YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
6980d3864b3ac
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 5
Bugün : 34524
Dün : 57744
Bu ay : 92268
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48795581
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

            Kan, vahşet ve terörü kurumsallaştıran İsrail, 60. yılında da insanlığın en büyük belası!

            Siyonist ideoloji sona yaklaşıyor

            İşgal ettiği Filistin topraklarında, dünyadan topladığı Musevilere "huzur" vermeyen, Müslüman ve Hıristiyanlara da sadece kan, vahşet ve devlet terörü uygulayan Siyonist İsrail, 60. yılını da Kassam füzelerinin korkusu altında kutluyor(!) Siyonizm'in, tarihin çöplüğüne atılacağını hisseden zengin Yahudiler 60 yıllık huzursuzluktan bıkarak ülkeden kaçmaya çalışıyor.

 

            İsrail, 60. yılında, "yenilmezlik" büyüsünü kaybetmeye başladı. 60 yıldır dışlandıkları Avrupa'nın yerine İsrail'de "barış" ve "huzur" içinde yaşayacakları iddiasıyla bir araya toplanan Museviler, her gün ölüm korkusuyla yaşamaktan bıkmış durumda. İsrail devletinin yok olmasından ziyade, Siyonizm'in tarihin çöplüğüne atılacağı günler yakın. Ortadoğu'nun kalbi olan Filistin'i, 60 yıl önce işgal eden Siyonist İsrail, 60 yıl boyunca bölgeye, kan, vahşet, katliam ve terörden başka bir şey getirmedi. Dünya kamuoyuna bir "Yahudi devleti" olarak yansıtılmak istense de sadece faşizan ve şovenist bir "Yahudi ırkı üstünlüğü"ne dayanan İsrail, Yahudi hahamlar tarafından bile protesto ediliyor. Nasyonal sosyalizm'in faşist uygulamalarından kurtulacakları iddiasıyla 60 yıl önce Filistin topraklarına çağırılan Museviler bile bugün ilk fırsatta başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere İsrail dışına kaçıyor. 60 yılda hiçbir sorunu çözemeyen, bölgeyi kana bulayan ve kendi vatandaşlarının bile güvenliğini temin edemeyen İsrail, Museviler tarafından dahi ırkçı ve emperyalist politikaları nedeniyle eleştiriliyor.

            Gazeteci Yazar Hüsnü Mahalli: Siyonist ideoloji çöküyor

            İsrail'in sadece Filistinliler değil, bütün bölge halkları için ne tür tehditler taşıdığı belgeleriyle ortadadır. İşgal ettikleri 1917 yılından bu yana Filistin halkına sürekli katliamlar yaptılar. İsrail, emperyalistlerin ön karakolu olarak bölgeye yerleştirilmiştir. Aslında Yahudilerin büyük çoğunluğu da 60 yıl sonunda İsrail'e artık güvenmiyor. Siyonist ideolojinin çöktüğüne inanıyor ve İsrail'i terk etmek istiyorlar. Bu yüzden İsraillilerin çoğu Hamas'la anlaşmak istiyor. Bu çok istedikleri için değil bir zorunluluktan kaynaklanıyor. Çünkü korkuyorlar. Bugün terörden dem vuranlar, asıl terörü başlatanlardır. Siyasi terörü ilk başlatan, 1947'de BM Genel Başkan Yardımcısı'nı öldüren İsrail'dir. İsrail hiç kimseye güvenmiyor. İsrail'in, insani, ahlaki, hukuki, ideolojik hiçbir sınırı yok. Terör devleti İsrail için çocukları bile katletmek meşrudur ve örnekleri de ortadadır. İsrail sonunu hazırlıyor!

