Dil, kalbin tercümanı; davranışlar ise kalbin aynasıydı. Bir şahsiyeti en iyi kendi sözleri, eserleri ve projeleri yansıtırdı. Şerli kişilerin ve şeytani cephenin bir zattan hazımsızlıkları ve hücumları da, Onun “hayır ve hakikat ehli” belgesi sayılırdı.
10 Aralık 2008 İstanbul’da SP İl Başkanlığında Kurban Bayramı sohbetinde Erbakan Hoca şu mesajları veriyordu:
“Biz bir buçuk milyar Müslüman’ı temsilen şu anda kutsal topraklarda bulunan 3.5 milyon Hacımız; “Lebbeyk Allahümme Lebbeyk” derken, Rabb’ımız karşılık veriyor..
“Öyle ise hayra yapışın, şerden kaçının, bütün insanlığın huzuru ve kurtuluşu için çalışın…”
Bin türlü zulüm ve zillet içindeki İslam Aleminin ve tüm ezilenlerin, bu çilelerden kurtulması ve saadet dünyasının kurulması için çalışmak sorumluluğumuzu kuşanarak her türlü fedakarlığa hazır olduğumuzu kanıtlamak zaten “Kurban”ın anlamı ve amacı oluyor.
Hak İslam’dır. Batıl ise Siyonizm güdümündeki ırkçı emperyalizm olmaktadır. Son krizler de açıkça gösteriyor ki, batıl yürüyemez, zulüm devam edemez ve Batı çöküyor.
1990’dan sonra, dünya hızla değişiyor, artık kapitalist ABD bile mecburen solculuğa ve devletçiliğe kayıyor.
Zulme karşı koymak ve adaleti kurmak “güç” gerektiriyor. Gücün ise iki temeli ve göstergesi bulunuyor.
•1. Hak yolunda inançlı, azimli ve inatçı, sadık ve sabırlı, organizeli bir teşkilata, aziz ve asil bir halka dayanmak.
•2. Zalim güçlerin silah ve saldırılarını boşa çıkaracak teknolojik yenilik ve üstünlüğe sahip bulunmak.
Bir ülkede huzur ve hürriyetin olabilmesi için:
•1. Din hürriyetinin herkese ve kâmilen tanınması
•2. Güçlü ve öncü bir ülke konumuna çıkılması
•3. İçte ve dışta barışın sağlanması gerekiyor. (Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesini anımsatıyor. M.Ç.)
Seneye (2009 yılı içerisinde) Milli Görüş’ün 40. yılını (ve inşallah kesin başarısını) kutlayacağız. Bütün Siyonist çevreler: “Şu Erbakan’dan bir türlü kurtulamıyoruz ve Türkiye’yi elde tutamıyoruz!” diye dert yanıyor..
Amerika’daki Siyonist Yahudi Lobilerini çok iyi bilen, bu konuda ciddi araştırmalar gerçekleştiren bir ilim adamı dostumuz; geçenlerde bize gelip hakkımızda şunları söylediklerini haber vermiştir:
“İsmet İnönü’yle başlayan Türkiye’yi yozlaştırma ve gizli kuşatma planımızı hep şu Erbakan zihniyeti boşa çıkarmıştır. Erbakan, bizim iktidara taşıdığımız Süleyman Demirel’e; “taklitçi ve montaj sanayici”, Turgut Özal’a; “faizci ve manevi tahripçi”, Tayyip Erdoğan’a ise; “işbirlikçi ve Siyonizme hizmetçi” diyerek sinsi hesaplarımızı hep sonuçsuz bırakmıştır.
Şimdi de hepsinden daha dindar ve yerli tavırlı ve önceki adamlarımıza alternatif iddialı ve Erbakan’ın aleyhinde konuşamayacağı birini parlatmaya çalışmaktayız!?”
Evet; işte dünyayı yöneten malum merkezler bunları itiraf ediyor. Öyleyse sadece Saadet Partili olmak ta yetmiyor, şuurlu ve sorumlu bir Milli görüşçü olmak gerekiyor.
Ancak, artık bir şey yapmaya bile ihtiyaç kalmıyor. Çünkü zaten AKP kendi kendisini yiyip bitiriyor.
Şöyle ki:
•1. Çok çetin bir ekonomik kriz yaklaşıyor.
•2. ABD ve İsrail -henüz azdırmadılar- terörü iyice yaygınlaştırmaya hazırlanıyor.
•3. IMF sadece ümüğümüzü sıkmıyor, iliğimizi de kemiriyor.
•4. Avrupa Uyum Komisyonu ülkemizi ve devletimizi parçalamaya çalışıyor.
•5. İşsizlik korkunç boyutlara ve patlama noktasına tırmanıyor.
•6. Açlık ve sefalet, dayanılmaz biçimde ağırlaşıyor.
•7. Ahlaki ve ailevi yozlaşma hızlanıyor ve ürkütüyor.
