YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
69804b072f886
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 3
Bugün : 12270
Dün : 57744
Bu ay : 70014
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48773327
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Chicago Sun-Times: "Ermeni Soykırımı Karar Tasarısının Yaratacağı Tepki Irak'taki ABD Güçlerinin İkmal Kapısı Olan Türkiye'yi Kaybettirebilir"

ABD'de yayımlanan Chicago Sun-Times gazetesinin 7 Nisan 2007 tarihli sayısında, Joel J. Sprayregen imzasıyla ve yukarıdaki başlık altında bir makale yer almıştır. İnternetten sağlanan makalenin çevirisi şöyledir:

 

Kongre ABD dış politikasına yıkıcı bir darbe vurmak üzere. Nasıl mı? Temsilciler Meclisine sunulan ve Birinci Dünya Savaşı sırasında Osmanlı İmparatorluğunda Ermenilerin ölümleri ve tehciri soykırım diye damgalayan bir karar tasarısıyla.

Türkiye Irak'a gıda, su, gaz, elektrik gibi temel ihtiyaçları sağlamanın yanı sıra Irak'taki ABD güçlerinin ikmal kapısı. NATO içinde sağlam bir ABD müttefiki olan Türkiye'nin ordusu da Afganistan'da önemli bir role sahip.

Türklere, kendilerini resmen bir barbarlar ulusu olarak ilan edilmiş hissettiren karar tasarısının kabul edilmesi onlarda hiçbir Türk hükümetinin yadsıyamayacağı bir öfke yaratacaktır. Princeton Üniversitesinden Profesör Soner Çağaptay'ın da dediği gibi, "Bu güçlü tepki kaçınılmaz bir biçimde Türk-Amerikan askeri işbirliğini köstekleyecektir."

Amerikalı Türkler sayıları bakımından etkin bir lobi çalışması yapacak yeterlilikte değil. Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi, önceki Meclis Başkanına ikna edici gelen kaygıları göz ardı ederek tasarının bu ay içinde oylanmasına karar verdi. Pelosi, Savunma Bakanlığına, Türkiye Orta Doğu ve Afganistan'da ABD güçleriyle işbirliğini keserse ne olur, diye bir sormalı.

Kongreye sunulan bu tür tasarılarla sürekli rahatsız edilmemek için Türkiye'nin yapabileceği çok şey var; iktidardaki AKP'ye yakın medya kesiminde Amerikan karşıtı propagandayı körüklemek ve insan haklarının korunmasına dönük çalışmaları artırmak gibi. Yoksa terörist Hamas'a sıcak tutumuyla iyi bir izlenim yaratamaz.

Şu var ki bu karar tasarısının geçmesi dış politikamızı yürütmemiz açısından hayati önemi olan bir ülkeyle ilişkilerimizin bozulmasına neden olarak Amerika'ya büyük bir felaket getirecektir.[1]

Bu yazıdan Tayip Erdoğan'ın haberinin olmaması mümkün değildir.

Bu yazının özeti: Amerika Irak ve Afganistan'daki bütün vahşet ve rezaletlerini Türkiye ve AKP sayesinde yürütmektedir.

Hasan Ünal Yazmıştı: "Sorun Barzani değil, hükümet" diye 

Sabah'tan Yılmaz Özdil'in araştırmasına göre, ‘Barzani haddini aştı' sözü son dört yılda tam 946 kez yazılmış ve söylenmiş. 'Barzani yine haddini aştı' lafı 719 kez, ‘Barzani ağzını bozdu' sözü ise tam 410 defa yazılıp söylenmiş. ‘Barzani meydan okudu' lafları 2346 defa kullanılmış.  ‘Barzani kışkırtıyor'  denilmiş tam 623 kez. ‘Barzani saçmaladı' sözü 1380 defa ifade edilmiş… ‘Barzani kaşınıyor' diyenler de olmuş, tam 1520 defa. ‘Barzani tehdit etti' lafları gırla gitmiş, tam 7200 kere. ‘Barzani rest çekti' 473 kere kullanılmış. ‘Barzani tahrik etti' sözü 1423 defa dolaşmış dillerde. ‘Barzani'den küstahlık' sözü 603 defa kullanılırken, ‘Barzani'den büyük küstahlık' sözü 537 defa ve ‘Barzani'den yeni küstahlık' sözü de 402 kez duyulmuş. Bunların hepsi de son dört yılda olmuş.

