Şirk Kavramı:
“Kendilerine kitaptan bir pay verilenleri görmedin mi? Onlar “Cibt”e ve “tağut”a inanıyorlar ve inkâr edenler için “bunlar iman edenlerden daha doğru bir yoldadır” diyorlar. (Nisa:51)
Yani Tevrat, İncil ve Kur’an bilgisinden biraz haberi ve hissesi olan, çevrelerinde Ulema ve Evliya tanınan öyle kimseler vardır ki, bunlar müşrikleri ve kâfirleri, Siyonist ve emperyalist güçleri, İslam’ın barış ve bereket nizamının hâkimiyeti için gayret eden gerçek müminlerden daha haklı ve hayırlı olduğunu söyleyip onların safında yer alıyorlar.
Aslında bunlar, Müslüman görüntülü münafıklardır. Ve “hakka değil Batıla inanan (ve zulme destek çıkan, böylece) Allah’ın (vadini ve kudretini) inkâr edip sapıtan ve hüsrana uğrayan” (Ankebut: 52) insanlardır.
Oysa Kuran (her türlü) Tağut’u (şeytani rejimleri ve şer güçleri) inkâr edip (onlardan yüz çevirmeyenlerin) Allah’a inanmak ve Kuran’ın kulpuna yapışmak iddialarının” sahte olduğuna işaret buyurmaktadır.(Bak: Bakara: 256)
Ka’b bin Eşref ve Hayy bin Ahtap gibi Yahudi liderlerinin, Uhud savaşından sonra, İslam’a ve Resulüllah’a karşı Müşriklerle İttifak yapmak üzere Mekke’ye gidip Ebu Süfyan’la görüştüklerinde, bir soru üzerine “sizin dininiz ve düzeniniz, Hz. Muhammed’inkinden daha doğru ve hayırlıdır” demeleri sebebiyle bu ayeti kerimenin nazil olunduğu bilinmektedir.
Kendi “ruhban ve ahbar”larını (Tevrat’taki ilahi hükümleri dejenere edip değiştiren din bilginlerini, istismar ve istidrac ehli manevi rehberlerini) Allah’tan gayrı Rabler edinen, yani Cibt ve Tağut’a iman eden Yahudi ve Hıristiyanlardan kitaptan nasibi olanları, müşrikleri müminlere tercih etmişlerdir.
Bugünün Tağut’ları: Yahudi Siyonizmi, Amerikan Emperyalizmi, AB Haçlı zihniyetidir. Ve yine günümüzün “cibd”leri ise Rockefeller, Bush, ve benzerleridir.
Müslüman bilinen, bilgiç ve ermiş geçinen Fetullah Gülen, Hayrettin Karaman, Yaşar Nuri Öztürk gibi “kitaptan nasibi olan”lar; Amerikan Conilerini Irak’lı mazlum müminlerden, İsrail katillerini Filistinli mücahitlerden, faizci, fahişeci ve işbirlikçi dönekleri, adil düzencilerden akıllı ve hayırlı görmektedir.
Velhasıl, putların da, buştların da sadece ismi, cismi ve resmi değişmiştir. Yoksa özleri de, sözleri de, izlerinden gidenleri de, hala aynı tiyniyettedir. Hatta kimilerinin; İsrail’e piyonluk, ABD’ye taşeronluk yapan AKP’nin dönek kuklalarını kahraman gösterecek kadar hidayet ve ferasetleri körlenmiştir. Yıllarca hain dedikleri ve hakaret ettikleri insanların, ikbal ve iktidar sahibi olunca, her türlü melanetlerine şimdi hikmet ve hizmet kılıfı geçirilmektedir.
Nisa: 51 ayetinde geçen:
CİBT: Cin ve insan şeytanlarınca yönlendirilen ve gaibten haber veren ve istidrac gösteren, sihir ve kehanetle insanları cezb edip hak ve hayır yolundan çeviren ve bir nevi tanrılık kisvesi giydirilip perestiş edilen canlı putlar anlamına gelir.
Kelimenin aslı Arapça değildir. Başka dillerden geçmiştir. Çünkü Arapça’da aynı kelimede “cim” ve “ta” harflerinin birleştiği görülmemektedir.