Bakınız televizyonlarda seyrediyorsunuz, gazete ve kitaplarda okuyorsunuz. Yahudiler Amerika ve Avrupa’da:
•a) Kendileri, ayrı semtlerdeki özel okullarında, henüz dört-beş yaşındaki çocuklarına dini eğitim veriyorlar.
•b) Kız ve erkekleri farklı sınıflarda tutuyorlar.
•c) İlk, orta ve lisede sürekli dini eğitimle diğer dersleri birlikte okutuyorlar.
•d) Liseden sonra iki yıl, çok ciddi ve disiplinli bir dini eğitim almadan, gençlerini üniversiteye göndermiyorlar.
•e) En az beş, hatta on-on iki çocuk yapmayı teşvik edip destekliyorlar.
•f) Yiyecek ve içeceklerine ve bunları üretenlere dikkat ediyorlar ve inançlarına uygunluğunu sürekli denetliyorlar.
•g) Ferdi, ailevi ve içtimai hayatlarını dini kuralarla göre düzenliyorlar.
(STV gibi kanallar ise Siyonist Yahudilere duyulan haklı öfkeyi törpüleyici bir tavırla ve reklam edici bir hayranlıkla bunları saatlerce aktarıyorlar. M.Ç.)
Ama sağcı veya solcu geçinen işbirlikçi iktidarları, masonik odakları ve soysuz sivil toplum kuruluşları eliyle başka halkları ve özellikle Müslümanları laiklik ve çağdaşlık bahanesiyle bu temel haklarından ve milli ahlaklarından koparmak için, zorbalık dahil, her yolu deniyorlar.
Allah bizlere: “inandık, çalıştık ve başardık” demeyi nasip buyuracağı kutlu ve mutlu günler yaklaşıyor. Bayramınız mübarek olsun.
Hocamız bir özel sohbetinde şunları anlatmıştı:
İnşallah, Cenab-ı Hak bu çalışmalarımızı en büyük hayırlara ve en büyük çalışmalara vesile kılacaktır.
Bizim davamız Hak davadır ve tek davadır.
İslam’dan ve insanlık sevdasından başka bütün davalar batıldır veya saptırmadır.
Bizim medeniyetimizin temeli İslam’a dayanır; Batı medeniyetinin temeli ise Hıristiyanlığa, O da Yahudi safsatasına ve Firavun yasalarına uzanır.
Medeniyetler 3 şeyle mukayese edilip, doğru ve yanlışlığı ortaya çıkarılır.
1- Bu medeniyet Allah’a nasıl inanıyor?
2- Bu medeniyet insana nasıl yaklaşıyor?
3- Bu medeniyet âleme, çevreye nasıl bakıyor?
Bir medeniyetin bu 3 temel esasa bakış açısı değerlendirilerek Hak mı, Batıl mı olduğu anlaşılır.
1- Hıristiyanlar Allah 3’tür diyor, daha başlarken çok büyük bir günahla ve tutarsızlıkla başlıyor. Böyle bir inancın üzerine hiç bir şey bina edilemez. Mesela Hıristiyan bir asker cephede savaşırken; baba, oğul, kutsal ruhtan hangisine yalvaracağına karar veremeden kafasına kurşunu yeyip yere yığılıyor. Cenab-ı Hak hakkındaki inanışları sakat olduğu için, ne kendilerine nede başka milletlere hayırları dokunmuyor.
İslam’ın Cenab-ı Hakk’a bakış açısı ise şöyledir: İhlâs suresinde belirtildiği gibi; “Allah tektir, eşi ve benzeri yoktur, doğmamıştır ve doğrulmamıştır.”
2- Batılılar insanı “doğuştan günahkâr” sayıyor. Bunun için de kilisede vaftiz edip temizleme saçmalığı uyguluyor.
Oysa, bizim inancımıza göre: bütün insanlar günahsız olarak, eşrefi mahlukât ve ahseni takvime müsait olarak dünyaya geliyor.
3- Batının Batıl zihniyeti: “Bu kâinat benim malım, yakarım, yıkarım, insanlara da hükmeder köle gibi kullanırım diyor, kendisini emanetçi olarak değil, tabiatın sahibi olarak görüyor.
Oysa, bizim inancımızda ise: “Kâinatın sahibi değil, emanetçisiyiz. Kıyametin kopacağını bilsek dahi elimizdeki fidanı dikmekle mükellefiz. Bize bahşedilen nimetleri ölçülü kullanmak ve bizden sonrakilere aktarmak mecburiyetindeyiz” esası gözetiliyor.
Siyonizmin amentüsü (Batıl inanç esasları) şunlardır.
1- “Beni İsrail üstün ırktır. Biz efendiyiz, diğer insanlar bize köle olarak yaratılmıştır” diye inanıyorlar.