Kısacası bu söylediklerimizi Barzani artık iplemiyor, takmıyor. Üstelik bu tür açıklamalara hemen cevap da veriyor.

Bizim müzakere/mütareke basın ve televizyonları ise yalan haber bombardımanına devam ediyorlar. Yok efendim sınırda gözdağı gibi tatbikat yapılmış da… Vay efendim Türkiye belki de Pazar günü Kuzey Irak'ı bombalamışmış da… Kardeşim bunlara kimin inanacağını düşünüyorsunuz? Ortada bir gerçek var. O da Barzani'nin bu hükümetten dolayı Türkiye'yi takmadığı ve Barzani'nin açıklamalarının yayımlanmasından bu yana geçen bir kaç günde on şehit vermiş olmamız. Gerisi medyadaki Barzanici takımın yalanları.

Barzani'nin Amerika'ya ve AKP'ye güvendiği kesin. AKP hükümetinin Amerika'ya mecbur ve mahkûm olduğunu biliyor. Dolayısıyla bu hükümetin Kuzey Irak'a bir operasyon yapamayacağından emin. Yapsa bile bunun Amerika'nın izin ve denetiminde olacağından ve göstermelik bir PKK operasyonu olacağını biliyor. Yani kurulmakta olan Kürdistan'a, AKP hükümetinin itiraz edemeyeceğinin farkında.

Hatta belki de bu konuda aralarında bazı görüşmeler ve uzlaşmalar bile olabilir. Talabani'nin adamları birden fazla kere ortaya çıkıp, PKK ile ateşkesin sağlanması döneminde AKP hükümetinin kendilerinden yardım istediklerini; seçim dönemini atlatmaya çalıştıklarını; seçimden sonra da PKK'ya genel af istediklerini söylemediler mi?

Başbakan Erdoğan Barzani'yi eleştirirken, Talabani ile Riyad'da yaptıkları görüşmede medya vasıtası ile görüşmeme konusunda mutabık kaldıklarını belirtmemiş miydi? Acaba neyin üzerinde uzlaşmışlardı da, medyanın bilmesini istemiyorlardı? Talabani'nin adamlarının demeye çalıştığı gibi, ‘şu seçimleri bir atlatalım; sonra aramızda uzlaşır, gerekirse PKK'ya af da dahil olmak üzere her konuyu değerlendiririz' mi demişlerdi?

Kısacası Türkiye'de tam bir hükümet sorunu var. Bu hükümet ne Amerika'ya karşı konuşabiliyor ve ne de başkalarına… Sadece kendi halkına dayılanabiliyor ve iktidarda kalmanın hatırına Türkiye'nin bütün dış politika çıkarlarını feda etmeye hazır bir görüntü çiziyor.

Değilseniz, Habur sınır kapısını kapatın. Kuzey Irak'a elektriği kesin. Amerika'ya, burada hem Kürdistan kurup hem de bizimle dost kalamayacağını gösterin. Afganistan ve Lübnan'daki askerleri çekerek, İncirlik'i de kullandırtmayacağınızı söyleyin. O zaman tamam… Yoksa bunlar boş laf. Yılmaz Özdil'in arşivini kabartmaktan başka bir işe yaramıyor."

 Güneri Cıvaoğlu'nun 12 Şubat 1991 tarihinde Sabah gazetesinde "İki Yarbay" başlıklı bir yazısı arşivimde duruyor. Gerçi salt bu yazıya dayanarak değil, olayların genel akışı içerisinde de bunu çözmek olası. Düşünce ve sezgi önemli.

Cıvaoğlu'nun yazısı.

"İki Yarbay

Riyad… Cuma

Amerikalı Yarbay ile duvara asılı dev Ortadoğu haritasının önündeyiz.

Sağ elinin avuç içini Musul/Kerkük vilayeti olan geniş alanda gezdiriyor. Ve sakin bir sesle, kelimeleri tane tane seçerek anlatıyor.

İşte Kürt devleti burada kurulur. Savaş bitecek. Saddam çökmüş olacak. Bu yörede devlet kalmayacak. Devlet otoritesinden yoksun bir boşluk doğacak. Kürtler bir devlet kurarak buradaki boşluğu dolduracaklar. Belki Türkiye'den de toprak isterler.

Ona anımsatıyorum.

"Türkiye bunu kabul etmeyeceğini açıklamış bulunuyor."