TAĞUT: her türlü azgınlık ve sapkınlığın sebebi ve önderi; bunların şirk ve şeytani projeleri ve batıl sistemleridir. Allah’tan başka, hakiki manada güvenilen, övünülen, medet ve inayet beklenen: güçlü, etkin ve yetkin zannedilen kimselerdir. İnsanları zalim düzenlere sürükleyen ve İslam’ı dejenere eden bilgiç ve ermiş kisveli kişilerdir.
Şirk=Müşrik: Ahirete tam inanmayan ve dünya hayatını ve saltanatını daha önemli sayandır.
“De ki: “Ben ancak sizin benzeriniz olan bir beşerim. Bana yalnızca, sizin İlahınızın bir tek İlah olduğu vahyolunur. Öyleyse O’na yönelin ve O’ndan mağfiret dileyin. Vay haline o müşriklerin.” (Fussilet: 6)
“Ki onlar, zekatı vermeyenler ve ahireti inkâr edenlerdir.” (Fussilet: 7)
“Dikkatli olun; gerçekten onlar, Rablerine kavuşmaktan yana derin bir kuşku içindedirler. Dikkatli olun; gerçekten O, her şeyi sarıp-kuşatandır.” (Fussilet: 54)
Oysa gerçek ve yüksek yaşam, ahiret hayatındadır. Bu fani ve fena dünyayı ahirete tercih edenler, ahmaktır.
“Her nereye baksan, bir nimet ve büyük bir mülk görürsün.” (İnsan: 20)
“Onların üzerinde hafif ipek ve ağır işlenmiş atlastan yeşil elbiseler vardır. Gümüşten bileziklerle bezenmişlerdir. Rableri onlara tertemiz bir şarab içirmiştir.” (İnsan: 20-21)
“Yoksa O’nun dışında birtakım veliler mi edindiler? İşte Allah; (gerçek) veli O’dur, ölüleri dirilten O’dur. O, her şeye güç yetirendir.” (Şura: 9)
“Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki ‘tecavüz ve haksızlık’ (haset ve hıyanet) dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından kitaba mirasçı (Kur’ani gerçeklerden haberdar) olanlar ise, herhalde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler(tam ve sağlam bir imana sahip değildirler).” (Şura: 14)
“Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: Allah’ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. (Artık) Bizimle aranızda ‘deliller getirerek tartışma (ya, hüccete gerek)’ yoktur. (Nasıl olsa) Allah bizi bir araya getirip-toplayacaktır. Dönüş O’nadır.” (Şura: 15)
“O’na icabet olunduktan sonra, Allah(ın işleri ve işaretleri) hakkında (sözde) ‘deliller öne sürüp tartışanların’ delilleri, Rableri Katında geçersizdir. (Dünyayı ahirete tercih eden) Onların üzerinde bir gazab vardır ve şiddetli azap onlaradır.” (Şura: 16)
“Ki Allah, hak olmak (ve her konuda hakem yapılıp başvurulmak) üzere kitabı ve mizanı indirdi. Ne bilirsin; belki kıyamet-saati pek yakındır.” (Öyle ise nefsi, siyasi ve dünyevi hevesler için didişmek boşunadır) (Şura: 17)
“Yoksa onların birtakım ortakları (ve gaipten haber fısıldayan şeytanları) mı var ki, Allah’ın izin vermediği şeyleri, dinden kendilerine teşri’ ettiler (bir şeriat kıldılar)? Eğer o fasıl kelimesi (imtihan suresi) olmasaydı, elbette aralarında hüküm (karar) verilirdi ve işleri bitirilirdi). Gerçekten zalimler için acı bir azap vardır.” (Şura: 21)
“Hayır, (asıl) zalimler; hiçbir bilgiye dayanmaksızın kendi heva (istek ve tutku)larına uymuş(ve Allah’ın sözlerini kendi heveslerine uydurmuş olan)lardır. (Kur’an’ı değil kendi kuruntularını esas almışlardır) Allah’ın saptırdığını kim hidayete erdirebilir? Onların hiçbir yardımcıları yoktur.” (Rum: 29)
