ABD ‘muz cumhuriyeti' oluyor?
Avrupa, Çin, Japonya, İran vs. dolar rezervini azaltıyor. ABD'nin 2010 yılı bütçesi 5,6 trilyon dolar olacak. Bütçe açığı ise tam 3 trilyon dolar!!! ABD ekonomik olarak dengesiz bir muz cumhuriyeti olabilir.
Çin gibi Japonya da dolar rezervini hızla azaltıyor. Avrupa Merkez Bankası bu işe 11 Eylül'den önce başlamıştı zaten. Şimdi İran bütün enerji ticaretinde doları devre dışı bırakırken, Malezya'nın da benzer bir yol izlemesi bekleniyor.
ABD ekonomisinin giderek durgunluğa girmesi, doların küresel düzeyde kredisinin düşmesi, ABD ekonomisinin güvenini kaybetmesi, bir çok ülkenin ellerindeki dolar rezervini azaltmaya yönelmesi ve ABD ekonomisini finanse etmekten vazgeçmeye çalışması, 2003'te 549 milyar dolar olan ABD dış ticaret açığının giderek büyümesi, derin finansal kriz beklentisi korkuları artırıyor.
Princeton Üniversitesinden Paul Krugman, 2004 yılında; "ABD ekonomisin 1990'lardaki Arjantin ekonomisine benzediğine, dolardaki değer kaybı ticaret ve bütçe açıklarıyla birleşince Bush yönetiminin ekonomik bir felaketle yüzleşeceğine" dikkat çekmiş ve "Muz cumhuriyetine dönüyoruz" uyarısı yapmıştı.[1]
Afrika'nın yoksul ülkesi Angola da Uluslararası Para Fonu'na kapılarını kapattı
IMF hızla çözülüyor!
Afrika'nın en yoksul, doğal kaynaklar bakımından ise en zengin ülkelerinden biri olan Angola'nın rest çekerek IMF'nin ekonomik büyüme ve istikrarına katkı sunamayacağını açıklaması, gözleri kurumun açık ara en borçlu ülkesi konumuna yükselen Türkiye'ye çevirdi.
Üye olmasından bu yana kurumla geliştirdiği sadakat ilişkisiyle dikkat çeken Türkiye, Brezilya ve Arjantin'in Uluslararası Para Fonu'na (IMF) olan borçlarını tamamen ödemelerinin ardından kurumun açık ara en borçlu ülkesi konumuna yükselmişti.
Afrika'da Nijerya'dan sonra en fazla petrol rezervine sahip ve en yoksul ülkelerinden biri olan Angola, IMF politikalarının ekonomik ve sosyal istikrarı sağlayamayacağını IMF'ye bir mektupla bildirdi. Angola Maliye Bakanı Jose Pedro de Morais'in, The Journal De Angola gazetesine yaptığı açıklamada, 13 Mart'ta IMF'ye bir mektup gönderdiği ve IMF politikalarına bağlı olunmayacağını bildirdiği belirtiliyor. Mektupta, geçtiğimiz üç yılda Angola ekonomisinin yüzde 13 oranında büyüdüğü ve IMF'nin önerdiği politikaların Angola ekonomisi ve istikrarına katkı sunamayacağı üzerinde duruluyor.
Afrika'dan sorumlu IMF yöneticisi Abdoulaye Bio-Tchane ise Angola'nın petrol gelirlerindeki artışın bu sonucu beraberinde getirdiğini ileri sürerken, IMF yetkilileri dışında bazı uzmanlar da Angola'nın aldığı kararın petrol fiyatlarının artmasıyla artan geliriyle bağlantılı olduğunu ifade ediyorlar. Ancak Angola hükümetinin ortaya koyduğu bu irade her ne kadar petrol fiyatlarındaki artışla bağlantılandırılsa da, Angola hükümetinin IMF politikalarıyla yoluna devam etmeyeceğini ilan etmesi anlamına geliyor. Özellikle Afrika ülkelerine yoksulluğu giderici fonlar aktararak borçlandıran ve bunun karşılığında bu ülkeleri emperyalizme daha bağımlı hale getiren politikaları zorunlu kılan IMF karşısında farklı alternatif arayışlarının gündemde olduğu görülüyor.