Ortadoğu Uzmanı Ahmet Varol: İşgal devleti sallanıyor      

Filistin halkı İsrail'in 60. yılında hâlâ insanlık dışı işgalin devam ediyor olmasından dolayı hüzünlüler. Ama bir yandan da Siyonist işgalin yıpranmışlığının sürekli artmasından dolayı sona yaklaştığı ümidinin belirmesine seviniyorlar. Uluslararası Siyonizm 1897 Basel Kongresi'nde birinci 50 yılı Yahudiler için devlet kurma, ikinci 50 yılı Büyük İsrail idealini gerçekleştirme merhalesi olarak belirlediği halde, bugün 60. yıldönümüne yaklaşan işgal devletinin yıpranmışlıktan dolayı sallandığı görülüyor. Yurtlarından çıkarılmış olan Filistinliler ise yurda dönüş haklarından vazgeçmeme konusundaki kararlılıklarından taviz vermek istemiyor. Evet Siyonizmin zulüm saltanatı sallanıyor!

            Mısırlı düşünür Abdulvahab el-Messiri: Yahudiler ikinci  kaçış'a hazırlanıyor

            Siyonizm, 19. yüzyıl Avrupa'sının kızıdır. Bu yüzyıl, ırkçı milliyetçilik düşüncesinin ve Nazizm düşüncesinin doğmasına neden olan emperyalizm çağıdır. Siyonizm düşüncesi de bu çağın tiksindirici ürünlerinden biridir. İsrail devleti kurulduğu 1948 yılında 700 bini geçmiyordu. Dolayısıyla da İsrail'in dışarıya verdiği göç, sayısından daha azdı. Bu durum onun meşruiyetinden çok şey eksiltmektedir. Bu "second exodus / ikinci çıkış" olarak adlandırıldı. Exodus kelimesi de Mısır'dan (esaret toprakları) Filistin'e (vaat edilmiş özgür topraklar) çıkışı ifade eder. İkinci çıkış, kendisinde ve çevresinde çatışmaların yaşandığı, kassam füzelerinin ulaştığı vaat edilmiş topraklardan, havası iyi, yaşamın güvenli ve istikrar içinde olduğu başka ülkelere mecburi kaçıştır. İsrail sona yaklaşıyor.

Sivil toplum kuruluşlarının ortak açıklaması: Felaketin 60. yılını yaşıyor!

            Bu yıl felaketin 60. yılı. Yüz binlerce insanı katleden, evsiz barksız, yurtsuz bırakan felaket! 60 yıldır sadece Filistinlilere zulmetmekle kalmayıp tüm dünyaya felaket saçtı İsrail. Tüm barış feryatlarını, tüm insani çabaları uluslar arası arenada susturmayı, illegal yöntemlerle engellemeyi başardı. Tehdit, blöf, şantaj, baskıcılık ile tüm insanlık ailesini esir almaya çalıştı. Siyonist İsrail'i saldırıları durdurmaya, işgali bitirmeye masum bebeklerin katili olmaktan vazgeçmeye çağırıyoruz. Tüm farklılıklarına rağmen nerede ve kim olursa olsun İsrail'in haksızlığında ve zalimliğinde insanlık hiç bu kadar ittifak etmemiştir."

            İdolojik kimliğini Siyonizm'in biçimlendirdiği İsrail'in temeli, 1897 Basel kongresiyle atılmıştı. Almanya'daki Nazi baskısını çok iyi kullanan Dünya Siyonist Örgütü 1933'te Prag'da gerçekleştirdiği toplantıda en kısa sürede "Yahudi ulusal yurdu"nun kurulmasını kararlaştırdı. 14 Mayıs 1948 ise İsrail'in işgalin ardından kurulduğu tarihtir. Özellikle Avrupa'daki Yahudilerin antisemitist uygulamalara maruz kaldığını gören Siyonizm'in fikir babaları bütün dünya Yahudilerinin bir yerde toplanmasını hedefledi ve Filistin'i seçti. Osmanlı devletinin yıkılmasıyla birlikte yıllarca parayla satın alamadıkları Filistin'i sahipsiz gören İsrail, Filistinlilerin kendi topraklarını Yahudiler'e satması ile değil, sahtekâr emlakçıları aldatarak ve bizzat gasp ederek elde ettiler. Zaten İsrail kurulduğunda satın alınan arazi miktarı toprakların binde 9'unu teşkil ediyordu. Toprak gaspı için şiddet ve terörü kurumsallaştıran İsrail, 60 yıldır devlet terörü uygulamaktan vazgeçmedi. Şimdi kendi akıttığı kan ve gözyaşı batağında boğuluyor!