“Ve sen kendi sapıklıkları içinde kör olanları (ama kendilerini en haklı ve hayırlı yolda sananları) da doğruya iletici değilsin. Sen yalnızca, Bizim ayetlerimize iman edenlere duyurabilirsin ki onlar Müslümanlardır.” (Rum: 53)
“Öyleyse sen sabret; şüphesiz Allah’ın va’di haktır; kesin bilgiyle inanmayanlar (ahireti değil, dünyayı öne alanlar) sakın seni telaşa kaptırıp-hafifliğe (veya gevşekliğe) sürüklemesinler.” (Rum: 60)
“Kahrolsun, o ‘zan ve tahminle yalan söyleyenler’ (mutlaka rezil olacaktır) (Zariyat: 10)
“Ki onlar, ‘bilgisizliğin kuşatması’ içinde (gerçeklerden) habersizdirler (ve hepsi yanılmaktadır).” (Zariyat: 11)
“Oysa onların bununla (Kur’an’la ve hakikatla) ilgili hiçbir bilgileri yoktur. Onlar, yalnızca zanna uymaktadırlar. Oysa gerçekte zan, haktan yana hiçbir yarar sağlamayacaktır.” (Necm: 28)
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah’ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence ve istismar konusu edinmek için sözün ‘boş ve amaçsız olanını’ satın alırlar (Kur’an’ı bırakıp, yalan-yanlış yorum yapanlara takılırlar). İşte onlar için aşağılatıcı bir azap vardır.” (lokman: 6)
“Ona ayetlerimiz okunduğunda, sanki işitmiyormuş ve kulaklarında bir ağırlık bulunuyormuş gibi, büyüklük taslayarak (müstekbirce ve asıl yorumu bize öğretildi, biz seçkin kimseleriz dercesine) sırtını çevirir. Artık sen ona acı bir azap ile müjde ver.” (lokman: 7)
“Görmüyor musunuz ki, şüphesiz Allah, göklerde ve yerde olanları emrinize amade kılmış, açık ve gizli sizin üzerinizdeki nimetlerini genişletip-tamamlamıştır. (Buna rağmen) İnsanlardan öyleleri vardır ki, hiçbir ilme dayanmadan, bir yol gösterici ve aydınlatıcı bir kitap olmadan, Allah hakkında mücadele edip durmaktadır (kendi kurgularını Kur’an’ın yerine koymaktadır).” (lokman: 20)
“İşte-böyle; şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz O’nun dışında taptıkları (tanrılar) ise, batıldır. Şüphesiz Allah, Yücedir, büyüktür.” (lokman: 30)
“Ey insanlar, Rabbinizden korkup-sakının ve öyle bir günün azabından çekinip-korkun ki, (o gün hiç) bir baba, çocuğu için bir karşılık veremez ve (hiç)bir çocuk da babası için bir şeyi verebilecek (durumda) değildir. Şüphesiz Allah’ın va’di haktır. Artık dünya hayatı sizi aldatmaya sürüklemesin ve (ermiş, bilmiş, seçilmiş havası veren) aldatıcı(lar) da sizi Allah ile aldatmasın.” (lokman: 33)
“Sana Rabbinden vahyedilene uy (Allah’ın ayetlerini eğip bükerek şeytani heves ve hesaplar güdenleri bırak). Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan haberdardır.” (Ahzap: 2)
“Allah, bir adamın kendi (göğüs) boşluğu içinde iki kalp kılmadı” Allah ise, hakkı söyler ve (doğru olan) yola yöneltip-iletir.” (Ahzap: 4)
“De ki: “O’na (kulluk etmede) eklemekte olduğunuz ortakları (Tağutlaştırdığınız evliye ve ulema takımını) bana gösterin. Asla (onlar Allah’a ortak olamazlar); hayır, O, güçlü ve üstün olan, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah’tır.” (Sebe: 27)
“Kim izzeti istiyorsa, artık bütün izzet Allah’ındır. Güzel söz O’na yükselir, salih amel de onu yükseltir. Kötülükleri tasarlayıp düzenleyenler ise; onlar için şiddetli bir azap vardır. Onların tasarladıkları (tüm nefsi ve şeytani planlar ve tapınılan hülyalar) ‘boşa çıkıp bozulacaktır’.” (Fatır: 10)