Bununla birlikte Angola'nın Paris Kulübü'ne (dünyanın en zengin 19 ülkesi) 2,3 milyar dolarlık borcunu nasıl ödeyeceğine dair bir ödeme planı açıklanmış değil. Nüfusunun önemli bir yüzdesinin günde 1 doların altında gelir ile yaşadığı diğer yandan zengin doğal kaynaklara sahip olan bu Afrika ülkesi IMF'siz de yoluna devam edebileceğini deklare etmiş oldu.
IMF kendi kazdığı kuyuya düşüyor!
Fakir Afrika ülkesi Angola'nın IMF'ye kapılarını kapatması uzunca bir süredir prestij kaybı içerisinde olan IMF'nin de yavaş yavaş kapısına kilit vuracağı şeklinde yorumlanıyor. 1997 yılında yaşanan Asya krizi, IMF politikalarının iflası olarak tarihe geçmişti. Mahathir Muhammed liderliğindeki Malezya'nın ‘milli kalkınma' modelini benimseyerek fona kapılarını kapatmasından sonra tüm dünyada baş gösteren IMF karşıtlığı özellikle Latin Amerika ülkeleri Brezilya ve Arjantin'de ivme kazanmıştı. Bu durum, ülkelere sahip oldukları rezervlere bağlı olarak kredi veren (borçlandıran) IMF'yi zora sokmuştu. Farklı dönemlerde farklı söylemler ile borçlandırılan bu ülkeler için "kaynak" sorununun giderilmesi öngören IMF'nin her seferinde uyguladığı politikaların krizlerle sonuçlanması kuruma olan borçlarının vadelerinin ötelenmesi ya da ertelenmesini beraberinde getirdi. Bu son ise IMF için likidite sıkıntısı oluşturmaya başladı. Kredi-borçlandırma politikası ile ülkelere yardım elini uzatan IMF de kendi sonunu hazırlamış oldu.
Yahudi Greenspan IMF için reçete hazırlıyor
Bugün IMF geleceğini tartışmaya devam ediyor. Ocak ayı içerisinde IMF tarafından oluşturulan bir komisyon bu yıl sonunda açıklamak üzere bir dizi başlığı ele alma kararı aldı. Aralarında eski FED (ABD merkez bankası) Başkanı Alan Greenspan ile Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet'ın da bulunduğu komisyon IMF'nin uzun dönem finansmanının sürdürülebilirlik koşullarını belirleyecek. Bu komisyon IMF'nin gelecekteki işlevine dair bir çalışma gerçekleştirecek.
Şubat ayı içerisinde ise IMF 6,6 milyar ABD doları değerindeki altın rezervini elinden çıkarmayı gündemine aldı. Böylelikle kuruluşun elinde bulundurduğu 3127 ton altın rezervinden 400 tonu satışa çıkarılmış oldu. Altın rezervlerinin satışının gündeme gelmesi IMF'nin likidite sorununa karşı ürettiği çözümlerden biri olarak değerlendirildi. ABD ve Almanya, altın rezervlerinin satılmasına karşı çıkarken, İngiltere ve Fransa ise satılma fikrine sıcak bakıyorlar
Uluslararası Para Fonu (IMF) Başkanı Rodrigo Rato da, gelirleri artırmak için altın rezervlerinin bir kısmını satabileceklerini söylüyor. Rato, Reuters Haber Ajansı'na yaptığı açıklamada, gelir sistemlerini düzeltmek amacıyla altın rezervlerinin bir kısmını satmanın mantıklı olabileceğini ifade etti. Gelirlerinde belirli bir azalma görülen IMF'nin, bu yıl 105 milyon dolarlık bir fon sıkıntısı çekeceği belirtiliyor.
Şubat ayı içerisindeki bir diğer gelişme ise IMF'nin uzun tartışmaların bir sonucu olarak Dünya Bankası'nın rolünü terk edeceğini açıklaması oldu. Buna göre IMF uzun vadeli kalkınma yardımları adı altında kredi vermeyecek. Yoksullukla kalkınma ile mücadelede Dünya Bankası ile koordinasyonu sağlayacak olan yeni bir uygulamaya geçecek. 2007 yılının ilk iki ayında ortaya çıkan bu gelişmeler IMF'nin arayışlarına dair veriler sunuyor.
IMF'nin en borçlu ülkesi Türkiye oluyor
IMF'ye en borçlu ülke konumunda olan Türkiye için geçen 60 yıl krizlere davetiye çıkarmaktan başka bir şey ifade etmiyor. Brezilya ve Arjantin'in Uluslararası Para Fonu'na (IMF) olan borçlarını tamamen ödemelerinin ardından kurumun açık ara en borçlu ülkesi konumuna yükselen Türkiye, üye olmasından bu yana kurumla geliştirdiği sadakat ilişkisiyle dikkat çekiyor.