Amerikalı yarbay "O zaman çarpışacaksınız" diyor.

Soruyorum:

Türkiye'nin düzenli orduları, silâhları, topları, zırhlıları, tankları, uçakları, füzeleri var. Böyle bir güce nasıl karşı koyarlar? Hem gerek İran gerek Suriye Irak'ın toprak bütünlüğü için açık tavır koymuş bulunuyorlar. Onların da bölgede bir Kürt devleti oluşmasına göz yumacaklarına nasıl ihtimal veriyorsunuz?" Amerikalı yarbayın verdiği yanıt düşündürücüdür:

"Irak'ın kuzeyindeki Kürtlerin de yakında çok silâhları olacak. Saddam'ın bıraktığı silâhlar onlara kalıyor. Belki Türkiye'de sizinkilerden bile ileri silâhları olacak. Uçakları, tankları, füzeleri, zırhlıları, helikopterleri, havalimanları bulunacak" diye tehditler savurmuştu.

Stratejik patronumuz Gavur Bush'un; Türkiye'nin Kuzey Irak'taki terör örgütü PKK'ya karşı saldırıya geçmeden önce, geçtiğimiz yaz İsrail'in Lübnan'daki "stratejik yenilgisi"nden ders çıkarması uyarısında bulunması da aynı küstahlığı yansıtıyordu. (http://www.haberturk.com/ / 30 04 2007)

Barzani Türkiye'yi tehdit ederken "Saddam" örneğini veriyor. "Türkiye Saddam'dan daha mı güçlü?" diye soruyor. Yakın zamanda gazetelere yansıyan bir haber daha oldu. Barzani Abede'nin Irak'tan çekilmemesini açıkça beyan etti. "Eğer Abede çekilirse, Türkiye'nin kendilerini rahatsız edeceğini" belirtti. Bu işin bir yönü. Dahası Türkiye'nin müdahalesi durumunda Diyarbakır konusu hemen gündeme geliverdi.

Türkiye cephesinde ise durum daha vahim. Barzani'nin bu açıklamalarından sonra Dışişleri Bakanı Abede Dışişleri Bakanı Rice'ı arıyor ve yakınıyor.

Diğer yandan İran Suriye işbirliğini çözmek için, önce Abede, sonra Türkiye devreye girerek Beşar Esat ile ilişkileri sıcak tutmaya başlıyor!

Barzani K. Irak'a Müdahale mi İstiyor?

Türkiye'nin Çıkış Yolu

Türkiye, Mısır, İran ve Suriye acil ittifak kurmalı ve D-8 canlanmalı

Irak'ın bölünmesi ve İslam âleminin mezhep temelinde parçalanması tehdidi karşısında, Mısır, Türkiye ve İran'ın kuracağı ve İslam dünyasının kucaklanacağı bir ittifak bölgede denge sağlar.

Başta ABD, NATO, AB ve G-8 ülkeleri olmak üzere büyük siyasi ve ekonomik bloklaşmalar çağında İslam coğrafyası, önce mezhep veya etnisite temelinde devletçiklere bölünme, ardından da büyük bloklara bağlı gruplara dönüşene dek aralarında savaşmaya yönelik bir tehditle karşı karşıya bırakıldı.

Böyle bir sükûnet döneminde Barzani'deki bu hırçınlığın anlamı ne? Kişisel ufuksuzluğu mu? Yoksa Irak'ın komşularının etkinliğinin artmasının Kuzey Irak'ın hareket alanını daraltacağı korkusu mu? Elinden bir şeyler kayıp gidiyor da ondan mı veryansın ediyor? Yoksa birileri adına yapılan bir tahrik mi? Irak'a verilen nota ve bağlı gelişmeler, süreci tam tersine çevirdi şimdi. Askeri müdahale tartışmaları yeniden başladı. Dünkü MGK toplantısının da ana gündemi olan krize karşı Ankara'dan yükselen tepki, her ne kadar ölçülü olsa da, bir süre sonra bu soğukkanlılık kaybedilebilir.  Şimdi tekrar düşünelim: PKK mı Barzani mi? Türkiye'nin üzerinde durması gereken güç PKK mı Barzani mi? Türkiye'de daha çok PKK'nın mı dediği oluyor Barzani'nin mi? Çatışmaya yatırım yapanlar, ABD'nin saldırgan tutumundan güç devşirme yoluna giderse, intihar yolunu seçmiş olacak. Hem kendi halkına hem de bütün bölgeye çok acı yaşatacak. Irak bölündü. Türkiye'nin, İran'ın, Suriye'nin bölünmesinde de rol üslenmeye çalışanlar, bölgesel krizden medet umanlar bugünkü kazanımlarını kaybedebileceklerini de düşünmeli.[2]

