YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL MENÜ

DERGİLER

Ay Seçiniz
category
697ffcf76da09
0
0
6401,171,6356,117,28,27,170,98,3,144,26,4,145,113,17,6330,1,110,12
Loading....

TOPLAM ZİYARETÇİLERİMİZ

Our Visitor

2 0 9 2 9 2
Bugün : 7856
Dün : 57744
Bu ay : 65600
Geçen ay : 1625042
Toplam : 48768913
IP'niz : 216.73.216.146

SON YORUMLAR

Son Yorumlar

YENİ ÇIKACAK KİTAPLARIMIZ

ÖZEL YAZILAR

YENİ ÇIKAN KİTAPLARIMIZ

ADİL DÜNYA YAYINEVİ

Tel-Faks:

0212 438 40 40

0543 289 81 58

0532 660 12 79

 

Cumhurbaşkanının Ermenistan ziyareti, talihli bir adım değil, tarihi bir hata ve aldanmadır. ABD'nin ve Yahudi Lobilerinin çok sinsi ve tehlikeli projelerinde Türkiye'ye taşeronluk yaptırılmaktadır.

Amerika'nın Kafkasya'da ki başlıca amaçları:

 

1.      Siyonizmin ve emperyalizmin güdümünden çıkmaya çalışan Rusya'yı yalnızlaştırmak ve Avrasya dirilişini boğmak.

2.      Türkiye'nin İslam alemine ve bölgesine liderlik imkan ve fırsatlarını boşa çıkarmak.

3.      Ermenistan'ı Rusya'nın kontrolünden çıkarıp Türkiye eliyle Avrupa'ya ve NATO'ya bağlamak. Daha doğrusu 2. İsrail yapmak.

4.      Türkiye'yi Azerbaycan'a hıyanet ediyor konumuna taşımak ve Türki Cumhuriyetler yanındaki itimat ve itibarını bozmak.

5.      Muhtemel bir İran saldırısı sırasında Ermenistan'daki üslerin ABD tarafından kullanılmasını sağlamak.

6.      "Ermeni Soykırım" safsata ve iftiralarının Türkiye tarafından şimdilik dolaylı biçimde kabulünü kolaylaştırmak ve ülkemizi "özür dilemeye gidiyor" konumuna sokmaktır.

İşte bu açılardan bakıldığında, yılışıkça Ermenistan'a yaklaşma girişimlerinin perde gerisi daha net anlaşılacaktır.

İsrail ordusunda askerlik yapan Zeyno Baran'ın dış politikamıza katkıları!?

Bazen insan, şaşkınlıktan "hadi be" diyor.

Mesela Hürriyet'in uluslararası muhabiri(!) Defne Barak'ın İsrail Başbakanlarından Ehud Barak'ın öz be öz yeğeni olduğunu öğrendiğimizde "yok canım!…" demiştik.

Sonra; yıllarca Türkiye ekonomisini idare eden  Devlet eski Bakanı G.T'nin öz amcasının Robert T…. adıyla Amerikan ordusunda subay olduğunu öğrendiğimizde de "Vay be!" demiştik. 

Geçen gün Amerika'yı yakından bilen ve internet portalları dahil olmak üzere Amerika'daki tartışmaları yakından takip eden bir büyüğümüzden Zeyno'nun İsrail ordusunda 5 ay boyunca askerlik yaptığı iddiasını duyunca yine "hadi be" demekten kendimizi alamadık. O da Amerika'daki Türklerin rağbet ettiği bir tartışma formunda okumuş. Anlayacağınız Türkiye'de olmasa bile Amerika'da yaşayan Türkler arasında son dönemin en hit dedikodusu bu.

Bu arada Zeyno dediğimiz, Zeyno Baran'dır. Zafer Mutlu'nun üvey kızıdır. Bir dönem Kemal Derviş'in Dünya Bankası'ndaki ekibi arasında yer almıştır.

Amerikan dış politikasında etkili Washington merkezli, "Think Thank" kuruluşlarının, en muteber isimlerinden biri konumundadır.

Amerika'da ilk olarak Uluslararası Stratejik Araştırmalar Merkezi, CSIS'da, Türkiye ve Kafkasya uzmanı olarak çalıştı. İlginçtir 1998 yılında CSIS'ta iken Gürcistan programını(!) O kurup hazırlamıştı. (Bölgenin en önemli enerji koridoru üzerinde yer alan Gürcistan O günden sonra bir daha kendine gelip toparlanamadı.)