“De ki: “Siz, Allah’ın dışında taptığınız ortaklarınıza (akılıca) bakmıyor musunuz? Bana haber verin; bunlar yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı vardır? Yoksa Biz onlara (Kur’an dışında özel ve gizli) bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde mi (sanılmaktadır)? Hayır, zulmedenler, birbirlerine; aldatmadan başkasını vaat etmiyorlar (yakında anlayacaklardır).” (Fatır: 40)
“Yardım görürler umuduyla, Allah’tan başka İlahlar edindiler.” (Yasin: 74)
“Onların (o İlahların) kendilerine yardım etmeye güçleri yetmez; oysa kendileri onlar için hazır bulundurulmuş askerlerdir.” (Yasin: 75)
“Öyleyse onların sözleri seni hüzne kaptırmasın. Gerçekten Biz, sakladıklarını da, açığa vurduklarını da biliyoruz.” (Yasin: 76)
“Bu (putlar ise,) sizin ve atalarınızın (kendi istek ve öngörünüze göre) isimlendirdiğiniz (keyfi) isimlerden başkası değildir. Allah, onlarla ilgili ‘hiçbir delil’ indirmemiştir. Onlar, yalnızca zanna ve nefislerinin (alçak) heva (istek ve tutku) olarak arzu ettiklerine uyuyorlar. Oysa andolsun, onlara Rablerinden yol gösterici (Kitap ve Peygamber) gelmiştir.” (Necm: 23)
“Sizin (durumunuz) şöyledir: Çünkü bir olan Allah’a çağırıldığınız zaman inkar edip (sapıttınız). O’na ortak koşulduğunda inanıp-onayladınız (canlı ve cansız tağutları ve şeytani güç odaklarını, Allah’a eş yaptınız). Artık hüküm, Yüce, büyük olan Allah’ındır.” (Mümin: 12)
“Siz, işitme, görme (duyularınız) ve derileriniz aleyhinize şahitlik eder diye sakınmıyordunuz. Aksine, yaptıklarınızın birçoğunu Allah’ın bilmeyeceğini (ve sizi hesaba çekmeyeceğini) sanıyordunuz.” (Fussilet: 22)
“İşte bu sizin zannınız; Rabbiniz hakkında beslediğiniz-zannınız, sizi bir yıkıma uğrattı, böylelikle hüsrana uğrayan kimseler olarak sabahladınız.” (Fussilet: 23)
“Biz onlara birtakım yakın-kimseleri (insi ve cinni şeytani kişilikleri) ‘kabuk gibi üzerlerine kaplattık,’ onlar da, önlerinde ve arkalarında olanları kendilerine süslü gösterdiler. Cinlerden ve insanlardan kendilerinden önce gelip-geçmiş ümmetlerde (yürürlükte tutulan azap) sözü onların üzerine hak oldu. Çünkü onlar, hüsrana uğrayan kimselerdi.” (Fussilet: 25)
(Görünürde mü’min geçinip gerçekte) “İnkar edenler dediler ki: “Bu Kur’an’ı dinlemeyin ve onda (okunurken) yaygaralar koparın (Siz Allah’ın emirlerini Kur’an’dan değil, Onu en iyi anlayan açıklayan sanılan Bel’am kılıklı Siyonist kuklalarına kulak kabartın). Belki üstün gelirsiniz.” (Fussilet: 26)
“Önceden kendilerine taptıkları (bugün) onlardan kaybolup gitmiştir ve onlar kaçacak hiçbir yerleri olmadığını anlamışlardır.” (Fussilet: 48)
“Yoksa Biz, bundan önce kendilerine (Yahudi ve Hıristiyan uşağı münafık kimselere ayrı) bir kitap verdik de şimdi ona mı tutunuyorlar?” (Zuhruf: 21)
“Derken, onu (azabı kendi) vadilerine doğru yönelerek gelen bir bulut şeklinde gördükleri zaman, “Bu bize yağmur yağdıracak bir buluttur” dediler. (Zaferi ve izzeti, İslami cihatta değil, zalim güçlere yaranmakta arayanların, boş umutları, rahmet zannedilen musibet bulutları gibidir) Hayır, o, kendisi için acele ettiğiniz (felaket) şeydir. Bir rüzgar; onda acı bir azap vardır.” (Ahkaf: 24)