Oysa, bizim dinimizde; Arabın Aceme, Acemin Araba üstünlüğü yoktur. “Üstünlük takvadadır, inancımıza ve insanlığa hizmetin kadar, kıymetin olacaktır” gerçeği vardır.
2- “Biz dünyaya hâkim olacağız. Bu bizim hakkımız ve kutsal davamızdır” diyorlar.
3- Hakim olmak için de üç şey yapılacaktır:
a) Yahudiler Filistin’de toplanacak,
b) Süleyman Mabedinin yeniden inşası tamamlanacak ve Mescid-i Aksa yıkılacak,
c) Büyük İsrail devleti kurulacak,
d) Mesih yeryüzüne gelip, tüm Yahudileri kutsayacak diye bekliyorlar.
(Onların Mesih diye bekledikleri Hz. İsa değildir.)
İsrail bu hedefine ulaşmak için çok zulümler yaptı ve yapmaya devam ediyor.
Siyonizm 5765. yılını kutluyor. Siyonizm’in dünya hâkimiyeti hedefine ulaşması için tarih boyunca hizmet eden başlıca Yahudiler şunlardır:
- Teoder Herzel (Büyük İsrail devletinin fikir babasıdır)
- Emanuel Karaso (İtalyan hahambaşıdır, Teoder Herzel’in fikrini uygulamaya koyan insandır)
Emanuel Karaso Büyük İsrail hedefi için İttihat ve Terakki cemiyetini kurdu. Selanik Milletvekili olarak Meclise girmiş ve 1908’de Abdulhamit Hanı tahttan indirmeyi başarmıştır.
Sevr Büyük İsrail projesidir. Osmanlı’yı parçalamak için imzalanmıştır, ama nasıl Çanakkale’yi geçemedilerse, Sevr’i de uygulayamadılar. Büyük İsrail’in emniyeti için Anadolu’da bağımsız devlet olmaması lazımdı. Sevr’in manası da buydu.
Kahramanmaraş’ta Sütçü İmamlar, Balıkesir’de H. Basri Çantaylar gibi büyük alim şahsiyetlerin ateşlediği istiklal mücadelesi, Mustafa Kemal önderliğinde milletimizin zaferiyle sonuçlanmıştır.
- Siyonizme hizmet eden diğer Yahudi Mısır hahamı Hayım Nahum’dur. Lozan’da İsmet İnönü’nün müşavirliğini yapmıştır. Koç’un başındaki Bernard Nahum’un dedesidir.. Hayım Nahum: “Osmanlı’yı savaşlarla yıkamadık, ağır kayıplar da veriyoruz. Gelin bir “Time Out” yapalım, yani ara verelim. İslam’ı yumuşak lokma yapalım. Bunun için de Müslümanları dininden uzaklaştıralım, borçlandırıp, işsiz bırakalım” formülünü ortaya attı. Şu anda Hayım Nahum planı uygulanıyor. Eskiden bütün ilçe ve köylerimizde: dini ve manevi eğitim ocakları vardı. Bunlar bizim yapımızın çelikleşmesini sağlıyordu, ama Hayım Nahum planı ile bu yapı bozuldu.
Oysa, bir ülkenin kuvveti, imanlı evlatlarıdır.
Biz, Milli Görüşçüler olarak Hayım Nahum planının hedefine ulaşmaması için, milletimizi şuurlandırmakla görevli insanlarız.
Bizim Teşkilatımızın varlık gayesi sandık bölgesi toplantılarını yaparak, halkımıza bu gerçekleri anlatmaktır.
Canla başla çalışmak zorundayız ki, bu felaketlerden hem ülkemiz hem de bütün insanlık kurtuluşa ulaşsın.
Bu çalışmaları insanları küf hastalığından yani AKP’nin uyuşturup yozlaştırmasından kurtarmak için yapıyoruz.
AKP, yıllığı 50 Milyar dolarlık Yahudi uşağıdır. Bunlar Yahudi ideali için 50 Milyarı da, 100 Milyarı da harcayacak yapıdadır.
Bütün insanlığın kurtuluşu bizim bu çalışmalarımıza bağlıdır.
Peki, nasıl çalışacağız?
Erbakan Hocamızdan 7 öğüt
1- Kendinize ve değerlerinize sahip çıkın: Milli Görüş ve Saadet Partisi bu milletin kendisidir, taklitçi değildir. Bu vatan Saadetçilere emanettir.
2- İnanın ve umutlanın: “Biz kazanacağız” diye inanmalıyız, inananlar etrafına inanç dalgaları saçarlar, (madden ve manen biz kazanıyoruz) Cihat edenlere Allah yardım eder. Allah’u Teala da (akıl ve mantık üstü) Kuvvet ve Kudret sahibidir.