Diğer ülkeler, Amerika'da NAFTA, Afrika'da Afrika Birliği, Arap vatanında Arap Birliği, İslam dünyasında İslam Konferansı Örgütü, petrol dünyasında OPEC, Güneydoğu Asya'da ASEAN ve son olarak da Erbakan'ın D-8 girişimiyle merkezinde Endonezya, Malezya, İran, Türkiye, Mısır ve Nijerya'nın bulunduğu Afrika-Asya İslam ülkeleri grubu gibi bloklar kurmaya çalıştılar. Ancak Küreselleşme çağında büyük bloklarla yarışacak ekonomik ağırlıktan yoksun oldukları için siyasi ağırlık koyamadılar. Ama artık koymak zorundalar.

Bush İsrail Uşaklığını İtiraf Etti!

George Bush, Amerikalıların Irak savaşından bıktığını kabul etmesine rağmen Irak'taki katliama devam edeceklerini söyledi.

ABD Başkanı George Bush, Amerikalıların Irak savaşından bıktığını kabul etti. Bush, Irak için askerlerin hazırlık eğitiminden geçirildiği California'daki Fort Irwin üssünde askerlere yaptığı konuşmada, "Bu savaşın çok zor olduğunu" ve "Amerikan halkının bu savaştan bıktığını" söyledi. Irak'a yaklaşık 30 bin askerin daha gönderilmesi kararıyla ilgili olarak Bush, Bağdat'a istikrar(!) getirmeyi ve bölgede Siyonist İsrail'i tehlikeye sokabilecek çatışmaların yayılmasını önlemeyi istediğini kaydetti.

"Başka seçeneğim yok" diyen Bush konuşmasında, Demokratların Irak'tan geri çekilme takviminin belirlenmesi için bastırmasını da eleştirdi. Bush, geri çekilme takvimi isteyen Demokratların "iyi ve yurtsever" olduklarını belirterek ancak Washington'da askerlere zarar verebilecek anlaşmazlıklara müsaade edemeyeceklerini söyledi. Bush, Irak'tan askerlerin çekilmesinin, ABD'yi "saf bir şeytan" olan düşmandan gelecek saldırıya karşı daha savunmasız bırakacağını ifade etti.

Gates: Irak'tan Çekilemeyiz

Öte yandan, ABD Savunma Bakanı Robert Gates, Irak'ta ABD askerlerinin faaliyetlerini sınırlamaları ve başkent Bağdat'tan çekilmelerinin Irak'ın her yerinde etnik temizliğe yol açabileceğini söyledi. ABD'de bir radyo programında konuşan Robert Gates, Bağdat'taki şiddetin kentin tamamına yayılması durumunda, siyasal bir çözümün hemen hemen olanaksız olduğunu bildiklerini söyledi.

İran'a operasyon an meselesi mi?

Aslında İran'a yönelik bir saldırının kararı Bush yönetimince çoktan verilmiştir. Muhtemelen sınırlı bir hava saldırısı olarak tasarlanan operasyon için BM kararı da aranmayacak.

Şu ana kadar böyle bir saldırının yapılmamasının en önemli nedeni ise ABD'nin işgal sonrası Irak'ta karşılaştığı umulmadık bir direniş hareketi nedeniyle barış ve güvenliği sağlayacak istikrarlı ve meşru bir hükümet kurulamamasıdır. ABD Irak'taki şiddetli direnişten ise İran ve Suriye'yi sorumlu tutmaktadır. Saldırı için de böyle bir gerekçenin kullanılması kuvvetle muhtemeldir. Nitekim Irak'ta şiddetin sona erdirilmesi için Suriye ve İran'la diyalog kurulmasını öneren Baker-Hamilton raporunun aksine, Bush yönetimi Irak'a ilave asker göndermiş; körfezdeki deniz gücünü de artırmıştır. Bu tercihin siyasi anlamı, ABD-İngiltere ve İsrail'in İran'a karşı diyalog yerine çatışmacı bir yol izleyecekleridir.