            Kudüs el-Kuds Üniversitesi Başkanı Sari Nusseibeh: Siyonizm yıkılıyor!

            Filistin'deki Siyonist proje bir hata idi. Altmış yıl oldu Siyonist proje başarılı oldu mu? Benim cevabım Hayır. Siyonizm'in çöktüğüne inanıyorum ben. Yahudilere güvenli bir cennet vermeyi vaat ediyordu, gerçekteki yer ise ne güvenli ne de cennet, sadece Yahudilerin yaşadığı bir yer. Bildiğim kadarıyla tam bir trajedi. İsrailliler için devlet sahibi olmak belki çok güzel bir şey ama bu hayat çok trajik. Bence artık insanlar İsrail'in çirkef bir süreçten geldiğini anlamaya başladılar. Siyonizm sırtlanı can çekişiyor.

            Suriye Kültür Bakanı Dr. Riad Nassan Agha: Abdülhamit Siyonistlere karşı durdu. Tarih Onu saygıyla anıyor!

            Osmanlı Devleti'nin son döneminde Siyonistler Kudüs'ü kendilerine satması için Abdülhamit Han'a milyonlarca altın teklif ettiler. Abdülhamid Han hiçbir zaman bu aşağılık öneriye itibar etmedi. Siyonistlerin karşısında durdu. Ama biz bu çok büyük şahsa gerçekten çok zulmettik. 2. Abdülhamid Han Siyonist lider Theodor Herzl'in tekliflerine şöyle cevap vermişti: "Herzl'e söyleyin, bir daha önüme bu tip önerilerle gelmesin. Filistin benim şahsi mülkiyetim değildir, Filistin İslam aleminin bir parçasıdır. Bundan da hiç kimse tasarruf edemez ve taviz veremez!" Şimdi Erbakan'lı Türkiye ile bu şuur ve onurlu duruş yeniden diriliyor!..

            Siyonist terörün arkasında korku ve suçluluk psikolojisi yatıyor

            İsrail Şiddet ve terörle kurulduğu gibi aynı zamanda sürekli şiddet ve terörle ayakta durduğu için hep saldırgan ve savunma refleksi durumunda kalmıştır. İsrail'in iğreti bir devlet olması, haksızlık ve gasp üzere kurulması, işgal ettiği toprakların her an elinden alınabileceği korkusuyla yaşaması sürekli teröre başvurmasının ana etkenlerinden sayılmalıdır. Ama "korkunun ecele faydası yoktur!".

            İsrailliler intihar krizinde çırpınıyor

            İsrail'de toplumsal bir bunalım ve depresyon hali yaşanıyor. Son 3 senede çoğu genç, 4 bin intihar girişimi oldu. İsrail'de bir üniversitenin öğretim görevlisi Prof. Ilan After öncülüğünde yapılan araştırmada, işgal topraklarında yaşayan her 25 İsrailliden biri, kendisine her hangi bir şekilde acı vermek isterken, son üç sene içinde 400'ünün hayatını kaybettiği toplam 4 bin kişinin intihar girişiminde bulunduğu ortaya çıktı.  Yahudiler bunuyor, İsrail bunalıyor.

            Zulümle abâd olunmuyor!