2006 yılından bu yana ise Neocon'ların kontrolündeki Hudson Enstitü'de çalışmaktaydı.

Türkiye O'nu en son;  "2007 yılında Türkiye'de darbe olma ihtimali yüzde 50" açıklamasıyla tanımıştı. Darbe olmadı ama bu açıklamadan çok kısa bir süre sonra, 27 Nisan muhtırası yaşanmıştı!?

Zeyno Baran bir süre önce Yahudi asıllı ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Matthew Byzra ile evlenmişti.2[1] Artık O, Amerika'nın; Ortadoğu, Türkiye ve Kafkasya politikalarını belirleyen bir Siyonist Yahudinin karısıydı!..

Zeyno Baran ve Ermenistan!

İşte bu Yahudi asıllı, resmen İsrail savaşçısı, Kemal Derviş elemanı, Neocon hizmetkârı, ABD'nin Dışbakan yardımcısı Siyonist Matthew Byzra'nın karısı ve dahi yüzde yüz Türk vatandaşı(!) Zeyno Baran'ın bir özelliği de: Türkiye-Ermenistan ilişkilerinin, ABD ve İsrail doğrultusunda geliştirilmesi projelerinde rol almaktaydı!..

Ermenistan ziyareti ve hatırlattıkları

Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturan Abdullah Gül, Türkiye'nin sınırlarını tanımayan Ermenistan'a gidişinin arkasında ABD'nin olduğu bir sır değildir. Tayyip Erdoğan'ın Rus-Gürcü savaşının sıcak dakikaları içinde gündeme getirdiği Kafkas İşbirliği Girişimi ile Gül'ün ziyareti birbirine paraleldir.

Abdullah Gül'ün bu adımı, AKP'nin iktidara geldiği günden beri adım adım uyguladığı bir planın parçasıdır. Abdullah Gül'ün Dışişleri Bakanlığı sırasında dönemin ABD Dışişleri Bakanı Colin Powell ile kendi deyimiyle "2 sayfa 9 maddelik anlaşmanın" son maddesi "Ermenistan'a yönelik kısıtlamaların kaldırılması"ydı. Bir derginin kamuoyuna açıkladığı anlaşmada "Ermenistan'a yönelik kısıtlamaların kaldırılması" başlığı altında şu taahhütler verilmişti:

"Türkiye'nin Ermenistan ile ilişkileri normalleştirilecek ve iyileştirilecek, sınır ticaretinde Ermeniler lehinde düzenlemeler yapılacak, Ermenilerin Türkiye'ye gezilerindeki bazı kısıtlamalar kaldırılacak."

Kafkaslar'da ikinci İsrail oluşumuna altyapı

ABD, Ermenistan'ı ve Ermeni meselesini Kafkaslar'da ikinci bir İsrail'in kurulması için bir araç olarak kullanıyor. Ermenistan, küçük nüfusuyla Gürcistan ve Rusya'ya bağımlı durumda. Ama Gürcistan'ın kendisini ayakta tutacak gücü bulunmuyor. Türkiye ile sınırı kapalı olan Ermenistan'ın tek seçeneği Rusya kalıyor.

ABD, Kafkaslar'daki en büyük ekonomik yardımı Ermenistan'a yapıyor, ama bu yeterli bir etki sağlayamıyor. ABD'nin Gürcistan'da etkinlik kazanması da Gürcistan'ın Güney Osetya işgaline karşı Rusya'nın verdiği yanıttan da anlaşıldığı gibi sonuç vermiyor. Geriye sadece Türkiye kalıyor. Yapılan hesap şu: Ermenistan, Türkiye ile ilişkilerini normalleştirir ve sınır kapısı açılırsa, Rusya ile ilişkilerini adım adım kesecek ve Batı'ya iltihak sürecini hızlandıracak. Bu, Kafkasya'da Ermenistan'ın ikinci bir İsrail olması anlamına geliyor. ABD'nin Türkiye'ye, "Ermenistan'la sınır kapısını açın, ilişkilerinizi normalleştirin" dayatmasının arkasında esasen bu yatıyor.