Gerçekten de son aylarda ABD, İran'a karşı bölge ülkelerinin desteğini sağlamak için yoğun bir diplomasi uygulamaktadır. Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice bölge başkentlerini defalarca ziyaret etmiştir…

Sonuç olarak, ABD son günlerde askerî ve siyasi dikkatini giderek İran üzerinde yoğunlaştırmaktadır. Zira İran, Ortadoğu'da ABD politikalarına karşı direnen ve caydırıcı bir askerî güce dayanarak bölgeye yönelik kendi politikalarını uygulayabilen tek ülkedir. İran rejiminin bölge halkları üzerindeki dinî ve siyasi nüfuzunun kırılması ve bu ülkenin dokunulmazlık büyüsünün bozulması için tek seçenek olarak askerî bir operasyon görülmektedir.

Üstelik 2008 seçimleri yaklaşırken, İran'a karşı başarılı bir operasyon Bush yönetimine terörle mücadelede kesin bir zafer ilan etme fırsatı da verecektir. Şu da bilinmelidir ki, İran'da rejim değişikliğini doğuracak topyekün bir savaş dışındaki her seçenek, rejimi pekiştirmekten ve İran'ın nükleer silah üretmesini hızlandırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.[3]

Ümitsizlik Yok

Aç gözlüler fabrika artıklarıyla denizleri kirletmelerine devam ederken, denizdeki canlılar da yaşam mücadelesine devam ediyorlar. Paragözler, ormanları yakarak kasalarını doldururlarken öbür taraftan ormanlar bir yolunu bulup neslini devam ettiriyor. Bir kısım oburlar asit yağmurlarıyla, çimenleri, çiçekleri soldururken tohumlar toprakta yeniden can bulup çiçek açıyor. Onlar bizim kirli havamızı bile filtreden geçirip temiz olarak bize geri veriyor. Rabbimiz öyle yaratmış.

Ve Rabbimiz buyurur: "Esip savuranlara, yük taşıyanlara, kolayca akanlara, işi paylaştıranlara yemin olsun ki, va'dolunduğunuz muhakkak doğrudur ve din muhakkak gerçekleşecektir."[4]

Hazreti Adem'den beri meydana gelen tabiattaki kirler üst üste toplansa idi şimdi biz yaşayamazdık. Güneşin ışınları, denizin dalgaları, şiddetli rüzgarlar, yağmurlar, karlar kirlenmeleri temizlemeye devam ediyorlar.

Ad kavmi, Lut kavmi, Firavun, Nemrut, Ebu Cehil gibi insanları kirletme kurumları o günden bu güne kadar aralıksız kirletmeye devam etmelerine rağmen hâlâ insanların birçoğu temizlikten, dürüstlükten, dinden yana oluyor ve kirlenmelerden hoşlanmadığını bildiriyor.

Beşşar Esad:  Pelosi'nin ziyareti barış mesajıdır

Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esad; ABD Temsilciler Meclisinin Demokrat Başkanı Nancy Pelosi'nin Suriye'ye yaptığı ziyaretin, "bir diyalog ve barış mesajı" olduğunu söyledi. Suriye'nin resmi Sana ajansındaki habere göre Esad, "Pelosi ve beraberindeki heyetin Suriye'ye yaptığı ziyaret, açık bir mesaj göndermektedir, bu mesaj halkların ortak dilini oluşturan barış ve diyalog mesajıdır" dedi. Haberde, Esad'ın doğrudan diyalogun, bölgenin güvenliğini ve iki ülkeyi ilgilendiren başlıca dosyaları ele almak ve olayları aydınlatmak bakımından da önemli olduğunu söylediği belirtilerek, "Esad, Suriye'nin stratejik bir seçenek olarak barışa bağlılığını yineledi" denildi. Haberde, Esad'ın Irak'ın bağımsızlığı, güvenliği ve birliği hakkında endişeli, yabancı birliklerin çekilmesi için bir takvim belirlenmesi konusunda da ısrarlı olduğu kaydedildi. Pelosi Bush'a rağmen Suriye'ye gelmişti ve bu ABD yönetimindeki çatlağın işaretiydi.

14 Nisan Tarihli Mitingi Tertipleyen ve Destekleyen Öncü Kesimlerin;

Doğru eylemlerini yanlış söylemlerle; gerekli bir girişimi, ilgisiz gerekçelerle bulandırmaları sanki Recep T. Erdoğan'a puan ve taraftar kazandırmak için böyle davrandıkları izlenimini uyandırmıştır.