3- Dik durun ve caymayın: Korkak ve ürkek olmayın. “Bu beldede Saadet Partisi’nin temsilcisi kim?” diye sorulduğunda, ayağa kalkıp korkmadan ve ürkmeden “Benim” diyebilmelidir. Evet inanan insan Rabbinin huzurunda, “hiç” olduğunu düşünecek, ama davası için ise: dik durmasını bilecektir. Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u fethinde çadırda namaz kılarken Allah’ın huzurunda “hiç” olduğunu hatırlıyor, boynunu büküyor, ondan yardım istiyordu. Ama surların karşısına gelince bir aslan kesiliyordu. Evet, kendine güveneceksin. Pısırıklık, uyuşukluk, tembellik göstermeyeceksin. Tevazu başka şey, vakar ise başka şeydir.
4- Çok çalışın ve yılmayın: Her farzın bir miktarı vardır, cihat farzının miktarı takatimizin sonuna kadardır. Cihat ibadetinde takati yettiği halde yapman gerekeni yapmadığından sorumlu tutulacaktır.
5- Her kişi ile görüşün, insanlardan uzaklaşmayın: İnsanlara karşı “ben bu kişi ile görüşebilirim”, “işi yaptırabilirim” intibaını uyandırmak için gideceksin, görüşeceksin, elini sıkacaksın. Bir insanın onayını ve oyunu almak ciddi bir iştir. Onun dünyevi ve uhrevi kurtuluşunu istemektir. Çünkü hedefimiz Hakkın galip gelmesidir ve halkın huzura ermesidir.
6- Güler yüzlü olun, kaba ve katı davranmayın: Davamız hatırına; güven duygusu uyandırmak için, asık suratlı ve katı tavırlı olmak terk edilecektir.
7- Kimseyi dışlamayın, toparlayın: İslam dini iyilik dinidir. Hakka hürmet, mahlûka şefkat ve merhamettir. Evet Alevi-Sünni ayırımı yapmadan, sağ-sol kayırmadan davamızı anlatmamız gerekir. Alevi kardeşlerimiz, gayrimüslim hemşerilerimiz, kendi huzur ve güvenlikleri için herkesin Saadet Partisine oy vermesi gerekir. Çünkü bütün insanların kurtuluşu buna bağlıdır.
Biz, bütün insanlara iyilik için varız. Efendimiz(SAV): “İnsanların hayırlısı başkalarına faydası dokunandır” buyurmuştur.
Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın hitabet sanatı
Sınırlarınız cetvelle çizilmişse, liderleriniz de doğal olarak kartondan olacaktır. Sınırların kurşunla çizildiği vatanlarda liderlerin de o derece ağırlıklarının olması kesinlikle yadırganmamalıdır. Büyük toplumlar içinden elbette büyük liderler de çıkacaktır. Ama büyük değişim ve zaferleri genellikle büyük liderler başarmaktadır. Büyük lider denilince akla kitleleri harekete geçirmesini bildiği kadar, sorumluluk bilincinin gerektirdiği hassasiyetleri de gösterebilen kimseler gelir. Bu anlamda siyasetçi olmak ayrı bir özellik, devlet adamı olmak apayrı bir özelliktir. Dikkat çeken bir husus var ki; bütün büyük devlet adamları aynı zamanda büyük bir hatiptir. İyi birer hatip olmak iddiasında olanların, hitabet tekniklerini bilmenin ötesinde bir şeylere de ihtiyaçları olduğu bir gerçektir. Her şeyden önce lafına itibar edilir bir adam olmak lazım gelir. Siyasette adresiniz ve istikametiniz belli değilse, ne kadar güzel konuşursanız konuşun lafınıza itibar edilmeyecektir.
Belli sorunlar karşısında; kendi üslubunuzla ve kendi çözüm yollarınızla konuşmaktan başka çareniz yok gibidir. Konuşma esnasında sizi başkalarından ayıran cümleler ve sloganlar kullanmanız gerekir. Konuşmalarınız hayali değil, bu dünya şartlarında ayakları yere basacak kadar gerçekçi olmalıdır. Hitabetten maksat muhatabı etkilemekse, az sözlerle çok yüksek düzeyde etki uyandırmanın yollarını bulabilmelisiniz. Her şeyden önce şunu bilmeliyiz ki; hitabet sanatında takım ruhu yoktur. Futbola değil, boksa benzer hitabet. Önce kendi kendinize torbayla çalışırsınız, ringe çıktığınızda size yardımcı olacak olan da sadece kendi yumruklarınızdır.
Unutmayalım ki; güzel konuşmak için, tabir-i caizse hitabetin kabadayısı olmak zorundayız. Kitlelere yön tayin etmek ve onların da sizin gibi düşünmesini sağlamak için elinizin altındaki en sağlam malzeme iyi bir hitabet sanatıdır. Toplum içinde etkili olabilmiş insanların en belirgin ortak özelliği hiç kuşkusuz karizmatik birer hatip olmalarıdır. Gelecekte de karizmatik hatipleri aramızdan çıkarmak istiyorsak, geçmiş tecrübemizden alabildiğince faydalanmalıyız. Kuşkusuz geçmişimizdeki parlak aynalar geleceğimizi de aydınlatır.