İlginç bir nokta: Rus-Gürcü savaşının sıcak dakikaları yaşanırken, Tayyip Erdoğan'ın aniden ortaya attığı "Kafkas İşbirliği Girişimi" de bunu amaçlıyor. Ayrıntılarının ne olduğu tam anlaşılmamakla birlikte Rusya, Türkiye, Gürcistan, Azerbaycan'ın yanı sıra Ermenistan'ın da içinde bulunması öngörülen bu girişime, Gürcistan'ın ve Azerbaycan'ın sıcak yaklaşmadığı ortaya çıkıyor. Rusya da girişimi çok ciddiye almıyor. Dolayısıyla Tayyip Erdoğan'ın girişimi de, sadece Türkiye ile Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesinin bir aracı haline gelmiş oluyor. Ve zaten Abdullah Gül'ün ABD ziyareti ve Türk Azeri ve Ermeni Dış Bakanlarının bir araya getirilmesi de bu planın bir parçası olarak gerçekleşiyor.

Prof. Hasan Ünal'ın tespitiyle: Azerbaycan'ı köşeye sıkıştırma harekâtı!

Evet, sonuçta olan olmuş ve Cumhurbaşkanı Gül maçı bahane ederek Erivan'a koşmuştu. Öyle anlaşılıyor ki, Gül'ün Erivan'a gitmesi çok önceden karar buyrulmuştu. Bu arada, "gidecek, gitmeyecek!" oyununun sebebi Türkiye'deki kamuoyunu hazırlamaya yönelik bir operasyondu.

Her dış politika konusunda Türkiye'nin yanlış, hatalı ve hatta haksız olduğunu söyleyen liboş takımı ile hükümete her konuda destek veren yandaş medya neredeyse zil takıp oynamıştı. Ağızlarındaki ezber aynı: "Düşmanlıklara gerek yokmuş. Açılım yapmak zamanıymış. Türkiye dünyaya ve çevresine yepyeni bir gözlükle bakıyormuş ve bütün bu girişimlerin meyvelerini toplayacakmışız!?"

Aynı laflar 1999'da Abdullah Öcalan'ın Kenya'daki Yunanistan Büyükelçiliği rezidansından çıkarken yakalandıktan sonraki günlerde Ankara-Atina ilişkileri için de harcanmıştı. O çabaların Yunanistan'ı, Öcalan'ı saklayarak içine düştüğü zor durumdan kurtarmaya yönelik olduğu sonradan daha iyi anlaşılmıştı.

Bugünlerde Ermenistan konusunda yapılan girişimlerin de, Azerbaycan'da yükselen "kendine güven" duygusuna zarar vermek amacı taşıdığına şüphe yok. Şöyle ki, Azerbaycan topraklarının yüzde yirmisi Ermenistan işgali altında. Ermenistan 1993 yılında sadece Yukarı Karabağ bölgesini değil aynı zamanda Karabağ dışındaki Azerbaycan topraklarının da toplamda yüzde yirmisini işgali altına aldı.

Sovyetler Birliği dağılmadan evvel 1988 yılında başlayan Karabağ mücadelesi Sovyetlerin parçalanmasını müteakiben hızlandı ve 1991 ile 1993 yılları arasında şiddetli muharebeler yaşandı. Rusların desteğini alan Ermeniler yer yer soykırımlar da yapmak suretiyle 1993 yılında Azerbaycan topraklarına yönelik saldırılarını tamamladı. Yüzde yirmilik bir toprak parçasını Azerbaycan'dan fiilen koparılmıştı ve bir milyon Azeri o topraklardan sürülüp çıkarılmıştı.

Bu rakam Türkiye'ye uyarlanacak olunursa yaklaşık olarak yedi ila on milyon civarında bir nüfusun sürülmesi anlamındaydı. On beş seneyi aşkın bir süredir tren vagonlarında, topraktan oyularak hazırlanmış mağara gibi sığınaklarda yaşamaya mecbur edilen bu kardeşlerimiz için bugüne kadar ne ABD, ne AB, ne de başka bir devlet veya uluslararası kurum kılını kıpırdatmamıştı.

Unutulmaya terk edilen bu insanlara ekonomisini toparlamakta olan Azerbaycan son bir kaç yılda göçmen evleri yaptı. Ama Ermeni işgali devam ediyor. Gürcistan'ın toprak bütünlüğü için elinden gelen hiç bir diplomatik girişimi esirgemeyen Amerika'nın ağzından Ermenistan'ın işgal ettiği topraklardan çekilmesi gerektiğine dair tek kelime duymamıştı.