“Bu durumda, Allah’ı bırakıp yakınlık (sağlamak) için edindikleri ilahlar, onlara yardım etselerdi ya. Hayır, onlar, kendilerinden kaybolup gittiler. Bu (yalancı ilahlar ve onlara yükledikleri), onların yalanları ve uydurduklarıdır.” (Ahkaf: 28)
“Şüphesiz inkâr edenler, Allah’ın yolundan alıkoyanlar ve kendilerine hidayet açıkça belli olduktan sonra ‘elçiye karşı gelip zorluk çıkaranlar’ (Elçinin sözlerinin ve tavsiyelerinin tersini yapıp, “O bizim düşündüğümüzü demek istemişti” şeklinde yorumlayanlar), kesin olarak Allah’a hiçbir şeyle zarar veremezler. (Allah,) Onların amellerini boşa çıkaracaktır.” (Muhammed: 32)
“Ey iman edenler, Allah’ın Resûlü’nün huzurunda öne geçmeyin (Onun sözlerine kendi keyfinizce yorumlar getirmeyin) ve Allah’tan sakının. Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.” (Hucurat: 1)
“Şunların hiçbirine itaat etme: Yemin edip duran (kendi uydurduklarını hakikat sanıp sapıtan), aşağılık (insanların),” (Kalem: 10)
“Alabildiğine (herkesi) ayıplayıp kötüleyen, söz getirip götüren (ve ortalığı karıştıranların),” (Kalem:11)
“Hayrı engelleyip sürdüren, saldırgan, olabildiğince günahkârın,” (Kalem:12)
“Zorba-saygısız, sonra da kulağı kesik (edepsiz ve erdemsiz davrananın);” (Kalem: 13)
Şefaat kavramı ve istismarı
Hz. Resulüllahın, cennetle müjdelenmiş Sahebei Kiramın ve “O yaklaşmakta olan yaklaştı.” “Onu Allah’ın dışında ortaya çıkaracak başka (hiçbir güç) yoktur” ayetiyle işaret olunan Hz. Mehdi Aleyhisselamın[1] dışında kesin şefaat edici olarak hiç kimse gösterilemez.
“Allah; gökleri, yeri ve ikisi arasında olanları altı günde yarattı, sonra arşa istiva etti. Sizin O’nun dışında bir yardımcınız ve şefaatçiniz yoktur. Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?” (Secde: 4)
“Allah… O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, Kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katında şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür.” (Bakara: 255)
“Şüphesiz sizin Rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden, işleri evirip-çeviren Allah’tır. O’nun izni olmadıktan sonra, hiç kimse şefaatçi olamaz. İşte Rabbiniz olan Allah budur, öyleyse O’na kulluk edin. Yine de öğüt alıp düşünmeyecek misiniz?” (Yunus: 3)
“O gün, Rahman (olan Allah)’ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.” (Taha: 109)
“Yoksa Allah’tan başka şefaat ediciler mi edindiler? De ki: “Ya onlar, hiçbir şeye malik değillerse ve akıl da erdiremiyorlarsa?” (Zümer: 43)
“De ki: “Şefaatin tümü Allah’ındır. Göklerin ve yerin mülkü O’nundur. Sonra O’na döndürüleceksiniz.” (Zümer: 44)
“Göklerde nice melekler vardır ki, onların şefaatleri (bile kimseye ve) hiçbir şeyle yarar sağlamaz; ancak Allah’ın dileyip razı olduğu kimseye izin verdikten sonra, o başka.” (Necm: 26)
“Allah’ın kendilerine karşı gazaplandığı bir kavmi (Siyonist Yahudileri) veli (dost ve müttefik) edinenleri görmedin mi? Onlar, ne sizdendirler, ne onlardan. Kendileri de (açıkça gerçeği) bildikleri halde, yalan üzere yemin ediyorlar (ve size şefaat edeceklerini söylüyorlar).” (Mücadele: 14)
“Onların tümünü Allah’ın dirilteceği gün, sizlere yemin ettikleri gibi O’na da yemin edeceklerdir ve kendilerinin bir şey üzerine olduklarını sanacaklardır. Dikkat edin; gerçekten onlar, yalan söyleyenlerin ta kendileridir.” (Mücadele: 18)