Hitabet sanatında her şeyden önce kendimize örnek alacağımız rol modellere ihtiyacımız vardır. Türkiye’de pek çok siyasetçi ve aydının üzerinde köklü etkiler bırakmış bir lider olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın hitabet tekniğinin ciddi bir biçimde ele alınıp incelenmesi son derece faydalıdır ve lazımdır. Elbette bir kitap olacak kadar geniş bir konuyu bir sayfaya sığdırmak mümkün olmayacaktır. Bunun yanında bazı temel başlıkların altının çizilmesinin de faydalı olacağı inancındayım.
İyi bir konuşmada en önemli husus çarpıcı bir girişle başlamaktır. Vurucu cümlelerle insanların dikkatini bir anda kendi üzerine çekebilen hatipler konuşmaya iyi bir avantaj yakalayarak başlayacaktır. Bu ya bir fıkra olur, ya bir atasözü ya da çarpıcı bir slogandır. Veya dikkat çekici bir alıntı da olabilir. Prof. Dr. Necmettin Erbakan Hoca’nın konuşmalarına baktığımızda görüyoruz ki; bir anda kitlenin kafasında şok etkileri bırakacak şekilde çarpıcı bir giriş yapmaktadır. İnsanlar ilk anda neye uğradıklarını şaşırır gibi olunca da asıl anlatmak istediği mevzuu yavaş yavaş açmaya başlar ki; hitabet tekniği açısından bu son derece başarılı sonuçlar doğurmaktadır.
Batılı kaynaklarda ”Humour” diye geçen olgu, Hoca’nın konuşmalarında kendini bariz bir şekilde gösterir. Humour dedikleri şey; aslında bizdeki anlamıyla muhatapla hatip arasındaki soğuk duvarları kaldırıp, yerine sıcak ve samimi bir havayı estirmektir. Mesela bir bakarsınız ”Sizi gidi Batı taklitçileri sizi!” diye bir lafla ortalıkta sıcak ve samimi ve etkili bir hava meydana getirir. Bu şekilde hem vermek istediği mesajı uyanık beyinlere kazır, hem de ortamda tatlı bir tebessümün dolaşmasını sağlar. Başka bir konuşmada ”abooo!'” diye bir bağırır ki; topluluk aralarından çıkmış bir insanın kendilerine konuşmuş olmasını son derece sıcak karşılar. Bu türden çıkışlar Anadolu insanı ile arasındaki şifreli bir yakınlaşma parolası gibidir. Belki de aynı şeyleri ciddi ve celalli bir hitabet tarzıyla söylemiş olsaydı kitle üzerinde o kadar olumlu bir etki bırakamazdı. Oysa bizim toplumumuzu yüreğinden yakalamak isteyen herkesin ”onlardan biri” imajını mutlaka vermesi lazımdı. Topluma tepeden bakan, kendini çok yükseklerde görüp herkesi aşağılayan hatiplerin bu toplumda gereken sıcak ilgiyi bulması imkânsızdı. Yunus Emre’mizin söylediği gibi ”söz ola kese savaşı” anlayışındaki bir üslubu benimsediğimizde büyük ve derin tartışmaları hiç başlamadan bitirme şansına da sahip olunacaktı.
Bir hitabeti askıda bırakan ve toplumla arasındaki bağı koparan en ciddi hata, ayakları yere basmayan laflar etmektir. Hayali bir takım iddialar insanların hayatında belki ilk anda hoş gelse de akl-ı selimle düşündüğünde ters tepkilere sebep olacağı da kesindir. İnsanlar daha çok kendi günlük hayatlarında birebir yaşadıkları sorunlar üzerinden düşünürler. Onun için de kendi sorunlarını dinleyip dillendiren insanlara itibar ederler. Bu gerçeği doğru bir biçimde okuyan Erbakan Hoca, insanlara bazen günlük gazetelerden alıntılar yapar, bazen de basit hesaplardan bahseder. Dikkat çekici bir nokta var ki; muhatabı her zaman aramızda yanı başımızda dolaşan ”Sakallı Hüsnü” gibi insanlardır. Sakallı Hüsnü’ye hitap ediyor olmak ciddi ve etkili bir hitabet stratejisidir. Ayakları sağlam bir yere basmayan lafları mümkün mertebe kullanmamaya çalışır ki; bakınca hemen göreceğimiz bir şey vardır. O da insanlara geçmişte yapmış olduğu başarılı hizmetleri gelecekteki yapacaklarına referans olarak göstermesidir. Bu da inandırıcı olması bakımından fevkalâde önemlidir ve başarıyla yürütülmektedir. İnsan iki kanatlı bir kuş gibidir. Hem duygusal yönü vardır hem akıl yönü. Birinden birini ihmal eden hatibin başarılı olma şansı yoktur. Erbakan Hoca bir yönüyle duyguları ve heyecanları harekete geçirirken, bir yönüyle de akılcı ayakları sağlam bir zemine basan bir metot geliştirir. Tabir-i caizse hem kalbe hem beyne dokunur. Sayıları ve ekonomik gerçekleri mantıklı bir biçimde izah eder. Bu da onun inandırıcılığına son derece önemli katkılar sağlar.