Azerbaycan son yıllarda ekonomik ve askeri olarak hızla toparlanıyor. Petrol ve doğalgazdan elde ettiği gelir artıyor. Artık maaşların komik derecede düşük olduğu, düzensiz ve pejmürde bir konumdan hızla çıkıyor. Özellikle Azerbaycan Silahlı Kuvvetleri tam manasıyla modern bir ordu olma yolunda ilerliyor. 1990'ların başlarında Ermenistan kendi çapında ciddi bir askeri güç; buna karşılık Azerbaycan ise ordusu olmayan zavallı bir görüntü sergilemişti. Ama o günler artık tarih oldu. Şimdilerde Azerbaycan isterse işgal altındaki topraklarını silahla geri alabilecek güç ve yeteneklere ulaşmış bulunuyor.

Buna karşılık Ermenistan içinden çöküyor. Aç ve sefil. Hükümetlerin halkına verebildiği tek şey sistematik Türk düşmanlığı. O da karın doyurmuyor. Genç yaştaki Ermenilerin büyük bir çoğunluğu yerleşmek amacıyla Batılı ülkelere gidiyor. Rusya'da da epeyce Ermeni çalışıyor. Azerbaycan'ın sadece savunma bütçesi bile Ermenistan'ın toplam bütçesini geçmiş durumda…

Bütün bunlar siyasete de yansıyor. Haydar Aliyev önceleri işgal altındaki toprakların sulh ile alınacağını söylerdi. Şimdilerde İlham Aliyev, işgal altındaki toprakların sulh veya harp ile yani nasıl olursa olsun mutlaka geri alınacağını ifade ediyor. Ama maalesef AKP hükümetine Amerika'nın yaptırttığı bu Ermeni yanlısı girişimlerin temelde Azerbaycan'ın moralini bozmaya yönelik olduğu anlaşılıyor. Fırsatını bulduğunda Ermenistan'dan topraklarını geri almaya kalkışmasın diye yapılıyor. Eğer bir de sınır kapısı açılırsa, Azerbaycan üzerindeki psikolojik harekatın birinci bölümü tamamlanmış olacak. Bakalım onu da yapacak kadar ileri gidecekler mi?

Azerbaycan'ın gönlünü almak kolay olmayacaktı 

Cumhurbaşkanı Gül'ün Ermenistan ziyaretinin ardından Azerbaycan'a gitmesi yaptığımız değerlendirmeleri doğruluyor. Basında bu geziyle Azerbaycan'ın gönlünün alınacağı gibi laflar dolaşması da bu teze destek veriyor.

Gül'ün Erivan ziyaretinin stratejik amacının Azerbaycan'a yönelik bir psikolojik harekat olduğunu ifade etmiştim. Pek tabii ki, bu gezi ile Ermeni lobisi, Ermenistan ve bu geziyi Ankara'ya zorlayan dış çevreler Türkiye'ye Ermeni soykırımı iftiralarını kabul ettirmek konusunda ciddi mesafe almış görünüyor.

Bundan sonra Türk halkına aslında Ermeni soykırımının yapıldığını; bunu kabul ederek özür dilemenin ‘medeniyetin' bir gereği (!) olduğunu ifade eden yayınlar artacak ve AB çevreleri ile ABD bu kampanyalara şiddetle destek verecektir. Ancak bütün bu çabalara rağmen her hangi bir hükümetin Ermeni soykırımı iftiralarını kabul etmesi kolay olmayacaktır.

Çünkü, Ermeni mezalimine uğramış; ataları, dedeleri, en yakınları katledilmiş insanlar arasında o yıllarda yaşananlar hafızalarda olabildiğince canlıdır. Ama yine de, Türk-Ermeni mücadelesinde verdiği kayıplar itibariyle aslında mağdur taraf olarak değerlendirilmesi gereken Türk milleti içerisinden böyle bir Ermeni lobisinin çıkarılmış olması, söz konusu kampanyaları yürütenler açısından fevkalade büyük bir başarıdır. Bu durum, resmi siyaseti ile bunlara destek olan AKP açısından da büyük bir vebal olarak tarihe geçecektir.