ABD ve müttefiklerinin Irak'ı işgal etmesiyle beraber, İsrail Ortadoğu'nun merkezi olan Irak coğrafyasında bölge devletlerinin koltuğunun altına yerleşerek, bölge üzerinde tehdidini derinleştirmeye çalışıyor. Ancak tüm bu yaşananlara rağmen, ABD'nin bile şımarıklığına bazen tahammül edemediği, BM kararlarını hiçe sayan nükleer bombaları ile tüm dünya ve Ortadoğu için tehdit olan Siyonist İsrail'in zulümle abâd olamayacağını anlayacağına ve tarihin çöplüğündeki yerini alacağa benziyor. Evet dünya yeni bir devrim ve değişime hazırlanıyor!

            Bazı siyonist katliamlar

            Hayfa Pazarı Patlaması (6 Temmuz 1937) Hayfa'da sürekli Müslümanların alışveriş ettiği bir sebze pazarında Siyonist teröristler tarafından konulan bir saatli bombanın patlaması sonucu 23 Müslüman'a kıyıldı.

            Kral Davud Otelinin Havaya Uçurulması Bu eylem Irgun terör örgütünün militanları tarafından gerçekleştirildi. Olayda 96 kişi öldü, 45 kişi de yaralandı.

            Deir Yasin Katliamı (9 Nisan 1948) Yine lideri Menahem Begin olan Irgun terör örgütüne bağlı militanlarının sabaha doğru Kudüs yakınlarındaki Deir Yasin köyüne düzenlediği baskında bütün köy halkı katledilip doğrandı.

            Beledu'ş Şeyh Canavarlığı (31 Aralık 1947) Beledu'ş-Şeyh Köyü'ne düzenlenen saldırıda 600 kişi öldürülüp boğazlandı.

            Semiramis Otel'in Kundaklanması (5 Ocak 1948) Siyonist Haganah terör örgütü Batı Kudüs'te Müslümanlara ait Semiramis Oteli'ni kundaklayıp 26 kişinin yanarak ölmesine yol açtı.

            Devayime Soykırımı (28 Ekim 1948) Devayime köyüne saldıran Siyonist teröristler 3 bin kişiden oluşan köy ahalisini köyün camisine doldurarak kurşun yağmuruna tuttu ve soykırım uyguladı.

            Sabra Şatilla Barbarlığı (16 Eylül 1982) Eski İsrail başbakanı Ariel Şaron'un gözetiminde gerçekleştirilen bu katliamda çoğu kadın ve çocuklardan oluşan 991 Filistinli mülteci öldürüldü.

            Kudüs Saldırısı (8 Ekim 1990) 30 Müslüman'ın şehit edildiği, 800 Müslüman'ın yaralandığı bu saldırı, Siyonist İsrail yönetiminin bazı fanatik Yahudi gruplarını kışkırtması sonucu yapılmıştı.

            Hz. İbrahim Camii Gaddarlığı (25 Şubat 1994) El-Halil'de Hz. İbrahim Camisinde Filistinlilerin sabah namazını kıldıkları sırada gerçekleştirilen bu katliamda İsrail askerleri tarafından korunan Barush Goldstien adlı bir Yahudi terörist tetikçi 67 kişiyi bomba ve silahla taramıştı.

Kana Katliamı (18 Nisan 1996) Lübnan'ın Kana kentindeki katliamda Siyonist askerler, çoğu çocuk ve kadınlardan oluşan 108 kişi öldürülüp yakılmıştı.

            Terör sabıkalısı Siyonist gaddarlar!

            Ben Gurion: 1945'te Yahudi terör örgütleri arasında koordinasyonu İsrail'in ilk başbakanı Ben Gurion sağladı. Ben Gurion 1 Ekim 1945'te bütün terör örgütlerine hareket emri verdi. İngiliz manda yönetimi tarafından tutuklama kararı çıkarıldı ama o kaçtı.