"BOP'un eş başkanının Cumhurbaşkanı olamayacağını; ABD ve AB uşaklarının, "Bağımsızlık karakterimdir" diyen Atatürk'ün makamına oturamayacağını, saf İslam düşüncesini yozlaştıran, Türk Milliyetçiliğini sulandıran kimselerin sinsi hesaplarına sessiz kalınamayacağını" vurgulamak ve toplumun çoğunluğuna tercüman olmak yerine,

Hanımının türbanlı, Tayyip'in İslamcılığı ile uğraşmak yanlıştır ve Ona haklılık kazandırmaktır.

Cumhuriyet için, Nakşi ve Kadiri tarikatı mensupları tehlike arz ediyor da; Mevlevi veya Bektaşi tarikatı mensupları tercih sebebi mi sayılmaktadır?

Ve hele Cumhurbaşkanlığı makamını ve etrafını yıllarca işgal eden, Atatürk'ün kapattığı kökü dışarıda uğursuz Mason Tarikatı mensuplarını niye kimse ağzına almamaktadır?

Muhalefetin veya sivil örgütlerin uzlaşma teklifi, Sn. Erdoğan'ın Cumhurbaşkanlığından daha tehlikeli bir yaklaşımdır.

Çünkü bu;

Sevr tuzağına kapılıp parçalanmanın

Cumhuriyetin geleceğini karartmanın

Ve Emperyalizme hizmetkârlığın

Yani, AKP veya benzeri bir güdümlü iktidarın devamına razı olmak anlamındadır.

Cumhuriyeti Millet Korur

Geçen yüzyılın başında coğrafyamızı sömürgeleştiren ırkçı-emperyalist mihraklarla işbirliği yapan bazı Osmanlı yöneticileri, feraset sahibi büyük hakan Sultan Abdulhamit Han'ı saltanat makamından uzaklaştırdıktan sonra ülkeyi zaafa düşüren bir dizi yanlış politikalar uygulayarak Osmanlı Devleti'nin çöküş sürecini hızlandırdı. İşbirlikçi gafil yöneticiler, Osmanlı Devleti'nin bir bakıma ölüm fermanı olan Sevr'e gidiş sürecine ortam hazırladılar.

Bugün Afganistan'ı ve Irak'ı işgal eden sömürgeci zihniyet Anadolu'yu nüfus bölgelerine ayırarak işgal etti. I. Dünya Savaşı esnasında ve savaştan sonra başlatılan psikolojik savaşla milletimiz ümitsizliğe sevk edilmişti. Amerikan mandasını isteyenler ve İngiltere'ye teslim olmayı savunan dernekler kurulmuştu. Yedi cephede savaşma zorunda bırakılan ordumuz zaafa uğratılmış, ülke borçlandırılmış, millet yoksullaştırılarak sefaletle baş başa bırakılmıştı. Bu şartlar altında Anadolu'yu işgalden kurtarmak ancak milli dinamikleri harekete geçirmekle mümkündü.

Milli Şuurun Zaferi: İstiklâl Zaferi

Milletimizin inancı ve dünya görüşü, milletimizin ortak düşüncesi ve dünya görüşünü oluşturmaktadır. Milli kimliğimizi belirleyen bu ortak düşünce ve dünya görüşü, bugün Milli Görüş kavramı ile ifade edilmektedir. Milletimizin inancı ve dünya görüşü milli şuur ve dayanışmaya ortam hazırladı. Milletimiz, Milli Görüş ile Malazgirt Zaferi'ni kazandı. Milli Görüş'le İstanbul'u fethetti. Millet ile aynı değerlere sahip olanlar, başta Gazi Mustafa Kemal olmak üzere milleti kendi inancı, değer ölçüleri ve dünya görüşünün etrafında toplanmaya davet ettiler. Milli Görüş şuuru ile emperyalizme karşı savaşarak dünyanın ilk bağımsızlık savaşını kazandı. İstiklâl Zaferi milletimizin iman ve inancının zaferidir.

Milletimiz kendi inancı ve dünya görüşü etrafında kenetlenerek İstiklâl Zaferi'ni kazanarak Anadolu'yu emperyalizmin işgalinden kurtardı. Milletimiz Milli Görüş anlayışıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurdu. Milletimiz kendi inanç ve dünya görüşüyle Cumhuriyet'i yüceltecektir.

