Reel Faizin Faturası

Raporda, Türkiye'nin 1994 krizini izleyen yıllarda reel faiz olarak ne kadar bir bedel ödediği de hesaplandı.

Hesaplamalarda faiz ödemesinin yapıldığı yılın ortalama enflasyon oranı (TÜFE) esas alınarak reel faiz oranının sıfır, yüzde 5 ve yüzde 8 olması halinde ödenmesi gereken faiz tutarları hesaplanarak, fiilen ödenen faiz tutarıyla karşılaştırıldı. Araştırmanın bazı sonuçlan şöyle:

  • Hazine, 1995-2006 yıllarını kapsayan dönemde toplam 302,5 milyar YTL (303 milyar dolar) iç borç faizi ödedi.
  • Eğer Hazine bu yıllarda enflasyona endeksli olarak borçlanıp yıllık ortalama enflasyon düzeyinde faiz (sıfır reel faiz) ödeseydi toplam iç borç faiz ödemeleri 165,9 milyar YTL' de (176,7 milyar dolar) kalacaktı. Yani Hazine 136,6 milyar YTL (126,4 milyar dolar) daha az faiz ödeyecekti.
  • Sıfır; reel faize göre hesaplanan bu fark aynı zamanda Hazinenin 1995-2006 yıllarını kapsayan 12 yıllık dönemde ödediği reel faizin tutarına da denk düşüyor. Buna göre Hazinenin, bu dönemde ödediği her 100 liralık faizin 45 lirasını faizin reel kısmı oluşturdu.
  • Eğer son 12 yıllık dönemde reel faiz yıllık ortalama yüzde 5 düzeyinde kalsaydı, toplam iç borç faiz ödemesi 211,8 milyar YTL' de (216,2 milyar dolarda) kalacaktı. Yüzde 5 reel faiz varsayımıyla Türkiye mevcut duruma göre 90,7 milyar YTL (86,9 milyar dolar) daha az bir faiz ödemesi yapacaktı.
  • Bu dönemde Hazine iç borçlanmasını yıllık ortalama yüzde 8 düzeyinde bir reel faizle gerçekleştirseydi toplam 239,3 milyar YTL'lik (239,9 milyar dolar) faiz ödemesi yapacaktı. Çok yüksek sayılması gereken yüzde 8'lik reel faiz oranıyla bile Türkiye 12 yılda 63 milyar YTL (63,2 milyar dolar) daha az faiz ödemesinde bulunacaktı.

ATO Başkanı Sinan Aygün

Rapora ilişkin değerlendirmede bulunan ATO Başkanı Sinan Aygün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın 2006 yılı bütçe sonuçları ve kamu borçlarının GSMH'ye oranının düşmesiyle övündüğünü hatırlatarak, "Bütçe açığı ve borç oranlarının düşmesiyle biz de övünelim ancak, niçin hala dünyanın en yüksek reel faiziyle soyulduğumuzu da sorgulayalım" dedi.

Hükümetin kaynakların büyük bir bölümünü faiz ödemelerine ayırmak için yıllardır halka kemer sıktırdığını, ülkenin önemli varlıklarını bütçe açığının düşürülmesine katkı sağlamak için sattığını vurgulayan Aygün, şunları söyledi:

"Türk halkı, nedense bunun meyvesini bir türlü yiyemiyor. Yüksek reel faiz ödemeye devam ederek bir bakıma ikinci bir cezaya daha çarptırılıyor. Sayın Başbakan bütçe açığının ve kamu borcunun GSMH'ye oranının düşmüş olmasıyla övünüyor. Tamam biz de övünelim ama, bu kadarcık bir açığı finanse etmek, bu borcu çevirmek için hala dünyanın en yüksek reel faizini ödüyorsak, bütçe açığının azalmış borç oranının düşmüş olmasının Türk halkına yararı ne?"

Ekonomik Özgürlükte İsmimiz Yok

Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi'nin 2007 yılı sıralamasında Türkiye, 157 ülke arasında 83'üncü oldu.

Piyasa özgürlüğü düşük

  • Türkiye'nin 45,4 olan çalışma piyasası özgürlüğü puanı, 62,3 olan dünya ortalamasının oldukça altında kaldı. Endekste buna gerekçe olarak istihdam üzerindeki vergi yükünün ağır olması ve ihtiyaç duyulmayan işçileri çıkarmada ağır maliyetle karşılaşılması gösterildi. Dünya ortalamasının 41,2 olduğu yolsuzluğa karşı özgürlükte ise Türkiye'ye 35 puan verildi.
  • Wall Street Journal ve The Heritage Foundation'ın ortak çalışması olan Dünya Ekonomik Özgürlük Endeksi'nin 2007 yılı sıralamasında Türkiye, 157 ülke arasında 83'üncü oldu.

Ülkelerin 1'den 100'e kadar değişen özgürlük puanlarına göre 80 puan ve üzerinin "özgür", 70-80 puan arasının "büyük ölçüde özgür", 60-70 puan arasının "orta seviyede özgür", 50-60 puan arasının "çok az özgür" ve 50 puan altının "baskı altında" kabul edildiği endekste Türkiye'deki ekonomik özgürlüğe 59,33 puan verildi.