            Golda Meir: İsrail'in ilk kadın Başbakanı Golda Meir 16 yaşından itibaren Siyonist terör örgütleri içinde faaliyet gösterdi. Ben Gurion'un terör örgütlerinde faaliyetlere katılmıştı.

            Menahem Begin: Camp David anlaşmasının imzalandığı sırada İsrail başbakanı olan Menahem Begin 1943'ten itibaren Irgun terör örgütünün lideriydi. Deir Yasin katliamı ve Kral Davud Oteli'nin havaya uçurulması eylemleri onun militanlarınca yapılmıştı.

            Ariel Sharon: Beyrut kasabı lakabıyla tanınan ve ölüm döşeğinde iki yıldır ölemeyen İsrail Başbakanı Ariel Sharon, Savunma bakanlığı, İskân bakanlığı ve Altyapı bakanlığı da yaptı. Sharon, Kibya, Sabra ve Şatilla katliamlarının sorumlusu olan vicdansızdı.

            Teddy Kollek: Siyonist devlete bağlı olarak 28 yıl Kudüs belediye başkanlığı yapan Teddy Kollek, İsrail'in kuruluşundan önce pek çok kanlı terör eyleminin sorumlusu olan Haganah örgütünün ileri gelen yöneticisi ve bir silah kaçakçısıydı.

            İzak Rabin: Oslo ve Kahire anlaşmalarından sonra Nobel barış ödülüne lâyık görülen ve bir dindaşı tarafından öldürülen eski İsrail başbakanı İzak Rabin, 18 yaşında,       Yahudilerin önemli terör örgütlerinden olan Irgun'un askeri kanadı durumundaki Gizli Palmach Ordusu'nda çalışmaktaydı. 59

            Ortadoğu'da ne oluyor:

            Ortadoğu'da yapılan savaşları dikkatle izlenince bazı tekrarlar ortaya çıkmaya başlıyor. Orada en çok çocuklar öldürülüyor. Dünya basınını günlerce meşgul eden bazı fotoğraflar hatırlanacak olursa:

            Birinci karede, İsrail'de, bir duvar dibine sinmiş babasının arkasına sığınmış 4 yaşındaki küçük Muhammed'in yüzündeki dehşet ve korku hafızalardan silinecek gibi değil.

            İkinci karede, babanın feryadı ve saklandığı yerde küçük bir kuş gibi vurulup ölen küçük Muhammed'in yere düşüşü görülüyor. O baba artık yaşasa da her zaman ölü biri gibi kalacaktı. Bu fotoğraf Avrupalı bir gazeteci tarafından çekilmişti.

            Irak'tan manzaralar: Her gün korku ile kaçışan ama sonunda ölü ele geçen, minik çarşaflara sarılan küçük vücutların boy boy fotoğrafları gazete manşetlerini dolduruyor. Bu hepimizin hemen her gün gördüğü manzaralar.

            Afganistan'da ölenlerin bir çoğu, kadın, yaşlı ve çocuk. Yani, kadın ölüyor- çocuğun doğabileceği ortam ortadan kalkıyor/ çocuk ölüyor – gelecek bir nesil ortadan kalkıyor.

            Bu aynen güzelim tarlaların sürülüp kat kat tuz ekilmesi ve ortalığın çölleşmesi gibi bir olay. Nitekim bu son anlatılan uygulamanın da (tuz ile sürülen tarlalar) bugün, Filistin'de ve Gazze topraklarında uygulandığı duyuluyor… Herhalde, ceza olsun diye. Herhalde, Filistinliler hâlâ hayatta oldukları ve direnip, hürriyetlerini istedikleri için cezalandırılıyor olmalılar!

            Avrupa'nın ortasındaki Bosna-Hersek'te de 1991-95 arası inanılmaz bir savaş yaşandı. En çok saldırılan yine, Boşnak Müslüman kadınlar oldu, onları mahvetmek adeta Sırpların savaş taktiği haline geldi. O nesil çocukları öldürüldü, psikolojik travmalara maruz kaldı. Bu olay herkesin belleğinde.