Bütün bunlar Gül'ü o geziye zorlayan başta ABD ve AB olmak üzere dış çevrelerin hedeflerinden bir kısmı idi. Buna şüphe yok. Ancak gezinin esas stratejik amacı bölgenin yükselen yıldızı durumundaki Azerbaycan'ı yalnızlığa sürüklemektir.

Tekrar hatırlayalım: Ermenistan devleti 1988'de henüz Sovyetler Birliği dağılmadan evvel başlayan ve Sovyetlerin dağılmasından sonra hızlanan Azerbaycan-Ermenistan savaşında kardeşimiz Azerbaycan'ın topraklarının yüzde yirmisini işgal etti. Bu topraklarda yaşayan bir milyon civarındaki Azerbaycan Türkünü de o topraklardan sürdü.

Azerbaycan toprakları Ermenistan tarafından işgal edilirken Azerbaycan'ın ciddi bir silahlı gücü yoktu. Ama Haydar Aliyev zamanında başlatılan ordu kurma çabaları semeresini verdi. Artık Azerbaycan ordusu Ermenistan silahlı kuvvetlerinden çok daha üstün ve eğitimli. Bir sürpriz saldırı ile Ermenistan'ın işgali altındaki toprakları geri alabilecek güç ve yeteneklere sahip.

Bu arada Azerbaycan ekonomik güç olarak da hızla ilerliyor. Petrol ve doğalgazdan elde edilen gelirler sayesinde hızla kalkınan bir ülke. Buna karşılık Ermenistan içinden çürüyor. Türk düşmanlığı dışında hiçbir şeyi olmayan Ermeni halkı her kış zorlanıyor. Silah tutma yaşındaki gençler başta olmak üzere ülke nüfusunun büyük bir bölümü Batılı ülkelere giderek mülteci olma yarışında… Ekonomik değeri Azerbaycan ile mukayese bile kabul etmez. Ama buna rağmen bu basit ülke hem Azerbaycan topraklarındaki işgalini sürdürüyor hem de Türkiye'ye karşı düşmanca politikalarında ısrar ediyor.

Azerbaycan ordusunun yükselen gücünden son yıllarda Ermenistan'ın çok endişe ettiğine şüphe yok. İlham Aliyev'in babasından devraldığı politikayı bir yandan aynen devam ettirirken bir yandan da kısmen tadil ederek, işgal altındaki toprakların sulh veya harp ile ama mutlaka geri alınacağını söylemekte olmasının Ermenistan'ı korkuttuğu açıktır.

Gerçekten de BM kararlarına göre işgalci olduğu tasdik edilen Ermenistan'a karşı Azerbaycan ani bir operasyon düzenleyebilir ve bütün topraklarını geri alabilirdi. 8 Ağustos günü Rusya'nın Gürcistan'ı Osetya'dan püskürtmesiyle başlayan iki kutuplu jeo-politik mücadelede Türkiye'ye fevkalade ihtiyaç duyacak olan Rusya, Ermenistan'a yeterince arka çıkamayabilirdi.

Ve Azerbaycan Ermenistan'a hak ettiği dersi verebilirdi. İşte Gül, yaptığı geziyle bütün bunları önlemiş oldu. Azerbaycan yönetiminin gönlünü alması pek mümkün görünmüyor. Her ne kadar Azerbaycan yöneticileri resmi açıklamalarında bizleri kırmamaya özen gösterseler de…3[2]

ABD Kafkasya'ya el koymaya hazırlanmaktaydı!

"ABD, Rusya'yı güneyden ve Türkiye'yi kuzeyden kuşatmaya alırken, AB'yi de yanına almıştır. ABD'nin temel amacı; Karadeniz'i bir Amerikan gölü haline getirmektir. ABD, Karadeniz'e NATO'nun füze üsleri, radarları ve üye ülkeleri ile karadan ve NATO deniz güçleri ile denizden girmeye çalışıyor… ABD için Karadeniz bir anlamda BOP'un yarısıdır.

ABD, Karadeniz'e çıkarak Rusya'yı güneyinden, Türkiye'yi kuzeyinden kuşatmaya almayı amaçlıyor. ABD'nin, Bulgaristan'da, Romanya'da üsleri var. Gürcistan'da kukla iktidarı var, üsleri var. Ukrayna'da kukla yönetimi var. Hâkimiyeti var. Azerbaycan'da üsleri var. Ermenistan'da üs kurmaya çalışıyor. Gürcistan, Ukrayna ve Azerbaycan'ı NATO'ya almaya çalışıyor. Polonya'da füze kalkanı kuruyor, Çek Cumhuriyetine radar üssü kuracak. Bu ülkelerin çoğu da AB üyesi yapılmıştır.