Erbakan Hoca’nın dikkat çeken hitabet tekniklerinden biri de; konuşmasını bazı temel başlıklar halinde tasnif etmesidir. Bu metodu pek çok İslam âliminin de uyguladığı bilinir. Mesela beş temel başlıkta ele aldığı konuları her birini bir parmağıyla işaretle göstererek teker teker açıklar. Sunucuların tuzak sorularıyla müdahale etmesine rağmen, bir konu bitmeden de asla başka bir konuya geçmez. Hem vücut dilini iyi kullanır, hem de konuşmasına olası müdahalelere asla müsaade etmez. En ince teferruatına kadar ele aldığı mevzuda; konu hakkında uzman bir kafa olduğu izleniminden asla taviz vermez. Bu anlamda açıklanmaya ihtiyaç hisseden bir nokta çok önemlidir: Uzman olmadığı alanlara fazla girmemeye azami dikkat gösterir. İyi bir hatip kendi uzmanlık alanının dışında fazla kesin konuşmalara yeltenmemelidir. Erbakan Hoca iyi bildiği konuları insanların zihnine çaka çaka, belki de fazlasıyla tekrar ede ede anlatır ki bu anlamda başarılı bir hitabet örneği sergiler. Konuşmanın sonunda bütün başlıkları kısaca özetleyip vurucu bir son cümleyle konuşmayı bitirir.
Özet olarak diyebiliriz ki; sadece heyecanları kışkırtan bir hitabetin başarılı olma şansı bulunmamaktadır. Bu anlamda Hoca, hem bir halk adamı gibi davranır, hem de ciddi bir devlet adamı kimliğinden asla uzaklaşmamaktadır. Türkiye ve dünya siyasetinin sırrını çözmüş bir lider olarak Prof. Dr. Necmettin Erbakan’dan öğrenecek çok şeyimiz vardır. Öğrenmemiz gereken ilk husus, hem milli derinliği hem devlet tecrübesi olmayan kadroların bu ülkeyi bir yerden bir yere taşıyamayacağıdır.[1]
İşte 26 Kasım 2006 Çağlayan’daki Muhteşem Mitingde Hoca’nın tarihi hitabetinden bir bölüm:
Dünyayı Siyonizmin sömürge hâkimiyetine sokan Yalta’nın rövanşını almaya ve zulüm saltanatını yıkmaya hazırlandıklarını haykıran Erbakan:
“Mazlumların kurtuluşu, Millî Görüş iktidarını bekliyor” diyerek tarihi seferberlik ilanı yaptı!..
Millî Görüş Lideri ve 54’üncü Hükümet Başbakanı Prof. Dr. Necmettin Erbakan; Millî Görüş’ün milletin atan kalbi, sesi, tarihi ve kendisi olduğunu belirterek, “Bu sürece gelinceye kadar pek çok mitingler yaptık. Bizler milletin gerçek temsilcisi olduğumuz için elbette daha pek çok kez toplanacak ve gürleyeceğiz. Millî Görüş’ün temeli sevgi ve şefkattir. Tüm İslam Alemi tek bir vücut gibidir. Yeryüzünde öncelikle Müslümanlara ve genelde ise tüm insanlığa bu zulümler yapılırken bizler yerimizde duramazdık. Bu zulümleri önlemek ve adil düzeni getirmek için bu toplantıları yapıyoruz. Vücudumuz 7 sancıdan ve acıdan kıvranıyor. Buralar Filistin, Irak, Afganistan, Keşmir, Lübnan, Çeçenistan ve en son olarak da tüm dünyadır” tespitlerini tekrarladı.