            Afrika'nın çocuk askerleri yıllardır dünya medyasını meşgul eden bir konudur. 12 yaşında savaşa giden birlikler. Öldürmeyi başarabilsinler diye içki ve uyuşturucu ile hazır hale getirilip cepheye sürülen (büyükler tarafından) çocukların dehşet verici manzaraları. Bunların çoğu da Batının sömürgecilik iştahının sonuçları olarak geliştirilmiş olaylardır.

            Tepkiler:

            Uluslararası camianın tepkileri zaman içinde gelişmiş ve bazı somut sonuçlar ortaya çıkmıştır. Mesela, Birleşmiş Milletler bu konuları ele alarak, 1989'dan itibaren çeşitli kararları Genel Kuruldan geçirmiş ve ülkelerin çocuk haklarını, aile haklarını koruyan kanunlar yapmalarını sağlamaya çalışmıştır.

            UN Convention on the Rights of the Child, Kasım 1989'da BM 44/25'e 20 kararı ile alınmış olup, 2/9/1990'dan itibaren yürürlüğe girmiştir.

            UNICEF yine birçok kararlar almış ve uygulamaya koymuştur. ILO, yani Dünya İş ve İşçi Organizasyonu, çocuk işçiler hakkında ve çocukların istismar edilmemesi konusunda kararlar almışlardır.

            Childrens Act (Çocuk kanunu) 1989 yılında BM tarafından kabul edilmiştir. Family Law yani Aile Kanunu 1996'da uygulanmaya konmuştur.

            Ama hepsinden önemlisi, bütün bunların hepsinden önce, daha 1429 yıl önce İslâm dini savaş sırasında zarar verilmeyecek hususları kesin olarak tespit ve tebliğ etmiştir. Burada, kadınlara, yaşlılara, çocuklara ve aman dileyene el kaldırılmayacağı hükmü koyulmuştur. Bunun yanı sıra, tarlalara, bağ ve zeytinliklere, hasada ve hayvanlara zarar verilmeyeceği, telef edilmeyeceği de kesin kurallar arasında idi.

            Büyük tehlike:

            Bugün dünyada, özellikle Müslüman ülkelere ve onun çocuklarına karşı sistematik ve sürekli bir soykırım ve yok etme programı uygulanmaktadır. Genç nesillerin yok edilmesi bazı milletlerin kısa süre sonra sona ermesi ve dünya yüzünden silinmesini sağlayacaktır.

            Olanlara bir tesadüf veya savaşın kaçınılmaz bir sonucu olarak bakmayıp gözden kaçırılan bu taktiğin nerelere kadar uzandığını bilmek, tanımlamak ve tedbir almak gerekmektedir. Hem genç nesiller ve hem de onların yaşamını sağlayacak topraklar tümü ile imha edilmek tehlikesi ile karşı karşıyadırlar.60

            Projenin adı; HAARP… 

            Myanmar veya eski ismi ile Burma'da (Birmanya) meydana gelen kasırganın bilançosunun 100 bin ölüye ulaşabileceği açıklandı, yaralı, kayıp ve inanılmaz ölçüdeki maddi hasar ise hesabın dışında…

            (Komünist dikta) Yönetime karşı halk ayaklanmaları, din adamlarına uygulanan baskı haberleriyle sık sık gündeme gelen Burma halkı yoksul ama çok zengin petrol ve doğalgaz yataklarına sahip. O halde Burma'da sürekli sokak olayları, kaos çıkması da dış güçlerin parmağını akla getiriyor. Burma'da yaşanan son doğal afet nedeniyle yoksul ülke kelimenin tam anlamıyla 'dünyanın efendilerine' teslim olmuş durumda.