“Herhalde, siz onların gönüllerinde ‘dehşet ve yılgınlık uyandırma bakımından’, Allah’tan daha çetin(gelir)siniz. Bu, şüphesiz onların ‘derin bir kavrayışa sahip olmamaları’ dolayısıyla böyledir.” (Haşr: 13) (Allah’tan çok, kendi foyalarını bilen ve söyleyen sadık mü’minlerden korkarlar)
“Ey iman edenler, Benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları (müşrikleri, Yahudileri ve Hıristiyanları) veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkar etmişler, Rabbiniz olan Allah’a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cihad etmek ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız, (nasıl) onlara karşı hala sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur.” (Mümtehine: 1)
Hz. İbrahim (A.S.) bile, Allah’a rağmen, Onun izni ve iradesi dışında kendi öz babasına şefaat edemeyeceğini söylemişti:
“İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek vardır. Hani kendi kavimlerine demişlerdi ki: “Biz, sizlerden ve Allah’ın dışında taptıklarınız (her şeyden ve herkesten) gerçekten uzağız. Sizi (artık) tanımayıp-inkâr ettik. Sizinle aramızda, siz Allah’a bir olarak iman edinceye kadar, ebedi bir düşmanlık ve bir kin baş göstermiştir.” Ancak İbrahim’in babasına: “Sana bağışlanma dileyeceğim, ama Allah’tan gelecek herhangi bir şeye karşı senin için gücüm yetmez.” demesi hariç. “Ey Rabbimiz, biz Sana tevekkül ettik ve ‘içten Sana yöneldik.’ Dönüş Sanadır.” (Mümtehine: 4)
“Hani Musa, kavmine demişti ki: “Ey kavmim, gerçekten benim sizin için Allah’tan gönderilmiş bir elçi olduğumu bildiğiniz halde, niçin bana eziyet ediyorsunuz?” İşte onlar eğrilip-sapınca Allah da onların kalplerini eğriltip saptırmış oldu. Allah, fasık bir kavmi hidayete erdirmez.” (Saff: 5) (Onlar dünyaya tapıp sapınca Allah’ta kalplerini çarpıttı)
“Bu, onların iman etmeleri sonra inkar etmeleri dolayısıyla böyledir. Böylece kalplerinin üzerini mühürlemiştir, artık onlar kavrayamazlar.” (Münafikun: 3) (Önce iman edip, sonra inkâra ve istismara yönelenler iflah olmayacaktır)
“Hiçbir nefsin bir başka nefse herhangi bir şeye güç yetiremeyeceği (ve şefaat edemeyeceği) gündür; o gün emir yalnızca Allah’ındır.” (İnfitar: 19)
İsyancı ve inkârcı kimselere şefaatçi bulunamayacaktır:
“Onlar: “Biz namaz kılanlardan değildik” dediler.” (Müddessir: 43)
“Yoksula da yedirmezdik.” (Müddessir: 44)
“(Batıla ve tutkulara) Dalıp gidenlerle biz de dalar giderdik.” (Müddessir: 45)
“Din (hesap ve ceza) gününü yalan sayıp önemsemezdik.” (Müddessir: 46)
“Artık, şefaat edenlerin şefaati onlara bir yarar vermeyecektir.” (Müddessir: 48)
“De ki: “Rabbimiz (kıyamet günü) bizi bir arada toplayacak, sonra da hak ile aramızı ayıracaktır. O, (gerçek hükmünü vererek hak ile batılın arasını) açandır, (her şeyi hakkıyla) bilendir.” (Sebe: 26)
Sonuç:
Bütün bu ayetlerden ve hadislerden şu gerçekler ortaya çıkmaktadır;
1- Ahiret (hesap ve ceza) gününde Nebilerin, sıddıkların, şehitlerin ve Salihlerin Allah tarafından, imanını kurtaran günahkârlara şefaat etme hakkı tanınacaktır.
2- Bu şefaatin, kimlere ve hangi ölçüde yapılacağına bizzat Allah izin buyuracak, hiç kimse bu ilahi izin ve irade dışında, kendi isteği kimseye ve istediği biçimde şefaatte bulunamayacaktır.