Milletimiz Sahibi Olduğu Cumhuriyetini Korur

Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin sahibi millettir. Devlet, milletimizin ortak gücünü temsil eden bir teşkilattır. Milletimiz İstiklâl Zaferini kazandıktan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni kurdu. Cumhuriyetin sahibi bir zümre, bir sınıf veya bir parti değildir. Cumhuriyetin sahibi bütün milletimizdir. Belli sınıf veya zümrenin Cumhuriyete sahiplenerek milletin büyük bir bölümünü Cumhuriyet düşmanı görmesidir. Bu anlayış, fahiş bir hatadır. Bölücülüktür. Milli birlik ve bütünlüğe yönelik bir saldırıdır.

Milletin değerleriyle kavgalı olanlar Türkiye Cumhuriyeti Devletini koruyamazlar. Devletimizin kuruluş felsefesi, milletimizin ortak inancı ve dünya görüşüdür. Bu inanç ve düşünce ile Anadolu'yu kendimize yurt edindik. Milletimizin ortak inanç ve düşüncesi ile kavgalı olanlar, Devletimizi güçlendirmezler ve Cumhuriyetimizi yüceltemezler.

Emperyalizmin değerlerini bu millete zorla ve hile ile empoze edenler Cumhuriyeti koruyamazlar. Çünkü emperyalizm, Türkiye'yi geçen yüzyılın başında sömürgeleştirmeyi amaçlamıştı. Bu amacından vazgeçmiş değildir. Bugün farklı yollarla ve yöntemlerle milli birlik ve bütünlüğümüzü tehdit etmektedir.

Irkçı-tekelci emperyalist çevrelerle işbirliği içinde olanlar Cumhuriyeti koruyamazlar ve yüceltmezler. Onlar, ancak emperyalistlerin emellerine hizmet ederler. Cumhuriyetimizin asıl düşmanları olan bu emperyalistlerin emellerine hizmet ettiler ve etmektedirler.

Sokaklara dökülerek milletin inanç ve değer ölçülerine saldıranlar bilerek veya bilmeyerek emperyalizme hizmet etmektedirler. İstiklâl Savaşı'nın zaferle bitmesine ortam hazırlayan milli ve manevi değerlere saldırmak kahraman şehitlerimize saygısızlıktır. Cumhurbaşkanlığı seçimini bahane ederek milletimizin inanç ve değerlerine saldırmak gaflettir. Milli birlik ve dayanışmamızı zedelemeye yönelik bir eylemdir. (Recep T. Erdoğan'ın; İmam Hatipli, hanımı başörtülü diye cumhurbaşkanı olamayacağını söylemek onun ekmeğine yağ sürmektir. Bazı masonik laikler, niye acaba: "BOP'un Eş Başkanlığı, AB ve ABD uşaklığı, Siyonist lobilerden madalyası onun bu devletin başına geçmesine engeldir demiyorlar?)

Tandoğan mitingindeki yanlış, yakışıksız ve yararsız nutuk ve sloganlar, maalesef AKP'nin işini kolaylaştırmaktan; dindar ve demokrat kitleleri ürkütüp iktidarın kucağına atmaktan; ABD ve AB heveslilerine malzeme oluşturmaktan başka işe yaramamıştır. Ve bu tarihi olayı amacından saptırmıştır!.

İşte örnekler:

Tandoğan Mesajı!

Ben de kesinlikle "IMF'ye tavır"dan yanayım; o meydanda bulunan DSP değil midir IMF'yi eve çağıran? CHP ne yapacaktır, ikide bir biat ettiği TÜSİAD'la çatışacak mıdır?

Meydanda "Savunması ABD'ye bırakılan ülke" diye bağırıldığında, heyecanlandım; bu kökten eleştiriyi, mesela Genelkurmay'a CHP mi, DSP mi yoksa Emekli Orgeneral Eruygur mu anlatacaktır?

"Laiklik" yanında "tam bağımsızlık" diyenler, ABD'den milyarlarca dolarlık yeni uçak alacak, Irak'ta koalisyon ortağı sayılan, Afganistan ve Lübnan'da ABD ve NATO hedefleri emrinde görev yapan, komutanları ABD'de de eğitilmiş, ABD gölgesinde İsrail ile milyonlarca dolarlık ihale aktaracak ve bir yığın şey paylaşacak kadar yakın olmuş bir ordumuz olduğunu bilmiyor mu, bilmezden mi geliyor?