            Güler Kömürcü, 'komplo teorisi' kapsamında bir soru yönetiyor: acaba benzeri afetler, 'efendiler' tarafından söz dinlemez köleleri terbiye etmek veya rafta beklettikleri bir siyasi projeyi güçlendirici 'vuruş'u tetiklemek üzere 'suni' yaratabilirler mi? (Ki aynı soru 17 Ağustos depremi sonrasında Türkiye'de de tartışılmıştı)

            Bunun cevabını arar iken 'internet'te bakın neler buldum, projenin adı HAARP… (1999 Ağustos ayında yayınlanmış bir makale, aynen aktarıyorum)

            'HAARP. Bu harfler, ABD'nin askeri projelerinden biri olan ''High Frequency Active Auroral Research Program'' isminin baş harfleri… Adından görüldüğü gibi yüksek frekansla ilgili bir program bu.

            HAARP gizli bir proje de değil. Internette HAARP'in kendi web sitesi bile var.

            Bu proje Alaska'da Gakona askeri üssü yakınlarında, ABD Hava ve Deniz Kuvvetlerince gerçekleştiriliyor. Resmi amacı, iyonosferde araştırma yapmak.

            Amerikalı askeri yetkililere göre, HAARP şunları gerçekleştirecek:

            1-Atmosferdeki termonükleer araçların elektromanyetik vuruşlarını değiştirmek,

            2-Denizaltılarla haberleşmeyi kolay hale getirmek,

            3-Radar sistemlerini son derece geliştirmek,

            4-Çok büyük bir bölgede, ABD ordusu dışında tüm haberleşmeyi kesebilmek,

            5-EMass ve Cray bilgisayarları ile ortaklaşa, toprağın altını çok derinlere kadar incelemek,

            6-Büyük alanlarda petrol, doğalgaz ve mineralleri bulup belirlemek,

            7-Cruise füzeleri gibi her türlü saldırı silahı ve uçağı havada imha etmek.

            Bu projeye karşıt olan Amerikalı bilim adamları da var, bunun son derece tehlikeli olduğunu savunuyorlar. Çünkü, onlara göre, HAARP öylesine bir güç haline gelebilir ki, elinde tutan dünyanın tartışmasız hakimi olur.

            Projenin karşıtlarından biri olan Prof. MacDonald'a göre, elektromanyetik teknoloji bakın daha neler yapabilir:

            1-İklimleri değiştirebilir,

            2-Kutupları eritebilir veya yerinden oynatabilir,

            3-Ozon tabakası ile oynayabilir,

            4-Deprem oluşturulabilir,

            5-Okyanus dalgalarını kontrol edebilir,

            6-Radyasyon yaymayan termonükleer patlama oluşturabilir. Dehşet değil mi?

            Ancak, Amerika Hava Kuvvetleri, iklimlerin kontrolünü amaçlayan 'Spacecast 2020' projesi ile ilgili olarak 'Çevreyi değiştirme teknikleri ile bir başka ülkeyi yok etmek veya zarara uğratmak yasaktır' açıklamasını da yapmış durumda.

            ABD Başkanı Bush, 'Yeni Dünya Düzeni' cümlesini kullanırken, acaba sadece, siyasi anlamda mı bunu söyledi dersiniz? Yani Burma Tsunamisinde bir Siyonist İsrail-ABD parmağı aramak çok mu gereksiz?

Irkçı emperyalizmin (siyonizmin) dünya tablosu ürkütüyor!

             21. Yüzyıla girerken, son 150-200 yıldır emperyalist Batı zihniyetinin uygulamaları neticesinde insanlığın gelmiş olduğu neticeye hep birlikte bir göz atalım.

            Önce mustazaflar (zayıf bırakılmışlar) cephesine bakalım:

            •Bugün 6.5 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık üçte biri, 2 milyar insan sefalet (açlık, hastalıklar, kötü beslenme) içerisinde yaşıyor.

            •Yaklaşık 850 milyon insan her gün aç yatıyor ve yaklaşık 600 milyon insan kronik olarak kötü beslenmeden dolayı hastalıkla çırpınıyor.