"Milletlerarası Para Sandığı'na" üye olduğu Eylül 1946 tarihinden bu yana kurumla 20 "stand-by" anlaşması imzalayan Türkiye, bu anlaşmaların süre kapsamının uzunluğu ve sonuçlarının çarpıcı etkileri ile kuruma üye ülkeler arasında en dikkat çekici örneklerden birini oluşturuyor. Sol Gazetesi'nde yer alan bir değerlendirmede ise, Arjantin ve Brezilya'nın son iki yılda kurumla borç ilişkisine son vermelerinin ardından Türkiye'nin açık farkla kuruma en borçlu ülke konumuna yükselmesinin uluslararası sermaye çevrelerinde "kurumun adı TMF (Türkiye Para Fonu) olsun" esprilerine yol açtığı ifade ediliyor.
Türkiye, 1999-2006 arası 800 milyar dolar iç ve dış borç ana para ve faiz ödemesi yapmasına rağmen, iç ve dış borç toplamı aynı dönemde 144 milyar dolardan 352 milyar dolara yükseldi.
1999 yılında yüzde 7'ler civarında olan işsizlik, bugün sözde "üretim patlamaları"na rağmen yüzde 11'ler seviyesine çıkmış bulunuyor.
Türkiye, IMF'ye olan 13,1 milyar dolarlık borcuyla, IMF'ye olan tüm borçların yüzde 77'sini tek başına üstlenmiş bulunuyor. IMF'ye en çok borcu olan ikinci ülke, 2,3 milyar dolarlık borcuyla Uruguay.[2]
Borç Tuzağı ürkütüyor!
Özellikle IMF'ye olan borç ile toplam borçların karıştırılmaması hususunda okuyucularımızın dikkatlerini çekmiştik. Böylelikle, aynı zamanda AKP'nin oyununu da bozmuş olduk. Afiş ve pankartlar ile epey bir hazırlık içerisine girmişler. IMF'ye olan borçlarımız çok azaldı deyip, genel borçlarımız azaldı şeklinde algılattırmak için hazırlık yapmışlar.
Şimdi, bizim verdiğimiz rakamlardan dolayı, "efendim onların rakamlarına özel sektör borçları da dahil, filan borçlar da dahil" diye işi sulandırmaya çalışıyorlar.
O halde, bütün borçları kalem kalem ortaya koymakta fayda var.
2006 sonu itibarıyla toplam borcumuz, (200 dış, 180 iç olmak üzere) 380 milyar doları aşmış durumda. Bu borç kamunun borcudur. Yani devletin borcu.
Halbuki dış borçlanma şeklinde olmayan ama sonuç itibariyle dış borca dönüşen bazı işlemler de bulunmaktadır. Örneğin sıcak para resmiyette dış borç rakamları içerisinde gösterilmez ama niteliği itibariyle bir dış borçlanmadır. Çünkü ülkeye sıcak para olarak giren sermaye bir şekilde ülkeye verilmiş dış borç olup mutlaka bir gün faiziyle birlikte ülkeden çıkacaktır. Aynı şekilde yabancıların Türkiye'deki bankalara mevduat olarak koydukları paralar da dış borç rakamları içerisinde gösterilmemektedir. Halbuki yabancıların Türkiye'deki bankalara mevduat olarak yatırdıkları paralar ülkeye verilmiş bir dış borç olup sonuçta faizi ile birlikte mutlaka geri alınacaktır. Dolayısıyla, sıcak para ve yabancı mevduatları da kattığımızda ülkemizin toplam borcu 480 milyar doları aşmaktadır.
Bu kadar mı?
Hayır.
Şimdi kalem kalem 2006 sonu itibarıyla diğer borçları da yazalım.
(1) Hazine garantili dış borç miktarı 4.1 milyar dolardır.
(2) Hazine garantisi olmayan dış borç miktarı yaklaşık 10 milyar dolardır.
(3) Bankaların REPO işlemlerinden doğan borçlar yaklaşık 13.3 milyar dolardır.
(4) TC Merkez Bankası'nın bankalara olan borcu yaklaşık 8.5 milyar dolardır.
(5) Ülkemizdeki toplam krediler borçtur ve miktarı yaklaşık 116 milyar dolardır.