Bu ülkenin asıl evlatları, şuurlu ve sorumlu insanları Millî Görüşçülerdir
İnançlı Millî Görüşçülerin çevresindeki insanlara gerçekleri anlatmak ve onları da uyandırmak zorunda olduğuna işaret eden Erbakan Hoca: “Nereden geldik, neredeyiz ve nereye gitmemiz lazım? Bunları milletimize anlatmak ve onları uyarmak zorundayız. Allah bu kâinatı hak batıl mücadelesi üzerine tanzim etmiştir. Hakkı olduğu gibi, batılı da bilip tanımalıyız. Siyonizm yeryüzündeki bir buçuk milyar Müslüman ve geri kalan diğer inançlara mensup 4,5 milyar insanı egemenliği altına almış ve yönetiyor. Eziyor ve sömürüyor. Teşhisi doğru koyalım: Bugün aslında ABD ve AB diye iki ayrı güç odağı bulunmamaktadır. Siyonizmin ABD ve AB oyuncağı ve kuklaları vardır. Biz Millî Görüşçülerin üç büyük özelliği şunlardır: Bizler maneviyatçıyızdır. Hakkı üstün tutarız ve nefis terbiyesi bizde esastır. Bizim kimyamız bu olduğu için, fiziki özelliklerimiz de hidayet, feraset ve dirayettir. Bizler inanıyoruz ki bir ülkenin asıl gücü, tankı topu değil, inanan evlatlarıdır (ve teknolojik atılım ve buluşlarıdır). Bu nedenle de vatanımızı güçlü tutmak için inançlı millî görüşçüler yetiştirmeye devam etmek zorundayız. Çünkü millî görüş olmazsa, hak ve batıl birbirine karışır. Bundandır ki kurtuluşun çaresi Millî Görüştür. Bu yolla insanlık zulümlerden ve acılardan kurtulur. Millî Görüş doğru yoldur, orta yoldur. Millî Görüş ifrat ve tefriti kabul etmez. Tüm bunları gerçekleştirme vasıtamız ise adil düzendir. Hak, ancak doğuştan sahip olunan temel insan hak ve hürriyetleriyle, karşılıklı mukavele ve adaletten doğar” gerçeklerini tekrar hatırlattı.
İsrail, bütün insanlığı köle yapmak istemektedir
Erbakan Hoca konuşmasını şöyle sürdürdü: “Firavunlar ve firavun zihniyetinde olanlar: çoğunluk, menfaat ve gücü hak sebebi olarak görürler. Bugün ABD, menfaatleri olduğunu söyleyerek Irak’ı işgal etmiştir. Eğer menfaat bir hak sebebiyse, bizlerin de Texas petrollerinden menfaatimiz var. Öyleyse kalkıp Amerika’yı işgal etmeye mi çalışalım? O zaman dünyada huzur ve barış adına bir şey kalır mı? Ancak George Bush denen o kafasız kovboy bunu anlamıyor. Irkçı Siyonizmin temel kitabı Tevrat değil, sanılanın aksine Kabala’dır. Tevrat’ı da hahamlar Kabala uğruna ve onun doğrultusunda tahrif ettiler. Kabala, Yahudilere diyor ki; “Siz yeryüzünün tek gerçek milletisiniz, siz üstün milletsiniz ve yeryüzündeki diğer tüm milletler de size hizmet etmek için vardırlar, sizin kölelerinizdir. Bu nedenle de Ben-i İsrail’i Kudüs’e topla, Fırat ve Nil’in arasını kapsayan tüm toprakları içine alacak şekilde Arz-ı Mevud’u kur ve bu bölgedeki tüm bağımsız devletleri yok et, yönet, sömür ve bağımsızlıklarına müsaade etme. Mescidi Aksa’nın yerine ise Süleyman Mabedini inşa et ve böylece de Yahudilerin Mesihi’nin yeryüzüne gelmesine zemin hazırla. Yahudilerin Mesih’i yeryüzüne geldiğinde ise İsrail tüm dünyaya hakim olacak, üstün ırk böylece tüm dünyaya hükmedecek!” Bugün İsrail (karşılıksız dolar vasıtasıyla) dünyadaki para gücünü ve ruhlarını satın alıp robotlaştırdığı adam gücünü elinde tutarak, işbirlikçi yönetim ve kişileri kullanarak kendisine hizmet ettiriyor. Bakın Makovski ne diyor? “Bizler büyük İsrail’i tam kuracakken arabamızın tekerleğinin önüne bir taş geldi. Bu taş Refah Partisi’dir”. İşte bu nedenle de ellerindeki medya gücü marifetiyle önce halkı narkozladılar. Sonra da Millî Görüş’ten bazılarını bölerek bunları iktidara taşıdılar. Çünkü iktidara taşıdıkları onların arzu ve hedeflerine hizmet edecek olanlardır”
AKP duruma göre dönek bir tavır sergilemektedir
AKP’ye de haklı eleştiriler ve hayırlı öneriler yönelten Erbakan Hoca, konuşmasını şu uyarılarla tamamladı: “AKP iktidara ilk geldiğinde Afyon Hindisi gibi tüylerini kabartarak, ne kadar güçlü olduklarını söylüyor, neler yapabileceklerini anlatıyorlardı. Ancak aradan dört yıl geçtikten sonra onların kabaran tüyleri döküldü ve bu tüylerin altından bir leylek çıktı. Çünkü bunlar milletin temsilcisi ve atan kalbi olamazlardı. Ancak, önümüzdeki seçimde Millî Görüş’ü iktidara getirerek bu kötü gidişata ‘dur’ diyeceğiz. Millî Görüş’ten başka, hiç kimse bu yükün altından kalkamaz. Bu nedenle de artık medyanın narkozuyla uyutulmuş olan halkı uyandırmak zorundasınız. Bakın, Papa Türkiye’ye geliyor. Niçin geliyor? Bizans’ı yeniden kurmak ve patriğe ekümenik vermek için gelecek. Böylece aslında Papa Türkiye’yi bölmek için gelecek. AKP ise bunların elini öpmeye hazırlanıyor. İşte bundan dolayı bu kadar gayret ediyor ve uyarıyoruz milletimizi. Bugün adil bir düzeni kurma startı veriliyor. Unutmayın ki cihat edebiyat sohbetlerinde konuşulacak bir şey değil, yapılacak ve yaşanacak bir görevdir.”