            •Endüstriyel ülkelerde bile 100 milyondan daha fazla insan yoksulluk sınırının çok çok altında sürünüyor.

            •Her gün ortalama 50,000 çocuk tamamen önlenebilir hastalıklardan ölüyor.

            •900 milyon yetişkin çocuk okuma yazma bilmiyor. Bunların 600 milyonu ise kadınlar oluşturuyor.

            •Dünyada tescilli yaklaşık 25 milyon insan öldürücü ve dermansız HIV/AIDS virüsü taşıyor. Bunların % 93'den fazlası ise gelişmiş ülkelerde bulunuyor.

            Şimdi de müstekbirler (kibirlenenler, rantiyeciler, elitler) cephesine bir göz atalım:

            •Bugünkü müstekbirler, bu fakirliği çok kısa bir zamanda yok edebilecek kadar zengin bulunuyor. Fakirliğin ortadan kaldırılması için gereken kaynak 45 trilyon dolarlık dünya toplam üretiminin sadece yüzde 1'i. (Yani 450 milyar) dolar.

            •Sadece ABD, yılda 10 trilyon dolar mal ve hizmet tüketiyor.

            •Yanlış ve sentetik gıdalardan dolayı, aşırı kilo alan yaklaşık 1 milyar 850 milyon insanın en az 15 kilo vermesi gerekiyor!

            •Dünyanın ilk 10 zengininin toplam serveti 140 milyar dolar. Bu rakam, gelişmemiş ülkelerin (nüfusu yaklaşık 2.5 milyar!) toplam üretiminin yaklaşık 1.5 katını geçiyor.

            •Yoksulların sosyal imkanlara tam olarak kavuşabilmesi için gereken kaynak 80 milyar dolardır ki bu dünyanın en zengin 5 insanının gelirinden daha az bir miktar ediyor.

            •Gelişmiş altı ülkenin köpek ve kedi mamaları için 10 günde harcadığı para 1 milyar doları geçiyor.

            Bu listeyi, fuhuş, alkol ve uyuşturucu rakamlarını da katarak daha çok uzatabiliriz. Ancak bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de insanoğlunun tamamının önünde iki büyük tehlike daha oluşmuştur.

            Bunlardan birincisi, mevcut finans sisteminin yıkılmasıdır. Faize dayalı bu finans sistemi artık çökmeye başlamıştır. Bu konuda Batılıların yüzsüzlüğüne bakınız ki, bu krizi bile global elitlerin işine yarayan yeni bir sistem kurmak için fırsat olarak değerlendirmeye çalışmaktadır.

            İkinci büyük tehdit küresel ısınmadır. Bu da neticede faize dayalı sistemin getirdiği bir tehdittir. Batı zihniyeti ürünü olan yapılanmanın bir neticesidir. İklim değişikliği, buzulların erimesi, tektonik değişiklikler, depremler, kuraklık, açlık, susuzluk, göçler, hastalıklar, savaşlar… insanoğlunu bekleyen tehlikelerdir.

            Bize insanlık ve çağdaşlık, dersleri vermeye çalışanlar, öncelikle bu manzaranın hesabını vermelidirler. Hiçbir şey olmamış gibi davranamazlar. Hâlâ, her şeyi biliyormuş pozları da takınamazlar.

            Gelinen bu duruma daha onlarca örnek verebiliriz. Bu durum Batı zihniyetinin ve ona teslim olmuş Doğulu yöneticilerin ortak ürünüdür. Bu zihniyetin insanlığa en azından bir özür borcu yok mudur?61

59 Ahmet Zeki Gayberi / Milli Gazete

60  12.05.2008 / Oya Akgönenç / Milli Gazete

6111.05.2008 / Mete Gündoğan / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Oğuzhan ÇILDIR

Oğuzhan ÇILDIR

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...