Endekste "ekonomik özgürlük" puanının hesaplanmasında 10 faktör dikkate alındı. Söz konusu alt faktörler arasında bir yatırımcının kaç günde işe başlayabileceğini, ne kadar zamanda gerekli izinleri alabileceğini ve şirketini ne kadar kolaylıkla kapatabileceğini ölçen iş özgürlüğünde Türkiye'nin puanı 67,4 olarak belirlendi.

Endekste verilen dünya ortalamalarına göre bir şirket 48 günde kuruluyor. Şirket faaliyetleri için gerekli tüm yasal izinlerin alınması 215 günde gerçekleşiyor. Şirketlerin ortalama iflas işlemleri ise 3 yılı buluyor. Türkiye'de ise bir şirketin kurulması ortalama 9 günde kurulabildiği belirtilirken, aşırı bürokrasi nedeniyle gerekli yasal izinlerin alınmasının ve şirketin kapatılmasının zor olduğu, bürokrasinin yavaş işlediği ve gecikmelerle sıkça karşılaşıldığı vurgulanıyor.

Gümrük vergileri, kotalar ve gümrüklerdeki hızı dikkate alan ticaret özgürlüğünde Türkiye'ye, 64 olan dünya ortalamasının hayli üzerinde, 76 puan verildi. Türkiye'nin bazı tarım ve gıda ürünleri ithalatını sınırladığı, ithalattaki vergi ve harçların yüksek olduğu, ithalat izinlerinin zorlaştırıldığı, fikri mülkiyet haklarının yeterince korunmadığı ve yolsuzluğun maliyetleri artırdığı ifade edildi.

Vergi yükü "ağır"

Vergi oranlarının belirleyici olduğu vergi özgürlüğünde Türkiye 79,4 ile en yüksek puanını almasına rağmen, 82,2 olan dünya ortalamasının gerisinde kaldı.

Ofer'den sonra Mobius…

  • Mark Mobius…

Dünyaca ünlü yatırımcı (para sihirbazı) ve dünyanın en büyük varlık yönetim şirketlerinden olan Templeton Fonu'nun kurucusu. Alman asıllı Amerikan vatandaşı olan Mobius, piyasalar için Soros kadar tanıdık bir isim.

Türkiye'de kamu şirketlerine olan ilgisi ile de dikkatleri üzerine çeken Mark Mobius'un sahibi olduğu Templeton Fonu'nda önemli oranda Petkim ve Türk Hava Yolları (THY) hissesi bulunuyor.

Bu bilgilerden sonra; manidar bulunan ayrıntıları aktaralım…

Templeton Fonu, 5 Şubat'ta sahip olduğu hisselere yönelik olarak IMKB'ye bir açıklama gönderiyor. Bu açıklamada, fonun Petkim'in sermayesinin yüzde 6,9661'ine sahip olduğu belirtiliyor. Templeton'un sahip olduğu hisseler Petkim'in halka açık kısmının yüzde 18'ini oluşturuyor. Petkim'in halka açık oranının yüzde 38,68 olduğu düşünüldüğünde, borsadaki Petkim hisselerinin yarıya yakınının bu fonun bünyesinde olduğu anlaşılıyor. Templeton, bu açıklamayı SPK'nın tebliğinden kaynaklanan zorunluluktan dolayı yapıyor. Yani yatırımcıların alım yaptıkları hisse miktarlarının şirket sermayesinin yüzde 5'ini aşması durumunda yaptıkları her alım ve satımı borsaya bildirmek zorunda.

İkinci Ayrıntıya Gelelim…

Ak Yatırım tarafından geçtiğimiz Ocak ayının sonunda yatırım zirvesi adı altında bir toplantı düzenlenmişti. Zirve toplantısına dünyanın en büyük fon yöneticileri katılmıştı. Bu fon yöneticilerinin başında da Mark Mobius geliyor. Zirvenin amacı da borsada işlem gören şirketlerin 2007 planlarını yabancı fon yöneticilerine anlatarak Türkiye'ye yatırım yapmalarını sağlamaktı. Zirvenin ikinci günü bu fon yöneticileri Başbakan Erdoğan ve Maliye Bakanı Kemal Unakıtan ile de özel görüşmeler yapmışlardı.

Templeton'un 5 Şubat'ta borsaya gönderdiği açıklamadan anlaşılacağı üzere, fonun son haftalarda yaptığı yeni alımlarla sahip olduğu Petkim hisselerini artırdığı görülüyor.

İşin can alıcı noktası ise; unutulan, ‘seçim sonrasına kaldı' diye görülen özelleştirmede Erdoğan'ın açıklaması ile işler biranda değişti. Erdoğan'ın Petkim'in blok olarak özelleştirileceğini açıklaması üzerine şirketin borsadaki hisseleri de tavan yaptı. Son üç seansta Petkim hisseleri yüzde 20'nin üzerinde değer kazandı.