ABD, Rusya'yı ve Türkiye'yi Karadeniz merkezli kuşatmaya alırken, AB'yi de yanına almıştır. ABD'nin temel amacı; Karadeniz'i bir Amerikan gölü haline getirmektir. ABD, Karadeniz'e NATO'nun füze üsleri, radarları ve üye ülkeleri ile karadan ve NATO deniz güçleri ile denizden girmeye çalışıyor. Son Gürcistan krizini bahane ederek insani yardım ulaştırmak amacıyla Montrö antlaşmasını zorlayarak NATO güçlerini buraya sokmaya çalışıyor. Üstelik Türkiye'nin insani yardım malzemelerini hava yolundan ulaştırması için ABD'ye her türlü kolaylığı göstermesine ve hava yolunun herhangi bir sınırlamaya tabi olmamasına rağmen bu yolu zorluyor.

ABD'nin Karadeniz'e girme projesinde Trabzon ve Samsun'un da son derece hayati işlevi olacak. Nitekim 1 Mart 2003 öncesinde, ABD'nin İskenderun'a asker yığmaya başladığı günlerde, TBMM'de reddedilen tezkerede limanların açılması da yer alıyordu.

Mücadele, Avrasya güçleriyle ABD arasında geçiyor

ABD ile Rusya arasındaki çekişme, BOP bağlamında Avrasya güçleri ile ABD arasındaki kıyasıya güç mücadelesidir. Bu mücadelenin temelinde enerji olmakla beraber ABD'nin küresel, ekonomik, siyasal, stratejik ve güvenlik konularında küresel hegemonya kurmasına yönelik çok boyutlu bir girişimdir. Küresel mekanda kendisine rakip bir gücün ortaya çıkmasını savaş dahil her türlü araçla ortadan kaldırma, çok kutuplu bir dünya oluşumunu imkansız kılma projesidir.

ABD için Karadeniz, hayati önem kazanıyor

ABD için Karadeniz hayati derecede önemlidir. Önemi, Büyük Ortadoğu Projesi'nin stratejik bir bölgesini oluşturmasındandır. Karadeniz bir anlamda BOP'un yarısıdır. Karadeniz çevresi Zbigniev Brzezinski'nin Avrasya coğrafyasında, "Küresel Balkanlar" olarak tanımladığı kaos coğrafyasına denk hayati bir bölgedir. ABD'nin Karadeniz'e çıkmaktaki ısrarının temel amacı; 1936 yılında imzalanan Montrö Antlaşması'nı aşındıra aşındıra delmek ve NATO deniz gücü adı altında ABD donanmasını Karadeniz'e sokup bölge ülkelerine güç gösterisinde bulunmak, meydan okumak ve onları teslime zorlamaktır.

Montrö delinirse, Türkiye parçalanır

Montrö'de ısrar, son tahlilde Türkiye'nin parçalanmasında ısrardır. Çünkü Türkiye bu coğrafyanın aktör gücü ve en kilit ülkesidir. Onun çökertilmesi BOP'a hayatiyet kazandırılmasıdır. Montrö Antlaşması, Lozan Antlaşmasından sonra Türkiye'nin kuruluş antlaşmasıdır. Montrö'nün delinmesi, Lozan'ın çökertilmesi olur. ABD'nin hedefi öncelikli olarak Türkiye ve Türkiye üzerinden Rusya, İran, Çin başta olmak üzere Avrasya güçlerinin çökertilmesidir. (İslami diriliş ve direnişin önlenmesidir. M.Ç.)

ABD bu güçlere doğrudan silah doğrultmaktadır. Bu bağlamda AKP ve Saakaşvili iktidarı dışındaki Avrasya iktidarları teyakkuz durumundadır.

Gürcistan ve Ukrayna NATO'ya alınırsa, anında savaş patlar

NATO Genel Sekreteri Sheffer'in ağzından, Gürcistan'ı ve ardından Ukrayna'yı acilen NATO'ya alabiliriz" dedirten NeoCon Cuntası'nın başı Başkan Bush bu yola başvurursa, savaş anında patlayacaktır" diyenler haklıdır.