Evet, Erbakan Hoca, sohbet ve hitabetlerinde:
1- En başından beri savuna gelip sahiplendiği gerçekleri, aynı samimiyet ve sadakatle tekrar etmek ve tebliğ görevini yerine getirmek
2- Ama Hz. Peygamberimizin, “Söylemi ve daveti açık; ama hedefine ulaştıracak siyaset ve stratejisi saklı” sünnet ve prensibine uygun olarak:
a) Halkı manipüle ve dolaylı yönlendirme tekniği ile hangi merkeze kanalize edeceğini iyi bilmek
b) Çok usta bir satranç dehasıyla, ilk birkaç etapta, rakiplerinin işine gelebilecek ve taviz zannedilecek, ama sonuçta kendi amaçlarına birer araç haline gelecek: kısa, orta ve uzun vadeli hamle planları üretmek
c) Teşkilat bünyesindeki dar çerçeveli hareket ve heveslerle, ülke çapındaki, hatta bölgesel ve küresel hedef ve projelerini birlikte ve bir bütün halinde yürütmek
3- Sohbet, seminer, konferans, miting, röportaj, televizyon programı gibi farklı ortamlarda uygun konuşma tarzları takip ederken
a) Aynı gerçekleri ama, ayrı tekniklerle ifade etmek
b) Konuları toplumdaki değişik sınıf ve seviyeden herkesin kendi açısından önemseyip ilgi göstereceği ve yine kendi çapında ifade edeceği şekilde ve zenginlikte dile getirmek
c) Güncel gelişmeleri, suni gündem penceresinden değil; gerçek nedenleri, tarihi seyri ve tabii neticeleri çerçevesinde değerlendirip; olayların peşinden koşup yorumlamak yerine, olaylara yön verecek yöntemler geliştirmek
4- Konuşmalarında tebliğ, davet ve uyarı görevi yanında:
a) Dozunu çok iyi ayarlamak suretiyle; “tenkit, tehdit, tahrik” unsurlarına yer vermek
b) Aynı konuşma içinde; sade vatandaşlardan, en etkili ve yetkili kurumlara kadar hepsine gerekli ve yeterli mesajları iletmek
c) Ülke ve dünya çapında etkin ama zalim ve hain çevrelerin:
“Bu Erbakan ne yapmak ve nereye varmak istemektedir?
Gerçek amacıyla geçici hesabı nedir?
Resmi teşkilat ve kadrolarıyla, samimi ekipmanları hangileridir?
Hangi söylem ve eylemleri taviz ve taktik, hangileri gerçek projeleridir?”
Soruları içinde bunalmalarını ve yine Hoca’nın sunduğu seçeneklerden birini yapmaya mecbur bırakılmalarını sağlayıp düşmanlarını bile davasına hizmet ettirmek gibi çok yüksek ve örnek bir hitabet ve siyaset dâhisidir.
[1] Umut Bulut / Milli Gazete

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ALLAH RAZI OLSUN HER ZAMAN YAZILARINIZI TAKİP EDİYORUM. TÜRKİYE VE DÜNYA MESELELERİNE ÇOK GÜZEL YORUMLAYEYORSUNUZ…
İşbirlikçi zurnalar! İşbirlikçiler, Siyonist ve emperyalistlerin elindeki ZURNA gibiydiler! Siyonist ve emperyalistler, işbirlikçi zurnalara nasıl…
AKP’nin "Terörsüz Türkiye" maskesi altında aslında nasıl bir iş birlikçilik içinde olduğunu ve ülkemizi adım…
İçsel Devletin Anatomisi. Ruhun Sürgünü ve Nefsin İhtilali… İnsan ruhu, farklı birimlerin çalıştığı devasa bir…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… ”Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır;…
Şimdi koca, ömrüm kayıp Şerre uydum, Hak’tan cayıp Yeter artık, utan ayıp Neler ettin, nefsim…
Siyonizmin ülkeleri böl parçala yut stratejisinin akıl babalarından ve geliştiricilerinden ilham alan sözde milli dayanışma…
TÜRKİYEM UYAN ARTIK! Ahlaki, manevi, sosyal ve ekonomik yönden bu kadar çürümüşlüğün ve çöküşün olduğu…
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…