"Tandoğan'ın mesajı"nı iktidar da anlamalı, bizzat mesaj sahipleri de epey düşünmeli.

Bu vesileyle, meydana adını veren, "Tek parti" Ankara'sının 18 yıl valisi olmuş Nevzat Tandoğan'ın (solcu, sağcı ayrımı yapmadan!) verdiği meşhur "mesaj"ı da aktarayım:

"Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizmle ne işiniz var? Milliyetçilik lazımsa bunu biz yaparız? Komünizm gerekliyse onu da biz getiririz. Size ne oluyor? Sizin iki vazifeniz var: Biri, çiftçilik yapıp ürün yetiştirmek. İkincisi, çağırdığımızda askere gelmek." (16 Nisan 2007 / Sabah / Umur Talu)

Bıldır yediğin hurmalar

Sevgili bürokratlar… Niçin rektörleri her üniversitenin kendi senatosuna seçtirme yoluna gitmediniz? Üniversitelerden "esas olarak solu kazımak" amacıyla düşündüğünüz YÖK kurumunun günün birinde "ötekilerin" eline geçebileceği niçin hiç aklınıza gelmedi?

Niçin üniversiteleri eğitim düzeyi açısından birer "yüksek liseye", disiplin açısından da "yatılı kız mektebine" çevirdiniz, niçin?

Cumhuriyeti bürokratlar koruyamazlar. Tarihte bürokratlar hiçbir devleti koruyamamışlardır. Millet, özgürlükçü, demokratik ve adil olan Cumhuriyeti korur. Milletimiz, dünya görüş ve değer ölçülerinin etrafında toplanarak insan hak ve özgürlüklerinin korunduğu, nimet ve külfetin adil paylaştırıldığı zaman Türkiye Yaşanabilir bir Ülke olacaktır. Milletimiz İstiklal Savaşında olduğu gibi milli ve manevi değerlerinin etrafında kenetlenerek Türkiye Yeniden Büyük Türkiye olacaktır. Türkiye'nin önderliğinde Yeni Adil bir Dünya kurulacaktır.[5]

Niçin cumhurbaşkanını "halka seçtirmeyi" hiç düşünmediniz, ya da lafta düşünür gibi yaptınız da buna hiç kalkışmadınız?

Şimdi, halkın seçtiklerinin onu seçmesinden de korkuyorsunuz, ve de demokrat geçiniyorsunuz.

Niçin cumhurbaşkanlığı makamını "sembolik" bir görev olarak bırakmadınız da olağanüstü yetkilerle donattınız? Bugün bu kavga edilmeyecekti…

Niçin bu barajın şimdi "AKP'nin hızını kesecek partilerin de meclise girmelerini önlediğini" ve kendi kalenize gol attığınızı göremiyorsunuz, niçin?

Niçin bu kötü siyasi partiler kanununu yaptınız, niçin?

Başbakanın cumhurbaşkanı olmasını istemiyorsunuz… Niçin ona karşı hem kamuoyunu hem meclisi etkileyecek, hem onu da zor duruma düşürecek, bu isteğine gem vurmasına, adaylığını koymadan önce bir kere değil on kere düşünmesine yol açacak bir "alternatif aday" bulup çıkaramadınız, niçin?

"Nasıl olsa zararsız bir yüksek bürokrat üzerinde anlaşma sağlanır" formülünün günün birinde yürümeyebileceğini, herkesin bir Ecevit kadar "siyasi zavallı" çıkmayacağını niçin göz önüne almadınız, niçin?

Tandoğan'da bağırıp çağıracağınıza oturup bunları düşünseydiniz keşke… (16 Nisan 2007 / Akşam / Engin Ardıç)


[1] Dış Basında Türkiye T.C. Başbakanlık Basın Yayın Enformasyon genel Müdürlüğü 09.04.2007

[2] 11 Nisan 2007 / Y.  Şafak / İbrahim Karagül

[3] 04 Nisan 2007 / Zaman / Birol Akgün

[4] Zariyat 1-6

[5] 06 Nisan 2007 /  Milli Gazete / Prof. Dr. Arif Ersoy

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Tevfik BALA

Tevfik BALA

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...