Görünen o ki Mobius'ta para sihirbazı Soros ya da Tüpraş'taki alımlarla dikkat çeken Ofer kadar yetenekli görünüyor. Hisselerin kısa sürede bu kadar değerleneceğini görerek yeni alımlar yapmak büyük bir yetenek ister![1]

Türkiye Ödediği Net Faiz Oranında, Cari Dış Açıkta Dünya Birincisi

Başbakan ve Bakan arkadaşları, ülkemizin ekonomik performansı ile çok övünüyorlar. Oysa durum, ülkemiz için hiç de parlak değil. Onlara bu övünme fırsatını, kuşkusuz kendi kadrolarıyla doldurdukları Türkiye istatistik Kurumu (TÜİK)'in yalan yanlış hesaplayıp ilân ettiği Milli Gelir ve istihdam istatistikleri veriyor. Bu kurumun yayınladığı istihdam istatistiklerinde hesaba alınanlar çalışma çağında olup da çeşitli nedenlerle çalışamayanlar değil, iş aramak için başvurup da buna olumlu yanıt bulamayanlardır. Bunlar ve mevsimlik iş bulanlar da TÜİK bulgusuna eklendiğinde "çalışmayan ve çalışan olanağı bulamayanların çalışma çağındaki nüfusa oranı yüzde 17-19'u buluyor.

Bu gerçek bir yana, TÜİK'in ilan ettiği yanlış "işsiz sayısı" da pek övünülecek bir düzey değil, İngiliz The Economist dergisinin verdiği rakamlara göre, işsizlik oranı (TÜİK'in yanlış hesaplarına göre bile) 50 ülkede sondan dördüncü. TÜİK'in milli gelir (GSMH ve Tüketici Endeksleri gibi) hesabı zor konularda değil, çok basit konularda bile ne ölçüde başarısız olduğu son günlerde ortaya çıkmıştır. TÜİK, gelir dağılımı konusunda her gelir dilimini alt alta vermiştir. Meraklı, dikkatli, ekonomiyi iyi bilen Sayın Mustafa Sönmez buradaki gelirler toplamının, kurumun GSMH hesaplarındaki toplamdan yüzde 40 oranında düşük olduğunu ortaya koymuş, daha da beteri, bunun basit bir hesap hatası olmadığını kanıtlarıyla ortaya çıkarmıştır.

Bu yazının yazıldığı 9 Ocak günlü Milliyet gazetesinin yedinci sahifesindeki üst manşet "TÜİK rakamları şaşırdı". Haberi okuyunca anlaşılıyor ki, TÜİK her ayın 8'nci günü yayınladığı sanayi üretiminde önceki yıla göre sanayi üretimi artışı gibi basit bir derlemeyi yanlış yapmış. Önce, Kasım ayındaki artışı yüzde 12,8 gibi yüksek bir oranda ilan etmiş, sonra da bunu yüzde 10,9 olarak düzeltme durumunda kalmıştır.

TÜİK daha karmaşık bir işlemlerle yapılan GSMH hesaplarında daha vahim hesaplar ve yaklaşımlarda bulunmuştur. Bir yolla bulunan rakam, öteki yolla bulunanı tutmayınca, bunun nedenini arayacağına "öyleyse stoklar arttı" diyerek aradaki farkı böyle kapatmış ve GSMH'yı yüksek rakam üzerinden ilan etmiştir. Yine de ilan edilen büyüme rakamları dünyanın diğer ülkelerinin sayılarıyla karşılaştırıldığında zavallı kalmaktadır. Örneğin 2006 yılının üçüncü çeyreğinde TÜİK'in ilan ettiği büyüme yüzde 3,1'dir. Buna karşılık ingiliz The Economist tarafından ilan edilen bazı ülkelerin üç aylık gelişme rakamları şöyledir:

Çin yüzde 11,3, Hindistan 9,3, Endonezya 5,2, Malezya 5,9, Pakistan 6,6, Filipinler 5,5, israil 6,2, Çek Cumhuriyeti 7,4, Polonya 5,5, Rusya 5,5. Gelişen 27 ülke sıralamasında Türkiye 24'ncü sıradadır. Sanayi üretim artışındaki sıralamada ise 21'ncidir.

Kaldı ki Türkiye'nin artmış gösterilen büyümesinin semereleri Türk halkının emekçi sınıflarına, (işçilere, kamu çalışanlarına, çiftçilere, esnafa, emeklilere) değil, dış ve iç tefecilerle, yerli ve yabancı bankerlere ve yabancılara göbeğinden bağlı ithalatçılara gitmektedir. Sadece özel banka ve firmaların dış borçları 100 milyar doları aşmıştır. Faiz oranları da yıllık yüzde 20'nin üzerindedir.

Türkiye ödediği net faiz oranında, cari dış açıkta dünyada birincidir. Bu ekonomiyle bir iktidar övünüyorsa bu bir ahlâk sorunudur. Ve bu ahlâk sorunu git gide derinleşiyor.


[1] Milli Gazete Ekonomi 12.02.2007

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Orhan YILAN

Orhan YILAN

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...