ABD'nin Karadeniz hesapları

NATO'nun 2004 yılı sonrası hedeflerini öngören ve Haziran 2004'te ABD Dışişleri Bakanlığınca hazırlanan, 'ABD-NATO Bir Amaç İttifakı' raporunda ABD'nin Karadeniz'de mutlaka bir güç olarak bulunması öngörülüyordu. Raporda, Karadeniz Gücü (Black Sea Force) ve Barış İçin Ortaklık (BİO) projelerinin ABD'yi de içine alacak şekilde genişletilmesi gerektiği vurgulanıyor. ABD'nin NATO üzerinden Karadeniz hedefleri şöyle saptanıyor:

1- "Bulgaristan ve Romanya'da başlatılacak ABD varlığı ortak eğitim ve lojistik tesisleri aracılığı ile ve keşif amaçlı bir 'Karadeniz Görev Gücü' kurularak içsel işlerlikler düzeyine çıkarılmalıdır. Romanya, Bulgaristan ve Türkiye ile birlikte ABD'nin varlığı da, Karadeniz'de yeniden canlandırılmış daha geniş bir güvenlik ve işbirliği oluşturulması için yararlıdır.

2- "ABD, yeni bir İstanbul Girişimi oluşturmak ve günümüzdeki Varşova Girişimi'ne sağladığı ölçüde fon sağlamak zorundadır. Böylelikle Büyük Karadeniz Savunma, İçişleri ve İstihbarat Bakanlar Kurumu'nun oluşumu teşvik edilmiş ve sivil acil durum olasılıkları ve yasaklama operasyonları için bir Büyük Karadeniz Görev Gücü ortaya çıkacaktır.

3- "Yeni güvenlik tehditleriyle (İslam ve Rusya gibi M.Ç.) başa çıkacak iki taraflı ya da bölgesel çalışmalar için hazırlık yapılmalıdır. Böylelikle Büyük Karadeniz Savunma, İçişleri ve İstihbarat Bakanlar Kurumu'nun oluşumu hızlandırılmalıdır.

4- "Karadeniz, NATO'nun 2003 Ağustos'un da Afganistan'da Uluslararası Güvenlik Destek Gücü (İSAF) görevini üstlenmesinden ve Irak'ta da Polonya komutasındaki güçlere yardımcı olmaya başlamasından sonra, giderek artan bir önem kazanmıştır. NATO'nun Balkanlar'ın ötesine geçip Karadeniz'de daha geniş bir bölgede faaliyet göstermemiş ve bu ülke Savunma Bakanları'nın da bugüne kadar hiç bir araya gelmemiş oldukları göz önünde tutulursa, artık Orta Avrupa ve Balkanlar'dan çıkarılan derslerin bu bölgeye uyarlanmasının zamanı gelmiş bulunmaktadır.

5- "İstikrara doğru atılacak ilk adım, güvenlik riskleri konusunda görüşmelerle bir anlayış yaratmak ve sonra da saydam bir gündem oluşturmaları için askeri faaliyetleri yürürlüğe sokarak daha geniş bölgesel işbirliğini sağlamaktır.

Raporun en önemli paragrafı bu paragraftır. 'Karadeniz Gücü', daha da geniş yetkilerle oluşturulacak 'Barış Gücü Tugayı'nın emrine verilerek NATO üzerinden ABD güdümüne alınacaktır. Sözü edilen 'Barış Gücü Tugayı', Balkanlar'da bölgesel güvenlik ve istikrara katkıda bulunmak kılıfıyla Türkiye'nin öncülüğünde kurulan ve Türk askerlerinin de görev yaptığı 'NATO Güneydoğu Avrupa Çok Uluslu Barış Gücü Tugayı' olması, Türkiye'nin hangi şeytani amaçlara ve emperyalist planlara alet edildiğinin ispatıdır.


[1] Kulis Ankara / Milli Gazete

[2] Hasan Ünal / Milli Gazete

0 0 votes
Değerlendirmeniz

Makale Paylaşım Sayısı: 

Subscribe
Bildir
0 Yorum
En Yeniler
Eskiler Beğenilenler
Inline Feedbacks
View all comments
Picture of Bayram YÖNEM

Bayram YÖNEM

YORUMLAR

Son Yorumlar
0
Düşünceleriniz değerlidir, lütfen yorum yapın.x
Paylaş...