3- Peygamberler, cennetlik sahabeler ve Hz. Mehdi gibi sahih hadisle müjdelenenler dışında, henüz bu dünyada iken, herhangi bir kimse hakkında: “Bu zat bize şefaat edecektir” inancı ve iddiası sadece bir zandır. Çünkü onun bile imanla öleceğinin, cennete gireceğinin ve kendisine şefaat izni verileceğinin hiçbir garantisi bulunmamaktadır.
4- Ve hele çevresine ve kendisine hüsnü zan besleyenlere: “Korkmayın ben ahirette sizlere şefaatte bulunacağım. Kabirde, mahşerde, mizanda, sıratta yardımcı olup kurtaracağım” diyen, veya böyle düşünülmesine ses çıkarmayıp dolaylı onay veren kimseler; zahiri sıfatı ve insanların iltifatı ne olursa olsun, bunlar açıkça sahtekârdır, kendilerini tağut ilan eden “cipt-canlı put”lardır.
Acaba böylelerine, cennet beratı ve şefaat diploması mı gelmiş ki, bu şekilde büyük iddialarda bulunulmaktadır?
Hayır, haddimizi aşmaktan ve Kur’ani hakikatlerden şaşmaktan, Allah’a sığınmalıdır.
5- “Biz filan zatın müritleriyiz, filan tarikatın müntesipleriyiz, filan hizmet teşkilatının müdavimleriyiz, bu nedenle şanslıyız ve sahipliyiz. Çünkü ahirette bunların şefaati nedeniyle: Yahudi ve Hıristiyanlara uşaklıktan, haram ve hırsızlıktan, yalan ve iftiradan, faiz ve zinadan ve tüm gizli-açık zulüm ve günahlarımızdan, bu zatların şefaati sayesinde bağışlanıp affedileceğiz” diye düşünenler ise, boş bir kuruntuya kapılmışlardır.
[1] Necm: 57-58

CÜBBELİ AHMET “BEL’AM”CIK’I VE MAHMUT EFENDİ YAKINLARINA UYARI!
FETULLAH GÜLEN DOSYASI
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
Dünyanın Fikri Değişimi Türkiye’den, FİİLİ DEĞİŞİMİ İSE FİLİSTİN’DEN BAŞLAMIŞTIR!
FİLİSTİN’DE; BÜYÜK BAYRAMIN BÜYÜLÜ BAŞLANGICI VE ZEKİ GEÇKİL’İN ŞARLATANLIĞI
OĞUZHAN ASİLTÜRK’ÜN ERBAKAN’A İFTİRALARI
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
DİKKAT!? Soysuzların Soytarılığı!
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
KUR’AN’A TERCÜMAN, OLDUM KOVULDUM! (ŞİİR)
ALLAH RAZI OLSUN HER ZAMAN YAZILARINIZI TAKİP EDİYORUM. TÜRKİYE VE DÜNYA MESELELERİNE ÇOK GÜZEL YORUMLAYEYORSUNUZ…
İşbirlikçi zurnalar! İşbirlikçiler, Siyonist ve emperyalistlerin elindeki ZURNA gibiydiler! Siyonist ve emperyalistler, işbirlikçi zurnalara nasıl…
AKP’nin "Terörsüz Türkiye" maskesi altında aslında nasıl bir iş birlikçilik içinde olduğunu ve ülkemizi adım…
İçsel Devletin Anatomisi. Ruhun Sürgünü ve Nefsin İhtilali… İnsan ruhu, farklı birimlerin çalıştığı devasa bir…
Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla… ”Ki; (kıyamet ve mahşerde) kişi o gün, kendi öz kardeşinden kaçacaktır;…
Şimdi koca, ömrüm kayıp Şerre uydum, Hak’tan cayıp Yeter artık, utan ayıp Neler ettin, nefsim…
Siyonizmin ülkeleri böl parçala yut stratejisinin akıl babalarından ve geliştiricilerinden ilham alan sözde milli dayanışma…
TÜRKİYEM UYAN ARTIK! Ahlaki, manevi, sosyal ve ekonomik yönden bu kadar çürümüşlüğün ve çöküşün olduğu…
Yine içimizi dışa döken, halimize ayna tutan bir yazımız olmuş, elhamdülillah!İnsan denen mahlûkatın kâinat ile,…
Makalenin içeriği son derece öğüt verici ders verici tefekküre boğucu uyanık olmamızı ve böylesi bir…