(6) GSMH'nın yüzde 20'si nisbetinde vatandaşların birbirine borçlu olduğu tahmin edilmektedir. Bu da yaklaşık 77 milyar dolardır.
Yukarıdaki 6 kalemi de eklediğimizde, ülkemizdeki genel toplam borçlar yaklaşık 700 milyar doları bulmaktadır. Kaldı ki bunun içerisinde, KİT ve BİT'lerin borçları yoktur. Gayri nakdi teminatlar yoktur. Bu da Türkiyemiz'de dönen bütün borçların neredeyse GSMH'nın iki katına yakın olduğunu göstermektedir.
İşte, AKP ülkemizi borç tuzağına düşürdü. Bu sistem, Borca Dayalı Para Sistemi olup, bir an önce değiştirilmediği müddetçe kalkınmamız, gelişmemiz ve huzur içinde olmamız mümkün değildir.
Şimdi her türlü borcu yazmış olduk. Sanırım AKP tepe yönetiminin artık, onların dediği borçlar içinde şunlar var bunlar var diyecek bir halleri kalmamıştır.
Özetle; kamunun toplam borcu 380 milyar doları aşmıştır. Buna, sıcak para ve yabancı mevduatı kattığımızda 480 milyar doları aşar. Buna da özel sektör, ferdi ve diğer borçları da kattığımızda 700 milyar dolar olur.[3]
Başbakan boş konuşuyor!
Başbakan'ın konuşmalarından bazıları ise usta kumarcıların saf rakiplerini yolmakta kullandığı Cıvalı Zar gibidir. Burada söylenenler doğru ama "aldatıcı"dır. Bunun en önemli örneği Başbakan'ın IMF'ye ödeyeceği yıllık borç taksidinin ne kadar azaldığını belirten konuşmalardır. Aslında doğrudur, gerçekten ödeye ödeye IMF'ye toplam borcumuz ve yıllık taksit ödememiz azalmıştır. Ancak Başbakan'ın bunu Türkiye'nin dış borçlarının azalıyor havası içinde dile getirmesi bir söz hilesidir. Evet IMF'ye ödeyeceğimiz yıllık borç ve toplam borç azalmıştır ama bütün olarak toplam dış borcumuz AKP'nin iktidar döneminde yüzde 75 oranında artmıştır. Başbakan'ın IMF'ye olan borç toplamı ve yıllık taksidinin azaldığını anlatan sözleri yurttaşta sanki dış borçlarımızın azaldığı izlenimini bırakmaktadır. Diğer taraftan Başbakan IMF borçları konusundaki gerçekleri tam söylemiyor. Şöyle:
1) Bugün ülkemiz IMF'ye borcu en yüksek ülkedir. Borcu yüksek olan Brezilya ve Arjantin gibi ülkeler bir an önce bundan kurtulmak için "erken ödeme" yaparak bu borçlardan kurtulmuşlardır. Çünkü bu borçlar aslında ülkelere en ağır şartlarda ödettirilen borçlardır.
2) Türkiye bir yandan IMF'ye yüksekçe faiz öderken öte yandan 60 milyarı aşan bir parayı sıfıra yakın bir faizle T.C Merkez Bankası rezervi olarak tutuyor. Aslında bu rezervin sadece beşte biriyle bu faizli borcu ödeyebilir.
Başbakan'ın demeçlerinin büyük bir kısmı Türkiye istatistik Kurumu'nun yanlış olduğu mutlak verilerine dayanıyor. Bunların doğruyu ifade edemeyeceğine dair bir kanıt daha vereyim. Daha önceleri başka kanıtlar da vermiştim, Bizzat Başbakan yardımcısı A. Şener'in BMM Genel Kurulu'ndaki beyanlarına göre bizim resmi kayıtlarımızda ithal olunan ham petrol 9 milyar dolardır. Hükümet bize petrol ihraç eden ülkelerden bu verinin doğru olup olmadığını tahkik etmiş ve gelen cevaplara göre ülkemize ithal edilen petrolün 9 değil 28 milyar dolar olduğu anlaşılmıştır. (Üç yılda) Bunu Sayın Şener Petrol Kaçakçılığının önlenmesiyle ilgili yasanın BMM Genel Kurulu'nda görüşülmesi sırasında anlatmıştır. Bu rakamlar dehşet vericidir. Bir ülke düşünün ki arabalarda, traktörlerde, elektrik üretimin de, sulamada kullanılan her 3 litre petrolün 2 litresi kaçaktır.
19 milyar dolar kaçak petrolün hesabı verilmiyor
Böyle bir ülkede akla gelen bin bir soru var:
1) Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) dış ticaret istatistiklerini 9 milyarlık ham petrol ithalatına göre mi yoksa 28 milyar dolarlık ithalata göre mi hesaplamıştır.
2) Bu hesaplara göre 3'te 2 oranında petrol, ülke üretim sektörlerinin maliyet hesaplarına eksik olarak yansıtılmıştır. GSM yani daha anlaşılır deyimle Milli Gelir ve büyüme hesapları her kesimin üretimindeki katma değerler toplamına eşittir. TÜİK bu katma değerleri 9 milyar dolarlık mı yoksa 28 milyar dolarlık mı ham petrol ve akaryakıt hesaplarına göre hesaplamıştır?
3) Elbette bu kaçak ithalat bedava yapılmamıştır. Bu kaçak ithalatın mutlaka ödenmiş olan bedelleri dış ödemeler dengesine nasıl intikal etmiştir? Hele görevli bakan Sayın Şener buna ne yanıt verecektir?
4) Bu üç yılda kaçak olarak giren 19 milyar dolarlık ithalattan vergi de alınmadığına göre, binleri çok yüksek gelirler elde etmiş olmalıdır. TÜİK o ünlü (!) Gelir Dağılımı hesaplarını yaparken bu üç yılda 19 milyar dolarlık kaçak ithalatın gelirlerinin gittiği gelir sahiplerini aramış mıdır?
5) 19 milyarlık vergisiz kaçak petrolde vergi kaçağı bu üç yılda en az 20 milyar dolar ya da 30 milyar YTL olmaktadır. Maliye Bakanlığı hesapları bunu da içermiş midir?
Görüldüğü gibi yurda giren her üç birim ham petrolün 2 biriminin kaçak olduğu bir ülkede hiçbir kategoride doğru hesap yapılamaz. Bunları "yaptım" diyen hiçbir istatistik Kurumu'nu bilimsel olarak kimse ciddiye almaz.
Bu gerçeği öğrenen "ciddi bir Başbakan" bu rakamları kullanmaz. Ama "ciddi" bir Başbakan dedik. Böylesi nerde?[4]
[1] 16.3.2007 / İbrahim Karagül / Y. Şafak
[2] 17 03 2007 / Necmettin Çakmak / Milli Gazete
[3] 17.03.2007 / Doç. Dr. Mete Gündoğan / Milli Gazete
[4] A.Başer Kafaoğlu / 11 Mart 2007 / Aydınlık

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
Allah (CC) Kur'an-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır! “Şeytan'ın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememiş miydim?"…
Bu reçeteleri bizlerin anlayabileceği şekilde şiir haline getiren muhterem Üstadımızdan Allah razı olsun.. Katmanlarını kavrayabilmeyi,…
Milletimizin artık bu Suriye yalanlarına kanmaması gerekiyordu. Şara'nın gelişinin ilk gününden bu yana sürekli olarak…
ADİL DÜZENE DAYALI YENİ BİR DÜNYA MUTLAKA KURULACAKTIR. "Feth-i Mübin gerçekleşecek!.. Eğer sana, ‘bunlar hayal,…
Hakk; değişmeyen, dönüşmeyen, özelliğini ve güzelliğini yitirmeyen doğrular ve değerler anlamını taşır. Bunlar, her zaman…
Şara yönetimindeki Suriye’nin Erdoğan Türkiyesi’nin değil, İsrail ve ABD’nin güdümünde yol alması ve elimizden kaymasını, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Gazze’ye konteyner…
ÜLKEMİZİN ACİLEN MİLLİ MÜTABAKATA İHTİYACI VARDI! Erbakan Hocamız iktidar ortağıyken 11 ay boyunca bir Filistinli…
Zafer sırrı inançta, sanma ki tankta imiş!.. "Bizim inancımızın ve davamızın %90'ı ahiret hazırlığı ve…
Yıkılışı görenler altında kalmamak için ben demiştim demeye getiriyorlar. Gerçi ne derlerse desinler o yıkıntının…
Kendi yapacakları melanetlere, Aziz Erbakan Hocamızın ismini kullanarak millet nezdinde meşruiyet kazandırma çabasına girişmeleri; asıl…